Hava Durumu

#Katma Değer

giresunsonhaber - Katma Değer haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Katma Değer haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Şili’nin Fındık Hamlesi Türkiye İçin Yeni Bir Strateji Sınavı Haber

Şili’nin Fındık Hamlesi Türkiye İçin Yeni Bir Strateji Sınavı

Şili’nin Fındık Hamlesi Türkiye İçin Yeni Bir Strateji Sınavı Şili’nin Fındık Hamlesi Türkiye İçin Yeni Bir Strateji SınavıPlanetNuts Day Avellanos 2026, Şili’nin fındıkta üretimden teknolojiye uzanan planlı büyümesini görünür kılacak. Türkiye için asıl sınav, bu gelişmeleri izleyen kurumların bilgiyi üreticiye, sanayiciye ve politika yapıcıya nasıl aktaracağı olacak. Şili’de 13 Ağustos 2026’da Los Ángeles kentindeki Casa Laura’da düzenlenecek PlanetNuts Day Avellanos 2026, Avrupa fındığında büyüyen bir üretici ülkenin teknik kapasitesini, sanayi bağlantılarını ve küresel pazar hedeflerini aynı programda toplaması bakımından dikkat çekiyor. Etkinliğin hedef kitlesi yalnızca üreticilerden oluşmuyor; danışmanlar, fidanlıklar, tedarikçiler, ihracatçılar, sanayi temsilcileri ve karar alıcılar aynı zeminde buluşturuluyor. Programda Gabriel Aguilar, Camilo Scocco ve Ernesto Moya gibi isimlerin yer alması, bahçe yönetimi, sanayi, pazar ve bitki sağlığı başlıklarının birlikte ele alınacağını gösteriyor. Bu etkinlik, Şili’nin fındıkta yalnızca dikim alanını büyüten bir ülke olmadığını; üretimi, teknik danışmanlığı, sürdürülebilir girdileri, bitki sağlığını, işleme teknolojisini, otomasyonu ve ihracat bağlantılarını birlikte yöneten bir sektör mimarisi kurmaya çalıştığını ortaya koyuyor. Trinuts, Fitotecnología, Pack-Man, UPL, Rovensa Next Chile, FertiGlobal, Fertiamerica ve Sumitomo Chemical Chile gibi sponsorların etkinlikte yer alması, bahçeden fabrikaya uzanan bütün zincirin programın parçası haline getirildiğini gösteriyor. Türkiye açısından bu gelişme yalnızca uzak bir rakip ülkenin sektör toplantısı olarak okunamaz. Şili’nin büyümesi, Türkiye’nin fındıkta üretici geliri, Giresun kalite fındığın ayrı konumu, sanayi katma değeri, sürdürülebilirlik standardı, rekolte yönetimi ve teknik bilgi aktarımı başlıklarını yeniden değerlendirmesini gerektiren daha geniş bir strateji dosyasına dönüşüyor. Şili, ikinci büyük üretici konumunu teknik kapasiteyle güçlendiriyor Şili Fındık Komitesi’nin 2026’da yayımladığı verilere göre ülke, 2025/26 sezonunda 120 bin 700 ton kabuklu fındık üretimiyle dünya üretiminde Türkiye’nin ardından ikinci sıraya yerleşti; aynı değerlendirmede Şili’nin küresel üretimden yaklaşık yüzde 12 pay aldığı, Türkiye’nin ise 518 bin tonla yüzde 49 paya sahip olduğu belirtildi. Şili’de dikim alanının yaklaşık 70 bin hektara ulaştığı ve 2030’a doğru 85 bin hektara yaklaşmasının beklendiği de aynı kaynakta yer aldı. (Comité Del Avellano) Bu tablo, Şili’nin fındıktaki yükselişinin geçici bir üretim artışı değil, uzun vadeli bir tarımsal yatırım hattı olduğunu gösteriyor. Şili’nin avantajı yalnızca yeni dikim alanlarından ibaret değil; mekanizasyon, profesyonel bahçe yönetimi, sanayiyle entegre tedarik zinciri ve büyük alıcıların güvenilir alternatif kaynak arayışı bu büyümeyi destekleyen ana unsurlar arasında yer alıyor. Giresun Son Haber’de daha önce yayımlanan değerlendirmelerde de Şili’nin mekanizasyon, verimlilik ve profesyonel yönetimle dünya standartlarını yakaladığına dikkat çekilmişti. (Giresun Son Haber) Türkiye hâlâ dünya fındık piyasasının merkez ülkesi. Ticaret Bakanlığı’nın sektör raporuna göre Türkiye, dünyanın en büyük fındık ihracatçısı konumunu sürdürüyor; ayrıca işlenmiş fındık ürünlerinin ihracattaki payı son yıllarda yüzde 40’lara ulaşmış durumda. Ancak aynı tablo, Türkiye’nin üstünlüğünü yalnızca üretim miktarıyla koruyamayacağını da gösteriyor. Çünkü küresel rekabet artık üretim alanı, verim, teknik danışmanlık, izlenebilirlik, sanayi yatırımı ve markalı ürün kapasitesinin birlikte yönetildiği bir döneme ilerliyor. (https://ticaret.gov.tr) PlanetNuts Day, Şili’nin değer zinciri modelini görünür kılıyor PlanetNuts Day Avellanos 2026’nın dikkat çekici tarafı, etkinliğin klasik konferans formatının ötesine geçmesi. Programda yalnızca uzman sunumları değil, üreticilerin kendi bahçe deneyimlerini aktaracağı teknik masa formatı da bulunuyor. Bu yapı, teorik bilginin sahadaki karşılığını tartışmaya açıyor; hangi uygulamanın verime etki ettiği, hangi hastalık baskısının üreticiyi zorladığı, hangi budama, besleme veya koruma stratejisinin sonuç verdiği doğrudan üretici deneyimi üzerinden görünür hale geliyor. Bu yönüyle Şili’nin yaptığı, yalnızca etkinlik düzenlemek değil; sektör hafızası oluşturmaktır. Üretici, danışman, araştırmacı, sanayi temsilcisi ve teknoloji firması aynı gündem içinde buluşturulduğunda, fındık yalnızca bahçede yetişen bir ürün olmaktan çıkar ve planlanan, ölçülen, işlenen, pazarlanan bir değer zincirine dönüşür. Türkiye’nin bu gelişmeyi dikkatle izlemesi gerekir. Ancak izlemek, yalnızca Şili’deki toplantıya katılmak, fotoğraf paylaşmak ya da genel izlenim aktarmak anlamına gelmemelidir. Uluslararası teknik ziyaretlerin gerçek değeri, dönüşte üreticiye, sanayiciye ve politika yapıcıya sunulan somut bilgiyle ölçülür. Giresun’da aynı dönemde fiyat baskısı ve piyasa belirsizliği öne çıktı Şili’de teknik kapasite ve sektör örgütlenmesi güçlenirken, Giresun’da üreticinin gündemi yeni mahsul öncesi fiyat baskısı oldu. FİSKOBİRLİK Giresun Kooperatifi, 5 Haziran 2026’da 50 randıman Giresun kalite fındık fiyatını 215 TL’den 207 TL’ye düşürdü. Giresun Son Haber’in haberinde, 7 Mayıs 2026’da 227 TL seviyesinde bulunan fiyatın 207 TL’ye kadar gerilediği ve Eylül 2025’te 347 TL’ye kadar çıkan fiyatla karşılaştırıldığında üretici beklentisinin zayıfladığı vurgulandı. (Giresun Son Haber) Bu fiyat teknik olarak 2025 mahsulü için açıklanmış görünse de, zamanlaması nedeniyle 2026 mahsulü öncesinde piyasanın psikolojik eşiğini etkileyebilecek bir referans niteliği taşıyor. Fiyat açıklayan kurumun piyasada ne kadar alım yaptığı, hangi stok gücüne sahip olduğu ve açıklanan fiyatın fiili alım kapasitesiyle desteklenip desteklenmediği üretici açısından kritik hale geliyor. Giresun Son Haber’deki değerlendirmede de FİSKOBİRLİK’in kaç ton ürün aldığı, ne kadar alım yapacağı ve stok durumuna ilişkin şeffaf bilgi paylaşmamasının üretici güvenini zayıflattığı belirtildi. (Giresun Son Haber) Bu nedenle Şili’deki gelişmeler Türkiye açısından yalnızca üretim rekabeti olarak değil, fiyat oluşumu ve üretici pazarlık gücü açısından da okunmalıdır. Rakip ülkeler teknik kapasite ve sanayi entegrasyonu kurarken, Türkiye’de üretici hasat öncesinde düşük referans fiyat, belirsiz rekolte beklentisi ve kurumların piyasa ağırlığı konusundaki soru işaretleriyle karşı karşıya kalıyor. Rekolte tahminleri fiyat dilini erken kuruyor Türkiye’de fındık piyasasında yalnızca gerçekleşen üretim değil, sezon başlamadan açıklanan rekolte tahminleri de fiyat beklentisini etkiliyor. İhracatçı birliklerinin çiçek sayımına dayalı ilk tahminine göre 2026-2027 sezonu fındık rekoltesi 829 bin 239 ton olarak öngörüldü. Giresun Son Haber’in aktardığına göre çalışma 12 il, 79 ilçe, 446 bahçe ve 1.483 dal üzerinden yürütüldü. (Giresun Son Haber) Erken rekolte tahminleri piyasaya güçlü üretim sinyali verdiğinde, hasat başlamadan önce “ürün bol olacak” algısı oluşabiliyor. Bu algı, özellikle finansman ihtiyacı yüksek olan küçük üretici açısından pazarlık gücünü zayıflatma riski taşıyor. Rekolte verisi, maliyet, arazi yapısı, işçilik yükü, kalite ve bölgesel üretim zorluğu ile birlikte değerlendirilmediğinde fiyat tartışması eksik kalıyor. Türkiye’nin fındıkta ihtiyacı olan şey, rekolte tahminlerini yalnızca piyasa sinyali olarak açıklamak değil; bu veriyi üretici gelirini, kalite farkını ve bölgesel maliyet yapısını koruyacak bir politika çerçevesi içinde yönetmektir. Şili’nin üretim alanı artışı ve küresel alıcılar için alternatif kaynak haline gelmesi, Türkiye’de rekolte dilinin daha dikkatli kurulmasını zorunlu hale getiriyor. Giresun kalite fındık ortalama ürün mantığına bırakılmamalı Giresun kalite fındık, küresel rekabet analizinde yalnızca “Türkiye fındığı” başlığı altında eritilemez. Giresun’da üretim büyük ölçüde eğimli ve parçalı arazilerde, yamaç bahçelerinde, yoğun insan emeğine dayalı ve yüksek maliyetli bir modelle sürdürülüyor. Buna karşılık ova karakteri taşıyan bölgelerde makineleşmeye daha uygun arazi yapısı, bakım ve hasat süreçlerinde maliyet avantajı sağlayabiliyor. (Giresun Son Haber) Giresun Son Haber’de daha önce yayımlanan değerlendirmede, Çarşamba Ovası gibi düz üretim alanlarında dekar veriminin 300-400 kilogram aralığında, Giresun’un dik yamaç üretiminde ise 100-160 kilogram aralığında değerlendirildiği belirtilmişti. Aynı yazıda sahadaki üretici hesabına göre Çarşamba Ovası’nda kilogram maliyetinin 80-100 TL, Giresun kalite üretiminde ise 180-200 TL bandında oluştuğu ileri sürüldü; ayrıca 2025 için tüm bölgeleri kapsayan, aynı metodolojiyle hazırlanmış resmi kilogram maliyet verisine ulaşılamadığı da özellikle not edildi. (Giresun Son Haber) Bu fark, Giresun kalite fındığın neden ayrı ekonomik kategori olarak ele alınması gerektiğini açıklıyor. Aynı fiyat politikası, her bölgede aynı sonucu üretmiyor. Düz arazide yüksek verim ve daha düşük işçilik maliyetiyle çalışan üretici ile dik yamaçta düşük verim ve yüksek insan emeğiyle üretim yapan Giresun üreticisi aynı piyasa mantığına sıkıştırıldığında kalite cezalandırılmış oluyor. Giresun kalite fındık için ayrı referans fiyat, kalite primi, menşe standardı ve bölgesel maliyet farkını dikkate alan destek modeli kurulmadıkça, sürdürülebilirlik söylemi üretici için sahada karşılık bulmaz. Kalite yalnızca övgü cümleleriyle korunamaz; üreticinin gelirine yansımayan kalite zamanla zayıflar. Yaşlı bahçeler ve düşük verim Türkiye’nin rekabet dosyasında ayrı başlık olmalı Türkiye’nin fındıkta yapısal sorunu yalnızca fiyat değildir. Yaşlı bahçeler, eğimli arazi, düşük verim, toprak yönetimi eksikliği ve iklim riski rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Giresun Son Haber’de yayımlanan “Fındıkta Kırılma” başlıklı yazıda, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2025 Giresun Tarımsal Yatırım Rehberi’ne göre ilde 1 milyon 177 bin 729 dekar alanda 92 bin 402 ton fındık üretildiği, bunun dekara yaklaşık 78,46 kilogram ortalama verime işaret ettiği aktarıldı. Aynı yazıda TEPGE’nin 2025 raporunda Doğu Karadeniz’de fındık bahçelerinin önemli bölümünün 50-100 yıllık olduğu ve ekonomik ömrünü tamamlayan bahçelerin yenilenmesi gerektiği belirtildi. (Giresun Son Haber) Bu veri, Türkiye’nin Şili’ye vereceği cevabın yalnızca ihracat politikasıyla sınırlı olamayacağını gösteriyor. Bahçe yenileme, toprak analizi, pH yönetimi, çeşit seçimi, gençleştirme, hastalık-zararlı takibi ve iklim riskine göre bölgesel danışmanlık sistemi kurulmadan Türkiye’nin üretim üstünlüğü uzun vadede korunamaz. Giresun Fındık Araştırma Enstitüsü’nün teknik kapasitesi, laboratuvar altyapısı ve kurumsal hafızası güçlü görünse de, Giresun Son Haber’in özel haberinde sahadaki beklentinin araştırmayı bahçede sonuç haline getirmek olduğu vurgulandı. Aynı haberde, yaşlanan bahçeyi yenileyen, toprak disiplinini sahaya yayan ve verimi kitlesel ölçekte artıran dönüşümün kamuya açık somut saha verileriyle yeterince görünür olmadığı belirtildi. (Giresun Son