Hava Durumu

#Su Kaynakları

giresunsonhaber - Su Kaynakları haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Kaynakları haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

GİRESUN’UN BAĞRINA DEV MADEN GENİŞLEMESİ Haber

GİRESUN’UN BAĞRINA DEV MADEN GENİŞLEMESİ

GİRESUN’UN BAĞRINA DEV MADEN GENİŞLEMESİ Atık Barajı Büyüyor, Risk Haritası Kabarıyor Giresun’un Doğankent, Tirebolu ve Görele ilçelerine yayılan metal madenciliği sahasında planlanan kapasite artışı, yayımlanan Nihai ÇED Raporu ile resmiyet kazandı. Dosya; yeraltı maden ocaklarının, flotasyon (cevher zenginleştirme) tesisinin ve özellikle maden atık depolama tesisinin genişletileceğini ortaya koyuyor. Bu tablo, sıradan bir üretim artışından çok daha fazlasına işaret ediyor: Bölgenin su havzaları, orman varlığı ve kırsal yaşamı üzerinde uzun soluklu baskı yaratacak bir endüstriyel yoğunlaşma. ÇED dosyasında büyüyen sadece üretim değil; depolanacak atık hacmi de katlanıyor. TEHLİKELİ ATIK NİTELİĞİNDE DEV DEPOLAMA ALANI Rapor, flotasyon süreci sonrası oluşan atıkların depolanacağı tesisin kapasitesinin artırılacağını açıkça ortaya koyuyor. Bu atıklar mevzuat kapsamında özel işleme tabi ve potansiyel olarak tehlikeli kategoride değerlendiriliyor. İnce taneli, kimyasal işlem görmüş ve ağır metal içerebilen bu atıkların depolanacağı yapı, projenin çevresel risk merkezini oluşturuyor. Bu tür tesisler teknik olarak “atık depolama” olarak adlandırılsa da, içerikleri itibarıyla birer kimyasal risk barajı niteliği taşıyor. Asıl tehlike görünmeyen suda: Sızıntı ve asit üretimi ihtimali. ASİT KAYA DRENAJI: ZAMANLA BÜYÜYEN KİMYASAL TEHDİT ÇED raporunda da ayrı başlık altında yer alan asit kaya drenajı, sülfürlü kayaçların su ve oksijenle teması sonucu asit oluşması ve bu asidin ağır metalleri çözerek suya taşıması süreci olarak tanımlanıyor. Bu süreç başladığında: Yeraltı suları ağır metal yüküyle kirlenebiliyor Derelere asidik ve metal yüklü sular karışabiliyor Tarımsal sulama ve içme suyu kaynakları tehdit altına girebiliyor Bu riskin en çarpıcı yönü, maden işletmesi sürerken değil, yıllar sonra ortaya çıkabilmesi. ÇED dosyası bu ihtimali teknik olarak kabul ediyor; kontrol ve izleme sistemleri öngörüyor. Ancak bilimsel gerçek şu: Bu tür kimyasal süreçler durdurulamaz, ancak yönetilmeye çalışılır. Karadeniz’in yağışı, atık sahasının yükünü artırıyor. SU HAVZALARI VE DERELERLE İÇ İÇE BİR MADENCİLİK Rapor, proje alanının çok sayıda dere ve mikro havza ile ilişkili olduğunu, hidrolojik ve hidrojeolojik bağlantıların bulunduğunu ortaya koyuyor. Yüzey suları ve yeraltı suları için izleme sistemleri planlanmış olsa da, olası bir kirlenme senaryosunda etkinin sadece tesis sınırlarında