Hava Durumu

#Problem Çözme

giresunsonhaber - Problem Çözme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Problem Çözme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

SİGORTACILIK ÖĞRENCİSİ DERSLİKTE SEKTÖRLE BULUŞTU Haber

SİGORTACILIK ÖĞRENCİSİ DERSLİKTE SEKTÖRLE BULUŞTU

ÜNİVERSİTE-SAHA HATTI GÜÇLENİYOR: SİGORTACILIK ÖĞRENCİSİ DERSLİKTE SEKTÖRLE BULUŞTU Giresun Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Banka ve Sigortacılık Programı öğrencileri, Hasar ve Reasürans dersinde eksper ve bilirkişi Alaattin Kısa’yı dinledi. Ders, yalnızca bir konuk buluşması olarak kalmadı; bilimsel literatürün de işaret ettiği biçimde, öğrencilerin mesleki farkındalığını, kariyer yönelimini ve istihdam hazırlığını güçlendiren uygulamalı eğitim örneğine dönüştü. Giresun Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Banka ve Sigortacılık Programı’nda verilen Hasar ve Reasürans dersine konuk olan eksper ve mahkeme bilirkişisi Alaattin Kısa, öğrencilerle sektörün sahadaki gerçeklerini paylaştı. Motorlu taşıtlar ve kara araçları alanında eksperlik yapan, aynı zamanda mahkeme ve tahkim süreçlerinde bilirkişi olarak görev alan Kısa, eksperlik mesleğinin çalışma alanlarını, sorumluluklarını ve sigorta sistemindeki kritik rolünü derste ayrıntılı biçimde anlattı. Ders boyunca öğrencilerin karşısına yalnızca meslek tanımı değil, doğrudan iş hayatının pratiği çıktı. Kısa, özellikle mesleğe girişte deneyimin belirleyici olduğunu vurgulayarak, öğrencilerin eksper asistanlığı ve raportörlük gibi alanlarda erken dönemde saha tecrübesi edinmesinin önemine dikkat çekti. Bu vurgu, mesleki eğitimde okul ile iş dünyası arasındaki bağın güçlendirilmesi gerektiğini savunan araştırmalarla da örtüşüyor. OECD, iş temelli ve uygulama ağırlıklı öğrenmenin öğrencilerle potansiyel işverenler arasında doğrudan köprü kurduğunu; okuldan işe geçiş sürecini kolaylaştırdığını belirtiyor. Bilimsel çalışmalar, bu tür ders içi sektör buluşmalarının öğrenci üzerinde üç temel etkisi bulunduğunu gösteriyor. İlk olarak, teorik bilgi soyut olmaktan çıkıyor; öğrenci mesleğin günlük işleyişini, vaka mantığını ve karar süreçlerini somut örneklerle kavrıyor. İkinci olarak, kariyer beklentisi netleşiyor; öğrenci mezuniyet sonrası hangi unvanlarla, hangi basamaklardan ilerleyebileceğini daha açık görüyor. Üçüncü olarak da mesleki özgüven artıyor; öğrenci sınıfta öğrendiği bilginin gerçek piyasada nerede karşılık bulduğunu görerek kendi yol haritasını daha erken oluşturuyor. Konuk konuşmacıların ve sektör odaklı uygulamalı öğrenmenin, öğrencilerin istihdam becerileri algısını ve aktif öğrenme düzeyini artırdığına ilişkin akademik bulgular bu tabloyu destekliyor. Meslek yüksekokulları açısından bakıldığında tablo daha da kritik hale geliyor. Türkiye’de YÖK ve TOBB arasında geliştirilen yeni iş birliği modelinde de temel hedef, MYO öğrencisini doğrudan sektörle buluşturmak, uygulamalı eğitimi artırmak ve mezuniyet sonrası istihdam kanallarını genişletmek olarak tanımlanıyor. YÖK’ün 2025 ve 2026’daki açıklamaları, mesleki yükseköğretimde niteliğin artık istihdam ve uygulama ekseninde yeniden kurulduğunu ortaya koyuyor. Aynı çerçevede, organize sanayi bölgelerindeki MYO mezunlarının yüksek istihdam oranları da okul-sektör temasının yalnızca pedagojik değil, ekonomik sonuç üreten bir model olduğunu gösteriyor. Bu nedenle Giresun Üniversitesi’nde gerçekleştirilen buluşma, tek günlük bir ders etkinliğinin ötesinde okunmalı. Çünkü sigortacılık gibi mevzuat, teknik değerlendirme, hasar yönetimi ve hukuki süreçlerin iç içe geçtiği alanlarda öğrencinin yalnızca kitap bilgisiyle yetinmesi, mezuniyet sonrasında ciddi uyum sorunları doğurabiliyor. Sektörden gelen bir uzmanın doğrudan sınıfa girmesi ise öğrenciyi daha okul sırasındayken gerçek dosya mantığı, uzmanlık alanları, mesleki etik ve kariyer geçişleriyle tanıştırıyor. Bu da eğitim ile piyasa arasındaki boşluğu daraltıyor. Bu sonuç, mevcut kaynakların ortak okumasına dayanan analitik bir çıkarımdır. Hasar ve Reasürans dersinin hocası Öğr. Gör. Kamil Patan’ın, teorik bilginin sektör deneyimiyle pekiştirilmesi gerektiğine yönelik değerlendirmesi de literatürle aynı hatta duruyor. Uzmanlar, geleceğin iş dünyasında yalnızca diploma değil; problem çözme, analitik düşünme, uyum kapasitesi ve sahaya dönük mesleki çeviklik gibi becerilerin öne çıkacağını vurguluyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 raporu da iş gücü piyasasında beceri dönüşümünün hızlandığını, bu nedenle öğrencilerin gerçek sektör temasına daha erken ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Dersin soru-cevap bölümüyle sürmesi ve öğrencilerin eksperlik mesleği ile sigorta sektöründeki kariyer imkânlarına ilişkin sorular yöneltmesi de bu açıdan dikkat çekici bulundu. Çünkü bilimsel araştırmalar, öğrencinin yalnızca dinleyici değil, etkileşimli katılımcı olduğu uygulamaların öğrenme kalıcılığını ve mesleki yönelim netliğini artırdığını gösteriyor. Kısacası, bu buluşma öğrencilere sadece bilgi vermedi; mesleğin kapısını, işin ritmini ve sahadaki beklentiyi gösterdi. Üniversite kürsüsünde başlayan bu temasın, doğru kurgulandığında istihdama uzanan somut bir hatta dönüşebileceği değerlendiriliyor

