Hava Durumu

#Kalite

giresunsonhaber - Kalite haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kalite haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

FINDIKTA RAKIMA GÖRE ÇEŞİT HARİTASI: 10 YILLIK ÇALIŞMANIN SONUÇLARI AÇIKLANDI Haber

FINDIKTA RAKIMA GÖRE ÇEŞİT HARİTASI: 10 YILLIK ÇALIŞMANIN SONUÇLARI AÇIKLANDI

FINDIKTA RAKIMA GÖRE ÇEŞİT HARİTASI: 10 YILLIK ÇALIŞMANIN SONUÇLARI AÇIKLANDI Fındık Araştırma Enstitüsünün 2016 yılında TAGEM desteğiyle başlattığı çalışma, sahilden 750 metre rakıma kadar üç farklı kuşakta yetiştirilen fındık çeşitlerinin verim, çiçeklenme, yapraklanma ve gelişim özelliklerini ortaya koydu. Üç lokasyonda da en yüksek verim Foşa çeşidinde belirlenirken, geç ilkbahar donu riski bulunan bölgeler için Çakıldak ve Allahverdi önerildi. Fındıkta verim ve kaliteyi doğrudan etkileyen “doğru çeşit-doğru rakım” ilişkisine ışık tutan 10 yıllık araştırmanın sonuçları, Trabzon’un Vakfıkebir ilçesinde düzenlenen Bahçe Günü etkinliğinde üreticiler ve tarım sektörü temsilcileriyle paylaşıldı. “Melezleme ve Seleksiyon Yolu ile Islah Edilen Bazı Fındık Çeşitlerinin Farklı Ekolojilerdeki Adaptasyonlarının Belirlenmesi-II” projesi kapsamındaki etkinlik, 28 Temmuz 2026 Salı günü saat 10.00’da Hacıköy Mahallesi Batı Caddesi, Bektaşlı Küme Evleri yanındaki deneme bahçesinde gerçekleştirildi. Etkinliğe Vakfıkebir Kaymakamı Kadir Ulusoy, Vakfıkebir Belediye Başkanı Fuat Koçal, Trabzon İl Tarım ve Orman Müdürü İsa Kaplan, ziraat odaları başkanları, tarım danışmanları, Trabzon İl ve İlçe Tarım ve Orman müdürlüklerinde görev yapan teknik personel ile üreticiler katıldı. SAHİLDEN 750 METREYE KADAR ÜÇ AYRI KUŞAK İNCELENDİ Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Yusuf Bilgen, rakım ve yörelere göre en uygun fındık çeşidini belirlemek amacıyla projenin 2016 yılında TAGEM desteğiyle başlatıldığını açıkladı. Bilgen, çalışma kapsamında çeşitlerin verim potansiyellerinin yanı sıra fındıkta verim ve kaliteyi doğrudan etkileyen çiçeklenme ve yapraklanma dönemlerinin belirlendiğini, dikim sistemlerinde görülen yanlışlıkların da tespit edildiğini bildirdi. Araştırma; Sahil Kol’da 0-250 metre, Orta Kol’da 251-500 metre ve Yüksek Kol’da 501-750 metre rakım aralıklarında yürütüldü. ÜÇ LOKASYONUN DA VERİM LİDERİ FOŞA Çalışmanın en dikkat çekici sonucu verim değerlerinde ortaya çıktı. Foşa fındık çeşidi, incelenen üç lokasyonun tamamında en yüksek verimi verdi. Bitki boyu bakımından en yüksek değer yine Foşa çeşidinde, en düşük değer ise Çakıldak’ta ölçüldü. Dip sürgünü oluşturma yönünden Çakıldak ilk sırada yer alırken, en düşük dip sürgünü oluşumu Foşa çeşidinde saptandı. Deneme alanlarında söküm öncesinde kaydedilen verim değerlerinin de çeşitlere bağlı olarak arttığı belirtildi. ÇİÇEKLENME VE YAPRAKLANMA TAKVİMİ ÇEŞİDE GÖRE DEĞİŞTİ Fenolojik gözlemlerde ilk erkek çiçeklenmenin Çakıldak çeşidinde gerçekleştiği belirlendi. İlk dişi çiçeklenme ve ilk yapraklanma Foşa’da görülürken, en geç yapraklanan çeşidin nisan ayının ilk haftasıyla Allahverdi olduğu kaydedildi. Bu farklılıklar, özellikle ilkbahar geç donlarının etkili olduğu alanlarda çeşit seçiminin yalnızca verime göre değil, çiçeklenme ve yapraklanma zamanına göre de yapılması gerektiğini ortaya koydu. DON RİSKİNE GÖRE İKİ AYRI ÇEŞİT ÖNERİSİ Araştırma sonuçlarına göre ilkbahar geç donlarının hâkim olmadığı yörelerde Foşa ve Allahverdi çeşitlerinin; geç donların etkili olduğu yörelerde ise Çakıldak ve Allahverdi çeşitlerinin yetiştirilmesi önerildi. On yıllık çalışma, fındık bahçesi kurulurken yöre, rakım ve don riski dikkate alınmadan yapılan çeşit tercihinin verim ve kalite kaybına yol açabileceğini; bahçe planlamasının bilimsel veriler üzerinden yapılması gerektiğini gösterdi. ÇALIŞMANIN BİLİMSEL VE KURUMSAL İZİ 2016’YA UZANIYOR Vakfıkebir’de sonuçları açıklanan araştırma, tek dönemli bir çalışma değil. Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Yusuf Bilgen’in Tarım ve Orman Bakanlığının internet sitesinde yayımlanan resmî öz geçmişinde, aynı araştırma hattının iki ayrı TAGEM projesi hâlinde yürütüldüğü görülüyor. İlk aşama, “Melezleme ve Seleksiyon Yolu ile Islah Edilen Bazı Fındık Çeşitlerinin Farklı Ekolojilerdeki Performanslarının Belirlenmesi” adıyla TAGEM-FTG ve Fındık Araştırma Enstitüsü bünyesinde 2016-2020 yılları arasında gerçekleştirildi. Çalışmanın devamı niteliğindeki ikinci aşama ise “Melezleme ve Seleksiyon Yolu ile Islah Edilen Bazı Fındık Çeşitlerinin Farklı Ekolojilerdeki Adaptasyonlarının Belirlenmesi-II” adıyla 2021-2025 döneminde yürütüldü. Böylece açıklamada kullanılan “10 yıllık çalışma” ifadesinin, 2016’da başlayan birinci dönem ile 2025’te tamamlanan ikinci dönemin bütününü kapsadığı anlaşılıyor. Dr. Yusuf Bilgen’in resmî öz geçmişi Fındık Araştırma Enstitüsünün internet sitesinde ikinci aşama, “Melezleme ve Seleksiyon Yoluyla Islah Edilen Bazı Fındık Çeşitlerinin Farklı Ekolojilerdeki Performanslarının Belirlenmesi-II” adıyla devam eden projeler arasında da yer aldı. Kurumsal kayıtlarda “performans” ve “adaptasyon” ifadeleriyle görülen proje, aynı araştırma çizgisinin iki aşamalı olarak sürdürüldüğünü ortaya koyuyor. Fındık Araştırma Enstitüsü proje kaydı SONUÇLAR PROJE KAYDINDA VAR, HAKEMLİ MAKALEDE HENÜZ GÖRÜNMÜYOR Araştırma, TAGEM projesi ve Fındık Araştırma Enstitüsü çalışması olarak kurumsal literatüre girmiş durumda. Ancak yapılan akademik ve kurumsal yayın taramasında; Foşa’nın üç rakım kuşağının tamamında en yüksek verimi verdiği, ilk erkek çiçeklenmenin Çakıldak’ta, ilk dişi çiçeklenme ve yapraklanmanın Foşa’da görüldüğü, Allahverdi’nin en geç yapraklanan çeşit olduğu ve don riskine göre çeşit önerilerinin sıralandığı nihai sonuçların tamamını içeren hakemli bir bilimsel makaleye rastlanmadı. Dr. Yusuf Bilgen’in 2024 tarihli resmî yayın listesinde proje çalışmaları kayıtlı olmasına karşın, bu projenin sonuçlarını bütün ayrıntılarıyla yayımlayan ayrı bir makale veya kongre bildirisi bulunmuyor. Araştırmanın proje geçmişi ve kurumsal kaydı doğrulanabilirken; çeşitlere, yıllara ve lokasyonlara göre ölçülen sayısal veriler ile istatistiksel analizlerin tamamının bilim dünyasına hangi yayın üzerinden sunulacağı belirsizliğini koruyor. RAKIM VE YÖNEY İLİŞKİSİ 2019’DA TEZ KONUSU OLDU Haber konusu projeyle birebir aynı olmamakla birlikte, fındıkta rakımın verim ve kalite üzerindeki etkisini inceleyen başka akademik çalışmalar bulunuyor. Erkan Ayaz tarafından hazırlanan “Fındıkta Rakım ve Yöneyin Verim ve Kalite Üzerine Etkisi” başlıklı yüksek lisans tezi, 2019 yılında Ordu Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde yayımlandı. Çalışma, 2016 ve 2017 yıllarında Ordu’nun Fatsa ve Çamaş ilçelerinde yetiştirilen Çakıldak çeşidi üzerinde yürütüldü. Araştırmada 0-250, 250-500, 500-750 ve 750-1000 metre olmak üzere dört rakım seviyesi ile kuzey, güney, doğu, batı ve düz alanlar karşılaştırıldı. Çakıldak çeşidinde meyve kalitesi özelliklerinin rakım ve yöneye göre değiştiği; bitki başına verimin sahil kuşağında ve düz alanlarda, iç ağırlığı ile iç oranının ise çok yüksek kesimlerde ve doğu yöneylerde daha yüksek olduğu belirlendi. Bu tez, Vakfıkebir’de açıklanan çeşit-rakım çalışmasının doğrudan yayını olmasa da fındıkta rakım ve ekolojik koşulların verim ile kaliteyi değiştirdiğini ortaya koyan akademik kaynaklardan biri oldu. YÖK Açık Bilim tez kaydı ÇAKILDAK SONUÇLARI 2017 VE 2018’DE KONGRELERE TAŞINDI Çakıldak çeşidine yönelik klon seleksiyonu çalışmasının ilk sonuçları, 15-19 Ağustos 2017 tarihlerinde Samsun’da düzenlenen IX. Uluslararası Fındık Kongresi’nde sunuldu. Çakıldak çeşidinin Ordu’nun Ulubey, Kabadüz ve Gölköy ilçelerindeki klon seleksiyonuna ilişkin çalışma ise 9-12 Mayıs 2018 tarihlerinde Van’da gerçekleştirilen I. Uluslararası Tarım Bilimleri Kongresi’ne bildiri olarak taşındı. Bu iki çalışma da Vakfıkebir’de sonuçları açıklanan adaptasyon projesiyle aynı yayın değil. Ancak Çakıldak çeşidinin farklı bölge ve ekolojilerdeki üstün tiplerinin belirlenmesine yönelik araştırma çizgisinin daha önce uluslararası kongrelerde ele alındığını gösteriyor. DON RİSKİNE KARŞI TOMURCUK AÇIMINI GECİKTİRME ÇALIŞMASI Fındıkta ilkbahar geç donlarının etkisini azaltmaya yönelik başka bir araştırma, 2018 yılında uluslararası hakemli Acta Horticulturae dergisinin 1226’ncı sayısında yayımlandı. Arzu Sezer, Çiğdem Köse, Ebru Gümüş ve Yusuf Bilgen tarafından hazırlanan çalışmada, fındıkta yaprak tomurcuklarının açılmasını geciktiren bazı uygulamaların ilkbahar don zararından korunmadaki etkisi incelendi. DOI numarası 10.17660/ActaHortic.2018.1226.44 olan çalışma, çeşitlerin doğal adaptasyonundan farklı olarak, tomurcuk açım zamanına müdahale ederek don riskini azaltmaya odaklandı. Acta Horticulturae yayını 2026’DA RAKIMIN FINDIK İÇERİĞİNE ETKİSİ YAYIMLANDI Rakımın fındık üzerindeki etkisini inceleyen güncel bir araştırma da 10 Şubat 2026 tarihinde uluslararası BMC Plant Biology dergisinde yayımlandı. “Impact of Altitudinal Variation on Nutrient Dynamics and Bioactive Composition of Hazelnut Kernel” başlıklı çalışmada, rakım değişiminin fındık içinin mineral maddeleri, besin bileşenleri ve biyoaktif yapısı üzerindeki etkileri araştırıldı. Bu çalışma Foşa, Çakıldak ve Allahverdi çeşitlerini Vakfıkebir’deki üç rakım kuşağında karşılaştıran projenin yayını değil. Ancak rakım değişiminin yalnızca verimi değil, fındığın besin ve biyoaktif bileşimini de etkileyebildiğini gösteren güncel bir bilimsel kaynak olarak literatürde yer aldı. BMC Plant Biology makalesi ON YILLIK VERİNİN TAMAMI BİLİMSEL YAYINA DÖNÜŞMELİ Vakfıkebir’de açıklanan sonuçların geçmişi 2016’ya uzanıyor ve çalışma iki aşamalı TAGEM projesi olarak kurumsal kayıtlarda yer alıyor. Bununla birlikte araştırmanın bilimsel değerinin tam olarak değerlendirilebilmesi için yıllara, çeşitlere ve rakım kuşaklarına göre elde edilen verim değerlerinin; deneme deseni, tekerrür sayısı, kalite ölçümleri ve istatistiksel analizlerle birlikte yayımlanması önem taşıyor. Foşa’nın üç rakım kuşağında da en yüksek verimi verdiği yönündeki sonuç, üreticinin bahçe kurma ve çeşit değiştirme kararını doğrudan etkileyebilecek nitelikte. Bu nedenle 10 yıllık araştırmanın nihai proje raporunun ve hakemli bilimsel yayınının erişime açılması, Bahçe Günü’nde açıklanan sonuçların bilimsel yöntem ve sayısal veriler üzerinden incelenmesini sağlayacak.

