Hava Durumu

#Dünya Sağlık Örgütü

giresunsonhaber - Dünya Sağlık Örgütü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dünya Sağlık Örgütü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

VEREM EĞİTİM VE FARKINDALIK HAFTASI’NDA HAYATİ UYARILAR Haber

VEREM EĞİTİM VE FARKINDALIK HAFTASI’NDA HAYATİ UYARILAR

VEREM EĞİTİM VE FARKINDALIK HAFTASI’NDA HAYATİ UYARILAR UZMANLARDAN “VEREMSİZ TÜRKİYE” ÇAĞRISI Bakanlar Kurulu tarafından 1947 yılında, Ocak ayının ilk pazar günü ile başlayan hafta “Verem Eğitim ve Propaganda Haftası” olarak ilan edildi. Günümüzde ise bu hafta, toplumda bilinç ve duyarlılığı artırmak amacıyla “Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası” adıyla anılıyor. 1948 yılından bu yana her yıl düzenlenen hafta kapsamında; okullar başta olmak üzere çeşitli topluluklarda eğitim çalışmaları yürütülüyor, sergiler açılıyor, tiyatro gösterimleri düzenleniyor, makale, şiir ve resim yarışmaları gerçekleştiriliyor. Yazılı ve görsel basında yer alan program ve haberlerle verem konusunda hem yetkililerin hem de toplumun farkındalığının artırılması hedefleniyor. TÜBERKÜLOZ ÖNLENEBİLİR VE TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIK Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ş. Melih Şimşek, tüberkülozun (Mycobacterium tuberculosis) adlı mikrobun neden olduğu bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirtti. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 yılı raporuna göre 2023 yılında dünyada yaklaşık 10,8 milyon kişinin verem hastalığına yakalandığını, 1,25 milyon kişinin ise hayatını kaybettiğini aktaran Şimşek, Türkiye’de ise aynı yıl yaklaşık 10 bin verem hastasının bildirildiğini ifade etti. EN SIK AKCİĞERLERİ TUTUYOR Tüberkülozun en sık akciğerleri etkilediğini, ancak vücuttaki tüm organlarda hastalık yapabildiğini vurgulayan Şimşek, tedavi edilmediği takdirde ciddi organ hasarlarına, sakatlıklara ve ölüme yol açabileceğine dikkat çekti. Bulaşmanın kaynağının, tedavi görmeyen aktif akciğer veya gırtlak veremi hastaları olduğunu belirten Şimşek, “Öksürme, hapşırma ve konuşma sırasında havaya saçılan mikroplar solunum yoluyla sağlıklı bireylere bulaşır. Genellikle uzun süreli ve yakın temas gerekir. Aynı evde yaşayanlar ve yakın çalışma arkadaşları risk altındadır. Çatal, kaşık, bardak ve giysilerle bulaşma olmaz” dedi. ŞİKÂYETLER HAFİFE ALINMAMALI İki–üç haftadan uzun süren öksürük, balgam çıkarma, kan tükürme, ateş, gece terlemesi ve kilo kaybı gibi belirtileri olan kişilerin mutlaka göğüs hastalıkları uzmanına ya da verem savaşı dispanserlerine başvurması gerektiğini vurgulayan Şimşek, erken tanı ile tedaviye başlanan hastalarda bulaştırıcılığın hızla azaldığını ifade etti. Akciğer grafisi ve balgam incelemesi ile tanı konulabildiğini belirten uzmanlar, erken tanının hem hastanın sağlığına kavuşmasını hem de toplumda bulaşmanın önlenmesini sağladığını kaydetti. TEDAVİ ÜCRETSİZ VE ETKİLİ Tüberkülozun genellikle altı aylık düzenli ilaç tedavisi ile tamamen iyileşebildiğini belirten Şimşek, tedavinin eksiksiz uygulanmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Bu kapsamda hastaların ilaçlarını doğrudan gözetimli tedavi veya video gözetimli tedavi yöntemiyle kullanmalarının sağlandığını belirtti. Türkiye’de verem tedavisinin tamamen ücretsiz olduğunu vurgulayan Şimşek, tedavide kullanılan tüm ilaçların verem savaşı dispanserleri tarafından ücretsiz olarak temin edildiğini dile getirdi. “VEREMSİZ TÜRKİYE” HEDEFİ Tüberkülozun hâlâ küresel ölçekte mücadele gerektiren önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade eden Dr. Şimşek, “Veremsiz Türkiye” hedefine ulaşmak için verem mücadelesinin kesintisiz sürdürülmesi gerektiğini belirtti. Bu kapsamda; verem savaşı dispanserlerinin desteklenmesi, tanı olanaklarının geliştirilmesi, ilaç temininde aksama yaşanmaması, gözetimli tedavi uygulamalarının güçlendirilmesi ve toplumun farkındalığının artırılmasının büyük önem taşıdığı ifade edildi.