DSİ PERSONELİNE "PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ" EĞİTİMİ Haber

DSİ PERSONELİNE "PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ" EĞİTİMİ

GİRESUN’DA AİLELER GÜÇLENİYOR: DSİ PERSONELİNE "PROBLEM ÇÖZME BECERİLERİ" EĞİTİMİ GİRESUN – Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ülke genelinde yürüttüğü Aile Eğitim Programı (AEP) kapsamında, Giresun’da kamu personeline yönelik önemli bir farkındalık çalışması gerçekleştirildi. Giresun Sosyal Hizmet Merkezi bünyesindeki Eğitim ve Danışmanlık Birimi uzmanları, DSİ Bölge Müdürlüğü personeli ile bir araya gelerek aile içi dinamikleri güçlendirecek stratejileri paylaştı. Ailenin Kendi Kaynaklarıyla Çözüm Üretmesi Hedefleniyor Eğitimin ana temasını oluşturan "Ailenin Kendi Kaynaklarını Kullanma Yoluyla Problem Çözme Becerisi Kazanma" konusu, Bakanlığın "koruyucu ve önleyici hizmetler" vizyonuyla paralellik gösteriyor. Eğitimde, ailelerin karşılaştıkları kriz anlarında dış müdahaleye ihtiyaç duymadan, kendi içlerindeki doğal sevgi, iletişim ve dayanışma kaynaklarını nasıl harekete geçirebilecekleri üzerinde duruldu. AEP ile 2026 Hedeflerine Doğru Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2026 yılı vizyonu çerçevesinde, aile kurumunun dış risklere karşı dayanıklılığının artırılması öncelikli hedefler arasında yer alıyor. Giresun’da düzenlenen bu eğitimle: Aile içi süreçlerin işlevsel hale getirilmesi, Yaşam kalitesinin artırılması, Sahip olunan kaynakların (zaman, bütçe, sevgi, sabır) etkili yönetimi amaçlanıyor. "Sorun Değil, Vizyon Odaklı Yaklaşım" Bakanlığın AEP modülleri; sorunların çözümünü sadece kriz anına bırakmayıp, sorun ortaya çıkmadan önce aile bireylerinin donanımını artırmayı esas alıyor. Uzmanlar, sağlıklı bir ailenin problemlerini çözme konusunda kendine güven duymasının, toplumsal huzurun temeli olduğunu vurguladı. Giresun Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, benzer eğitim faaliyetlerinin il genelindeki diğer kamu kurum ve kuruluşlarında da yaygınlaştırılarak devam edeceğini bildirdi.

