Hava Durumu

#Karın Ağrısı

giresunsonhaber - Karın Ağrısı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karın Ağrısı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Okullar açılıyor, uzmanlar uyarıyor: Çocukların 'karın ağrısı' gerçek olabilir Haber

Okullar açılıyor, uzmanlar uyarıyor: Çocukların 'karın ağrısı' gerçek olabilir

Yeni eğitim öğretim yılının başlamasıyla beraber bazı çocuklarda okula gitme isteksizliği, karın ve baş ağrısı, mide bulantısı, ağlama nöbetleri ve içine kapanma gibi problemler gözlemlenebiliyor. Klinik Psikolog Melike Urcan, bu durumların “şımarıklık” ya da “bahane” şeklinde yorumlanmaması gerektiğini vurgulayarak, ebeveynlerin çocukların kaygılarını anlamaları ve okul düzenine aşamalı bir geçiş yapmaları gerektiğini belirtti. İSTANBUL (İGFA) - Yeni eğitim öğretim yılının gelişi; özellikle ilk kez okula başlayanlar, okul değiştirenler veya uzun tatil sonrası rutinlerine dönmekte güçlük çeken çocuklar için yeni bir adaptasyon dönemini beraberinde getiriyor. Klinik Psikolog Melike Urcan, bu süreçte çocuklarda ortaya çıkabilecek okul reddi, kaygı ve fiziksel şikayetler konusunda aileleri uyardı. “HER OKUL REDDİ ŞIMARIKLIK DEĞİL” Çocukların okula gitmek istememesinin bir inatlaşma veya şımarıklık olarak görülmemesi gerektiğini kaydeden Urcan, bu tepkilerin temelinde ayrılık kaygısı, anksiyete ve sosyal kaygı gibi etkenlerin yatabileceğini ifade etti. Çocuğun suçlanmasının veya yaşadığı durumun önemsenmemesinin kaygı düzeyini artırabileceğini söyleyen Urcan, öncelikle davranışın ardındaki duygusal ihtiyacın kavranması gerektiğini vurguladı. Okul sabahları belirginleşen karın ağrısı, baş ağrısı ve mide bulantısı gibi şikayetlerin de ciddiye alınması gerektiğini belirten Urcan, çocukların dile getiremedikleri stres ve kaygıyı zaman zaman bedensel tepkilerle dışa vurduklarını söyledi. Bu tür belirtilerin psikosomatik olabileceğini aktaran Urcan, çocukların gerçekten ağrı veya bulantı hissedebileceğine işaret etti. Ailelerin “Numara yapıyorsun” veya “Bir şeyin yok” tarzındaki yaklaşımlarının, çocuğun anlaşılmadığı hissine kapılmasına neden olabileceğini belirten Urcan, öncelikle fiziksel sebeplerin incelenmesi gerektiğini, tıbbi bir neden saptanmadığında ise psikolojik faktörlerin değerlendirilmesini önerdi. HANGİ BELİRTİLERDE UZMAN DESTEĞİ ALINMALI? Okulun ilk günlerinde yaşanan hafif isteksizlik ve uyum sorunlarının normal karşılanabileceğini belirten Urcan, bazı belirtilerin ise daha dikkatli takip edilmesi gerektiğini ifade etti. “Tatil süresince değişen rutinleri okulun ilk sabahı aniden ve sert bir biçimde eski haline getirmek yerine, düzenlemeler kademeli olarak yapılmalıdır" diyen Urcan, "Çocuğun sürece katılması ve yapılacak değişikliklerin önceden paylaşılması uyum sürecini kolaylaştırabilir. Ancak aile içindeki doğru iletişim yöntemlerine, çevresel düzenlemelere ve okul yönetimiyle yapılan iş birliğine rağmen çocuk uyum sağlayamıyorsa, aynı yöntemlerde diretmek yerine sürecin yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Bu aşamada; çocuğun mizaç özellikleri, olası dikkat eksikliği veya öğrenme güçlüğü gibi temel faktörler uzman bir hekim tarafından detaylıca incelenmeli, kişiye ve aileye özel yeni bir yol haritası oluşturulmalıdır” şeklinde konuştu.