FERRERO FINDIK, 375 MİLYON DOLARI AŞAN İHRACATLA SEKTÖRÜN ŞAMPİYONU OLDU Haber

FERRERO FINDIK, 375 MİLYON DOLARI AŞAN İHRACATLA SEKTÖRÜN ŞAMPİYONU OLDU

FERRERO FINDIK, 375 MİLYON DOLARI AŞAN İHRACATLA SEKTÖRÜN ŞAMPİYONU OLDU Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin 2025 yılı “İlk 1000 İhracatçı Araştırması”nda Ferrero Fındık, 375 milyon doları aşan dış satımıyla “Fındık ve Mamulleri Sektör Birincisi” olurken Türkiye genelinde en fazla ihracat yapan firmalar arasında 70’inci sırada yer aldı. Şirketin ihracattaki başarısının yanında üretici eğitimi, iyi tarım uygulamaları, izlenebilirlik, sosyal koşullar ve onarıcı tarıma yönelik çalışmalarının önümüzdeki dönemde daha geniş üretici kesimlerine ulaşması bekleniyor. Türkiye’nin en fazla ihracat gerçekleştiren firmalarının belirlendiği TİM İlk 1000 İhracatçı Araştırması’nın 2025 yılı sonuçları, İstanbul’da düzenlenen “İhracatın Şampiyonları Ödül Töreni”nde açıklandı. Araştırma sonuçlarına göre Ferrero Fındık, 2025 yılında gerçekleştirdiği 375 milyon doların üzerindeki ihracatla fındık ve mamulleri sektörünün ihracat şampiyonu oldu. Şirket, Türkiye genel sıralamasında ise 70’inci basamakta yer aldı. TİM, İlk 1000 İhracatçı Araştırması’nı her yıl Türkiye’nin en yüksek ihracat hacmine ulaşan şirketlerini sektörler ve genel sıralama üzerinden belirlemek amacıyla yayımlıyor. (TİM) ÖDÜLÜ BAMSİ AKIN ALDI Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla, TİM Başkanı Mustafa Gültepe’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen törende Ferrero Fındık’ın sektör birinciliği ödülü, şirketin Genel Müdürü Bamsı Akın’a Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından takdim edildi. Bamsı Akın, elde edilen başarının yalnızca ihracat rakamlarından ibaret olmadığını belirterek şirketin Türkiye’deki fındık değer zincirinin geliştirilmesi ve modernizasyonuna yönelik uzun vadeli çalışmalarını sürdüreceğini ifade etti. Akın, bini aşkın çalışan ve tedarikçilerle birlikte Türk fındık sektörü için değer üretmeye odaklandıklarını, daha sürdürülebilir, dayanıklı ve rekabetçi bir yapı oluşturulması amacıyla sektörün bütün paydaşlarıyla iş birliği içinde çalışmaya devam edeceklerini kaydetti. TÜRK FINDIĞINI DÜNYADAKİ FERRERO TESİSLERİNE TAŞIYOR Ferrero Fındık, Türkiye’den tedarik ettiği ve işlediği fındığı Ferrero Grubu’nun farklı ülkelerdeki üretim tesislerine gönderiyor. Türk fındığı; grubun çikolata, şekerleme ve fındık bazlı ürünlerinde kullanılan temel ham maddeler arasında bulunuyor. Ferrero Hazelnut Company, fındık değer zincirinin üretim, tedarik, işleme, kalite kontrolü ve pazara ulaştırma aşamalarında faaliyet gösterdiğini, yüksek kaliteli ve sorumlu biçimde tedarik edilmiş fındık için çalışmalar yürüttüğünü belirtiyor. (ferrerohazelnutcompany.com) Şirketin Türkiye’deki sanayi faaliyetlerinin bugünkü yapısı, Ferrero Grubu’nun 2014 yılında Oltan Gıda’yı satın almasının ardından şekillendi. Bu süreçte fındığın kırılması, işlenmesi, seçilmesi, mamul ve yarı mamul hâle getirilmesine yönelik kapasite ile ihracat bağlantıları güçlendirildi. Ferrero’nun 2023 yılında yaptığı açıklamada, Düzce fabrikasının yenilenmesi için 80 milyon avroluk yatırım planlandığı ve Türkiye’deki toplam yatırımın o tarihe kadar 130 milyon avroya ulaştığı belirtilmişti. (Ferrero) FERRERO DEĞERLİ TARIM PROGRAMI 2012’DEN BU YANA SÜRÜYOR Ferrero Fındık’ın Türkiye’deki sürdürülebilirlik çalışmalarının merkezinde, 2012 yılından bu yana uygulanan Ferrero Değerli Tarım Programı yer alıyor. Program kapsamında fındık üretiminin yalnızca hasat miktarı üzerinden değil; bahçe bakımı, toprak sağlığı, ürün kalitesi, izlenebilirlik, çalışma koşulları ve çevresel etkileriyle birlikte ele alınması amaçlanıyor. Ferrero, Karadeniz Bölgesi’ndeki saha ekipleri aracılığıyla üreticilerle doğrudan çalıştığını ve programı sivil toplum kuruluşları ile yerel paydaşlarla iş birliği içinde yürüttüğünü bildiriyor. (Ferrero) Ferrero Değerli Tarım Programı üç temel başlık üzerine kuruluyor: İnsan hakları ve sosyal uygulamalar Çevrenin korunması ve sürdürülebilirlik Tedarikçi şeffaflığı ve izlenebilirlik Bu başlıklar, şirketin fındık tedarik zincirine ilişkin taahhütlerini içeren Ferrero Fındık Bildirgesi’nin de temelini oluşturuyor. (ferrerohazelnutcompany.com) ÜRETİCİYE BAHÇE BAKIMI VE VERİMLİLİK DESTEĞİ Program kapsamında üreticilere budama, gübreleme, hastalık ve zararlılarla mücadele, hasat planlaması, kurutma, ürün kalitesinin korunması ve iş sağlığı ile güvenliği gibi alanlarda saha eğitimleri veriliyor. Bu çalışmalarla birim alandan daha kaliteli ürün alınması, üretim maliyetlerinin kontrol altına alınması ve bahçelerin değişen iklim koşullarına karşı daha dayanıklı hâle getirilmesi hedefleniyor. Ferrero’nun Karadeniz Bölgesi’nde oluşturduğu model bahçelerde farklı tarımsal uygulamalar üreticilere uygulamalı olarak gösteriliyor. Şirketin açıkladığı verilere göre 2017 yılından itibaren oluşturulan 52 model bahçede iyi tarım uygulamaları ve verimlilik çalışmaları yürütüldü. Samsun’daki model bahçe uygulamaları da fındık sektörünün modernizasyonuna yönelik çalışmaların bir parçası olarak hayata geçirildi. (ferrerohazelnutcompany.com) ONARICI TARIM VE TOPRAK SAĞLIĞI ÖNE ÇIKIYOR Ferrero Fındık’ın çevresel sürdürülebilirlik çalışmalarında son yıllarda onarıcı tarım yaklaşımı öne çıkıyor. Bu yaklaşımda toprağın yalnızca üretim yapılan bir alan olarak görülmemesi; organik madde miktarının korunması, erozyonun azaltılması, biyolojik çeşitliliğin desteklenmesi, suyun daha verimli kullanılması ve bahçe ekosisteminin güçlendirilmesi amaçlanıyor. Şirket, Ferrero Değerli Tarım Programı kapsamında onarıcı tarım uygulamalarının faydalarını üreticilere gösterecek saha faaliyetleri yürüttüğünü ve tam izlenebilir, daha sürdürülebilir bir fındık