Haber) Bitki sağlığı yeni rekabet döneminin ortak başlığına dönüşüyor Şili’deki PlanetNuts programında bitki sağlığı, hastalık baskısı, odun hastalıkları ve sürdürülebilir mücadele yöntemlerinin öne çıkması tesadüf değil. Fındıkta küresel rekabet yalnızca verim ve fiyatla sınırlı kalmıyor; hastalık ve zararlı yönetimi, ürün kalitesinin ve ihracat güvenliğinin ana unsurlarından biri haline geliyor. Türkiye’de de fındık kurdu, kahverengi kokarca ve külleme üretici gelirini doğrudan etkileyen riskler arasında. Giresun Valiliği İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün 2026 yılı takvimine göre fındık kurdu ve kahverengi kokarcaya karşı ilaçlı mücadele sahil kolda 13 Mayıs, orta kolda 16 Mayıs, yüksek kolda ise 19 Mayıs’ta başlayacak şekilde planlandı; üreticilere bahçe kontrolü, ruhsatlı ürün kullanımı ve külleme hastalığına karşı dikkatli olma uyarısı yapıldı. (Giresun Son Haber) Bu tablo, Türkiye’nin rakip izleme stratejisinin yalnızca Şili’nin kaç hektar dikim yaptığına veya kaç ton üretim beklediğine bakmakla sınırlı kalamayacağını gösteriyor. Zararlı yönetimi, biyolojik mücadele, erken uyarı sistemi, ruhsatlı ürün kullanımı, teknik eğitim ve bölgesel uygulama takvimi de rekabet stratejisinin parçası haline getirilmelidir. TMO tek başına politika yerine geçemez Türkiye’de üretici her sezon TMO’nun açıklayacağı fiyatı bekliyor. Ancak TMO’nun varlığı, tek başına kalıcı bir fındık politikası anlamına gelmiyor. Giresun Son Haber’de yayımlanan değerlendirmede, 2026 mahsulü için üreticinin yine TMO’ya bakmasının fındık politikasındaki yapısal eksikliği gösterdiği; TMO’nun FİSKOBİRLİK’in, üretici kooperatiflerinin veya Giresun kalite fındığı dünya markasına dönüştürecek bir sistemin yerine geçemeyeceği belirtildi. (Giresun Son Haber) Fındıkta kalıcı piyasa düzeni için TMO tamamlayıcı bir araç olarak konumlandırılmalı; FİSKOBİRLİK, kooperatifler, lisanslı depoculuk, üretici finansmanı, kaliteye dayalı fiyatlama ve bölgesel ürün ayrımı aynı politika içinde ele alınmalıdır. Üretici hasat döneminde nakit ihtiyacı nedeniyle ürününü düşük fiyata satmak zorunda kalıyorsa, açıklanan taban fiyatın tek başına koruyucu etkisi sınırlı kalır. Giresun iş dünyasının Rekabet Kurumu’na yaptığı ziyarette de fındık piyasasında tekelleşmenin önlenmesi, üreticinin korunması ve ihracat gücünün artırılması talepleri gündeme taşındı. Bu ziyaret, fındıkta fiyat oluşumu ve alıcı yapısının yalnızca üretici açısından değil, yerel sanayi ve ihracat açısından da stratejik öneme sahip olduğunu gösterdi. (Giresun Son Haber) Sürdürülebilirlik yalnızca alıcının izlenebilirliği olmamalı Küresel fındık ticaretinde sürdürülebilirlik artık isteğe bağlı bir başlık değil. Büyük alıcılar ürünün nerede, hangi koşullarda, hangi sosyal ve çevresel standartlarla üretildiğini daha yakından izliyor. İstanbul’da 2 Haziran 2026’da düzenlenen Sürdürülebilir Fındık Zirvesi’nde iyi tarım uygulamaları, üreticinin sahadaki deneyimi, sosyal sürdürülebilirlik, çalışma yaşamı, çocuk işçiliği riski ve fındığın geleceğini belirleyecek yeni standartlar ele alındı. (Giresun Son Haber) Bu gelişme Türkiye için iki yönlü okunmalıdır. Bir yandan sürdürülebilirlik, ihracat pazarlarında güven sağlayan ve kaliteyi koruyan bir üretim modeli olarak önem kazanıyor. Diğer yandan, izlenebilirlik yalnızca alıcının tedarik zincirini kontrol ettiği bir sisteme dönüşürse üreticinin emeği, maliyeti ve kalite farkı görünmez kalabilir. Giresun kalite fındık için kurulacak sürdürülebilirlik modeli, ürünün hangi bahçeden geldiğini göstermenin ötesine geçmelidir. Bu sistem üreticinin arazi zorluğunu, işçilik maliyetini, düşük dekar verimini, kalite farkını ve gelir hakkını da görünür hale getirmelidir. Ürün izlenebilir olacaksa, üreticinin kaybı ve maliyeti de izlenebilir olmalıdır. Kalite belgelenecekse, kaliteyi üreten emeğin fiyat karşılığı da güvence altına alınmalıdır. Giresun sanayide büyüyor, ancak son mamul eşiği hâlâ kritik Giresun’un fındık sanayisindeki başarıları önemli bir avantaj sağlıyor. Giresun Son Haber’in 17 Haziran 2026 tarihli haberine göre Yavuz Gıda 180’inci, Yavuzkan Hazel 254’üncü ve Ahmet Ak Gıda 364’üncü sıradan İSO 500 listesine girdi. Haberde bu başarının kentin üretim ve ihracat gücünü gösterdiği, ancak ihracatın önemli ölçüde ara mamul ve yarı mamul ürünlere dayandığı vurgulandı. (Giresun Son Haber) Natürel iç fındık, kavrulmuş fındık, kıyılmış fındık, fındık unu ve fındık püresi kabuklu ürün satışına göre daha ileri işleme düzeyini temsil ediyor. Ancak bu ürünlerin büyük bölümü son tüketiciye Giresun markasıyla ulaşan çikolata, bar, gofret, nuga, fındık kreması veya paketli premium ürün haline gelmiyor. Asıl marka değeri çoğu zaman başka ülkelerdeki veya küresel şirketlerdeki nihai ürün zincirinde oluşuyor. Bu nedenle Türkiye’nin Şili’ye vereceği cevap yalnızca bahçede değil, raflarda da kurulmalıdır. Giresun kalite fındık dünya sanayisinin kaliteli girdisi olmakla yetinmemeli; kendi adı, kendi menşe değeri ve kendi markalı son ürünüyle dünya pazarında daha görünür hale gelmelidir. Fındık atıkları yeni katma değer alanına dönüşebilir Fındıkta katma değer yalnızca iç fındık, kavrulmuş ürün veya fındık kremasıyla sınırlı görülmemelidir. Yan ürünlerin değerlendirilmesi, döngüsel ekonomi ve gıda teknolojileri de yeni rekabet alanı olarak öne çıkıyor. Giresun Son Haber’de yayımlanan habere göre Bursa Teknik Üniversitesi’nde Doç. Dr. Furkan Türker Sarıcaoğlu yürütücülüğünde TÜBİTAK destekli bir projeyle fındık yağı üretiminden kalan küspelerin ohmik ısıtma yöntemiyle yüksek değerli bitkisel proteine dönüştürülmesi hedefleniyor. Haberde, projenin gıda atıklarının azaltılması, fındığın ekonomik değerinin artırılması ve bitki bazlı alternatif protein kaynaklarının geliştirilmesi açısından önem taşıdığı belirtildi. (Giresun Son Haber) Bu yaklaşım, Türkiye’nin fındık stratejisinin yalnızca ana ürüne odaklanmaması gerektiğini gösteriyor. Küspe, kabuk, yağ, protein, lif, biyokütle ve fonksiyonel gıda bileşenleri gibi alanlar, fındığın ekonomik değerini genişletebilir. Giresun ve Türkiye, fındığı yalnızca tarımsal ürün olarak değil, gıda teknolojisi, sürdürülebilir sanayi ve döngüsel ekonomi ürünü olarak da konumlandırmalıdır. Teknik ziyaret üreticiye dönmediğinde bilgi değere dönüşmez Türkiye’den Şili’deki etkinliklere katılacak kurumların, birliklerin, odaların, ihracatçıların veya özel sektör temsilcilerinin katkısı, ziyaretin görünürlüğüyle değil, dönüşte üretecekleri bilgiyle ölçülmelidir. Uluslararası teknik ziyaretlerin ardından hazırlanacak rapor; Şili’deki bahçe yönetimi, budama, hastalık kontrolü, işleme teknolojisi, üretici-danışman ilişkisi, sürdürülebilir girdi kullanımı ve sanayi entegrasyonu başlıklarını Türkiye koşullarıyla karşılaştırmalıdır. Bu rapor yalnızca kurum arşivinde kalmamalıdır. Giresun, Ordu, Trabzon, Sakarya, Düzce ve Samsun gibi farklı üretim bölgeleri için ayrı uygulanabilirlik notları hazırlanmalı; ziraat odaları, kooperatifler, üniversiteler, ticaret borsaları ve üretici toplantıları aracılığıyla sahaya indirilmelidir. Giresun Son Haber’de Fındık Çalışma Grubu toplantılarına ilişkin yayımlanan haberde, üretici talepleri, verimlilik, kalite, kahverengi kokarca mücadelesi, rekolte, maliyet, fiyat istikrarı ve piyasa beklentilerinin gündeme geldiği aktarıldı. Aynı haberde, bu toplantıların üretici açısından gerçek değer üretmesi için hangi verilerle hazırlandığının, hangi kurumların düzenli davet edildiğinin, alınan kararların nasıl izlendiğinin ve üreticiye ne kazandırdığının kamuoyuyla paylaşılması gerektiği vurgulandı. (Giresun Son Haber) Bu çerçeve, yurt dışı teknik ziyaretler için de geçerli olmalıdır. Şili’de izlenen her sunum, Türkiye’ye ancak üreticinin bahçesinde, sanayicinin yatırım kararında ve politika yapıcının düzenlemesinde karşılık bulduğu ölçüde değer kazandırır. Türkiye’nin Şili’ye cevabı kopyalama değil, kendi modelini kurma olmalı Şili’nin fındıkta kurduğu model Türkiye için doğrudan kopyalanacak bir reçete değildir. Şili’de daha planlı, geniş ve mekanizasyona uygun bahçeler öne çıkarken, Giresun’da üretim eğimli, parçalı ve yoğun insan emeğine dayalı bir coğrafyada sürdürülüyor. Bu nedenle Türkiye’nin stratejisi, Şili’nin yaptığı her uygulamayı aynen almak değil; Şili’nin sistem kurma aklını Türkiye’nin kendi üretim coğrafyasına çevirmek olmalıdır. Türkiye’nin yeni fındık stratejisi şu başlıklarda netleşmelidir: Birinci başlık, Giresun kalite fındığın ayrı ekonomik kategoriye dönüştürülmesidir. Aroma, menşe, üretim zorluğu, düşük dekar verimi, yüksek işçilik maliyeti ve kalite farkı ayrı referans fiyat, kalite primi ve izlenebilirlik sistemiyle korunmalıdır. İkinci başlık, bahçe yenileme ve verimlilik reformudur. Yaşlı bahçeler, düşük verim, toprak yönetimi eksikliği ve iklim riski bölgesel programlarla ele alınmalıdır. Üçüncü başlık, üretici merkezli piyasa düzenidir. TMO geçici müdahale aracı olarak kalmalı; FİSKOBİRLİK, kooperatifler, lisanslı depoculuk ve üretici finansmanı birlikte güçlendirilmelidir. Dördüncü başlık, teknik bilgi aktarımının zorunlu hale getirilmesidir. Yurt dışı etkinliklere katılan her kurum dönüşte kamuya açık teknik rapor, bölgesel karşılaştırma notu ve üretici eğitimi yapmakla yükümlü olmalıdır. Beşinci başlık, markalı son mamul üretimidir. Giresun sanayisinin ara mamul başarısı, çikolata, bar, nuga, gofret, fındık kreması ve paketli premium ürünlerle nihai tüketici pazarına taşınmalıdır. Altıncı başlık, sürdürülebilirlikte üretici hakkıdır. İzlenebilirlik yalnızca alıcının ürünü takip ettiği bir sistem değil; üreticinin emeğini, maliyetini, kalite farkını ve gelir hakkını kayıt altına alan bir model olmalıdır. Yedinci başlık, bitki sağlığı ve erken uyarı sistemidir. Kahverengi kokarca, fındık kurdu, külleme, don, aşırı yağış ve iklim baskısı için bölgesel, ölçülebilir ve üreticiye doğrudan ulaşan teknik destek ağı kurulmalıdır. Sekizinci başlık, döngüsel ekonomi ve yan ürün değeridir. Fındık küspesi, kabuk, yağ ve protein gibi yan ürünler gıda teknolojisi, alternatif protein, enerji ve sürdürülebilir sanayi alanlarında değerlendirilmelidir. Sonuç: Liderlik, bilgi ve değer zincirini kimin yöneteceğiyle belirlenecek Şili’nin fındıkta büyümesi Türkiye için yalnızca yeni bir rakip dosyası değildir. Bu gelişme, Türkiye’nin kendi sistemini yenilemesi gerektiğini gösteren güçlü bir uyarıdır. Türkiye üretim üstünlüğünü hâlâ koruyor; ancak dünya fındık piyasasında liderlik artık yalnızca tonajla belirlenmiyor. Yeni dönemde belirleyici olan, üreticiyi ne kadar koruduğunuz, kaliteyi fiyata ne kadar yansıttığınız, teknik bilgiyi sahaya ne kadar indirdiğiniz, sanayiyi son mamule ne kadar taşıdığınız, sürdürülebilirliği üretici hakkıyla ne kadar bütünleştirdiğiniz ve rakip ülkelerdeki gelişmeleri ne kadar hızlı stratejiye çevirdiğinizdir. PlanetNuts Day Avellanos 2026’da izlenecek her sunum, Türkiye için ancak üreticinin bahçesinde karşılık bulursa değer kazanacaktır. Teknik gezi rapora, rapor eğitime, eğitim uygulamaya, uygulama da üretici gelirine dönüşmediği sürece bilgi eksik kalır. Şili fındıkta planlı büyüyor. Türkiye’nin cevabı, geçmiş liderliğin rahatlığına yaslanmak değil; Giresun kalite fındığı merkezine alan, üreticiyi güçlendiren, sanayiyi markalı değere taşıyan ve küresel rekabete kendi modeliyle cevap veren yeni bir fındık stratejisi kurmak olmalıdır.