kalmayacağı açık. Yüksek yağışlı Karadeniz coğrafyasında: Yüzey akışı artıyor İnce taneli atıklar taşınabiliyor Kirleticiler dere sistemlerine karışabiliyor Bu durum, bölgesel su kalitesi üzerinde zincirleme etki riski anlamına geliyor. Heyelan kuşağında atık barajı: Doğa ile mühendislik karşı karşıya. HEYELAN, TAŞKIN VE DEPREM GERÇEĞİ ÇED raporunda jeolojik yapı, heyelan riski, taşkın olasılığı ve depremsellik başlıkları detaylı şekilde ele alınmış. Bölgenin dik topoğrafyası, ayrışmış kayaç yapısı ve yoğun yağış rejimi, doğal afet hassasiyetini artırıyor. Bu koşullarda büyük hacimli bir atık depolama tesisinin güvenliği yalnızca projelendirme kalitesiyle değil, doğal sınırlarla da belirleniyor. Dünya örnekleri, benzer tesislerin en büyük kırılganlığı aşırı doğa olayları sırasında yaşadığını gösteriyor. Orman kaybı sadece ağaç değil, ekosistem zincirinin kopması demek. ORMAN, YABAN HAYATI VE TARIM ALANLARI ÇED dosyasında flora, fauna, orman alanları ve tarımsal faaliyetler ayrı başlıklarda incelenmiş durumda. Proje sahası ve çevresinde orman ekosistemlerinin bulunduğu, yaban hayatı habitatlarının etkileneceği ve tarım alanlarının dolaylı risk altında olabileceği belirtiliyor. Toz yayılımı, gürültü ve özellikle su kirliliği ihtimali: Fındık bahçeleri Sebze üretimi Hayvancılık faaliyetleri üzerinde uzun vadeli belirsizlik yaratıyor. Ağır metallerin toprak ve su yoluyla gıda zincirine girme riski, çevre meselesini doğrudan halk sağlığı boyutuna taşıyor. Ekonomik katkı geçici, çevresel yük kalıcı. İSTİHDAM VE GERÇEK MALİYET Rapor, projenin istihdam yaratacağını ve yerel ekonomiye katkı sağlayacağını belirtiyor. Ancak madencilik projelerinde sık görülen gerçeklik değişmiyor: Ekonomik hareketlilik işletme süresiyle sınırlı kalırken, çevresel yük uzun yıllar boyunca varlığını sürdürüyor. Maden kapandıktan sonra geride kalacak olan: Geniş bir atık depolama sahası Uzun süre izlenmesi gereken su sistemleri Doğal yapısı değişmiş bir arazi oluyor. Rehabilitasyon planları dosyada yer alsa da, ekosistemlerin eski haline dönmesi değil, yalnızca risklerin azaltılması mümkün. GİRESUN İÇİN STRATEJİK BİR ÇEVRE KARARI Bu kapasite artışı dosyası, hukuken bir ÇED süreci belgesi olabilir. Ancak pratikte, Giresun’un su kaynakları, orman varlığı ve kırsal yaşamı üzerinde onlarca yıl etkisi sürebilecek bir sanayi genişlemesinin resmi kaydı niteliğini taşıyor. Büyüyen maden sahasıyla birlikte büyüyen şey yalnızca üretim değil; kimyasal risk, jeoteknik hassasiyet ve ekolojik baskı da aynı oranda artıyor. Bu tablo, madenciliğin teknik sınırlarını aşan, doğrudan kamu yararı ve çevresel gelecek tartışmasının merkezine oturan bir süreç olarak değerlendirlmelidir.