HAREZMİ EĞİTİM MODELİ DENEYİM PAYLAŞIM TOPLANTISI GİRESUN’DA GERÇEKLEŞTİRİLDİ Haber

HAREZMİ EĞİTİM MODELİ DENEYİM PAYLAŞIM TOPLANTISI GİRESUN’DA GERÇEKLEŞTİRİLDİ

HAREZMİ EĞİTİM MODELİ DENEYİM PAYLAŞIM TOPLANTISI GİRESUN’DA GERÇEKLEŞTİRİLDİ Giresun İl Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından geliştirilen Harezmi Eğitim Modeli kapsamında “Deneyim Paylaşım Toplantısı” düzenlendi. Program, 13 Şubat 2026 Cuma günü Yeşil Giresun Turizm Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Toplantıya İl Millî Eğitim Müdürlüğü Şube Müdürleri Murat Yavuz ve İsmail Babür katıldı. Eğitim yöneticileri, modelin uygulama sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak öğretmenlerin sahadaki deneyimlerini dinledi. Türkiye genelinde 2024–2025 eğitim-öğretim yılında uygulanmaya başlanan Harezmi Eğitim Modeli, Giresun’da 2025–2026 eğitim-öğretim yılı itibarıyla 48 okulda hayata geçirildi. Model; 50 ekip, 184 öğretmen ve 627 öğrencinin aktif katılımıyla yürütülüyor. Toplantıya 107 öğretmen katılım sağladı. Programda modelin disiplinler arası yapısı, gerçek yaşam problemlerine dayalı öğrenme yaklaşımı ve öğretmenlerin eğitim liderliği rolü öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Katılımcılar, uygulama süreçlerine dair deneyimlerini paylaşarak iyi örneklerin yaygınlaştırılması ve mesleki iş birliğinin güçlendirilmesi yönünde görüş alışverişinde bulundu. Harezmi Eğitim Modeli’nin; eleştirel düşünme, problem çözme ve iş birliği temelli öğrenme becerilerini geliştirmeyi hedeflediği vurgulanırken, Giresun’da modelin kapsamının önümüzdeki süreçte daha da genişletilmesinin planlandığı belirtildi.