Fındık atıkları proteine dönüşüyor Haber

Fındık atıkları proteine dönüşüyor

Bursa Teknik Üniversitesi, TÜBİTAK tarafından desteklenen bir proje aracılığıyla, fındık yağı üretimi sonrası ortaya çıkan küspeleri yüksek katma değerli bitkisel proteinlere dönüştürerek gıda israfını önlemeyi ve sürdürülebilir üretim modellerine katkı sunmayı amaçlıyor. BURSA (İGFA) - Bursa Teknik Üniversitesinde (BTÜ) gerçekleştirilen “Fındık Küspesi Proteinlerinin Ohmik Destekli Isıtma ile Modifikasyonu ve Yapısal-Fonksiyonel Özelliklerinin İncelenmesi” isimli proje, fındık yağı üretiminden geriye kalan küspelerin yeniden ekonomiye kazandırılmasını hedefliyor. TÜBİTAK 1002-A Hızlı Destek Programı kapsamında hayata geçirilen projenin yürütücülüğünü Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Furkan Türker Sarıcaoğlu yaparken, projede Şükran Aşgın Uzun bursiyer olarak yer alıyor. Normal şartlarda fındık yağı üretimi esnasında oluşan küspeler, genellikle düşük katma değerli alanlarda değerlendiriliyor. Ancak uzman isimler, bu yan ürünün aslında oldukça zengin bir protein kaynağı olduğunu vurguluyor. BTÜ bünyesinde yürütülen bu çalışma ile fındık küspesindeki proteinlerin özel tekniklerle ayrıştırılması ve gıda sanayisinde kullanılabilir niteliğe getirilmesi amaçlanıyor. FINDIK ATIKLARI BİTKİSEL PROTEİN KAYNAĞINA DÖNÜŞECEK Yürütülen araştırmada, fındık küspesinden elde edilen proteinlerin gıda ürünlerinde daha verimli bir şekilde kullanılabilmesi adına çeşitli işlemler uygulanacak. Bu sayede bitkisel proteinlerin çözünürlük, karışım oluşturma ve yapı iyileştirici gibi fonksiyonel özelliklerinin artırılması hedefleniyor. Projede "ohmik destekli ısıtma" teknolojisinden faydalanacaklarını belirten Doç. Dr. Sarıcaoğlu, “Bu teknoloji sayesinde protein yapısını çok daha kontrollü bir şekilde modifiye edebileceğiz” ifadelerini kullandı. GIDA ATIKLARI AZALACAK KATMA DEĞER ARTACAK Projenin tamamlanmasıyla, fındık işleme süreçlerinde ortaya çıkan yan ürünlerin çok daha etkin bir şekilde değerlendirilmesi öngörülüyor. Böylelikle hem gıda atıklarının minimize edilmesi hem de Türkiye'nin stratejik tarım ürünlerinden fındığın ekonomik değerinin yükseltilmesi hedefleniyor. Elde edilen bulguların bitki bazlı gıdaların ve alternatif protein kaynaklarının gelişimine katkı sunması, çevre dostu üretim ve sürdürülebilir gıda sistemlerini desteklemesi bekleniyor. REKTÖR ÇAĞLAR’DAN TEBRİK BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, üniversite olarak sürdürülebilirlik ve katma değerli üretim odaklı araştırmaların destekçisi olduklarını vurgulayarak, "Tarımsal üretim süreçlerinden çıkan yan ürünlerin ekonomiye kazandırılması, hem ekonomik hem de çevresel açıdan büyük bir önem arz ediyor. Akademisyenimiz tarafından yürütülen bu çalışma, atık olarak görülen bir maddenin yüksek değerli bir gıda bileşenine dönüştürülebileceğini kanıtlıyor. TÜBİTAK destekli bu projenin, gıda sektörüne ve ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ciddi katkılar sağlayacağına inanıyorum" şeklinde konuştu.