ESPİYE’DE ÇÖP TESİSİ ALARMI Haber

ESPİYE’DE ÇÖP TESİSİ ALARMI

ESPİYE’DE ÇÖP TESİSİ ALARMI Kızıldere–Neel mevkiinde yapılması planlanan katı atık bertaraf tesisi Espiye’de tepkilere yol açtı. Kent Konseyi ve sivil toplum kuruluşları, tesisin su kaynakları, tarım alanları ve halk sağlığı açısından ciddi riskler barındırdığını belirterek eylem kararı aldı. Espiye ilçesi Kızıldere–Neel mevkiinde (Yırtaklı Bükü) yapılması gündeme gelen katı atık bertaraf tesisi, ilçe genelinde çevre ve yaşam hakkı tartışmasını beraberinde getirdi. Espiye Kent Konseyi ile çok sayıda sivil toplum kuruluşu, tesisin planlandığı alanın doğal ve tarımsal özellikleri nedeniyle kalıcı çevresel sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu. Proje, Giresun Katı-Sıvı Atık ve İçme Suları Birliği gündemine taşınırken, nihai kararın Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci sonunda verileceği ifade ediliyor. Ancak yerel aktörler, sürecin yalnızca teknik bir prosedür olarak ele alınmasının yeterli olmayacağını savunuyor. BİLİMSEL VERİLER NEYE İŞARET EDİYOR? Uzman çalışmaları ve bilimsel literatüre göre katı atık bertaraf tesislerinin başlıca risk alanları şöyle özetleniyor: Sızıntı suları (leachate): Atıklardan süzülen kirli suların yeterli önlem alınmadığı durumlarda yeraltı ve yüzey sularına karışarak içme suyu kaynaklarını tehdit edebildiği belirtiliyor. Hava ve koku kirliliği: Organik atıkların ayrışması sırasında oluşan gazların yerleşim alanlarına taşınarak yaşam kalitesini düşürebileceği vurgulanıyor. Tarım ve ekosistem etkisi: Su ve toprak kirliliği riskinin tarımsal üretim ve hayvancılık üzerinde doğrudan olumsuz etki yaratabileceği ifade ediliyor. Ulaşım ve gürültü: Günlük kamyon trafiğinin, özellikle dar vadi yollarında çevresel baskıyı ve güvenlik risklerini artırdığına dikkat çekiliyor. Bilimsel çalışmalarda, bu tür tesislerin dere yataklarına ve tarım alanlarına yakın bölgelerde planlanmasının riskleri daha da büyüttüğü belirtiliyor. Kent Konseyi ve STK’lar, Kızıldere–Neel hattının su varlığı ve tarımsal karakteri nedeniyle özel olarak korunması gereken bir alan olduğunu vurguluyor. Yapılan açıklamalarda, “Bu tesis yalnızca bugünü değil, bölgenin geleceğini etkileyecek. ÇED raporu, kağıt üzerinde değil, bilimsel ve tarafsız biçimde hazırlanmalıdır” ifadelerine yer verildi. Vatandaşların en büyük kaygısı ise olası bir sızıntı ya da kirlilik durumunda Gelevera Havzası’nın zarar görmesi ve bunun telafisinin mümkün olmaması. Bölge halkı, geçmişte farklı ilçelerde yaşanan benzer tesis deneyimlerini hatırlatarak denetim ve şeffaflık çağrısı yaptı. Çevre mevzuatına göre katı atık bertaraf tesisleri; kapasite, yer seçimi, sızıntı suyu yönetimi, gaz kontrolü ve çevresel etkiler açısından ayrıntılı biçimde incelenmek zorunda. ÇED raporu olmadan tesisin kurulması mümkün değil. Önümüzdeki günlerde yapılması beklenen Halkın Katılımı Toplantısı, projenin geleceği açısından kritik görülüyor. Espiye Kent Konseyi ve sivil toplum kuruluşları, bu toplantıda bilimsel veriler ışığında görüş ve itirazlarını kamuoyuna ve yetkililere sunacaklarını açıkladı.