GELECEĞİN ÖĞRETMENLERİ SAHADA, MİNİKLER KEŞİFTE Haber

GELECEĞİN ÖĞRETMENLERİ SAHADA, MİNİKLER KEŞİFTE

GELECEĞİN ÖĞRETMENLERİ SAHADA, MİNİKLER KEŞİFTE Giresun Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Eğitimi öğrencileri, Fındıkyurdu Anaokulu’nda düzenlenen Bilim-Çocuk El Ele etkinliğinde 3–6 yaş aralığındaki çocuklarla bir araya geldi. “Bilim-Çocuk El Ele: Çocuğun Keşif Yolculuğu” temasıyla gerçekleştirilen programda minikler; deneylerden kodlamaya, oyundan tasarıma uzanan etkinliklerle bilimi eğlenerek tanıma fırsatı buldu. Giresun Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Eğitimi Ana Bilim Dalı öğrencilerinin hazırladığı etkinlik, okul öncesi dönemde bilim merakını destekleyen örnek bir uygulama olarak dikkat çekti. Fındıkyurdu Anaokulu’nda gerçekleştirilen buluşma, öğretmen adaylarının sınıf dışı öğrenme deneyimlerini güçlendirirken, çocuklara da erken yaşta bilimsel süreç becerilerini deneyimleme imkânı sundu. Programın öne çıkan yönlerinden biri, çocukların pasif izleyici konumunda kalmayıp sürecin aktif bir parçası olması oldu. Kurulan istasyonlarda minikler; gözlem yapma, tahmin yürütme, deneme-yanılma, soru sorma ve sonuç çıkarma gibi temel bilimsel adımları, oyun temelli ve uygulamalı etkinliklerle deneyimledi. 240 MATERYAL, DÖRT ALANDA BİLİM DENEYİMİ Etkinlik, Doç. Dr. Gonca Uludağ’ın koordinasyonunda hayata geçirildi. Program kapsamında öğretmen adayları tarafından hazırlanan 240 farklı materyal çocukların kullanımına sunuldu. Materyaller; yaşam bilimleri, fiziksel bilimler, yer ve uzay bilimleri ile mühendislik alanlarını kapsayacak şekilde planlandı. Bu kapsamlı yapı sayesinde çocuklar, bilimin tek bir başlıkla sınırlı olmadığını yaşayarak öğrendi. Yaşam bilimleri alanında doğa, çevre ve canlılara ilişkin konular ele alınırken; fiziksel bilimler istasyonlarında hareket, kuvvet, ses ve ışık gibi kavramlar yaş düzeyine uygun etkinliklerle işlendi. Yer ve uzay bilimleri bölümünde mevsimler, dünya ve uzay kavramlarına yönelik basit keşifler yapılırken, mühendislik alanında ise problem çözme ve tasarlama becerileri günlük yaşamdan örneklerle desteklendi. DENEYLERDEN DRAMAYA, KODLAMADAN STEAM’E ZENGİN İÇERİK Yaklaşık beş saat süren etkinlik, yalnızca deney masalarıyla sınırlı kalmadı. Programda deney çalışmaları, fen öyküleri, oyun temelli öğrenme uygulamaları, drama etkinlikleri ve şarkılarla desteklenen çok yönlü bir içerik sunuldu. Böylece çocukların dikkat süreleri ve farklı öğrenme biçimleri gözetilerek zengin bir öğrenme ortamı oluşturuldu. Kodlama, robotik ve STEAM temelli etkinlikler ise okul öncesi yaş grubunda “yaparak-yaşayarak öğrenme” yaklaşımının somut örneklerini ortaya koydu. Kodlama çalışmalarında çocuklar yönerge takip etme, sıralama ve basit problem çözme becerilerini geliştirirken; robotik ve tasarım etkinliklerinde denge kurma, parça-bütün ilişkisi ve çözüm üretme gibi beceriler ön plana çıktı. Drama ve öyküleme çalışmalarının programa dahil edilmesi, soyut kavramların somutlaştırılmasını kolaylaştırdı. Hikâye ve canlandırmalar aracılığıyla çocuklar, bilimsel kavramları kendi yaşam deneyimleriyle ilişkilendirerek daha kalıcı öğrenme süreçleri yaşadı. 300 ÇOCUK VE 54 ÖĞRETMEN ADAYI AYNI HEYECANI PAYLAŞTI Etkinliğe 3–6 yaş aralığında 300 çocuk ile 54 öğretmen adayı katıldı. Yoğun katılıma rağmen istasyonların planlı yapısı ve materyal çeşitliliği sayesinde çocukların tüm etkinliklere aktif şekilde katılımı sağlandı. Farklı istasyonlar arasında dolaşan çocuklar, yeni uygulamalar deneyerek merak duygularını canlı tuttu. Bu tür uygulamalar öğretmen adayları açısından da önemli kazanımlar sundu. Okul öncesi dönemde bilim eğitiminin nasıl yapılandırılacağı, materyal geliştirme süreci, çocukla iletişim ve sınıf yönetimi gibi konular sahada birebir deneyimlendi. Fakülte ile okul iş birliğine dayalı bu yaklaşım, eğitimde teori ile uygulamanın buluştuğu alanı güçlendirdi. DOÇ. DR. GONCA ULUDAĞ’DAN ERKEN YAŞTA BİLİM VURGUSU Etkinliğe ilişkin değerlendirmede bulunan Doç. Dr. Gonca Uludağ, çocukların erken yaşta bilimle tanışmasının önemine dikkat çekti. Uludağ, bilimle erken dönemde buluşan çocuklarda merak, gözlem ve problem çözme becerilerinin daha hızlı geliştiğini, bu kazanımların ilerleyen yıllarda fen başarısına olumlu yansıdığını ifade etti. Uludağ ayrıca, etkinliğe katkı sunan Fındıkyurdu Anaokulu yöneticilerine, öğretmenlere ve çocuklara teşekkür ederek fakülte-okul iş birliklerine önem verdiklerini belirtti. Program, günün anısına çekilen hatıra fotoğraflarıyla sona erdi.

