Hava Durumu

#Fao

giresunsonhaber - Fao haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Fao haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BM’DEN İRAN SAVAŞI UYARISI: KÜRESEL AÇLIK 363 MİLYONA TIRMANABİLİR Haber

BM’DEN İRAN SAVAŞI UYARISI: KÜRESEL AÇLIK 363 MİLYONA TIRMANABİLİR

BM’DEN İRAN SAVAŞI UYARISI: KÜRESEL AÇLIK 363 MİLYONA TIRMANABİLİR Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı, İran’daki savaş ve Orta Doğu’daki tırmanmanın yıl ortasına kadar sürmesi halinde yaklaşık 45 milyon kişinin daha akut gıda güvensizliğine itilebileceğini açıkladı. Böylece dünyada şiddetli açlıkla karşı karşıya kalan insan sayısının 363 milyona yükselerek son yılların en ağır tablosuna ulaşabileceği bildirildi. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın 17 Mart 2026 tarihli analizine göre, çatışmanın yıl ortasına kadar sona ermemesi ve petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerinde kalması halinde, hâlihazırda gıda güvensizliği yaşayan 318 milyon kişiye yaklaşık 45 milyon kişi daha eklenecek. WFP, bu tablonun 2022’de Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında görülen 349 milyonluk düzeyi de aşabilecek yeni bir küresel gıda şokuna işaret ettiğini duyurdu. Kurumun değerlendirmesinde, krizin merkezinde yalnızca savaş alanı değil, enerji ve lojistik koridorları da yer aldı. WFP, Hürmüz Boğazı’ndaki fiili deniz taşımacılığı durma noktasına gelirken, Kızıldeniz hattındaki risklerin de arttığını; bunun enerji, yakıt ve gübre maliyetlerini yukarı çekerek açlığı Orta Doğu’nun çok ötesine taşıdığını bildirdi. Kuruma göre özellikle gıda ve yakıt ithalatına bağımlı Afrika ve Asya ülkeleri en ağır darbeyi alma riskiyle karşı karşıya. WFP Genel Müdür Yardımcısı ve Baş Operasyon Sorumlusu Carl Skau da tabloyu “küresel şok dalgası” sözleriyle özetledi. Skau, çatışmanın sürmesi halinde zaten bir sonraki öğününü karşılamakta zorlanan ailelerin en sert darbeyi yiyeceğini vurgularken, insani yardım hatlarında da ciddi kırılma yaşandığını söyledi. Cenevre’de yapılan açıklamalara göre kurumun sevkiyat maliyetleri savaşın başlamasından bu yana yüzde 18 arttı; daha pahalı yakıt ve uzayan güzergâhlar nedeniyle yardım operasyonlarının maliyeti hızla yükseldi. WFP’nin bölgesel projeksiyonları da alarmın boyutunu ortaya koydu. Buna göre Batı ve Orta Afrika’da akut gıda güvensizliği yaşayan insan sayısında yüzde 21, Doğu ve Güney Afrika’da yüzde 17,7, Asya’da ise yüzde 24 artış bekleniyor. Kurum, Sudan’ın buğday ithalatına yüksek bağımlılığı nedeniyle fiyat artışlarından doğrudan etkileneceğini, Somali’de ise bazı temel ürünlerin fiyatlarının savaşın başlamasından bu yana en az yüzde 20 yükseldiğini belirtti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü de ayrı değerlendirmesinde, savaşın küresel enerji, gübre ve tarım-gıda sistemleri üzerinde sert baskı oluşturduğunu bildirdi. FAO’nun Mart 2026 tarihli raporuna göre, Hürmüz Boğazı’ndaki aksama petrol, gaz ve gübre ticaretini doğrudan etkiliyor; artan enerji maliyetleriyle birlikte gübre arzındaki daralma, mahsul veriminde düşüş ve gıda fiyatlarında yeni dalgalanma riskini büyütüyor. Aynı raporda, kriz sürerse 2026’nın ilk yarısında küresel gübre fiyatlarının ortalama yüzde 15 ila 20 daha yüksek seyredebileceği uyarısı yapıldı. Reuters’ın 20 Mart tarihli analizinde de Körfez hattının küresel gübre tedarikindeki kritik rolüne dikkat çekildi. Habere göre Hürmüz Boğazı, dünya çapında ticareti yapılan gübrenin yaklaşık yüzde 30’unun geçtiği ana koridorlardan biri. Bank of America verilerine dayandırılan değerlendirmede üre fiyatlarının şimdiden yüzde 30 ila 40 arttığı, savaşın birkaç hafta daha sürmesi halinde başta tahıllar olmak üzere temel emtia arzında daralma yaşanabileceği aktarıldı. FAO Başekonomisti Máximo Torero da bu durumun ekim dönemini, yem arzını ve dolayısıyla et-süt fiyatlarını etkileyeceği uyarısında bulundu. Uzmanlara göre en kırılgan halka, dışarıdan gıda, yakıt ve gübre alan düşük gelirli ülkeler olacak. Gelişmekte olan birçok ekonomide gıda ve yakıtın enflasyon sepetindeki payı yüzde 30 ile 50 arasında değişirken, bu oran gelişmiş ekonomilerde çok daha düşük seyrediyor. Bu nedenle enerji kaynaklı her yeni sarsıntı, ithalata bağımlı ülkelerde doğrudan mutfak enflasyonuna, ardından da daha derin bir yoksulluk ve açlık dalgasına dönüşme potansiyeli taşıyor. Birleşmiş Milletler cephesinden verilen ortak mesaj ise net: çatışma uzadıkça yalnızca cephe hattı değil, dünyanın en kırılgan sofraları da vuruluyor. WFP, yeterli finansman sağlanmaması halinde mevcut insani yardım kapasitesinin daha da daralacağını ve açlık riski altındaki ülkelerde tablonun felakete dönüşebileceğini bildirdi. Kaynaklar: BM Dünya Gıda Programı (WFP), BM Cenevre Ofisi, FAO, Reuters.

