Hava Durumu

#Samsun

giresunsonhaber - Samsun haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Samsun haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

O GÜN GENÇLER ONU DURDURDU, BUGÜN KADINLAR MARŞLARLA ANDI Haber

O GÜN GENÇLER ONU DURDURDU, BUGÜN KADINLAR MARŞLARLA ANDI

ATATÜRK’ÜN GİRESUN’DAKİ 102 YILLIK İZİ: O GÜN GENÇLER ONU DURDURDU, BUGÜN KADINLAR MARŞLARLA ANDI Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Eylül 1924’te Giresun’a gelişinin üzerinden 102 yıl geçti. Can Akengin Bilgi Yurdu Derneği’nin düzenlediği anma yürüyüşünde Bilgi Yurdu Kadınlar Bandosu’nun çaldığı marşlar, 1924’te gençler ile Mustafa Kemal Paşa arasında yaşanan tarihî buluşmayı yeniden hatırlattı. Çünkü 102 yıl önce Mustafa Kemal’i Giresun sokaklarında durduranlar da Bilgi Yurdu’nun gençleriydi. Giresun Belediyesi Başkan Vekili Erkan Hacak’ın da katıldığı yürüyüşte Bilgi Yurdu Kadınlar Bandosu gösterileriyle 19 Eylül’ün coşkusunu Giresun sokaklarına taşıdı. Ancak bu yılki yürüyüşün taşıdığı tarihî anlam, yalnızca Atatürk’ün Giresun’a geliş yıldönümüyle sınırlı değil. Atatürk Araştırma Merkezi uzmanı İbrahim Baş’ın çalışması, 19 Eylül 1924’te yaşananları; karşılamadan Bilgi Yurdu’ndaki konuşmaya, devlet dairelerindeki görüşmelerden sıradan bir kayıkçının sorununa kadar ayrıntılarıyla ortaya koyuyor. HAMİDİYE İLE KARADENİZ’E ÇIKTI Mustafa Kemal Paşa’nın Giresun ziyareti, 1924 sonbaharında gerçekleştirdiği geniş kapsamlı yurt gezisinin bir parçasıydı. 29 Ağustos’ta Dumlupınar’a hareket eden Mustafa Kemal, 30 Ağustos’ta Meçhul Asker Abidesi’nin temelini attı ve Başkomutan Meydan Muharebesi’nin ikinci yıldönümünde halka seslendi. Ardından Bursa’ya geçti; eşi Latife Hanım ve beraberindeki heyetle 12 Eylül’de Mudanya’dan Hamidiye Kruvazörü’ne binerek Karadeniz seyahatine başladı. 15 Eylül’de Trabzon’a ulaştı. Bu sırada 13 Eylül’de Erzurum’da meydana gelen deprem nedeniyle Erzurum’a gitmek istiyordu. Ancak Trabzon ve Rize’den Erzurum’a araçla geçilebilecek uygun bir yol bulunmadığından Ankara’dan Samsun’a araç gönderilmesi planlandı. Mustafa Kemal Paşa da Rize’den sonra Giresun ve Ordu üzerinden Samsun’a, oradan Erzurum’a geçecek güzergâhı izledi. GİRESUN ONU BİR HAFTADIR BEKLİYORDU 18 Eylül’de Rize’den hareket eden Mustafa Kemal Paşa, Latife Hanım ve beraberindeki heyet, 19 Eylül 1924 sabahı Giresun’a ulaştı. Giresun ise bu ziyarete günler öncesinden hazırlanmıştı. Kaynaklara göre halk yaklaşık bir haftadır Mustafa Kemal Paşa’yı bekliyordu. Sabahın erken saatlerinden itibaren Giresun caddeleri ve liman vatandaşlarla doldu. Hamidiye Kruvazörü’nden Mustafa Kemal ve beraberindekileri kıyıya taşıyacak kayıklar hazırlandı ve süslendi. Bando yerini aldı, özel bir karşılama heyeti oluşturuldu. Karşılama heyeti Hamidiye’ye kadar giderek Mustafa Kemal Paşa’yı Giresun’a davet etti. KIYIYA ÇIKTIĞINDA KURBAN KESİLDİ Mustafa Kemal Paşa Giresun kıyısına çıktığında kendisi için kurban kesildi. Karşılama heyetinde bulunanlar tek tek takdim edildi. İlk önemli durak Giresun Belediyesi olacaktı. Mustafa Kemal Paşa Belediye yönünde ilerlemeye başladığında Mithat Paşa Oteli’nin köşesinden itibaren bekleyen halk büyük bir coşkuyla kendisini karşıladı. Dönemin kayıtlarına göre Giresunlular: “Yaşa büyük halaskâr!” nidalarıyla Mustafa Kemal Paşa’yı alkışladı. Güzergâh üzerinde esnaf teşkilatları, ilçe belediyelerinin temsilcileri, memurlar, Zabıtan Cemiyeti ile Orta Mektep’in müdür ve öğretmenleri sıralanmıştı. Bilgi Yurdu gençleri de karşılama sesleriyle meydana ayrı bir hareketlilik kazandırıyordu. BELEDİYEDEN ÇIKTI, İKİ GİRESUNLU GENÇ YOLUNU KESTİ Mustafa Kemal Paşa, Giresun Belediyesi’nde bir süre dinlendikten sonra Hükûmet Konağı yönüne hareket etti. İşte Giresun tarihinin en dikkat çekici anlarından biri tam bu sırada yaşandı. Mustafa Kemal Paşa Bilgi Yurdu’nun önüne geldiğinde Süreyya ve Sırrı isimli iki genç önüne çıkarak kendisini durdurdu. Gençler, Dr. Necdet Otoman’ın hazırladığı konuşmanın okunması için izin istedi. Mustafa Kemal Paşa kabul etti. “HOŞ GELDİN PAŞA… KAÇ GÜNDÜR SİZİ BEKLİYORUZ” Dr. Necdet Otoman’ın konuşması sıradan bir karşılama metni değildi. Sözlerine: “Hoş Geldin Paşa. Bilgi Yurdu namına sizi selamlarım. Kaç gündür sizi bekliyoruz.” diye başladı. Ardından Dumlupınar’a ve Giresunlu şehitlere uzanan son derece duygusal bir konuşma yaptı. Mustafa Kemal Paşa’ya Dumlupınar’dan gelip gelmediğini, oradaki şehitleri görüp görmediğini soruyor; ardından: “İçlerinde bizim Yeşil Giresun’dan da kimse var mı idi?” diyordu. Konuşmanın devamında Millî Mücadele, Sakarya ve Dumlupınar üzerinden Cumhuriyet’e bağlılık vurgulanıyordu. Bilgi Yurdu gençlerinin verdiği mesaj açıktı: “Cumhuriyet bir taht ise biz gençler onun sehpasıyız. Biz kırılmadıktan sonra o yere düşmeyecektir.” ATATÜRK'TEN TARİHE GEÇEN CEVAP: “SİZİN UŞAKLARDAN DA VARDI” Mustafa Kemal Paşa konuşmayı dikkatle dinledi. Ardından Giresun gençlerine verdiği cevap, 19 Eylül 1924 ziyaretinin hafızalara kazınan sözlerinden biri oldu: “Ey genç, bütün memleketin gençliğine tercüman olan kıymetkâr sözlerinden fevkalâde memnun oldum. Hakikatin ifadesi olan Giresun gençliğini tebrik ederim. Afyonkarahisar, Dumlupınar’da sizin uşaklardan da vardı.” Mustafa Kemal Paşa devamında Giresunluların bundan dolayı huzurlu ve memnun olabileceklerini belirterek, “Bu sözleri söyleyen gençlikle memleket iftihar edecektir” dedi. Bugün Giresun’da hafızalarda yaşayan “Sizin uşaklar da vardı” sözünün tarihî bağlamı da böyle ortaya çıkıyor. HÜKÛMET DAİRESİNDE MEMURLARI TEK TEK DİNLEDİ Bilgi Yurdu önündeki konuşmanın ardından Mustafa Kemal Paşa Giresun Hükûmet Dairesi’ne geçti. Burada kısa süre dinlendikten sonra Vali tarafından takdim edilen kamu görevlilerini kabul etti. Adliye, maliye, nafia, jandarma ve zabıta görevlileri sırasıyla Mustafa Kemal Paşa’ya takdim edildi. Ziyaret sırasında ilginç bir anlaşmazlık da doğrudan Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştı. Jandarma Komutanı adliyeden şikâyet edince cinayet savcısı çağrıldı. Mustafa Kemal Paşa, Vali’ye talimat vererek Adliye ile Jandarma arasındaki sorunların çözülmesini istedi. Ardından Muhasebe-i Hususiye memurları ve polis komiserlerini kabul ederek onların taleplerini dinledi. BİLGİ YURDU'NA GİTTİ, VALİYE TALİMAT VERDİ Mustafa Kemal Paşa daha sonra yeniden Bilgi Yurdu’na geçti. Burada gençlerle görüştü ve taleplerini dinledi. Bilgi Yurdu’nun daha iyi şartlarda çalışabilmesi için daha büyük ve geniş bir binanın tahsis edilmesini Vali’ye emretti. Gençlere ise Bilgi Yurdu’nu Türk Ocağı’na dönüştürerek faaliyetlerine devam etmelerini öğütledi. Dolayısıyla Bilgi Yurdu ile Mustafa Kemal Paşa arasındaki bağ yalnızca önünde yapılan birkaç dakikalık bir konuşmadan ibaret değildi. Mustafa Kemal Paşa kurumun gençlerini dinledi, ihtiyaçlarıyla ilgilendi ve geleceğine ilişkin doğrudan tavsiyede bulundu. VALİ KONAĞINDA GÖRÜŞMELER DEVAM ETTİ Bilgi Yurdu ziyaretinin ardından Mustafa Kemal Paşa'nın dinlenmesi ve kendisiyle görüşmek isteyen heyetleri kabul etmesi için Vali Konağı hazırlandı. Burada görüşmelerini sürdürdü. Daha sonra Jandarma Mektebi ve Hükûmet Dairesi'ni ziyaret etti. Bu ziyaretler sırasında kendisini görmek için gelen halkla ve şehrin ileri gelenleriyle de görüştü. Böylece birkaç saatlik Giresun programı yalnızca protokol ziyaretlerinden oluşmadı; kamu görevlilerinden gençlere, şehrin ileri gelenlerinden vatandaşlara kadar farklı kesimlerle doğrudan temas kuruldu. FRANSIZCA TABELAYI GÖRDÜ: “KALDIRILSIN” Program tamamlanınca Mustafa Kemal Paşa otomobille iskeleye doğru hareket etti. Ancak Belediye önüne geldiğinde otomobilden indi ve iskeleye kadar yürümeyi tercih etti. Bu yürüyüş sırasında dikkatini iskele yakınındaki Yıldız Lokantası’nın Fransızca tabelası çekti. Tabelanın kaldırılmasını istedi. 1924 Türkiye’sinin henüz Cumhuriyet’in birinci yılını bile doldurmadığı düşünüldüğünde, Giresun sokaklarında yaşanan bu küçük olay dönemin dil ve millî kimlik anlayışını gösteren dikkat çekici ayrıntılardan biri olarak kayıtlara geçti. BİR KAYIKÇI YAKLAŞTI: “EVİME EKMEK GÖTÜREMİYORUM” İskeleye doğru yürürken bu kez protokol dışından bir Giresunlu Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştı. Bir kayıkçı yanına yaklaşarak mavnalarının çalışmasına izin verilmediğini ve bu nedenle evine ekmek götüremediğini söyledi. Mustafa Kemal Paşa şikâyeti dinledi. Ardından Vali’ye talimat vererek kayıkçının çalışmasına izin verilmesini sağladı. Birkaç saatlik Giresun ziyaretinin belki de en insani ayrıntılarından biri buydu: Cumhurbaşkanı'nın önünü kesen bir vatandaş geçim sorununu doğrudan anlatmış ve sorun için aynı anda talimat verilmişti. İSKELEDE GİRESUNLULARLA VEDALAŞTI Mustafa Kemal Paşa iskeleye ulaştığında kendisini uğurlamak üzere toplanan Giresunlular ve beraberinde yürüyen gençlerle vedalaştı. Ardından kayığa bindi. Kayık Mustafa Kemal Paşa'yı yeniden Hamidiye Kruvazörü’ne götürdü ve 19 Eylül 1924 tarihli Giresun ziyareti tamamlandı. Ancak o birkaç saat içerisinde yaşananlar, bir asır sonra bile Giresun'un şehir hafızasında yaşamaya devam etti. O KALABALIĞIN İÇİNDE BİR İLKOKUL ÖĞRENCİSİ DE VARDI Ziyaretin yıllar sonra ortaya çıkan başka bir hikâyesi daha bulunuyor. Mustafa Kemal Paşa o gün Ali Rıza isimli bir ilkokul öğrencisiyle tanıştı. Ali Rıza'nın Mustafa Kemal'e duyduğu sevgi ve hayranlık hayatının yönünü değiştirdi. Askerî Tıbbiye'yi kazandı, doktor oldu ve askerî kariyerinde Tuğgeneralliğe kadar yükseldi. Emekli olduktan sonra Giresun Belediye Başkanı seçildi. 1976'da, Atatürk'ün Giresun'a gelişinin 52. yıldönümü kutlamaları sırasında duygulanarak Atatürk'ün hayatını ve ona duyduğu sevgiyi anlattığı iki buçuk sayfalık bir mektup kaleme aldı. Belediye Başkanı sıfatıyla imzaladığı yazıyla Türk Tarih Kurumu'na gönderilen mektup, dönemin Atatürk ve Yeni Türkiye Araştırma Merkezi Müdürü Afet İnan'a ulaştırıldı. Belgeler bugün Türk Tarih Kurumu Arşivi'nde bulunuyor. 102 YIL SONRA BİLGİ YURDU, BU KEZ KADINLARIN MARŞLARIYLA Ve 19 Eylül 2026... Mustafa Kemal Paşa'nın önünü iki gencin keserek Giresun gençliğinin sesini duyurduğu Bilgi Yurdu geleneği, 102 yıl sonra yine Giresun sokaklarındaydı. Bu kez ellerinde nutuk kâğıtları değil, bando enstrümanları vardı. Can Akengin Bilgi Yurdu Kadınlar Bandosu, Atatürk'ün Giresun'a gelişinin 102. yıldönümü için gerçekleştirilen yürüyüşte marşlarıyla şehrin sokaklarını doldurdu. Bir asır önce Bilgi Yurdu gençlerini dinleyen ve: “Bu sözleri söyleyen gençlikle memleket iftihar edecektir” diyen Mustafa Kemal Paşa'nın hatırası, 102 yıl sonra kültür çatısı altında bir araya gelen Giresunlu kadınların ritimleriyle yaşatıldı. Bu nedenle bu yürüyüş yalnızca bir yıldönümü etkinliği değildi. 1924'te Bilgi Yurdu'nun gençleri Atatürk'e seslendi. 2026'da Bilgi Yurdu'nun kadınları Atatürk için çaldı. Giresun'un 102 yıllık hafızasını marşlarla yeniden sokaklara taşıyan Can Akengin Bilgi Yurdu Kadınlar Bandosu'na, onları yetiştirenlere ve bu tarihî kültür mirasını yaşatan herkese teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız. İyi ki 102 yıl sonra aynı sesi yaşatıyorsunuz. TARİH: 19 Eylül 2026 ANA TARİHSEL KAYNAK: İbrahim Baş, M. Kemal Atatürk'ün Giresun Ziyaretleri, Atatürk Ansiklopedisi / Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, 30 Haziran 2025. Kaynak çalışma, ziyaretin Millî Mücadele sonrası yurt gezileri bağlamını da açıklıyor.