GİRESUN FINDIKTA SANAYİ LİGİNDE BÜYÜDÜ Haber

GİRESUN FINDIKTA SANAYİ LİGİNDE BÜYÜDÜ

GİRESUN FINDIKTA SANAYİ LİGİNDE BÜYÜDÜ Giresun’dan üç fındık firması Türkiye’nin İlk 500 Büyük Sanayi Kuruluşu arasına girerek kentin üretim ve ihracat gücünü yeniden gündeme taşıdı. Yavuz Gıda 180’inci, Yavuzkan Hazel 254’üncü, Ahmet Ak Gıda ise 364’üncü sırada yer aldı. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu, firmaların üretim gücü, kalite anlayışı, azimli çalışmaları ve ülke ekonomisine sağladıkları katkı nedeniyle yöneticileri, çalışanları ve emeği geçenleri kutladı. Bu başarı Giresun adına önemli bir sanayi göstergesi olurken, fındıkta asıl katma değerin hâlâ markalı son mamul tarafında yeterince büyütülemediği gerçeğini de yeniden öne çıkardı. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası, “Fındığın başkenti Giresun’umuzdan Türkiye’nin İlk 500 Büyük Sanayi Kuruluşu arasına girme başarısı gösteren” firmaları kamuoyuna duyurdu. Paylaşımda Yavuz Gıda San. Tic. A.Ş. 180’inci sıra, Yavuzkan Hazel Fındık San. Tic. A.Ş. 254’üncü sıra, Ahmet Ak Gıda Tüketim Mad. San. Paz. Ltd. Şti. 364’üncü sıra bilgisi öne çıkarıldı. GTSO Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu, başarıyı firmaların üretim kapasitesinin, kalite anlayışının, istikrarlı çalışmasının ve Türkiye ekonomisine sunduğu katkının göstergesi olarak değerlendirdi. Çakırmelikoğlu, Giresun’un adını sanayi ve ihracat alanında temsil eden firmaların yöneticilerini, çalışanlarını ve emeği geçenleri kutladı. Giresun fındık sanayisi açısından bu tablo önemli bir eşik oluşturdu. Kent, yalnızca fındık üreten bir merkez değil; fındığı kıran, işleyen, sınıflandıran, kavuran, kıyan, püre ve un haline getiren, dış pazarlara düzenli ürün gönderen bir sanayi merkezi olarak da ağırlığını artırdı. Ancak bu başarı, fındıkta uzun süredir tartışılan temel meseleyi ortadan kaldırmadı. Giresun’dan çıkan fındık, ihracat kayıtlarında işlenmiş ürün başlıkları altında yer alsa da bu ürünlerin önemli bölümü son tüketiciye ulaşan nuga, çikolata, bar, gofret ya da markalı fındık kreması değil; dünya gıda sanayisinin kullandığı yarı mamul ve ara ürün niteliği taşıyor. ÜÇ FİRMA SANAYİDE VE İHRACATTA ÖNE ÇIKTI Yavuz Gıda, Yavuzkan Hazel ve Ahmet Ak Gıda, Giresun fındık ekonomisinin farklı ölçeklerde büyüyen üç güçlü sanayi aktörü haline geldi. Bu firmalar, İSO 500 listesinde yer alarak üretimden satış gücünü gösterdi; ihracatçı birlikleri listelerinde üst sıralarda bulunarak dış pazardaki ağırlığını da ortaya koydu. Yavuz Gıda, 180’inci sırayla üç firma içinde en üst basamakta yer aldı. Firma, son yıllarda ihracatçı birlikleri listelerinde de ikinci sıraya kadar yükselerek Giresun’un en güçlü fındık ihracatçılarından biri haline geldi. Yavuzkan Hazel, 254’üncü sırayla İSO 500’de yer aldı. Firma, doğal ve işlenmiş fındıkta sahip olduğu kapasiteyle ihracat liginde uzun süredir ilk sıralardaki konumunu korudu. Ahmet Ak Gıda ise 364’üncü sırayla listeye girdi. Tirebolu merkezli firma, özellikle son beş yılda ihracat sıralamasında dikkat çekici bir yükseliş gösterdi ve ilk 10 içinde kalıcı hale geldi. SON 5 YILDA YÜKSELEN İHRACAT PERFORMANSI Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği kayıtlarında üç firmanın son beş yıllık performansı, Giresun merkezli fındık sanayisinin yalnızca üretim değil, ihracat tarafında da büyüdüğünü gösterdi. Yavuz Gıda, 2021, 2022 ve 2023 yıllarında ihracatçı birlikleri listesinde dördüncü sırada yer aldı. Firma 2024 ve 2025 yıllarında ikinci sıraya yükselerek ihracat liginde en üst basamaklardan birine yerleşti. Yavuz Gıda’nın ihracat miktarı 2021’de 15 milyon kilogram seviyesindeyken, 2024’te 29,5 milyon kilograma çıktı; 2025 yılında ise 26 milyon kilogramı aşan ihracat gerçekleşti. Değer bazında ihracat 2021’de 103 milyon dolar seviyesinden 2025’te 252 milyon doların üzerine yükseldi. Yavuzkan Hazel, 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarında üçüncü sırada yer aldı. Firma 2025 yılında dördüncü sırada bulunmasına rağmen 180 milyon doları aşan ihracat değeriyle yüksek hacimli ihracatçı konumunu korudu. Bu istikrar, Yavuzkan Hazel’in Giresun fındık sanayisindeki güçlü yerini gösterdi. Ahmet Ak Gıda’nın yükselişi daha dikkat çekici oldu. Firma 2021’de 17’nci, 2022’de 14’üncü sıradayken 2023’te 7’nci sıraya çıktı. 2024’te 6’ncı sıraya yükselen Ahmet Ak Gıda, 2025 yılında 7’nci sırada yer aldı. İhracat değerinin 2021’de 12 milyon dolar seviyesinden 2025’te 53 milyon doların üzerine çıkması, firmanın son yıllarda ciddi bir dış pazar ivmesi yakaladığını gösterdi. Yıl Yavuz Gıda Yavuzkan Hazel Ahmet Ak Gıda 2021 4. sıra 3. sıra 17. sıra 2022 4. sıra 3. sıra 14. sıra 2023 4. sıra 3. sıra 7. sıra 2024 2. sıra 3. sıra 6. sıra 2025 2. sıra 4. sıra 7. sıra İHRAÇ EDİLEN ÜRÜNLER YARI MAMUL AĞIRLIKLI Üç firmanın ihracat başarısı, fındığın kabuklu ürün olarak satılmasının ötesine geçildiğini gösteriyor. Ancak ürün çeşitleri incelendiğinde, bu kalemlerin büyük bölümünün son mamul değil, gıda sanayisinin kullandığı işlenmiş ara ürünler olduğu görülüyor. Yavuz Gıda’nın ürün gamında natürel iç fındık, kavrulmuş iç fındık, kıyılmış iç fındık, kavrulmuş fındık unu, fındık püresi ve organik fındık yer alıyor. Natürel iç fındık temel sanayi girdisi olarak kullanılıyor. Kavrulmuş fındık, çikolata ve pastacılık sanayisine uygun hale geliyor. Kıyılmış fındık, bisküvi, dondurma, şekerleme ve çikolata sektöründe değerlendiriliyor. Fındık unu ve fındık püresi ise dolgu, krem, nuga, bar ve çikolata üretiminde ara mamul olarak kullanılıyor. Yavuzkan Hazel’in ürün portföyünde doğal fındık, işlenmiş fındık, kavrulmuş fındık, kıyılmış fındık, fındık unu ve fındık ezmesi/pastası gibi kalemler öne çıkıyor. Firma, doğal ve işlenmiş fındıkta sahip olduğu kapasiteyle Avrupa başta olmak üzere uluslararası gıda sanayisine ürün sağlıyor. Ahmet Ak Gıda ise Gaffaro markasıyla natürel fındık, kavrulmuş fındık, kıyılmış fındık, fındık unu, fındık ezmesi ve endüstriyel fındık ürünleri alanında faaliyet yürütüyor. Firma, fındık kırma ve seçme hattının ötesine geçerek işlenmiş fındık ürünleriyle ihracat pazarında büyüdü. Firma Öne çıkan ihracat ürünleri Ürün niteliği Yavuz Gıda Natürel iç fındık, kavrulmuş iç fındık, kıyılmış fındık, fındık unu, fındık püresi, organik fındık İşlenmiş ara ürün / yarı mamul Yavuzkan Hazel Doğal fındık, işlenmiş fındık, kavrulmuş fındık, kıyılmış fındık, fındık unu, fındık ezmesi/pastası İşlenmiş ara ürün / yarı mamul Ahmet Ak Gıda Natürel fındık, kavrulmuş fındık, kıyılmış fındık, fındık unu, fındık ezmesi, endüstriyel ürünler İşlenmiş ara ürün / yarı mamul Bu ürünler kabuklu fındığa göre daha ileri işleme düzeyini temsil ediyor. Ancak son tüketiciye doğrudan sunulan markalı çikolata, nuga, bar, gofret, fındık kreması veya paketli nihai ürün kategorisine sınırlı ölçüde karşılık geliyor. İŞLENMİŞ ÜRÜN İHRACATI BAŞARI, SON MAMUL EKSİKLİĞİ SORUN Giresunlu firmaların işlenmiş fındık ihracatı yapması önemlidir. Fındığın kırılması, kavrulması, kıyılması, un ve püre haline getirilmesi; kabuklu ürün satışına göre daha yüksek sanayi kapasitesi ve daha güçlü teknik altyapı gerektirir. Bu nedenle Yavuz Gıda, Yavuzkan Hazel ve Ahmet Ak Gıda’nın başarısı şehrşmiz adına sevindiricidir. Fakat ihracat kalemlerinin işlenmiş ürün olarak görünmesi, Giresun’un fındıkta nihai katma değeri aldığı anlamına gelmez. Natürel iç fındık, kavrulmuş fındık, kıyılmış fındık, fındık unu ve fındık püresi çoğu zaman başka ülkelerdeki büyük gıda şirketlerinin üretim hatlarına giriyor. Bu ürünler çikolata, nuga, gofret, bar, dolgu kreması ve sürülebilir fındık kremasına dönüştüğünde asıl marka değeri başka şirketlerin hanesine yazılıyor. Türkiye’nin ve Giresun’un ürettiği fındık, dünya pazarında çoğu zaman büyük markaların nihai ürünlerinde daha yüksek fiyatla tüketiciye ulaşıyor. Türkiye ise kendi fındığından üretilen bu ürünleri, Nutella benzeri küresel markaların mamulü olarak raflarda izlemeye devam ediyor. GİRESUN FINDIĞI DÜNYA SANAYİSİNİN GİRDİSİ OLMAKTAN ÇIKMALI Giresun kalite fındığı, sıradan bir hammadde değildir. Kentin eğimli ve parçalı arazilerinde, yüksek işçilik maliyetiyle, büyük ölçüde insan emeğine dayalı biçimde üretilen fındık; aroma, kalite ve coğrafi değer bakımından ayrı bir konuma sahiptir. Bu ürünün yalnızca tonaj, ihracat sırası ve ara mamul satışı üzerinden değerlendirilmesi Giresun’un gerçek potansiyelini daraltıyor. Bugün üç firmanın İSO 500’de yer alması ve ihracat listelerinde üst sıralarda bulunması Giresun adına güçlü bir başarıdır. Ancak bu başarının yeni bir sanayi ve marka hamlesiyle tamamlanması gerekir. Giresun’un fındıkta yeni hedefi, dünya gıda sanayisine yalnızca kaliteli ara ürün vermek değil; kendi markalı çikolatasını, kendi nugasını, kendi barını, kendi fındık kremasını ve kendi paketli ürünlerini dünya raflarına koymak olmalıdır. BAŞARI TAKDİR EDİLMELİ, KATMA DEĞER TARTIŞMASI BÜYÜTÜLMELİ Yavuz Gıda’nın 180’inci, Yavuzkan Hazel’in 254’üncü, Ahmet Ak Gıda’nın 364’üncü sırada yer alması Giresun ekonomisi için önemli bir başarıdır. Bu sonuç, firmaların üretim gücünü, dış pazar bağlantılarını, kalite süreçlerini ve sanayi kapasitesini gösteriyor. Giresun’un adını Türkiye’nin büyük sanayi kuruluşları arasında duyuran bu firmaların yöneticileri, çalışanları ve üretim zincirinde emeği bulunan herkes bu başarıda pay sahibidir. Ancak fındıkta yeni dönemin tartışması yalnızca sıralama başarısıyla sınırlı kalamaz. Giresun fındığı, dünya sanayisine ara ürün olarak giden bir değer olmaktan çıkıp markalı son mamul olarak dünya raflarında yer aldığında gerçek katma değer büyüyecektir. Giresun bugün fındıkta üretici kenttir, sanayi kentidir, ihracat kentidir. Bundan sonraki eşik, Giresun’un aynı zamanda güçlü bir marka ve nihai ürün kenti haline gelmesidir.