GÖRELE’DE 3 GÜNDE 700’Ü AŞKIN BAŞVURU: VAKALARIN KAYNAĞI ARAŞTIRILIYOR Haber

GÖRELE’DE 3 GÜNDE 700’Ü AŞKIN BAŞVURU: VAKALARIN KAYNAĞI ARAŞTIRILIYOR

GÖRELE’DE 3 GÜNDE 700’Ü AŞKIN BAŞVURU: VAKALARIN KAYNAĞI ARAŞTIRILIYOR Giresun’un Görele ilçesinde son üç günde ishal, bulantı, kusma, karın ağrısı, ateş ve halsizlik gibi şikâyetlerle sağlık kuruluşlarına başvuranların sayısı 700’ü aştı. Hastaların büyük bölümü ayakta tedavi edilerek taburcu edilirken, 2’si çocuk 1’i yetişkin olmak üzere 3 kişinin hastanedeki tedavisi sürüyor. Görele’de benzer mide ve bağırsak şikâyetleriyle sağlık kuruluşlarına yapılan başvurulardaki dikkat çekici artış üzerine vakaların nedeninin belirlenmesi amacıyla inceleme başlatıldı. Son üç günlük dönemde 700’den fazla kişinin acil servislere başvurduğu, hastaların büyük bölümünün muayene ve tedavilerinin ardından taburcu edildiği bildirildi. 3 KİŞİNİN TEDAVİSİ HASTANEDE SÜRÜYOR Başvuranlardan 2’si çocuk, 1’i yetişkin olmak üzere toplam 3 kişi tedbir amacıyla hastaneye yatırıldı. Diğer hastaların büyük bölümünün ise ayakta tedavilerinin ardından evlerine gönderildiği belirtildi. ORTAK BİR KAYNAK BELİRLENEMEDİ Yapılan ilk değerlendirmelerde vakalar arasında ortak bir maruziyet ya da belirgin bir kümelenme tespit edilmedi. Şikâyetlerin kaynağının belirlenebilmesi amacıyla özellikle vaka yoğunluğunun görüldüğü noktalardan su numuneleri alınarak incelemeye gönderildi. Görele şehir şebeke suyunda yapılan günlük kontrollerde bakiye klor değerinin yaklaşık 0,5 ppm seviyesinde ve yeterli olduğu bildirildi. SU NUMUNELERİNDE LABORATUVAR SONUÇLARI BEKLENİYOR Sağlık ekipleri ilçedeki başvuruları yakından takip ederken, alınan numunelerin laboratuvar sonuçları ile sürveyans verileri birlikte değerlendirilecek. Vakaların belirli bir gıda, içme suyu ya da başka ortak bir etkene bağlı olduğuna ilişkin şu aşamada kesinleşmiş bir bulgu bulunmuyor. İncelemelerin tamamlanmasıyla birlikte Görele’de kısa sürede yüzlerce kişinin benzer şikâyetlerle sağlık kuruluşlarına başvurmasına neden olan etkenin netleşmesi bekleniyor. KAYNAKLAR İhlas Haber Ajansı – 31 Ağustos/1 Eylül 2026 (İhlas Haber Ajansı) Habertürk – Giresun Yerel Haberler, 31 Ağustos 2026 (Habertürk) Karar – 1 Eylül 2026 (karar.com)

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat! Haber

Şiddetli Karın Ağrısına Dikkat!

