Hava Durumu

#Fao

giresunsonhaber - Fao haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fao haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

GİRESUN’DA B-REÇETE DENETİMİ: ZİRAİ İLAÇ SATIŞI PARSEL VE DOZA BAĞLANDI Haber

GİRESUN’DA B-REÇETE DENETİMİ: ZİRAİ İLAÇ SATIŞI PARSEL VE DOZA BAĞLANDI

GİRESUN’DA B-REÇETE DENETİMİ: ZİRAİ İLAÇ SATIŞI PARSEL VE DOZA BAĞLANDI Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, 3 Ağustos 2026’da Doğankent ve Eynesil’deki bitki koruma ürünü bayilerinde B-Reçete uygulamasını yerinde inceledi. Türkiye genelinde 1 Temmuz’da devreye giren sistem, zirai ilaç satışını üreticinin kaydı, üretim alanı, ürünü, zararlı organizma, ruhsatlı doz ve uygulama sayısıyla ilişkilendiriyor. Beş aktif madde reçeteye bağlanırken diğer ürünlerde de kimlik ve SMS doğrulamasıyla kayıtlı satış zorunluluğu getirildi. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün açıklamasına göre, İl ve İlçe Müdürlüğü teknik personeli tarafından Doğankent ve Eynesil’de faaliyet gösteren bitki koruma ürünü bayileri 3 Ağustos 2026’da ziyaret edildi. Çalışmada, B-Reçete sisteminin bayilerde nasıl uygulandığı, satış ve kayıt işlemlerinin sisteme uygun yürütülüp yürütülmediği yerinde incelendi. Bu çalışma, zirai ilaç satışında Türkiye genelinde başlayan yeni dönemin Giresun’daki saha uygulamasını ortaya koydu. B-Reçete; reçete düzenlenmesi, satış, uygulama ve üretici kayıtlarının ÇKS, TÜKAS ve KOBÜKS gibi Bakanlık sistemleriyle elektronik ortamda ilişkilendirilmesini öngörüyor. Pilot uygulama 12 Ocak 2026’da Ankara, Kırklareli, Mersin ve Samsun’da başladı; sistem 1 Temmuz 2026’da 81 ilin tamamında ulusal ölçekte devreye alındı. B-REÇETE SADECE “REÇETE”DEN İBARET DEĞİL Sistemin adı reçeteyi öne çıkarsa da B-Reçete, bütün bitki koruma ürünlerini aynı satış biçimine sokmuyor. Bakanlığın açıklamasına göre satışlar üç temel yöntemle yürütülüyor: reçeteli satış, reçetesiz satış ve taahhütlü satış. Bazı il müdürlüğü duyurularında bakır ve kükürt içerikli ürünler ayrıca “kapsam dışı” satış grubu olarak gösteriliyor. Buradaki “reçetesiz satış”, eski anlamıyla kimliksiz, kayıtsız veya sınırsız satış demek değil. Reçeteye tabi olmayan bir ürün alınırken de üreticinin T.C. kimlik numarası sisteme giriliyor, cep telefonuna doğrulama kodu gönderiliyor ve üreticinin kayıtlı parseli, yetiştirdiği ürün, mücadele edeceği zararlı organizma, ürünün ruhsatlı dozu, uygulama sayısı ve alan büyüklüğü üzerinden satılabilecek miktar hesaplanıyor. Bakanlık kayıtlarına göre ilk aşamada beş aktif maddeyi içeren 349 bitki koruma ürünü reçeteli satış kapsamına alındı. Bu aktif maddeler abamectin, acetamiprid, diflubenzuron, pyriproxyfen ve quinclorac olarak açıklandı. Bu maddeleri veya bunların karışımlarını içeren ürünlerin reçetesiz satılması mümkün değil. Reçete, Bakanlıktan yetki almış ve ziraat fakültelerinin bitki koruma bölümünden mezun ziraat mühendislerince elektronik sistemde düzenleniyor. Üretici, reçeteli ürünü bayiden elektronik reçete numarası üzerinden temin edebiliyor. Yönetmelik, Bakanlığın reçeteli satışa bağladığı ürünlerin reçetesiz satılmasını açık biçimde yasaklıyor. KAYDI OLMAYAN ÜRETİCİ İÇİN TAAHHÜTLÜ SATIŞ YOLU VAR ÇKS, TÜKAS veya KOBÜKS’e kaydedilmesi mümkün olmayan üretim alanları için sistem tamamen kapalı değil. Üretici; ekili veya dikili alanını, ürününü ve mücadele edilecek zararlı organizmayı İl ya da İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğüne beyan ederek taahhüt kaydı oluşturabiliyor. Sistem bir taahhüt numarası veriyor ve üretici bu numara ile T.C. kimlik numarası üzerinden yetkili bayiden ürün alabiliyor. Taahhüt kaydının geçerlilik süresi bir ay. Bu yöntem de kayıt dışı satış anlamına gelmiyor. Tam tersine, Bakanlığın standart üretici kayıt sistemlerine giremeyen alanlar için oluşturduğu alternatif bir kayıt kanalı niteliğinde. UYGULAMAYI YAPAN KİŞİ DE KAYIT ALTINDA Yeni düzenleme satışla sınırlı değil. Ticari bitkisel üretim alanlarında bitki koruma ürünü uygulamasının, Bakanlıktan uygulama belgesi almış profesyonel uygulayıcı, yetkilendirilmiş üretici veya yardımcı uygulayıcı tarafından yapılması gerekiyor. Yetkilendirilmiş üretici yalnız kendi veya kiraladığı üretim alanında uygulama