İNSAN EMEĞİNDEN DİJİTAL ZEKÂ ÇAĞINA KONFERANSI Haber

İNSAN EMEĞİNDEN DİJİTAL ZEKÂ ÇAĞINA KONFERANSI

YAPAY ZEKÂNIN YÜKSELİŞİ: İNSAN EMEĞİNDEN DİJİTAL ZEKÂ ÇAĞINA KONFERANSI GERÇEKLEŞTİRİLDİ Giresun Üniversitesi Veri Bilimi ve Yapay Zekâ Öğrenci Topluluğu tarafından düzenlenen “Yapay Zekânın Yükselişi: İnsan Emeğinden Dijital Zekâ Çağına” başlıklı konferans, 17 Aralık Çarşamba günü Şehit Ömer Halisdemir Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Hüseyin Şahin, yapay zekânın günümüz dünyasında yalnızca teknolojik bir yenilik değil; ekonomik, toplumsal ve stratejik bir zorunluluk hâline geldiğini vurguladı. Dijitalleşme, büyük veri ve yapay zekânın küresel rekabetin temel unsurları olduğunu belirten Prof. Dr. Şahin, Türkiye’nin güçlü insan kaynağı, akademik altyapısı ve genç nüfusu ile bu dönüşüm sürecinde önemli bir potansiyele sahip olduğunu ifade etti. Üniversitelerin ve gençlerin bu süreçte aktif rol almasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Konferansa konuşmacı olarak katılan Türkiye Düşüne Platformu Başkanı Taşkın Koçak, yapay zekânın tarihsel gelişim sürecinden başlayarak günümüzde ulaştığı noktayı kapsamlı bir sunumla ele aldı. Koçak, yapay zekânın iş gücü ve meslekler üzerindeki mevcut ve gelecekteki etkilerine değinerek, dönüşen meslekler, yeni ortaya çıkan kariyer alanları ve yetkinlik gereksinimleri hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu. Yapay zekânın sunduğu fırsatların yanı sıra etik, güvenlik ve istihdam boyutundaki risklerine de dikkat çeken Koçak, özellikle bu alanda kariyer planlayan öğrencilere yönelik yol gösterici öneriler paylaştı. Öğrencilerin teknik bilgi kadar analitik düşünme, problem çözme ve sürekli öğrenme becerilerini geliştirmelerinin önemine vurgu yaptı. Öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği etkinliğe; Rektörümüz Prof. Dr. Yılmaz Can, Rektör Yardımcılarımız Prof. Dr. Güven Özdem, Prof. Dr. Hüseyin Şahin ve Prof. Dr. Emel Uzunoğlu, Rektör Danışmanlarımız Prof. Dr. Eren Baş ve Doç. Dr. Seda Nur Atasoy, Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Atila Gürhan Çelik, İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muharrem Akoğlu, Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Günay Kaya ve Genel Sekreter Vekili Hüseyin Özdemir katıldı. Konferans, öğrencilerden gelen soruların cevaplanmasının ardından konuşmacıya teşekkür belgesi ve hediye takdimi ile sona erdi.