FINDIKTA %60 ALGISI: TÜRKİYE’NİN PAYI NEDEN SİSTEMATİK OLARAK DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR? Haber

FINDIKTA %60 ALGISI: TÜRKİYE’NİN PAYI NEDEN SİSTEMATİK OLARAK DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR?

FINDIKTA %60 ALGISI: TÜRKİYE’NİN PAYI NEDEN SİSTEMATİK OLARAK DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR? Türkiye, dünya fındık üretiminde yaklaşık yarım asırdır lider konumda bulunmasına rağmen, uluslararası piyasalarda ve ticari değerlendirmelerde ülkenin üretim payının sıklıkla %60 civarında ifade edilmesi dikkat çekiyor. Oysa hem güncel veriler hem de uzun dönemli istatistikler, Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payının %65–70 bandında seyrettiğini ortaya koyuyor. Bu fark, basit bir hesap hatasından ziyade, fiyat oluşumu ve pazarlık gücüyle doğrudan ilişkili bir algı meselesine işaret ediyor. DÜNYA FINDIK ÜRETİMİ: GÜNCEL DURUM FAO ve Uluslararası Sert Kabuklu Meyveler Konseyi (INC) verilerine göre dünya fındık üretimi yıllık yaklaşık 1,05–1,10 milyon ton seviyesinde bulunuyor. Bu üretimin ülkelere göre dağılımı ise şöyle: Ülke Yıllık Üretim (bin ton) Dünya Payı (%) Türkiye 650–750 %65–70 İtalya 120–150 %12–14 Azerbaycan 70–80 %6–7 ABD (Oregon) 50–60 %5–6 Şili 45–55 %4–5 Gürcistan 40–45 %3–4 Diğer ülkeler 20–30 %2–3 Bu tablo, Türkiye’nin tek başına dünya üretiminin yaklaşık üçte ikisini karşıladığını açık biçimde gösteriyor. Rakip ülkelerin hiçbiri, tek başına Türkiye’ye yakın bir üretim hacmine sahip değil. 50 YILLIK PERSPEKTİF: PAY DEĞİŞTİ Mİ? Türkiye’nin üretim payının zamanla gerilediği yönündeki iddialar, uzun dönemli verilerle örtüşmüyor. Son 50 yılın 10 yıllık ortalamalarına bakıldığında tablo netleşiyor: Dönem Dünya Üretimi (bin ton) Türkiye Üretimi (bin ton) Türkiye Payı (%) 1970’ler ~550 ~350 %63–65 1980’ler ~600 ~400 %66–67 1990’lar ~650 ~450 %68–69 2000’ler ~750 ~500 %66–67 2010’lar ~950 ~650 %68–70 2020’ler ~1.050–1.100 ~650–750 %65–70 Veriler, Türkiye’nin üretim payının yarım asırdır yüksek ve istikrarlı olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla tartışmanın merkezinde üretim miktarındaki bir düşüş değil, bu üretimin fiyat gücüne dönüşememesi yer alıyor. NEDEN %60 SÖYLEMİ ÖNE ÇIKIYOR? Ekonomi çevrelerine göre Türkiye’nin payının %60 civarında sunulmasının arkasında üç temel neden bulunuyor. Birincisi, pazarlık gücünü zayıflatma amacı. Türkiye’nin %70 payla anılması, ülkeyi “vazgeçilmez üretici” konumuna taşırken; %60 söylemi, “büyük ama ikame edilebilir tedarikçi” algısını güçlendiriyor. Bu algı, özellikle hasat öncesi fiyat pazarlıklarında alıcı tarafın elini rahatlatıyor. İkincisi, alternatif üretici algısının büyütülmesi. Azerbaycan, Şili, ABD ve Gürcistan gibi ülkeler son yıllarda üretimlerini artırmış olsa da, bu ülkelerin toplamı dahi Türkiye’nin üretim hacmine ancak yaklaşabiliyor. Türkiye’nin payı %60 olarak sunulduğunda, bu