yapabiliyor; profesyonel uygulayıcı ise ülke genelinde çalışabiliyor. Uygulama kayıtlarının en geç üç gün içinde sisteme girilmesi ve beş yıl muhafaza edilmesi öngörülüyor. Yönetmelik ayrıca uygulayıcının sürüklenmeyi ve komşu parsele bulaşmayı önlemesini, kişisel koruyucu donanım kullanmasını, ekipmanın bakım ve kalibrasyonundan sorumlu olmasını ve arı ölümlerini önlemek amacıyla ilaçlama öncesinde arıcılar ile muhtarlıkları bilgilendirmesini düzenliyor. FINDIK B-REÇETE DIŞINDA DEĞİL, ANCAK E-ÜKD AYRIMI VAR Giresun açısından en fazla karıştırılan başlıklardan biri B-Reçete ile e-Üretici Kayıt Defteri’nin aynı şey sanılması. Bakanlığın 2026 listesinde zorunlu e-Üretici Kayıt Defteri tutulacak 27 ürün arasında fındık yer almıyor. Liste; armut, ayva, biber, çilek, domates, elma, erik, greyfurt, hıyar, ıspanak, incir, kabak, kayısı, kiraz, kültür mantarı, limon, mandalina, marul, nar, nektarin, patlıcan, portakal, şeftali, taze fasulye, üzüm, maydanoz ve vişneden oluşuyor. Fındığın bu 27 ürün arasında bulunmaması, fındık üreticisinin bitki koruma ürünü satış ve uygulama kurallarından muaf olduğu anlamına gelmiyor. Fındık üreticisi de yetkili bayiden, kayıtlı üretim alanı ve ruhsatlı kullanım bilgileri üzerinden ürün alacak; reçeteye tabi aktif madde içeren bir ürün söz konusuysa elektronik reçete gerekecek ve uygulama yetkili kişi tarafından yapılacak. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü de fındıkta kahverengi kokarca, fındık kurdu ve külleme mücadelesinde yalnız ruhsatlı ürünlerin kullanılmasını ve uygulamanın belge sahibi kişilerce yapılmasını düzenli olarak duyuruyor. SİSTEM NE GETİRDİ? B-Reçete’nin en güçlü yönü, satış anını tarımsal üretim verisiyle ilişkilendirmesi. Sistem, “hangi ürün satıldı?” sorusuna ek olarak “kime, hangi parsel için, hangi üründe, hangi zararlıya karşı, hangi doz ve kaç uygulama için satıldı?” sorularının da cevabını kayda bağlıyor. Karekodlu ürün hareketleri üreticiye kadar izlenebiliyor. Bu yapı; fazla miktarda satışın, ruhsatsız kullanımın, başka bir üretici adına ürün alınmasının ve kalıntı tespit edildiğinde kaynağın belirsiz kalmasının önlenmesi için daha güçlü bir denetim zemini oluşturuyor. İkinci kazanım, reçeteli aktif maddelerde kararın yalnız satış tezgâhında verilmemesi. Kimyasal mücadelenin gerekli olup olmadığı, ürün-zararlı eşleşmesi ve kullanılabilecek miktar yetkili teknik personelin sorumluluğuna giriyor. Bu yaklaşım, pestisit yönetiminde risk esaslı kontrol ve izlenebilirlik ilkeleriyle uyumlu. FAO ve Dünya Sağlık Örgütünün uluslararası pestisit yönetimi çerçevesi de pestisitlerin üretimden kullanıma ve bertarafa kadar bütün yaşam döngüsünün düzenlenmesini, yetkilendirmeyi, eğitimi ve denetimi temel araçlar arasında gösteriyor. Üçüncü kazanım, uygulama kayıtlarının kalıntı denetimleriyle karşılaştırılabilmesi. Bir üründe hangi aktif maddenin, ne zaman ve hangi dozda kullanıldığı kayda girerse, hasat öncesi analizde çıkan sonuç ile üretim kaydı arasında bağ kurulabilir. Bu, yalnız ceza uygulamak için değil; hatalı doz, yanlış ürün seçimi, bekleme süresine uyulmaması veya eğitim açığı gibi nedenleri belirlemek için de kullanılabilir. Yönetmelik, hasat öncesi pestisit denetimini ve uygunsuzluk görülen ürün, alan ve aktif maddelerin takibini açıkça düzenliyor. SİSTEM NE GÖTÜRDÜ, NEREDE ZORLANABİLİR? Yeni sistem üretici, bayi ve teknik personel açısından ilave işlem yükü getiriyor. Üreticinin kayıtlarının güncel olması, cep telefonu bilgisinin sistemde bulunması, SMS doğrulamasının çalışması, parsel ve ürün bilgilerinin doğru eşleşmesi gerekiyor. Kayıt sistemlerine giremeyen alanlarda İl veya İlçe Müdürlüğünden taahhüt oluşturulması zorunlu. İnternet, SMS veya merkezi sistem kesintileri satışın gecikmesine; kayıt hataları ise gerçekte ihtiyaç duyulan ürünün sistem tarafından reddedilmesine yol açabilir. Bunlar sistemin amaçlanan sonucu değil, dijital altyapıya bağımlı bir modelin yönetilmesi gereken operasyonel riskleri. Reçete yazma yetkisinin yalnız bitki koruma bölümü mezunu ve Bakanlıktan yetkilendirilmiş ziraat mühendislerine verilmesi teknik sorumluluğu güçlendiriyor; ancak reçete yazabilecek kişi sayısının yetersiz olduğu ilçelerde erişim ve bekleme