Hava Durumu

#Yaşam Hakkı

giresunsonhaber - Yaşam Hakkı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaşam Hakkı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TKP’DEN SOMA KATLİAMI’NIN 12. YILINDA DEVLETLEŞTİRME ÇAĞRISI Haber

TKP’DEN SOMA KATLİAMI’NIN 12. YILINDA DEVLETLEŞTİRME ÇAĞRISI

TKP’DEN SOMA KATLİAMI’NIN 12. YILINDA DEVLETLEŞTİRME ÇAĞRISI Türkiye Komünist Partisi, 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma Katliamı’nın 12. yılı dolayısıyla yayımladığı açıklamada, madenlerde iş güvenliği, çalışma hakkı ve kamusal denetim vurgusu yaptı. TKP, “Madencilerin yaşam hakkı ve ekmekleri için madenler derhal ve bedelsiz olarak devletleştirilmelidir” çağrısında bulundu. TKP, SOMA’NIN 12. YILINDA AÇIKLAMA YAPTI Türkiye Komünist Partisi, Soma’da 301 madencinin yaşamını yitirdiği maden faciasının 12. yılı dolayısıyla yazılı açıklama yayımladı. Açıklamada, Soma’daki facianın özel bir şirket tarafından işletilen maden sahasında meydana geldiği hatırlatılarak, madencilerin çalışma koşulları ve iş güvenliği sorunları gündeme taşındı. TKP, açıklamasında madenlerin özel şirketler eliyle işletilmesine karşı çıkarak, madencilerin yaşam hakkının korunması için devletleştirme çağrısı yaptı. “MADENCİLERİN YAŞAM HAKKI İÇİN MADENLER DEVLETLEŞTİRİLSİN” TKP açıklamasında, Soma’da hayatını kaybeden madenciler anılırken, maden işçilerinin güvenli çalışma koşullarına kavuşması gerektiği vurgulandı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “Ülkemiz de halkımız da satılık değil! Madencilerin yaşam hakkı için madenler devletleştirilsin!” “301 MADEN İŞÇİSİ BU KATLİAMDA YAŞAMINI YİTİRDİ” TKP, Soma’daki maden faciasının Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. tarafından işletilen Eynez Sahası Karanlıkdere mevkiindeki maden sahasında yaşandığını belirtti. Açıklamada, facianın yaşandığı döneme ilişkin şu bilgiler paylaşıldı: “Soma’da 301 maden işçisinin yaşamını yitirdiği katliamın üzerinden 12 sene geçti. Soma Kömür İşletmeleri A.Ş isimli özel bir şirket tarafından işletilen Eynez Sahası Karanlıkdere mevkiindeki maden sahasında yaşandı katliam. 2014 yılında yaklaşık 3 bin maden işçisi çalışıyordu madende ve 301 maden işçisi bu katliamda yaşamını yitirdi.” ÖZEL MADEN İŞLETMELERİNE ELEŞTİRİ TKP, açıklamasında özel şirketler tarafından işletilen madenlerde yaşanan iş cinayetlerine dikkat çekti. Partinin açıklamasında, Soma’nın özelleştirilen maden sahalarındaki sorunların ağır sonuçlarından biri olduğu savunuldu. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Özelleştirilen benzer yüzlerce maden ve maden sahasından biri, özel bir şirketin zenginliğine zenginlik katmak için aldığı ve işlettiği bir madende yaşandı bu katliam. Türkiye’de her yıl onlarca maden işçisi özel şirket ve holdinglerin işlettiği madenlerde yaşanan iş cinayetlerinde hayatını kaybetmeye devam ediyor. Madenciler ölüyor.” “MADENCİLER ÖLÜMLE SEFALET KOŞULLARI ARASINDA BİR HAYATA BOYUN EĞSİN İSTİYORLAR” TKP, açıklamasında maden işçilerinin yalnızca iş kazalarıyla değil, ağır çalışma koşulları, işsizlik riski ve sosyal hak kayıplarıyla da karşı karşıya kaldığını belirtti. Açıklamada şu değerlendirme yer aldı: “Maden katliamlarında, iş cinayetlerinde ölmeyen madenciler ise sağlık ve güvenlik tedbirlerinin asla yeterli düzeyde alınmadığı ağır koşullarda çalışmaya devam ediyor. Hem de her an işsiz kalma riskiyle, sosyal haklarını ve insanca bir geliri asla elde edememe pahasına. Üstüne verilmeyen haklar... Patronlar, özel maden şirketleri böyle devam etsin istiyorlar. Madenciler ölümle sefalet koşulları arasında gidip gelen bir hayata boyun eğsin istiyorlar.” “SOMA KATLİAMININ SORUMLUSU PİYASA DÜZENİDİR” TKP, Soma faciasının nedenlerine ilişkin değerlendirmesinde piyasa düzenini ve holdingleri hedef aldı. Açıklamada, madenlerin kamusal çıkar yerine özel kâr amacıyla işletilmesinin madencilerin yaşamını tehlikeye attığı savunuldu. Partinin açıklamasında şu ifadeler yer aldı: “Soma katliamının sorumlusu piyasa düzenidir. Piyasa düzeninin semirttiği holdingler, onların kural tanımayan arsızlıkları ülkenin madenlerini yağmalamakta, işçilerin ekmeğine el koymakta, hayatına kastetmektedir. Bir avuç asalak Türkiye’nin üstüne çökmüş, yedikçe yemekte, halka ait olana el koymakta, ülkemizin tüm kaynaklarını, halkın alın terini, işçilerin yaşamlarını yiyip bitirmektedirler.” MADENCİLER İÇİN GÜVENLİ ÇALIŞMA KOŞULLARI VURGUSU TKP, açıklamasında iş cinayetlerinin son bulduğu, madencilerin ölmediği bir ülke istediklerini belirtti. Partinin çözüm çağrısında güvenli çalışma koşulları, çalışma hakkının güvenceye alınması ve madenlerde holdinglerin etkinliğine son verilmesi öne çıktı. Açıklamada şu talepler sıralandı: “İş cinayetlerinin son bulduğu, madencilerin ölmediği bir ülke istiyoruz. Madenlerde insanca ve güvenli çalışma koşulları sağlanmalı, madencilerin çalışma hakkı güvence altına alınmalıdır. Madenlerde holdinglerin sömürü ve yağması son bulmalıdır! Madencilerin yaşam hakkı ve ekmekleri için madenler derhal ve bedelsiz olarak devletleştirilmelidir!” TKP’DEN KAMPANYA ÇAĞRISI TKP, Soma Katliamı’nın 12. yılında yaptığı açıklamada madenlerin devletleştirilmesi talebini yeniden gündeme taşıdı. Parti, madencilerin yaşam hakkı, çalışma güvencesi ve insanca çalışma koşulları için maden işletmelerinde kamusal mülkiyet ve denetim çağrısı yaptı. Açıklamada, madenlerde özel şirketlerin kâr odaklı işletme anlayışının işçilerin yaşamı ve güvenliği üzerinde ağır sonuçlar doğurduğu savunuldu. TKP, “madenlerde holdinglerin sömürü ve yağması son bulmalıdır” diyerek devletleştirme talebini yineledi.