Google ve Bakanlıktan 'herkes için yapay zeka' hamlesi... Haber

Google ve Bakanlıktan 'herkes için yapay zeka' hamlesi...

Google ve T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ortaklığıyla geliştirilen “Herkes İçin Yapay Zeka” platformu tanıtımını gerçekleştirdi. Projenin 2035 yılına dek Türkiye ekonomisine yıllık 96 milyar dolara varan bir katkı sağlaması bekleniyor. ANKARA (İGFA) -Google ile T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Türkiye'de yapay zeka yetkinliklerini yaygınlaştırmak ve sosyo-ekonomik gelişimi güçlendirmek hedefiyle “Herkes İçin Yapay Zeka” platformunu devreye aldı. Türkiye Yapay Zeka Zirvesi'nde imzalanan iş birliği protokolü ile duyurulan platformun, Public First'in analizlerine göre 2035 yılına kadar Türkiye'nin gayrisafi yurt içi hasılasına (GSYİH) yıllık 96 milyar dolara kadar ek katkı sağlayacağı öngörülüyor. Yapılan araştırmalar, halkın yüzde 73'ünün Türkiye'nin yapay zeka alanında öncü bir ülke olmasını stratejik bir öncelik olarak değerlendirdiğini gösteriyor. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Google tarafından hazırlanan platformun, Ulusal Yapay Zeka Vizyonu ile uyumlu olduğu ve hem kamu hem de özel sektörün dijital dönüşüm süreçlerini desteklemeyi amaçladığı kaydedildi. Projenin aynı zamanda “Kamu için Yapay Zeka” rehberiyle paralel bir yapı sunduğu belirtildi. Bakanlık tarafından yapılan bilgilendirmede, Türkiye'nin yapay zeka döneminde sadece teknoloji kullanan değil, aynı zamanda katma değer yaratan bir konuma gelmesinin hedeflendiği vurgulandı. Açıklamada, nitelikli insan kaynağının artırılmasının ve yapay zeka okuryazarlığının tabana yayılmasının stratejik önem taşıdığı ifade edildi. Google Türkiye yetkilileri ise platformun odağına teknolojiyi değil, insanı aldıklarını belirterek; öğrencilerin, girişimcilerin, iş gücünün ve kamu personellerinin yapay zeka yeteneklerinin geliştirileceğini bildirdi. Ücretsiz olarak erişime açılan platformda, 16 farklı kategoride 7 bin dakikayı aşan eğitim materyali bulunuyor. Eğitim içerikleri; temel yapay zeka bilgilerinden yazılım geliştirme süreçlerine, işletme çözümlerinden kamu sektörü uygulamalarına kadar geniş bir alanı kapsıyor. Program dahilinde kullanıcılar; “Yapay Zeka Öğrenenler”, “Yapay Zeka Uygulayıcıları” ve “Yapay Zeka Yenilikçileri” şeklinde belirlenen üç ayrı seviyede eğitim alabilecek. Google’ın Türkiye’deki 20. yılına özel olarak duyurulan bu proje, şirketin ülkedeki dijital dönüşüm stratejilerinin ve yatırımlarının önemli bir parçası olarak görülüyor. Platforma erişim sağlamak için tıklayabilirsiniz

OSORNO FINDIKTA KÜRESEL MERKEZ OLUYOR Haber

OSORNO FINDIKTA KÜRESEL MERKEZ OLUYOR

ŞİLİ'DE DÜNYANIN EN GÜNEY FINDIK İŞLEME TESİSİ AÇILDI Dünyanın güney Avrupa'da fındığı işleme tesisi Şili'nin Osorno'da açıldı. OSORNO FINDIKTA KÜRESEL MERKEZ OLUYOR Tesis, Los Lagos ve Los Ríos bölgelerinden gelen fındığı işleyecek. Kurutma, kırılma, kabuktan ayırma, seçme ve ihracata hazırlık aynı merkezde yapılıyor. Şili'nin Los Lagos Bölgesi'ne bağlı Osorno Avrupa'nın fındığı için dünyanın en güneydeki işleme tesisini faaliyete soktu Nefuen ve Grupo Hijuelas tarafından kurulan tesis, Los Lagos ve Los Ríos bölgelerinde üretilen fındığı kurutma, kalibre etme, kırma, kabuktan ayırma, seçme ve ihracata hazırlama süreçlerinden gerçekleştirilecek. GÜNEY ŞİLİ FINDIKTA SANAYİ HAMLESİ YAPTI Şili, Avrupa fınladığında üretimden işleme ve ihracata uzanan zinciri güçlendiren yeni bir yatırımı devreye aldı. Los Lagos Bölgesi'nin Osorno'da konuşabilen Las Quemas sektöründe faaliyet gösteren tesisi, Avrupa'nın fındığı alanda dünyanın en güneyindeki işleme sıcaklığı olarak kayıtlara geçti. Tesis, Nefuen ve Grupo Hijuelas'ın yatırımıyla faaliyete geçti. Açılışa ulusal ve yerel yönetimler, tarım sektörü temsilcileri, kuru meyve endüstrisinin aktörleri ve üretici çevreleri katıldı. Yeni tesis, Şili'nin Avrupa fındığında yalnızca üretici ülke değil; işleyen, sınıflandıran, katma değer oluşturan ve ihracata hazırlayan ülke olma hedefini güçlendirdi. FINDIK TEK MERKEZDE İŞLENECEK Osorno'daki tesis, Los Lagos ve Los Ríos bölgelerinde üretilen Avrupa fındığını işleyecek. Ürünler kabul edilecek, temizlenecek, yıkanacak, kurutulacak, kabuklu fındık serilenecek, ardından kırma ve kabuktan ayırma aşamalarından geçirilecek. Son aşamada iç fındık seçilecek, yeniden sınıflandırılacak ve yüksek standart isteyen sanayi pazarlarına ihracat için hazırlanacak. Tesis; alma, yıkama, kurutma, iklimlendirme, kırma, kabuktan ayırma, seçme ve ihracata hazırlık süreçlerini aynı hatta topluyor. KABUKLU FINDIKTAN KATMA DEĞERLİ İHRACATA GEÇİŞ Avrupa fındığında uluslararası pazarın talebi, ürün yalnızca kabuklu şekilde kapsamıyla sınırlı değildir. Sanayi alıcıları, özellikle çikolata, makarna, ezme, yağ, un, aroma ve seçeneklerin üretimi için iç fındıkta Kalibre, kalite, görünüm, sertifikasyon ve düzenli tedarik istiyor. Bu nedenle Osorno'daki yeni tesis, Şili'nin fındığının pazara daha profesyonel hazırlanmasını sağlayacak. Ürün artık bölgede işlenerek daha yüksek katma değerle ihracat zincirine giriyor. Tesisin temel hedefi, Güney Şili'de üretilen fındığı ham ürün sağlamakta olup sanayi pazarının kalitesini ihracata hazır ürüne dönüştürmektir. ŞİLİ 2035 HEDEFİNİ BÜYÜTÜYOR Grupo Hijuelas Başkanı Gaspar Goycoolea, Los Lagos Bölgesi'nde 12. yılda başarının elde edildiğini vurguladı. Goycoolea, Şili'nin bugün Güney Yarımküre'nin en büyük Avrupa fındığı büyüme gösterdiğini ve mevcut büyüme temposunun korunması halinde ülkede 2035'e doğru dünya hedefiyle güçlenebileceğini belirtti. Bu hedef, yalnızca dikim depolama, genetik, üretim, işleme, sertifikasyon, ticaret ve ihracat zincirinin aynı stratejisi içinde geliştirilebilir. Osorno'daki tesis, Şili'nin fındıkta küresel oyuncu olma hedefinin üretim ayağını sanayi ve nakliye hizmetleriyle birleştiren kritik yatırımlardan biri oldu. GRUPO HIJUELAS VE NEFUEN İŞLEME ZİNCİRİNE GİRDİ Tesis, Grupo Hijuelas ve Nefuen için yeni bir ticari aşamayı başlattı. Grup, daha önce doğrudan yer almadığı işleme ve pazarlama alanına bu yatırımla girdi. Nefuen ve Grupo Hijuelas, üretim zincirinde işleme ve pazarlama aşamasına daha güçlü bir biçimde girdi. Grupo Hijuelas CEO'su Juan Ignacio Goycoolea Sone, finansal şirket açısından özel bir anlam taşıdığını, çünkü grup ve Nefuen'in tedarik zincirinde daha önce doğrudan tamamlanmadan bir aşamaya geçtiğini belirtti. Bu adım, Avrupa fındığında üretimden nihai pazara kadar daha fazla değerde Şili'de kalmasını sağlayacak bir modelin parçası olarak öne çıktı. TEKNOLOJİ ŞİLİ, ALMANYA, HOLLANDA VE ABD BİLGİSİYLE KURULDU Yeni durumdaki durumda Şili, Almanya, Hollanda ve ABD'den gelen bilgi ile teknoloji rekoru kırdı. Açıklanan bilgilere göre tesis, Avrupa fındığında pazarın standardı, sunum, kalite ve sertifikasyon koşulları cevap verecek şekilde tasarlandı. Tesisin profesyonel hale getirip genişletilebilecek alanları olacak: Ürün kabul ve temizlik süreci daha kontrollü yürütülecek. Kurutma ve nem yönetimi daha standart hale gelecek. Kabuklu ayarı daha hassas şekilde yapılır. Kırma ve kabuktan ayırma işlemi daha hızlı ve verimli ilerleyecek. İç nakit seçimi, sonuçları ve ihracat hazırlığı sanayi alıcılarının beklentilerine göre yapılacak. Sertifikasyon, ambalaj, dağıtım ve ihracat pazarlarının taleplerine daha uygun hale gelecek. KAPASİTEDE BÜYÜK SIÇRAMA Tesisin yıllık olarak saklanması ile ilgili kamuya açık kaynaklarda net tonaj açıklanmadı. Ancak Nefuen ve Grupo Hijuelas'ın verilerinin karşılaştırmalı bilgileri, kapasitedeki sıçramayı ortaya koydu. Şili, Avrupa fındığında 2035'e doğru dünya odaklı hedefini teknoloji, işleme ve ihracat yapmakla birlikte başardı. Nefuen ve Grupo Hijuelas Direktörü Jorge Mohr, 2018'de şirketin ilk ihracatında 8 tonluk fındığın küçük bir makineyle yaklaşık bir bucuk ayda işlendiğini, yeni sıcaklıkta aynı miktarın tek vardiyada işleyebileceği aşamaya geldiğini açıkladı. Açıklanan bu veri, yalnızca yeni bir bina değildir; işleme hızı, verimlilik ve çalışma görünümü Güney Şili fındık bölümü için ciddi bir kapasite artışının geldiğini gösteriyor. NEFUEN'İN KÖKLERİ 2002'YE UZANIYOR Nefuen'in Avrupa'nın fındığı geçmişi 2002 yılına kadar uzanıyor. Mohr ailesi, o yıl bölgedeki ilk bahçeleri kurdu. Daha sonra uluslararası olarak birleşerek ABD'deki Oregon State Üniversitesi ile bağlantılı genetik çalışmalar ve Amerikan serisinin bölgeye uyarlanması üretimdeki gelişmelerde etkili oldu. Şirket, 2018'de Osorno'dan ilk ihracatını gerçekleştirdi. Bölgedeki Avrupa'nın fındığı üretim ve ihracat, sonraki yıllarda hızla büyüdü. TESİS KİME AİT? Kamuya açık kaynaklarda tesis, Nefuen ve Grupo Hijuelas ortaklığıyla hayata geçirilen bir yatırım olarak yer alıyor. Nefuen Trading Chile SpA'nın Avrupa'da işlenip ihraç edilmeyen şirket olduğu; Mohr ve Goycolea ailelerinin girişimiyle belirtiliyor. Nefuen ve Group'un yeni üretim, kurutma, kalibrasyon, çıkarma ve çeşit seçimi seçenekleri içeriyor ve Güney Şili'deki bu endüstrinin gelişmeleri güçleniyor. Grupo Hijuelas ise bitki üretimi, genetik, yönetim teknoloji ve üretim zinciri faaliyet faaliyetlerini bu yatırımla işleme ve pazarlama aşamasına taşıdı. GÜNEY ŞİLİ'DE FINDIK İÇİN YENİ MERKEZ Osorno'daki tesis, Güney Şili'nin fındık üreticisi bir alanla sınırlı kalmayacağını gösterdi. Los Lagos ve Los Ríos bölgelerinde büyüyen üretim, artık daha güçlü bir birleştirmeyle desteklenecek. Bu yatırım, Şili'nin fındığını dünya pazarında daha güçlü konumlandırırken, Türkiye ve özellikle Giresun açısından da dikkatle yetiştirilmesi gereken bir gelişme ortaya koyuyor. Küresel fiyat rekabeti artık yalnızca üretim miktarıyla değil; işleme kapasitesi, kalite standardı, sertifikasyon, katma değeri, marka gücü ve pazara hazır ürün sunabilme yeteneğiyle şekilleniyor. Şili'nin Osorno hamlesi, fındıkta yeni rekabet döneminin üretimden çok daha geniş bir sanayi ve ihracat stratejisiyle yürüdüğünü gösterdi. Kaynak: https://redagricola.com/inauguran-la-planta-de-procesamiento-de-avellano-mas-austral-del-mundo/?fbclid=IwY2xjawSRak9leHRuA2FlbQIxMQBzcnRjBmFwcF9pZBAyMjIwMzkxNzg4MjAwODkyAAEeW6uCD6Gx0A6akt7luZc953-5GaDhVdvWm8cVjRmX9R9Ldngx6Km_XJr2VZY_aem_edsrzCIlhRxx1ErRoArXRQ