VEREM HÂLÂ ARAMIZDA: ERKEN TANI VE DÜZENLİ TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR Haber

VEREM HÂLÂ ARAMIZDA: ERKEN TANI VE DÜZENLİ TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR

VEREM HÂLÂ ARAMIZDA: ERKEN TANI VE DÜZENLİ TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR Her yıl ocak ayının ilk pazar gününü izleyen hafta boyunca düzenlenen Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası, tüberkülozun hâlâ önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye’de 1947 yılından bu yana sürdürülen bu farkındalık çalışmaları, hastalığın erken tanısı ve tedaviye uyumun hayati önemine dikkat çekmeyi amaçlıyor. Verem Nedir, Nasıl Bulaşır? Verem, Mycobacterium tuberculosis adlı bakterinin neden olduğu bulaşıcı bir hastalık. En sık akciğerleri tutmakla birlikte, saç ve tırnak hariç vücudun hemen her organını etkileyebiliyor. Hastalık; tedavi almamış ya da düzensiz tedavi gören hastaların öksürük ve hapşırıklarıyla havaya yayılan mikropların solunması yoluyla bulaşıyor. Uzun süre kapalı ortamlarda bulunmak, havalandırmanın yetersiz olması ve yakın temas bulaş riskini artırıyor. Belirtiler Hafife Alınmamalı İki-üç haftadan uzun süren öksürük, balgam, kilo kaybı, gece terlemesi, ateş ve halsizlik veremin en sık görülen belirtileri arasında yer alıyor. Bazı hastalarda ise özellikle ileri yaşta ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde belirtiler silik seyredebildiği için tanı gecikebiliyor. Uzmanlar, uzun süren öksürükte mutlaka verem ihtimalinin değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Tedavisi Var ve Ücretsiz Verem tedavisi, Sağlık Bakanlığı rehberlerine göre standart ilaçlarla en az 6 ay sürüyor. Tedavide kullanılan tüm ilaçlar ücretsiz olarak temin ediliyor. İlaçların düzenli ve kesintisiz kullanılması tedavinin başarısında belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle “doğrudan gözetimli tedavi” uygulamasıyla hastaların ilaçlarını düzenli alması sağlanıyor. Türkiye’de Verem Azalıyor Ama Bitmedi Son yıllarda Türkiye’de verem görülme sıklığında belirgin bir düşüş yaşandı. 2024 yılında ülkede 9.027 tüberküloz vakası kayıtlara geçti. Vakaların yaklaşık üçte ikisi akciğer tüberkülozu, üçte biri ise akciğer dışı organ tutulumlarından oluştu. Uzmanlar bu düşüşte etkin tanı, ücretsiz tedavi ve güçlü izlem sistemlerinin etkili olduğunu belirtiyor. Aşı ve Temaslı Takibi Hayat Kurtarıyor Veremden korunmada BCG aşısı, özellikle bebek ve çocuklarda ağır seyirli hastalıkları önlemede büyük önem taşıyor. Ayrıca verem hastalarıyla temas eden kişilerin ücretsiz muayene edilmesi ve gerekirse koruyucu tedaviye alınması, hastalığın yayılımını engelleyen en etkili yöntemler arasında bulunuyor. Küresel Ölçekte de Önemini Koruyor Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tüberküloz, dünya genelinde tek bir bulaşıcı etkenin neden olduğu ölümler arasında hâlâ ilk sıralarda yer alıyor. Ancak etkin tanı ve tedavi programları sayesinde son 20 yılda milyonlarca hayat kurtarıldı. Uzmanlar uyarıyor: Verem, erken tanı ve düzenli tedaviyle tamamen iyileşebilen bir hastalık. Uzun süren öksürük ve benzeri şikâyetlerde sağlık kuruluşlarına başvurmak, hem bireyin hem de toplumun sağlığını korumanın en önemli adımı.

