Hava Durumu

#Meslek Örgütleri

giresunsonhaber - Meslek Örgütleri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Meslek Örgütleri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BASIN MESLEK ÖRGÜTLERİNDEN 3 MAYIS ÇAĞRISI: GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR Haber

BASIN MESLEK ÖRGÜTLERİNDEN 3 MAYIS ÇAĞRISI: GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR

BASIN MESLEK ÖRGÜTLERİNDEN 3 MAYIS ÇAĞRISI: GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR Yedi basın meslek örgütü, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde gazetecilerin cezaevinden çıkarılması, gazetecilik faaliyetlerini suç sayan uygulamaların sonlandırılması ve basın özgürlüğünü sınırlayan yasal düzenlemelerin kaldırılması çağrısı yaptı. Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği, DİSK Basın-İş Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla ortak açıklama yaptı. Ortak açıklama, 3 Mayıs 2026’da Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin resmi internet sitesinde “Özgür Basın olmadan Demokrasi olmaz” başlığıyla yayımlandı. bianet, açıklamayı aynı gün saat 13.00’te “Gazetecilik suç değildir, cezaevinde gazeteci olmaz” başlığıyla haberleştirdi. T24 ise açıklamayı saat 14.56’da “Gazetecilerin özgür olmadığı ülkede toplum da özgür değildir” başlığıyla okurlarına aktardı. AÇIKLAMAYI DİREN YURTSEVER OKUDU Basın meslek örgütleri, Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde bir araya geldi. Ortak açıklamayı gazeteci ve DİSK Basın-İş Disiplin Kurulu Üyesi Diren Yurtsever okudu. Meslek örgütleri, Türkiye’nin basın ve ifade özgürlüğü alanında ağır bir tabloyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Açıklamada, “Basın özgürlüğü endeksinde dört basamak daha gerileyen ülkemiz 180 ülke içerisinde 163’üncü sıraya inmiştir” ifadeleri kullanıldı. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye 180 ülke arasında 163’üncü sırada yer aldı. RSF, Türkiye’de “dezenformasyon”, “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını aşağılama” suçlamalarının gazeteciliği baskılamak ve medya çalışanlarını hapsetmek için kullanıldığını bildirdi. “3 MAYIS DERİN BİR KRİZİN SEMBOLÜNE DÖNÜŞTÜ” Basın meslek örgütleri, 3 Mayıs’ın Türkiye’de basın özgürlüğü açısından krizin görünür hale geldiği bir gün olduğunu vurguladı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “3 Mayıs, basın özgürlüğü açısından derin bir krizin sembolüne dönüşmüş durumdadır. Gazetecilik faaliyetleri giderek daha fazla kriminalize edilmekte; haber yapmak, gerçekleri açığa çıkarmak ve kamuoyunu bilgilendirmek suç unsuru gibi gösterilmektedir.” Meslek örgütleri, cezaevlerinde tutulan gazetecilerin basın üzerindeki baskının en somut göstergelerinden biri olduğunu belirtti. “HALKIN HABER ALMA HAKKINA MÜDAHALE” Ortak açıklamada, gazetecilerin yaptıkları haberler, yazılar, sosyal medya paylaşımları ve kamuoyunu bilgilendirme faaliyetleri nedeniyle tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevlerinde bulunduğu ifade edildi. Açıklamada şu cümleler öne çıktı: “Aylarca, hatta yıllarca süren tutukluluklar; iddianamesiz dosyalar; gizli tanık beyanlarına dayanan yargılamalar ve mesleki faaliyetlerin ‘suç’ kapsamına alınması, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.” “Cezaevindeki gazeteciler yalnızca özgürlüklerinden değil, mesleklerini icra etme haklarından da mahrum bırakılmaktadır. Bu durum, doğrudan halkın haber alma hakkına müdahale anlamı taşımaktadır.” “GAZETECİLER SUSTURULDUĞUNDA TOPLUM GERÇEKLERDEN KOPARILIR” Basın meslek örgütleri, gazetecilerin cezaevinde tutulmasının yalnızca gazetecilere yönelik bir hak ihlali olmadığını, toplumun haber alma hakkını da hedef aldığını bildirdi. Açıklamada, “Gazetecilerin cezaevinde olması, toplumun gerçeklerden koparılması anlamına gelir” ifadeleri kullanıldı. Meslek örgütleri, gazetecilerin susturulmasının işçi direnişlerinin, emekçilerin hak arayışlarının, kadınların, gençlerin ve ezilenlerin sesinin görünmez hale gelmesine yol açtığını belirtti. GAZETECİLER İŞSİZLİK, GÜVENCESİZLİK VE BASKI ALTINDA Ortak açıklamada, Türkiye’de fikir işçilerinin ekonomik ve siyasal kuşatma altında olduğu vurgulandı. Meslek örgütleri, medya sahipliğinin tekelleşmesi, kamu kaynaklarının iktidara yakın medya organlarına aktarılması ve bağımsız gazeteciliğin sistematik biçimde zayıflatılmasının oto-sansürü yaygınlaştırdığını belirtti. Açıklamada, “Gazeteciler işsizlik, güvencesizlik ve baskı üçgeninde mesleklerini sürdürmeye zorlanmaktadır” ifadeleri yer aldı. Genç gazetecilerin meslekten uzaklaşmasının temel nedenleri arasında anti-demokratik uygulamalar ve güvencesiz çalışma koşulları gösterildi. DÖRT TEMEL TALEP AÇIKLANDI Basın meslek örgütleri, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde dört temel talep sıraladı: “Cezaevlerinde tutulan tüm gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.” “Gazetecilik faaliyetlerini suç sayan tüm uygulamalara son verilmelidir.” “Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasal düzenlemeler kaldırılmalıdır.” “Gazeteciler için güvenceli çalışma koşulları sağlanmalı, sendikal hakların önündeki engeller kaldırılmalıdır.” “ÖZGÜR BASIN OLMADAN DEMOKRASİ OLMAZ” Meslek örgütleri, açıklamayı basın özgürlüğünün demokrasi için vazgeçilmez olduğu vurgusuyla tamamladı. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı: “Gazetecilik suç değildir. Cezaevinde gazeteci olmaz. Gerçeğin peşinde koşmak, halkın haber alma hakkını savunmak suç değil, kamusal bir sorumluluktur.” “Özgür basın olmadan demokrasi olmaz. Gazetecilerin özgür olmadığı bir ülkede, toplum da özgür değildir.” Basın meslek örgütleri, cezaevindeki gazetecilerle dayanışma içinde olduklarını bildirdi ve gerçeği savunmaktan vazgeçmeyen gazetecileri selamladı. AÇIKLAMADA İMZASI BULUNAN MESLEK ÖRGÜTLERİ Ortak açıklamada Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği, DİSK Basın-İş Sendikası, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği, Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti, KESK Haber-Sen ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği’nin imzası yer aldı.

