Hava Durumu

#Çevresel Risk

giresunsonhaber - Çevresel Risk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çevresel Risk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

FINDIKTA KOKARCAYA KARŞI “DAL-KAFES” TESTİ: Haber

FINDIKTA KOKARCAYA KARŞI “DAL-KAFES” TESTİ:

FINDIKTA KOKARCAYA KARŞI “DAL-KAFES” TESTİ: 4 İLDE 18 BAHÇE İNCELENDİ Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü koordinasyonunda Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon’daki 18 fındık bahçesinde yürütülen dal-kafes çalışmaları tamamlandı. Mayıs ayında başlayan saha döneminin ardından hasatta alınan numuneler enstitüye götürüldü. Çalışmayla kahverengi kokarcaya karşı yapılan mücadelenin etkinliği, doğru ilaçlama zamanı ve gereksiz kimyasal kullanımının önlenmesi araştırılıyor. Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü tarafından Samsun, Ordu, Giresun ve Trabzon il tarım ve orman müdürlükleri ile 16 ilçe müdürlüğünün iş birliğinde yürütülen 2026 yılı dal-kafes çalışmaları tamamlandı. Dört ildeki 18 fındık bahçesini kapsayan çalışmada, koruma altına alınan dallardaki fındıklarla doğal koşullarda gelişen fındıklar sezon boyunca birlikte takip edildi. Hasat döneminde her iki gruptan alınan numuneler; zarar, verim ve kalite yönünden incelenmek üzere Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsüne getirildi. Çalışmanın temel amacı, fındıkta başta kahverengi kokarca olmak üzere zararlılara karşı yapılan uygulamaların sahadaki gerçek etkisini belirlemek, teknik talimatlara uygun mücadeleyi yaygınlaştırmak ve gereksiz ilaçlamaların önüne geçmek olarak açıklandı. Enstitünün saha çalışmasına ilişkin paylaşımında koruma altındaki ve doğal koşullardaki örneklerin birlikte izlendiği belirtildi. DAL-KAFES NEDİR? Dal-kafes, fındık ocağındaki meyveli bir dalın hava ve ışık geçiren özel bir tül ya da ağla çevrilerek kontrollü bir deneme alanına dönüştürülmesi esasına dayanıyor. Böylece aynı bahçede kafes içindeki dallarla dışarıda doğal koşullarda gelişen dallar arasında karşılaştırma yapılabiliyor. Denemenin amacına göre zararlının dala girişi engellenebiliyor ya da belirli sayıdaki zararlı kontrollü biçimde kafese alınarak oluşturduğu hasar izlenebiliyor. İlaç uygulanan ve uygulanmayan gruplar üzerinden zararlının canlı kalma oranı, meyveye verdiği zarar ve uygulamanın koruyuculuğu değerlendirilebiliyor. Ancak 2026 çalışmasının ayrıntılı deney deseni; kafeslere kaç böcek bırakıldığı, hangi ürünlerin hangi dozlarda uygulandığı ve kaç farklı uygulama grubunun oluşturulduğu kamuoyuyla henüz paylaşılmadı. Bu nedenle dal-kafesi doğrudan “fındığı koruyan yeni bir üretici yöntemi” olarak değil, mücadele yöntemlerini ölçmeye yarayan bilimsel bir saha düzeneği olarak değerlendirmek gerekiyor. GİRESUN’DA ÜÇ BAHÇEYE ALTIŞAR KAFES KURULDU Çalışmanın Giresun ayağında Espiye’nin Sakarya köyü, Keşap’ın Yoliçi Mahallesi ve Görele’nin Kıdır köyünde birer fındık bahçesi seçildi. Bu bahçelerin her birine altışar dal-kafes yerleştirildi. Kafesler