KARADENİZ FIRTINASI GİRESUN’UN YERLİ ÜRETİM GÜCÜNÜ GÖSTERDİ Haber

KARADENİZ FIRTINASI GİRESUN’UN YERLİ ÜRETİM GÜCÜNÜ GÖSTERDİ

HOYDİ 28’DEN FINDIĞA KATMA DEĞER: KARADENİZ FIRTINASI GİRESUN’UN YERLİ ÜRETİM GÜCÜNÜ GÖSTERDİ Giresunlu girişimci Ayhan Akten’in markası Hoydi 28 Fındık, Giresun fındığını ham ürün olmaktan çıkarıp katma değerli ürünlere dönüştüren yerli üretim modeliyle dikkat çekiyor. Markanın “Karadeniz Fırtınası” ürünü, fındığın doğru işlendiğinde şehir ekonomisine, yerel markalaşmaya ve üreticinin emeğinin değer kazanmasına nasıl katkı sunabileceğini gösteren örneklerden biri oldu. GİRESUN FINDIĞINI MARKALI ÜRÜNE DÖNÜŞTÜREN YERLİ GİRİŞİM Giresun’un en güçlü tarımsal değeri olan fındık, uzun yıllardır bölge ekonomisinin ana omurgasını oluşturuyor. Ancak fındığın gerçek ekonomik karşılığı, yalnızca ham ürün olarak pazara sunulduğunda sınırlı kalıyor. Bu nedenle fındığın işlenmesi, paketlenmesi, markalaştırılması ve tüketiciye farklı ürün seçenekleriyle ulaştırılması Giresun için stratejik önem taşıyor. Ayhan Akten’in sahibi olduğu Hoydi 28 Fındık, bu anlayışla Giresun fındığını yalnızca iç fındık veya kabuklu fındık olarak değil; fındık ezmesi, fındıklı atıştırmalıklar, özel tatlılar, hediyelik ürünler ve yenilikçi lezzetlerle tüketiciye sunuyor. Marka, yerel üretimi şehir dışına taşıyan ve Giresun fındığını farklı pazarlarda görünür kılan çalışmalarıyla öne çıkıyor. KARADENİZ FIRTINASI YOĞUN İLGİ GÖRDÜ Hoydi 28’in dikkat çeken ürünlerinden biri olan Karadeniz Fırtınası, fındık ezmesiyle hazırlanan özel bir ürün olarak tüketiciyle buluştu. Ürün, sade içeriği, yoğun fındık tadı ve yerel kimliğiyle kısa sürede ilgi gördü. Daha önce yayınlanan bilgilere göre Karadeniz Fırtınası, unsuz, glutensiz, glikozsuz, katkısız ve yüzde yüz fındık ezmesiyle hazırlanan yapısıyla öne çıktı. Bu özellikleri, ürünü yalnızca klasik bir atıştırmalık olmaktan çıkararak doğal ve sağlıklı ürün arayan tüketicilerin de ilgisini çeken bir yerli üretim örneğine dönüştürdü. Ürüne yönelik talep kısa sürede arttı. Daha önce kamuoyuna yansıyan bilgiler, Karadeniz Fırtınası’nın farklı illerdeki satış noktalarına ulaştığını ve artan ilginin üretim kapasitesini büyüttüğünü gösterdi. FINDIĞA EMEK, MARKA VE KATMA DEĞER EKLENİYOR Giresun fındığının değerinde satılması için yalnızca rekolte ve piyasa fiyatı yeterli değil. Fındığın daha güçlü ekonomik değer oluşturabilmesi için ürün haline getirilmesi, marka kimliği kazanması ve tüketiciye güven veren bir ambalajla sunulması gerekiyor. Hoydi 28’in ortaya koyduğu model bu açıdan önem taşıyor. Fındık, bu üretim anlayışıyla yalnızca kilo hesabıyla satılan bir tarımsal ürün olmaktan çıkıyor; adı, hikâyesi, ambalajı, lezzeti ve yerel kimliği olan bir ürüne dönüşüyor. Fındık ezmesi, fındıklı kurabiye, yöresel tatlılar, hediyelik paketler ve özel ürünler, ham fındığın üzerine emek, üretim bilgisi, tasarım ve pazarlama gücü ekliyor. Bu da fındığın tüketiciye daha yüksek değerle ulaşmasını sağlıyor. ŞEHİR EKONOMİSİNE DOĞRUDAN KATKI Yerli markaların güçlenmesi, Giresun ekonomisi için yalnızca ticari bir başarı anlamına gelmiyor. Bu tür girişimler üretimden paketlemeye, satıştan dağıtıma, tanıtımdan istihdama kadar birçok alanda şehir ekonomisine hareket kazandırıyor. Hoydi 28’in ürün çeşitliliği ve satış ağı, Giresun fındığının şehir dışındaki tüketiciyle daha güçlü bağ kurmasını sağlıyor. Ürünlerin farklı illerde raflara girmesi, Giresun adının ve Giresun fındığının daha geniş pazarlarda tanınmasına katkı sunuyor. Bu süreçte kazanan yalnızca marka olmuyor. Fındığın işlenerek satılması, şehirde üretim kültürünü güçlendiriyor; yerel işletmelere örnek oluşturuyor; genç girişimcilere fındık üzerinden yeni iş modelleri kurulabileceğini gösteriyor. YERLİ MARKALARI SAHİPLENMEK GELECEK İÇİN ÖNEMLİ Bugünün ekonomisinde yalnızca üretmek yeterli değil. Üretilen ürünü işlemek, markalaştırmak, doğru anlatmak ve pazara güçlü şekilde sunmak gerekiyor. Yerli üretim gücü zayıf olan şehirlerin ve toplumların rekabet etmesi giderek zorlaşıyor. Giresun gibi fındıkla anılan bir şehirde asıl mesele, fındığın dünya çapında bilinen bir tarım ürünü olmasının ötesine geçmektir. Giresun fındığı, daha fazla yerli markayla, daha fazla işlenmiş ürünle ve daha güçlü pazarlama diliyle değer kazanmalıdır. Hoydi 28’in Karadeniz Fırtınası ürünü bu açıdan yalnızca yeni bir lezzet değil, yerli üretim adına doğru kurulmuş bir örnektir. Giresun fındığının kalitesini, şehir kimliğini ve üretim becerisini aynı üründe buluşturan bu yaklaşım, takdiri hak ediyor. GİRESUN FINDIĞI İÇİN DOĞRU YÖN: ÜRET, İŞLE, MARKALAŞTIR Giresun’un geleceğinde fındık yine belirleyici olacak. Ancak bu geleceği güçlü kılacak olan, fındığın sadece dalından toplanıp piyasaya verilmesi değil; işlenmesi, markalaştırılması ve katma değerli ürüne dönüştürülmesidir. Ayhan Akten ve Hoydi 28 Fındık’ın ortaya koyduğu çalışma, Giresun’da yerli markaların desteklenmesi gerektiğini bir kez daha gösterdi. Karadeniz Fırtınası gibi ürünler çoğaldıkça, fındığın değeri daha görünür hale gelecek; şehir ekonomisi daha güçlü bir üretim zemini kazanacak; Giresun’un adı yerli ve kaliteli ürünlerle daha geniş kitlelere ulaşacaktır. Giresun fındığına değer katan, yerli üretimi büyüten ve şehir ekonomisine katkı sunan bu girişim tebriki hak ediyor. https://www.hoydi28findik.com/