süresi sorunu doğurabilir. Sistem başarısı, yalnız mevzuatın varlığına değil, üreticinin ihtiyaç duyduğu anda sahaya erişebilen yeterli sayıda yetkili teknik personelin bulunmasına bağlı. Bayiler açısından da stok planı değişiyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, 1 Temmuz öncesindeki eğitimde bayileri ihtiyaçtan fazla ürün satılamayacağı, stokların bölgedeki ruhsatlı tavsiyelere göre planlanması gerektiği ve satılamayan ürünlerin raf ömrü sonunda imha riski taşıdığı konusunda uyarmıştı. Bu durum gereksiz stoklamayı azaltabilir; ancak küçük ilçelerde düşük talep gören ürünlerin bulunabilirliğini de zayıflatabilir. Sistemin miktar algoritması alan büyüklüğü, ürün, zararlı organizma, uygulama sayısı, aktif madde ve doz gibi değişkenleri kullanıyor. Buna karşılık üreticinin yanlış parsel kaydı, hastalık veya zararlı yoğunluğunun olağan dışı seyretmesi, iklim koşulları ya da yeniden uygulama gereksinimi gibi durumlarda nasıl hızlı düzeltme ve itiraz yapılacağı sahadaki başarının önemli ölçütlerinden biri olacak. Bakanlığın yayımladığı tanıtım ve soru-cevap metinleri hesaplama parametrelerini açıklıyor; ancak algoritmanın ayrıntılı karar kuralları ile hata ve itiraz süreçlerini aynı açıklıkta ortaya koymuyor. REÇETE TEK BAŞINA PESTİSİT SORUNUNU ÇÖZMEZ Pestisitler, zararlı organizmaları kontrol etmek için kullanılsa da doğaları gereği insanlar ve hedef dışı canlılar açısından toksik olabilen maddeler. Dünya Sağlık Örgütü, güvenli kullanım ve doğru bertarafın zorunlu olduğunu vurguluyor. FAO ise entegre mücadelede kimyasal ürünlerin otomatik ve takvime bağlı biçimde değil, ekonomik zarar eşiği ve sahadaki gerçek ihtiyaç dikkate alınarak, diğer yöntemler yeterli olmadığında kullanılması gerektiğini belirtiyor. Bu nedenle B-Reçete’nin bilimsel başarısı yalnız satılan litre veya kilogramı sınırlamakla ölçülemez. Sistem; düzenli sürvey, doğru zararlı teşhisi, ekonomik zarar eşiği, biyolojik ve biyoteknik mücadele, direnç yönetimi, kalibrasyon, uygun uygulama zamanı ve hasat aralığıyla birlikte işletilirse gereksiz kullanımı azaltabilir. Reçete, sahayı görmeyen otomatik bir onaya dönüşürse veya üretici yalnız bürokratik bir kod almak için sisteme yönelirse hedeflenen risk azalması sınırlı kalır. DÜNYADA AYNI SİSTEM VAR MI? İncelenen uluslararası örneklerde Türkiye’deki B-Reçete ile birebir aynı ad ve merkezi mimariye sahip tek tip bir modelden çok, benzer amaçları farklı araçlarla yerine getiren sistemler bulunuyor. Avrupa Birliği mevzuatı, profesyonel pestisit kullanıcıları, dağıtıcılar ve danışmanlar için eğitim ve sertifikasyon sistemleri kurulmasını; satış sırasında sağlık, çevre ve güvenli kullanıma ilişkin yeterli bilginin sağlanmasını öngörüyor. AB’nin 2023/564 sayılı uygulama düzenlemesi ise profesyonel kullanıcıların bitki koruma ürünü kullanım kayıtlarını ürün, zaman, doz, alan, ürün çeşidi ve uygulama yeri gibi bilgilerle elektronik ve makine tarafından okunabilir biçimde tutmasını düzenliyor. Fransa’da profesyonel bitki koruma ürünlerini satın almak, kullanmak, satmak veya bu ürünler hakkında danışmanlık yapmak için Certiphyto adlı bireysel sertifika gerekiyor. Sistem, Türkiye’deki reçeteden farklı olarak daha çok kullanıcının, satıcının ve danışmanın yeterliliğini belgeliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde Çevre Koruma Ajansı, yüksek riskli kabul edilen “restricted use pesticide” ürünlerini genel kullanımdan ayırıyor. Bu ürünler yalnız sertifikalı uygulayıcılar tarafından veya onların doğrudan gözetimi altında kullanılabiliyor; satış ve uygulama kayıtlarında ürün, alan, tarih, miktar ve uygulayıcı sertifika bilgileri tutuluyor. Danimarka ise ruhsatlı pestisitlerin yıllık satış miktarlarını, aktif maddeleri, uygulama sıklığını ve “pestisit yükü göstergesi”ni yayımlıyor. Bu model, tek tek çiftçiye reçete yazmaktan çok ulusal tüketimi ve çevresel yükü ölçmeye odaklanıyor. Türkiye’nin B-Reçete modeli; reçete, kimlik doğrulama, parsel-ürün eşleştirmesi, satış miktarı hesabı, uygulayıcı yetkisi ve üretici kayıtlarını aynı merkezi altyapıda birleştirmesi bakımından bu araçların birkaçını tek sistemde topluyor. Bunun gerçek etkisi ise ulusal ölçekte yayımlanacak sonuçlarla görülebilecek.