GİRESUN’DAN İSMAİL ARI İÇİN TAHLİYE ÇAĞRISI Haber

GİRESUN’DAN İSMAİL ARI İÇİN TAHLİYE ÇAĞRISI

GİRESUN’DAN İSMAİL ARI İÇİN TAHLİYE ÇAĞRISI BirGün yazarı ve muhabiri İsmail Arı’nın tutuklanması, Giresun’da da tepkiyle karşılandı. BirGün Okur İnisiyatifi, yayımladığı açıklamada tutuklama kararının yalnızca bir gazeteciyi değil, halkın haber alma hakkını hedef aldığını belirterek Arı’nın derhal serbest bırakılmasını istedi. İsmail Arı, 21 Mart’ta Tokat’ta gözaltına alındıktan sonra “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı. Giresun BirGün Okur İnisiyatifi, İsmail Arı için yaptığı basın açıklamasında tutuklama kararına sert tepki gösterdi. Açıklamada, gazeteciliğin kamu yararı için gerçeği ortaya çıkarma sorumluluğu taşıdığı vurgulandı; bu görevi yerine getiren bir gazetecinin cezalandırılmasının toplumun gerçeklere ulaşma hakkını engellediği belirtildi. İsmail Arı, bayram ziyareti için bulunduğu Tokat’ın Turhal ilçesinde 21 Mart gecesi gözaltına alındı. Ankara’ya sevk edilen Arı, emniyet işlemlerinin ardından adliyeye çıkarıldı ve sulh ceza hâkimliğince tutuklandı. Dosyadaki suçlama “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” olarak açıklandı. Giresun’daki açıklamada, kararın şahsi bir adli işlem olarak görülemeyeceği, basın özgürlüğü ile halkın haber alma hakkı bakımından daha geniş sonuçlar doğurduğu savunuldu. Metinde, “Bugün bir gazeteciye yönelen baskı, yarın toplumun her kesimine yönelme potansiyeli taşır” denildi. İnisiyatif, gazeteciliğin suç sayılamayacağını belirterek yetkililere hukukun evrensel ilkelerine dönme çağrısı yaptı. İsmail Arı’nın tutuklanmasının ardından gazetecilik meslek örgütleri ile çok sayıda basın kuruluşu da dayanışma açıklamaları yayımladı. Türkiye Gazeteciler Sendikası, tutuklamaların demokrasiye zarar verdiğini açıklarken, çeşitli meslek örgütleri ortak metinle ceza mevzuatının gazetecileri susturmak için araçsallaştırıldığını savundu. BirGün çevresinde ve farklı kentlerde yapılan açıklamalarda ortak talep değişmedi: İsmail Arı’nın serbest bırakılması. Giresun BirGün Okur İnisiyatifi de açıklamasını aynı çağrıyla bitirdi; “Özgür basın susturulamaz” vurgusu yaptı. İnisiyatif, demokratik değerlerin korunmasını ve basın üzerindeki yargı baskısının sona ermesini istedi.