SU KANUNU'NUN 2026'DA YASALAŞMASI BEKLENİYOR Haber

SU KANUNU'NUN 2026'DA YASALAŞMASI BEKLENİYOR

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Su Kanunu Taslağı'nın teknik çalışmalarının tamamlandığını duyurdu. 2026 yılında yasalaşması planlanan kanun, iklim değişikliğine yönelik uzun vadeli politikalara katkı sağlayacak. Göller için eylem planları oluşturuldu. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Su Kanunu Taslağı hakkında teknik çalışmaların sona erdiğine dikkat çekerek, "Taslak, iç ve dış görüşlere açılmak üzere şimdiki son halini aldı. Kanuna esas olacak süreç böylece tamamlanmış olacak. Umudumuz, ülkemiz için büyük önemi olan Su Kanunu'nun 2026 yılı içinde TBMM'de yasalaşarak yürürlüğe girmesi yönünde." ifadesini kullandı. Bakan Yumaklı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nde düzenlenen Ulusal Su Kurulu'nun 5. toplantısına katıldı. İklim değişikliğinin getirdiği riskleri gözeterek suyun kıtlığını ve fazlalığını bütüncül bir yaklaşımla ele almaları gerektiğine vurgu yapan Bakan Yumaklı, suyla etkileşen sektörlerin temsilcilerinden oluşan Ulusal Su Kurulumuz ile bu strateji ve politikaları en üst düzeyde incelediklerini belirterek, iki yıl zarfında gerçekleştirdiğimiz 4 toplantıda 35 karar aldıklarını dile getirdi. “UMUDUMUZ SU KANUNU'NUN 2026'DA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİ" Bakanlığın resmi web sitesinde yer alan habere göre Bakan Yumaklı, kararların ülke için önemli sonuçlar doğuracağını vurguladı. Su Kanunu ile başlatılan çalışmaların Temmuz 2024'teki toplantıda sunulduğunu hatırlatan Bakan Yumaklı, "Teknik çalışmalar tamamlandı. Taslak, iç ve dış görüşlere açılmak üzere şu anda son halinde, kanuna esas teşkil edecek süreç böylece tamamlanmış olacak. Umudumuz, ülkemiz için son derece önemli olan Su Kanunu'nun 2026 yılı içinde TBMM'de yasalaşarak yürürlüğe girmesi" açıklamasında bulundu. https://twitter.com/ibrahimyumakli/status/2004178775412765153 Toplantıda, iklim değişikliğinin gittikçe artan etkileri ve bu etkilere karşı geliştirdikleri uzun vadeli politika ve uygulamaların ele alındığını aktaran Yumaklı, Türkiye'nin coğrafi konumu nedeni ile iklim değişikliğine karşı hassas bir bölgede olduğunu, bunun kamusal bilinçle kabul edilmesi ve harekete geçilmesi gerektiğini belirtti. Yumaklı, sıcaklık ve yağış rejimindeki değişim nedeniyle su kaynakları üzerindeki artan baskının, bu etkiler arasında yer aldığını söyleyerek, bu yıl Temmuz ayının, son 55 yılın en sıcak Temmuz ayı olarak kaydedildiğini ve ülkedeki yağışların 2025'te ortalamanın %27 altında ve son 52 yılın en düşük seviyesinde gerçekleştiğini ifade etti. Bilimsel çalışmaların, daha uzun kurak dönemlerin, daha yoğun sıcak hava dalgalarının ve kısa sürede etkili olan aşırı yağışların, gelecekte daha sık yaşanacağına işaret ettiğini dile getiren Yumaklı, havza ölçeğinde gerçekleştirdikleri bütün çalışmalarda içme ve kullanma suyu, ekosistem ihtiyacı, tarım, sanayi ve diğer kullanımlar arasındaki dengeyi gözetmeye çalıştıklarını anlattı. "SIRADA BAŞKA GÖLLER VAR" Ayrıca risk altındaki göllere ilişkin kurulun aldığı kararlar hakkında bilgi veren Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Eğirdir ve Burdur göllerimiz için eylem planlarını açıklamıştık, şimdi sırada diğer göllerimiz var. Bu çerçevede her bir gölün hidrolojik, ekolojik özellikleri, kullanım amaçları, koruma statülerini esas aldık ve belirlenen riskler doğrultusunda tedbirlerimizi oluşturduk. Bu konuda özellikle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın önemli çalışmaları var, bu planların oluşmasında katkıda bulunan tüm taraflara ve özellikle uzmanlarımıza teşekkür ederim. Şebeke kayıplarının azaltılması, sulama sistemlerinin modernize edilmesi, arıtılmış atık suların yeniden kullanımı, alt havzalardan su transferleri gibi önlemler de bu eylem planlarında yer aldı. Eber, Akşehir, Bafa, Beyşehir, İznik, Seyfe ve Sapanca göllerine ilişkin eylem planlarımızı da önümüzdeki günlerde kamuoyuyla paylaşacağız." dedi.

ŞENTÜRK: “BU ÇED HALKA DA HUKUKA DA AYKIRI” Haber

ŞENTÜRK: “BU ÇED HALKA DA HUKUKA DA AYKIRI”