TEK SAĞLIKTA ALARM: TÜRKİYE İÇİN KRİTİK EŞİK Haber

TEK SAĞLIKTA ALARM: TÜRKİYE İÇİN KRİTİK EŞİK

TEK SAĞLIKTA ALARM: TÜRKİYE İÇİN KRİTİK EŞİK FAO, “Tek Sağlık” yaklaşımında küresel yatırım açığının büyüdüğünü ortaya koydu. Veteriner Halk Sağlığı Derneği Başkanı Azmi YÜKSEL, Türkiye’nin biyolojik risklerin kavşağında bulunduğunu söyledi ve uyardı: “Önlemek, tedavi etmekten 11 kat daha ucuz. Türkiye için bu bir tercih değil, ulusal güvenlik meselesidir.” ÖZEL HABER – Pandemiler, antimikrobiyal direnç ve iklim şokları aynı küresel tehdidin parçaları haline geldi. FAO, 30 Mart 2026 tarihli raporunda insan, hayvan ve çevre sağlığını tek çerçevede ele alan “Tek Sağlık” yaklaşımının artık ertelenemeyecek bir yatırım alanına dönüştüğünü ortaya koydu. Veteriner Halk Sağlığı Derneği (VHSD) Başkanı Azmi YÜKSEL, bu tablonun Türkiye açısından yalnızca sağlık başlığıyla sınırlı olmadığını, doğrudan ekonomi, gıda güvenliği ve ulusal dayanıklılık meselesi olduğunu vurguladı. 3 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM, 37 MİLYAR DOLARLIK KORUMA VHSD Başkanı Azmi YÜKSEL, FAO raporunda yer alan verilerin çarpıcı bir ekonomik gerçeği ortaya koyduğunu belirtti: “Tek Sağlık yaklaşımlarına yıllık 3 milyar dolar yatırım yapılması, salgınların önlenmesiyle küresel ekonomide 37 milyar dolar tasarruf sağlayabilir. Bu, %1100’lük bir getiri demektir. Reaktif yani kriz kapıya dayandıktan sonra müdahale etmek yerine, koruyucu hekimliği ve veteriner halk sağlığını önceleyen bir model, Türkiye ekonomisinin sırtındaki tedavi yükünü de hafifletecektir.” Bu tablo, geç müdahalenin maliyetini bir kez daha açığa çıkardı. Salgın kapıya dayandıktan sonra yapılan harcamalar hem kamu bütçelerini büyütüyor hem de sağlık sistemleri, üretim zinciri ve gıda arzı üzerinde ağır baskı oluşturuyor. Koruyucu sistemlere yapılacak erken yatırım ise çok daha düşük maliyetle çok daha büyük kaybı önlüyor. TÜRKİYE, BİYOLOJİK RİSKLERİN TAM ORTASINDA Azmi YÜKSEL, Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle biyolojik tehditlere karşı daha kırılgan bir hatta bulunduğunu söyledi. İklim değişikliği, hayvan hareketliliği, göç yolları ve ekolojik kırılmaların aynı anda yeni riskler ürettiğini belirten YÜKSEL, şu uyarılarda bulundu: “İklim değişikliği sadece bir çevre sorunu değildir; bir hastalık çarpanıdır. Değişen yağış rejimleri ve sıcaklık artışları, vektörle bulaşan hastalıkların ekolojisini değiştiriyor. Yaban hayatı ile evcil hayvan etkileşiminin artması, yeni zoonotik (hayvandan insana geçen) hastalıklar için ciddi bir risk alanıdır. Türkiye, göç yolları ve sınır ötesi hayvan hareketliliği nedeniyle 'Tek Sağlık' kalkanını en güçlü tutması gereken ülkelerin başında gelmektedir.” Uzmanlara göre bu başlık, yalnızca veterinerlik ya da halk sağlığı sınırlarında değerlendirilemez. Hayvan hastalıklarından gıda arzına, çevresel bozulmadan insan sağlığına kadar uzanan zincir, tek merkezden ve entegre bir sistemle yönetilmediği sürece kırılganlık artıyor. TÜRKİYE İÇİN 4 MADDELİK ACİL EYLEM ÇAĞRISI Azmi YÜKSEL, Türkiye’nin bu küresel darboğazdan çıkması için dört başlıkta acil adım atılması gerektiğini söyledi. Kurumsal Entegrasyon: “Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı arasındaki iş birliği kâğıt üzerinde kalmamalı; 'Tek Sağlık' bütçesiyle yönetilen ortak sürveyans ve veri paylaşım sistemleri kurulmalıdır.”Aile İşletmeciliği ve Gıda Güvenliği: “Türkiye hayvancılığının temel direği olan aile işletmeleri, biyogüvenlik standartları açısından desteklenmelidir. Güvenilir gıda arzı, ahırdaki hayvan sağlığından başlar.”Antimikrobiyal Dirençle Mücadele: “Geleceğin 'sessiz pandemisi' olan antibiyotik direncine karşı, hayvancılıkta bilinçsiz ilaç kullanımı durdurulmalıdır. Bu, sadece hayvanları değil, tıp dünyasının geleceğini korumaktır.”Sektörler Arası İş Gücü: “Veteriner hekimler, tabipler ve çevre uzmanları aynı masa etrafında, ortak bir yönetim şemasıyla çalışmalıdır.” Bu dört madde, yalnızca teknik öneri değil; sahada uygulanabilir bir ulusal savunma hattı olarak öne çıkıyor. Kurumlar arası parçalı yapı sürdükçe, Türkiye’nin salgınlar, dirençli enfeksiyonlar ve gıda güvenliği krizleri karşısında savunma gücü zayıflıyor. LYON ZİRVESİ, ANKARA İÇİN YOL HARİTASI OLABİLİR 7 Nisan 2026’da Fransa’nın Lyon kentinde düzenlenecek olan Tek Sağlık Zirvesi, bu alandaki küresel yönelim açısından kritik bir eşik olarak görülüyor. Finansman modelleri, yönetişim reformları ve saha uygulamaları bu zirvede yeniden tartışmaya açılacak. Azmi YÜKSEL, zirvenin Türkiye açısından da dikkatle izlenmesi gerektiğini belirterek sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Lyon’da konuşulacak olan finansman modelleri ve yönetim reformları, Türkiye’nin hayvancılık ve sağlık vizyonu için bir yol haritasıdır. Hükümetler artık 'sessiz kahramanlar' olan veteriner hekimlerin saha gücüne yatırım yapmalıdır. Unutmayalım; önlem almak manşetlere çıkmaz ama milyonlarca hayatı kurtarır.”