CHP HEYETİ TİREBOLU’DA MADEN DİRENİŞİNE DESTEK VERDİ Haber

CHP HEYETİ TİREBOLU’DA MADEN DİRENİŞİNE DESTEK VERDİ

CHP HEYETİ TİREBOLU’DA MADEN DİRENİŞİNE DESTEK VERDİ Cumhuriyet Halk Partisi heyeti, “Maden ruhsatlarıyla kuşatılan Karadeniz’de halkımızın yanındayız” saha programı kapsamında Giresun’un Tirebolu ilçesinde yurttaşlarla bir araya geldi. Tirebolu İlçe Başkanlığı’ndaki basın açıklamasının ardından Sekü Köyü’ne geçen heyet, bölgede madencilik faaliyetlerine karşı nöbet tutan yurttaşları dinledi. Programda Giresun’un toprağının, suyunun, fındığının, ormanlarının ve köy yaşamının maden şirketlerinin kazançlarından daha değerli olduğu vurgulandı. KARADENİZ’DE MADEN RUHSATLARINA KARŞI SAHA PROGRAMI Cumhuriyet Halk Partisi heyeti, Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize’de çok sayıda köy, yayla, mera ve orman alanının maden arama ruhsatlarına açılmasına ve bölgede süren madencilik faaliyetlerinin yol açtığı çevresel tahribata karşı yürütülen saha programı kapsamında Tirebolu’da yurttaşlarla buluştu. CHP heyeti, Tirebolu İlçe Başkanlığı’nda düzenlenen basın açıklamasının ardından kamuoyunda “Sekü direnişi” olarak bilinen bölgede nöbet tutan yurttaşları ziyaret etti. Sekü Köyü’nde yapılan buluşmada yurttaşlar; su kaynakları, fındık bahçeleri, tarım arazileri, köy yolları, ormanlık alanlar ve yaşam alanları üzerindeki riskleri anlattı. GENİŞ KATILIMLI PROGRAM Programa CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, Ordu Milletvekili Seyit Torun, İzmir Milletvekili Ümit Özlale, Parti Meclisi Üyesi Kübra Gökdemir, Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, Rize Milletvekili Tahsin Ocaklı, Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, CHP Giresun İl Başkanı Dr. Gökhan Şenyürek, CHP Ordu İl Başkanı Bülent Akpınar, Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, Bulancak Belediye Başkanı Necmi Sıbıç, Espiye Belediye Başkanı Erol Karadere, Görele Belediye Başkanı Aysel Uzun, il ve ilçe örgütü yöneticileri ile çok sayıda yurttaş katıldı. Giresun Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Erkan Türüdü, Tirebolu Çevre Kültür ve Turizm Derneği Başkanı Nihan Emiroğlu Nakiboğlu ve yönetim kurulu, Eğitim Sen temsilcisi Ali Şensoy, Giresun Doğa ve Çevre Platformu Başkanı Emirhan Yılmaz ve Furkan Karakol da programda yer aldı. RIZVANOĞLU: KARADENİZ KARADENİZLİLERİNDİR CHP Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, Tirebolu İlçe Başkanlığı’ndaki açıklamada Karadeniz’in yoğun biçimde maden ruhsatlarıyla kuşatıldığını belirterek iktidarın madencilik politikalarına tepki gösterdi. Rızvanoğlu, “AK Parti Karadeniz’i bir sömürge alanı gibi görüyor. Bulgaristan sınırından Gürcistan sınırına kadar bu coğrafyayı şirketlerin çıkarı için talana açmak istiyorlar. Gözlerini yurttaşın toprağına, suyuna, ormanına diktiler. Biz buna ‘Öyle yağma yok’ diyoruz. Karadeniz Karadenizlilerindir” dedi. Bölgenin yüzde 85’inin maden ruhsatlı hale getirildiğini vurgulayan Rızvanoğlu, “Bu topraklarda insanlar neden doğduğu yeri terk etmek zorunda bırakılsın? Bu mücadele yalnızca çevreyi değil; yaşamı, üretimi, geleceği savunma mücadelesidir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak halkımızın yanındayız” diye konuştu. ŞENYÜREK: SEKÜ’DE VERİLEN MÜCADELE TÜRKİYE’YE ÖRNEK OLUYOR CHP Giresun İl Başkanı Dr. Gökhan Şenyürek, Giresun’da çevre mücadelesinin yalnızca doğayı koruma başlığıyla sınırlı olmadığını; temiz suyu, sağlıklı toprağı, fındık üretimini, köy yaşamını ve gelecek kuşakların yaşam hakkını savunma mücadelesi olduğunu vurguladı. Şenyürek, “Karadeniz insanı doğasına, suyuna ve toprağına sahip çıkmayı bilir. Bölge halkımız son derece dirençli, sağduyulu ve mücadele ruhu yüksek bir halktır. Sekü’de verilen mücadele bugün tüm Türkiye’ye örnek olmaktadır” dedi. Şenyürek, Giresun’un toprağının üstünün altından daha kıymetli olduğunu belirterek insanın, doğanın, suyun, fındığın, ormanın ve köy yaşamının maden şirketlerinin kazançlarından daha önemli olduğunu ifade etti. MİLLETVEKİLLERİNDEN HALKA DESTEK MESAJI Basın açıklamasının ardından milletvekilleri söz aldı. CHP heyeti, halkla yan yana durarak Giresun’un toprağını, suyunu, fındığını ve yaşam alanlarını sonuna kadar savunmaya hazır olduklarını açıkladı. Konuşmalarda maden şirketlerine karşı toprağın üstünün altından daha kıymetli olduğu vurgulandı. İnsan yaşamının, doğanın, suyun, tarımın, fındığın ve köylerin maden şirketlerinin kazançlarından daha değerli olduğu belirtildi. Milletvekilleri, Giresun’un dünyaca bilinen fındık üretimine dikkat çekerek dünyanın en kaliteli fındığının her madenden daha fazla ekonomik ve yaşamsal değere sahip olduğunu ifade etti. Fındık bahçelerinin, tarım alanlarının ve su kaynaklarının korunmasının çevre, ekonomi ve halk sağlığı açısından zorunlu olduğu vurgulandı. GEZMİŞ: BU MÜCADELEDE ASLA YALNIZ OLMAYACAKSINIZ CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Sekü halkının mücadelesini ilk günden bu yana sahada ve Meclis’te takip ettiklerini söyledi. Gezmiş, “Burada yurttaşlarımızla omuz omuza verdik, hep birlikte ‘madene hayır’ dedik. O gün Sekü halkına bir söz verdik: Bu mücadelede asla yalnız olmayacaksınız. Ardından örgütlerimizle birlikte bölgeye çıktık, kilometrelerce yürüyerek tespitlerimizi yaptık. Tirebolu’da da gür bir sesle söyledik; biz toprağımızın bereketini, temiz suyumuzu, yaşam alanlarımızı istiyoruz. Bu haklı mücadelede halkımızın yanında olmaya devam edeceğiz” diye konuştu. RIZVANOĞLU: BU KÖTÜCÜL DÜZENE KARŞI HALKIMIZLA OMUZ OMUZAYIZ CHP Genel Başkan Yardımcısı Evrim Rızvanoğlu, Sekü’de yaptığı konuşmada Karadeniz’in maden ruhsatlarıyla kuşatıldığını belirterek iktidarın madencilik politikalarına sert tepki gösterdi. Rızvanoğlu, “Burayı kevgire çevirdiler, ihale sahası haline getirdiler. ‘Çevreyi kirletelim, birkaç ceza ödeyip yolumuza devam edelim’ anlayışıyla hareket ediyorlar. Biz bu kötücül düzene karşı halkımızla omuz omuzayız” dedi. Rızvanoğlu, “AK Parti Karadeniz’i bir sömürge alanı gibi görüyor. Bulgaristan sınırından Gürcistan sınırına kadar bu coğrafyayı talana açmak istiyorlar. Buradaki yurttaş nereye giderse gitsin, yeter ki yandaş şirketler kazansın anlayışıyla hareket ediyorlar. Biz buna ‘Öyle yağma yok’ diyoruz. Karadeniz Karadenizlilerindir” ifadelerini kullandı. Rızvanoğlu, “Burası çiftçi memleketi, fındık memleketi. Bu insanlar nereye gidecek? Neden anasının, babasının, dedesinin toprağını bırakıp göç etmek zorunda kalsın? Biz bu kara düzene ‘Hayır’ diyoruz. Çünkü burada yalnızca yandaşlar kazanıyor; halkın toprağı, suyu, geleceği yok sayılıyor. Gelecek nesillerin ne olacağı umurlarında bile değil. Onların tek düşündüğü yandaşlarının kasasıdır” diye konuştu. ÖZLALE: BU MÜCADELE BÜTÜN YURTTAŞLARIN ORTAK MÜCADELESİDİR İzmir Milletvekili Ümit Özlale, doğa mücadelesinin artık ülke çapında ortak bir mücadeleye dönüştüğünü belirtti. Özlale, “Bu mücadele yalnızca bir köyün değil; çiftçinin, emeklinin, gençlerin, bütün yurttaşların ortak mücadelesidir” dedi. TORUN: HALKIN ÜSTÜNDE BAŞKA BİR GÜÇ YOKTUR Ordu Milletvekili Seyit Torun, halkın sesini yükselttiğinde doğayı rant uğruna yok etmek isteyenlerin geri adım atmak zorunda kalacağını söyledi. Torun, “Halk sesini yükselttiğinde geri adım atmak zorunda kalacaklar. Çünkü halkın üstünde başka bir güç yoktur. Bu bölgenin doğasını rant uğruna yok etmelerine izin vermeyeceğiz” diye konuştu. SEKÜ KÖYÜ’NDE HALK NÖBETİ CHP heyeti, Tirebolu İlçe Başkanlığı’ndaki açıklamanın ardından Sekü Köyü’ne geçti. Heyet, bölgede aylardır madencilik faaliyetlerine karşı nöbet tutan yurttaşlarla bir araya geldi. AK Parti Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’e ait maden şirketinin, Çatalağaç Köyü’ndeki faaliyetlerini Tirebolu’nun Sekü ve Görele’nin Karlıbel bölgelerine genişletmek amacıyla başlattığı sondaj çalışmalarına karşı direnen köylüler, yaşadıkları çevresel sorunları ve mağduriyetleri CHP heyetiyle paylaştı. Köylüler, maden faaliyetlerinin su kaynaklarını, fındık bahçelerini, tarım alanlarını, meraları, ormanlık bölgeleri ve köy yaşamını tehdit ettiğini belirtti. Yurttaşlar, maden ruhsatlarının yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların yaşam hakkı üzerinde de baskı oluşturduğunu dile getirdi. KÖYLÜ KADINLARDAN DESTEK ÇAĞRISI Sekü Köyü’ndeki buluşmada özellikle köylü kadınlar söz alarak topraklarının zehirlenmesine karşı direnmek için destek istedi. Kadınlar, su kaynaklarının kirlenmesi ve köy yaşamının zarar görmesi halinde çocukların geleceğinin tehlikeye gireceğini belirtti. “Çocuklarımıza zehirli su içirmek istemiyoruz” sözleri, buluşmanın en güçlü mesajlarından biri oldu. Köylü kadınlar, fındık bahçelerinin, içme sularının, hayvancılığın, tarım alanlarının ve çocukların geleceğinin korunmasını istedi. Yurttaşlar, maden ruhsatlarına karşı mücadelenin köylerde yaşayan herkesin ortak yaşam hakkı meselesi olduğunu vurguladı. YURTTAŞLAR: ATA MİRASI TOPRAKLARIMIZI SAVUNUYORUZ Ziyaret sırasında yurttaşlar da yaşadıkları sorunları anlattı. Çatalağaç köyü sakinlerinden Esma Aydın, “Cennet memleketimiz cehenneme döndü. Suyumuz yok, yolumuz yok. Ceza yazmak çözüm değil, bize yaşam alanlarımızı geri versinler” dedi. Sekü Köyü sakinlerinden Mesut Aydın ise, “Biz bu ata mirasını geleceğe aktarmak için direniyoruz. Kimsenin bu toprakları talan etmesine izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Tirebolu Çevre Kültür ve Turizm Derneği Başkanı Nihan Emiroğlu Nakiboğlu, çevre mücadelesi nedeniyle baskı ve tehditlerle karşı karşıya kaldıklarını belirterek mücadeleden vazgeçmeyeceklerini söyledi. GİRESUN’DA ORTAK YAŞAM SAVUNUSU CHP heyeti, çevre örgütleri, platform temsilcileri, sendika temsilcileri ve yurttaşlar, Giresun’da maden ruhsatlarına karşı ortak dayanışma mesajı verdi. Giresun Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Erkan Türüdü, Tirebolu Çevre Kültür ve Turizm Derneği Başkanı Nihan Emiroğlu Nakiboğlu ve yönetim kurulu, Eğitim Sen temsilcisi Ali Şensoy, Giresun Doğa ve Çevre Platformu Başkanı Emirhan Yılmaz ve Furkan Karakol’un yer aldığı programda halkın suyuna, toprağına, fındığına, ormanına ve yaşam alanlarına sahip çıkacağı vurgulandı. CHP heyeti, Karadeniz’de doğayı, suyu, yaşam alanlarını ve üretim kültürünü tehdit eden vahşi madencilik politikalarına karşı yurttaşlarla birlikte mücadeleyi sürdüreceğini açıkladı.