Çalışanlar tükenmişlik riskiyle karşı karşıya! Sinsi kriz 'sessiz çatlama' işyerlerini tehdit ediyor Haber

Çalışanlar tükenmişlik riskiyle karşı karşıya! Sinsi kriz 'sessiz çatlama' işyerlerini tehdit ediyor

Yeni yapılan araştırmalar, iş yerlerinde çalışanların yarıdan fazlasının sessiz bir şekilde çözüldüğünü gösteriyor. Uzmanlar, bu olgunun yalnızca bireyler için değil, aynı zamanda kurumların verimliliği ve ruh sağlığı açısından da ciddi riskler taşıdığını bildiriyor. İSTANBUL (İGFA) - Çalışanların iş ortamında yaşadığı stres ve tükenmişlik, hem çalışan sağlığı hem de kurumsal başarı üzerinde önemli etkiler göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), tükenmişliği, yönetilemeyen kronik iş yeri stresinden doğan bir sendrom olarak nitelendiriyor. TalentLMS’in 1.000 çalışanla yaptığı araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 54’ü iş hayatında “sessiz çatlama” tecrübesi yaşadığını bildiriyor. Araştırma, sessiz çatlamanın genellikle finansal zorluklar ve artan iş yükünden kaynaklandığını ortaya koyuyor. Çalışanlar, maaşlarının yaşam standartlarını karşılamada yetersiz kaldığını, iş yükünün sürekli arttığını ve iş değişikliğinin mali durumlarını düzeltmeyeceğini düşünüyor. AVİTA Çalışan Destek Programı Klinik Psikoloğu Fahriye Nasırzade, sessiz çatlamayı “çalışma ve yaşam anlamının sessizce sarsılması” şeklinde tanımlıyor. Nasırzade, "Görünüşte çalışan kişi, içsel dünyasında çatırdar. Uzun süreli stres, mali baskılar ve duygusal tükenmişlik bir araya geldiğinde kişi sadece işini değil, kendisini de sürdürememekte zorlanır. Kurumların farkındalığı, performansı değil, ruh sağlığını izlemek üzerine olmalıdır,” dedi. Yönetimsel boşluklar, sessiz çatlamayı daha da derinleştiriyor. TalentLMS verilerine göre, çalışanların %62’si yöneticilerinin endişelerini dinlediğini ifade ederken, sessiz çatlama yaşayanların sadece yüzde 47’si aynı şeyi söylüyor. Bu, etkisiz yönetim ile sürekli mutsuzluk arasında direkt bir bağ olduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre, sessiz çatlamayı engellemenin en etkili yolları arasında kapsamlı çalışan destek programları, esnek çalışma koşulları, eğitim ve psikolojik destek sağlamak, geri bildirim mekanizmalarını güçlendirmek ve iş yerinde sağlıklı bir kültür oluşturmak yer alıyor. Erken fark edilip tedbir alınmadığında, sessiz çatlama hem birey hem de kurum için maliyetli bir kriz haline gelebilirken, etkin yönetimle kalıcı motivasyon ve bağlılık sağlanabiliyor.

Antibiyotik direnci küresel tehdit! 2050'de 10 milyon kişi hayatını kaybedecek! Haber

Antibiyotik direnci küresel tehdit! 2050'de 10 milyon kişi hayatını kaybedecek!

Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, yanlış ve gereksiz antibiyotik kullanımı konusunda özellikle çocuklar ve bağışıklık sistemi zayıf bireyler için büyük bir tehlike oluşturduğunu ifade etti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2050 itibarıyla antibiyotik direnci yüzünden her yıl 10 milyon kişinin yaşamını yitirebileceği tahmin ediliyor. İSTANBUL (İGFA) - Antibiyotik direncinin giderek arttığı ve bu durumun küresel sağlık açısından ciddi bir tehdit olduğu uzmanlar tarafından bildiriliyor. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, antibiyotiklerin bilinçsiz kullanımının tedavi edilebilir hastalıkları ölümcül hale getirebileceğine dikkat çekti. Dr. Mamçu, özellikle çocuklarda ve bağışıklığı zayıf hastalarda zatürre, sepsis ve ishalli hastalıkların daha tehlikeli bir şekilde seyrettiğini belirtti. Antibiyotiklerin sadece insan sağlığında değil, aynı zamanda hayvan yetiştiriciliğinde ve tarımda da kullanıldığını ifade eden Mamçu, bu durumun dirençli bakterilerin yayılmasını hızlandırdığını vurguladı. ESCMID Global 2025 konferansında sunulan bir çalışmaya göre, Güneydoğu Asya’da antibiyotik kullanım oranlarının %160, Afrika’da ise %126 arttığı gözlemlendi. Mamçu, bu olumsuz döngünün düşük ve orta gelirli ülkelerde çocuk ölümlerini orantısız şekilde etkilediğini belirtti. Uzman Dr. Mamçu, uygun antibiyotik kullanımının enfeksiyonun tespit edilmesinden sonra ve ilaçların yalnızca doktor reçetesiyle alınması gerektiğini belirtti. Yanlış kullanımın hem etkinlik kaybına neden olduğunu hem de yan etkileri artırdığını vurguladı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine dayanarak, 2050 yılında antibiyotik direnci yüzünden her yıl 10 milyon kişinin hayatını kaybetmesinin beklenildiğini ifade eden Dr. Mamçu, “Direnç sorunu tüm insanlığı tehdit ediyor. Bu nedenle antibiyotik direnci, insan, hayvan ve çevre sağlığını kapsayan bir 'tek sağlık' yaklaşımı ile ele alınmalı” dedi. Türkiye’de yazılan her 100 reçeteden 14’ünde antibiyotik yer aldığını belirten Dr. Mamçu, doktorun reçetesi olmadan antibiyotik kullanımının önlenmesinin yaşamsal önem taşıdığını vurguladı. Dirençli mikroorganizmalar, özellikle yoğun bakım ünitelerinde ve bağışıklık sistemi zayıf olan hastalarda ciddi tehdit oluşturuyor. Dr. Mamçu, doğru antibiyotik kullanımının şu ilkelere sadık kalınarak sağlanabileceğini açıkladı: Antibiyotikler sadece doktor reçetesiyle kullanılmalı. Dozaj, kullanım sıklığı ve süresi doktor talimatlarına uygun şekilde takip edilmeli. İlaç tedavisi erken kesilmemeli; belirtiler kaybolsa bile tedavi tamamlanmalı. Kaçırılan dozlarda doktorun önerilerine göre hareket edilmeli. Olası yan etkiler görüldüğünde derhal doktora başvurulmalı.