Karnın sağ üst kısmında meydana gelen, sırta veya sağ omuza doğru yayılan ve saatlerce süren şiddetli ağrılar çoğu zaman basit bir hazımsızlık olarak görülse de, bu durumun temel nedeni safra kesesi iltihabı olabilir. Tıpta akut kolesistit olarak tanımlanan bu tabloda, erken teşhis ve zamanında uygulanan cerrahi müdahale ile hastalar genellikle kısa sürede sağlığına kavuşuyor. Ancak hastaneye geç başvurulması; safra kesesinde delinme, yaygın karın zarı enfeksiyonu ve sepsis gibi hayati risk taşıyan ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Bu sebeple saatlerce devam eden ve özellikle ateş, bulantı ile kusmanın eşlik ettiği şiddetli karın ağrıları asla ihmal edilmemeli ve vakit kaybetmeden bir genel cerrahi uzmanına başvurulmalıdır” diyor. En yaygın nedeni safra taşları Safra kesesi, karaciğerin ürettiği safrayı depolayan ve özellikle yağlı gıdaların tüketiminden sonra bağırsağa aktararak yağların sindirilmesine yardımcı olan küçük ama kritik bir organ. Safranın içeriğindeki kolesterol, safra tuzları ve pigmentler arasındaki dengenin bozulmasıyla önce safra çamuru, ardından safra taşları meydana gelebiliyor. Bu taşlardan birinin safra kesesi çıkış kanalını tıkaması sonucu safra akışı kesiliyor. İçeride biriken safra ise kese duvarında ödem ve iltihaplanmaya yol açabiliyor. Akut kolesistit vakalarının yaklaşık yüzde 90-95'inden safra taşlarının sorumlu olduğunu belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra taşı toplumda oldukça sık görülmektedir. Erişkin nüfusun yaklaşık yüzde 10-20'sinde safra taşı olduğu tahmin edilmektedir. Bu kişilerin büyük bir kısmında herhangi bir belirti görülmezken, bir kısmında safra kesesi iltihabı, safra yolu tıkanıklığı veya pankreatit gibi ağır komplikasyonlar gelişebilir” bilgisini veriyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, taşsız kolesistit gibi durumların özellikle yoğun bakım hastalarında ortaya çıkabildiğini; enfeksiyonların veya nadir görülen bazı hastalıkların da bu tabloda etkili olabileceğini aktarıyor. Kadınlarda yaklaşık 3 kat daha fazla görülüyor Safra kesesi iltihabına kadınlarda, erkeklere oranla yaklaşık 2-3 kat daha sık rastlanıyor. Östrojen hormonunun safra içerisindeki kolesterol düzeyini yükseltmesi ve hamilelik sürecinde safra kesesi hareketlerinin yavaşlaması, kadınlarda görülme sıklığının fazla olmasının temel nedenleri arasında. İleri yaş, ailevi yatkınlık, obezite, diyabet, yüksek kolesterol, uzun süreli açlıklar, hızlı kilo kaybı ve bazı kan hastalıkları da risk faktörlerini artıran diğer unsurlar arasında yer alıyor. Doğru önlemlerle risk minimize edilebiliyor Safra kesesi iltihabını tamamen engellemek her zaman mümkün olmasa da riskler önemli ölçüde azaltılabiliyor. İdeal kilonun korunması, düzenli egzersiz, lif oranı yüksek beslenme, uzun süre aç kalmamak ve çok hızlı kilo vermekten kaçınmak koruyucu önlemler arasında sayılıyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, obezite tedavisi gören veya kısa sürede ciddi miktarda kilo kaybeden hastaların bu süreçte mutlaka hekim kontrolünde olmalarının kritik önem taşıdığını vurguluyor. Yemek sonrası başlayan ağrılara dikkat! Safra kesesi iltihabının en belirgin semptomu, özellikle yağlı öğünlerin ardından başlayan, karnın sağ üst kısmında hissedilen ve giderek artan ağrılardır. Bu ağrı sıklıkla sağ omuza, sağ kürek kemiğinin altına veya sırta vurabiliyor ve birkaç saatten fazla sürüyor. Ağrıya bulantı, kusma, iştah kaybı ve ateş eşlik edebiliyor. Hastalık ilerledikçe titreme, yüksek ateş ve genel durum bozukluğu görülebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, basit bir gaz sancısı ya da hazımsızlık sanılarak ağrının evde geçiştirilmesinin teşhis ve tedavide gecikmelere yol açabileceğini anlatırken, “Özellikle saatlerce süren şiddetli karın ağrısı, ateş veya kusmanın görüldüğü durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna müracaat edilmelidir” uyarısında bulunuyor. Ultrasonla yüksek oranda teşhis edilebiliyor Tanı sürecinde öncelikle hastanın şikâyetleri dinleniyor ve fizik muayene yapılıyor, kan tahlilleriyle enfeksiyon bulguları inceleniyor. Görüntüleme yöntemlerinde ilk tercih karın ultrasonografisi oluyor. Ultrason yardımıyla safra taşları, kese duvarındaki kalınlaşma, çevre sıvı birikimi ve iltihap bulguları büyük oranda saptanabiliyor. İhtiyaç duyulduğunda bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans görüntüleme (MR) gibi ileri tetkiklere başvurulabiliyor. Kalıcı çözüm cerrahi müdahale Safra kesesi iltihabı tedavisindeki temel amaç, hem mevcut enfeksiyonu kontrol altına almak hem de hastalığın nüksetmesini önlemektir. İlk aşamada hastaya damar yoluyla sıvı desteği, ağrı kontrolü ve gerekli hallerde antibiyotik tedavisi veriliyor. Ancak ilaç tedavisinin çoğu zaman sorunun kaynağını yok etmediğine dikkat çeken Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Safra kesesi içinde taşlar olduğu sürece tekrarlayan iltihap atakları riski sürer. Bu nedenle uygun hastalarda kesin çözüm, safra kesesinin cerrahi olarak çıkarılmasıdır” ifadelerini kullanıyor. İlk 72 saat kritik önem taşıyor, çünkü... Genel Cerrahi Uzmanı Dr. İsmail Çalıkoğlu, güncel uluslararası cerrahi kılavuzların, akut safra kesesi iltihabı tanısı konan ve ameliyata engel durumu olmayan hastalarda erken laparoskopik ameliyatı tavsiye ettiğini belirtiyor. Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Özellikle belirtilerin ortaya çıkışından sonraki ilk 72 saat içinde yapılan ameliyat, hem operasyonun daha güvenli gerçekleşmesini sağlamakta hem de hastanede yatış süresi ile komplikasyon riskini düşürmektedir. Gereksiz gecikmeler ise iltihabın artmasına, safra kesesinde kangren veya delinme oluşmasına ve daha zorlu cerrahi süreçlere yol açabilmektedir” diyor. Safra kesesi operasyonlarının büyük çoğunluğunun kapalı (laparoskopik) yöntemle yapıldığını belirten Dr. İsmail Çalıkoğlu, “Karın duvarına açılan birkaç küçük delik vasıtasıyla uygulanan bu yöntemde hastalar daha az ağrı çekmekte, enfeksiyon riski azalmakta, günlük yaşama daha hızlı dönülmekte ve kozmetik açıdan daha başarılı sonuçlar alınmaktadır” diye konuşuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yağış sonrası deniz uyarısı! Bulanık ve kötü kokulu suda yüzmeyin Haber