tedarik zinciri oluşturmayı hedeflediğini açıklıyor. (ferrerohazelnutcompany.com) İZLENEBİLİRLİK VE TEDARİKÇİ ŞEFFAFLIĞI Fındığın hangi bölgeden, hangi üretici veya tedarik zincirinden geldiğinin kayıt altına alınması, gıda sektöründe kalite ve güvenliğin yanı sıra sosyal ve çevresel risklerin yönetilmesi açısından da önem taşıyor. Ferrero, fındık tedarik zincirinde izlenebilirliği artırarak ürünün üretim alanından işleme tesisine kadar takip edilebilmesini, tedarikçilerin belirlenen standartlara uyumunun denetlenmesini ve sorun görülen alanlarda iyileştirici çalışmalar yapılmasını hedefliyor. Şirketin sürdürülebilir fındık politikası; üreticilerin ve yerel toplulukların gelişmesi, tarım işçilerinin haklarının korunması, çocuk işçiliği riskinin azaltılması ve sorumlu tedarik ilkelerinin uygulanması başlıklarını da kapsıyor. Ferrero, Türkiye’deki fındık tedarik zincirinde çalışma koşulları ve çocuk işçiliği riskinin sistemli ve çok paydaşlı çalışmalar gerektirdiğini kabul ediyor. (Ferrero) İHRACAT BAŞARISI ÜRETİM SAHASINDAKİ GELİŞİMLE TAMAMLANMALI Ferrero Fındık’ın 375 milyon doları aşan ihracatla sektör birincisi olması, Türk fındığının dünya çikolata ve gıda sanayisindeki güçlü konumunu bir kez daha ortaya koydu. Ancak sektörün kalıcı biçimde güçlenmesi için ihracat hacminin yanında üreticinin gelirinin yükseltilmesi, yaşlanan bahçelerin yenilenmesi, mekanizasyon olanaklarının geliştirilmesi, toprak ve yaprak analizlerinin yaygınlaştırılması, kurutma standartlarının iyileştirilmesi, mevsimlik tarım işçilerinin yaşam ve çalışma koşullarının geliştirilmesi ile fındığın daha yüksek katma değerle değerlendirilmesi gerekiyor. Bu nedenle Ferrero Fındık’ın iyi tarım, model bahçe, izlenebilirlik, sosyal sorumluluk ve onarıcı tarım çalışmalarını Giresun başta olmak üzere fındık üretilen bütün illerde daha fazla üreticiye ulaştırarak sürdürmesi, elde edilen ihracat başarısının üretim sahasına, çiftçiye ve bölge ekonomisine daha güçlü biçimde yansımasına katkı sağlayacaktır. Ferrero Fındık’ın 375 milyon doları aşan ihracatının ürün ve ülke bazındaki ayrıntıları açıklanmazken, şirketin dış satımının büyük bölümünü Türkiye’de tedarik edilen doğal ve kavrulmuş iç fındık ile çikolata ve şekerleme sanayisinde kullanılan işlenmiş, kıyılmış, püre ve diğer yarı mamul fındık ürünlerinin oluşturduğu değerlendiriliyor. Trabzon, Düzce ve İzmit’teki tesislerde işlenen Türk fındığı, Ferrero Grubu’nun dünyanın farklı ülkelerindeki üretim merkezlerine gönderilerek grubun çikolata ve şekerleme ürünlerinde kullanılıyor. Türk fındığının dünya pazarındaki değerini artıracak, üreticinin emeğini koruyacak, çevresel ve sosyal sürdürülebilirliği güçlendirecek çalışmaların kesintisiz biçimde devam etmesini diliyoruz.

KABUKLU MEYVEDE VERİMİN ŞİFRESİ TOPRAKTA ARANDI Haber

KABUKLU MEYVEDE VERİMİN ŞİFRESİ TOPRAKTA ARANDI

KABUKLU MEYVEDE VERİMİN ŞİFRESİ TOPRAKTA ARANDI Linares’te ceviz ve fındık üreticileri teknik masada buluştu Şili’de ceviz ve fındık üreticilerini yakından ilgilendiren önemli bir teknik buluşma Linares’te gerçekleştirildi. Iansa Bitki Beslenme organizasyonunda düzenlenen “Zemin Teknik Masası”nda, kabuklu meyve üretiminde verim, kalite ve sürdürülebilir bahçe yönetiminin temel başlıkları masaya yatırıldı. PlanetNuts tarafından duyurulan programa göre 25 Haziran 2026 Perşembe günü saat 10.30’da Linares’teki El Peral Agrícola’da yapılan teknik buluşmaya, Trinuts danışmanı José Pablo Correa’nın yanı sıra Iansa Bitki Beslenme ve Copeval teknik ekipleri katıldı. ÜRETİCİYE SAHADA YOL HARİTASI Ceviz ve fındık üreticilerine yönelik düzenlenen programda, yeni sezon hazırlığı, toprak sağlığı, bitki besleme, gübreleme, kök gelişimi ve meyve bahçesi yönetimi gibi üretimin kaderini belirleyen konular ele alındı. Teknik masada üreticilere yalnızca teorik bilgi değil, sahada karşılığı olan pratik öneriler de aktarıldı. Özellikle sezonla yüzleşme, bahçenin mevcut durumunu doğru okuma, bitkinin ihtiyaçlarını zamanında belirleme ve verimi artıracak uygulamaları planlama başlıkları öne çıktı. TOPRAK GÜÇLÜYSE ÜRETİM GÜÇLÜ Kabuklu meyve üretiminde başarının yalnızca gübreleme ya da sezon içi bakım uygulamalarıyla sınırlı olmadığına dikkat çekilen buluşmada, toprağın canlı yapısının korunması, kök bölgesinin güçlendirilmesi ve bitkinin dengeli beslenmesinin üretim kalitesi üzerindeki belirleyici rolü vurgulandı. Ceviz ve fındıkta yüksek verim için bahçenin sadece görünen kısmının değil, toprağın altında işleyen sistemin de doğru yönetilmesi gerektiği ifade edildi. Toprak yapısı, sulama dengesi, besin elementi eksiklikleri ve hastalık riskleri, üreticilerin yeni sezon planlamasında dikkate alması gereken temel başlıklar arasında yer aldı. HASAT SONRASI DÖNEM GELECEK SEZONU BELİRLİYOR Teknik değerlendirmelerde, hasat sonrası dönemin yeni sezon verimi açısından kritik olduğu mesajı öne çıktı. Ağaç kondisyonu, budama stratejileri, sürgün gelişimi, kök sağlığı ve kışa hazırlık uygulamalarının, gelecek sezonun çiçeklenme, meyve tutumu ve kalite performansını doğrudan etkilediği belirtildi. Uzmanlar, ceviz ve fındık üretiminde sürdürülebilir başarı için üreticilerin yalnızca ürün dönemine değil, sezon sonrasındaki bakım sürecine de aynı dikkatle yaklaşması gerektiğine işaret etti. VERİM, KALİTE VE SÜRDÜRÜLEBİLİR ÜRETİM VURGUSU Iansa Bitki Beslenme, Trinuts ve Copeval teknik ekiplerinin katkı sunduğu buluşma, kabuklu meyve üretiminde daha bilinçli, planlı ve bilimsel üretim anlayışının önemini bir kez daha ortaya koydu. Linares’teki teknik masa, ceviz ve fındık üreticilerine toprağı, kökü, ağacı ve sezon planlamasını birlikte ele alan bütüncül bir üretim perspektifi sundu. Program, verim ve kalite hedefleyen üreticiler için yeni sezon öncesi güçlü bir teknik rehber niteliği taşıdı.

