Hava Durumu

#Gurbet

giresunsonhaber - Gurbet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gurbet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

GİRESUN’UN FINDIK HİKÂYESİ TRT BELGESEL’DE: Haber

GİRESUN’UN FINDIK HİKÂYESİ TRT BELGESEL’DE:

GİRESUN’UN FINDIK HİKÂYESİ TRT BELGESEL’DE: “HASAT VAKTİ” ESPİYE’DEN TÜRKİYE’YE SESLENECEK Giresun’da fındığın yalnızca bir tarım ürünü değil; gurbeti, ana ocağını, aile dayanışmasını ve kuşaktan kuşağa aktarılan yaşam kültürünü nasıl bir araya getirdiği TRT Belgesel ekranlarına taşınıyor. “Hasat Vakti – Fındık” belgeseli, Espiye’de yaşayan 90 yaşındaki Nesibe Teyze ile çocukları ve torunlarının her hasat döneminde yeniden aynı bahçede buluşmasının hikâyesini anlatacak. Gündüz fındık dalları arasında verilen emek, akşam aynı sofrada giderilen hasret ve Giresun’dan İstanbul ile Gebze’ye uzanan aile yaşamı, 6 Eylül Pazar günü saat 20.00’de TRT Belgesel’de izleyiciyle buluşacak. TRT’nin güncel yayın akışında da “Hasat Vakti”nin pazar akşamı saat 20.00’de ekrana geleceği duyuruluyor. (TRT Belgesel) BİR FINDIK BAHÇESİNDEN ÇOK DAHA FAZLASI Karadeniz’in yeşil dağlarının arasında, Giresun’un Espiye ilçesinde yaşayan 90 yaşındaki Nesibe Teyze, yaşamının büyük bölümünü bu topraklarda geçirdi. Bugün hayatını yalnız sürdüren Nesibe Teyze’nin evi ve fındık bahçesi ise yılın belirli bir döneminde yeniden kalabalıklaşıyor. Çocukları ve torunları, hayatlarını farklı şehirlerde sürdürseler de fındık hasadı başladığında ana ocağına geri dönüyor. Giresun’dan İstanbul’a, Gebze’ye uzanan farklı hayatlar, her yıl yaklaşık bir aylığına yeniden aynı bahçede birleşiyor. “Hasat Vakti – Fındık” işte tam da bu buluşmanın hikâyesini anlatıyor. Giresun Valiliğinin duyurusunda da yapımın merkezinde Nesibe Teyze ile çocukları ve torunlarının hasat döneminde ana ocağında yeniden bir araya gelişinin bulunduğu belirtiliyor. Aynı bilgiler bölgedeki yayınlarda da aktarıldı. (Giresun İleri Gazetesi) GÜNDÜZ BAHÇEDE EMEK, AKŞAM AYNI SOFRADA HASRET Belgeselin anlatısında fındık yalnızca daldan toplanan ve ekonomiye kazandırılan bir ürün olarak ele alınmıyor. Sabah başlayan hasatla birlikte aile üyeleri bahçeye giriyor. Gün boyunca fındık dallarının arasında çalışma sürerken yıllardır farklı şehirlerde yaşayan aile bireyleri yeniden aynı emeğin parçası oluyor. Akşam olduğunda ise bahçedeki çalışma yerini aile sofrasına bırakıyor. Bir yıl boyunca birbirinden uzakta yaşayan insanlar, hasat sayesinde yeniden yan yana geliyor; aynı sofraya oturuyor, geçmişi konuşuyor ve hasret gideriyor. Bu yönüyle yapım, “fındık hasadı” üzerinden Karadeniz’deki aile, göç ve memlekete dönüş kültürünü anlatan bir insan hikâyesine dönüşüyor. GURBETTEN ANA OCAĞINA DÖNÜŞ Fındık sezonu özellikle Giresun ve Doğu Karadeniz’de uzun yıllardır yalnızca tarımsal takvimin bir dönemi değil, aynı zamanda gurbetçilerin memlekete dönüş zamanı olma özelliğini taşıyor. İstanbul, Kocaeli, Bursa, Ankara ve Türkiye’nin farklı kentlerinde yaşayan çok sayıda Karadenizli aile, ağustos ve eylül aylarında fındık bahçelerine dönüyor. “Hasat Vakti – Fındık” da bu toplumsal hareketliliği tek bir ailenin hayatı üzerinden izleyiciye aktarıyor. Nesibe Teyze’nin çocukları ve torunlarının İstanbul ve Gebze’den Espiye’ye uzanan yolculuğu, aslında binlerce Giresunlu ailenin her fındık mevsiminde yaşadığı dönüşün küçük fakat güçlü bir örneğini oluşturuyor. 