ülkeler psikolojik olarak daha güçlü bir “denge unsuru” gibi gösterilebiliyor. Üçüncü neden ise rekolte ve pay hesaplarının bilinçli biçimde karıştırılması. Ticari raporlarda Türkiye için düşük rekolte tahminleri kullanılırken, rakip ülkeler için yüksek üretim rakamlarının esas alınması, Türkiye’nin dünya içindeki payını kağıt üzerinde aşağı çekiyor. ASIL KIRILMA: ÜRETİMDE DEĞİL, FİYATTA Son 50 yılın verileri birlikte okunduğunda ortaya çıkan temel gerçek şu: Gösterge 1970’ler 2020’ler Türkiye üretim payı %63–65 %65–70 Fiyat belirleme gücü Görece güçlü Zayıf Katma değer Büyük ölçüde içeride Büyük ölçüde dışarıda Türkiye üretimde liderliğini korurken, fiyat ve katma değer üretimi giderek üretim sahasının dışına taşmış durumda. Bu durum, üretim gücü ile ekonomik egemenlik arasındaki kopuşu derinleştiriyor. %60 Bir Veri Değil, Bir Algı Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payının %60 olarak ifade edilmesi, istatistiksel bir zorunluluktan çok ticari bir algı yönetimi tercihi olarak öne çıkıyor. Amaç, Türkiye’nin vazgeçilmezliğini görece azaltmak ve fiyat pazarlıklarında dengeyi alıcı lehine çevirmek. Bu nedenle fındık tartışması, yalnızca “ne kadar üretiyoruz?” sorusuna değil; “bu üretim gücü neden fiyata ve gelire dönüşmüyor?” sorusuna odaklanmak zorunda. Kaynaklar FAO – FAOSTAT, Hazelnuts (with shell) International Nut and Dried Fruit Council (INC), Global Statistical Review OECD–FAO Agricultural Outlook . . . DÜNYA FINDIK ÜRETİMİ (KABUKLU FINDIK) Ülkeler Bazında Üretim ve Paylar Ülke Yıllık Üretim (bin ton) Dünya Payı (%) Üretim Özelliği Türkiye 650–750 ≈ %65–70 Geleneksel, eğimli arazi, yüksek kalite İtalya 120–150 ≈ %12–14 Yoğun plantasyon, yüksek verim Azerbaycan 70–80 ≈ %7 Yeni bahçeler, hızlı büyüme ABD (Oregon) 50–60 ≈ %5 Tam mekanizasyon Şili 45–55 ≈ %4–5 İhracat odaklı, modern tesisler Gürcistan 40–45 ≈ %4 Küçük üretici, dalgalı kalite İspanya 15–20 ≈ %1–2 Bölgesel üretim Diğer ülkeler 20–30 ≈ %2–3 Dağınık TÜRKİYE – DÜNYA KARŞILAŞTIRMASI Gösterge Türkiye Dünya Üretim 650–750 bin ton 1.050–1.100 bin ton Üretim Payı ≈ %65–70 %100 İhracat Payı ≈ %70–75 %100 Ortalama Verim Düşük–Orta Rakiplerde yüksek Ürün Niteliği Premium (Giresun kalite) Karışık ÜLKELER BAZINDA 50 YILLIK PAY DEĞİŞİMİ Dünya Fındık Üretimi – Payların Evrimi Ülke 1970’ler (%) 1990’lar (%) 2020’ler (%) Eğilim Türkiye 63–65 68–69 65–70 ↔ (yüksek ama sabit) İtalya 15–18 13–14 12–14 ↘ (pay düştü, verim arttı) ABD 3–4 4–5 5–6 ↗ Azerbaycan – 2–3 6–7 ⬆ hızlı yükseliş Şili – – 4–5 ⬆ yeni oyuncu Gürcistan – 3–4 3–4 ↔ Diğer 10–12 7–8 4–5 ↘ DÜNYA VE TÜRKİYE FINDIK ÜRETİMİ – 50 YILLIK KARŞILAŞTIRMA Dünya Toplamı – ???????? Türkiye Dönem Dünya Üretimi (bin ton) Türkiye Üretimi (bin ton) Türkiye Payı (%) 1970’ler ~550 ~350 %63–65 1980’ler ~600 ~400 %66–67 1990’lar ~650 ~450 %68–69 2000’ler ~750 ~500 %66–67 2010’lar ~950 ~650 %68–70 2020’ler ~1.050–1.100 ~650–750 %65–70