FİSKOBİRLİK’TE COĞRAFİ İŞARET GÜNDEMİ: Haber

FİSKOBİRLİK’TE COĞRAFİ İŞARET GÜNDEMİ:

FİSKOBİRLİK’TE COĞRAFİ İŞARET GÜNDEMİ: ÜRKPATENT YÖNETİMİ GİRESUN FINDIĞININ KORUNMASI VE KÜRESEL DEĞERİ İÇİN MASADAYDI FİSKOBİRLİK Genel Müdürlüğü, Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muhammed Zeki Durak’ı ağırladı. Görüşmede Giresun’un coğrafi işaretli fındık ürünlerinin korunması, markalaşması ve uluslararası pazarlarda daha güçlü konumlanması ele alındı. TÜRKPATENT kayıtları, FİSKOBİRLİK’in Giresun Tombul Fındığı, Giresun Sivri Fındığı, Giresun Kalınkara Fındığı ve Giresun Fındık Ezmesi için tescil sahibi olduğunu gösteriyor. FİSKOBİRLİK Genel Müdürlüğü’nde gerçekleşen buluşma, Giresun fındığının yalnızca üretim değil, hukuki koruma ve ticari değer başlığında da yeni bir döneme işaret etti. Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muhammed Zeki Durak, Coğrafi İşaretler Dairesi Başkanı Hakan Kızıltepe ve Yenilik ve Tanıtım Dairesi Başkanı Salih Koca’nın katıldığı görüşmede, coğrafi işaretli ürünlerin korunması, tanıtımı ve uluslararası ölçekte daha görünür hale gelmesi başlıkları öne çıktı. Kurumun güncel yönetim yapısında Durak başkan, Kızıltepe Coğrafi İşaretler Dairesi Başkanı, Koca ise Yenilik ve Tanıtım Dairesi Başkanı olarak yer alıyor. Görüşmenin merkezinde Giresun’un dört önemli tescilli ürünü yer aldı. Türk Patent ve Marka Kurumu Coğrafi İşaretler Portalı’na göre FİSKOBİRLİK; Giresun Tombul Fındığı’nın tescil ettireni olarak kayıtlarda bulunuyor. Ürün, menşe adı statüsünde ve 31 numarayla tescilli. Giresun Sivri Fındığı 455 numarayla, Giresun Kalınkara Fındığı ise 456 numarayla yine menşe adı olarak koruma altında. Giresun Fındık Ezmesi de 526 numarayla mahreç işareti olarak tescilli. Bu tablo, FİSKOBİRLİK’in yalnızca kooperatif kimliğiyle değil, bölgesel ürün hafızasının resmi koruyucularından biri olarak da hareket ettiğini ortaya koyuyor. COĞRAFİ İŞARET SADECE ETİKET DEĞİL, PAZAR GÜCÜ Coğrafi işaret meselesi, Giresun fındığı açısından yalnızca isim koruması anlamına gelmiyor. Tescil, ürünün belirli bir coğrafyaya, üretim geleneğine ve ayırt edici kaliteye bağlı olduğunu hukuken sabitliyor. Bu da hem taklit ürünlerle mücadelede hem de iç ve dış pazarda fiyat, güven ve marka değeri oluşturmada doğrudan önem taşıyor. Özellikle Giresun Fındık Ezmesi tescil dosyasında, üretimde coğrafi işaretli Giresun Tombul, Sivri ve Kalınkara fındıklarının kullanılması şartı açık biçimde yer alıyor. Bu yapı, katma değerin ürünün ham maddesinden işlenmiş son haline kadar bölgeye bağlanmasını sağlıyor. AB TESCİLİ GİRESUN FINDIĞININ ELİNİ GÜÇLENDİRDİ Giresun Tombul Fındığı’nın Avrupa Birliği’nde de koruma altına alınmış olması, FİSKOBİRLİK’in bu alandaki en önemli kazanımlarından biri olarak öne çıkıyor. Avrupa Birliği Başkanlığı’nın duyurusuna göre Giresun Tombul Fındığı, 2022 yılında AB’de coğrafi işaret olarak tescil edildi. EUR-Lex kayıtlarında da “Giresun Tombul Fındığı” adının 2022/939 sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü ile koruma siciline işlendiği görülüyor. Bu gelişme, Giresun menşeli ürünün AB pazarında taklit ve kötüye kullanıma karşı daha güçlü bir hukuki zemine kavuştuğunu gösteriyor. Bu nedenle FİSKOBİRLİK’te yapılan ziyaret, nezaket buluşmasının ötesinde bir anlam taşıyor. Masada, Giresun’un tarımsal kimliğini taşıyan ürünlerin nasıl daha sıkı korunacağı, nasıl daha güçlü anlatılacağı ve dünya pazarlarında nasıl daha görünür hale getirileceği konusu vardı. Coğrafi işaretin sürdürülebilir değere dönüşmesi için yalnızca tescil yeterli değil; etkin denetim, ortak tanıtım dili, üretici disiplini ve pazarlama stratejisi gerekiyor. FİSKOBİRLİK ile TÜRKPATENT arasında kurulan temas da tam bu nedenle önem taşıyor. GİRESUN İÇİN STRATEJİK BAŞLIK: ÜRÜNÜ KORUMAK, DEĞERİ YÜKSELTMEK Giresun fındığı dünya piyasasında yalnızca miktarla değil, kalite iddiasıyla yer alıyor. Bu iddianın korunması, coğrafi işaretlerin doğru uygulanmasına bağlı. FİSKOBİRLİK’in tescil sahibi olduğu ürünler üzerinden yürüyecek yeni iş birlikleri, hem üretici gelirini hem de Giresun’un tarımsal marka gücünü doğrudan etkileyebilir. Koruma, markalaşma ve uluslararası tanıtım başlıklarının aynı masada buluşması, önümüzdeki dönemde Giresun merkezli daha görünür bir coğrafi işaret politikasının işareti olarak okunuyor.

ŞİLİ’YE GÖTÜRÜLEN “MODEL”, GİRESUN’DA HÂLÂ RAKAM BEKLİYOR Haber

ŞİLİ’YE GÖTÜRÜLEN “MODEL”, GİRESUN’DA HÂLÂ RAKAM BEKLİYOR

ŞİLİ’YE GÖTÜRÜLEN “MODEL”, GİRESUN’DA HÂLÂ RAKAM BEKLİYOR Giresun Ticaret Borsası Başkanı Hamza Bölük’ün 26 Mart 2026’da Şili’de lisanslı depoculuk sistemini anlatacak olması, Giresun’daki depo ve spot borsa tartışmasını alevlendirdi. 2017’de açılan, ilk yıllarında ürün alan ve uluslararası vitrine çıkarılan sistem için kentte sorulan temel soru değişmedi: Bu yapı bugün gerçekten ne kadar çalışıyor? Giresun’da lisanslı depo projesi, sıradan bir yatırım başlığı olarak duyurulmadı. Giresun Ticaret Borsası’nın proje sayfasına ve TOBB kayıtlarına göre tesis 10 Mart 2017’de kesin kabul sürecini tamamladı, 8 Eylül 2017’de açılarak faaliyete başladı. Kurumsal kayıtlarda yapı, 24 çelik silodan oluşan 17 bin ton kapasiteli bir sistem olarak tanımlandı. Açılışla birlikte verilen mesaj da netti: Fındıkta yalnızca depolama değil, standardizasyonu ve kayıtlı ticareti büyütecek yeni bir dönem başlayacaktı. İlk yıllardaki tabloya bakıldığında, sistemin tamamen işlemediğini söylemek mümkün değil. Anadolu Ajansı’nın 8 Kasım 2017 tarihli haberine göre açılıştan sonraki yaklaşık bir buçuk ay içinde 1.605 üreticiden yaklaşık 2 bin 500 ton fındık alımı yapıldı. İki yıl sonra yayımlanan başka bir AA haberinde ise depoda üç yılda toplam 32 bin 570 ton fındık depolandığı bilgisi yer aldı. Bu veriler, tesisin en azından ilk dönemde belirli bir ürün akışı yakaladığını gösterdi. Ama tartışma da tam burada başladı. Çünkü mesele artık 2017’de ne olduğu değil, 2026’da ne kaldığıdır. Giresun Ticaret Borsası’nın 2022 tarihli çalıştay yayınına yansıyan değerlendirmelerde, lisanslı deponun TMO tarafından alım yeri olarak seçilmesinin işletme açısından belirleyici olduğu görülüyor. Aynı içerikte, TMO tarafından Giresun’da alınan ürünlerin lisanslı depoda depolanmasının işletmeye kira geliri sağladığı vurgulanıyor. Bu tablo, sistemin kendi doğal piyasa gücüyle mi ayakta kaldığı, yoksa kamu alım mekanizmasıyla mı nefes aldığı sorusunu büyütüyor. Depo açıldı ama piyasa kuruldu mu? Giresun’daki asıl kırılma noktası burada duruyor. Bir tesisin kurulmuş olması ile o yapının piyasa kurucu güce dönüşmesi aynı şey değil. Bugün erişilebilen açık kaynaklarda deponun 2024, 2025 ve 2026 dönemlerinde kaç ton ürün aldığına, aktif stok büyüklüğüne, kaç üreticinin sistemi kullandığına ve spot piyasada güncel olarak ne kadar işlem oluştuğuna dair düzenli, ayrıntılı ve kamuya açık bir bilanço görünmüyor. Açılış tarihi ve ilk yıllardaki ürün girişi biliniyor; ancak bugünkü performans tablosu kamuoyu önünde net değil. TMO desteği olmadan ayakta kalabildi mi? Bu soru, yıllardır süren eleştirinin merkezinde yer alıyor. AA’nın 2019 tarihli haberinde lisanslı deponun aynı yıl TMO ile iş birliğine gittiği açıkça yazıldı. GTB’nin çalıştay metninde de TMO’nun Giresun’da aldığı fındığın satış dönemine kadar lisanslı depoda tutulmasının işletmeye gelir sağladığı kayda geçti. Bu nedenle bugün yapılan “örnek model” vurgusu, beraberinde şu itirazı getiriyor: Giresun’daki yapı serbest piyasanın kendi dinamiğiyle mi işliyor, yoksa TMO kampanya dönemlerinin taşıdığı bir mekanizma olarak mı varlığını sürdürüyor? 2026’da tarifeler var, peki 2026 bilançosu nerede? Açık kaynaklarda dikkat çeken bir başka tablo da bu. Lisanslı depo sistemi hukuken ve kurumsal olarak tamamen ortadan kalkmış görünmüyor; GTB’nin proje kayıtları ve kurumsal duyurular bunu doğruluyor. Ancak kamuoyunun ihtiyaç duyduğu asıl veri, ücret tarifesi ya da kurumsal mevcudiyet değil; fiili kullanımın bugünkü düzeyi. Depoya son üç sezonda kaç ton ürün girdiği, kaç üreticinin sisteme dahil olduğu ve bu yapının fiyat oluşumuna ne ölçüde etki ettiği açıklanmadıkça, “çalışan sistem” iddiası tartışmalı kalmayı sürdürüyor. Şili’ye taşınan açıklama ne söylüyor? GTB’nin kamuoyuna yansıyan açıklamasında, Şili programı yalnızca teknik bir sunum olarak değil, Türk fındığının küresel temsili olarak tarif ediliyor. Açıklamada, “Giresun Ticaret Borsası olarak misyonumuz sadece yerel ticaret değil, Türk fındığını dünya genelinde en doğru şekilde konumlandırmaktır. Şili, fındık üretiminde yükselen bir ivmeye sahip. Burada gerçekleştireceğimiz masterclass ile Türkiye'nin yüzyıllara dayanan tecrübesini ve hayata geçirdiğimiz lisanslı depoculuk gibi modern modelleri anlatarak, küresel fındık ekosistemindeki liderliğimizi pekiştirmeyi hedefliyoruz” denildi. Bu cümle, GTB’nin Şili programını bir sektör diplomasisi ve prestij hamlesi olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Ancak aynı açıklama, Giresun’da depo sisteminin bugünkü performansına dair sayısal bir bilanço sunmuyor. Şili’de anlatılacak şey model mi, sonuç mu? Haberde düğüm tam da burada atılıyor. Çünkü uluslararası platformda anlatılacak başlıklar elbette var: Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki ağırlığı, Giresun’un tarihsel rolü, lisanslı depoculuğun teorik katkıları ve kalite standardizasyonu bunların başında geliyor. Fakat piyas açısından belirleyici olan şey vitrin değil, sonuçtur. Giresun kamuoyu artık töreni değil veriyi, söylemi değil etkiyi görmek istiyor. Son üç sezonda kaç ton ürün alındı, kaç üretici bu yapıyı kullandı, sistem üreticinin pazarlık gücünü artırdı mı, spot piyasa gerçekten işler hale geldi mi? Açık kaynaklar bu sorulara güncel ve kapsamlı cevap vermediği sürece, Şili’de kurulacak her cümle Giresun’da aynı sert soruya çarpacaktır. Asıl mesele bina değil, ekonomik etki Giresun’daki lisanslı depo için artık açılış fotoğrafı değil, güncel ekonomik bilanço isteniyor. Çünkü bir modelin değeri, kurulduğu günle değil, yıllar sonra piyasada ürettiği sonuçla ölçülür. Şili’ye taşınan başlık “başarı” olabilir; ancak Giresun’da beklenen cevap hâlâ değişmedi: Kaç ton, kaç üretici, ne kadar işlem, ne kadar etki? Bu rakamlar ortaya konulmadıkça, anlatılan model güven tazelemekten çok soru büyütmeye devam edecek.