90 YAŞINDAKİ NESİBE TEYZE HİKÂYENİN MERKEZİNDE Belgeselin merkezinde Nesibe Destek bulunuyor. Tanıtım afişinde Nesibe Destek ile birlikte aileden Ali Destek, Kerim Destek, Sündüs Destek, Hacer Destek, Burcu Destek ve Cansu Destek de yer alıyor. Böylece yapım, farklı kuşakları tek bir bahçede buluşturarak fındığın bir aile içerisinde yıllar boyunca nasıl ortak hafızaya dönüştüğünü gösterecek. Nesibe Teyze’nin yaşamı üzerinden bir taraftan yaşlı bir Karadeniz kadınının toprakla kurduğu bağ, diğer taraftan çocuklarının ve torunlarının gurbet hayatı anlatılacak. Bu nedenle ekrana gelecek hikâyenin başrolünde sadece fındık değil, 90 yıllık bir yaşam ve o yaşamın etrafında yeniden birleşen bir aile bulunuyor. FINDIK, AİLEYİ YILDA BİR KEZ YENİDEN TOPLUYOR Belgeselin en güçlü anlatı noktalarından biri de hasadın aile içerisindeki birleştirici rolü. Yıl içerisinde işleri, eğitimleri ve yaşamları nedeniyle farklı şehirlerde bulunan aile bireyleri, fındık zamanı geldiğinde günlük hayatlarını bir süreliğine geride bırakıyor. Bahçe yeniden ortak çalışma alanına, aile evi yeniden buluşma noktasına dönüşüyor. Bu nedenle fındık hasadı yalnızca ürünün toplanması anlamına gelmiyor. Bahçeye giren her aile bireyi, aynı zamanda geçmiş kuşaklardan devralınan bir çalışma biçiminin devamına katılıyor. Gündüz bahçede fındık toplanırken akşam aile fertlerinin aynı sofrada bir araya gelmesi, belgeselin ana duygusal eksenini oluşturuyor. (Giresun İleri Gazetesi) FINDIĞIN ARKASINDAKİ İNSAN HİKÂYESİ EKRANA GELECEK Fındık çoğu zaman rekolte, fiyat, randıman, ihracat ve piyasa rakamları üzerinden gündeme geliyor. “Hasat Vakti – Fındık” ise ürünün arkasındaki insana odaklanıyor. Bir kilogram fındığın arkasında; bahçeye giren aileleri, yıllar sonra memlekete dönen gurbetçileri, yaşlı anne ve babaları, torunları, imece kültürünü ve hasat sonunda kurulan sofraları görünür hale getiriyor. Böylece fındığın ekonomik değerinin yanında Giresun’un sosyal yaşamındaki yeri de Türkiye çapında bir belgeselle anlatılmış olacak. KAMERA ESPİYE’NİN DOĞASINI DA KAYDA ALDI Belgeselin önemli unsurlarından birini de Giresun’un doğal coğrafyası oluşturuyor. Karadeniz’in dağlarla çevrili köyleri, eğimli fındık bahçeleri, geleneksel yaşamın sürdüğü kırsal alanlar ve hasat ortamı, aile hikâyesinin doğal dekorunu oluşturacak. TRT Belgesel’in “Hasat Vakti” yapımı zaten insan hikâyeleriyle üretim süreçlerini bir araya getiren bir anlatı üzerine kuruluyor. TRT Belgesel’in resmi sitesinde de “Hasat Vakti” kanalın öne çıkan programları arasında yer alıyor. (TRT Belgesel) YAPIMIN ARKASINDA GENİŞ BİR TRT EKİBİ VAR “Hasat Vakti – Fındık” bölümünün yönetmenliğini Ebru Çakırkaya, yapımcılığını Güven Aksu, görüntü yönetmenliğini ise Mazlum Demirbağ üstleniyor. Tanıtım afişinde yapım ekibi şöyle yer alıyor: Kamera asistanı Hüseyin Şahin, havadan çekim Bekir İren, ışık Haluk Döner ve Aziz Aslan, ses Cemal Ensari, kurgu Serap Mutlu, renk düzenleme Nuri Leblebici, müzik Hünkar Demirbağ, ses tasarım Nuri Aykurt, ses efekt editörü Melih Gündüz. Danışmanlık görevlerini Dilek Çamcı, Canan Ekizoğlu ve Engin Ayyıldız, idari yapımcılığı Murat Alaca, ulaşım görevlerini Aykut Üngör ve Hüseyin Soylu, proje koordinatörlüğünü ise Nurullah Dinçer üstleniyor. Yapım TRT İç Yapımlar ve TRT Belgesel imzasıyla ekrana gelecek. GİRESUN BU KEZ FINDIĞIN İNSAN YÜZÜYLE EKRANDA Belgesel aynı zamanda Giresun açısından önemli bir tanıtım fırsatı sunuyor. Türkiye’nin fındık denildiğinde ilk akla gelen kentlerinden biri olan Giresun, bu kez ürününün yalnızca ekonomik yönüyle değil, fındığın etrafında oluşan yaşam kültürüyle Türkiye’ye anlatılacak. Espiye’den ekrana taşınan hikâye; bir annenin çocuklarını bekleyişini, gurbetçilerin memlekete dönüşünü, ailece yapılan hasadı ve ortak sofranın taşıdığı anlamı bir araya getiriyor. Ortaya çıkan tablo, Karadeniz’de fındığın insanların hayatına ne kadar derinden yerleştiğini gösteriyor. 6 EYLÜL PAZAR SAAT 20.00’DE TRT’nin resmi yayın akışı da 6 Eylül Pazar günü saat 20.00’de “Hasat Vakti”nin yeni bölümünün TRT Belgesel ekranında olacağını doğruluyor. (TRT Belgesel) Giresun’un Espiye ilçesinden başlayıp İstanbul ve Gebze’ye kadar uzanan bir ailenin hikâyesi böylece Türkiye’nin ekranına taşınacak. “Hasat Vakti – Fındık”, fındığın daldan sepete uzanan yolculuğundan çok daha fazlasını; bir annenin etrafında yeniden toplanan çocukları, gurbetten dönüşü, aile dayanışmasını ve Giresun’da hasadın nesiller boyunca taşıdığı anlamı anlatacak. 90 yaşındaki Nesibe Teyze’nin ana ocağında birleşen üç kuşağın hikâyesi, 6 Eylül Pazar günü saat 20.00’de TRT Belgesel’de.

KÖR KARANLIKTAN SIZANLAR OKURLA BULUŞTU Haber

KÖR KARANLIKTAN SIZANLAR OKURLA BULUŞTU

KÖR KARANLIKTAN SIZANLAR OKURLA BULUŞTU Tirebolulu emekli öğretmen İbrahim Mıdık’ın yıllarca defter aralarında sakladığı şiirleri, hastalıkla mücadelenin, hatıraların, gurbetin, öğretmenlik yıllarının, sevdanın ve ölümle yüzleşmenin içinden süzülerek “Kör Karanlıktan Sızanlar” adıyla kitaplaştı. Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınlarının 15. kitabı olarak yayımlanan eser, bir hayatın karanlıkla, acıyla ve hatırayla kurduğu sessiz bağın şiir diliyle kayda geçirilmiş hâli olarak okurla buluştu. Tirebolulu emekli öğretmen İbrahim Mıdık’ın şiir kitabı “Kör Karanlıktan Sızanlar”, Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınlarının 15. kitabı olarak yayımlandı. Arı Sanat Yayınları / Hatıra Kitap etiketiyle basılan eser, 68 sayfalık bir şiir kitabı olarak okura ulaştı. Kitap, yıllarca defter aralarında, masa çekmecelerinde ve yazarın kendi iç dünyasında saklı kalan şiirleri gün ışığına çıkarıyor. Mıdık’ın dizelerinde hastalıkla mücadele, ölümle yüzleşme, sevda, gurbet, öğrenciler, memleket, toplumsal acılar, eski dostlar ve Tirebolu’ya bağlılık aynı hüzünlü şiir damarında