üzerinden zararlının yoğunluğu, mevsim içindeki hareketi ve fındıkta meydana getirdiği hasar düzenli aralıklarla takip edildi. Giresun’daki uygulama noktaları ve kafes sayıları, çalışmanın başlangıcında yapılan saha duyurusunda kamuoyuna açıklanmıştı. ÇALIŞMA NE ZAMAN YAPILIYOR? Dal-kafesler, kahverengi kokarcanın kışlama alanlarından çıkarak bahçelere yönelmeye başladığı ve fındık meyvelerinin gelişme dönemine girdiği ilkbaharda kuruluyor. 2026 çalışmaları bölgede mayıs ayında başlatıldı; kafeslerin kontrolü ve saha kayıtları haziran ve temmuz boyunca sürdürüldü. Hasatla birlikte kafes içi ve doğal ortam numuneleri toplanarak çalışma tamamlandı. Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünün verilerine göre kahverengi kokarcanın kışlayan erginleri, sıcaklığa bağlı olarak nisan ayı sonundan itibaren barınaklarından çıkıyor. Zararlı genellikle haziran-temmuz döneminde yumurta bırakıyor, temmuz sonundan ağustos sonuna kadar ise nimfler yoğun biçimde görülüyor. Bu takvim, fındığın kabuk ve iç oluşturma dönemleriyle çakıştığı için sezon boyunca takip yapılması gerekiyor. Enstitünün kahverengi kokarca bilgilendirme sayfası zararlının yaşam döngüsü ve mücadele yöntemleri hakkında ayrıntılı bilgi veriyor. FINDIĞA NASIL ZARAR VERİYOR? Kahverengi kokarcanın ergin ve nimfleri, hortum biçimindeki ağız yapılarıyla meyveyi delerek özsuyunu emiyor. Erken dönemdeki beslenme meyve dökümüne ve boş fındık oluşumuna; daha ileri dönemdeki beslenme ise şekil ve renk bozukluklarına, buruşuk veya lekeli içe ve acı tada yol açabiliyor. Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü uzmanlarının da aralarında bulunduğu bilim insanları tarafından 2026’da yayımlanan araştırmada, yarı-tarla kafes denemelerinde zarar tiplerinin fındığın gelişme dönemine göre değiştiği belirlendi. Mayıs-haziranda kabuk şekil bozukluğu, haziranda kararmış boş kabuk ve boş iç, haziran sonu-temmuz ortasında buruşuk iç, temmuz-ağustosta ise mantarlaşmış veya lekeli iç zararının öne çıktığı bildirildi. Aynı araştırmada, kafes altında bütün sezon izlenen tek bir erginin 537 meyveye kadar zarar verebildiği; en yüksek deneysel kaybın çekirdeğin büyüdüğü dönemde ortaya çıktığı kaydedildi. Bu rakamlar 2026’daki 18 bahçenin sonucu değil, dal-kafes yönteminin zararın dönemlere göre ölçülmesindeki önemini gösteren daha önceki bilimsel denemelere ait. Araştırma, Journal of Economic Entomology’de yayımlandı. BAHÇEYE VE ÜRETİCİYE NE KAZANDIRACAK? Dal-kafesin üreticiye sağlayacağı asıl katkı, kafesin kendisinden değil, elde edilecek karşılaştırmalı verilerden gelecek. Laboratuvar ve saha sonuçlarıyla şu soruların yanıtlanması bekleniyor: Hangi mücadele uygulaması zararı ne ölçüde azalttı?İlaçlama hangi dönemde daha etkili oldu?Aynı sonucu daha az ilaçlamayla almak mümkün mü?Kafes içi ve doğal ortam fındıkları arasında verim ve kalite farkı oluştu mu?