ÇİFTÇİ: “DOĞAMIZI, SUYUMUZU VE TOPRAĞIMIZI YOK EDEN MADENCİLİĞE KARŞIYIZ” Haber

ÇİFTÇİ: “DOĞAMIZI, SUYUMUZU VE TOPRAĞIMIZI YOK EDEN MADENCİLİĞE KARŞIYIZ”

ÇİFTÇİ: “DOĞAMIZI, SUYUMUZU VE TOPRAĞIMIZI YOK EDEN MADENCİLİĞE KARŞIYIZ” CHP Giresun İl Genel Meclis Üyesi Eyüp Çiftçi, İl Genel Meclisi’nin Mayıs ayı ilk toplantısında maden faaliyetlerini gündeme taşıdı. Çiftçi, Alagöz Madencilik üzerinden yaşanan çevre tahribatına dikkat çekerek, “Biz netiz: Madene karşıyız” dedi. Cumhuriyet Halk Partisi Giresun İl Genel Meclis Üyesi Eyüp Çiftçi, İl Genel Meclisi’nin Mayıs ayı ilk toplantısında Giresun’daki maden faaliyetlerine sert tepki gösterdi. Çiftçi, maden çalışmalarının doğaya, su kaynaklarına, tarım alanlarına ve insan sağlığına zarar verdiğini belirterek, bu sürecin yalnızca çevre sorunu olarak görülemeyeceğini söyledi. Çiftçi, Alagöz Madencilik’in bölgede oluşturduğu tahribatı gündeme getirerek ormanlık alanların zarar gördüğünü, fındık bahçelerinin verimsizleştiğini ve toprağın kimyasal etkilerle tehdit altında kaldığını ifade etti. Atık suların derelere bırakılmasının ciddi bir ekolojik risk oluşturduğunu belirten Çiftçi, yaşananların gelecek nesilleri de doğrudan ilgilendirdiğini vurguladı. “BU DOĞRUDAN YAŞAM HAKKI MESELESİDİR” Eyüp Çiftçi, maden faaliyetlerinin yalnızca bugünün çevre dengesini değil, bölgenin geleceğini de tehdit ettiğini söyledi. İçme suyu kaynaklarının kirlenmesi, tarım alanlarının zarar görmesi ve doğal yapının bozulması karşısında sessiz kalınamayacağını belirtti. Çiftçi, “Bu sadece bir çevre meselesi değil, bu doğrudan insan sağlığı ve yaşam hakkı meselesidir” sözleriyle tepkisini dile getirdi. BÖLGE HALKININ MÜCADELESİNE DESTEK Çiftçi, yaşam alanlarını korumak için nöbet tutan vatandaşların mücadelesine destek verdi. Bölge halkının suya, toprağa ve doğaya sahip çıkmak için kararlı bir duruş sergilediğini belirten Çiftçi, bu tepkinin dikkate alınması gerektiğini söyledi. Çiftçi, vatandaşların mücadelesini haklı bir yaşam savunusu olarak nitelendirdi. SU PROJESİNDE TAKİP SONUÇ VERDİ Eyüp Çiftçi, konuşmasında Giresun merkez, Keşap, Dereli ve Piraziz’i yakından ilgilendiren büyük su projesine de değindi. Projenin uzun süredir takipçisi olduklarını belirten Çiftçi, ısrarlı gündem ve kararlı takip sonucunda önemli bir aşamaya gelindiğini ifade etti. Çiftçi, “Sürekli dile getirdik, takipçisi olduk ve sonunda muvaffak olduk” dedi. “KURU KURUYA MUHALEFET YAPMIYORUZ” Çiftçi, muhalefet anlayışlarının yalnızca eleştiriye dayanmadığını, halkın sorunlarına çözüm üretilmesini hedeflediklerini söyledi. Çiftçi, “Kuru kuruya muhalefet yapmıyoruz. Bizim derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek. İktidarı çalıştırmak, halkın sorunlarına çözüm buldurmak istiyoruz” ifadelerini kullandı. Doğru yapılan işlere destek vereceklerini belirten Çiftçi, “Biz halk için varız. Söylediklerimiz dikkate alınır, gereği yapılırsa teşekkür etmesini de biliriz” dedi. “BİZ NETİZ: MADENE KARŞIYIZ” Eyüp Çiftçi, konuşmasının sonunda maden faaliyetlerine karşı tutumunu açık sözlerle ortaya koydu. Çiftçi, “Bu şekilde yapılan madencilik faaliyetleri yaşam alanlarımızı mahvediyor. Doğamızı, suyumuzu, toprağımızı yok eden hiçbir girişime rıza göstermeyiz. Biz netiz: Madene karşıyız” dedi.