Sıfır Atık ve Gıda İsrafını Azaltmaya Yönelik Stratejik Adımlar Masaya Yatırıldı Haber

Sıfır Atık ve Gıda İsrafını Azaltmaya Yönelik Stratejik Adımlar Masaya Yatırıldı

Gıda İçecek ve Tarım Politikaları Araştırmaları Merkezi (GİFT) ve Tetra Pak iş birliğiyle düzenlenen “Karbon Nötr Yolunda Sıfır Atık ve Gıda İsrafını Önleme” konferansında, gıda değer zincirinde israfı azaltmaya yönelik çözüm yolları ve öncelikli adımlar kapsamlı şekilde ele alındı. Uzmanlar, Türkiye’nin 2030 yılına kadar gıda israfını yarıya indirme hedeflerine ulaşabilmesi için politika, teknoloji ve iş birliği alanlarında hayata geçirilmesi gereken kritik uygulamaları değerlendirdi. GİFT ve Tetra Pak iş birliğiyle düzenlenen “Karbon Nötr Yolunda Sıfır Atık ve Gıda İsrafını Önleme” konferansı, 27 Kasım’da, Ankara’da kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdi. Etkinlik, gıda değer zincirinin her aşamasında israfın azaltılması ve karbon nötr hedeflerine ulaşmak için uygulanabilir çözüm önerilerinin tartışılması açısından önemli bir platform oluşturdu. Sıfır atık hedefleri kapsamında gıda değer zincirinde israfı azaltmak için somut çözüm önerilerinin ele alındığı konferansın açılış konuşmalarını Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdür Yardımcısı Fatih Kaya, GİFT Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Samet Serttaş ve Tetra Pak Kamu İlişkileri Direktörü Ferruh Gürtaş gerçekleştirdi. Ayrıca, konferansta örnek projeler incelenirken Türkiye’nin 2030 yılına kadar gıda israfını yarıya indirme hedefleri de değerlendirildi. Fatih Kaya, açılış konuşmasında Bakanlığın gıda kaybı ve israfını önlemeye yönelik yürüttüğü çalışmaları anlattı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) iş birliğiyle yürütülen “Gıdanı Koru Sofrana Sahip Çık” kampanyası kapsamında strateji belgeleri, sektörel kılavuzlar, farkındalık projeleri ve israfı azaltmaya yönelik rehberlerin hazırlandığını belirtti. Kaya, yumurtanın raf ömrüne ilişkin düzenlemeler, tam buğday ekmeği pilot uygulaması, güncellenen ulusal eylem planı ve gıda okuryazarlığı stratejisi gibi adımların israfın azaltılmasına önemli katkı sağladığını vurguladı. Ayrıca tüketiciyi doğru bilgilendirmek için “Güvenilir Gıda” internet sitesinin hayata geçirildiğini ifade etti. Dr. Samet Serttaş ise gıda atığı ve israfını önleme konusunun GİFT’in en önemli gündem maddesi olduğunu açıkladı. Serttaş, bu alanda çok sayıda proje geliştirileceğini belirterek, "Bu büyük sorun ancak çok katmanlı ve çok paydaşlı stratejilerle çözümlenebilir. Gıda atığının yüzde elli azaltılması halinde büyük bir karbon emisyonu önlenebilir ve dünyada 1,26 milyar insanın beslenme ihtiyacı karşılanabilir" dedi. Serttaş, ayrıca atıkların ölçülmesi, izlenmesi ve bu alanda faaliyet gösteren start-up'ların