ÇOCUKLAR İÇİN SAHNE SANATLARI EĞİTİMLERİ Haber

ÇOCUKLAR İÇİN SAHNE SANATLARI EĞİTİMLERİ

GBŞT’DE YENİ DÖNEM BAŞLADI: ÇOCUKLAR İÇİN SAHNE SANATLARI EĞİTİMLERİ YOĞUN İLGİ GÖRÜYOR Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu (GBŞT), 2025 sezonuna çocuklara yönelik kapsamlı tiyatro eğitim programıyla başladı. Sanatın dönüştürücü gücünden yararlanmayı hedefleyen program kapsamında, çocuklar profesyonel tiyatro eğitmenleri eşliğinde sahneyle tanışıyor, yaratıcılıklarını geliştirme fırsatı buluyor. Amaç: Yaratıcılığı Desteklemek ve Özgüveni Güçlendirmek Yeni dönem eğitimlerinin temel amacı; çocukların kendilerini ifade edebilme becerilerini geliştirmek, sahne sanatlarına ilgilerini artırmak ve onları kültürel yaşamın aktif birer parçası haline getirmek olarak açıklandı. GBŞT bünyesinde hazırlanan eğitim içerikleri, çocukların hem bilişsel hem sosyal gelişimlerini destekleyecek şekilde planlandı. Programda; Temel oyunculuk teknikleri Rol yapma ve doğaçlama çalışmaları Ses ve nefes kontrolü Diksiyon ve beden dili Grup içi etkileşim oyunları gibi sahne sanatlarının temel unsurlarını içeren modüller yer alıyor. Çocuklar İçin Sanatla İç İçe Bir Öğrenme Deneyimi Eğitimler sırasında çocuklar, interaktif oyunlar ve yaratıcı drama teknikleriyle tiyatro dünyasına güvenli ve eğlenceli bir giriş yapıyor. Bu süreçte hem sahne üzerindeki becerilerini geliştiriyor hem de ekip çalışması, empati kurma, problem çözme gibi sosyal becerilerini pekiştiriyor. Eğitmenler, her çocuğun bireysel gelişim hızına göre yaklaşarak onların yeteneklerini keşfetmelerine yardımcı oluyor. Kursun sonunda ise küçük bir yıl sonu gösterisi planlanarak, çocukların sahne deneyimi kazanmaları amaçlanıyor. GBŞT: “Sanat Çocuklarımızın Gelişiminde Önemli Bir Köprü” Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu yetkilileri, yeni dönemle ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Bu kurslarla çocuklarımızın hem eğlenceli vakit geçirmelerini hem de sanatla güçlü bir bağ kurmalarını istiyoruz. Tiyatro, çocukların sosyal ve duygusal gelişiminde önemli bir köprü görevi görüyor. GBŞT olarak çocuklarımızı sanatın iyileştirici, özgüven kazandırıcı etkisiyle buluşturmayı sürdüreceğiz.” Kente Kültürel Katkı: Sürekliliği Olan Bir Sanat Yapısı Şehir Tiyatrosu, son yıllarda eğitim, atölye çalışmaları ve sahne performanslarıyla ön plana çıkarak Giresun’da sürdürülebilir bir kültür-sanat ortamı oluşturuyor. Bu eğitim programı da bu hedef doğrultusunda atılan önemli adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.

Öğretmen-Öğrenci İlişkisi Güvene Dayalı Olmalı! Haber

Öğretmen-Öğrenci İlişkisi Güvene Dayalı Olmalı!