İnternet Kullanan 10 Kişiden 6’sı Ürün ve Marka Araştırıyor Haber

İnternet Kullanan 10 Kişiden 6’sı Ürün ve Marka Araştırıyor

Dijital platformlarda var olmanın artık kurumlar için vazgeçilmez bir zorunluluk haline geldiğini belirten İletişim Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, "İtibar yönetimi sürekli bir süreçtir. İtibar, paydaşların gözündeki kuruluşun genel çekiciliğidir." dedi. Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, global raporların Türkiye’de internet kullanıcılarının yüzde 59,5’inin ürünler ya da markalar hakkında inceleme yaptıklarını gösterdiğini belirterek, "Bu durum, itibar yönetimi çalışmalarında dijital platformlarda bulunmanın önemini teyit etmektedir." şeklinde konuştu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü öğretim görevlisi Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, itibar yönetimi ve linç kültürü konusunu masaya yatırdı. İtibar yalnızca eylemlerden değil; değerlerinden doğar İtibar kavramının, bir kuruluş ya da kişinin aksiyonlarına yön veren değerlerle ve bu değerlerin sunumu ile yakından ilişkili olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, "İtibar sadece tekil eylemlerden değil; temel değerlerden oluşur. Bu bağlamda kuruluşun/markanın/kişinin iletişimde bulunduğu birey ya da gruplarla beklentilerinin örtüşmesi gerekir." dedi. İtibar yönetimi sürekli bir süreçtir Edward Freeman’ın "paydaş" kavramına işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, "Bu gruplar; tedarikçiler, çalışanlar, müşteriler, toplum, meslek örgütleri gibi farklı dinamiklerden oluşur ve itibar yönetimi sürecinde bu paydaşların beklentilerine cevap veren bir iletişim stratejisi oluşturulmalıdır. İtibar yönetimi bir süreçtir, dolayısıyla kuruluş kimliği ve paydaşları ile devamlılık arz eder. Bu açıklamalar, bizi Charles Fombrun’un itibar tanımıyla buluşturur. Buna göre itibar, paydaşların gözündeki kuruluşun genel çekiciliğidir." dedi. İtibar, kriz dönemlerinde kurumun en güçlü desteğidir Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki ilerlemelerin bireylerin kuruluşlardan olan beklentilerini de değiştirdiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, "Bireyler kuruluşların sadece ürünlerini değil; çalışma yöntemlerini, toplumsal ve sosyal katkılarını, çalışanlara sağladıkları değerleri de açık bir şekilde sunmalarını istemektedir. Bu tür paylaşımlar, bireylerde kuruluşa/markaya yönelik pozitif bir imajın oluşmasına katkı sağlarken, tercih nedenlerindeki temel unsurlar arasında yer almaktadır. İtibar, kriz anlarında ise kuruluşun/markanın paydaşlarının desteğini çekme şansını artırarak, zorlu sürecin aşılmasına yardımcı olmaktadır." ifadesini kullandı. İtibar yönetiminde dijital platformlar çok kritik bir rol oynuyor Platform çeşitliliği ve kullanıcı sayısındaki artışın, itibar yönetimi çalışmalarının dijital dünyada da uygulanmasını zorunlu hale getirdiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, "Uluslararası raporlar, Türkiye’deki internet kullanıcılarının yüzde 59,5’inin ürünler veya markalar hakkında inceleme yaptığını ortaya koyuyor. Bu durum, itibar yönetimi uygulamalarında dijital platformların önemini vurguluyor." dedi. Dijital itibar yönetiminin öne çıkan unsurları nelerdir? Dijital dünyada itibar yönetiminde öne çıkan noktaların; kimlik unsurlarının dijital platformlarda görünür olması, sosyal medya yönetimi, kriz iletişimi gibi konular olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Şükrü Güler, sözlerini şu şekilde tamamladı: "İtibar yönetimi çalışmalarında paydaşların tanımlanması ve taleplerinin anlaşılması iletişim stratejisinin şekillenmesine de katkı sağlamaktadır. İtibar yönetimi sürecinde doğrudan iletişim kurma ve kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriklerin izlenmesi, paydaş taleplerine yanıt verme adına kritiktir. Diğer bir aşama ise kurum imajına zarar verebilecek olan içeriklere karşı koymak ve kuruma ve mesajlarına yöneltilen eleştirilere yanıt vermektir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.