desteklenmesinin kritik önem taşıdığını vurguladı. Ferruh Gürtaş da gıda değer zincirinde işleme, paketleme, lojistik ve dağıtım gibi aşamaları kapsayan ve tarım ile perakende arasında konumlanan orta segmentin, gıda sistemlerinin ekonomik değerinin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturduğunu söyledi. Bu segmente odaklanmanın hem gıda güvenliğini güçlendireceğini hem de karbon ayak izinin azaltılmasına önemli katkı sağlayacağını vurguladı. Türkiye’nin Sıfır Atık Projesi küresel bir model haline geldi Konferansta, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Eğitim ve Farkındalık Şube Müdürü Hülya Çakır tarafından “Türkiye’nin Sıfır Atık Vizyonu ve Gıda Atıklarını Azaltma Stratejisi” başlıklı sunum gerçekleştirildi. Sunumda TÜİK’in 2024 verilerine göre Türkiye’de en fazla israf edilen gıda grupları incelendi. Yüzde 40,1 ile taze meyve ve sebze ilk sırada yer alırken bunu yüzde 32 ile ekmek ve yüzde 14,3 ile süt ve süt ürünlerinin takip ettiğine değinildi. Ayrıca, Türkiye’de 2017 yılında başlatılan Sıfır Atık Projesi’nin küresel ölçekte iyi uygulama örneği haline geldiğinin altı çizildi. Sunumda karbon nötr hedefleri doğrultusunda gıda israfının önlenmesi için paydaşlar arası iş birliklerinin güçlendirilmesinin kritik öneme sahip olduğu vurgulandı. Konferans kapsamında ayrıca iki kapsamlı sunum daha gerçekleştirildi. Tetra Pak Kamu İlişkileri Direktörü Ferruh Gürtaş tarafından yapılan “Küresel Gıda Sistemleri 2040 Yılına Kadar Gezegenimiz ve İnsanlar İçin Nasıl İyileştirilebilir?” başlıklı sunumda gıda sistemlerinin küresel sera gazı emisyonlarının üçte birinden sorumlu olduğu ve 2040 yılına kadar gıda sistemlerinin sürdürülebilirliğini sağlamak için modern teknolojiler ve döngüsel ekonomi modellerinin gıda israfını önlemede kritik bir rol oynayacağı vurgulandı. KPMG Türkiye Gıda ve İçecek Sektör Lideri Erdem Erdem tarafından yapılan “Küresel Gıda Sistemlerinin Geleceği” sunumunda ise pandemi sonrası artan çevresel ve jeopolitik riskler, enerji maliyetlerindeki dalgalanmalar ve su kıtlığı gibi faktörlerin küresel gıda sistemlerini her zamankinden daha hassas bir noktaya taşıdığı vurgulandı. Sunumda küresel gıda sistemlerinin sürdürülebilir hale gelmesi için Dünya Ekonomik Forumu verilerine göre 2030 yılına kadar her yıl 300–350 milyar dolar yatırım yapılması gerektiğinin de altı çizildi. Konferans kapsamında gerçekleştirilen “Türkiye’de Gıda Tedarik Zincirinde İsrafı Azaltmaya Yönelik Somut Çözüm Önerileri ve Başarı Hikayeleri” ve “Perakende, Lojistik ve İnovasyon: Gıda Atığını Azaltmada Yenilikçi Yaklaşımlar” başlıklı iki ayrı panelde ise başarı hikayeleri paylaşıldı. Bu bağlamda, örnek projeler ele alınarak gıda israfını önleme yöntemleri masaya yatırıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.