birleşiyor. “Kör Karanlıktan Sızanlar”, yalnızca bir şiir kitabı değil; 37 yıl öğretmenlik yapmış bir Tirebolulunun, ömrünün farklı dönemlerinde içine attığı sözleri, hastalıkla ağırlaşan bir zamanın içinden okura ulaştırdığı içli bir hafıza kitabı niteliği taşıyor. TİREBOLU’DAN BAŞLAYAN BİR ÖMÜR, ŞİİRE DÖNÜŞEN BİR HAFIZA İbrahim Mıdık, 10 Aralık 1964’te Tirebolu’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Tirebolu’da tamamladıktan sonra 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü kazandı. 1987 yılında mezun olan Mıdık, öğretmenlik mesleğine Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde başladı. Siverek Ortaokulu’nda başlayan meslek hayatı, askerlik görevi sürecinde Kastamonu Azdavay Lisesi’nde yedek subay öğretmenlik göreviyle devam etti. Daha sonra yeniden Siverek’e dönen Mıdık, 1992 yılından itibaren Tirebolu’daki okullarda görev aldı. Tirebolu İmam Hatip Lisesi, Şehit Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan İlköğretim Okulu, Tirebolu Lisesi, Tirebolu Anadolu Lisesi, Espiye 75. Yıl Çok Programlı Anadolu Lisesi, Piraziz İsmail Yücel MTAL ve Tirebolu İskender Kaptan MTAL’de görev yapan Mıdık, 37 yıllık eğitim hayatının ardından sağlık sorunları nedeniyle emekliye ayrıldı. Bu uzun meslek hayatı, kitabın duygusal temelini oluşturan en güçlü kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor. Mıdık’ın şiirlerinde sınıfların, öğrencilerin, gurbet ilçelerinin, memleket yollarının, okul koridorlarının ve hayatla erken tanışan insanların izleri hissediliyor. Onun şiiri yalnızca bireysel bir iç döküş değil; öğretmenlik yılları boyunca tanık olunan hayatların, acıların, umutların ve kırılgan insan hikâyelerinin de şiirsel kaydı hâline geliyor. DEFTER ARALARINDAN OKURA UZANAN ŞİİRLER İbrahim Mıdık, yıllar boyunca toplumsal ve kişisel konularda hissettiklerini mısralara döktü; ancak bu yazdıklarını uzun süre kendisine sakladı. Şiirler, yıllarca bir defterin arasında, bir çekmecenin sessizliğinde, söylenmeyi bekleyen ama zamanını bulamayan sözler olarak kaldı. Son yıllarda yakalandığı amansız hastalıkla mücadele eden Mıdık, kemoterapi, radyoterapi ve hastane sürecinin içinde, gün ışığı görmemiş şiirlerini okurla buluşturma isteğini daha güçlü hissetti. Böylece “Kör Karanlıktan Sızanlar”, bir edebî dosyanın kitaplaşmasının ötesinde, insanın en kırılgan zamanında kendini ifade etme, iz bırakma ve içindeki sesi başkalarına ulaştırma çabasına dönüştü. Bu yönüyle kitap, yazarın kendi ifadesiyle yıllarca saklı kalmış ruh hâllerinin, toplumsal ve şahsi duyarlılıkların, hastalıkla derinleşen iç muhasebenin ve hatıraların şiir diliyle açığa çıktığı bir çalışma olarak dikkat çekiyor. HASTALIKLA MÜCADELEDEN ŞİİRE SIZAN SES Kitabın en güçlü damarlarından biri, hastalıkla verilen mücadelenin şiire dönüşmesidir. Mıdık, bedensel acıyı dolaylı anlatımlarla yumuşatmadan, doğrudan ve sarsıcı bir iç sesle kuruyor. Hastane odaları, tedavi cihazları, ilaçlar, yorgunluk, uykusuzluk ve ağrı, kitabın bazı bölümlerinde yalnızca yaşanan bir süreç olarak değil, insanın kendi bedeniyle yaptığı