ERKEN TEŞHİSİN ÖNEMİ: TEK SAĞLIK GÖZETİMİNİN GEREKÇELENDİRİLMESİ Haber

ERKEN TEŞHİSİN ÖNEMİ: TEK SAĞLIK GÖZETİMİNİN GEREKÇELENDİRİLMESİ

ERKEN TEŞHİSİN ÖNEMİ: TEK SAĞLIK GÖZETİMİNİN GEREKÇELENDİRİLMESİ Gıda güvenliği, halk sağlığı ve çevresel riskler aynı anda büyüyor. Uzmanlar, insan, hayvan, bitki ve ekosistem sağlığını birlikte izleyen Tek Sağlık gözetiminin erken uyarı ve hızlı müdahale için kritik hale geldiğini vurguluyor. Güney ve Güneydoğu Asya’da yaşanan kuş gribi salgını, sağlık tehditlerinin artık tek bir alanla sınırlı kalmadığını bir kez daha ortaya koydu. İnsanlarda görülen vaka sayısı sınırlı kaldı ancak salgın, gıda güvenliği, geçim kaynakları ve halk sağlığı üzerinde büyüyen risklerin erken teşhis edilmeden kontrol altına alınamayacağını gösterdi. Bugün birçok kriz sessiz başlıyor. Hayvan hastalıkları, bitki zararlıları, zoonotik enfeksiyonlar ve çevresel bozulmalar, daha büyük tehditlerin ilk işaretlerini veriyor. Buna rağmen müdahale çoğu zaman insanlar hastalandıktan ya da gıda tedarik zinciri aksadıktan sonra başlıyor. Bu tablo, mevcut gözetim sistemlerinin geç kaldığını gösteriyor. Dar izleme modeli riski büyütüyor Mevcut gözetim uygulamalarının önemli bölümü insan hastalıklarının tespiti ya da çiftlik düzeyindeki kayıplarla sınırlı kalıyor. Bu yaklaşım, hayvan, bitki ve çevre alanlarından gelen erken uyarı sinyallerini kaçırıyor. Sonuçta sistem, tehdidi önleyen değil, büyüdükten sonra karşılamaya çalışan reaktif bir yapıya dönüşüyor. Tek Sağlık modeli ortak risk haritası çıkarıyor Tek Sağlık yaklaşımı, insan, hayvan, bitki ve ekosistem sağlığını tek bir çerçevede ele alıyor. Bu model, birbirinden kopuk veri toplama yöntemleri yerine sektörler arası bilgi paylaşımını esas alan entegre sistemler kurulmasını öngörüyor. Böylece risk, tek bir noktada patlak vermeden önce daha geniş bir çerçevede izlenebiliyor. Sahadaki uygulamalar bu yaklaşımın sonuç verdiğini gösteriyor. Tayland’da hayvan ısırığı bildirimleri için geliştirilen ortak mobil uygulama, kuduz vakalarının hızlı tespitini sağladı. Kamboçya’da insan ve hayvan laboratuvarlarının birbirine bağlanmasıyla leptospiroz ve kuş gribi gibi patojenlerde erken müdahale kapasitesi güçlendi. Ruanda’da ise çevresel veriler üzerinden yürütülen erken uyarı sistemi sayesinde Rift Vadisi humması salgını sınırlı alanda tutuldu. Asıl sorun koordinasyon ve altyapı eksikliği Tek Sağlık gözetiminin önünde ciddi yapısal engeller bulunuyor. Veterinerlik hizmetlerinin yetersiz finansmanı, çevresel izlemedeki düzensizlik, veri paylaşımını zorlaştıran bürokratik ve teknolojik bariyerler, erken teşhisi zayıflatıyor. Özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde dijital altyapı eksikliği sorunu büyütüyor. Ancak daha varlıklı ülkelerde de kurumsal parçalanma ve yasal kısıtlar benzer sonuçlar doğuruyor. FAO, WHO, WOAH ve UNEP iş birliğiyle geliştirilen çalışmalar, ülkelerde entegre gözetim sistemlerinin kurulmasını hedefliyor. Sierra Leone’de hayvan hastalıkları raporlamasının dijitalleştirilmesi, Özbekistan’da mobil veteriner saha verilerinin sisteme alınması ve Pakistan ile Nepal’de laboratuvar uyumu ile il düzeyi gözetim ağlarının güçlendirilmesi, bu dönüşümün somut örnekleri arasında yer alıyor. Krizden sonra değil, krizden önce müdahale Tek Sağlık gözetimi yalnızca salgınları izlemek için değil, gıda sistemlerini korumak, ekosistem bozulmasını takip etmek, üretim kayıplarını önlemek ve geçim kaynaklarını güvence altına almak için de öne çıkıyor. Erken teşhis, geç müdahalenin yüksek maliyetini düşürüyor; kamu sağlığı ile tarımsal üretim arasındaki bağı görünür hale getiriyor. Önümüzdeki dönemde küresel sağlık ve gıda güvenliği tehditlerinin büyük bölümü insan, hayvan, bitki ve çevre kesişiminde ortaya çıkacak. Bu nedenle uzmanlar, teknoloji kadar siyasi irade, ortaklık ve sürekli yatırım çağrısı yapıyor. Erken teşhis artık yalnızca sağlık politikası değil, doğrudan bir güvenlik ve sürdürülebilirlik meselesi olarak görülüyor.