Kurban Derilerini Ekonomiye Kazandıralım Çağrısı Haber

Kurban Derilerini Ekonomiye Kazandıralım Çağrısı

Kurban Bayramı yaklaşırken, Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Halil Gündoğdu, kurbanlık hayvan derilerinin ekonomiye kazandırılması için önemli bir çağrıda bulundu. Ege İhracatçı Birlikleri'nde bir basın toplantısı gerçekleştiren Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Halil Gündoğdu, bayram dönemindeki hatalı kesim ve muhafaza işlemleri sebebiyle yüz binlerce derinin ziyan olduğunu ifade ederek, hammaddenin deri sektörünün sürdürülebilir üretim zinciri için taşıdığı kritik öneme vurgu yaptı. 10 milyon çift ayakkabı ve 3 milyon çanta üretilebilecek deri israf oluyor Son yıllarda Kurban Bayramı süresince yanlış deri yüzme işlemleri ve tuzlama eksikliği nedeniyle yaklaşık 500 bin büyükbaş hayvan derisinin heba edildiğine dikkat çeken Gündoğdu; “Kaybedilen bu derilerle yaklaşık 10 milyon çift ayakkabı ile 3 milyon kadın çantası imal edilebilirdi. Ayrıca jelatin ve kolajen sanayisinde de ciddi hammadde kayıpları yaşanıyor. Deri sektörü için ayrıca hayvan kesimi yapılmıyor; gıda amacıyla tüketilen hayvanların yan ürünleri sürdürülebilir bir yaklaşımla ekonomiye dahil ediliyor. Bu yönüyle sektörümüz, güçlü bir döngüsel ekonomi örneği sergiliyor” dedi. Kurban derilerinin korunması için alınması gereken önlemleri detaylandıran Gündoğdu şöyle devam etti; “Kurban derilerinin toplanması konusunda yerel yönetimler ve STK’lar aktif hale getirilmeli. Kurbanlık hayvan satıcılarının koyun başına 2 kilogram, büyükbaş hayvan başına ise 6 kilogram kaba tuzu alıcılara teslim etmesi zorunlu kılınmalı. Kesimi yapacak kasaplar için bilgilendirme notları hazırlanması büyük önem taşıyor. Deri yüzme teknikleri, bağırsak temizliği, tuzlama ve saklama koşullarında standart uygulamalar yaygınlaşmalı. Bu noktalara dikkat edildiğinde kurban derileri ekonomiye yeniden kazandırılır.” EDMİB sahaya iniyor 2026-30 döneminde Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği'nin, sektörün ihracat kapasitesini yükseltmek adına fuar ve ticaret heyeti organizasyonlarına hız kesmeden devam edeceğini belirten Halil Gündoğdu, Deri ve Deri Mamulleri Sektör Kurulu ile koordineli şekilde geniş kapsamlı bir yol haritası hazırladıklarını bildirdi. Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği’nin uzun süredir Türkiye Milli Katılım Organizasyonu'nu yürüttüğü Expo Riva Schuh & Garda Bags Fuarı’na 13-16 Haziran 2026 tarihlerinde 35 firma ile katılım için hazırlıkları tamamladıklarını ifade eden Gündoğdu; “Yunanistan Atina Sektörel Ticaret Heyeti’nin ikincisini 21-24 Eylül 2026 tarihlerinde gerçekleştireceğiz. 2025 yılındaki ilk Atina heyetimiz 17 firmanın katılımıyla başarıyla tamamlanmıştı. 2026 yılında ise Kanada/Montreal ve ABD/New York sektör ticaret heyetlerine EDMİB üyesi firmalarımız katılacak” şeklinde konuştu. Gündoğdu, MIPEL Saraciye Fuarı’na 2027 yılının şubat ayında üçüncü kez milli katılım organizasyonu düzenleneceğini, Ocak 2027’de ise İzmir Leather & More Deri Konfeksiyon Fuarı’nın sektör paydaşlarını bir araya getireceğini duyurdu. İhracatın tabana yayılması hedefleniyor Bölgeden yapılan deri ve deri mamulleri ihracatının yüzde 65’inin 350 aktif firma arasından yalnızca 31 firma tarafından gerçekleştirildiğine değinen Gündoğdu, sektörün kalıcı büyümesi için ihracatın daha geniş bir tabana yayılmasının şart olduğunu vurguladı. Bu hedef doğrultusunda saha çalışmalarına başladıklarını kaydeden Gündoğdu, öncelikle deri ve kürk konfeksiyon firmalarının ziyaret edildiğini belirtti. Gelecek dönemde tüm alt sektörlerde ve EDMİB’in faaliyet gösterdiği illerde üye firmalarla düzenli istişare toplantıları yapılacağını ifade eden Gündoğdu, firmalardan gelecek taleplerle şekillenecek fuar, heyet, eğitim ve kümelenme projelerinin ihracata ciddi katkı sunacağını belirtti. Deri OSB sektöre sürdürülebilirlik altyapısı kazandıracak İzmir’de hayata geçirilmesi planlanan Deri ve Deri Mamulleri Organize Sanayi Bölgesi’nin sektör için stratejik bir vizyon projesi olduğunu dile getiren Halil Gündoğdu, projenin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı hedefleriyle uyumlu olarak ilerlediğini söyledi. Modern organize sanayi bölgesinin istihdam olanaklarını artıracağını, nitelikli ara eleman sürekliliğine katkı sağlayacağını ve sürdürülebilirlik altyapısını güçlendireceğini belirten Gündoğdu, projenin İzmir’in çevreci üretim imajına da önemli değer katacağını vurguladı. Finansmana erişim ve döviz dönüşüm desteği çağrısı Deri ve deri mamulleri sektörünün yüksek katma değer üreten stratejik alanlardan biri olduğuna işaret eden Gündoğdu, özellikle deri ve kürk konfeksiyon kaleminde birim ihracat değerinin Türkiye ortalamasının yaklaşık 130 katına çıktığını ifade etti. Kaliteli girdi ihtiyacı, uzun üretim süreçleri ve küresel moda trendlerine hızlı uyum gerekliliğinin işletme sermayesi ihtiyacını artırdığını kaydeden Gündoğdu, sektörün küresel rekabette var olabilmesi için finansman kanallarının açık kalmasının hayati olduğunu belirtti. Gündoğdu, ihracatçıların üzerindeki finansal yükün hafifletilmesi amacıyla Merkez Bankası döviz dönüşüm desteği prim oranının yüzde 10 seviyesine çıkarılması ve uygulamanın yıllık olarak uzatılması gerektiğini sözlerine ekledi. Onay: “Türkiye, dünya devlerinin en tedarik alternatifi haline geldi” 2026 yılı itibarıyla Körfez bölgesi odaklı tedarik zincirindeki aksamalar ve artan küresel lojistik maliyetler sonucunda, coğrafi yakınlığı ve esnek üretim modeliyle Türkiye’nin dünya devleri için yeniden en güçlü alternatif olduğu bilgisini paylaşan Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkan Yardımcısı Erhan Onay, bu potansiyelin ihracat rekoruna dönüşmesi için özellikle ayakkabı yan sanayisindeki maliyet baskılarının azaltılması gerektiğine vurgu yaptı. “Taban, ökçe, toka ve özel kimyasallar gibi temel yan sanayi girdileri üzerindeki ek korumacı vergiler ve katı gümrük barajları, nihai ürünün dünya piyasalarındaki rekabet gücünü olumsuz etkilemektedir” diyen Onay; “Türkiye'nin bu fırsatı değerlendirmek adına acilen yerli üretimi yetersiz olan yan sanayi girdilerindeki gümrük duvarlarını esnetmesi, üreticinin hammaddeye dünya fiyatlarıyla ulaşmasını sağlaması ve ihracatçıyı döviz kuru baskısından kurtaracak dinamik teşvikleri devreye alması gerekir. Maliyet yapısındaki bu kamu iyileştirmeleri hızla yapılmazsa, siparişlerin daha düşük maliyetli ülkelere kayması kaçınılmaz olacaktır” şeklinde konuştu. Bozkurt; “Katma değerli ürün ihracatında Türkiye ortalamasını ikiye katladık” Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Nagihan Bozkurt, Ege Bölgesi’nin deri ve deri mamulleri ihracatının yüzde 65’inin Avrupa Birliği pazarına yapıldığını ve kilogram başı ihracat değerinde öncü olduklarını belirterek, ayakkabı grubunda Ege Bölgesi’nin 24,77 dolarlık kilogram başı ihraç fiyatıyla Türkiye ortalamasını ikiye katladığını vurguladı. Ayakkabı ihraç fiyatındaki bu seviyeyi, bölgenin kaliteli ve katma değerli üretim kapasitesinin bir kanıtı olarak gören Bozkurt sözlerini şöyle tamamladı; “Bu nedenle, rotamızı alım gücü yüksek olan müreffeh pazarlara daha güçlü çevirmek istiyoruz. Mevcut pazarlarımızı korurken küresel dalgalanmalardan etkilenmemek için İskandinav ülkeleri, ABD ve Kanada gibi pazarlarda çeşitliliğe gitmek bir zorunluluktur. Bu coğrafyalardaki etkinliklere Ege'den aktif katılım sağlamayı hedefliyoruz. Prestijli fuarları takip ederek ve ticaret heyetleri düzenleyerek bağlarımızı güçlendirmeyi, lokomotif sektörümüz olan ayakkabıdaki ihracat başarısını çok daha yukarı taşımayı amaçlıyoruz.” Gürkan: “Çalışmalarımızın odağına sürdürülebilirliği alıyoruz” Türkiye’nin, dünyanın sürdürülebilirlik politikalarıyla kendi küresel geçiş süreçlerini karşılaştırarak gerçekçi adımlar atması gerektiğini belirten Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği Denetim Kurulu Üyesi Gizem Dönmez Gürkan, ihracatçıların küresel ticarette güçlü konumlanmaları için adil, şeffaf ve geleceğe karşı sorumlu iş modelleri geliştirmek adına tüm çalışmalarının merkezine sürdürülebilirliği koyduklarını aktardı. Derinin çevreyi kirlettiği yönündeki düşüncenin sektöre karşı bir önyargı olduğunu ifade eden Gürkan; “Bugün hem tüketiciler hem de büyük markalar sürdürülebilir ürünleri tercih ediyor. Bu talepleri karşılayıp yeni pazar fırsatları yaratmak için sürdürülebilir olmak zorundayız. Sektörümüzde Leather Working Group sertifikalarına sahip birçok başarılı firmamız var. Teknolojik altyapımız ve insan kaynağımızla yeşil dönüşümü gerçekleştirebileceğimize inanıyoruz. Yurt dışı fuarlarda sosyal uygunluk sertifikalarının şart koşulduğu günümüzde, firmalarımızın kurumsal ve çevresel dönüşümü hızlandırması geleceğimize ışık tutacaktır. Bu dönemde de üye firmalarımızın farkındalığını artıracak adımlar atmayı planlıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TARIM VE GIDA SEKTÖRÜNDE 5,3 MİLYAR DOLARLIK DÖNÜŞÜM HAMLESİ Haber