Uzmanlar, sağlıklı bir öğretmen-öğrenci ilişkisinin karşılıklı anlayış üzerine kurulu iletişimle gerçekleştiğini ifade ediyorlar. Ayrıca, güven, saygı, empati ve açık iletişimin bu ilişkinin temel özelliklerinden olduğunu belirtiyorlar. Her öğrencinin farklı ihtiyaçları olduğunu vurgulayan Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Her öğrencinin becerileri ve zorlukları değişiklik gösterir, psikolojik dayanıklılıkları farklı olabilir. Öğretmenlerin buna dikkat etmemesi ve iletişimlerine özen göstermemesi; yalnızca sınıf düzeyinde değil, bireysel olarak da öğrencilerin duygusal, fiziksel ve sosyal gelişimlerini olumsuz etkiler.” dedi. Olumlu bir ilişkinin öğrencilerde sorumluluk duygusunu güçlendirdiğini, problem çözme yeteneklerini geliştirdiğini ve akademik başarılarına katkıda bulunduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, sınırların öğrencilerin yaş ve gelişim seviyesine uygun olarak belirlenip, net bir şekilde ifade edilmesi gerektiğine işaret etti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, eğitimde sağlıklı öğretmen-öğrenci ilişkilerinin önemi, sınırların belirlenmesi ve bireysel ihtiyaçların dikkate alınmasının öğrencilerin gelişimi üzerindeki rolü hakkında bilgiler aktardı. Öğretmen-öğrenci ilişkisi güven, saygı, empati ve açık iletişimle şekillenmelidir! Öğretmen-öğrenci ilişkisinin, öğretmen ile öğrenciler arasında onları teşvik eden, büyümelerine katkı sağlayan, öğretmenlerin rol model olarak kabul gördüğü bir anlayış ve güven iletişimi tanımladığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Bu ilişki hem öğrenme ortamını olumlu yönde etkilemeli, hem de öğrencilere güven sağlamalı. Güven, saygı, empati ve açık iletişim bu ilişkinin en belirgin unsurlarıdır.” dedi. Öğretmenlerin, öğrencilerin ahlaki, etik ve sosyal gelişimlerine katkıda bulunduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Bu katkı, öğrencilerde sorumluluk bilincini artırarak daha olumlu akademik gelişime imkan tanır. Öğrenciler için uygun bir sınıf ortamı oluşturularak akademik zorluk yaşayan öğrencilerin bu sorunlarını ifade etmeleri için olanaklar yaratılır, onları daha aktif ve katılımcı hale getirir. Aynı zamanda, öğrencilerin başarılı olma hissiyle motive olmasını sağlar ve bu da doğal olarak akademik başarılarını artırır.” şeklinde konuştu. Öğretmenlerin bireysel ihtiyaçları göz ardı etmesi, öğrencilerin gelişimini olumsuz etkileyebilir! Her öğrencinin farklı gereksinimleri olduğunu hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Becerileri ve sıkıntıları farklı olan öğrencilerin psikolojik dayanıklılıkları değişiklik gösterir. Öğretmenlerin bu farklılıklara dikkat etmemesi ve iletişime özen göstermemesi, sadece sınıf ortamında değil, bireysel olarak da öğrencilerin duygusal, fiziksel ve sosyal gelişimlerinde gerilemelere sebep olabilir.” dedi. Olumsuz öğretmen-öğrenci ilişkisinin, öğrencilerin davranışlarını ve akademik performanslarını geliştirmek için gerekli geri bildirimlerden mahrum kalabileceklerine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Luş, şöyle devam etti: “Çocuğun davranışını anlamaya çalışmadan aceleci davranan bir öğretmen, öğrencide kaygı bozukluklarına yol açabilir; ya da öğrencinin yetenekli olduğu konuları keşfedemeyebilir. Kendine güvenli bir yetişkin olmaları güçleşebilir. Öğrencileri etkili bir şekilde yönlendirmeyen öğretmen, disiplin sağlamakta da başarı gösteremeyebilir. Bu durum, özellikle davranış sorunları olan öğrencilerin bu sorunlarını sürdürmelerine neden olabilir.” Öğretmen ve öğrenci arasındaki sınır, öğrencilerin yaş ve gelişim seviyesine göre belirlenmelidir! Sağlıklı bir ilişki için öğrenci ve öğretmen arasındaki sınırların nasıl oluşturulması gerektiğini ele alan Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Sınırlar öğrencilerin yaş ve gelişim seviyelerine uygun olarak, onlarla iletişim kurarak, düşünce ve duygularını ifade etmelerine fırsat tanıyarak belirlenmelidir.” dedi. Ön yargısız ve düzenli bir iletişimin önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Luş, açıklamalarını şöyle tamamladı: “Öğrencilerin düşünce ve endişelerini dile getirebilecekleri interaktif faaliyetler, tartışmalar organize etmek bu konuda iyi bir örnek olabilir. Öğrencilere sorumluluk duygusu ve takım çalışmasını öğreten işbirlikçi yaklaşımlar oldukça faydalıdır. Böylelikle öğrenciler sorumluluklarını üstlenirler; bu da onların problem çözme becerilerini geliştirir. Sınırlar, dikkatli bir şekilde ifade edilebilir ve ardından ceza vermek yerine farklı bir davranış modeli önerilebilir. İstenilen davranışı sergileyebileceği uygun ortamlar sunularak öğrencinin çabası takdir edilebilir. Buna rağmen öğrenci olumsuz davranışlarına devam ederse, yaptığı eylemin sonuçlarını üstlenmesi sağlanabilir.”