ŞENTÜRK: “BU ÇED HALKA DA HUKUKA DA AYKIRI” CHP Giresun İl Başkanı Dr. Gökhan Şentürk, Görele, Tirebolu, Çanakçı ve Doğankent’i kapsayan maden arama faaliyetleri için verilen “ÇED Gerekli Değildir / ÇED Olumlu” kararlarına sert tepki gösterdi. CHP öncülüğünde 736 yurttaşın imzasıyla hazırlanan itiraz dilekçesi Çevre İl Müdürlüğü’ne teslim edildi. CHP Giresun İl Başkanı Dr. Gökhan Şentürk, Alagöz Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından Görele Karlıbel ve Tirebolu Sekü Mahallesi sınırlarında başlatılan, zamanla Çanakçı ve Doğankent’e kadar genişleyen IV. Grup maden arama faaliyetleri için verilen ÇED kararlarının hukuki ve toplumsal meşruiyetini yitirdiğini açıkladı. Şentürk, “Arama” adı altında yürütülmek istenen faaliyetin gerçekte sondaj, kazı, pasa depolama ve yoğun ağır tonajlı araç trafiği içerdiğini belirterek, bu ölçekte bir faaliyetin ÇED süreci işletilmeden yürütülmesinin 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ÇED Yönetmeliği’ne açıkça aykırı olduğunu vurguladı. Proje Tanıtım Dosyası’nda ÇED alanının belirsiz bırakıldığını, kurum görüşlerinde alan büyüklüklerinin birbiriyle çeliştiğini ve bazı proje koordinatlarının ilgili kurumlara dahi sunulmadığını ifade eden Şentürk, “İdarenin hangi alan için karar verdiği bile net değil. Bu haliyle ortada hukuken sakat bir idari işlem vardır” dedi. CHP heyetinin, dilekçenin tesliminin ardından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürü Murat Cavunt ile görüştüğünü belirten Şentürk, sel, taşkın ve heyelan riskleri ile su kaynakları üzerindeki geri dönülmez etkilerin resmi kurum görüşlerinde yer almasına rağmen karar sürecinde yok sayıldığını kaydetti. Giresun’un yoğun madencilik ruhsatlarıyla kuşatılmış bir il olduğuna dikkat çeken Şentürk, kümülatif etki değerlendirmesi yapılmadan verilen ÇED kararlarının bölgeyi geri dönüşü olmayan bir çevresel tahribata sürüklediğini söyledi. Ağır metal kirliliği ve asit kaya drenajı risklerine dair hiçbir bilimsel analiz yapılmadığını da sözlerine ekledi. Ekonomik ve toplumsal boyuta da değinen Şentürk, fındık tarımı, arıcılık ve hayvancılığın bölge halkının temel geçim kaynağı olduğunu hatırlatarak, “Geçici maden faaliyetleri uğruna kalıcı tarımsal üretim ve halk sağlığı riske atılamaz” ifadelerini kullandı. Açıklamasının sonunda Dr. Gökhan Şentürk şu mesajı verdi: “Giresun’un doğasını, suyunu ve halkının yaşam hakkını şirket raporlarına teslim etmeyeceğiz. Bu ÇED kararlarının iptali ve faaliyetlerin durdurulması için hem hukuki hem de siyasi mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.”

BULANCAK’TA “VAHŞİ MADENCİLİĞE HAYIR” MİTİNGİ Haber

BULANCAK’TA “VAHŞİ MADENCİLİĞE HAYIR” MİTİNGİ

BULANCAK’TA “VAHŞİ MADENCİLİĞE HAYIR” MİTİNGİ Giresun’un Bulancak ilçesinde, çevre ve yaşam alanlarını tehdit eden madencilik faaliyetlerine karşı geniş katılımlı bir miting düzenlenecek. “Vahşi Sömürge Madenciliğine Hayır – Büyük Bulancak Mitingi” başlığıyla yapılacak etkinlik, 20 Aralık 2025 Cumartesi günü saat 13.00’te Bulancak Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirilecek. Miting, Giresun–Bulancak–Piraziz Çevre ve Doğa Derneği öncülüğünde düzenleniyor. Etkinlikte; su kaynakları, tarım alanları ve ormanların madencilik baskısı altında olduğu vurgulanarak, bu faaliyetlerin bölgenin ekolojik dengesini ve insan sağlığını tehdit ettiği ifade edilecek. Çocukların ve gelecek kuşakların yaşam hakkına dikkat çekilmesi de mitingin temel başlıkları arasında yer alıyor. Yapılan çağrıda, “Birlikte olursak kazanırız. Bu talanı durduracak olan halkın gücüdür” mesajı öne çıkarılırken, tüm yurttaşlar doğaya ve geleceğe sahip çıkmak için dayanışmaya davet edildi. Mitinge; CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Emek Partisi, Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi, Yeşil Sol Parti, SYKP, KESK, Giresun Barosu, Belediye-İş Sendikası, Atatürkçü Düşünce Derneği, NE-DER, Türkiye Ormancılar Derneği, Emekliler Dayanışma Sendikası ile Bulancak Sanat Tiyatrosu destek veriyor. Organizatörler, çevre ve doğa mücadelesine destek olmak isteyen herkesi Bulancak Cumhuriyet Meydanı’na çağırdı.