İSTANBUL’DA VAHŞİ MADENCİLİK PANELİ: “İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK” Haber

İSTANBUL’DA VAHŞİ MADENCİLİK PANELİ: “İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK”

İSTANBUL’DA VAHŞİ MADENCİLİK PANELİ: “İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK” İstanbul’da düzenlenen panel, Doğu Karadeniz’de vahşi madenciliğin su kaynakları, tarım alanları, ormanlar, halk sağlığı ve yaşam alanları üzerinde oluşturduğu riskleri gündeme taşıdı. Panelde, doğa katliamına bugün “dur” denilmezse gelecekte geri dönüşün olmayacağı vurgulandı. DOĞU KARADENİZ’DEKİ MADEN RİSKİ İSTANBUL’DA TARTIŞILDI Görele ve Çanakçı Çevre Koruma Platformu ile Giresun’dan bazı çevreci sivil toplum kuruluşları, İstanbul’da “Halkımız Doğu Karadeniz’de Vahşi Madenciliğe Neden Karşı Çıkıyor?” temalı panel düzenledi. İstanbul Esenler Prof. Dr. Adem Baştürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panelin moderatörlüğünü Dr. Adil Emecan yaptı. Panele İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Öztürk, Giresun Üniversitesi’nden Prof. Dr. Birsen Oksal ve Prof. Dr. Hakan Bektaş, Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fehmi Çalık ile Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ömer Dalman konuşmacı olarak katıldı. “DOĞA KATLİAMINA ‘DUR’ DENİLMEZSE GERİ DÖNÜŞ YOK” Panelde vahşi madenciliğin Doğu Karadeniz’in doğal yapısı, su havzaları, tarım üretimi ve yerleşim alanları üzerindeki etkileri bilimsel veriler ışığında ele alındı. Konuşmacılar, madencilik faaliyetlerinin yalnızca ekonomik başlıklarla açıklanamayacağını, bölgenin yaşam hakkını ve gelecek güvenliğini doğrudan ilgilendirdiğini belirtti. Panelde şu vurgu yapıldı: " DOĞA KATLİAMINA 'DUR' DENİLMEZSE GERİ DÖNÜŞ YOK" Konuşmacılar, bölgedeki maden faaliyetlerine ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı: "Bu coğrafyada yapılan madencilik 'kalkınma' değil, kontrollü bir yıkımdır.'Maden şirketleri istihdam sağlıyor, ekonomiye katkı yapıyor' gibi söylemler acı gerçekleri örtmeye yetmiyor." DERELER, İÇME SULARI VE TARIM ALANLARI İÇİN TEHLİKE UYARISI Panelde, açılan maden sahalarının dereleri, içme suyu kaynaklarını, tarım arazilerini ve ormanlık alanları tehdit ettiği ifade edildi. Siyanür ve ağır metallerin toprağa karışması halinde etkilerin yıllarca değil, nesiller boyunca sürebileceği vurgulandı. Konuşmacılar şu açıklamayı yaptı: "Açılan maden sahalarıyla birlikte dereler zehir akıyor, bulanıyor, içme suları risk altına giriyor. Siyanür ve zehirli ağır metaller toprağa karışıyor, bunun etkisi yıllarca değil, nesiller boyu sürecek.Sadece bu da değil, heyelan riski katlanarak artıyor ve Karadeniz’in zaten hassas olan yapısı daha da kırılgan hale geliyor. Bölgemizde fındık, çay, arıcılık ve hayvancılık bitme noktasına geliyor. Ormanlar kesiliyor, topraklara, derelere maden zehiri akıtılıyor, dolayısıyla önü alınamaz büyük bir tahribat meydana geliyor. 'Bir siyanür havuzu hiç sızdırmaz bile olsa 500 yıl muhafaza edilmesi gerekiyor ki doğaya zararı enaza indirgensin' dersek durumun vahameti daha net anlaşılır.Tüm bu yaşananlar İnsanlarda kanser ve kronik hastalık riskini ciddi şekilde yükseltiyor. Şimdi açıkça şunu sormak gerekiyor, maden şirketlerinin birkaç yıllık geliri ve devlete verilen yüzde 3-4 oranında katkı için yüzyılların doğasını, suyunu, toprağını feda etmek akıl işi midir? Şu da bir gerçek; bu mesele artık sadece çevrecilerin hassasiyeti değildir, bu mesele çocuklarımızın geleceği, içeceği su, yiyeceği gıda, yaşayacağı toprak meselesidir. Bir de şu var, bu projeler yapılırken çoğu zaman bölge halkının fikri bile sorulmuyor. Kararlar masada alınıyor, bedel köyde, derede, bahçede, tarlada ödeniyor. Biz şunu söylüyoruz; bu topraklar sahipsiz değildir. Bu dereler, bu ormanlar, bu yaşam alanları birkaç şirketin insafına bırakılacak kadar değersiz değildir. Bu panelde ortaya koyduğumuz bilimsel gerçekler gayet nettir; yaşanan doğa katliamına eğer bugün 'dur' denilmezse gelecekte kesinlikle geri dönüş olmayacaktır.Yakın zamanda panelde yapılan tüm konuşmaları video serisi halinde paylaşacağız. Herkes izlesin ve ürkütücü gerçeği görsün. Çünkü bu mücadele sadece Giresun'un değil; Doğu Karadeniz halkının, hatta bu ülkede nefes alan herkesin meselesidir." “İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK” Panelde insan sağlığına yönelik riskler de öne çıktı. Konuşmacılar, suya, toprağa ve tarımsal üretime karışabilecek kirleticilerin bölgede yaşayan yurttaşlar açısından ciddi sağlık tehdidi oluşturduğunu belirtti. Panelde şu uyarı yapıldı: " İNSANLARDA KANSER VE KRONİK HASTALIK RİSKİ YÜKSEK" GİRESUN’UN YÜZDE 85’İ İÇİN MADEN SAHASI UYARISI Konuşmacılar, Giresun’daki maden rezervlerinin orta ve düşük düzeyde olduğunu, bu nedenle yeraltı katmanında dağınık halde bulunduğunu ifade etti. Bu yapının, maden çalışmalarını geniş alanlara yayma riski taşıdığı belirtildi. Panel şu vurguyla tamamlandı: " Giresun'da çıkarılacak madenler orta ve düşük düzeyde, bu nedenle yeraltı katmanında çok dağınık durumda. İlimizin yüzde 85'nin maden sahası ilan edilmesinin sebebi budur.Bu da, çalışmaların çok geniş bir alanda, yani tarım arazilerinde ve su havzalarında da yapılacağını gösteriyor." PANELİ SİYASETÇİLER, AKADEMİSYENLER VE STK TEMSİLCİLERİ TAKİP ETTİ Paneli Beyoğlu Belediye Başkanı Sefer Karaahmetoğlu, Görele Belediye Başkan Vekili Aysel Civil Uzun, 27. Dönem CHP İstanbul Milletvekili Emine Gülizar Emecan, bazı siyasetçiler, kurum, kuruluş ve STK yöneticileri, akademisyenler, iş insanları ile çeşitli meslek gruplarından çok sayıda katılımcı takip etti.