2026-2027 İLK REKOLTE TAHMİNİ :829 BİN 239 TON Haber

2026-2027 İLK REKOLTE TAHMİNİ :829 BİN 239 TON

2026-2027 tahmini fındık rekoltesi açıklandı Fındıkta Rekolte Savaşı: 829 Bin Tonluk İlk Tahmin Piyasaya Mesaj mı? İhracatçı birliklerinin çiçek sayımına dayanan ilk tahminine göre, 2026-2027 sezonu fındık rekoltesi 829 bin 239 ton olarak öngörüldü. Geçen yıl don nedeniyle düşen üretimin ardından bu sezon için sahadan gelen ilk veriler daha güçlü bir hasada işaret ediyor. İhracatçı birliklerinin 2026-2027 sezonu için açıkladığı 829 BİN 239 TONLUK ilk rekolte tahmini, fındık piyasasında sadece üretim değil fiyat tartışmasını da alevlendirdi. Üretici cephesinde ise, Rekolte rakamı erkenden büyütülürken, maliyet, arazi yapısı, işçilik yükü ve kalite farkı geri plana itiliyor olmasının daha hasat başlamadan pazarlık zemininin aleyhlerine işleyebileceğinden endişesi oluşturdu. Türkiye’de fındık için yeni sezon daha başlamadan, piyasa dilini belirleyecek ilk büyük sayı masaya kondu. İhracatçı birliklerinin çiçek sayımına dayalı çalışmasına göre 2026-2027 sezonunun birinci tahmini 829 bin 239 ton olarak açıklandı. Söz konusu çalışma 12 il, 79 ilçe, 446 bahçe ve 1.483 dal üzerinden yürütüldü. İlk bakışta güçlü üretim sinyali veren bu rakam, piyasada “ürün bol olacak” algısını öne çıkarırken, üretici tarafında bunun erken fiyat baskısı oluşturabileceği yönünde ciddi bir kuşku doğurdu. Ancak tartışmanın özü sadece rakamın büyüklüğü değil. Çünkü fındıkta mesele yalnızca rekolte değil; maliyet, eğim, işçilik, randıman ve kalite birlikte okunmadığında ortaya çıkan tablo eksik kalıyor. Doğu Karadeniz’in parçalı arazi yapısı ve zor bahçe koşulları, aynı tonajın her bölgede aynı ekonomik sonucu üretmediğini gösteriyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın rekolte hesaplama yöntemi de zaten bunu dolaylı olarak ortaya koyuyor; çünkü hesaplama yalnızca çiçek veya karanfil sayısından ibaret değil, çotanak dönüşüm oranı, sağlam tane sayısı, ocak ve dal yoğunluğu gibi çok sayıda değişkene dayanıyor. Bu nedenle sezon başındaki ilk sayı, nihai üretim sonucu değil, ancak ilk projeksiyon olarak değerlendirilebiliyor. Geçen yılın rakamları bu yüzden kritik Geçen sezon yaşanan tablo, bu yıl açıklanan ilk tahmine neden ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini açık biçimde gösteriyor. 2025-2026 sezonunda ilk tahmin şubatta 768 bin 715 ton olarak duyuruldu. Aynı sezon için temmuz sayımı 601 bin 206 tona, kasım revizesi ise 528 bin 808 tona kadar geriledi. INC’de Türkiye için 2025/26 sezonu tahmini 609 bin ton olarak aktarılırken, Kasım 2025’te Türkiye-AB iş birliği toplantısında Türkiye Ticaret Bakanlığı’nın 453 bin tonluk kabuklu üretim tahminini sunduğu INC tarafından ayrıca duyuruldu. Aradaki fark, erken dönem rekolte rakamlarının kesin üretim sonucu gibi sunulmasının teknik açıdan sorunlu olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Tam da bu nedenle 829 bin tonluk ilk tahmin, üretici nezdinde yalnızca bir tarımsal veri olarak değil, aynı zamanda piyasa sinyali olarak okunuyor. Buradaki temel siyasi ve ekonomik gerilim de burada başlıyor: Rekolte yüksek gösterildiğinde fiyat beklentisi aşağı çekiliyor mu? Bu soruya bugün için kesin hükümle “evet” demek mümkün değil; ancak bu kuşkunun temelsiz olduğu da söylenemiyor. Rekabet Kurumu’nun fındık sektör araştırmasında, rekolte tahminlerine ilişkin metodoloji farklılıklarının ve beklenti yönetiminin fiyat spekülasyonlarını tetikleyebildiği açıkça belirtiliyor. Kurum, modern ve ortak kurallara dayanmayan rekolte çalışmalarının yanlış fiyat beklentileri yaratabildiğine dikkat çekiyor. Rekolte açıklanıyor, alivre fiyat neden açıklanmıyor? Tartışmanın en sert noktası burada düğümleniyor. Sektörde rekolte tahmini kamuoyuna güçlü biçimde servis edilirken, aynı dönemde kimlerin hangi fiyatlardan ileri teslim bağlantısı yaptığı, başka bir ifadeyle alivre pozisyonların hangi seviyelerde kurulduğu aynı açıklıkla görülmüyor. Oysa lisanslı depoculuk ve ürün ihtisas borsası mevzuatı içinde alivre sözleşmeler ve teslim esaslı ticaret mekanizmaları tanımlı ekonomik araçlar arasında yer alıyor. Yani mesele alivre işlemin varlığı değil; bu işlemin fiyat oluşumuna etkisinin ne ölçüde şeffaf olduğudur. 2025 sezonunda piyasada alivre fiyatların 200 TL ve üzerine çıkmaya başladığı yönünde sektörden kamuya yansıyan açıklamalar oldu. Aynı sezonda TMO da Giresun kalite için 200 TL, levant kalite için 195 TL alım fiyatı açıkladı. Sektör temsilcileri, düşük rekolte beklentisi nedeniyle piyasa fiyatlarının TMO fiyatlarının üzerinde seyredeceğini ifade etti. Bu tablo, alivre ve beklenti yönetimi başlığının artık tali değil, doğrudan fiyat oluşumunun merkezindeki başlıklardan biri haline geldiğini gösteriyor. Bu yüzden üretici cephesinden yükselen talep nettir: 2026 ürünü için alivre bağlantı yapıldıysa, bunun hangi fiyat aralıklarında, hangi vadelerde ve hangi miktarlarda kurulduğu açıklanmalıdır. İhracatçılar, tüccarlar ve büyük alıcılar rekolte projeksiyonunu kamuoyuna sunuyorsa, piyasa tarafında kurdukları erken fiyat pozisyonlarını da aynı şeffaflıkla ortaya koymalıdır. Aksi halde kamuya açık olan yalnızca “ürün çok olacak” mesajı olur; piyasayı fiilen etkileyen fiyatlama davranışı ise kapalı kalır. Bu da üretici ile piyasa aktörleri arasındaki bilgi dengesini bozar. Mesele sadece ekonomi değil, doğrudan güç ilişkisi Fındıkta rekolte tartışması artık yalnızca tarımsal üretim başlığı değil; aynı zamanda ekonomik güç, siyasi temsil ve bölgesel gelir dağılımı başlığıdır. Çünkü Karadeniz’de yüz binlerce üretici için fındık, yalnızca ihracat kalemi değil temel geçim aracıdır. Rekolte rakamı, maliyet tablosundan bağımsız biçimde dolaşıma sokulduğunda, bu sadece piyasa beklentisini değil üreticinin siyasal ve ekonomik konumunu da etkiler. Özellikle eğimli ve küçük ölçekli bahçelerde çalışan üretici için esas mesele “kaç ton ürün var” sorusundan önce “bu ürün hangi maliyetle üretildi ve hangi fiyattan el değiştirecek” sorusudur. Bugün gelinen noktada kamuoyunun önündeki soru şudur: 829 bin 239 tonluk ilk tahmin gerçekten sezonun güçlü seyrine işaret eden teknik bir veri midir, yoksa henüz sahadaki riskler netleşmeden fiyat çıpasını aşağı çekebilecek erken bir piyasa dili mi üretilmektedir? Bu sorunun sağlıklı cevabı, yalnızca ikinci ve üçüncü sayımlarla değil; alivre bağlantılar, stok düzeyi, kalite dağılımı ve bölgesel maliyet farkları da şeffaf biçimde ortaya konduğunda verilebilir. Sonuç olarak, Fındıkta sorun rekolte açıklanması değil; rekoltenin tek başına fiyat hükmüne çevrilmesidir. Geçen yılki sert sapmalar ortadayken, ilk tahmini kesin üretim gibi okumak da bu sayı üzerinden daha hasat gelmeden fiyat iklimi kurmak da ciddi bir sorun alanıdır. Bugün açıklanması gereken yalnızca bahçedeki çiçek sayısı değil; piyasadaki erken fiyat pozisyonlarıdır. Rekolte kadar fiyatlama davranışının da görünür hale gelmesidir. . Kaynakça Ekonomim, “2026-2027 tahmini fındık rekoltesi açıklandı.” https://www.ekonomim.com/sektorler/tarim/2026-2027-tahmini-findik-rekoltesi-aciklandi-haberi-880270 Tarım ve Orman Bakanlığı, “Fındıkta Rekolte Tahmin Yöntemi.” Rekabet Kurumu, “Fındık Sektör Araştırması Raporu.” INC, “INC Attends 2025 Meeting of Türkiye-EU Cooperation Scheme on Hazelnuts.” Bata Food, “Hazelnut Market Update – Highlights from INC Congress 2025.” Tarım ve Orman Bakanlığı / TMO, 2025-2026 sezonu kabuklu fındık alım fiyatları. Ekonomim, “TMO fındığa 200 TL verdi…” ve “Fındıkta piyasa fiyatları, TMO fiyatlarının üzerinde seyredecek.” Memur Postası’na yansıyan sektör değerlendirmesi, alivre fiyatların 200 TL üzeri seyre başladığı beyanı. Ticaret Bakanlığı, lisanslı depoculuk ve sözleşme/taahhütname esasları.