Avrupa Birliği’nden Türkiye’nin İklim Krizi ile Mücadelesine Büyük Destek Haber

Avrupa Birliği’nden Türkiye’nin İklim Krizi ile Mücadelesine Büyük Destek

Avrupa Birliği'nin önemli projesiyle, 6 Şubat depremlerinden etkilenen Türkiye'deki 6 ilin de dahil olduğu 8 ilde su ve katı atık altyapıları inşa ediliyor. Adıyaman, Gaziantep, Hatay, Kilis, Malatya, Mardin, Mersin ve Şanlıurfa'daki 13 yerel yönetim, Belediye Hizmetleri Projesi kapsamında 2-3 Aralık 2025 tarihlerinde Ankara'da bir çalıştayda bir araya gelerek, uygulama sırasında elde ettikleri deneyimleri paylaştılar. İLBANK Uluslararası İlişkiler Grup Başkanı Şevket Altuğ Taşdemir, Avrupa Birliği Program Direktörü Sergey Mihaylov ve AFD Türkiye Direktörü Xavier Muron’un açılışını yaptığı çalıştayda, uluslararası ihale süreçleri, çevresel ve sosyal risklerin yönetimi, iş sağlığı ve güvenliği, sözleşme yönetimi gibi teknik konular ele alındı. Etkinliğe belediyeler ile su ve kanalizasyon idarelerinin yanı sıra, İLBANK Proje Yönetim Birimi ve Bölge Müdürlükleri de katılıp, projenin koordinasyonu hakkında bilgi verdiler. Avrupa Birliği depremler sonrası destek hibesini 286 milyon Avroya yükseltti 2020 yılında başlatılan projedeki illerin büyük bir kısmı, 2023'teki depremlerden ciddi şekilde etkilendi. Bu durumun yol açtığı maliyet artışlarına yanıt vermek amacıyla Avrupa Birliği, sağladığı hibe desteğine 71 milyon Avro ilave ederek, toplam desteği 286 milyon Avroya çıkardı. AFD’nin projeye sağladığı 82 milyon Avro’luk finansmanla birlikte, projedeki toplam bütçe 368 milyon Avroya ulaştı. Proje süresi dört yıl daha uzatılarak 2029’a kadar tüm altyapıların tamamlanması hedeflendi. Belediye Hizmetleri Projesi, bu şekilde depremden etkilenen illerin doğal afetlere karşı direnç kazanmasına katkıda bulunacak. Bu projenin kapsamında 8 ilde, 13 yerel yönetim tarafından içme suyu, kanalizasyon ve katı atık gibi toplamda 20 altyapı yatırımı gerçekleştirilecek. Bu yatırımlarla, mevcut ve yetersiz içme suyu ve atık su sistemleri yenilenirken, yeni konut alanlarında sıfırdan inşalar yapılacak. Bu şekilde, bu bölgelerde yaşayan toplulukların yaşam kalitesi artırılacak. Ayrıca, yatırımları gerçekleştiren yerel yönetimlerin teknik kapasitesinin geliştirilmesine yönelik teknik destek hibesini içeren projenin önemli bir parçası olan teknik destek bileşeni altında 16 eğitim faaliyeti tamamlandı. Bu sayede, kaliteli yatırım yapılmasının yanı sıra, proje yönetim ekiplerinin kapasitesi güçlendirilerek belediye hizmetlerinin daha sürdürülebilir olması sağlanıyor. Bölgede yaşayan 2,4 milyon kişiye fayda sağlayacak 2029'da tamamlanması planlanan Belediye Hizmetleri Projesi ile, bölgede yaklaşık 2,4 milyon kişi daha kaliteli ve güvenli içme suyu, atık su ve katı atık hizmetlerine erişim sağlayacak. Ayrıca, iklim değişikliği nedeniyle ortaya çıkan kuraklık tehlikesine karşı su kaynakları daha sürdürülebilir bir şekilde yönetilerek, yılda yaklaşık 12,5 milyon metreküp kirli suyun çevreye karışmasının önüne geçilecek ve yılda yaklaşık 22 milyon metreküp içme suyu tasarruf edilecek. Program, belediyelerin katı atık ve atık su sistemlerini daha modern ve etkili bir şekilde yönetmelerini sağlayarak, çevre kirliliğinin azaltılması ve sera gazı emisyonlarının düşürülmesine de önemli katkılar sunacak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.