CHP’NİN 23 NİSAN BİLDİRİSİ GİRESUN’DA OKUNDU: “MİLLİ EGEMENLİK VESAYET ALTINDA” Haber

CHP’NİN 23 NİSAN BİLDİRİSİ GİRESUN’DA OKUNDU: “MİLLİ EGEMENLİK VESAYET ALTINDA”

CHP’NİN 23 NİSAN BİLDİRİSİ GİRESUN’DA OKUNDU: “MİLLİ EGEMENLİK VESAYET ALTINDA” Cumhuriyet Halk Partisi’nin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında hazırladığı ortak basın açıklaması, Giresun’da İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde kamuoyuna açıklandı. CHP Giresun İl Örgütü’nün düzenlediği açıklamada milli egemenlik, seçilmiş iradeye müdahale, çocukların yaşam hakkı, okul güvenliği ve eğitim politikaları başlıkları öne çıktı. CHP’nin merkez metninde ayrıca çocuklar için 23 maddelik manifesto da ilan edildi. BİLDİRİ İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ ÖNÜNDE OKUNDU CHP’nin 23 Nisan bildirisi, Giresun Valiliği binasında bulunan İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde okundu. Açıklamaya partililer ile yurttaşlar katıldı. Metinde 23 Nisan 1920’nin, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunun ilan edildiği tarih olduğu vurgulandı. CHP, 23 Nisan’ın yalnızca bir bayram değil, milli iradenin ve halkın kendi kaderini tayin hakkının sembolü olduğunu kayda geçirdi. MİLLİ EGEMENLİK VE SEÇİLMİŞ İRADE BAŞLIĞI Açıklamada, “23 Nisan 2026 Türkiye’sinde ‘Milli Egemenlik’ kavramı, iktidarın eliyle ağır bir vesayet altına alınmış durumdadır” ifadesi kullanıldı. Metinde ayrıca cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş belediye başkanları ve parti yöneticilerine yönelik yargı süreçleri ele alındı; “Seçilmiş iradeye yapılan müdahale, halkın kararına saldırıdır” denildi. Açıklamada, demokrasinin yalnızca sandığın kurulmasıyla sınırlı olmadığı, sandıktan çıkan iradenin korunmasının da demokratik düzenin parçası olduğu vurgulandı. ÇOCUKLARIN YAŞAM HAKKI VE OKUL GÜVENLİĞİ GÜNDEMDE CHP’nin metninde çocukların yaşam koşulları ve güvenliği de geniş yer tuttu. Açıklamada, son bir yılda 1.538 çocuğun dışsal yaralanma ve zehirlenme nedeniyle hayatını kaybettiği, 2025 yılında en az 94 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdiği, son 10 yılda çocuk işçi ölümlerinin 836’ya ulaştığı belirtildi. Metinde okullarda yaşanan şiddet olayları da sıralandı; 14 Nisan’da Şanlıurfa’daki saldırıda 16 kişinin yaralandığı, 15 Nisan’da Kahramanmaraş’taki saldırıda 1 öğretmen ile 9 öğrencinin hayatını kaybettiği ve 13 öğrencinin yaralandığı, 18 Nisan’da Diyarbakır’da paratoner eksikliği nedeniyle 2 çocuğun öldüğü, 1 çocuğun ağır yaralandığı ifade edildi. CHP, Eylül 2023’ten bu yana okullarda 47 şiddet ve saldırı olayı yaşandığını, bu süreçte okul güvenliği ve teknik eleman eksikliği nedeniyle 23 kişinin, MESEM’lerde ise 18 çocuğun hayatını kaybettiğini açıkladı. 23 MADDELİK ÇOCUK MANİFESTOSU AÇIKLANDI CHP, 23 Nisan metniyle birlikte “Çocuklar İçin Sağlıklı, Mutlu, Güvenli ve Özgür Gelecek Manifestosu”nu da kamuoyuna duyurdu. Resmî teşkilat sayfasında yayımlanan metinde 23 talep şu şekilde sıralandı: Devletin eğitim sorumluluğunun dernek, vakıf, cemaat, tarikat, STK, siyasi yapı ve benzeri üçüncü taraflara devredilmemesi; eğitimin laik, bilimsel ve çağdaş esaslarla yürütülmesi. Okullara silah girişinin engellenmesi ve okullara çocuk pedagojisi eğitimi almış 65 bin kadrolu güvenlik görevlisi atanması. Hiçbir çocuğun sağlık hizmetinden mahrum kalmaması için okullara 75 bin kadrolu okul sağlığı hemşiresi atanması. Tüm kademelerde temiz içme suyu ve bir öğün okul yemeğinin ücretsiz sağlanması. Yoksulluk, ihmal, şiddet ve suça sürüklenme riskine karşı erken müdahaleyi esas alan okul-aile-toplum iş birliğine dayalı okul sosyal hizmet programı kurulması. Akran zorbalığı, bağımlılık ve şiddetle mücadelede bilimsel, sürekli ve izlenebilir önleyici programların tüm okullarda uygulanması. Şiddeti besleyen medya içerikleri, cezasızlık algısı ve bireysel silahlanmaya karşı kapsamlı sosyal politika ve sosyal hizmet eylem planı hazırlanması. Yeterli sayıda rehber öğretmen atanması ve öğrencilerin duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimini izleyen güçlü bir psikososyal destek sistemi kurulması; Rehberlik Araştırma Merkezlerinin ruh sağlığı meslek elemanlarıyla güçlendirilmesi. Okul yöneticileri ile öğretmenlerin mesleki saygınlığının yeniden tesis edilmesi; yetki ve sorumluluklarının güçlendirilmesi; adil ve etkili disiplin mekanizmalarının yeniden kurulması. Okul-aile birliklerinin yalnızca para toplama aracı olmaktan çıkarılıp okul-aile-toplum iş birliğini güçlendiren etkin mekanizmalara dönüştürülmesi. Aileleri destekleyen ve sağlıklı ebeveynlik becerilerini güçlendiren bilimsel temelli programların yaygınlaştırılması. Okulların ihtiyaçlarını velilerden bağış toplayarak değil, öğrenci sayısına göre düzenli gönderilecek okul bütçeleriyle karşılaması. Okullar ve bölgeler arasındaki altyapı ve donanım eşitsizliklerinin giderilmesi; her çocuğun nitelikli eğitim için gerekli imkânlara erişmesinin sağlanması. Okulların yalnızca ders yapılan beton binalar değil; sosyal, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlerle zenginleşen, güvenli, yeşil, erişilebilir ve çocuk dostu “mutlu ve yaşayan okullar” haline getirilmesi. Okul öncesi eğitimin her çocuk için en az bir yıl ücretsiz ve zorunlu kamusal hak haline getirilmesi. Okul dışında kalan çocukların örgün eğitime devamını sağlayacak etkin izleme ve takip sistemlerinin kurulması. Yoksul çocuklara barınma ve burs desteği verilmesi, köy okullarının yeniden açılması. Mesleki ve teknik eğitimin çocuk işçiliğine ve emek sömürüsüne izin vermeyecek biçimde düzenlenmesi; çocukların iş gören değil iş öğrenen bireyler olarak nitelikli eğitim almasının sağlanması. Ölçme ve değerlendirme sisteminin çocukları yarıştıran ve eleyen yapıdan çıkarılıp çok boyutlu ve adil hale getirilmesi. Eğitimde dijitalleşmenin eşitsizlik yaratmaması; tüm çocukların teknolojiye güvenli, eşit ve nitelikli erişiminin sağlanması ve dijital okuryazarlığın güçlendirilmesi. Tüm okulların depreme dayanıklı hale getirilmesi, afetlere hazırlık eğitimlerinin zorunlu kılınması ve her okulda uygulanabilir acil durum planlarının hayata geçirilmesi. Ücretli öğretmenliğin kaldırılması ve tüm sınıfların kadrolu öğretmenlerle buluşturulması. Cumhuriyet’in temel değerlerine bağlı, fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür nesiller yetiştirilmesi; çocukların ve gençlerin bilgiyle birlikte etik değerler, kültür, sanat, spor, sürdürülebilirlik ve eşitlik anlayışıyla donatılması. “ÇOCUKLARI KORUMAK DEVLETİN ASLİ GÖREVİDİR” Manifestonun sonunda “Çocukları korumak bir tercih değil, devletin asli görevidir” ifadesi yer aldı. CHP, güvenli, nitelikli, bilimsel, laik, kamusal, parasız, eşit, kapsayıcı ve özgür bir eğitim sisteminin vaat değil hak olduğunu vurguladı. Metin, çocukların sağlıklı büyümesi, kendini güvende hissetmesi, eşit olanaklara sahip olması ve nitelikli eğitimle geleceğe hazırlanması hedefiyle tamamlandı. Açıklama “Yaşasın Cumhuriyet” vurgusuyla sona erdi.