Çocuklar her gün 3 saat hareket etmeli Haber

Çocuklar her gün 3 saat hareket etmeli

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 1-4 yaş aralığındaki çocukların günlük en az 3 saat, daha büyük yaşlardaki çocukların ise günlük en az 1 saat orta veya yüksek tempolu fiziksel aktivite ihtiyaçlarını karşılamaları gerektiğini belirtmekte. Ancak birçok çocuğun bu hedefe ulaşamadığı da gözlemlenmektedir. İSTANBUL (İGFA) - IGLU Soft Play’in katkılarıyla yapılan bir dizi çalışma kapsamında, Letonya’daki Children’s Clinical University Hospital Fizyoterapisti Sandra Kraukle, erken dönem hareket deneyimlerinin çocukların sinir sisteminin gelişimi üzerinde önemli bir etkisi olduğunu vurguluyor. Kraukle’ye göre, çocuklar hareket ederek yalnızca kas yapısını değil, aynı zamanda denge, koordinasyon, yön algısı ve vücut farkındalığı gibi bilişsel süreçlerini de geliştiriyor. Bu hareketler, "propriosepsiyon" adı verilen vücudun pozisyonunu ve hareketlerini hissetme yetisini artırarak çocukların daha dengeli ve kontrollü hareket etmelerini sağlıyor. ERKEN YAŞTA HAREKET, BEYNİN GELİŞİMİNİ DESTEKLİYOR Araştırmalar, farklı yaş gruplarında oyunla desteklenen hareketin motor gelişim üzerindeki faydalarını açıkça ortaya koyuyor. Bebeklik dönemi: Güvenli bir yüzeyde destekli duruş kazanımı, emekleme öncesi çekirdek kasların güçlenmesi ve simetrik hareket kabiliyetinin gelişmesi açısından büyük önem taşıyor. 1-3 yaş arası: Tırmanma, çekme, itme ve denge kurma gibi aktiviteler hem kas gücünü hem de yürüme dengesi ile koordinasyonunu geliştirir. 3-6 yaş arası: Bu yaş grubundaki çocuklar, kendi küçük parkurlarını inşa etmeye, blokları birleştirerek yaratıcı oyunlar geliştirmeye başlarlar. Bu, problem çözme ve planlama becerilerini geliştirir. Okul çağı: Fiziksel aktivite artık sadece kas gelişimini değil, aynı zamanda postürün, dayanıklılığın ve ekip çalışması becerilerinin gelişimini de destekler. Uzmanlara göre, fiziksel aktivitelerin eğlenceli bir forma dönüştürülmesi, çocukların bu alışkanlıkları sürdürebilmesi için oldukça önemlidir. Yapılandırılmış oyun alanları, yumuşak ve güvenli materyallere sahip hareket alanları veya ev içinde dahi oluşturulabilecek basit parkurlar, çocukların hem eğlenmelerine hem de öğrenmelerine olanak tanır. "Bir çocuk keyif alıyorsa, öğrenmeye açıktır" diyen Sandra Kraukle, her fiziksel deneyimin aynı zamanda bir bilişsel süreç olduğunu vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.