Sahil Güvenlik gemileri 19 Eylül'de vatandaşların ziyaretine açılıyor Haber

Sahil Güvenlik gemileri 19 Eylül'de vatandaşların ziyaretine açılıyor

Sahil Güvenlik Komutanlığı'ndan yapılan duyuruya göre Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde çok sayıda Sahil Güvenlik gemi ve unsuru 19 Eylül Gaziler Günü dolayısıyla vatandaşlarla buluşacak. ANKARA (İGFA) - Sahil Güvenlik Komutanlığı, 19 Eylül Gaziler Günü kapsamında deniz unsurlarının halkın ziyaretine açılacağını duyurdu. Paylaşılan listeye göre, farklı bölgelerde konuşlu birçok Sahil Güvenlik botu ve kolluk destek timi, vatandaşlar tarafından belirlenen gün ve saatlerde ziyaret edilebilecek. KARADENİZ’DEN AKDENİZ’E GENİŞ KATILIM Karadeniz Bölge Komutanlığına bağlı unsurlar arasında Artvin/Hopa’daki TCSG-307, Giresun’daki TCSG-95, Samsun’daki TCSG DOST, Ordu/Fatsa’daki TCSG-97, Kastamonu/İnebolu’daki TCSG-96, Bartın/Amasra’daki KB-80, Zonguldak’taki TCSG-86, Düzce/Akçakoca’daki KB-35 ve Bitlis/Ahlat’taki KB-21 yer aldı. Marmara ve Boğazlar Bölge Komutanlığı kapsamında ise Kocaeli/İzmit Marina’daki TCSG-15, Kırklareli/İğneada’daki TCSG-93, Bozcaada’daki TCSG-16, Gökçeada’daki TCSG-91 ve Edirne/Enez’deki TCSG-308 vatandaşların ziyaretine açılacak. EGE VE AKDENİZ’DE DE KAPILAR HALKA AÇILACAK Ege Deniz Bölge Komutanlığına bağlı olarak Çanakkale/Küçükkuyu’daki TCSG-28, Balıkesir/Burhaniye’deki TCSG-6, İzmir/Emir Çakabey İskelesi’ndeki TCSG-109, Aydın/Kuşadası’ndaki TCSG-311 ve Muğla/Marmaris Belediyesi İskelesi’ndeki TCSG-904 ziyaret edilebilecek. Akdeniz Bölge Komutanlığı bünyesinde ise Antalya/Kaş Setur Marina’daki TCSG-20, Finike’deki TCSG-104, Kaleiçi Yat Limanı’ndaki TCSG-105, Alanya’daki TCSG-915, Mersin/Bozyazı’daki TCSG-309, Taşucu’ndaki TCSG-305, Mersin/Erdemli’deki TCSG-34, Adana/Karataş’taki TCSG-22 ve Hatay/İskenderun Şehir İskelesi’ndeki TCSG-304 halka açık olacak. Komutanlık, söz konusu ziyaretlerin bölgeye göre 09.00-17.00 ve 10.00-17.00 saatleri arasında gerçekleştirileceği belirtildi.

KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ? Haber

KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ?

KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ? ÜRETİCİNİN YAŞAM KALİTESİNİ BELİRLEME YETKİSİNİ KİM VERDİ? TMO’NUN 255 TL’YE ALDIĞI FINDIĞIN BULUNDUĞU PİYASADA ÜRETİCİDEN 185 TL’YE FINDIK NASIL ALINIYOR? TMO, 2026 ürünü Giresun kalite fındığın kilogramına 255 TL, Levant kaliteye 250 TL fiyat açıklamış ve alıma başlamış durumda. Buna karşılık 17 Eylül 2026’da Karadeniz’in bazı üretim merkezlerinde piyasa fiyatları 185 TL seviyelerine kadar iniyor. Elbette kalite, randıman ve bölgesel farklılıklar hesaba katılmalı. Ancak kilogramda 60–70 liraya ulaşabilen bu uçurum karşısında artık yalnızca “serbest piyasa” denilip geçilebilir mi? Üreticiden alım yapan tüccarlar gerçekten birbirleriyle rekabet ediyor mu, yoksa fiyat rekabetini ortadan kaldıran doğrudan ya da dolaylı bir koordinasyon mu var? Rekabet Kurulu’nun geçmişte fındık alıcıları arasında bilgi değişimini soruşturmuş ve Düzce’de ihlal tespit etmiş olması nedeniyle bu soru bugün çok daha ciddi biçimde cevap bekliyor. (Tarım ve Orman Bakanlığı) TMO’nun 6 Ağustos 2026’da açıkladığı resmî fiyat ortada: Giresun kalite fındık 255 TL/kg. Levant kalite 250 TL/kg. Üstelik yüzde 50 randımanın üzerindeki ürün için ilave randıman bedeli de ödeniyor. TMO alımları 24 Ağustos’ta başladı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Peki aynı ülkenin, aynı sezonun, aynı tarım ürününde üreticinin karşısına neden 175, 180, 185, 190 liralık fiyatlar çıkıyor? 17 Eylül 2026 tarihli piyasa verilerinde Samsun merkezde tombul fındığın 185 TL, Levant kalitenin 180 TL; Ordu’da bazı kalite gruplarının yaklaşık 185 TL seviyelerinde olduğu bildiriliyor. Giresun’da fiyat daha yüksek olmakla birlikte yine TMO’nun resmî fiyatının altında seyrediyor. (Haberlisin) Burada kalite ve randıman farklarını yok sayarak “TMO’daki 255 liralık ürünün aynısı her yerde 185 liraya alınıyor” demek doğru olmaz. Ama bu teknik ayrıntı büyük soruyu ortadan kaldırmıyor: TMO’nun 250–255 TL’lik müdahale fiyatı varken Karadeniz’in geniş bir bölümünde piyasanın bunun onlarca lira altında oluşmasının ekonomik sebebi nedir? KİM VERDİ SİZE BU YETKİYİ? Fındığın fiyatı yalnızca bir ürünün fiyatı değildir. O fiyat; üreticinin çocuğunun eğitim masrafıdır, evine götüreceği ekmektir, gelecek yıl bahçesine yapacağı gübredir, işçinin ücretidir, kredi borcudur, elektrik faturasıdır, bir ailenin bir yıllık yaşam standardıdır. Kilogram başına üreticinin cebinden eksilen 10 lira, 20 lira, 50 lira yalnızca ticari bir rakam değildir. Ton başına on binlerce liradır. Binlerce üretici düşünüldüğünde milyarlarca liraya ulaşabilecek bir gelir transferinden söz ediyoruz. O nedenle üreticinin sorması gereken soru : Benim ürünümün gerçek değerini kim belirliyor? Devletin kurumu mu? Gerçekten rekabet eden serbest piyasa mı? Yoksa birkaç büyük alıcının etrafında şekillenen satın alma sistemi mi? SERBEST PİYASA DEDİĞİNİZ ŞEY GERÇEKTEN SERBEST Mİ? Serbest piyasa demek, üreticinin karşısına çıkan bütün alıcıların aynı veya birbirine çok yakın rakamları yazması değildir. Serbest piyasa, alıcıların da birbirleriyle rekabet etmesi demektir. Bir tüccar 185 TL veriyorsa, yanındaki tüccarın daha fazla mal toplayabilmek için 190 TL vermesi gerekir. Başka biri 195 TL vermelidir. Talep yükseldiğinde fiyat yukarı gitmelidir. Üreticinin malı için alıcılar yarışmalıdır. Ama bunun yerine; bir ilçede 185, yan ilçede 185, başka bir alım noktasında yine aynı rakam, ertesi sabah herkesin fiyatı aynı anda değişiyorsa... O zaman kamu otoritesinin şu soruyu sorması gerekir: Bu fiyatlar gerçekten birbirinden bağımsız ticari kararlarla mı belirleniyor? ÇÜNKÜ FINDIKTA BU ŞÜPHE DAHA ÖNCE DE DEVLETİN ÖNÜNE GELDİ Bu soru hayalî değildir. Rekabet Kurulu, fındık sektöründe alıcıların fiyat davranışlarını geçmişte bizzat soruşturdu. Düzce’de fındık alım-satımı yapan teşebbüsler hakkında yürütülen soruşturma, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında gerçekleştirildi. Kurulun 15 Ağustos 2024 tarihli kararında sekiz teşebbüsle ilgili süreç uzlaşmayla sonuçlandı. Dosyanın temel konusu, fındık alım ve satımı yapan teşebbüslerin rekabete aykırı biçimde hareket edip etmedikleriydi. (Rekabet Kurumu) Daha sonra Giresun, Samsun ve Trabzon dahil başka üretim bölgelerinde de fındık alıcılarının fiyat ve iletişim ilişkileri Rekabet Kurumu’nun incelemelerine konu oldu. Samsun dosyasının resmî konusu dahi son derece açıktı: “Fındık alımı ve satımı ile iştigal eden teşebbüslerin aralarında anlaşarak fındık alım fiyatlarını belirlemek suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettikleri iddiası.” (Rekabet Kurumu) Demek ki devletin ilgili kurumu da şunu kabul ediyor: Fındık alıcılarının üreticiden alış fiyatını birlikte belirlemesi ihtimali, rekabet hukukunun doğrudan konusudur. ÖYLEYSE 2026 SEZONU NEDEN YENİDEN MERCEK ALTINA ALINMASIN? Bugün yapılması gereken herhangi bir tüccarı peşinen suçlu ilan etmek değildir. Tam tersine. Gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Rekabet Kurumu Karadeniz’de aynı anda yerinde inceleme yapmalıdır. Giresun'a bakmalıdır. Ordu'ya bakmalıdır. Samsun'a bakmalıdır. Trabzon'a bakmalıdır. Düzce'ye, Sakarya'ya ve diğer üretim merkezlerine bakmalıdır. Manavların günlük fiyatlarını karşılaştırmalıdır. Telefon ve elektronik yazışmalar incelenmelidir. Fiyat listelerinin hangi saatlerde kimlerden geldiğine bakılmalıdır. Hangi manavın hangi büyük alıcıya fındık topladığı belirlenmelidir. Üreticiden alış fiyatını manavın kendisinin mi belirlediği, yoksa üst alıcı tarafından mı fiyat verildiği ortaya çıkarılmalıdır. MANAV KENDİ FİYATINI BELİRLEYEBİLİYOR MU? Asıl cevaplanması gereken sorulardan biri budur. Bir manav bugün üreticiye: “Ben bu fındığa 10 lira fazla veriyorum.” diyebiliyor mu? Yoksa daha yüksek fiyat verdiği anda malı teslim ettiği büyük alıcıdan zarar mı ediyor? Bir büyük firma onlarca manava sabah: “Bugünün alım fiyatı budur.” diyorsa bunun hukuki ve ekonomik yapısı nedir? Manav gerçekten bağımsız tüccar mı? Yoksa büyük alıcı adına çalışan fiilî bir satın alma noktası mı? Bağımsız ise neden kendi fiyatını belirleyemiyor? Bağımsız değilse üretici bunu biliyor mu? FİYAT LİSTESİNİ KİM HAZIRLIYOR? Karadeniz'de üreticinin karşısına çıkan fiyatların oluşum zinciri açıklanmalıdır. Büyük ihracatçı fiyat mı gönderiyor? Kırıcı mı belirliyor? Manav mı belirliyor? Ticaret borsası mı referans oluyor? Birbirlerinin fiyatları WhatsApp gruplarından mı takip ediliyor? Gelecek gün uygulanacak fiyatlar önceden konuşuluyor mu? Bunların hiçbirini dışarıdan bakarak kesin olarak söyleyemeyiz. Ama devlet araştırabilir. Rekabet Kurumu araştırabilir. Ve araştırmalıdır. DEVLET YOK MU? İşte meselenin en kritik noktası burasıdır. Devlet yalnızca TMO üzerinden fiyat açıklayıp kenara çekilemez. Çünkü TMO'nun kuruluş ve müdahale mantığının önemli nedenlerinden biri zaten üreticinin pazarlama ve finansman kaynaklı sorunlarını azaltmaktır. Bakanlığın 2026 fiyat açıklamasında da bu amaç açık biçimde ifade edilmiştir. (Tarım ve Orman Bakanlığı) O halde şu sorunun cevabı gerekir: Devlet 255 TL fiyat açıklıyorsa bu fiyat piyasada neden karşılık bulmuyor? TMO yeterince ürün alabiliyor mu? Üretici randevuya ulaşabiliyor mu? Alım noktaları yeterli mi? Ödeme süresi üreticiyi tüccara yöneltiyor mu? Üretici borçları nedeniyle fındığını hemen satmak zorunda mı? Tüccarın nakit gücü TMO'nun müdahale gücünün önüne mi geçiyor? Ve en önemlisi: Alıcılar arasında gerçek fiyat rekabeti var mı? 255 TL VARSA 185 TL NASIL VAR? Bu sorunun cevabı yalnızca: “Serbest piyasa.” olamaz. Çünkü serbest piyasa bir sihirli kelime değildir. Fiyat düşüyorsa bunun ekonomik gerekçesi ortaya konulmalıdır. Arz mı fazla? Rekolte mi beklentinin üzerinde? İhracat talebi mi düştü? Stok mu çok yüksek? Avrupa sanayisi alımı mı azalttı? Yoksa alıcı tarafındaki yoğunlaşma ve pazarlık gücü mü fiyatı aşağı çekiyor? Bütün bunlar rakamlarla açıklanmalıdır. Aksi takdirde “serbest piyasa” sözü, hiçbir şeyi açıklamayan bir bahaneye dönüşür. ALİVRE SATIŞLAR AÇIKLANMALI Sektörün bir başka tartışması da sezon öncesi yapılan alivre satışlardır. Alivre satış kendi başına suç değildir. İhracatçı gelecekte teslim edeceği ürünü önceden satabilir. Ancak ihracatçı Avrupa’ya örneğin belirli bir dolar fiyatından büyük miktarda mal bağladıysa hasat başladığında kendi kârlılığı açısından mümkün olan en düşük maliyetle fındık toplamak isteyecektir. Bu da ticari açıdan anlaşılabilir. Ama burada kırmızı çizgi bellidir: O düşük maliyet, rakip alıcılar arasında anlaşarak üretici fiyatını aşağı çekmek suretiyle sağlanamaz. Bu nedenle 2026 ürünü için yapılan sezon öncesi ihracat ve alivre sözleşmeleri konusunda sektörün daha şeffaf olması gerekir. Kaç ton satıldı? Hangi tarihte satıldı? Hangi fiyatlardan satıldı? Hangi teslim vadeleri verildi? Bugünkü iç piyasa fiyatı ile bu sözleşmeler arasında nasıl bir ekonomik ilişki var? FİSKOBİRLİK'E DE AYNI SORU Üreticinin kurduğu bir birlik olan FİSKOBİRLİK bakımından da mesele yalnızca “kaç liradan alıyor?” sorusu değildir. TMO üreticinin ürününe 250–255 TL bandında fiyat biçerken üretici birliği neden bunun belirgin biçimde altında kalıyor? Eğer FİSKOBİRLİK fındığı işleyebiliyor, mamul ürün üretebiliyor, katma değer yaratabiliyorsa bu katma değerin ne kadarı üreticiye dönüyor? 2026 ürünü için ön satış yapıldı mı? Alivre satış yapıldı mı? Yapıldıysa hangi miktarda ve hangi fiyatla? Yapılmadıysa üretici alım fiyatı hangi maliyet hesabıyla oluşturuldu? Üreticinin kurduğu birliğin bunları üreticiye açıklaması olağanüstü bir talep değildir. Tam tersine kurumsal şeffaflığın gereğidir. ÜRETİCİNİN SIRTINDAN FİYAT BELİRLEME DÖNEMİ BİTMELİ Kimse tüccar zarar etsin demiyor. Kimse ihracatçı kâr etmesin demiyor. Kimse sanayici kazanmasın demiyor. Ama aynı soru üretici için de sorulmalıdır: Üretici neden kazanmasın? Fındığı yetiştirirken riski üretici taşıyor. Donu üretici yaşıyor. Kuraklığı üretici yaşıyor. Kokarcayla üretici mücadele ediyor. Gübreyi, ilacı, işçiyi, patozu üretici ödüyor. Bir yıl boyunca bahçenin yükünü üretici taşıyor. Hasat günü geldiğinde ise fiyat üzerinde en az söz sahibi olan yine üretici oluyorsa burada sistemin yeniden sorgulanması gerekir. DEVLETİN GÖREVİ FİYATI TÜCCAR ADINA BELİRLEMEK DEĞİL, REKABETİ KORUMAKTIR Buradan “devlet bütün özel alım fiyatlarını belirlesin” sonucu çıkmaz. Ama devletin çok açık bir görevi vardır: Piyasanın gerçekten rekabetçi çalışmasını sağlamak. 4054 sayılı Kanun bunun için vardır. Rekabet Kurumu bunun için vardır. TMO üretici için piyasa alternatifi yaratmak amacıyla vardır. Ticaret borsaları şeffaf piyasa için vardır. Tarım Bakanlığı üretim politikasını yönetmek için vardır. Öyleyse bu kurumlar birlikte şu soruya cevap vermelidir: TMO'NUN 255 TL'YE ALIM YAPTIĞI BİR SEZONDA KARADENİZ'İN BAZI NOKTALARINDA FINDIK NEDEN 185 TL? Kalite mi? Randıman mı? Arz fazlalığı mı? Finansman baskısı mı? Stok politikası mı? İhracat sözleşmeleri mi? Alıcı gücü mü? Yoksa alıcılar arasında araştırılması gereken bir koordinasyon mu? Hangisiyse ortaya çıkarın. Çünkü bugün tartışılan yalnızca fındığın kilogram fiyatı değildir. Üreticinin alın terinin karşılığını kimin belirlediği tartışılıyor. Üreticinin bir yıllık emeğinin kaç para edeceğine kimin karar verdiği tartışılıyor. Üreticinin yaşam kalitesini birkaç alıcının piyasa gücünün belirleyip belirlemediği tartışılıyor. Ve artık Karadeniz üreticisinin sormaya hakkı vardır: KİM VERDİ SİZE BU YETKİYİ?DEVLET YOK MU?YASA YOK MU? Varsa, uygulanmasını istiyoruz. Suçlu ilan edilmesini değil; araştırılmasını istiyoruz. Söylentiyi değil; belgeyi istiyoruz. “Serbest piyasa” cümlesini değil; gerçek rekabeti istiyoruz.

GİRESUN’DA FINDIK, SAMSUN’DA ÇELTİK, RİZE’DE ÇAY: “ÜRETİCİNİN KADERİ DEĞİŞMİYOR Haber

GİRESUN’DA FINDIK, SAMSUN’DA ÇELTİK, RİZE’DE ÇAY: “ÜRETİCİNİN KADERİ DEĞİŞMİYOR

GİRESUN’DA FINDIK, SAMSUN’DA ÇELTİK, RİZE’DE ÇAY: “ÜRETİCİNİN KADERİ DEĞİŞMİYOR” YENİ Parti PM Üyesi ve Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Karadeniz’de yürütülen saha çalışmalarının ardından üreticilerin yaşadığı sorunlara dikkat çekti. Giresun’da fındık, Samsun’da çeltik, Rize’de çay üreticisinin yüksek maliyetlerle karşı karşıya olduğunu belirten Gezmiş, “Karadeniz’de ürün değişiyor ama üreticinin kaderi değişmiyor” dedi. GİRESUN’DA FINDIK, SAMSUN’DA ÇELTİK, RİZE’DE ÇAY Karadeniz illerinde saha çalışmalarını sürdüren YENİ Parti heyetleri, üreticilerle bir araya gelerek tarım sektöründe yaşanan sorunları dinledi. Çalışmaları değerlendiren Gezmiş, bölgenin farklı illerinde farklı tarım ürünlerinin öne çıktığını ancak üreticilerin karşılaştığı ekonomik sorunların benzer olduğunu söyledi. Gezmiş, “Karadeniz’de ürün değişiyor ama üreticinin kaderi değişmiyor; Giresun’da fındıkçı, Samsun’da çeltikçi, Rize’de çay üreticisi maliyetin altında eziliyor” ifadelerini kullandı. “MOTORİNE GELEN 6,62 TL ZAM MALİYETLERE EKLENECEK” Akaryakıt fiyatlarındaki artışın tarımsal üretimin yanı sıra nakliye ve esnaf maliyetlerini de artıracağını belirten Gezmiş, motorine gelen 6,62 TL’lik zamma dikkat çekti. Gezmiş, “Motorine gelen 6,62 TL zam da doğal olarak üreticinin, nakliyecinin ve esnafın maliyetine eklenecek. Bu noktada bir an önce tarımsal üretim için indirimli mazot ve enerji şoklarına karşı geçici vergi koruması açıklanmalıdır” dedi. “ORTAK BİR KARADENİZ TARIM PROGRAMI HAZIRLIYORUZ” YENİ Parti’nin Karadeniz’deki saha çalışmalarının üreticilerin sorunlarını dinlemekle sınırlı olmadığını belirten Gezmiş, elde edilen talep ve tespitlerin ortak bir tarım programına dönüştürüleceğini ifade etti. Gezmiş, “Milletimizin kurduğu YENİ Parti’miz, üreticilerimizi sadece dinleyen değil, ortak bir Karadeniz Tarım Programı hazırlayan da partidir” diye konuştu. “ÜRETİCİLERİMİZİN HAKKINI ALMASI İÇİN ÇALIŞACAĞIZ” Karadeniz illerindeki saha çalışmalarının devam edeceğini bildiren Gezmiş, üreticilerin emeğinin karşılığını almasının öncelikleri arasında bulunduğunu söyledi. Gezmiş, “Karadeniz illerinde yaptığımız saha çalışmaları sonrasında üreticilerimizin hakkını alması, yüzünün gülmesi için gerekli tüm çalışmaları yapmayı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı. “AYRIMSIZ HERKESE, HER KESİME HİZMET” Açıklamasında partisinin farklı toplumsal kesimlere yönelik çalışmalarına da değinen Gezmiş, sözlerini şöyle sürdürdü: “YENİ Parti; işçinin, emeklinin, memurun, esnafın, çiftçinin, kadınların, gençlerin partisidir. Ayrımsız herkese, her kesime hizmet etmeyi önceleyerek yolumuza devam edeceğiz.” Gezmiş, Karadeniz’in üretim gücünün korunmasının yalnızca bölge ekonomisi açısından değil, Türkiye’nin tarımsal geleceği ve gıda güvenliği açısından da önem taşıdığını kaydetti.

Samsun Şehir Hastanesi hizmete açıldı...  Samsun'a 17 milyar liralık yatırım Haber

Samsun Şehir Hastanesi hizmete açıldı... Samsun'a 17 milyar liralık yatırım

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle Samsun Şehir Hastanesi hizmete açıldı. 1.458 yatak kapasiteli hastanede 230 yoğun bakım yatağı, 40 ameliyathane ve 320 poliklinik bulunuyor. Erdoğan, Türkiye genelinde tamamlanan şehir hastanesi sayısının 27’ye ulaştığını, 13 hastanenin yapımının sürdüğünü açıkladı. SAMSUN (İGFA) - Samsun Şehir Hastanesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı törenle hizmete açıldı. Toplam 17 milyar liralık yatırım bedeliyle hayata geçirilen hastanenin, Samsun ve çevre illerin sağlık hizmetleri kapasitesine önemli katkı sağlaması hedefleniyor. 234 bin metrekare alan üzerine inşa edilen hastanede 1.027 deprem izolatörü kullanıldı. Tesis, 1.458 yatak kapasitesinin yanı sıra 230 yoğun bakım yatağı, yüksek teknolojiyle donatılmış 40 ameliyathane ve 320 poliklinikle hizmet verecek. Hastanede ayrıca ağız ve diş sağlığı ünitesi ile 2 bin 66 araçlık otopark bulunuyor. Sağlık tesisinin tıbbi altyapısında 3 MR, 3 tomografi, 6 ultrason ve 34 röntgen cihazı yer alıyor. 5 BİN 419 SAĞLIK ÇALIŞANI GÖREV YAPACAK Samsun Şehir Hastanesi’nde 548’i uzman hekim olmak üzere toplam 5 bin 419 sağlık çalışanının görev yapacağı bildirildi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Samsun Şehir Hastanesi, Bağlantı Yolları ve Yapımı Tamamlanan Yatırımların Toplu Açılış Töreni’nde konuştu: "Samsun Şehir Hastanemiz; 234 bin metrekare alan üzerine bin 27 adet deprem izolatörü kullanılarak inşa edildi. Depreme karşı… pic.twitter.com/88WQ0XCwCo — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) September 13, 2026 Açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şehir hastanelerinin Türkiye’nin sağlık turizmindeki konumuna da katkı sağladığını belirterek, her yıl yüz binlerce yabancı hastanın tedavi için Türkiye’yi tercih ettiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün itibarıyla Türkiye’de 27 şehir hastanesinin tamamlandığını ve bu hastanelerin yaklaşık 40 bin yatak kapasitesine ulaştığını açıkladı. Yapımı devam eden 13 şehir hastanesinin daha bulunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rize, Diyarbakır, Trabzon, Şanlıurfa, Sakarya ve Ordu’nun da aralarında bulunduğu illerdeki projelerin tamamlanacağını ifade etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca proje çalışmaları süren 8 şehir hastanesi bulunduğunu belirterek, bu projelerin de tamamlanmasıyla Türkiye’nin 26 bini aşkın yatak kapasitesine sahip 21 yeni şehir hastanesine daha kavuşacağını söyledi. Sağlık altyapısını Şehir Hastaneleri yanında, vatandaşların ilk başvuru noktası olan koruyucu sağlık hizmetleriyle de büyüttüklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ülkemiz genelinde 36 bin yatak kapasitesine sahip 140 hastane ile bin 250’yi aşkın aile sağlığı ve sağlıklı hayat merkezi yapıyoruz. Yani; sandıkta bize görev veren, bize yetki veren, bize sorumluluk yükleyen vatandaşlarımızın güvenine layık olmak için ter döküyoruz. İnşallah son nefesimize kadar da tüm Türkiye için, Türk Milleti için aşkla çalışmaya devam edeceğiz" diye konuştu.

Giresun, Kur’an tilavetinin final heyecanına sahne oldu Haber

Giresun, Kur’an tilavetinin final heyecanına sahne oldu

Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması’nın Türkiye finali Giresun’da gerçekleştirildi Giresun, Kur’an tilavetinin final heyecanına sahne oldu Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından organize edilen 11. Kur'an-ı Kerim'i Güzel Okuma Yarışması Kadınlar Türkiye Finali, farklı şehirlerden gelen yarışmacıların katılımıyla Giresun'da yapıldı. "2026 Yılı Camiler ve Din Görevlileri Haftası" etkinlikleri çerçevesinde Diyanet İşleri Başkanlığınca düzenlenen "Kur'an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması"nın kadınlar Türkiye finali Giresun’da tamamlandı. Giresun İl Müftülüğünün ev sahipliğinde ve Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu Başkanlığı koordinasyonunda gerçekleştirilen Türkiye finalinde, çeşitli illerden gelen 8 kadın din görevlisi şampiyonluk için mücadele etti. Çotanak Konferans Salonu’nda düzenlenen etkinlik, Kur’an-ı Kerim tilavetiyle açılış yaptı. - "Geleceğe taşınan kıymetli bir gönül hizmeti" Programa katılım sağlayan Giresun Valisi Mustafa Koç, Türkiye'nin dört yanından gelen tüm din görevlilerini tebrik ederek başarı dileklerini iletti. Kadın din görevlilerinin üstlendiği kritik sorumluluğa değinen Vali Koç, şunları kaydetti: "Kur’an, bir gönülden diğerine ulaşan ilahi bir ses, karanlıkları aydınlatan bir ışık ve hayatımıza yön veren eşsiz bir rehberdir. Camilerimizde, Kur’an kurslarımızda ve toplumun her kesiminde; çocuklarımızın ve gençlerimizin yüreklerine güzel ahlakı, merhameti ve sevgiyi aşılıyorsunuz. Bu yönüyle ortaya koyduğunuz emekler, yarınlara uzanan çok kıymetli bir gönül hizmetidir." - "Kur'an'ı anlamak ve hayatla yaşamak büyük bir emanettir" Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu Başkanı Osman İyişenyürek ise organizasyonun basit bir yarışmadan ibaret olmadığını vurgulayarak şöyle konuştu: "Bu organizasyon, Kur'an-ı Kerim hizmetindeki kalitenin artırılması, doğru okuma ve öğretme çabası, güzel tilavetin yaygınlaştırılması ile mesleki liyakatin buluşma noktasıdır. Kur'an-ı Kerim'i ezberlemek büyük bir nimet, doğru okumak bir sorumluluk, güzel okumak ise bir sanattır. Ancak tüm bunların ötesinde Kur'an'ı anlamak, yaşamak ve rahmet mesajını insanlığa ulaştırmak büyük bir emanettir." Yarışmacı din görevlilerinin üstlendiği önemli role dikkat çeken Başkan İyişenyürek, sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye finalinde yer alan Kur'an kursu öğreticilerimiz ve kıymetli hocalarımız, başarılarıyla ülkemizi temsil eden seçkin isimler oldular. Onlar bizim için sadece birer yarışmacı değil, aynı zamanda Kur'an hizmetinin taşıyıcıları ve temsilcileridir. Yarışmalarımızla din görevlilerimizin kişisel ve mesleki gelişimlerine katkı sunmayı, hafızlıklarını pekiştirmeyi ve kıraat birikimlerini daha ileriye taşımayı hedefliyoruz. Ayrıca başarılı görevlilerimizi meslektaşlarına örnek kılarak ülkemizi uluslararası arenada güçlü şekilde temsil etmeyi amaçlıyoruz." - "Yeryüzündeki en büyük ayet insandır" Giresun İl Müftüsü Selçuk Kılıçbay ise konuşmasında programa ev sahipliği yapmaktan mutluluk duyduğunu belirterek Diyanet İşleri Başkanlığına teşekkürlerini sundu. İl Müftüsü Kılıçbay, konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "Yeryüzünde Allah’ın en büyük ayeti insandır. Peygamber Efendimiz’in (sas) veladet sene-i devriyesinde, hem Efendimiz’i anmak hem de tebliğ ettiği yüce kitabı dinlemek için bir aradayız. Yüce Rabbim bizleri Kur’an-ı okuyan, anlayan, yaşayan ve onun ahlakını yeryüzünde hakim kılmak için çabalayan kullarından eylesin. Giresun İl Müftülüğü görevimdeki bu son programın Kur'an-ı Kerim’i Güzel Okuma Yarışması Kadınlar Türkiye Finali olması nedeniyle hem büyük bir mutluluk hem de hüzünlü bir gurur yaşıyorum." Türkiye birinciliği Samsun'dan Betül Eşmeci'ye gitti Konuşmaların ardından yarışmacıların Kur'an-ı Kerim tilavetleri gerçekleştirildi ve Yüksek Seçici Kurulun değerlendirme süreci başladı. Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu Başkanı Osman İyişenyürek'in başkanlık ettiği kurulda; Giresun İl Müftüsü Selçuk Kılıçbay, Mushafları İnceleme ve Kıraat Kurulu Üyeleri Dr. Hüseyin Küçük ile İbrahim Noğman, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Esra Hayrat Yılmaz ve İstanbul Medeniyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mücella Hacımısıroğlu jüri üyeleri olarak görev yaptı. Kurulun gerçekleştirdiği titiz değerlendirmeler sonucunda Samsun’dan Betül Eşmeci birinci, Adana’dan Sümeyye Betül Ünüvar ikinci ve Uşak’tan Nurhan Göker üçüncü oldu. Programın sonunda dereceye giren isimlere ve yarışmaya katılan tüm din görevlilerine çeşitli hediyeler verildi. Programa Giresun Valisi Mustafa Koç'un eşi Neslihan Gül Koç, Vali Yardımcısı Şahin Bayhan, İl Müftü Yardımcıları Sibel Gül Ülker, Adem Orhan ve Oğuzhan Avcı, Müftülük personeli, din görevlileri ve çok sayıda vatandaş katılım sağladı.

ORDU’YA DEV SAĞLIK YATIRIMI: Haber

ORDU’YA DEV SAĞLIK YATIRIMI:

ORDU’YA DEV SAĞLIK YATIRIMI: ŞEHİR HASTANESİ HAYIRLI OLSUN1.200 YATAK KAPASİTESİ, 281 YOĞUN BAKIM YATAĞI VE 40 AMELİYATHANESİYLE KARADENİZ’İN EN ÖNEMLİ SAĞLIK YATIRIMLARINDAN BİRİ HİZMETE HAZIRLANIYOR Ordu, uzun yıllardır beklediği en büyük sağlık yatırımlarından birine kavuşuyor. Yapımı tamamlanma aşamasına gelen ve hasta kabulü için hazırlıkların sürdüğü yalnızca Ordu’nun değil, çevre illerin de sağlık hizmetlerine önemli katkı sunacak dev bir sağlık üssü olmaya hazırlanıyor. 1.200 yatak kapasitesiyle hizmet verecek Ordu Şehir Hastanesi’nin, modern sağlık altyapısı, ileri teknolojiye sahip birimleri ve geniş sağlık kadrosuyla kentin sağlık hizmetlerinde yeni bir dönemi başlatması bekleniyor. Ordu’ya kazandırılan bu büyük yatırımın başta Ordulular olmak üzere tüm bölge halkına hayırlı olmasını diliyoruz. 1.200 YATAKLI DEV SAĞLIK KOMPLEKSİ İlk olarak 900 yatak kapasitesiyle planlanan Ordu Şehir Hastanesi’nin kapasitesi süreç içerisinde artırılarak 1.200 yatağa çıkarıldı. Hastanede 281 yoğun bakım yatağı, 40 ameliyathane ve 386 poliklinik bulunuyor. Tüp bebek merkezi, helikopter pisti, kreş ve yaklaşık 2 bin araçlık kapalı otopark gibi birçok önemli birim de dev sağlık kompleksinin içerisinde yer alıyor. Bu kapasitesiyle Ordu Şehir Hastanesi, Karadeniz Bölgesi’nin en önemli sağlık yatırımlarından biri konumuna geliyor. SAĞLIKTA ORDU İÇİN YENİ BİR DÖNEM Şehir hastanesinin hizmete girmesiyle birlikte Ordu’da birçok branşta sağlık hizmetlerinin aynı merkez içerisinde daha güçlü şekilde verilmesi amaçlanıyor. İleri tetkik ve tedavi imkanlarının genişlemesi, yoğun bakım kapasitesinin artması ve yeni sağlık birimlerinin devreye alınmasıyla birlikte vatandaşların başka illere sevk edilme ihtiyacının da önemli ölçüde azaltılması hedefleniyor. Özellikle ileri cerrahi işlemler, yoğun bakım hizmetleri ve uzmanlık gerektiren tedaviler açısından hastanenin Ordu sağlık sisteminin merkezlerinden biri olması bekleniyor. YAKLAŞIK 7 BİN KİŞİLİK DEV KADRO Ordu Şehir Hastanesi’nin tam kapasiteyle hizmet vermeye başlamasıyla birlikte yaklaşık 7 bin personelin görev yapabileceği belirtiliyor. Mevcut sağlık kuruluşlarından yapılacak personel geçişlerinin yanı sıra ihtiyaç duyulan branş ve hizmet alanlarında yeni personel planlamalarının da yapılması bekleniyor. Böylece hastane yalnızca sağlık alanında değil, oluşturacağı istihdam ve ekonomik hareketlilik açısından da Ordu’ya önemli katkı sağlayacak. 23 MİLYAR LİRAYI AŞAN DEV YATIRIM 2026 Yılı Kamu Yatırım Programı verilerine göre Ordu Şehir Hastanesi’nin toplam proje tutarı 23 milyar 46 milyon 700 bin liraya ulaştı. Bu büyüklüğüyle proje, Ordu tarihinin en önemli kamu yatırımlarından biri olarak öne çıkıyor. Yaklaşık beş yılı aşan inşaat sürecinin ardından hizmete açılma aşamasına gelen hastane, Ordu’nun sağlık altyapısını uzun yıllar taşıyabilecek kapasitede planlandı. ORDU ARTIK BÖLGENİN SAĞLIK MERKEZLERİNDEN BİRİ OLABİLİR Şehir hastanesinin tam kapasiteyle devreye alınması yalnızca Ordu için değil; Giresun, Samsun’un doğu ilçeleri, Tokat ve çevre bölgeler açısından da önem taşıyor. Ordu’nun coğrafi konumu ve hastanenin yüksek kapasitesi dikkate alındığında, ileri düzey sağlık hizmetlerinde kentin bölgesel çekim merkezlerinden biri haline gelmesi mümkün görünüyor. Bu durum sağlık hizmetlerinin yanında konaklama, ulaşım, eczacılık, medikal sektör ve diğer hizmet alanlarında da yeni ekonomik hareketlilik oluşturabilir. ŞİMDİ GÖZLER HASTA KABULÜNDE Ordu Şehir Hastanesi’nde taşınma ve personel yerleştirme süreçleri devam ederken, hastanenin Eylül 2026 içerisinde hasta kabulüne başlaması hedefleniyor. Yıllardır tamamlanması beklenen dev yatırımın kapılarını vatandaşlara açmasıyla birlikte Ordu sağlık hizmetlerinde yeni bir sayfa açılmış olacak. Ordu’nun geleceğine yapılmış en önemli yatırımlardan biri olan Şehir Hastanesi’nin şehre kazandırılmasında emeği geçenlere teşekkür ediyor; bu büyük sağlık yatırımının Ordu’ya, Karadeniz’e ve ülkemize hayırlı olmasını diliyoruz. Güle güle kullan Ordu. Şehir Hastanen hayırlı olsun.

UFK BAŞKANI ŞENOCAK’TAN FINDIKTA KÖKLÜ MODEL ÖNERİSİ Haber

UFK BAŞKANI ŞENOCAK’TAN FINDIKTA KÖKLÜ MODEL ÖNERİSİ

UFK BAŞKANI ŞENOCAK’TAN FINDIKTA KÖKLÜ MODEL ÖNERİSİ: DÜZ OVA İLE EĞİMLİ ARAZİ AYRILMALI TÜRKİYE’NİN DÜNYA FINDIĞINDAKİ PAYI YÜZDE 58’E KADAR GERİLEDİ Ulusal Fındık Konseyi Başkanı Cem Şenocak, Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki ağırlığının son 40 yılda gerilediğine dikkat çekerek fındık politikasında köklü değişiklik istedi. Şenocak’ın yıllardır savunduğu modelin temelinde, Giresun ve Ordu başta olmak üzere sarp ve eğimli arazilerde üretim yapan çiftçi ile makineli tarım yapılabilen düz ovalardaki üreticinin aynı destek sistemi içinde değerlendirilmemesi bulunuyor. Tarım ve Orman Bakanlığı verileri de Türkiye’nin 2023 itibarıyla dünya fındık üretimindeki payının yüzde 58’e kadar gerilediğini gösteriyor. Ulusal Fındık Konseyi Başkanı Cem Şenocak’ın 27 Ağustos 2026 tarihinde yaptığı fındık değerlendirmesi, yalnızca yeni sezon fiyatına ilişkin bir açıklama olmaktan çok Türkiye’nin yaklaşık 40 yıllık fındık politikasına yönelik kapsamlı bir değişiklik önerisi içeriyor. Şenocak, Türkiye’nin dünya fındık pazarındaki payının geçmişte yüzde 80-85 seviyelerinde bulunduğunu ancak zaman içinde yüzde 60’ın altına gerilediğini belirterek, Türkiye’nin üretim alanı büyürken dünya pazarındaki ağırlığının azalmasına dikkat çekti. İtalya, Azerbaycan ve Gürcistan’ın yanı sıra ABD ve özellikle Şili’de fındık üretiminin genişlediğini söyleyen Şenocak, Türkiye’nin üretim politikasının arazi yapısına göre yeniden düzenlenmesini istedi. RESMİ VERİ DE YÜZDE 60’IN ALTINI GÖSTERİYOR Şenocak’ın Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payının yüzde 60’ın altına düştüğü yönündeki açıklaması, Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı TEPGE’nin verileriyle de örtüşüyor. TEPGE’nin 2025 tarihli Sert Kabuklu Meyveler Ürün Raporu’nda, FAO verilerine göre 2023 yılında dünyada yaklaşık 1,1 milyon ton fındık üretildiği, Türkiye’nin 650 bin ton üretimle ilk sırada bulunduğu ve dünya üretiminin yüzde 58’ini gerçekleştirdiği belirtiliyor. Aynı yıl İtalya 103 bin ton, ABD 85 bin ton, Azerbaycan 75 bin ton ve Şili 66 bin ton üretime ulaştı. Daha dikkat çekici veri ise üretim alanı ile verim arasındaki fark. Türkiye 2023 yılında yaklaşık 747 bin hektar fındık alanına sahipti. Dünya toplam fındık alanı yaklaşık 1 milyon 78 bin hektardı. Buna rağmen Türkiye’de dekara fındık verimi 87 kilogramda kalırken dünya ortalaması yaklaşık 104 kilogram seviyesindeydi. Bu tablo, Türkiye’nin dünyadaki fındık alanlarının çok büyük bölümüne sahip olmasına rağmen aynı üstünlüğü verimlilikte sağlayamadığını ortaya koyuyor. ŞENOCAK: 750 BİN HEKTARIN 500 BİNİ EĞİMLİ ARAZİ Şenocak’ın verdiği güncel tahmine göre Türkiye’de yaklaşık 750 bin hektarlık alanda fındık yetiştiriliyor. Bunun yaklaşık 500 bin hektarını eğimli araziler, 250 bin hektarını ise düz araziler oluşturuyor. Şenocak yaklaşık 600 bin üretici ailenin 400 bininin eğimli arazilerde, 200 bininin ise düz ovalarda üretim yaptığını belirtiyor. Bu ayrım, Şenocak’ın önerdiği yeni sistemin merkezinde yer alıyor. Doğu Karadeniz’de özellikle Giresun ve Ordu’da fındık bahçelerinin önemli bölümü sarp, eğimli, küçük ve miras yoluyla parçalanmış arazilerden oluşuyor. Bu bahçelerde büyük tarım makinelerinin kullanılması sınırlı kalırken budama, gübreleme, ilaçlama ve özellikle hasat büyük ölçüde insan emeğine dayanıyor. Düz ovalarda ise parsellerin daha büyük olması, makine kullanımına elverişli arazi yapısı ve alternatif tarım ürünlerinin yetiştirilebilmesi üretim maliyetlerinde önemli farklılık oluşturuyor. Şenocak bu nedenle, iki üretici grubuna aynı destekleme sisteminin uygulanmasını doğru bulmuyor. “FİYATI YÜKSELTMEKTEN ZİYADE DÜZ OVA İLE EĞİMLİ ARAZİYİ AYIRMAK GEREKİYOR” Şenocak son açıklamasında yaklaşımını şu sözlerle ortaya koydu: “Fiyatı yükseltmekten ziyade düz ovalarla eğimli araziyi iyi ayırmamız gerekiyor.” Şenocak’a göre devletin doğrudan bütün üreticiler için fiyatı yükseltmesi yerine, eğimli arazide üretim yapan ve maliyeti daha yüksek olan çiftçinin ilave desteklerle korunması gerekiyor. Verdiği örnekte ürün fiyatının 200 lira olması halinde eğimli arazi üreticisine 100 liralık ilave destek verilerek toplam gelirin 300 liraya çıkarılabileceğini ifade etti. Böylece düz ovalarda fındık dikiminin sürekli teşvik edilmesinin önüne geçilebileceğini savundu. Ancak burada önemli bir ayrım bulunuyor. Şenocak’ın sözünü ettiği 200 lira ve 300 lira rakamları, 2026 ürünü için önerilen yeni bir TMO fiyatı değil; destek sisteminin nasıl farklılaştırılabileceğini anlatmak amacıyla verdiği örnek rakamlar. 2026/27 sezonunda TMO’nun resmi alım fiyatı yüzde 50 sağlam iç esasına göre Giresun kalite fındık için 255 TL/kg, Levant kalite için 250 TL/kg olarak açıklandı. Yüzde 50’nin üzerindeki her bir randıman için Giresun kaliteye 5,10 TL, Levant kaliteye 5 TL ilave fiyat uygulanıyor. TMO alımları 24 Ağustos’ta başladı ve randevulu sistem kullanılıyor. GİRESUN VE ORDU ÜRETİCİSİ İÇİN MODELİN ÖNEMİ Şenocak’ın modelinin uygulanması durumunda bundan en doğrudan etkilenecek bölgelerin başında Giresun ve Ordu geliyor. Çünkü öneri il sınırına göre değil, arazinin eğimine ve üretim şartlarına göre destek verilmesini esas alıyor. Dolayısıyla Samsun, Düzce veya Sakarya’nın eğimli kesimlerinde aynı şartlarda üretim yapan çiftçinin de bu kapsama alınması; buna karşılık düz ve makineli tarıma elverişli alanların farklı değerlendirilmesi öngörülüyor. Şenocak bu görüşünü TBMM’de de açık biçimde dile getirdi. Meclis tutanaklarına geçen değerlendirmesinde Ordu-Giresun üreticisi ile düz ovalardaki üreticinin maliyet yapısının aynı olmadığını, eğimli arazilerde üreticilerin genellikle çok daha küçük miktarlarda ürün elde ederken düz ovalarda makineli tarımla daha yüksek tonajlara ulaşabildiğini söyledi. BU GÖRÜŞ YENİ DEĞİL: ŞENOCAK YILLARDIR AYNI MODELİ SAVUNUYOR Şenocak’ın son açıklaması, 2026 sezonunda fiyatların tartışılması üzerine ortaya çıkmış yeni bir yaklaşım değil. Şenocak daha 2021 yılında özellikle Ordu ve Giresun’daki miras yoluyla parçalanmış eğimli bahçelerde üreticilerin ayrıca desteklenmesi gerektiğini savunuyordu. Şenocak şirketinin arşivinde yer alan 2021 tarihli açıklamasında, kademeli destekle meyilli arazilerdeki küçük üreticinin fındık tarımına yeniden yönelmesinin sağlanabileceğini ve göçün azaltılabileceğini belirtmişti. Ulusal Fındık Konseyi’nin 2021 sektör raporunda da Alan Bazlı Gelir Desteği’nin “bölgesel maliyet” dikkate alınarak Doğu ve Batı Karadeniz için farklılaştırılması önerildi. Raporda yalnızca fiyat artırmak yerine destek sistemi, regülasyon alımları ve lisanslı depoculuğun birlikte kullanılması gerektiği vurgulandı. 2024’TE UFK BAŞKANI OLDU Cem Şenocak, 16 Kasım 2024 tarihinde Giresun Ticaret Borsası’nda gerçekleştirilen Ulusal Fındık Konseyi Olağan Genel Kurulu’nda başkan seçildi. Tek listeyle gerçekleştirilen seçim sonrasında Şenocak UFK Başkanlığı görevini üstlenirken, fındıkta üretim, verimlilik, kahverengi kokarca, destekleme sistemi ve dünya pazarındaki rekabet yeni yönetimin temel gündem maddeleri arasına girdi. 2025’TE KONUYU ÜÇ ÜRETİCİ GRUBUNA AYIRDI Şenocak, Mayıs 2025’te Fatsa’da düzenlenen Tarım, Hayvancılık ve Fındık Fuarı’nda yaptığı konuşmada dünya fındık üreticilerini üç farklı grupta ele almak gerektiğini söyledi. Birinci gruba ağırlıklı olarak Doğu Karadeniz’de bulunan meyilli arazi üreticisini, ikinci gruba Türkiye’deki düz ova üreticisini, üçüncü gruba ise diğer ülkelerdeki üreticileri koydu. Şenocak, eğimli arazilerde makineli tarımın sınırlı olması ve miras yoluyla küçülen bahçelerin maliyetleri yükseltmesi nedeniyle bu üreticilerin ayrıca korunmasını istedi. Aynı konuşmada dünya pazarındaki yeni rakiplere de dikkat çekti. UFK 2025’TE RESMİ POLİTİKASINA DÖNÜŞTÜRDÜ 12 Şubat 2025 tarihinde gerçekleştirilen UFK Yönetim Kurulu ve Araştırma-Danışma Kurulu toplantısından sonra yayımlanan resmi bildiride de aynı politika benimsendi. Konsey; meyilli arazi üreticisi ile düz ova üreticisinin aynı destekleme modeliyle değerlendirilmemesini, üreticinin bahçeye dönmesini sağlayacak teşviklerin geliştirilmesini, kiralama ve sözleşmeli üretim modellerinin oluşturulmasını, kooperatifleşmenin güçlendirilmesini ve lisanslı depoculuk ile ürün borsacılığının geliştirilmesini istedi. Şenocak’ın Ağustos 2025 tarihli açıklamasında da yaklaşık 600 bin üretici ailesinin 400 bininin meyilli arazi koşullarında bulunduğu belirtilerek, bu grubun maliyet, göç, iklim değişikliği ve kahverengi kokarca nedeniyle üretimden uzaklaşma riskiyle karşı karşıya olduğu savunuldu. 2026’DA BAKAN YUMAKLI’YA SUNULDU: SINIR YÜZDE 6 EĞİM Şenocak’ın yıllardır savunduğu bu model 2026 yılında doğrudan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’ya da sunuldu. UFK’nın resmi açıklamasına göre Şenocak, Alan Bazlı Gelir Desteği’nin yeniden düzenlenmesini ve arazi eğiminin destek miktarının belirlenmesinde ölçüt haline getirilmesini istedi. Konseyin Bakanlığa sunduğu modelde yüzde 6 ve üzerindeki eğime sahip arazilerin farklı değerlendirilmesi önerildi. UFK, fındıktan başka ürüne yönelme imkânı sınırlı olan sarp araziler ile farklı ürünlerin yetiştirilebildiği geniş ve düz ovaların aynı destek sistemine tabi tutulmaması gerektiğini savundu. 2025 yılında TBMM Zirai Don Hasar Tespit Komisyonu’na sunulan değerlendirmede de yüzde 6 eğimli alanlarda Alan Bazlı Gelir Desteği’nin yeniden güçlendirilmesi talep edilmişti. 1983’TEN BERİ FINDIK ALANLARINI SINIRLAYAN KANUN VAR Şenocak’ın açıklamasındaki en önemli başlıklardan biri de düz ovalardaki fındık dikiminin geçmişi. Türkiye’de bu konuda 1983 yılından beri özel bir kanun bulunuyor. 2844 sayılı Fındık Üretiminin Planlanması ve Dikim Alanlarının Belirlenmesi Hakkında Kanun, 16 Haziran 1983 tarihinde kabul edildi. Kanunun amacı açık şekilde, fındık üretiminin en uygun alanlarda yapılması ve üretimin talepteki gelişmelere göre yönlendirilmesi olarak tanımlandı. Kanunda fındık üretimine izin verilecek alanların kalite özellikleri ve arazi kullanım kabiliyeti dikkate alınarak belirlenmesi; başka tarım ürünlerinin ülke ekonomisi açısından daha yararlı olabileceği alanların da değerlendirilmesi hükme bağlandı. Kanunun 4. maddesinde izin alınmadan yeni fındık bahçesi kurulamayacağı ve belirlenen alanların dışında mevcut bahçelerin yenilenemeyeceği düzenleniyor. Uygun olmayan şekilde oluşturulan bahçelerin sökülmesi de öngörülüyor. ŞENOCAK’IN “YAPTIRIM YOK” SÖZÜNDE MEVZUAT AYRINTISI Şenocak son açıklamasında 1983’teki düzenlemenin “cezai yaptırım bulunmaması” nedeniyle etkili olamadığını ifade etti. Ancak yürürlükteki 2844 sayılı Kanunun güncel metninde ceza hükümleri bulunuyor. Kanunun 7. maddesinde izinsiz fındık bahçesi kuranlar ve belirlenen alanların dışında bahçesini yenileyenlere idari para cezası öngörülüyor; ayrıca 4. maddede izinsiz bahçelerin söktürülmesine ilişkin hüküm bulunuyor. Bu nedenle hukuken “hiç yaptırım yok” demek doğru değil. Tartışmanın daha çok yaptırımların caydırıcılığı ve yıllar içindeki uygulaması üzerinden yapılması gerekiyor. Şenocak’ın temel iddiası ise değişmiyor: 1980’lerden bu yana düz ovalarda fındık üretimi büyük ölçüde genişledi ve aynı fiyat ile aynı destek politikasının sürdürülmesi yeni dikimleri cazip tutuyor. Şenocak geçmişte düz ovalardan 30-40 bin ton civarında ürün çıkarken bugün miktarın yaklaşık 300 bin tonlara ulaştığını ileri sürüyor. Bu rakam Şenocak’ın açıklamasına dayanıyor. TMO FİYATI İLE ARAZİ DESTEĞİ BİRBİRİNDEN AYRILIYOR Şenocak’ın önerdiği sistemin en önemli tarafı, ürünün piyasa fiyatı ile üreticiye verilen sosyal/tarımsal desteğin birbirinden ayrılması. Bu modele göre fındık piyasasındaki ürünün temel fiyatı arz-talep, kalite ve piyasa koşullarına göre oluşurken; eğimli arazi nedeniyle yüksek maliyetle üretim yapan çiftçinin geliri ayrıca kamu desteğiyle güçlendirilecek. Bu yaklaşım UFK’nın önceki raporlarında da görülüyor. Konsey, fiyatın dünya piyasalarındaki rekabeti tamamen bozacak şekilde yükseltilmesi yerine gerektiğinde TMO’nun regülasyon alımı yapmasını ve üreticinin gelirinin Alan Bazlı Gelir Desteği ile tamamlanmasını savunuyor. TMO’DA 2026 ALIM KRİTERLERİ DE DEVREDE 2026 sezonunda TMO alımları yalnızca açıklanan 255 ve 250 liralık fiyatlardan ibaret değil. Resmi uygulamada fındığın belirli kalite kriterlerini taşıması gerekiyor. 2026 alımlarında iç fındık rutubetinin yüzde 6,5’i aşmaması, sağlam iç oranının en az yüzde 40 olması, buruşuk iç oranının yüzde 10’u, çürük ve bozuk iç oranının yüzde 7’yi, yabancı madde oranının ise yüzde 0,5’i geçmemesi şartı uygulanıyor. ÇKS’ye kayıtlı ürünler bu kriterler çerçevesinde alınıyor. Bu nedenle fındıkta üreticinin geliri tartışılırken yalnızca ilan edilen kilogram fiyatı değil; randıman, kalite, üretim maliyeti, arazi yapısı, ürünün pazara ulaştırılması ve kamu desteklerinin tamamının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. ŞENOCAK’TAN LİSANSLI DEPO VE FİLE DESTEĞİ VURGUSU Şenocak’ın son açıklamasındaki bir diğer başlık lisanslı depoculuk. Hasat döneminde yüz binlerce ton fındığın kısa sürede piyasaya çıkmasının fiyat üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Şenocak, lisanslı depoların arzın yoğunlaştığı dönemlerde ürünü bünyesine alarak piyasanın dengelenmesine katkı sağlayabileceğini söylüyor. Şenocak ayrıca fındık hasadında file kullanımının yaygınlaştırılması için yürütülen destek çalışmalarına dikkat çekti. UFK’nın girişimleriyle file desteğinin önce yüzde 50 seviyesinde başladığını, daha sonra yüzde 70’e kadar yükseltildiğini söyleyen Şenocak, Konsey olarak hedeflerinin desteğin yüzde 100’e çıkarılması olduğunu ifade etti. UFK FINDIK ALAN BİR KURUM DEĞİL Ulusal Fındık Konseyi’nin açıklamaları zaman zaman TMO veya FİSKOBİRLİK kararlarıyla karıştırılabiliyor. Ancak UFK’nın görev alanı farklı. Ulusal Fındık Konseyi, 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 11. maddesine dayanılarak, 5 Nisan 2007 tarihli yönetmelikle kurulan tüzel kişiliğe sahip sektörel bir yapı. Konsey; üreticiler, ziraat odaları, kooperatifler, tüccarlar, sanayiciler, ticaret borsaları, araştırma ve eğitim kurumları ve ilgili kamu kuruluşlarının temsil edildiği ortak bir platform olarak oluşturuldu. Yönetmeliğe göre UFK’nın görevleri arasında sektör verilerini toplamak, piyasa ve uluslararası gelişmeleri izlemek, fındık konusunda ortak strateji oluşturmak, üretim-tüketim-ticaret politikaları geliştirmek, araştırmalar yapmak ve hazırlanan raporları Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu’na sunmak bulunuyor. Bu nedenle UFK fındık alım fiyatını tek başına belirleyen, üreticiden fındık satın alan veya piyasaya idari ceza uygulayan bir kurum değil. Temel görevi sektörün taraflarını bir araya getirmek, politika oluşturmak ve kamu yönetimine öneriler sunmak. CEM ŞENOCAK FINDIK TİCARETİNİN İÇİNDEN GELİYOR Cem Şenocak aynı zamanda uzun yıllardır fındık sanayi ve ihracat sektöründe faaliyet gösteren bir iş insanı. Şenocak ailesinin Ordu’daki fındık ticareti 1953 yılında başladı. Şirket kayıtlarına göre Cem Şenocak 1986 yılında aktif olarak aile şirketinin yönetimine katıldı. Aile şirketi zaman içinde kabuklu ve iç fındıktan kavrulmuş, beyazlatılmış, kıyılmış fındık, fındık unu ve püresine kadar entegre üretim yapan ve ihracat gerçekleştiren bir sanayi kuruluşuna dönüştü. Bu yönüyle Şenocak’ın UFK Başkanlığı, yalnızca üretici örgütü perspektifinden değil; fındık ticareti, sanayi ve ihracat zincirinin içerisinden gelen bir sektör temsilcisinin yaklaşımını da yansıtıyor. FINDIK POLİTİKASINDA TARTIŞMANIN YÖNÜ DEĞİŞİYOR Şenocak’ın 27 Ağustos açıklaması bütün olarak değerlendirildiğinde önerdiği model yalnızca “fındığa daha yüksek veya daha düşük fiyat verilsin” yaklaşımına dayanmıyor. Model; arazi eğimi, üretim maliyeti, makineleşme imkânı, alternatif ürün yetiştirme kapasitesi, miras yoluyla parçalanan bahçeler, göç, verimlilik, lisanslı depoculuk ve dünya rekabetini aynı sistem içerisinde değerlendirmeyi amaçlıyor. Tarım Bakanlığı verilerinin Türkiye’nin dünya üretimindeki payının yüzde 58’e gerilediğini göstermesi ve Türkiye’de dekara verimin dünya ortalamasının altında bulunması, fındıkta yalnızca fiyat tartışmasının yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Özellikle Giresun ve Ordu gibi fındığın büyük ölçüde sarp ve eğimli arazilerde üretildiği bölgeler açısından Şenocak’ın önerisinin temel sonucu açık: Aynı ürün yetiştirilse bile aynı şartlarda üretim yapılmıyor. Şenocak’ın yıllardır savunduğu modelin hayata geçirilmesi halinde, fındığın piyasa fiyatı bütün üretim bölgeleri için temel oluştururken; sarp ve eğimli arazide üretimini sürdüren çiftçiye maliyet farkını karşılayacak ayrı ve daha güçlü bir destek sistemi uygulanması gündeme gelecek. Böyle bir değişiklik aynı zamanda 1983’ten beri mevzuatta bulunan ancak uygulaması sürekli tartışılan “fındığın uygun alanlarda üretilmesi” politikasının da yeniden ele alınması anlamına gelecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.