BM’DEN İRAN SAVAŞI UYARISI: KÜRESEL AÇLIK 363 MİLYONA TIRMANABİLİR Haber

BM’DEN İRAN SAVAŞI UYARISI: KÜRESEL AÇLIK 363 MİLYONA TIRMANABİLİR

BM’DEN İRAN SAVAŞI UYARISI: KÜRESEL AÇLIK 363 MİLYONA TIRMANABİLİR Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı, İran’daki savaş ve Orta Doğu’daki tırmanmanın yıl ortasına kadar sürmesi halinde yaklaşık 45 milyon kişinin daha akut gıda güvensizliğine itilebileceğini açıkladı. Böylece dünyada şiddetli açlıkla karşı karşıya kalan insan sayısının 363 milyona yükselerek son yılların en ağır tablosuna ulaşabileceği bildirildi. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın 17 Mart 2026 tarihli analizine göre, çatışmanın yıl ortasına kadar sona ermemesi ve petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerinde kalması halinde, hâlihazırda gıda güvensizliği yaşayan 318 milyon kişiye yaklaşık 45 milyon kişi daha eklenecek. WFP, bu tablonun 2022’de Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında görülen 349 milyonluk düzeyi de aşabilecek yeni bir küresel gıda şokuna işaret ettiğini duyurdu. Kurumun değerlendirmesinde, krizin merkezinde yalnızca savaş alanı değil, enerji ve lojistik koridorları da yer aldı. WFP, Hürmüz Boğazı’ndaki fiili deniz taşımacılığı durma noktasına gelirken, Kızıldeniz hattındaki risklerin de arttığını; bunun enerji, yakıt ve gübre maliyetlerini yukarı çekerek açlığı Orta Doğu’nun çok ötesine taşıdığını bildirdi. Kuruma göre özellikle gıda ve yakıt ithalatına bağımlı Afrika ve Asya ülkeleri en ağır darbeyi alma riskiyle karşı karşıya. WFP Genel Müdür Yardımcısı ve Baş Operasyon Sorumlusu Carl Skau da tabloyu “küresel şok dalgası” sözleriyle özetledi. Skau, çatışmanın sürmesi halinde zaten bir sonraki öğününü karşılamakta zorlanan ailelerin en sert darbeyi yiyeceğini vurgularken, insani yardım hatlarında da ciddi kırılma yaşandığını söyledi. Cenevre’de yapılan açıklamalara göre kurumun sevkiyat maliyetleri savaşın başlamasından bu yana yüzde 18 arttı; daha pahalı yakıt ve uzayan güzergâhlar nedeniyle yardım operasyonlarının maliyeti hızla yükseldi. WFP’nin bölgesel projeksiyonları da alarmın boyutunu ortaya koydu. Buna göre Batı ve Orta Afrika’da akut gıda güvensizliği yaşayan insan sayısında yüzde 21, Doğu ve Güney Afrika’da yüzde 17,7, Asya’da ise yüzde 24 artış bekleniyor. Kurum, Sudan’ın buğday ithalatına yüksek bağımlılığı nedeniyle fiyat artışlarından doğrudan etkileneceğini, Somali’de ise bazı temel ürünlerin fiyatlarının savaşın başlamasından bu yana en az yüzde 20 yükseldiğini belirtti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü de ayrı değerlendirmesinde, savaşın küresel enerji, gübre ve tarım-gıda sistemleri üzerinde sert baskı oluşturduğunu bildirdi. FAO’nun Mart 2026 tarihli raporuna göre, Hürmüz Boğazı’ndaki aksama petrol, gaz ve gübre ticaretini doğrudan etkiliyor; artan enerji maliyetleriyle birlikte gübre arzındaki daralma, mahsul veriminde düşüş ve gıda fiyatlarında yeni dalgalanma riskini büyütüyor. Aynı raporda, kriz sürerse 2026’nın ilk yarısında küresel gübre fiyatlarının ortalama yüzde 15 ila 20 daha yüksek seyredebileceği uyarısı yapıldı. Reuters’ın 20 Mart tarihli analizinde de Körfez hattının küresel gübre tedarikindeki kritik rolüne dikkat çekildi. Habere göre Hürmüz Boğazı, dünya çapında ticareti yapılan gübrenin yaklaşık yüzde 30’unun geçtiği ana koridorlardan biri. Bank of America verilerine dayandırılan değerlendirmede üre fiyatlarının şimdiden yüzde 30 ila 40 arttığı, savaşın birkaç hafta daha sürmesi halinde başta tahıllar olmak üzere temel emtia arzında daralma yaşanabileceği aktarıldı. FAO Başekonomisti Máximo Torero da bu durumun ekim dönemini, yem arzını ve dolayısıyla et-süt fiyatlarını etkileyeceği uyarısında bulundu. Uzmanlara göre en kırılgan halka, dışarıdan gıda, yakıt ve gübre alan düşük gelirli ülkeler olacak. Gelişmekte olan birçok ekonomide gıda ve yakıtın enflasyon sepetindeki payı yüzde 30 ile 50 arasında değişirken, bu oran gelişmiş ekonomilerde çok daha düşük seyrediyor. Bu nedenle enerji kaynaklı her yeni sarsıntı, ithalata bağımlı ülkelerde doğrudan mutfak enflasyonuna, ardından da daha derin bir yoksulluk ve açlık dalgasına dönüşme potansiyeli taşıyor. Birleşmiş Milletler cephesinden verilen ortak mesaj ise net: çatışma uzadıkça yalnızca cephe hattı değil, dünyanın en kırılgan sofraları da vuruluyor. WFP, yeterli finansman sağlanmaması halinde mevcut insani yardım kapasitesinin daha da daralacağını ve açlık riski altındaki ülkelerde tablonun felakete dönüşebileceğini bildirdi. Kaynaklar: BM Dünya Gıda Programı (WFP), BM Cenevre Ofisi, FAO, Reuters.

FINDIKTA %60 ALGISI: TÜRKİYE’NİN PAYI NEDEN SİSTEMATİK OLARAK DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR? Haber

FINDIKTA %60 ALGISI: TÜRKİYE’NİN PAYI NEDEN SİSTEMATİK OLARAK DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR?