GİRESUN’DA MADEN TEPKİSİ SOKAĞA TAŞTI Haber

GİRESUN’DA MADEN TEPKİSİ SOKAĞA TAŞTI

GİRESUN’DA MADEN TEPKİSİ SOKAĞA TAŞTI Giresun’da madencilik faaliyetlerine karşı düzenlenen yürüyüşte yüzlerce yurttaş Debboy’dan Atatürk Meydanı’na yürüdü. Meydandaki konuşmalarda doğa, su kaynakları, tarım alanları ve yaşam hakkı vurgusu öne çıktı. Giresun’da son dönemde büyüyen madencilik tartışması, kent merkezindeki kitlesel yürüyüşle yeni bir aşamaya taşındı. Giresun Doğayı Koruma Topluluğu’nun çağrısıyla toplanan yüzlerce yurttaş, Debboy mevkisinden başlayarak Gazi Caddesi üzerinden Atatürk Meydanı’na yürüdü. Yürüyüşe Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda yurttaş katıldı. Kalabalık yürüyüş boyunca “Giresun madene galip gelecek”, “Giresun bizimdir bizim kalacak”, “Maden sizin, Giresun bizim”, “Giresun yeşildir yeşil kalacak”, “Susma sustukça sıra sana gelecek” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları attı. Eylem, kentte madencilik başlığının yalnızca çevre değil, su, üretim ve yaşam alanları ekseninde de büyüyen bir toplumsal itiraza dönüştüğünü ortaya koydu. MEYDANDA VERİLEN MESAJ: “GİRESUN SAHİPSİZ DEĞİLDİR” Topluluk adına konuşan Furkan Karakol, meydandaki kalabalığa doğrudan seslendi. Karakol, “Bizler dedikodu yapmayacağız, bizler karşı olacağız. Şimdi size soruyorum; Giresun maden şirketlerinin kepçeleri altında ezilecek kadar sahipsiz midir?” dedi. Karakol, konuşmasının devamında, “Bugün bizleriz, yarın torunlarımızdır. Ve Giresun’un tapusu Sakarya’da, Afyonkarahisar’da şehitlerimizin kanıyla imzalanmıştır. Bu talana, bu yıkıma ‘evet’ demeyeceğiz. Biz buna izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı. Aynı konuşmada Karakol, doğa savunusunu kent aidiyetiyle birlikte tanımladı. “Vatanı sevmek onun dağını, suyunu, ağacını sevmektir” diyen Karakol, “Biz ayrıcalık değil adalet istiyoruz. Aynı hukuk herkese eşit uygulansın istiyoruz. Giresun sahipsiz değildir. Ormanlar bizimdir, topraklar bizimdir, kümbet bizimdir, yaylalar bizimdir” sözlerini kullandı. SU, TOPRAK VE FINDIK AYNI İTİRAZDA BİRLEŞTİ Meydanda konuşan Emirhan Yılmaz ise çevresel kaygılarla birlikte kentin ekonomik ve tarımsal geleceğini gündeme taşıdı. Yılmaz, “Giresun çok travması olan bir şehir. Bu travma sadece işgalin ve savaşın travmaları değil; Çernobil’in, Karadeniz Sahil Yolu’nun, Şebinkarahisar’ın travmaları hala Giresunlunun hafızasında” dedi. Yılmaz, madencilik sahalarının genişliğine ilişkin eleştirisini de açık biçimde dile getirdi. “Giresun’un dağları kurşun yarası gibi delik deşik. Giresun’un yüzde 85’i maden sahası ilan edilmiş durumda. Giresunlulara deniyor ki; ‘bu geri kalan yüzde 15’te yaşayın.’ Buna ‘evet’ diyecek biri var mı acaba içinizde?” sözleri meydandaki en dikkat çeken ifadeler arasında yer aldı. Bu oran ve değerlendirmeler, konuşmacının meydandaki beyanı olarak kayda geçti. Fındık ve tarımsal üretim başlığı da konuşmanın ana eksenlerinden biri oldu. Yılmaz, “Ne dedik? Fındığın başkenti, kirazın anavatanı. Giresun’da kiraz fidesi kaldı mı?” dedi. Ardından, “Uluslararası sermaye başka ülkelerde fındık bahçeleri açarken bizler dünyanın en kıymetlisini siyanüre tercih etmeyeceğiz” ve “Giresun kasten yoksullaştırılmasına rağmen madene ve maden şirketlerine esir olmayacak” ifadelerini kullandı. EN SERT UYARI ATIK HAVUZLARI İÇİN YAPILDI Meydandaki konuşmalarda su güvenliği ayrı bir başlık olarak öne çıktı. Yılmaz, “Bu madenlerdeki atık havuzlarının patlaması sularımızı zehirlerse Giresun gibi su zengini bir şehir su fakiri olacak” dedi. Aynı bölümde, “Bizim kucağımıza patlamaya hazır bir bomba veriyorsunuz. Bizim karşı çıkmamız bu bombanın kaldırılmasından ibaret” sözleriyle risk algısını anlattı. Bu değerlendirmeler de konuşmacının meydandaki beyanı olarak ifade edildi. Yılmaz, izin sürecine ilişkin olarak da “Bize ‘siz kimsiniz?’ diye sordular. Biz de dedik ki: ‘Giresunlu gençleriz.’ Şimdi tekrar söylüyorum: Biz halkız. Halk diye bir şey var ya, o biziz” dedi. KATILIMCILAR: “BU DAHA BAŞLANGIÇ” Yürüyüşün ardından söz alan yurttaşlar da eylemin tek günlük bir tepkiyle sınırlı kalmayacağını söyledi. Bir katılımcı, “Topraklarımıza sahip çıkmak, geleceğimize sahip çıkmak… Bu bugünün işi değil, ileriye dönük bir problem. Bizimkisi bir uyarı. Bu bir ilk adımdır, yarın devamı gelecek. Tüm halkımızın buna iştirak etmesini istiyoruz” dedi. Bir başka yurttaş, “Memleketimize, tozuna, toprağına sahip çıkmak için buradayız. Karadeniz bizim, Giresun bizim. Biz yeşille mavinin kucaklaştığı bir yerdeyiz. Bunun bakir kalmasını istiyoruz” sözleriyle eyleme neden katıldığını anlattı. Aynı katılımcı, “Çocukken fındık bahçelerinde gece gündüz bekçilik yapıyorduk. Her şekilde toprağımıza, bahçelerimize sahip çıkacağız. Bu öyle kolay değil” ifadelerini kullandı. Bir diğer katılımcı ise, “Toprağımızı, suyumuzu, havamızı, bütün canlı yaşamı savunmak için buradaydık. Giresun’da ve bütün Karadeniz’de bir ekokırım yaşanacak” dedi. Aynı konuşmada, “Biz provokatör değiliz, halkız. Sadece yaşam hakkını savunuyoruz. Tek derdimiz yaşamak ve yaşatmak” sözleri yer aldı. TEPKİNİN MERKEZİNDE YAŞAM ALANLARI VAR Giresun’daki yürüyüş, madencilik tartışmasının kentte yalnızca teknik bir yatırım meselesi olarak görülmediğini açık biçimde gösterdi. Meydandaki konuşmalar ve sloganlar, doğa koruma talebinin su kaynakları, tarım alanları, fındık üretimi ve yaşam hakkı başlıklarıyla birlikte dile getirildiğini ortaya koydu.