FINDIKTA %60 ALGISI: TÜRKİYE’NİN PAYI NEDEN SİSTEMATİK OLARAK DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR? Haber

FINDIKTA %60 ALGISI: TÜRKİYE’NİN PAYI NEDEN SİSTEMATİK OLARAK DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR?

FINDIKTA %60 ALGISI: TÜRKİYE’NİN PAYI NEDEN SİSTEMATİK OLARAK DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR? Türkiye, dünya fındık üretiminde yaklaşık yarım asırdır lider konumda bulunmasına rağmen, uluslararası piyasalarda ve ticari değerlendirmelerde ülkenin üretim payının sıklıkla %60 civarında ifade edilmesi dikkat çekiyor. Oysa hem güncel veriler hem de uzun dönemli istatistikler, Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payının %65–70 bandında seyrettiğini ortaya koyuyor. Bu fark, basit bir hesap hatasından ziyade, fiyat oluşumu ve pazarlık gücüyle doğrudan ilişkili bir algı meselesine işaret ediyor. DÜNYA FINDIK ÜRETİMİ: GÜNCEL DURUM FAO ve Uluslararası Sert Kabuklu Meyveler Konseyi (INC) verilerine göre dünya fındık üretimi yıllık yaklaşık 1,05–1,10 milyon ton seviyesinde bulunuyor. Bu üretimin ülkelere göre dağılımı ise şöyle: Ülke Yıllık Üretim (bin ton) Dünya Payı (%) Türkiye 650–750 %65–70 İtalya 120–150 %12–14 Azerbaycan 70–80 %6–7 ABD (Oregon) 50–60 %5–6 Şili 45–55 %4–5 Gürcistan 40–45 %3–4 Diğer ülkeler 20–30 %2–3 Bu tablo, Türkiye’nin tek başına dünya üretiminin yaklaşık üçte ikisini karşıladığını açık biçimde gösteriyor. Rakip ülkelerin hiçbiri, tek başına Türkiye’ye yakın bir üretim hacmine sahip değil. 50 YILLIK PERSPEKTİF: PAY DEĞİŞTİ Mİ? Türkiye’nin üretim payının zamanla gerilediği yönündeki iddialar, uzun dönemli verilerle örtüşmüyor. Son 50 yılın 10 yıllık ortalamalarına bakıldığında tablo netleşiyor: Dönem Dünya Üretimi (bin ton) Türkiye Üretimi (bin ton) Türkiye Payı (%) 1970’ler ~550 ~350 %63–65 1980’ler ~600 ~400 %66–67 1990’lar ~650 ~450 %68–69 2000’ler ~750 ~500 %66–67 2010’lar ~950 ~650 %68–70 2020’ler ~1.050–1.100 ~650–750 %65–70 Veriler, Türkiye’nin üretim payının yarım asırdır yüksek ve istikrarlı olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla tartışmanın merkezinde üretim miktarındaki bir düşüş değil, bu üretimin fiyat gücüne dönüşememesi yer alıyor. NEDEN %60 SÖYLEMİ ÖNE ÇIKIYOR? Ekonomi çevrelerine göre Türkiye’nin payının %60 civarında sunulmasının arkasında üç temel neden bulunuyor. Birincisi, pazarlık gücünü zayıflatma amacı. Türkiye’nin %70 payla anılması, ülkeyi “vazgeçilmez üretici” konumuna taşırken; %60 söylemi, “büyük ama ikame edilebilir tedarikçi” algısını güçlendiriyor. Bu algı, özellikle hasat öncesi fiyat pazarlıklarında alıcı tarafın elini rahatlatıyor. İkincisi, alternatif üretici algısının büyütülmesi. Azerbaycan, Şili, ABD ve Gürcistan gibi ülkeler son yıllarda üretimlerini artırmış olsa da, bu ülkelerin toplamı dahi Türkiye’nin üretim hacmine ancak yaklaşabiliyor. Türkiye’nin payı %60 olarak sunulduğunda, bu ülkeler psikolojik olarak daha güçlü bir “denge unsuru” gibi gösterilebiliyor. Üçüncü neden ise rekolte ve pay hesaplarının bilinçli biçimde karıştırılması. Ticari raporlarda Türkiye için düşük rekolte tahminleri kullanılırken, rakip ülkeler için yüksek üretim rakamlarının esas alınması, Türkiye’nin dünya içindeki payını kağıt üzerinde aşağı çekiyor. ASIL KIRILMA: ÜRETİMDE DEĞİL, FİYATTA Son 50 yılın verileri birlikte okunduğunda ortaya çıkan temel gerçek şu: Gösterge 1970’ler 2020’ler Türkiye üretim payı %63–65 %65–70 Fiyat belirleme gücü Görece güçlü Zayıf Katma değer Büyük ölçüde içeride Büyük ölçüde dışarıda Türkiye üretimde liderliğini korurken, fiyat ve katma değer üretimi giderek üretim sahasının dışına taşmış durumda. Bu durum, üretim gücü ile ekonomik egemenlik arasındaki kopuşu derinleştiriyor. %60 Bir Veri Değil, Bir Algı Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payının %60 olarak ifade edilmesi, istatistiksel bir zorunluluktan çok ticari bir algı yönetimi tercihi olarak öne çıkıyor. Amaç, Türkiye’nin vazgeçilmezliğini görece azaltmak ve fiyat pazarlıklarında dengeyi alıcı lehine çevirmek. Bu nedenle fındık tartışması, yalnızca “ne kadar üretiyoruz?” sorusuna değil; “bu üretim gücü neden fiyata ve gelire dönüşmüyor?” sorusuna odaklanmak zorunda. Kaynaklar FAO – FAOSTAT, Hazelnuts (with shell) International Nut and Dried Fruit Council (INC), Global Statistical Review OECD–FAO Agricultural Outlook . . . DÜNYA FINDIK ÜRETİMİ (KABUKLU FINDIK) Ülkeler Bazında Üretim ve Paylar Ülke Yıllık Üretim (bin ton) Dünya Payı (%) Üretim Özelliği Türkiye 650–750 ≈ %65–70 Geleneksel, eğimli arazi, yüksek kalite İtalya 120–150 ≈ %12–14 Yoğun plantasyon, yüksek verim Azerbaycan 70–80 ≈ %7 Yeni bahçeler, hızlı büyüme ABD (Oregon) 50–60 ≈ %5 Tam mekanizasyon Şili 45–55 ≈ %4–5 İhracat odaklı, modern tesisler Gürcistan 40–45 ≈ %4 Küçük üretici, dalgalı kalite İspanya 15–20 ≈ %1–2 Bölgesel üretim Diğer ülkeler 20–30 ≈ %2–3 Dağınık TÜRKİYE – DÜNYA KARŞILAŞTIRMASI Gösterge Türkiye Dünya Üretim 650–750 bin ton 1.050–1.100 bin ton Üretim Payı ≈ %65–70 %100 İhracat Payı ≈ %70–75 %100 Ortalama Verim Düşük–Orta Rakiplerde yüksek Ürün Niteliği Premium (Giresun kalite) Karışık ÜLKELER BAZINDA 50 YILLIK PAY DEĞİŞİMİ Dünya Fındık Üretimi – Payların Evrimi Ülke 1970’ler (%) 1990’lar (%) 2020’ler (%) Eğilim Türkiye 63–65 68–69 65–70 ↔ (yüksek ama sabit) İtalya 15–18 13–14 12–14 ↘ (pay düştü, verim arttı) ABD 3–4 4–5 5–6 ↗ Azerbaycan – 2–3 6–7 ⬆ hızlı yükseliş Şili – – 4–5 ⬆ yeni oyuncu Gürcistan – 3–4 3–4 ↔ Diğer 10–12 7–8 4–5 ↘ DÜNYA VE TÜRKİYE FINDIK ÜRETİMİ – 50 YILLIK KARŞILAŞTIRMA Dünya Toplamı – ???????? Türkiye Dönem Dünya Üretimi (bin ton) Türkiye Üretimi (bin ton) Türkiye Payı (%) 1970’ler ~550 ~350 %63–65 1980’ler ~600 ~400 %66–67 1990’lar ~650 ~450 %68–69 2000’ler ~750 ~500 %66–67 2010’lar ~950 ~650 %68–70 2020’ler ~1.050–1.100 ~650–750 %65–70