TARIM VE GIDA SEKTÖRÜNDE 5,3 MİLYAR DOLARLIK DÖNÜŞÜM HAMLESİ

TÜRKİYE TARIM VE GIDA SEKTÖRÜNDE 5,3 MİLYAR DOLARLIK DÖNÜŞÜM HAMLESİ Türkiye, tarım ve gıda sektöründe üretim, işleme, pazarlama ve istihdam zincirini güçlendirecek yeni finansman modelini devreye alıyor. Dünya Bankası kaynaklı proje kapsamında 10 yılda 5,3 milyar dolarlık finansman paketi planlandı; ilk 750 milyon dolar 2026 yılında girişimcilerin kullanımına açılacak. TARIMDA YATIRIMLAR DA PLANLAMA KAPSAMINA ALINIYOR Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi, tarımsal üretimin yalnızca tarlada değil, sanayi ve pazarlama aşamalarında da planlı biçimde değerlendirilmesini hedefliyor. Proje, çiftçilerin ürünlerini pazarlama sorunu yaşamadan doğru bölgelerde, uygun sanayi tesislerinde işlenebilecek bir yapıya kavuşturulmasını amaçlıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü Programı’nda yaptığı açıklamada projenin bu yıl içinde başlatılacağını duyurdu. Yeni modelle tarım ve gıda alanında yatırım yapmak isteyen girişimcilerin finansmana erişimi kolaylaştırılacak. YATIRIM TUTARININ YÜZDE 80’İNE KADAR DESTEK Proje kapsamında yatırım tutarının yüzde 80’ine kadar geri ödemeli finansman ve kredi garanti sistemi desteği sağlanacak. İşletmelere 24 ay geri ödemesiz, 7 yıla kadar vadeli ve proje büyüklüğüne bağlı olarak 10 milyon dolara kadar finansman imkânı sunulacak. Finansman desteği tarım ve gıda alanında yapılacak tesis inşaatı ile makine-ekipman yatırımlarında kullanılacak. Böylece ürünün üretimden sonra işlenmesi, depolanması, paketlenmesi ve pazara ulaştırılması süreçlerinde yeni kapasite oluşturulması hedefleniyor. 2026’DA İLK 750 MİLYON DOLAR KULLANIMA AÇILACAK Proje için 10 yıllık dönemde 5,3 milyar dolarlık finansman paketi planlandı. Bu paketin ilk 750 milyon dolarlık bölümü 2026 yılında girişimcilerin kullanımına açılacak. Kredi Garanti Fonu’nun da dahil olacağı mekanizmayla krediye erişimde güçlük yaşayan birincil üretim yapan çiftçiler için yaklaşık 500 milyon dolarlık kredi hacmi oluşturulacak. Bu adımla 400 bin çiftçinin ürünlerini pazarlayabileceği yeni kanallar açılması ve 250 bin kişiye yeni istihdam sağlanması hedefleniyor. KIRSAL REFAH VE İSTİHDAM AYNI PAKETTE ELE ALINACAK Yeni proje, kırsal kalkınmayı yalnızca destek ödemesi veya hibe modeliyle sınırlamıyor. Tarımsal ürünün değer zinciri içinde sanayiye bağlanması, üreticinin pazara erişimi, kırsalda yeni iş alanlarının oluşturulması ve gençler ile kadınların üretimde daha güçlü yer alması hedefleniyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın mevcut Kırsal Kalkınma Yatırım Programı da hibe destekleri, tasarruflu sulama sistemleri, IPARD ve dezavantajlı alanlara yönelik destek başlıklarıyla kırsal kalkınma yapısının önemli parçaları arasında bulunuyor. Bakanlığın Kırsal Kalkınma Yatırım Programı sayfasında 2026 yılı destek programları ve güncel mevzuat başlıkları yayımlanıyor. GENÇLER, KADINLAR VE AİLE İŞLETMELERİNE ÖNCELİK 2026 yılı kırsal kalkınma desteklerinde gençler, kadınlar ve aile işletmeleri de ayrı bir öncelik başlığı olarak öne çıkıyor. Erdoğan, Kırsal Kalkınma Yatırımları Programı’na ayrılan 10 milyar liralık bütçenin yüzde 20’sinin gençlere ve kadınlara, yüzde 30’unun aile işletmelerine tahsis edildiğini açıkladı. Program kapsamında 100 bin liradan 30 milyon liraya kadar olan projelerde tutarın yüzde 50 ile yüzde 70’i arasında hibe desteği sağlanacak. Bu destek başlığı, yeni dönüşüm projesiyle birlikte değerlendirildiğinde kırsalda üretici tabanını güçlendiren, tarımsal sanayi yatırımlarını artıran ve üreticiyle işleme tesisleri arasında daha güçlü bağ kuran bir finansman zemini oluşturuyor. GIDA ARZ GÜVENLİĞİ VE ÜRETİM PLANLAMASI VURGUSU Tarım ve gıda sektöründeki yeni finansman adımı, gıda arz güvenliği ve üretim planlaması politikalarının devamı niteliğinde ele alınıyor. Erdoğan, tarımsal üretim planlamasında iki yılın geride kaldığını, yeni aşamada tarımsal yatırımların da planlama kapsamına alınacağını ifade etti. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı da aynı programda tarımın stratejik önemine dikkat çekerek savaşlar, salgınlar, iklim değişikliği ve su krizlerinin ülkeler için üretim kabiliyetini en büyük güçlerden biri haline getirdiğini vurguladı. ÜRETİMDEN PAZARA UZANAN YENİ MODEL Proje, çiftçinin ürettiği ürünün değer kaybetmeden sanayiye ve pazara ulaşmasını hedefleyen geniş kapsamlı bir dönüşüm modeli sunuyor. Tesis inşaatı, makine-ekipman yatırımı, kredi garanti sistemi, uzun vadeli finansman ve pazarlama kanalları aynı yapı içinde ele alınacak. Bu modelle tarımsal üretimin yalnızca miktar olarak değil, işleme kapasitesi, katma değer, istihdam ve kırsal gelir açısından da büyütülmesi amaçlanıyor. Türkiye Tarım Gıda Sektörünün İstihdam ve Kırsal Refah İçin Dönüşüm Projesi, 2026 yılında başlayacak ilk finansman dilimiyle tarım ve gıda yatırımlarında yeni bir dönemin kapısını açacak.

Doğru bilinen yanlışlar sofraları tehdit ediyor! Haber

Doğru bilinen yanlışlar sofraları tehdit ediyor!

Zeytin ve süt ürünlerinde "yeni nesil" bir döneme girildi. Olivtech Fuarı kapsamında bir araya gelen bilim insanları, gıda alanındaki bilgi kirliliğine karşı uyarılarda bulunarak; tüketicilere etiketleri doğru okumaları ve bilimsel verileri temel almaları tavsiyesinde bulundu. İzmir'de, sağlığın temeli süt ile barışın simgesi zeytin için önemli bir iş birliği gerçekleştirildi. İZMİR (İGFA) - İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin ev sahipliğinde, İZFAŞ tarafından organize edilen Gurme İzmir Olivtech - 12. Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri, Şarap ve Teknolojileri Fuarı; panelleri ve deneyim alanlarıyla akademisyenleri, sektör profesyonellerini ve ziyaretçileri buluşturdu. Gün boyu süren oturumlarda, başta süt ve zeytinyağı olmak üzere temel gıdalar; sürdürülebilirlik, kültürel miras ve bilimsel veriler ışığında incelenirken; tadım etkinlikleri, mutfak atölyeleri ve sergilerle katılımcılara kapsamlı bir fuar deneyimi yaşatıldı. DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR Gurme İzmir – Olivtech Fuarı Etkinlik Sahnesi’nde, “Tüketim – Deneyim – Algı” temasıyla gerçekleştirilen tadım etkinlikleri ve oturumlar yoğun ilgi gördü. “Sütü Nasıl Tüketiyoruz? Yeni Nesil Yaklaşımlar” isimli panelin moderatörlüğünü Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Karagözlü üstlendi. Panelde; Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedef Nehir El, Tarım 4.0 Teknoloji ve Etki Derneği Yönetim Kurulu Başkanı, TÜSEDAD Yönetim Kurulu Üyesi ve TE-TA Teknik Tarım Genel Müdürü Sumer Tömek Bayındır ile Ege Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aykan Candemir konuşmacı olarak yer aldı. Süt ve süt ürünlerinin gıda sektöründeki stratejik önemine değinen Prof. Dr. Cem Karagözlü, “Beslenmede doğru bildiğimiz pek çok konunun yeniden değerlendirilmesi gereken bir süreçteyiz ve tüketici alışkanlıkları hızla değişiyor. Alanında uzman isimlerle birlikte, tüketicinin nereye evrildiğini ve doğru bilinen yanlışları ele alacağız” ifadelerini kullandı. Süt üretiminde sürdürülebilirlik ve kalitenin tesisi için üreticinin teknoloji ve doğru bilgiyle desteklenmesinin hayati olduğunu belirten Sumer Tömek Bayındır, “Süt sektörünün hak ettiği değerle buluşmaması üreticileri zorlayan temel bir sorun. Bu noktada kooperatifleşmenin güçlenmesi kritik; çünkü birlikte hareket eden üreticinin dayanıklılığı ve pazarlama gücü artacaktır. Doğru teknolojilerin entegrasyonuyla sektör daha güçlü, verimli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşacaktır” şeklinde konuştu. BİLİNÇLİ TÜKETİM VE DOĞRU ETİKET OKUMANIN ÖNEMİ Gıda tüketiminde bilinçli seçimlerin altını çizen Prof. Dr. Sedef Nehir El, ürün etiketlerini doğru okumanın önemine vurgu yaptı. Sedef Nehir El, “Tüketiciler tek bir değere odaklanmak yerine, ürünün genel besin profilini bir bütün olarak değerlendirmelidir. Bilimsel verilerin rehber alındığı doğru tüketim alışkanlıkları, hem birey hem de toplum sağlığı adına büyük önem taşımaktadır” dedi. Süt ve süt ürünleri alanındaki tüketici davranışlarının son yıllarda ciddi bir dönüşüm geçirdiğini ifade eden Prof. Dr. Aykan Candemir, pazarlamada artık teknoloji, marka değeri ve sürdürülebilirliğin bir arada ele alınması gerektiğini belirtti. Candemir, “Günümüzde süt ürünlerinde temel beklenti sadece tüketim değil; güven, fayda ve işlevselliktir. Üreticilerin rekabet gücünü artırmak için katma değer yaratan ve hikayesi olan sürdürülebilir ürünlere yönelmesi gerekiyor. Doğru strateji ve planlama ile bu alanda çok başarılı sonuçlar elde edilebilir” diyerek sektördeki fırsatlara dikkat çekti. “Gelenekten Geleceğe Zeytinyağının Sofralarımızdaki Değeri” başlıklı panelde ise zeytinyağının kültürel mirastan modern beslenme alışkanlıklarına uzanan süreci çok boyutlu olarak tartışıldı. İzmir Konak Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Derman Küçükaltan’ın moderatörlüğünü yaptığı oturumda; Köstem Zeytinyağı Müzesi Kurucusu Doç. Dr. Levent Köstem, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Özgür Sarıbaş, Genç ve Naturel A.Ş. Kurucu Ortağı Prof. Dr. Seda Genç ile Endokrin, Metabolizma, Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Prof. Dr. Ceyhun Dizdarer; üretim aşamaları, sağlık etkileri ve doğru tüketim yöntemleri üzerine değerlendirmeler sundu. Zeytinin tarihsel ve kültürel kıymetine değinen Prof. Dr. Küçükaltan, “Zeytin; bolluğun, bereketin, barışın ve medeniyetin sembolüdür. Ekonomik, kültürel ve sağlık açısından çok değerli olan zeytinyağını bu panelde tüm yönleriyle ele alacağız” şeklinde konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.