ALAGÖZ MADEN AÇIKLAMA YAPTI, GİRESUN’DA MADEN TARTIŞMASI DİNMEDİ Haber

ALAGÖZ MADEN AÇIKLAMA YAPTI, GİRESUN’DA MADEN TARTIŞMASI DİNMEDİ

ALAGÖZ MADEN AÇIKLAMA YAPTI, GİRESUN’DA MADEN TARTIŞMASI DİNMEDİ Alagöz Maden, Görele-Tirebolu hattındaki ruhsat sahasında yürütülen faaliyetlerin yasal ve izinli olduğunu açıkladı. Şirketin tam metni kamuoyuna sunulurken, Giresun’da son haftalarda büyüyen maden ruhsatı ve ihale tartışmaları ise kent genelindeki kaygıyı azaltmadı. Alagöz Maden, 8 Nisan 2026 tarihinde yayımladığı açıklamada Giresun’un Görele ve Tirebolu ilçeleri sınırlarında bulunan ruhsat sahasında yürütülen sondaj ve numune alma çalışmalarının yasal izinler kapsamında sürdüğünü bildirdi. Şirket, sahadaki faaliyetlerin ÇED kapsam dışı ve ÇED muafiyet kararları ile orman izinleri çerçevesinde yürütüldüğünü belirtti. Açıklamada, mahkeme kararının içeriğinin çarpıtıldığı savunuldu ve yaklaşık bir haftadır sondaj makinesinin sahaya ulaşmasının fiilen engellendiği ifade edildi. Şirket, bölgede yaklaşık 400 çalışanla birlikte yüzlerce tedarikçi ve taşeron firmaya da iş imkânı sağladığını vurguladı. ŞİRKETİN TAM AÇIKLAMASI “BASIN AÇIKLAMASI Tarih: 08.04.2026 Giresun ili Görele – Tirebolu ilçeleri sınırlarında bulunan 202401273 (ER:1149202) ruhsat numaralı IV. Grup maden arama sahasında, şirketimiz Alagöz Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yürütülen karotlu sondaj, kırıntılısondaj ve numune alma faaliyetleri, Giresun Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından verilen ÇED Kapsam Dışı / ÇED Muafiyet kararları ve alınmış orman izinleri kapsamında tamamen yasal ve izinli faaliyetlerdir. Buna rağmen yürütülen kasıtlı yanlış yönlendirmeler sonucunda mahkeme kararının içeriği çarpıtılarak kamuoyunda gerçeği yansıtmayan bir algı oluşturulmakta ve bölge halkı yanlış bilgilerle yönlendirilmektedir. Bu nedenle yaklaşık 1 haftadır sondaj makinemizin sahaya ulaşması fiilen engellenmektedir. Şirketimiz bölgede yaklaşık 400 çalışanı ile birlikte yüzlerce tedarikçi ve taşeron firmaya iş imkânı sağlayan önemli bir istihdam kaynağıdır. Yasal ve izinli faaliyetlerin engellenmesi yalnızca şirketimizi değil bölge ekonomisini ve istihdamı da doğrudan olumsuz etkilemektedir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla tekrar belirtmek isteriz ki sahada yürütülen faaliyetler tamamen yasal ve izinli faaliyetlerdir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Saygılarımızla, ALAGÖZ MADEN SANAYİ VE TİC. A.Ş.” KAMUOYUNDAKİ ENDİŞE BÜYÜYOR Giresun’da son haftalarda büyüyen maden ruhsatı ve ihale tartışmaları artık yalnızca çevre başlığı olarak görülmüyor. Tartışma, doğrudan yaşam hakkı, üretim hakkı, su hakkı ve kentin geleceği başlığına dönüştü. Kent kamuoyunda ilin çok geniş bir bölümünün madencilik baskısı altına girdiği yönünde güçlü bir endişe oluştu. Bu endişe sadece siyasi çevrelerde değil, köylerde, üretici kesimlerde, yayla hattında, çevre platformlarında ve yerel kamuoyunda da açık biçimde hissediliyor. Bu nedenle şirketin yayımladığı açıklama kendi hukuki ve kurumsal tezini ortaya koysa da, sahadaki toplumsal kaygıyı tek başına gidermeye yetmedi. Giresun’da tartışma, ruhsatın varlığı kadar su havzalarının, tarımsal üretim alanlarının, orman dokusunun ve kırsal yaşamın geleceği üzerinden sürüyor. Kentte yükselen itirazın merkezinde yalnızca bir şirket ya da tek bir saha bulunmuyor. Kamuoyunda oluşan temel soru, Giresun’un doğal varlıkları ile ekonomik geleceğinin hangi sınırlar içinde korunacağı noktasında düğümleniyor. Bu nedenle her yeni açıklama, yalnızca hukuki statü tartışması olarak değil, kentin yarınına ilişkin daha büyük bir gerilimin parçası olarak okunuyor. pic.twitter.com/tTx7BvJJnO — Alagöz Maden (@AlagozMaden) April 9, 2026