FINDIKTA %60 ALGISI: TÜRKİYE’NİN PAYI NEDEN SİSTEMATİK OLARAK DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR? Türkiye, dünya fındık üretiminde yaklaşık yarım asırdır lider konumda bulunmasına rağmen, uluslararası piyasalarda ve ticari değerlendirmelerde ülkenin üretim payının sıklıkla %60 civarında ifade edilmesi dikkat çekiyor. Oysa hem güncel veriler hem de uzun dönemli istatistikler, Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payının %65–70 bandında seyrettiğini ortaya koyuyor. Bu fark, basit bir hesap hatasından ziyade, fiyat oluşumu ve pazarlık gücüyle doğrudan ilişkili bir algı meselesine işaret ediyor. DÜNYA FINDIK ÜRETİMİ: GÜNCEL DURUM FAO ve Uluslararası Sert Kabuklu Meyveler Konseyi (INC) verilerine göre dünya fındık üretimi yıllık yaklaşık 1,05–1,10 milyon ton seviyesinde bulunuyor. Bu üretimin ülkelere göre dağılımı ise şöyle: Ülke Yıllık Üretim (bin ton) Dünya Payı (%) Türkiye 650–750 %65–70 İtalya 120–150 %12–14 Azerbaycan 70–80 %6–7 ABD (Oregon) 50–60 %5–6 Şili 45–55 %4–5 Gürcistan 40–45 %3–4 Diğer ülkeler 20–30 %2–3 Bu tablo, Türkiye’nin tek başına dünya üretiminin yaklaşık üçte ikisini karşıladığını açık biçimde gösteriyor. Rakip ülkelerin hiçbiri, tek başına Türkiye’ye yakın bir üretim hacmine sahip değil. 50 YILLIK PERSPEKTİF: PAY DEĞİŞTİ Mİ? Türkiye’nin üretim payının zamanla gerilediği yönündeki iddialar, uzun dönemli verilerle örtüşmüyor. Son 50 yılın 10 yıllık ortalamalarına bakıldığında tablo netleşiyor: Dönem Dünya Üretimi (bin ton) Türkiye Üretimi (bin ton) Türkiye Payı (%) 1970’ler ~550 ~350 %63–65 1980’ler ~600 ~400 %66–67 1990’lar ~650 ~450 %68–69 2000’ler ~750 ~500 %66–67 2010’lar ~950 ~650 %68–70 2020’ler ~1.050–1.100 ~650–750 %65–70 Veriler, Türkiye’nin üretim payının yarım asırdır yüksek ve istikrarlı olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla tartışmanın merkezinde üretim miktarındaki bir düşüş değil, bu üretimin fiyat gücüne dönüşememesi yer alıyor. NEDEN %60 SÖYLEMİ ÖNE ÇIKIYOR? Ekonomi çevrelerine göre Türkiye’nin payının %60 civarında sunulmasının arkasında üç temel neden bulunuyor. Birincisi, pazarlık gücünü zayıflatma amacı. Türkiye’nin %70 payla anılması, ülkeyi “vazgeçilmez üretici” konumuna taşırken; %60 söylemi, “büyük ama ikame edilebilir tedarikçi” algısını güçlendiriyor. Bu algı, özellikle hasat öncesi fiyat pazarlıklarında alıcı tarafın elini rahatlatıyor. İkincisi, alternatif üretici algısının büyütülmesi. Azerbaycan, Şili, ABD ve Gürcistan gibi ülkeler son yıllarda üretimlerini artırmış olsa da, bu ülkelerin toplamı dahi Türkiye’nin üretim hacmine ancak yaklaşabiliyor. Türkiye’nin payı %60 olarak sunulduğunda, bu ülkeler psikolojik olarak daha güçlü bir “denge unsuru” gibi gösterilebiliyor. Üçüncü neden ise rekolte ve pay hesaplarının bilinçli biçimde karıştırılması. Ticari raporlarda Türkiye için düşük rekolte tahminleri kullanılırken, rakip ülkeler için yüksek üretim rakamlarının esas alınması, Türkiye’nin dünya içindeki payını kağıt üzerinde aşağı çekiyor. ASIL KIRILMA: ÜRETİMDE DEĞİL, FİYATTA Son 50 yılın verileri birlikte okunduğunda ortaya çıkan temel gerçek şu: Gösterge 1970’ler 2020’ler Türkiye üretim payı %63–65 %65–70 Fiyat belirleme gücü Görece güçlü Zayıf Katma değer Büyük ölçüde içeride Büyük ölçüde dışarıda Türkiye üretimde liderliğini korurken, fiyat ve katma değer üretimi giderek üretim sahasının dışına taşmış durumda. Bu durum, üretim gücü ile ekonomik egemenlik arasındaki kopuşu derinleştiriyor. %60 Bir Veri Değil, Bir Algı Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payının %60 olarak ifade edilmesi, istatistiksel bir zorunluluktan çok ticari bir algı yönetimi tercihi olarak öne çıkıyor. Amaç, Türkiye’nin vazgeçilmezliğini görece azaltmak ve fiyat pazarlıklarında dengeyi alıcı lehine çevirmek. Bu nedenle fındık tartışması, yalnızca “ne kadar üretiyoruz?” sorusuna değil; “bu üretim gücü neden fiyata ve gelire dönüşmüyor?” sorusuna odaklanmak zorunda. Kaynaklar FAO – FAOSTAT, Hazelnuts (with shell) International Nut and Dried Fruit Council (INC), Global Statistical Review OECD–FAO Agricultural Outlook . . . DÜNYA FINDIK ÜRETİMİ (KABUKLU FINDIK) Ülkeler Bazında Üretim ve Paylar Ülke Yıllık Üretim (bin ton) Dünya Payı (%) Üretim Özelliği Türkiye 650–750 ≈ %65–70 Geleneksel, eğimli arazi, yüksek kalite İtalya 120–150 ≈ %12–14 Yoğun plantasyon, yüksek verim Azerbaycan 70–80 ≈ %7 Yeni bahçeler, hızlı büyüme ABD (Oregon) 50–60 ≈ %5 Tam mekanizasyon Şili 45–55 ≈ %4–5 İhracat odaklı, modern tesisler Gürcistan 40–45 ≈ %4 Küçük üretici, dalgalı kalite İspanya 15–20 ≈ %1–2 Bölgesel üretim Diğer ülkeler 20–30 ≈ %2–3 Dağınık TÜRKİYE – DÜNYA KARŞILAŞTIRMASI Gösterge Türkiye Dünya Üretim 650–750 bin ton 1.050–1.100 bin ton Üretim Payı ≈ %65–70 %100 İhracat Payı ≈ %70–75 %100 Ortalama Verim Düşük–Orta Rakiplerde yüksek Ürün Niteliği Premium (Giresun kalite) Karışık ÜLKELER BAZINDA 50 YILLIK PAY DEĞİŞİMİ Dünya Fındık Üretimi – Payların Evrimi Ülke 1970’ler (%) 1990’lar (%) 2020’ler (%) Eğilim Türkiye 63–65 68–69 65–70 ↔ (yüksek ama sabit) İtalya 15–18 13–14 12–14 ↘ (pay düştü, verim arttı) ABD 3–4 4–5 5–6 ↗ Azerbaycan – 2–3 6–7 ⬆ hızlı yükseliş Şili – – 4–5 ⬆ yeni oyuncu Gürcistan – 3–4 3–4 ↔ Diğer 10–12 7–8 4–5 ↘ DÜNYA VE TÜRKİYE FINDIK ÜRETİMİ – 50 YILLIK KARŞILAŞTIRMA Dünya Toplamı – ???????? Türkiye Dönem Dünya Üretimi (bin ton) Türkiye Üretimi (bin ton) Türkiye Payı (%) 1970’ler ~550 ~350 %63–65 1980’ler ~600 ~400 %66–67 1990’lar ~650 ~450 %68–69 2000’ler ~750 ~500 %66–67 2010’lar ~950 ~650 %68–70 2020’ler ~1.050–1.100 ~650–750 %65–70

Sıfır Atık ve Gıda İsrafını Azaltmaya Yönelik Stratejik Adımlar Masaya Yatırıldı Haber