sessiz savaşın sahnesi olarak yer alıyor. Şairin şu dizeleri, bu mücadeleyi yalın ama ağır bir imgeyle taşıyor: “Vücudum savaş meydanı Can veriyor, can alıyor.” Bu iki dizede hastalık, soyut bir kader cümlesi olmaktan çıkıyor; bedenin içinde süren çetin bir çarpışmaya dönüşüyor. Şair, kendi acısını büyütmeden ama saklamadan yazıyor. Okur, bu dizelerde yalnızca hastalığı değil, insanın kendi sınırına yaklaştığında bile kelimeye tutunma gücünü görüyor. Bir başka şiirde ise bedenin tükenişi, hastane köşesi ve ömrün son eşiği aynı hüzün çizgisinde birleşiyor: “Ağır ağır tükenen bedenimin Islak toprak kokusu Bir hastane köşesinde Ömrümün son virajı.” Bu dizelerde ölüm, sert bir kopuş değil; yaklaşan, kokusu duyulan, insanın yavaş yavaş fark ettiği büyük bir eşik olarak duruyor. Mıdık, bu eşiği şiirin içinde ağırlaştırmadan ama bütün çıplaklığıyla hissettiriyor. KARANLIĞIN İÇİNDEN KALAN İNCE BİR IŞIK Kitaba adını veren karanlık, Mıdık’ın şiirlerinde yalnızca umutsuzluk anlamına gelmiyor. Karanlık; hastalığın, kaybın, yalnızlığın, gurbetin, kırılmış hayallerin ve içe atılmış sözlerin ortak zemini olarak kuruluyor. Ancak bu zeminin içinde her zaman ince bir ışık, bir hatıra, bir sevda izi, bir memleket çağrısı ve bir teslimiyet duygusu da beliriyor. Şairin şu dizeleri, kitabın adındaki karanlık ve sızıntı duygusunu şiirsel olarak açıyor: “Kör ışığın kapı aralığından sızan kör karanlık Uykusuz uykuları tetikliyor.” Burada ışık ile karanlık birbirine karşıt iki uç olmaktan çıkıyor; insanın iç dünyasında aynı anda var olan iki hâle dönüşüyor. Mıdık’ın şiirinde hayat da böyle akıyor: Bir yanında hastalık, ölüm, yorgunluk ve kayıp; diğer yanında hatıra, sevda, memleket, inanç ve şiir. Bu nedenle “Kör Karanlıktan Sızanlar”, karanlığa teslim olmuş bir kitap değil; karanlığın içinden kalan son sesleri, son hatıraları ve son ışıkları arayan bir şiir toplamı olarak okunuyor. HATIRALARIN GÖLGESİNDE BİR ŞİİR DİLİ Kitapta hatıralar, yalnızca geçmişte kalmış anılar olarak değil, bugünün içine sızan ve insanı içeriden şekillendiren canlı bir hafıza olarak yer alıyor. Mıdık’ın şiirlerinde geçmiş, bazen bir dostun gölgesi, bazen bir babanın hatırası, bazen eski bir şehir, bazen de gençlik yıllarından kalmış buruk bir ses olarak okurun karşısına çıkıyor. Kitabın hüzünlü atmosferini taşıyan şu dizeler, bu hafıza duygusunu güçlü biçimde özetliyor: “Hüzünlü geçmişlerin bahçıvanını, Dinleye dinleye göğe yürüdüm. Hazan bülbülünün türkülerinde, Nice gönül dostu gölgeler gördüm.” Bu dizelerde geçmiş, kapatılmış bir defter değildir. Şair, onu dinleye dinleye yürür. Hüzün bir yük olarak değil, insanın kendi içindeki bahçeyi sulayan acı bir hatıra kaynağı olarak belirir. “Gönül dostu gölgeler” ifadesi, kitabın en belirgin duygusal damarlarından birini açar: Kaybedilenlerin, uzaklaşanların ve geride kalanların şiirde yeniden görünür olması. TİREBOLU’YA DÖNEN SES İbrahim Mıdık’ın şiirlerinde Tirebolu, yalnızca doğduğu yer değildir. Tirebolu; çocukluk, aile, geçmiş, fındık bahçeleri, sahil, dostluklar, eski insanlar, öğretmenlik yılları