GİRESUN HAYVAN HAKLARI PLATFORMU’NDAN MEYDANDA SERT ÇAĞRI Haber

GİRESUN HAYVAN HAKLARI PLATFORMU’NDAN MEYDANDA SERT ÇAĞRI

GİRESUN HAYVAN HAKLARI PLATFORMU’NDAN MEYDANDA SERT ÇAĞRI Giresun Hayvan Hakları Platformu, 4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü’nde Atatürk Meydanı’nda yaptığı basın açıklamasında sokak hayvanlarına yönelik toplama, kapatma ve kötü muamele uygulamalarına tepki gösterdi. Platform, “ KATLİAM YASASI GERİ ÇEKİLSİN.HAYVANLAR ÖZGÜRLEŞSİN.” çağrısıyla yasal düzenlemenin değiştirilmesini, barınakların rehabilitasyon merkezine dönüştürülmesini ve hayvan haklarının güvence altına alınmasını istedi. Giresun’da sokak hayvanları savunucuları 4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü’nde Atatürk Meydanı’nda bir araya geldi. Giresun Hayvan Hakları Platformu, ülke genelinde yapılan eş zamanlı açıklamalara Giresun’dan katıldı ve kent merkezinde yetkililere acil çağrı yaptı. Platform adına dönüşümlü olarak Nihal Memiş Dizdar, Adnan Usta ve Hakan Dizdar konuştu. Açıklamada, 4 Nisan’ın kendileri için kutlama günü olmadığı vurgulandı. Meydanda okunan metinde, sokak hayvanlarının yaşam hakkına dönük ihlallerin büyüdüğü, toplama ve kapatma uygulamalarının derinleştiği, kötü muamele ve ölüm vakalarının vicdanları yaraladığı ifade edildi. Platformun açıklamasında en dikkat çeken cümlelerden biri şöyle oldu: “ Bizler sokak hayvanlarının yaşam hakkı savunucuları olarak, 4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü'nü kutlamak yerine yas tutuyoruz.” Açıklamanın devamında, sokak hayvanlarının her geçen gün daha ağır bir tabloyla karşı karşıya kaldığı belirtildi ve “Çünkü sokak hayvanlarının hemen her gün sistematik olarak yok edilmesinin ya da barınaklara hapsedilerek korkunç koşullarda hayattan koparılmalarına tanıklık etmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.” denildi. Basın açıklamasında yalnızca tepki değil, somut talepler de sıralandı. Platform, mevcut yasal düzenlemenin geri çekilmesini istedi. Metinde bu talep, “ Kamuoyunda 'Katliam Yasası' olarak bilinen yasa derhal geri çekilmelidir.” cümlesiyle dile getirildi. Aynı açıklamada, hayvanların yaşam ve özgürlük hakkını temel alan yeni bir düzenleme yapılması çağrısı yapıldı. Platform, 5199 sayılı kanunun temel yaklaşımının korunmasını istedi. Açıklamada, “5199 sayılı kanunun 6.maddesinde yer alan, “kısırlaştır, aşılat, yerinde yaşat” ilkesi korunmalıdır.” ifadesine yer verildi. Hayvan haklarının anayasal güvence altına alınması talebi de meydandan açık biçimde dile getirildi. Giresun Hayvan Hakları Platformu, toplama ve kapatma uygulamalarının derhal durdurulmasını istedi. Açıklamada, “Toplamalar ve hapsetmeler derhal durdurulmalı, barınaklar, hayvan hastanesi ve rehabilitasyon merkezine dönüştürülmelidir.” denildi. Platform, mevcut barınakların tedavi merkezine dönüşene kadar her bölümün net biçimde izlenebildiği kamera sistemine geçilmesini de talep etti. Veteriner hizmetleri de açıklamanın önemli başlıkları arasında yer aldı. Platform, “ İcapçı veteriner hekim uygulaması tamamen kalkmalı, her il ve ilçede 7/24 çalışan veteriner hekim ve teknik personel sayısı artırılmalıdır.” çağrısı yaptı. Kırdan kente uzanan bir kısırlaştırma seferberliği başlatılması ve tüm il ile ilçelerde kısırlaştırma ile ilkyardım üniteleri kurulması da talepler arasında sıralandı. Hayvanların üretim ve satışına yönelik itiraz da metinde açık biçimde yer aldı. Platform, hayvanların “Pet” başlığı altında alınıp satılan bir nesneye dönüştürüldüğünü savundu. Açıklamada, “ “Pet” olarak kategorize edilerek bir ürün gibi alınıp satılabilen tüm hayvanların, üretim ve satışı yasaklanmalı, yasağa aykırı hareket ederek suç işleyenlere caydırıcı cezalar uygulanmalıdır.” denildi. Meydandaki açıklamada ihlallerin boyutuna ilişkin sayısal veriler de paylaşıldı. Platform sözcüleri, “Hayvan Hakları İzleme Komitesi'nin 2025 yılı raporuna göre yalnızca basına yansıyan vakalarda bile 3 milyon 939 bin 77 hayvanın yaşam hakkı ihlal edilmiş.” sözleriyle yaşanan tablonun ağırlığına dikkat çekti. Atatürk Meydanı’ndan yükselen mesaj net oldu. Giresun Hayvan Hakları Platformu, sokak hayvanları için toplama ve kapatma merkezli politikanın terk edilmesini, yaşam hakkını, tedaviyi, kısırlaştırmayı ve yerinde yaşatmayı esas alan yeni bir yaklaşımın benimsenmesini istedi. Açıklama, Giresun’da hayvan hakları mücadelesinin sokakta, meydanda ve kamuoyu önünde daha sert bir çizgiye taşındığını ortaya koydu.

“KADINLARIN YAŞAM HAKKI TARTIŞMA KONUSU DEĞİLDİR” Haber

“KADINLARIN YAŞAM HAKKI TARTIŞMA KONUSU DEĞİLDİR”

“KADINLARIN YAŞAM HAKKI TARTIŞMA KONUSU DEĞİLDİR” 29 Ekim Kadınları Derneği Giresun Şube Başkanı Emine Şenel, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada; kadınların eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesinin sürdüğünü vurguladı. Şenel, kadına yönelik şiddetin ve çalışma hayatındaki eşitsizliklerin sona ermesi için örgütlü mücadelenin büyütülmesi gerektiğini ifade etti. GİRESUN – 29 Ekim Kadınları Derneği Giresun Şube Başkanı Emine Şenel, International Women's Day kapsamında yaptığı basın açıklamasında kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin tarihsel ve evrensel bir mücadele olduğuna dikkat çekti. Şenel, 8 Mart’ın dünyanın dört bir yanında kadınların hak ve özgürlük taleplerini birlikte yükselttiği bir mücadele günü olduğunu belirterek, kadınların dayanışmasının sınırları aşan bir güç taşıdığını ifade etti. Açıklamada, 1910 yılında Alman sosyalist düşünür Clara Zetkin’in önerisiyle başlayan kadınların uluslararası mücadele günü fikrinin, yıllar içinde küresel bir dayanışma gününe dönüştüğü hatırlatıldı. United Nations’ın 1977 yılında 8 Mart’ı resmen Dünya Kadınlar Günü olarak kabul etmesiyle bu günün uluslararası anlam kazandığı vurgulandı. “KADINLAR HÂLÂ EŞİTSİZLİKLERLE KARŞI KARŞIYA” Şenel, aradan geçen yıllara rağmen kadınların kamusal alanda ve çalışma hayatında hâlâ ciddi eşitsizliklerle karşılaştığını belirtti. Açıklamada, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre kadınların iş gücüne katılım oranının erkeklerin oldukça gerisinde olduğu ifade edildi. Kadınların önemli bir bölümünün kayıt dışı ve güvencesiz işlerde çalıştığına dikkat çekilen açıklamada şu görüşlere yer verildi: Kadınlar aynı işi yaptıkları halde ücret eşitsizliğiyle karşı karşıya kalıyor. Yönetim ve karar alma mekanizmalarında kadın temsili sınırlı kalıyor. Çalışma hayatında ayrımcılık ve güvencesizlik yaygın biçimde sürüyor. “KADINA YÖNELİK ŞİDDET AĞIR BİR İNSAN HAKLARI İHLALİDİR” Basın açıklamasında kadına yönelik şiddetin Türkiye’de en ağır insan hakları ihlallerinden biri olmaya devam ettiği vurgulandı. Her yıl yüzlerce kadının erkekler tarafından öldürüldüğü, binlercesinin ise fiziksel, psikolojik, ekonomik ve dijital şiddete maruz kaldığı ifade edildi. Şenel, son dönemde yaşanan kadın cinayetlerinin toplum vicdanını derinden yaraladığını belirterek, kadınların yaşam hakkının yeterince korunamadığını gösteren bu olayların sorunun aciliyetini bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi. “Laiklik kadınların eşit yurttaşlığının güvencesidir” Açıklamada kadınların özgür ve eşit bireyler olarak var olabilmesinin en önemli güvencelerinden birinin laiklik olduğu vurgulandı. Laik ve demokratik hukuk devletinin kadınların eşit yurttaşlık haklarının teminatı olduğu ifade edilerek, kadınların bedeni, kimliği ve yaşam tarzı üzerinde hiçbir dini ya da ideolojik tahakkümün kabul edilemeyeceği dile getirildi. KADINLARIN TALEPLERİ Giresun 29 Ekim Kadınları Derneği’nin açıklamasında kadınların temel talepleri şu şekilde sıralandı: İşyerlerinde mobbing, ayrımcılık ve güvencesiz çalışmaya son verilmesi Eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulanması Kadınların karar alma mekanizmalarında eşit temsil edilmesi Kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve etkin koruma mekanizmalarının uygulanması “Bir kadının daha eksilmesine tahammülümüz yok” Şenel açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Kadınların yaşam hakkı tartışma konusu değildir; korunması devletin en temel görevidir. Bir kadının daha eksilmesine tahammülümüz yok. Şiddetsiz, eşit ve özgür bir yaşam istiyoruz.” Giresun’da kadınların eşit yurttaşlık, güvenceli çalışma ve şiddetsiz bir yaşam hakkı için mücadeleyi büyütmeye devam edeceklerini belirten Şenel, açıklamasını “Yaşasın 8 Mart, yaşasın kadınların örgütlü mücadelesi” sözleriyle tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.