Yağış sonrası deniz uyarısı! Bulanık ve kötü kokulu suda yüzmeyin

Şiddetli yağışların ardından yağmur sularıyla taşınan mikroorganizmaların deniz suyuna karışabileceğini ifade eden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rıza Aytaç Çetinkaya; özellikle dere ağızları, yağmur suyu tahliye kanalları ve şehir kıyılarında enfeksiyon tehlikesinin artabileceği konusunda uyardı. İSTANBUL (İGFA) - Yoğun yağışlar sonrası deniz suyu kalitesinde değişimler meydana gelebileceğine dikkat çekildi. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Rıza Aytaç Çetinkaya, yağışlarla birlikte sokaklarda, toprakta ve atık bölgelerinde yer alan mikroorganizmaların denize taşınabileceğini kaydetti. Kanalizasyon altyapısının yetersiz kaldığı noktalarda atık suların denize karışma riskinin olduğunu vurgulayan Çetinkaya, bilhassa şehir kıyıları, dere ağızları ve yağmur suyu kanallarının çevresinde enfeksiyon riskinin yükselebileceğini belirtti. Her yağmur sonrası tüm plajların riskli olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu belirten Çetinkaya, “Suyun bulanık veya kötü kokulu olduğu durumlarda, bölgede yüzme yasağı uygulandığında ya da şiddetli yağışlar henüz yeni dinmişse denize girilmemesi daha güvenli bir yaklaşım olacaktır” dedi. DENİZ SUYU YUTULMASINA DİKKAT Deniz suyu yutmanın sağlıklı bireylerin çoğunda ciddi bir probleme yol açmayabileceğini söyleyen Çetinkaya, kirli sularda bakteri, virüs ya da parazitlerin bulunabileceği uyarısında bulundu. Kontamine olmuş deniz suyunun ishal, bulantı, kusma, karın ağrısı ve ateş gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarını tetikleyebileceğini aktaran Çetinkaya, çocukların yüzerken daha fazla su yutma eğiliminde olduğu için daha dikkatli olunması gerektiğini vurguladı. Deniz suyu yutulduktan sonra şiddetli veya uzun süreli ishal, yüksek ateş, durmayan kusma veya belirgin sıvı kaybı yaşanması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurulması gerektiği kaydedildi.