SOLAKOĞLU: “EKMEDEN ÖNCE FİYATI BİLECEĞİZ" Haber

SOLAKOĞLU: “EKMEDEN ÖNCE FİYATI BİLECEĞİZ"

SOLAKOĞLU: “EKMEDEN ÖNCE FİYATI, TALEBİ VE VADEYİ GÖREBİLDİĞİMİZ BİR SİSTEM KURMALIYIZ” Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi çalışmaları kapsamında Giresun’a gelen CHP Tarım ve Orman Politikaları Kurulu Başkanı Sencer Solakoğlu, tarımda temel sorunun maliyetler değil, üreticinin ekim kararını sağlıklı bilgi olmadan vermek zorunda kalması olduğunu söyledi. Solakoğlu, çözüm olarak ticaret borsaları üzerinden fiyat, talep ve vade bilgisinin ekim öncesinde görülebildiği, üretici ile sanayiciyi hasat öncesinde buluşturan bir yapı önerdi. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi çalışmaları kapsamında 27 Şubat 2026 Cuma günü Giresun’a gelen Sencer Solakoğlu ve beraberindeki heyet, Cumhuriyet Halk Partisi Giresun İl Başkanlığı’nda parti örgütüyle bir araya geldi. Toplantıya CHP Giresun İl Başkanı Gökhan Şenyürek, CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Espiye Belediye Başkanı Erol Karadere, ilçe başkanları, belediye başkanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve partililer katıldı. Toplantıda konuşan İl Başkanı Gökhan Şenyürek, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi ile birlikte partide yeni bir sürece girildiğini belirterek, parti programına uygun hükümet programı çalışmalarının bu yapı bünyesinde oluşturulan kurullar üzerinden yürütüldüğünü söyledi. SAHADA ÜÇ AYAKLI PROGRAM Solakoğlu ve beraberindeki heyet, il başkanlığındaki toplantının ardından Giresun’un tarımsal yapısını ve fındık piyasasını yerinde değerlendirmek amacıyla saha temaslarını sürdürdü. Program kapsamında ilk olarak Giresun Ticaret Borsası’nda düzenlenen toplantıya katılan heyet, burada fındıkta fiyat oluşumu, pazarlama kanalları ve üretici-tüccar ilişkilerinde yaşanan yapısal sorunlar üzerine değerlendirmelerde bulundu. Saha programının devamında üretici örgütleri ve meslek odalarıyla yapılan görüşmelerde, planlı üretim, piyasa şeffaflığı ve üreticinin korunmasına yönelik başlıklar ele alındı. Heyet, Giresun’da yapılan bu temaslardan elde edilen tespitlerin, CHP’nin tarım politikalarına ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi bünyesinde yürütülen politika çalışmalarına doğrudan katkı sunacağını ifade etti. “İLK 100 GÜNDE YOL HARİTASI NETLEŞECEK” Sencer Solakoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmesi halinde tarım ve gıda politikalarında izlenecek yolun belirsiz olmadığını vurguladı. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi bünyesinde yürütülen çalışmalar kapsamında, ilk 100 günde atılacak adımların açık ve net biçimde kamuoyuyla paylaşılacağını belirten Solakoğlu, “Ne yapacağımız da nasıl yapacağımız da hazır. Bunu şeffaf biçimde ortaya koyacağız” dedi. Bu sürecin temel başlıklarının; planlı üretim, garantili alım modeli ve tarımda kurumsal yapının yeniden işler hale getirilmesi olacağını ifade eden Solakoğlu, üreticinin belirsizlikle üretim yapmak zorunda bırakılmayacağı bir sistem hedeflediklerini söyledi. Tarımda yaşanan sorunların kötü niyetten çok yönetim zaaflarından kaynaklandığını dile getiren Solakoğlu, mevcut tabloyu şu sözlerle değerlendirdi: “Bu bir hırsızlık meselesi değil; basiretsizlik meselesidir. Türkiye’nin üretimi, tarımı ve kamu kaynakları ehil olmayan ellere teslim edilmiş durumda. Biz bu tabloyu tersine çevireceğiz; eksiden alıp artıya geçireceğiz.” Solakoğlu, tarım ve gıdanın siyaset üstü bir alan olduğuna dikkat çekerek, üreticinin emeğini koruyan, kaliteyi esas alan, öngörülebilir ve kamucu bir tarım düzenini yeniden kurmayı hedeflediklerini söyledi. “SORUN NE EKTİĞİMİZ DEĞİL, EKERKEN BİLMEMEMİZ” Programın en kapsamlı bölümü, Giresun Ziraat Odaları Birliği Giresun Şubesi’nde düzenlenen üretici buluşması oldu. Solakoğlu, burada yaptığı konuşmada üreticinin sahada yaşadığı sorunları kendi çiftçilik deneyiminden örneklerle anlattı. Tarımda yaşanan sorunların temelinde üreticinin özgür olması değil, üretim kararını yeterli bilgi olmadan vermek zorunda kalması bulunduğunu söyleyen Solakoğlu, “Ben bir çiftçiyim. Şubat ayı bitiyor, Nisan’da ekime başlayacağım ama ne ekeceğimi bilmiyorum. Bursa’nın en büyük çiftçisi bunu bilmiyorsa, köydeki üreticinin halini düşünün” dedi. PLANSIZLIK HEM ÇİFTÇİYİ HEM SOFRAYI VURUYOR Plansız üretimin hem üreticiyi hem de tüketiciyi mağdur ettiğini vurgulayan Solakoğlu, karpuz örneği üzerinden tabloyu şöyle anlattı: “Geçen yıl karpuz tarlada kaldı. Ben karpuz ektiğim için domates ve biber ekilmedi. Arz düştü, siz pahalı yediniz; biz çiftçiler zarar ettik. Gıda enflasyonu dediğimiz şey tam olarak bu.” “Sorun girdi maliyetleri değil, plansız üretim” Mazot ve gübre gibi girdilerin ucuzlatılmasının tek başına çözüm olmadığını vurgulayan Solakoğlu, “Eğer ürün tarlada çöpe gidecekse yaptığınız sübvansiyon da çöpe gider. Olmayan domatesin fiyatını düşüremezsiniz. Sorun yüksek girdi fiyatları değil, sorun plansız üretimdir” diye konuştu. Mazot ve gübre gibi girdilerin ucuzlatılmasının tek başına çözüm olmayacağını vurgulayan Solakoğlu, “Eğer ürün tarlada çöpe gidecekse, verdiğiniz destek de çöpe gider. Sorun girdi maliyetleri değil, plansız üretimdir” ifadelerini kullandı. TİCARET BORSALARI ÜZERİNDEN ŞEFFAF BİLGİ VE ÜRETİCİ-SANAYİCİ BULUŞMASI Solakoğlu, tarımda yaşanan bu döngünün yasaklarla ya da “ne ekileceğini söyleyen” bir modelle çözülemeyeceğini vurguladı. Çözüm olarak önerdiği yapının, ticaret borsaları üzerinden işleyecek şeffaf bir sistem olduğunu belirtti. Bu sistemde üretici, sezon başlamadan önce ticaret borsasına giderek; hangi ürünün, hangi kalite sınıfında, hangi fiyata, hangi vadeyle alıcı bulduğunu görebilecek. Solakoğlu’na göre bu yapı yalnızca bilgi sunan bir sistem değil; üretici ile sanayiciyi hasat öncesinde aynı zeminde buluşturan bir mekanizma olacak. Ticaret borsaları üzerinden sanayici ve tüccarların alım talepleri ile üreticinin üretim taahhütleri bir araya getirilecek. Bu sayede üretici, ürününü kime satacağını ve hangi koşullarla satacağını önceden görebilecek; sanayici ise hasat yapılmadan önce fiyatı, kaliteyi ve tedarik miktarını bilerek bütçe ve üretim planlaması yapabilecek. Solakoğlu, bu bilgiyi gören üreticinin yine tamamen özgür olacağını vurgulayarak, isterse fiyat ve talep bilgisine göre ekim yapacağını, isterse kendi tercihini kullanacağını ifade etti. Önemli olanın, üreticinin artık kararını körlemesine değil, borsa üzerinden oluşan somut veriye bakarak vermesi olduğunu söyledi. GARANTİLİ ALIM MODELİ: ZORUNLU DEĞİL, GÖNÜLLÜ Solakoğlu, bu yapıyı “garantili alım modeli” olarak tanımladı. Sistemin kimse için zorunlu olmayacağını özellikle vurguladı. Üreticinin bu modele girmek zorunda kalmayacağını, ancak sistem doğru kurulduğunda üreticinin zaten gönüllü olarak dahil olacağını söyledi. Model kapsamında, üretici taahhütleri ile sanayici ve tüccar taleplerinin ticaret borsaları üzerinden bir araya geleceğini belirten Solakoğlu, böylece her iki tarafın da hasattan önce fiyat, miktar ve vade açısından öngörü sahibi olacağını ifade etti. Solakoğlu, ticaret borsalarında yapılan bu garantili alım sözleşmelerinin, üreticinin finansmana erişiminde de belirleyici olacağını dile getirdi. Buna göre; üretici, ticaret borsasında yaptığı bu kontratla Ziraat Bankası’na gittiğinde, ayrıca ipotek, taşınmaz ya da kefalet gibi başka bir teminata gerek kalmadan krediye ulaşabilecek. Böylece üretici, şahsi varlıklarını değil, yaptığı üretimi ve satış sözleşmesini teminat göstererek finansmana erişmiş olacak. FINDIKTA BÖLGESEL FARK VE KAYIP ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK Solakoğlu, fındıkta Çarşamba Ovası ile Giresun’un üretim koşullarının aynı olmadığını; arazi yapısı, makineleşme ve verim açısından ciddi farklar bulunduğunu söyledi. Buna rağmen aynı fiyatlama ve destekleme anlayışının sürdüğünü belirterek, bu durumun Giresunlu üreticiyi dezavantajlı hale getirdiğini ifade etti. FİSKOBİRLİK’in geçmişte üreticiye fiyat ve alım koşulları açısından öngörü sağladığını hatırlatan Solakoğlu, bu yapının işlevsizleştirilmesiyle piyasada ciddi bir boşluk oluştuğunu söyledi. TMO’nun bu boşluğu dolduracak kapasiteye sahip olmadığını belirten Solakoğlu, tarımda liyakat ve uzmanlık sorunu yaşandığını dile getirdi. FİSKOBİRLİK’in üretici için işlevsiz hale gelmesinin ardından piyasada ciddi bir boşluk oluştuğunu savunan Solakoğlu, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) bu boşluğu dolduracak bir kurumsal kapasiteye sahip olmadığını ifade etti. Tarım politikalarında uzmanlık ve liyakat sorunu yaşandığını dile getiren Solakoğlu, “Tarımı bilen kadrolarla, istişareye dayalı bir yapı kurulmadığı sürece bu sorunlar devam eder. Ürün bazlı, günü kurtarmaya dönük desteklerle gıda enflasyonunu düşürmek mümkün değildir” değerlendirmesinde bulundu. HAMMADDEYLE DEĞİL, KATMA DEĞERLE AYAKTA KALINIR Solakoğlu, konuşmasında kooperatifçilik ve markalaşmaya da değindi. Hammadde satarak üreticinin zengin olamayacağını vurgulayan Solakoğlu, küçük ve orta ölçekli kooperatiflerin yalnızca hammadde satan yapılar olmaktan çıkıp nihai ürün üreten bir yapıya kavuşması gerektiğini söyledi. Giresun fındığının geçmişte güçlü bir bilinirliğe sahip olduğunu hatırlatan Solakoğlu, bu deneyimin önemli bir birikim olduğunu ifade etti. Bu noktada, Giresun fındığının geçmişte “Aganigi Naganigi” markasıyla bir markalaşma süreci yaşadığını belirten Solakoğlu, o dönemde yakalanan bilinirliğin ve farkın zamanla kaybedildiğini söyledi. Solakoğlu, bu sürecin bir başarısızlık değil, yarım kalmış bir deneyim olarak görülmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bir markalaşma yapıldı, sonra her şey kaybedildi. Bizim yapmamız gereken, o dönemde kazanılan farkı, bilinirliği ve güveni yeniden kazanmaktır” ifadelerini kullandı. Solakoğlu, hedefin üreticinin katma değerden pay aldığı sürdürülebilir bir yapı kurmak olduğunu dile getirdi. DANIŞMANLIK SAHAYA İNECEK Solakoğlu, tarımda verimlilik artışının yalnızca desteklerle değil, bilginin doğrudan sahaya inmesiyle mümkün olacağını vurguladı. Bu kapsamda, her bölgede üreticinin telefonla doğrudan ulaşabileceği, bölgenin ürün desenine ve üretim koşullarına hâkim ziraat mühendisleri ve veteriner hekimlerin görev yapacağını söyledi. Bu uzmanların, görev yaptıkları bölgelerde yalnızca masa başından değil; sahada, üreticinin tarlasına ve işletmesine kadar ulaşan bir danışmanlık anlayışıyla çalışacağını belirten Solakoğlu, ihtiyaç duyulması halinde üreticinin talebi üzerine tarlaya gelerek yerinde değerlendirme yapabileceklerini ifade etti. Solakoğlu, bu personelin görev yaptıkları bölgenin ürünlerine göre ihtisaslaşmış ve ilave eğitimlerden geçmiş olacağını, böylece her ürün için genel değil, bölgeye özgü ve uygulamaya dönük bilgi sunulacağını dile getirdi. Üreticinin karşılaştığı bir sorunun sahada çözülememesi halinde, danışmanların bu soruyu daha üst teknik birimlere taşıyarak çözüm üretebileceğini de ekledi. Bu danışmanlık hizmetinin üretici için tamamen ücretsiz olacağını vurgulayan Solakoğlu, amacın üreticiyi masraf altına sokmak değil; doğru bilgiyle buluşturarak verimi ve kaliteyi artırmak olduğunu söyledi. “ÇÖZÜM SİSTEM” Konuşmasının sonunda Solakoğlu, tarımda tek bir mutlak doğru olmadığını ancak en az zarar veren ve uzun vadede en akılcı yolun seçilmesi gerektiğini vurguladı. “Sorun destek değil; sorun, üreticinin ekim kararını bilgi olmadan vermesi. Çözüm ise sistemdir” diyerek konuşmasını tamamladı.