ve ölüm düşüncesiyle iç içe geçmiş bir memleket hafızasıdır. Şairin İstanbul’a seslendiği bölümlerde büyük şehrin yorgunluğu, kalabalığı ve insanı tüketen koşuşturması daha sert bir dille kurulur. Bu şehir imgesi karşısında Tirebolu, insanın dönmek istediği asli yer olarak belirir: “Galiba sona geldim bu devasa çukurda Alın götürün beni Tirebolu’ma.” Bu çağrı, yalnızca bir şehirden başka bir şehre gitme isteği değildir. Mıdık’ın şiirinde Tirebolu, insanın kendi köküne, kendi toprağına, kendi diline ve kendi hatırasına dönme arzusudur. Büyük şehirde sıkışan ruh, memlekette yeniden nefes almak ister. Kitap boyunca Tirebolu’nun doğrudan ya da dolaylı biçimde hissedilen varlığı, eseri kişisel bir şiir toplamından çıkarıp yerel hafızaya bağlı güçlü bir edebî kayda dönüştürüyor. ÖĞRETMENLİK HAFIZASI VE İNSANA BAKIŞ İbrahim Mıdık’ın 37 yıllık öğretmenlik geçmişi, şiirlerinde sessiz ama belirgin bir damar olarak duruyor. Öğrenciler, şehit öğretmenler, görev yapılan şehirler ve eğitim hayatının bıraktığı izler, kitabın toplumsal yönünü güçlendiriyor. “Öğrencilerime…” başlıklı şiirde yer alan şu dizeler, öğretmen Mıdık’ın insana bakışındaki inceliği gösteriyor: “Gencecik karanfiller Hepsi yıldız bakışlı.” Bu dizelerde öğrenci, yalnızca okul sıralarında karşılaşılan bir genç değildir; korunması, büyütülmesi ve geleceğe taşınması gereken kırılgan bir çiçek, bir ışık, bir umut olarak görülür. Şairin öğretmen kimliği, kitap boyunca yalnızca biyografik bir bilgi olarak kalmaz. İnsana, gençliğe, memlekete ve toplumsal acılara dönük duyarlılığın temel kaynaklarından biri hâline gelir. Bu nedenle kitapta bireysel hüzün ile toplumsal hafıza aynı çizgide ilerler. TOPLUMSAL ACILAR, DARBE YILLARI VE ŞEHİT ÖĞRETMENLER “Kör Karanlıktan Sızanlar”da sevda, hatıra ve hastalık kadar toplumsal acılar da geniş yer tutuyor. Mıdık’ın şiirlerinde 12 Eylül, demokrasi, şehit öğretmenler, ülke meseleleri ve toplumsal kırılmalar açık biçimde hissediliyor. Şair, bazı şiirlerinde bir dönemin sert siyasal atmosferini ve toplumsal yaralarını doğrudan imgelerle kuruyor. Demokrasiye dair yazdığı dizelerde ülkenin geçirdiği badireler, yıpranmış bir beden imgesiyle anlatılıyor. Şehit öğretmenlere ayrılan şiirlerde ise okul, sınıf, koridor, çocuk ve ölüm aynı acı ekseninde birleşiyor. Bu bölümler, Mıdık’ın şiirini yalnızca bireysel bir iç döküş olmaktan çıkarıyor. Kitap, bir öğretmenin tanıklık ettiği ülke acılarını, eğitim hayatının kırılganlığını ve toplumsal hafızada kapanmayan yaraları da taşıyor. GURBET, SEVDA VE YALNIZLIK Kitapta aşk ve sevda teması da güçlü biçimde yer alıyor; ancak bu sevda çoğu zaman neşeli bir kavuşma duygusuyla değil, uzaklık, yoksunluk, bekleyiş ve iç sızıyla kuruluyor. Mıdık’ın şiirlerinde sevda, insanı çoğaltan kadar eksilten, ayakta tutan kadar yaralayan bir duygudur. Şair, kimi zaman sevdiği kişiye, kimi zaman geçmişte kalan bir duyguya, kimi zaman da artık yalnızca hatıra hâline gelmiş bir varlığa seslenir. Bu seslenişlerde abartılı bir romantizmden çok, yaşanmışlığın içinden gelen kırık bir içtenlik vardır. Hastalığın ağırlaştığı şiirlerde sevda daha da kırılganlaşır. İnsan, hem yaşama hem sevdiğine hem de geride bırakacaklarına aynı anda tutunmaya çalışır. Böylece aşk, kitabın içinde yalnızca duygusal bir başlık değil; ölümle yüzleşen insanın son sığınaklarından biri hâline gelir. TİREBOLU KÜLTÜRÜNE 15. KİTAP KATKISI Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği, “Kör Karanlıktan Sızanlar” ile kültür yayınlarına yeni bir eser daha ekledi. 