Çocuklar her gün 3 saat hareket etmeli Haber

Çocuklar her gün 3 saat hareket etmeli

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 1-4 yaş aralığındaki çocukların günlük en az 3 saat, daha büyük yaşlardaki çocukların ise günlük en az 1 saat orta veya yüksek tempolu fiziksel aktivite ihtiyaçlarını karşılamaları gerektiğini belirtmekte. Ancak birçok çocuğun bu hedefe ulaşamadığı da gözlemlenmektedir. İSTANBUL (İGFA) - IGLU Soft Play’in katkılarıyla yapılan bir dizi çalışma kapsamında, Letonya’daki Children’s Clinical University Hospital Fizyoterapisti Sandra Kraukle, erken dönem hareket deneyimlerinin çocukların sinir sisteminin gelişimi üzerinde önemli bir etkisi olduğunu vurguluyor. Kraukle’ye göre, çocuklar hareket ederek yalnızca kas yapısını değil, aynı zamanda denge, koordinasyon, yön algısı ve vücut farkındalığı gibi bilişsel süreçlerini de geliştiriyor. Bu hareketler, "propriosepsiyon" adı verilen vücudun pozisyonunu ve hareketlerini hissetme yetisini artırarak çocukların daha dengeli ve kontrollü hareket etmelerini sağlıyor. ERKEN YAŞTA HAREKET, BEYNİN GELİŞİMİNİ DESTEKLİYOR Araştırmalar, farklı yaş gruplarında oyunla desteklenen hareketin motor gelişim üzerindeki faydalarını açıkça ortaya koyuyor. Bebeklik dönemi: Güvenli bir yüzeyde destekli duruş kazanımı, emekleme öncesi çekirdek kasların güçlenmesi ve simetrik hareket kabiliyetinin gelişmesi açısından büyük önem taşıyor. 1-3 yaş arası: Tırmanma, çekme, itme ve denge kurma gibi aktiviteler hem kas gücünü hem de yürüme dengesi ile koordinasyonunu geliştirir. 3-6 yaş arası: Bu yaş grubundaki çocuklar, kendi küçük parkurlarını inşa etmeye, blokları birleştirerek yaratıcı oyunlar geliştirmeye başlarlar. Bu, problem çözme ve planlama becerilerini geliştirir. Okul çağı: Fiziksel aktivite artık sadece kas gelişimini değil, aynı zamanda postürün, dayanıklılığın ve ekip çalışması becerilerinin gelişimini de destekler. Uzmanlara göre, fiziksel aktivitelerin eğlenceli bir forma dönüştürülmesi, çocukların bu alışkanlıkları sürdürebilmesi için oldukça önemlidir. Yapılandırılmış oyun alanları, yumuşak ve güvenli materyallere sahip hareket alanları veya ev içinde dahi oluşturulabilecek basit parkurlar, çocukların hem eğlenmelerine hem de öğrenmelerine olanak tanır. "Bir çocuk keyif alıyorsa, öğrenmeye açıktır" diyen Sandra Kraukle, her fiziksel deneyimin aynı zamanda bir bilişsel süreç olduğunu vurguladı.

İleri Yaşta Sağlıklı Beslenmek Bilişsel Fonksiyonları Koruyor! Haber

İleri Yaşta Sağlıklı Beslenmek Bilişsel Fonksiyonları Koruyor!