GİRESUN ÜNİVERSİTESİ’NDE BİR İLK: Haber

GİRESUN ÜNİVERSİTESİ’NDE BİR İLK:

GİRESUN ÜNİVERSİTESİ’NDE BİR İLK: İKİ PROGRAMA 4 YILLIK TAM AKREDİTASYON Giresun Üniversitesi, kalite güvencesi alanında önemli bir başarıya imza attı. Üniversite tarihinde ilk kez birimler akreditasyon belgesi alırken, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu bünyesindeki iki program 4 yıl süreyle tam akreditasyon almaya hak kazandı. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’na bağlı “İlk ve Acil Yardım” ile “Tıbbi Laboratuvar Teknikleri” programları, Mesleki Eğitim Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (MEDEK) tarafından yapılan değerlendirme sonucunda kalite standartlarını karşılayarak akredite edildi. REKTÖR CAN’DAN TEBRİK Rektör Prof. Dr. Yılmaz Can, akreditasyon başarısının ardından Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu yöneticilerini makamında kabul etti. Üniversite tarihinde ilk kez alınan bu akreditasyonun kurumsal kalite kültürü açısından dönüm noktası olduğunu vurgulayan Rektör Can, emeği geçen akademik ve idari personele teşekkür etti. Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Aytaç Güder’in koordinasyonunda yürütülen çalışmalar sonucunda oluşturulan Birim Kalite ve Akreditasyon Ekibi, MEDEK tarafından takdim edilen belgeleri Rektör Can’a sundu. AKREDİTASYON NE İFADE EDİYOR? MEDEK tarafından verilen 4 yıllık tam akreditasyon; Eğitim müfredatının yeterliliğini, Akademik kadronun niteliğini, Laboratuvar ve teknik altyapının uygunluğunu, Ölçme ve değerlendirme sisteminin etkinliğini, Sürekli iyileştirme mekanizmasının varlığını resmî olarak belgeleyen bir kalite göstergesi niteliği taşıyor. Öğrencilere ve Mezunlara Katkı Akredite programlardan mezun olan öğrenciler, işverenler nezdinde daha güçlü bir referansa sahip oluyor. Kamu ve özel sektörde tercih avantajı sağlayan bu durum, özellikle kurumsal firmalarda önemli bir artı değer oluşturuyor. Ayrıca MEDEK’in uluslararası kalite sistemleriyle uyumlu çalışması sayesinde; Yurt dışı lisansüstü başvurularda avantaj, Diploma denkliği süreçlerinde kolaylık, Uluslararası mesleki hareketlilikte artış gibi fırsatlar da gündeme geliyor. KURUMSAL PRESTİJ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR KALİTE Akreditasyon süreci, üniversitelerin eğitim-öğretim faaliyetlerini sürekli gözden geçirmesini, eksiklerini gidermesini ve kalite standartlarını kurumsal bir yapı içinde sürdürmesini teşvik ediyor. Bu kapsamda alınan belge, yalnızca iki programın değil, aynı zamanda üniversitenin kurumsal prestijinin güçlenmesi açısından da önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Üniversite yönetimi, kalite odaklı çalışmaların artarak devam edeceğini belirterek, akreditasyon sürecine katkı sunan tüm personele teşekkür etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.