Dünyada Yılda 2 Milyon Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor Haber

Dünyada Yılda 2 Milyon Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor

Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, ülkemizde yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor. Bu rakamlar, hastalığın özellikle 50 yaş üstü bireyleri etkilediğini gösterse de, 50 yaş altı genç yetişkinlerde de vaka sayısında belirgin bir artış görülüyor. Ülkemizde özellikle Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da hayat kaybı oranlarında artış gözleniyor. Kolon kanseri erken evrede tespit edildiğinde yüksek oranda tedavi edilebilir olmasına rağmen, geç teşhis durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile kolorektal kanser riski %30-50 oranında azaltabiliyor ve erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı %90'ın üzerine çıkabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, kolon kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi. 50 yaş üstü kişilerin özellikle dikkat etmesi gerekiyor Kolorektal kanser, kalın bağırsak ve rektum hücrelerinin kontrolsüz büyümesiyle oluşur ve genellikle poliplerin zamanla kansere dönüşmesiyle başlar. Kesin nedeni tam bilinmese de, risk faktörleri arasında genetik yatkınlık, ileri yaş (özellikle 50 yaş üstü), sağlıksız beslenme, obezite, sigara ile alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı ve inflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn veya ülseratif kolit gibi) yer alır. Bu faktörler hücrelerde genetik değişikliklere yol açarak kanser gelişimini tetikleyebilir. Bu belirtileri görmezden gelmeyin Kolon kanserinin belirtileri genellikle erken evrede belirgin olmayabilir ve kişiden kişiye değişebilir, ancak yaygın olan belirtiler aşağıdaki gibidir; Dışkıda kan görülmesiBağırsak alışkanlıklarında değişiklik (ishal, kabızlık veya dışkı şeklinde incelme)Karın ağrısı veya kramplarAçıklanamayan kilo kaybıYorgunluk ve halsizlik Bu belirtiler fark edildiğinde doktora başvurmak önemlidir, çünkü erken tanı tedavi şansını artırır. Kolon kanserinden korunmak için bunlara dikkat edin; Kolorektal kanser büyük ölçüde yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir. Aşağıdaki maddeleri uygulayarak riskinizi önemli oranda azaltabilirsiniz: Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinin: Meyve, sebze ve tam tahıllar açısından zengin bir diyet uygulayın. Kırmızı et ve işlenmiş et tüketimini sınırlayın. Lifli gıdalar bağırsak sağlığını korur ve kanser riskini düşürür. Sigara ve alkolü bırakın: Sigara içmek kolorektal kanser riskini artırır. Alkol tüketimini minimuma indirin veya tamamen bırakın, çünkü bu maddeler bağırsak hücrelerine zarar verir. Kilonuzu kontrol altında tutun: Fazla kilolar, özellikle karın bölgesindeki yağlanma, kanser riskini yükseltir. İdeal kilonuza ulaşmak için dengeli beslenme ve hareketli bir yaşamı tercih edin. Düzenli egzersiz yapın: Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz bağırsak hareketlerini düzenler ve kanser riskini azaltır. Her gün 30 dakika yürümek bile faydalı olabilir. Tarama testlerini ihmal etmeyin: 45-50 yaşından itibaren düzenli kolonoskopi yaptırın. Erken evrede polip tespiti, kanserin önlenmesini sağlar. Aile öyküsü varsa daha erken başlayın. Su tüketimini artırın ve kabızlıktan kaçının: Bol su içmek ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bağırsak sağlığını korur. Kabızlık, uzun vadede risk yaratabilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.