Uzmanlar, ileri yaşlarda yetersiz beslenmeye bağlı pek çok sağlık sorununun ortaya çıkabileceğini belirterek, sağlıklı bir yaşam sürdürebilmenin anahtarının dengeli beslenme ve düzenli fiziksel aktivite olduğu konusunda uyarıyor. İleri yaşlardaki bireylerin beslenmesine dikkat etmeleri gereken bazı önemli noktalar olduğunu ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Günlük 5 porsiyon sebze ve meyve tüketimi, ‘gökkuşağı gibi beslenmek’ olarak adlandırdığımız, vitamin ve fitokimyasallarla zengin bir beslenme şekli için büyük önem taşır. Süt ve süt ürünleri, kemik sağlığını korumak için hayati bir yere sahiptir. Az yağlı kırmızı ve beyaz etler, yağlı balıklar ve kurubaklagiller ise kaliteli protein kaynakları olarak beslenmede mutlaka yer almalıdır.” şeklinde konuştu. Tam tahılların, posa ve B vitamini ihtiyacını karşılayarak bilişsel fonksiyonların korunmasına katkı sağladığını vurgulayan Yiğit, zeytinyağı, ceviz, badem gibi bitkisel yağların kalp-damar sağlığı üzerinde faydalı etkiler yarattığını ve beslenmede mutlaka yer alması gerektiğini belirtti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, sağlıklı yaşlanma ve ileri yaşlarda sağlığı koruma amacına yönelik beslenme önerilerinde bulundu. İleri yaşlarda fiziksel aktivite ve sağlıklı beslenme büyük önem taşır! Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarında Avrupa kıtasında 65 yaş üzeri bireylerin sayısının 15 yaş altındaki bireyleri aşabileceğinin tahmin edildiğine dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu raporlarda düzenli fiziksel aktivitenin ve sağlıklı beslenmenin kritik bir rol oynadığı vurgulanıyor.” dedi. İleri yaşlarda yetersiz beslenmenin zayıflık, obezite, kemik kırıkları, bilişsel fonksiyon kaybı/demans gibi sağlık problemlerinin daha sık görülebileceğini belirten Yiğit, “Bu dönemde, beslenmede dikkat edilmesi gereken belirli hususlar bulunmaktadır.” değerlendirmesinde bulundu. Süt ürünleri, tam tahıllar ve kaliteli protein kaynaklarına beslenmede yer verilmelidir! Besinler; süt, protein, tahıl, sebze-meyve ve yağ olarak beş temel gruba ayrıldığında, özellikle kalsiyum içeriği yüksek olan süt grubunun kemik kırıklarının önlenmesinde hayati önem taşıdığına dikkat çeken Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Bu nedenle ileri yaştaki her birey; günlük ortalama 2-3 porsiyon yoğurt, peynir gibi protein, kalsiyum ve fosfor kaynaklarına beslenmelerinde yer vermelidir. Özellikle yoğurt tüketimi, ileri yaşlarda karşılaşılan uyku bozukluklarının çözümüne de katkıda bulunabilir.” dedi. İleri yaşlarda belirli miktarlarda az yağlı kırmızı ve beyaz etler, Omega 3 içeriğine sahip yağlı balıklar, kuru baklagiller gibi bitki bazlı protein kaynaklarına yönelmenin faydalı olacağını kaydeden Yiğit, sözlerine şu şekilde devam etti: “Ancak kurubaklagiller gaz problemlerini artırabileceğinden dikkat edilmelidir. Kurubaklagilleri pişirmeden önce suda bekletmek, haşlarken kimyon eklemek gaz sorunlarını hafifletebilir. Vücudun kan şekeri dengesini sağlaması, kabızlık şikayetlerinden kaçınması için posa ihtiyacı unutulmamalıdır. Bu nedenle tam buğday ekmekleri, siyez, karabuğday gibi tahıllar günlük beslenmede mutlaka yer almalıdır. Unutmayın, bu dönemde vücut bilişsel fonksiyonlar için B vitaminine de ihtiyaç duyar ve bunun en iyi kaynakları arasında tam tahıllar yer alır.” Gökkuşağı gibi beslenmek, sağlıklı bir yaşlanma süreci için önemlidir! Günlük 5 porsiyon sebze ve meyve tüketiminin özellikle ileri yaşlarda gerekli olduğunun altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Yiğit, “Sebzeler ve meyveler fitokimyasallar, beta karotenler, A ve C vitaminleri açısından zengindir. Bu nedenle tek bir öğünde farklı renklerde meyve ve sebzelerin yer alması, yani ‘gökkuşağı gibi beslenmek’ oldukça önerilir.” dedi. Özellikle ileri yaşlarda kalp damar sağlığının korunması ve kronik hastalıkların önlenmesi için kullanılan yağın çeşidi ve miktarına dikkat edilmesi gerekliliğinin altını çizen Yiğit, “Zeytinyağı, kavrulmamış fındık, ceviz, badem gibi bitkisel yağlar günlük beslenmenin parçası olmalıdır. Eğer dişle ilgili problemler yaşanıyorsa bu kuruyemişler meyve veya yoğurt ile birleştirilerek, küçük parçalara ayrılarak, yumuşak hale getirilerek tüketilebilir.” açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.