İl, ilçe, rakım ve fındığın gelişme dönemine göre uygulama zamanı değişiyor mu?Gereksiz ilaçlamalar azaltılarak üretim maliyeti ve çevresel risk düşürülebilir mi? Çalışmanın tamamlanması, bu soruların yanıtlandığı anlamına gelmiyor. Şu aşamada kesinleşen çıktı, 18 bahçeden karşılaştırmalı saha verileri ile hasat numunelerinin toplanmış olması. Hangi uygulamanın ne kadar başarı sağladığı, kaç ilaçlamanın yeterli olduğu ve verim-kalite farkının ne düzeyde gerçekleştiği, enstitünün inceleme sonuçlarını açıklamasıyla netleşecek. HER BAHÇE OTOMATİK OLARAK İLAÇLANMAMALI Tarım ve Orman Bakanlığının teknik açıklamasına göre fındıkta ilaçlama kararı takvime bakılarak değil, bahçedeki zararlı yoğunluğu ölçülerek verilmeli. Fındıklar mercimek iriliğine ulaştığında, bölgeye göre nisan-mayıs aylarında yapılan kontrollerde 10 fındık ocağında toplam 5 kışlamış ergin görülmesi ilk mücadele eşiği olarak kabul ediliyor. Sezon içindeki kontrollerde 10 ocakta 5 nimf veya 5 ergin tespit edilmesi durumunda mücadeleye devam edilmesi öneriliyor. Örnekleme yapılırken: 1-10 dekarlık bahçelerde 10 ocak,11-20 dekarlık bahçelerde 20 ocak,20 dekardan büyük bahçelerde 30 ocak inceleniyor. Ocakların bahçeyi temsil edecek 5-6 ayrı noktadan seçilmesi, silkelemenin sabah erken saatlerde 3x4 metrelik beyaz bir çarşaf üzerine yapılması gerekiyor. İlaçlama zorunluluğu oluştuğunda yalnızca Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış ürünlerin, il ve ilçe tarım müdürlüklerinin duyurduğu zamanda kullanılması isteniyor. İlaçlamanın yağışlı havalarda ve güneşli öğle saatlerinde yapılmaması, bitkinin tamamının yeterli biçimde kaplanması ve son uygulamayla hasat arasındaki bekleme süresine uyulması gerekiyor. Bakanlık, uygulamanın etkinliğinin ilaçlamadan yedi gün sonra yapılacak yeni sayımla kontrol edilmesini öngörüyor. Güncel eşikler ve uygulama esasları Bakanlığın mücadele sayfasında yayımlanıyor. MÜCADELE YALNIZCA İLAÇLAMADAN İBARET DEĞİL Bakanlığın kahverengi kokarcaya karşı uyguladığı sistem; mekanik, biyoteknik, biyolojik ve gerektiğinde kimyasal mücadeleden oluşuyor. Sonbaharda barınaklara yönelen böceklerin toplanarak imha edilmesi, feromonlu cezbet-öldür noktalarının kurulması ve yumurta parazitoiti olan samuray arıcığının doğaya salınması bu yöntemin diğer aşamalarını oluşturuyor. Samuray arıcığı salımı yapılan alanlarda kimyasal uygulamadan kaçınılması gerekiyor. Tarımsal alanlarda ilaçlama ise il ve ilçe müdürlüklerinin haftalık kontrolleri ile duyurdukları mücadele ilanlarına göre yapılmalı. Bakanlığın yaklaşımında kimyasal mücadele, diğer yöntemlerle birlikte ve zorunlu durumlarda başvurulacak son aşama olarak tanımlanıyor. Entegre mücadele uygulamalarına ilişkin bilgiler Bakanlığın resmî portalında bulunuyor. Karadeniz’deki 18 bahçeden alınan numunelerin analizi tamamlandığında, uygulamaların etkinliği ve fındık kalitesi üzerindeki etkisinin sayısal verilerle kamuoyuna açıklanması bekleniyor. Sonuçların üreticilerle paylaşılması, 2027 sezonunda doğru zamanda, ihtiyaç kadar ve çevreyle uyumlu bir mücadele programının uygulanması açısından önem taşıyor.

SAHİLLERDE GÜVENLİ YÜZME İÇİN DENİZ SUYU TAKİBİ ŞART Haber

SAHİLLERDE GÜVENLİ YÜZME İÇİN DENİZ SUYU TAKİBİ ŞART

SAHİLLERDE GÜVENLİ YÜZME İÇİN DENİZ SUYU TAKİBİ ŞART Yaz sezonuyla birlikte sahillerde güvenli kullanımın yolu düzenli analiz, yetkin laboratuvar, güçlü altyapı kontrolü ve açık bilgilendirmeden geçiyor. Deniz suyunda halk sağlığı açısından asıl güvence, sezon boyunca sürdürülen mikrobiyolojik takip ve riskli dönemlerde yapılan ek kontrollerle sağlanıyor. Sahillerin yaz aylarında güvenli şekilde kullanılabilmesi için deniz suyunun yalnızca temiz görünmesi yeterli değildir. Halk sağlığı açısından önemli olan, deniz suyunda mikrobiyolojik kirlilik bulunup bulunmadığının düzenli olarak ölçülmesidir. Yüzme suyu takibi, denize giren vatandaşların sağlık risklerinden korunması için yürütülen temel halk sağlığı çalışmalarından biridir. Bu takip sayesinde sahillerde dışkısal kirlilik, altyapı kaynaklı riskler, yağış sonrası geçici bozulmalar ve yoğun kullanım dönemlerinde oluşabilecek mikrobiyolojik değişimler izlenir. ANALİZLERİ İL SAĞLIK MÜDÜRLÜKLERİ TAKİP EDER Yüzme suyu analizleri Sağlık Bakanlığı’nın izleme sistemi kapsamında yürütülür. İl düzeyinde süreç İl Sağlık Müdürlükleri tarafından takip edilir. Belirlenen yüzme alanlarından numuneler, yüzme sezonu boyunca hazırlanan programa göre alınır ve analizler Halk Sağlığı Laboratuvarlarında yapılır. Bu sistemde yerel yönetimler, çevre birimleri ve ilgili kurumlar sahadaki altyapı, plaj temizliği, kıyı kullanımı ve çevresel risk kaynaklarının kontrolünde tamamlayıcı sorumluluk üstlenir. Deniz suyunun halk sağlığı açısından laboratuvar analizi ise yetkilendirilmiş sağlık sistemi içinde yürütülür. Deniz suyu analizi, basit bir gözlem ya da sahada yapılan yüzeysel kontrol değildir. Numunenin doğru noktadan alınması, uygun kaplarla taşınması, belirlenen süre içinde laboratuvara ulaştırılması ve standart yöntemlerle incelenmesi gerekir. Bu nedenle analizlerin güvenilirliği, yalnızca cihazla değil; numune alma düzeni, taşıma koşulları, laboratuvar altyapısı, uzman personel, kalite kontrol ve resmi raporlama zinciriyle birlikte sağlanır. Laboratuvar gerekliliği Neden önemlidir? Mikrobiyolojik analiz altyapısı E. coli ve intestinal enterokok gibi göstergelerin doğru ölçülmesini sağlar Yetkin laboratuvar personeli Numune kabulü, analiz ve değerlendirme sürecinde hata riskini azaltır Uygun numune taşıma koşulları Numunenin bozulmadan laboratuvara ulaşmasını sağlar Kalite kontrol sistemi Sonuçların güvenilir ve karşılaştırılabilir olmasını sağlar Kayıt ve raporlama düzeni Sonuçların resmi olarak izlenmesini ve açıklanmasını mümkün kılar Yetkilendirilmiş kurum yapısı Analizin resmi geçerlilik taşımasını sağlar ANALİZLERDE MİKROBİYOLOJİK RİSK GÖSTERGELERİNE BAKILIR Deniz suyunda halk sağlığı açısından temel risk, dışkısal kirlilik kaynaklı mikrobiyolojik bulaştır. Bu nedenle yüzme suyu analizlerinde özellikle Escherichia coli ve intestinal enterokok değerleri izlenir. Bu iki parametre, deniz suyuna kanalizasyon, fosseptik, dere akışı, yağmur suyu, hayvansal atık veya yüzeysel kirlilik karışıp karışmadığını gösteren temel halk sağlığı göstergeleri arasında yer alır. Analiz parametresi Değerlendirme ölçütü Halk sağlığı açısından anlamı Escherichia coli / E. coli Mevzuat limitinin altında olmalı Dışkısal kirlilik ve bağırsak kaynaklı enfeksiyon riski açısından temel göstergedir İntestinal enterokok Mevzuat limitinin altında olmalı Deniz ve kıyı sularında mikrobiyolojik kirlilik takibinde önemli göstergedir Görsel kirlilik Yağ, köpük, çöp, kötü koku ve renk değişimi bulunmamalı Ani çevresel kirlilik veya deşarj riski açısından uyarıcıdır Kısa dönem kirlilik bulgusu Yağış, taşkın ve altyapı arızası sonrası ayrıca izlenmeli Geçici fakat halk sağlığını etkileyebilecek riskleri gösterir YÜZME SEZONU BOYUNCA DÜZENLİ NUMUNE ALINMALI Sahillerde güvenli yüzme ortamının korunması için deniz suyu analizleri yalnızca sezon başında yapılmamalıdır. Yüzme sezonu boyunca belirli aralıklarla numune alınması, sonuçların karşılaştırılması ve değişimlerin izlenmesi gerekir. