Hava Durumu

#Psikolojik Destek

giresunsonhaber - Psikolojik Destek haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Psikolojik Destek haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

7 ilde pilot uygulama başladı... Ailelere ücretsiz çevrim içi danışmanlık Haber

7 ilde pilot uygulama başladı... Ailelere ücretsiz çevrim içi danışmanlık

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, aile odaklı sosyal politikalar kapsamında çevrim içi danışmanlık hizmetlerini devreye aldı. Aile danışmanlığı ve psikososyal destekler ücretsiz sunulurken, uygulama 7 ilde pilot olarak başlatıldı.macıyla çevrimiçi psikolojik destek ve aile danışmanlığı hizmetini 7 ilde pilot olarak hayata geçirdi. ANKARA (İGFA) - Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı (2024-2028) doğrultusunda ailelere yönelik danışmanlık ve psikososyal destek hizmetlerini güçlendirmeye devam ediyor. Bu kapsamda aile danışmanlığı, boşanma süreci danışmanlığı, evlilik öncesi danışmanlık ve bireysel danışmanlık hizmetleri 81 ilde ücretsiz olarak sunuluyor. Hizmetlerin erişilebilirliğini artırmak amacıyla çevrimiçi danışmanlık uygulaması hayata geçirildi. Gizlilik ve güvenlik ilkeleri esas alınarak yürütülen hizmet sayesinde bireyler ve aileler, bulundukları yerden uzman personel eşliğinde psikolojik destek alabiliyor. https://twitter.com/tcailesosyal/status/2005614470094295412 Uygulamayla aile içi iletişim sorunlarının erken dönemde tespit edilmesi, çatışmaların daha etkili yönetilmesi, ebeveynlik becerilerinin güçlendirilmesi ve çocukların sağlıklı gelişiminin desteklenmesi hedefleniyor. Böylece aile bütünlüğünün korunması ve güçlendirilmesi amaçlanıyor. 7 İL PİLOT OLARAK SEÇİLDİ Pilot uygulama kapsamında, Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesini temsilen Adana, İzmir, Erzurum, Şanlıurfa, Ordu, Sivas ve Sakarya illeri belirlendi. Pilot süreçle birlikte çevrimiçi danışmanlık hizmetlerinin ülke geneline yaygınlaştırılmadan önce daha etkin hale getirilmesi planlanıyor. BAŞVURULAR E-AİLEM ÜZERİNDEN Danışmanlık hizmetlerinden yararlanmak isteyen vatandaşlar, başvurularını e-Ailem sistemi üzerinden yapabiliyor. Başvuru işlemleri psikodestek.aile.gov.tr adresi aracılığıyla gerçekleştiriliyor.

Çalışanlar tükenmişlik riskiyle karşı karşıya! Sinsi kriz 'sessiz çatlama' işyerlerini tehdit ediyor Haber

Çalışanlar tükenmişlik riskiyle karşı karşıya! Sinsi kriz 'sessiz çatlama' işyerlerini tehdit ediyor

Yeni yapılan araştırmalar, iş yerlerinde çalışanların yarıdan fazlasının sessiz bir şekilde çözüldüğünü gösteriyor. Uzmanlar, bu olgunun yalnızca bireyler için değil, aynı zamanda kurumların verimliliği ve ruh sağlığı açısından da ciddi riskler taşıdığını bildiriyor. İSTANBUL (İGFA) - Çalışanların iş ortamında yaşadığı stres ve tükenmişlik, hem çalışan sağlığı hem de kurumsal başarı üzerinde önemli etkiler göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), tükenmişliği, yönetilemeyen kronik iş yeri stresinden doğan bir sendrom olarak nitelendiriyor. TalentLMS’in 1.000 çalışanla yaptığı araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 54’ü iş hayatında “sessiz çatlama” tecrübesi yaşadığını bildiriyor. Araştırma, sessiz çatlamanın genellikle finansal zorluklar ve artan iş yükünden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Çalışanlar, maaşlarının yaşam standartlarını karşılamada yetersiz kaldığını, iş yükünün sürekli arttığını ve iş değişikliğinin mali durumlarını düzeltmeyeceğini düşünüyor. AVİTA Çalışan Destek Programı Klinik Psikoloğu Fahriye Nasırzade, sessiz çatlamayı “çalışma ve yaşam anlamının sessizce sarsılması” şeklinde tanımlıyor. Nasırzade, "Görünüşte çalışan kişi, içsel dünyasında çatırdar. Uzun süreli stres, mali baskılar ve duygusal tükenmişlik bir araya geldiğinde kişi sadece işini değil, kendisini de sürdürememekte zorlanır. Kurumların farkındalığı, performansı değil, ruh sağlığını izlemek üzerine olmalıdır,” dedi. Yönetimsel boşluklar, sessiz çatlamayı daha da derinleştiriyor. TalentLMS verilerine göre, çalışanların %62’si yöneticilerinin endişelerini dinlediğini ifade ederken, sessiz çatlama yaşayanların sadece yüzde 47’si aynı şeyi söylüyor. Bu, etkisiz yönetim ile sürekli mutsuzluk arasında direkt bir bağ olduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre, sessiz çatlamayı engellemenin en etkili yolları arasında kapsamlı çalışan destek programları, esnek çalışma koşulları, eğitim ve psikolojik destek sağlamak, geri bildirim mekanizmalarını güçlendirmek ve iş yerinde sağlıklı bir kültür oluşturmak yer alıyor. Erken fark edilip tedbir alınmadığında, sessiz çatlama hem birey hem de kurum için maliyetli bir kriz haline gelebilirken, etkin yönetimle kalıcı motivasyon ve bağlılık sağlanabiliyor.

Çalışanların ruh sağlığı alarm veriyor Haber

Çalışanların ruh sağlığı alarm veriyor

Küresel çapta modern iş hayatına dair ortaya çıkan sorunlar, çalışanların ruh sağlığını derinden etkiliyor. Stres, tükenmişlik hissi, sürekli performans baskısı, savaştan kaynaklı sorunlar, ekonomik belirsizlikler ve iş-özel yaşam arasındaki dengesizlik, verimliliği yok eden başlıca unsurlar arasında sıralanıyor. OnlyHR 3. İstanbul Sempozyumu, Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi'nin katkılarıyla, bu önemli konular üzerinde tartışmalar gerçekleştirdi. İSTANBUL (İGFA) - Sempozyumda konuşma fırsatı bulan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel ile bilim ve etik kurulu üyesi Prof. Dr. Bedirhan Üstün, katılımcıları bilimsel gerçekler ışığında önemli konularda bilgilendirdi: “Ruh sağlığına yapılan yatırım, iş yerinde artan verimlilik olarak geri döner ve bu dönüş çok daha güçlü olur.” Prof. Dr. Kültegin Ögel: “Baş edilemeyen stres tükenmişliğe yol açar” Prof. Dr. Kültegin Ögel, iş hayatının kişinin tüm yaşam alanlarını doğrudan etkiler hale geldiğini belirtirken, modern çalışanların sadece iş yükü karşısında değil, aynı zamanda kaygı, performans baskısı, öfke, hiperaktivite ve şehir yaşamının ağır stres yükü ile de mücadele ettiğini işaret etti. Ögel, bireyin iş ve özel yaşantısındaki dengenin korunmasının kritik öneme sahip olduğunu dile getirerek şu ifadeleri kullandı: “İş yaşamındaki stres bir ölçüde kaçınılmazdır ancak zamanında yönetilmediğinde tükenmişliğe zemin hazırlanır. Erken dönemde psikolojik yardımların alınması konusunda çekimser olunmamalı. Damgalanma korkusu başvuru sürecini geciktiriyor ve sorunların büyümesine neden oluyor.” Ögel ayrıca çalışanlar arasında hızla yükselen sanal kumar bağımlılığı tehlikesine dikkat çekerek, özellikle beyaz yakalılar arasında bu durumun daha belirgin hale geldiğini aktardı. Bağımlılığın iş performansı ve aile yapısı üzerinde zararlar doğurduğunu belirten Ögel, Türkiye’de bu meseleye yönelik derinlemesine araştırmaların yapılması gerektiğini söyledi. Sempozyumda söz alan bir diğer isim Prof. Dr. Bedirhan Üstün, sağlıklı çalışan psikolojisinin ancak doğru şekilde dizayn edilmiş kurumsal yapılar ile sürdürülebileceğini belirterek şirketlere şu çağrıda bulundu: “Problemler ortaya çıkmadan koruyucu ruh sağlığı politikaları geliştirilmelidir.” Üstün, etkin iletişim, adalet duygusu, eşitlik ve saygının çalışanların motivasyonu üzerinde belirgin katkılar sunduğuna işaret etti: “Çalışanların kişilik haklarına saygı gösterilmeyen ortamda, kişiler işlerinden kopar; bu da kaçınılmaz olarak tükenmişlik, depresyon ve verim kaybı doğurur.” HER 100 ÇALIŞANDAN EN AZ 20’Sİ İŞ YERİNDE DEPRESYON RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA Kişilerin mutsuzluğunun üretimi aksattığını, hatalara ve verim kayıplarına yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Bedirhan Üstün, “Toplumlarda var olan yoksulluk, yaşam zorlukları insanları zaten aşağıya çekerken, iş yerindeki baskılar, kişileri adeta bir robot gibi hissetmelerine neden oluyor. Zaten doğrudan robotların yerimizi alacağı endişesi de mevcut. Bu durumlar insanları depresyona sürükleyebiliyor. Araştırmalarımız gösteriyor ki her 100 çalışandan en az 20’si depresyona aday hale geliyor. Bu da iş gücü kaybına zemin hazırlıyor. İnsanların birer iş beygiri gibi çalışmaları değil, anlamlı ve katkı sağlayan üretim yapmaları temel amacım. Amerika, Hindistan, Çin gibi ülkelerde bu konuda birçok proje yürüttük ve Türkiye’de de benzer programlar uygulanmalı” dedi. Prof. Dr. Üstün; “Sektörlerin çalışanların ruh sağlığına sadece sembolik değil, gerçek anlamda özen göstermesi, ve onları dikkate alan bir yaklaşım sergilemesi gerekiyor. Depresyon, bireysel bir mesele olmanın ötesinde dış etkenler tarafından da tetiklenir. Dünya her geçen gün daha da zorlaşıyor: Ekonomik koşullar, iş güvencesizliği, işsizlik, robotların gelişi, çatışma durumları ve ekonomik kriz olasılıkları. Bu karamsarlık, en güçlü olanları dahi etkileyebilir. Kendi yurt dışı yaşamımda üç kez depresyona girdim ve bunların ikisi iş yeri meselelerinden kaynaklanıyordu, ki bu durumlar aslında engellenebilirdi. Depresyon kötü bir şey değil; Nietzsche’nin de belirttiği gibi, bazen iyi bir sonuçla çıkış, kişiyi güçlendirir. Ancak o süreç boyunca yaşadıklarımı tekrar yaşamak istemem. Bilgisayara boş boş bakıyordum ve o da bana bakıyordu. Bu nedenle ülke bütününde, sektörel anlamda, kurumlarca uygulanacak sistemlerin bu tür etkilerden koruma sağlaması gerekiyor. Birinin depresyona girmesi, tıpkı bir grip hastalığı, böbrek rahatsızlığı veya kol kırılması gibi bedensel sağlık sorunları düzeyinde ele alınmalıdır.” Ekonomik belirsizliklerin çalışanlar üzerindeki etkisini artırdığına dikkat çeken Üstün, iş kaybı korkusunun yorgunluk, uyku sorunları ve depresyona yol açabilen bir tabloya neden olduğunu vurguladı. Harvard Üniversitesi’nde yürütülen çalışmalardan elde edilen bulguları paylaşan Prof. Dr. Üstün, şirketler için çarpıcı bir veri sundu: “Depresyon daha başlamadan erken teşhis ve destek sağlanırsa, yapılan yatırım en az dört kat kazanç olarak geri döner. Beklenmeyen kazançlarla bu oranı otuz kata kadar çıkarabiliyor.” Bu nedenle ruh sağlığına yapılan yatırımların kesinlikle bir “maliyet kalemi” değil, kurumsal devamlılığın olmazsa olmaz bir parçası olduğunu belirtti. Psikolojik Destek Şirket Standartlarına Dahil Edilmeli Sempozyumdan alınan ortak mesaj: “Psikolojik destek bir seçenek değil, zorunluluktur.” Uzmanların gözlemlerine göre iş yerlerinde: * İş ve özel yaşam arasında denge sağlanması, * Damgalanmadan korunarak ruhsal destek sağlanması, * Çalışanların destek almaya teşvik edilmesi, * Önleyici kurumsal politikaların geliştirilmesi kurumların başarı elde etmek istediği alanların başında geliyor. Ruh sağlığına yapılan her yatırım şu şekillerde doğrudan fayda sağlar: * Çalışan bağlılığını artırır, * İş gücü kayıplarını önler, * Verimliliği artırır, * Kurumsal sürdürülebilirlik güvencesi sağlar.

Akciğer kanserinde erken tanı ve tedavi deneyimi araştırmasında ara bulgular Haber

Akciğer kanserinde erken tanı ve tedavi deneyimi araştırmasında ara bulgular

Roche İlaç Türkiye, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Kanser Derneği tarafından düzenlenen “Akciğer Kanserinde Deneyim ve İçgörü Haritası” isimli çalışmanın ilk bulguları açıklandı. Araştırma, erken belirtilerin çoğunlukla göz ardı edildiğini, hastaların psikososyal desteğe ihtiyaç duyduğunu ve yenilikçi tedavilerin yaşam kalitesini artırdığını ortaya koydu. İSTANBUL (İGFA) - Kasım Ayı Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı çerçevesinde, Türkiye’de akciğer kanserine karşı önemli bir ilerleme kaydedildi. Roche İlaç Türkiye’nin öncülüğünde, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği ve Türk Kanser Derneği’nin desteğiyle Ipsos Türkiye tarafından gerçekleştirilen “Akciğer Kanserinde Deneyim ve İçgörü Haritası” araştırmasının ara sonuçları kamuoyuna duyuruldu. Ülkemizde her yıl 41 binden fazla yeni akciğer kanseri vakası görülmektedir ve bu kanser türü erkeklerde en sık, kadınlarda ise hızla artan bir sıklıkta görülüyor. Çalışma, teşhisten tedaviye kadar olan süreçte hem doktor hem de hasta deneyimlerini kapsamlı olarak değerlendiriyor. ERKEN TANI GECİKİYOR, BELİRTİLER “BASİT RAHATSIZLIK” OLARAK GÖRÜLÜYOR Hasta görüşmelerinde dikkat çeken en önemli bulgulardan biri: Öksürük, nefes darlığı ve halsizlik gibi erken belirtiler genellikle ciddiye alınmıyor. Hastalar genellikle uzun süren veya şiddetli belirtiler gösterdiğinde doktora başvuruyor. Bu durum, toplumda erken tanı bilincinin hâlâ yeterince gelişmediğini gösteriyor. DOKTORLAR: “DOĞRU TANI İÇİN GENETİK TESTLERİN HIZLI ERİŞİMİ ŞART” Tıbbi onkologlar, biyopsi ve genetik testlerin zamanında yapılmasının doğru tedaviye yönlendirme konusunda kritik olduğunu belirtiyor. Ülkemizde kısa süre önce geri ödeme kapsamına alınan yenilikçi tedaviler (özellikle immünoterapiler) hem doktorlar hem de hastalar tarafından olumlu karşılanıyor ve yaşam kalitesinde gözle görülür iyileşmelere neden oluyor. Tedavi gören hastalar, yenilikçi tedavi yöntemleriyle günlük yaşamlarını daha rahat sürdürebildiklerini, hatta bazen “hasta olduklarını unuttuklarını” söylüyor. Ancak psikolojik destek, hasta dayanışma gruplarının eksikliği ve tedavi için şehir dışına seyahatler sırasında konaklama gibi lojistik destekler önemli bir ihtiyaç olarak öne çıkıyor.

Apartmanlar Komşuluk Bağlarını Kopardı Haber

Apartmanlar Komşuluk Bağlarını Kopardı

Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, modern şehir yaşamıyla birlikte apartmanlar ve yüksek binalarda yaşayanların sayısının artmasının, anonimleşme ve sosyal izolasyon gibi olguların komşuluk ilişkilerini yüzeyselleştirdiğini dile getirerek, “İnsanlar artık komşularını tanımamakta ve karşılıklı iletişimde bulunmamaktadır. Türkiye genelinde yapılan bir araştırma, Türk halkının yüzde 63,3'ünün komşuluk ilişkilerinin geçmişteki kadar güçlü olmadığını, yüzde 31,2'sinin ise tamamen sona erdiğini düşündüğünü ortaya koymuştur.” dedi. Metropollerde dahi sıcak ve dayanışmacı komşuluk ilişkilerinin devam ettiğini belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Özellikle mahalle kültürünün hakim olduğu alanlarda yahut küçük apartmanlarda, insanlar arasında güven ilişkisi ve yardımlaşma hala önem arz etmektedir.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Süleymanlı, komşuluk ilişkilerinin toplumsal dayanışmanın temelini oluşturduğunu belirterek, “Günümüzde artan sosyal yalnızlık koşullarında, komşuluk ilişkileri yalnızlıkla mücadelede önemli bir araç olabilir.” şeklinde konuştu. Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Profesör Süleymanlı, 17 Kasım Dünya Komşular Günü vesilesiyle komşuluk kavramını sosyolojik açıdan ve modern şehir yaşamının bu ilişkiler üzerindeki tesirini değerlendirdi. Komşuluk, sosyolojik açıdan daha yakın Komşuluk, insanların yaşadıkları çevrede geliştirdikleri sosyal ilişkileri ifade eder diyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu ilişkiler duygusal destek, yardımlaşma, güven ve karşılıklı sorumluluk gibi unsurlardan neşet eder. Komşuluk, yalnızca fiziksel bir yakınlığı değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve psikolojik bağların oluşturduğu bir yapıyı simgelemektedir. İnsanlar, benzer hayat tarzları, değerler ve ihtiyaçlar çerçevesinde bir araya gelirler ve bu, komşuluk ilişkilerini şekillendirir.” diye belirtti. Geleneksel toplumlarda komşuluğun önemi büyüktü Geleneksel toplumlarda komşuluk güçlü sosyal bağlar oluştururdu ve toplumun yapısal bağlarını kuvvetlendirirdi diyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar, komşularıyla sürekli etkileşimde bulunur, birbirleriyle yardımlaşır ve güvenlik konusunda destek olurdu. Bu ilişkiler aynı zamanda psikolojik destek sağlamakta ve aidiyet hissi açısından büyük öneme sahipti. Bu tür bağlar toplumsal uyumun sağlanmasında kritik bir rol oynardı.” dedi. Şehirlerde komşuluk bağları zayıfladı Modern şehirleşme süreciyle beraber, apartmanlar ve yüksek binalarda yaşayanların sayısının artışının, anonimleşme ve sosyal izolasyon gibi süreçlerin komşuluk ilişkilerinin sığlaşmasına neden olduğunu ifade eden Profesör Süleymanlı, şunları söyledi: “İnsanlar artık komşularını tanımamakta ve karşılıklı etkileşimde bulunmamakta. 2024 yılında Areda Survey'in Türkiye genelinde gerçekleştirdiği geniş kapsamlı bir araştırma, Türk halkının yüzde 63,3'ünün komşuluk ilişkilerinin geçmişteki kadar güçlü olmadığını, yüzde 31,2'sinin ise bu ilişkilerin tamamen sona erdiğini düşündüğünü ortaya koymuştur." AVM kültürü esnaf komşuluğunu da etkiledi Çarşı ve esnaf komşuluklarında benzer bir dönüşüm yaşanmıştır. Eskiden mahalle ve çarşı esnafı arasında sıkı sosyal bağlar gelişir, alışveriş ve dayanışma ilişkileri güçlenirdi. Ancak günümüzde iş ortamlarının anonimleşmesi, alışveriş merkezlerinin (AVM) yaygınlaşması ve müşteri ilişkilerinin işlevselleşmesi sonucu, esnaf komşulukları daha yüzeysel ve çıkar odaklı hale gelmiştir.” dedi. Şehirleşme ve bireyselleşme, komşuluğu dönüştürdü Profesör Süleymanlı, şehirleşme ve bireyselleşmenin komşuluk ilişkilerinde belirgin bir değişim yarattığını söyleyerek, “Şehirleşme insanları birbirinden fiziksel anlamda uzaklaştırmış, yüksek katlı binalarda yaşayanlar arasında komşuluk bağları zayıflamıştır. Ayrıca, bireyselleşme eğilimleri kişisel alan ve mahremiyeti artırmış, komşularla etkileşim isteği azalmıştır. Bu süreçte, komşular arasındaki gürültü gibi sorunlar, ilişkileri olumsuz etkileyerek bireylerin birbirinden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Zaman içinde bu yaklaşımlar komşuları izole bir yaşam tarzına iter ve sosyal bağların giderek zayıflamasına yol açar. Yalnızlık ve güven kaybı, sadece Batı toplumlarıyla sınırlı kalmayıp, evrensel bir mesele haline gelmiştir.” diye ifade etti. Artık sadece gerekli oldukça komşularla iletişime geçiliyor Apartman ve site yaşamı fiziksel yakınlık sağlasa da sosyal etkileşimi azaltmaktadır diyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar daha çok kendi özel alanlarına çekilmekte ve yalnızca ihtiyaç duyduklarında komşularıyla iletişim kurmaktadır. Bu da geleneksel komşuluk bağlarının zayıflamasına neden oldu. Eskiden mahallelerde yaygın olan samimi ilişkiler ve yardımlaşma, apartman yaşamında daha yüzeysel hale geldi. Site yaşamının ortak alanları (park, otopark, sosyal tesisler) insanların bir araya gelmesini amaçlasa da bu alanlarda dahi ilişkiler yüzeysel kaldı. Dijitalleşme süreci, komşulukları daha bağımsız ve geçici hale getirdi; geleneksel sıcak ilişkiler yerini sanal ve mesafeli bağlara bıraktı.” şeklinde belirtti. Komşular arası dayanışma zayıfladı Geleneksel “komşu komşunun külüne muhtaçtır” ifadesinin, komşuluk ilişkilerinin ne kadar önemli ve yakın olduğunu vurguladığını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “İnsanlar zor zamanlarında birbirlerine maddi veya manevi yardım ederdi ve bu anlayış sosyal dayanışmanın ve güvenin temelini oluştururdu. Ancak modern çağda bu kavrayış zayıflamıştır. Büyük şehirlerde, bireyselleşme ve kişisel alanın önem kazanmasıyla, komşular arasında dayanışma ruhu daha nadir görülüyor. Komşuluk ilişkileri sadece ihtiyaç anlarında şekillenirken, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma duygusu giderek azalmıştır.” dedi. Yüksek gelirli bölgelerde komşuluk ilişkileri bazen sosyal statüyle de ilişkili hale gelmektedir diyen Prof. Dr. Süleymanlı, “Yüksek gelir gruplarının yerleşim alanlarında, komşular arası ilişkiler daha yüzeysel ve rekabetçi olabiliyor. Bu durum, komşuluğun geleneksel ‘yardımlaşma’ ve ‘paylaşma’ anlayışından uzaklaşıp, ‘toplumsal görünürlük’ ve ‘sosyal statü’ üzerinden betimlenmesine yol açmıştır.” şeklinde konuştu. Komşuluk ilişkilerini sürdürenler hala bulunmakta Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, metropollerde bile sıcak ve dayanışmacı komşuluk ilişkilerini koruyanların hala var olduğunu belirterek, “Özellikle mahalle kültürünün kuvvetli olduğu yerlerde yahut küçük apartmanlarda, bireyler arasında güven ve yardımlaşma hala önem arz etmektedir.” dedi. Çat kapı misafirlik anlayışı artık yok Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, modern hayatta mahremiyetin artan değerinin komşuluk ilişkilerine yansıdığını ifade ederek, “İnsanlar, özel hayatlarına saygı gösterilmesini beklemekte ve bu sebeple komşularıyla daha az etkileşimde bulunmayı tercih etmektedir. Mahremiyetin artan öneminden dolayı, komşuluk mesafeleri genişlemiş ve insanlar arasında daha çekingen, yüzeysel ilişkiler gelişmiştir. Çat kapı misafir olma kültürü neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. Eskiden komşular birbirlerine rahatlıkla misafir olabilirken, günümüzde izinsiz ziyaretler ekseriyetle hoş karşılanmaktadır.” dedi. WhatsApp komşu grupları istenmeyen gerginliklere de yol açabiliyor Dijital çağ, komşuluk kavramını sanal ortama taşıdı diyen Prof. Dr. Süleymanlı, “WhatsApp grupları, sosyal medya ve çevrim içi platformlar, komşuların yalnızca bilgi paylaşımı yapmalarını değil, güvenlik ya da acil durumlarda çözüm üretmelerine de olanak tanıyor. Bu sayede, fiziksel olarak bir araya gelmeden de iletişim kurulabiliyor. Ancak, tüm bu kolaylıklara rağmen geleneksel ilişkilerin samimiyetini ve sıcaklığını dijital komşuluklar yansıtmıyor. Bu dönüşüm, komşuluk ilişkilerinin daha yüzeysel olmasına ve dayanışmanın azalmasına neden oluyor. Ayrıca dijital platformlardaki etkileşimler bazen yanlış anlaşılmalara ya da gerginliklere sebep olabiliyor. Bir bilgi paylaşımı veya yorum, komşular arasında istenmeyen gerginlikleri tetikleyebiliyor.” ifadesinde bulundu. Yalnız yaşayan yaşlılar ve çocuklu aileler için komşuluk hala önemli bir değer Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, komşuluk ilişkilerinin toplumsal dayanışmanın temeli olan önemli bir sosyal olgu olduğunu belirterek, “Ancak modern toplumun dinamikleri, şehirleşme, bireyselleşme ve dijitalleşme gibi faktörler bu bağları zayıflatmış, yerini daha izole bir yaşam tarzına bırakmıştır. Komşuluk ilişkilerinin yeniden güçlenmesi için yüz yüze iletişimin teşviki büyük önem taşır. Sosyal izolasyonun arttığı bu zamanda, komşuluk ilişkileri yalnızlıkla mücadelede önemli bir araç olabilir. Basit bir selamlaşma bile bu ilişkileri güçlendirebilir. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılar ile çocuklu aileler için komşular arası sıcak bir selam hayatidir. Bu bağlamda, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın ‘Komşuluk ilişkisi toplumu ayakta tutar’ sözü, yalnızlık ve güvensizlik gibi toplumsal sorunların önüne geçmede daha da anlam kazanmaktadır.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Trafikte Daha Çok Kadın Haber

Trafikte Daha Çok Kadın

Hyundai Motor Türkiye tarafından başlatılan, kadın sürücülerin trafikte daha özgüvenli olmalarını teşvik etmek amacı taşıyan “Trafikte Daha Çok Kadın” projesi genişletiliyor. İSTANBUL (İGFA) - Cinsiyet eşitliği, trafikte de önemli bir yer tutuyor. Hyundai Motor Türkiye, iki yıl önce bu anlayışla kadınların trafikte etkin olmasını destekleyen bir sosyal sorumluluk projesi geliştirmişti. “Trafikte Daha Çok Kadın” projesi, Hyundai Motor Türkiye’nin sosyal sorumluluk çabaları çerçevesinde büyümeye devam ediyor, kadın sürücülerin daha fazla özgüvene sahip olmalarını amaçlıyor. Proje kapsamında ehliyeti olup da trafiğe çıkmaktan çekinen kadınlar için teorik ve pratik sürüş eğitimleri sunuluyor. Proje, sadece bireysel katkıyla kalmayıp, trafikte kadın temsilini ve güvenli sürüş kültürünü yaymayı hedefliyor. Kadınların trafikte daha fazla yer alması hem trafik güvenliği hem de toplumsal cinsiyet eşitliği açısından fayda sağlıyor. Hyundai, Kıbrıs’ta düzenlediği özel eğitimde bu projeyi kadın gazetecilere de sundu. Alanında uzman 30 kadın basın mensubu, güvenli sürüşle ilgili teorik bilgiler aldıktan sonra pistte özel istasyonlarda pratik eğitime katıldı. Panik frenleme, slalom ve viraj kontrol gibi konular deneyimlendi. Eğitimler, sadece teknik becerileri değil, aynı zamanda psikolojik destek ve özgüven kazanımını da kapsıyor. Katılımcılar trafikteki durumlara hazırlıklı hale gelirken, eğitim sonunda sertifika alarak ilk adımlarını atıyorlar. Hyundai Motor Türkiye’nin Women Drivers Network ile iş birliği ile gerçekleştirilen proje, kadınların birbirlerinden öğrenebilmelerini sağlayan bir platform sunuyor. Bugüne kadar 100’den fazla kadına eğitim veren proje, 2 yıl içinde 1.000’den fazla kadın sürücüye ulaşmayı hedefliyor. MURAT BERKEL: “KADINLARI TRAFİKTE DAHA CESUR HALE GETİRMEK İSTİYORUZ”. Kıbrıs’taki eğitimde Hyundai Motor Türkiye’nin yönetimi de yer aldı. Yurtiçi Satış, Pazarlama ve Satış Sonrası Genel Müdürü Murat Berkel, şu açıklamalarda bulundu: “Türkiye’de milyonlarca kadın ehliyeti olmasına rağmen, çoğu aktif sürücü değil. Kimi özgüven eksikliği, kimi toplumsal baskılar ve trafik korkusu nedeniyle direksiyon başına geçmiyor. Bu projeyle kadınları cesaretlendirmeyi ve trafikte daha görünür hale getirmeyi hedefliyoruz. Kadınların trafikte daha özgüvenli olması, toplumsal ilerleme ve güvenli sürüş için büyük önem taşıyor. Hyundai Motor Türkiye olarak kadın sürücülerin yanında olmaktan gurur duyuyoruz” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.