1988 yılında kurulan dernek, bugüne kadar sosyal dayanışmanın yanı sıra kültür yayınlarıyla da Tirebolu’nun yazılı hafızasına katkı sundu. Derneğin ilk yayınlarından itibaren tarih, kültür ve yerel hafıza alanında ortaya koyduğu çalışmalar, “Kör Karanlıktan Sızanlar” ile şiir alanında yeni bir halkaya kavuştu. İbrahim Mıdık’ın kitabı, derneğin kültür yayınları arasında 15. eser olarak yerini aldı. Kitabın yayımlanma sürecinde Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği çevresinden isimlerin katkısı bulunurken, editörlük çalışması İsmet Rizeli tarafından yürütüldü. Böylece Mıdık’ın yıllarca kendi içinde sakladığı şiirler, Tirebolu kültür hafızasına bırakılan kalıcı bir edebî kayıt hâline geldi. KİTABA ULAŞIM VE İMZALI TEMİN BİLGİSİ “Kör Karanlıktan Sızanlar”, Tirebolu’da doğrudan İbrahim Mıdık ile iletişime geçilerek imzalı olarak temin edilebiliyor. Kitap ayrıca Arı Sanat Yayınları ve Kitapyurdu üzerinden çevrim içi satışa sunuldu. Okurlar, esere “İbrahim Mıdık – Kör Karanlıktan Sızanlar” adı ve ISBN 978-625-93586-8-0 bilgisiyle ulaşabiliyor. Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği de kitap temini için iletişim kanallarını açık tutuyor. Dernek aracılığıyla yapılan kitap bağışları öğrenci burs fonuna aktarılıyor. Kitap için Tirebolu’da düzenlenecek tanıtım ve imza günü programı ayrıca duyurulacak. Bu yönüyle eser, yalnızca okura ulaşan bir şiir kitabı olarak değil; aynı zamanda Tirebolu’da kültür, dayanışma ve eğitim desteği arasında bağ kuran anlamlı bir çalışma olarak da öne çıkıyor. KİTAP, BİR HAYATIN SESSİZ KAYDI OLARAK OKURUN KARŞISINDA İbrahim Mıdık, “Kör Karanlıktan Sızanlar” ile yıllarca kendine sakladığı dizeleri okura emanet ediyor. Kitapta bir öğretmenin ömrü, bir hastanın mücadelesi, bir Tirebolulunun memleket hafızası, bir insanın sevdayla, acıyla ve ölümle kurduğu bağ aynı şiir dünyasında buluşuyor. Mıdık’ın dizelerinde karanlık, tek başına bir son anlamına gelmiyor. Karanlığın içinden hatıralar, dostlar, öğrenciler, sevdalar, memleket yolları ve kelimeye sığınan insan sesi sızıyor. Bu ses bazen hastane odasında ağırlaşıyor, bazen Tirebolu’ya dönmek istiyor, bazen eski dostları anıyor, bazen de ölümün kapısında bile şiirle konuşmayı sürdürüyor. “Kör Karanlıktan Sızanlar”, hüzünlü, içli ve kişisel bir şiir kitabı olmanın yanında, Tirebolu kültür hafızasına bırakılmış güçlü bir edebî iz olarak okurla buluşuyor. Eser, insanın en zor zamanlarında bile kelimelerin bir sığınak, şiirin bir direnç ve hatıraların unutulmaya karşı sessiz bir tanıklık olabileceğini gösteriyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.