Sıfır Atık ve Gıda İsrafını Azaltmaya Yönelik Stratejik Adımlar Masaya Yatırıldı

Gıda İçecek ve Tarım Politikaları Araştırmaları Merkezi (GİFT) ve Tetra Pak iş birliğiyle düzenlenen “Karbon Nötr Yolunda Sıfır Atık ve Gıda İsrafını Önleme” konferansında, gıda değer zincirinde israfı azaltmaya yönelik çözüm yolları ve öncelikli adımlar kapsamlı şekilde ele alındı. Uzmanlar, Türkiye’nin 2030 yılına kadar gıda israfını yarıya indirme hedeflerine ulaşabilmesi için politika, teknoloji ve iş birliği alanlarında hayata geçirilmesi gereken kritik uygulamaları değerlendirdi. GİFT ve Tetra Pak iş birliğiyle düzenlenen “Karbon Nötr Yolunda Sıfır Atık ve Gıda İsrafını Önleme” konferansı, 27 Kasım’da, Ankara’da kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi. Etkinlik, gıda değer zincirinin her aşamasında israfın azaltılması ve karbon nötr hedeflerine ulaşmak için uygulanabilir çözüm önerilerinin tartışılması açısından önemli bir platform oluşturdu. Sıfır atık hedefleri kapsamında gıda değer zincirinde israfı azaltmak için somut çözüm önerilerinin ele alındığı konferansın açılış konuşmalarını Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdür Yardımcısı Fatih Kaya, GİFT Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Samet Serttaş ve Tetra Pak Kamu İlişkileri Direktörü Ferruh Gürtaş gerçekleştirdi. Ayrıca, konferansta örnek projeler incelenirken Türkiye’nin 2030 yılına kadar gıda israfını yarıya indirme hedefleri de değerlendirildi. Fatih Kaya, açılış konuşmasında Bakanlığın gıda kaybı ve israfını önlemeye yönelik yürüttüğü çalışmaları anlattı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğiyle yürütülen “Gıdanı Koru Sofrana Sahip Çık” kampanyası kapsamında strateji belgeleri, sektörel kılavuzlar, farkındalık projeleri ve israfı azaltmaya yönelik rehberlerin hazırlandığını belirtti. Kaya, yumurtanın raf ömrüne ilişkin düzenlemeler, tam buğday ekmeği pilot uygulaması, güncellenen ulusal eylem planı ve gıda okuryazarlığı stratejisi gibi adımların israfın azaltılmasına önemli katkı sağladığını vurguladı. Ayrıca tüketiciyi doğru bilgilendirmek için “Güvenilir Gıda” internet sitesinin hayata geçirildiğini ifade etti. Dr. Samet Serttaş ise gıda atığı ve israfını önleme konusunun GİFT’in en önemli gündem maddesi olduğunu açıkladı. Serttaş, bu alanda çok sayıda proje geliştirileceğini belirterek, "Bu büyük sorun ancak çok katmanlı ve çok paydaşlı stratejilerle çözümlenebilir. Gıda atığının yüzde elli azaltılması halinde büyük bir karbon emisyonu önlenebilir ve dünyada 1,26 milyar insanın beslenme ihtiyacı karşılanabilir" dedi. Serttaş, ayrıca atıkların ölçülmesi, izlenmesi ve bu alanda faaliyet gösteren start-up'ların desteklenmesinin kritik önem taşıdığını vurguladı. Ferruh Gürtaş da gıda değer zincirinde işleme, paketleme, lojistik ve dağıtım gibi aşamaları kapsayan ve tarım ile perakende arasında konumlanan orta segmentin, gıda sistemlerinin ekonomik değerinin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturduğunu söyledi. Bu segmente odaklanmanın hem gıda güvenliğini güçlendireceğini hem de karbon ayak izinin azaltılmasına önemli katkı sağlayacağını vurguladı. Türkiye’nin Sıfır Atık Projesi küresel bir model haline geldi Konferansta, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Eğitim ve Farkındalık Şube Müdürü Hülya Çakır tarafından “Türkiye’nin Sıfır Atık Vizyonu ve Gıda Atıklarını Azaltma Stratejisi” başlıklı sunum gerçekleştirildi. Sunumda TÜİK’in 2024 verilerine göre Türkiye’de en fazla israf edilen gıda grupları incelendi. Yüzde 40,1 ile taze meyve ve sebze ilk sırada yer alırken bunu yüzde 32 ile ekmek ve yüzde 14,3 ile süt ve süt ürünlerinin takip ettiğine değinildi. Ayrıca, Türkiye’de 2017 yılında başlatılan Sıfır Atık Projesi’nin küresel ölçekte iyi uygulama örneği haline geldiğinin altı çizildi. Sunumda karbon nötr hedefleri doğrultusunda gıda israfının önlenmesi için paydaşlar arası iş birliklerinin güçlendirilmesinin kritik öneme sahip olduğu vurgulandı. Konferans kapsamında ayrıca iki kapsamlı sunum daha gerçekleştirildi. Tetra Pak Kamu İlişkileri Direktörü Ferruh Gürtaş tarafından yapılan “Küresel Gıda Sistemleri 2040 Yılına Kadar Gezegenimiz ve İnsanlar İçin Nasıl İyileştirilebilir?” başlıklı sunumda gıda sistemlerinin küresel sera gazı emisyonlarının üçte birinden sorumlu olduğu ve 2040 yılına kadar gıda sistemlerinin sürdürülebilirliğini sağlamak için modern teknolojiler ve döngüsel ekonomi modellerinin gıda israfını önlemede kritik bir rol oynayacağı vurgulandı. KPMG Türkiye Gıda ve İçecek Sektör Lideri Erdem Erdem tarafından yapılan “Küresel Gıda Sistemlerinin Geleceği” sunumunda ise pandemi sonrası artan çevresel ve jeopolitik riskler, enerji maliyetlerindeki dalgalanmalar ve su kıtlığı gibi faktörlerin küresel gıda sistemlerini her zamankinden daha hassas bir noktaya taşıdığı vurgulandı. Sunumda küresel gıda sistemlerinin sürdürülebilir hale gelmesi için Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre 2030 yılına kadar her yıl 300–350 milyar dolar yatırım yapılması gerektiğinin de altı çizildi. Konferans kapsamında gerçekleştirilen “Türkiye’de Gıda Tedarik Zincirinde İsrafı Azaltmaya Yönelik Somut Çözüm Önerileri ve Başarı Hikayeleri” ve “Perakende, Lojistik ve İnovasyon: Gıda Atığını Azaltmada Yenilikçi Yaklaşımlar” başlıklı iki ayrı panelde ise başarı hikayeleri paylaşıldı. Bu bağlamda, örnek projeler ele alınarak gıda israfını önleme yöntemleri masaya yatırıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.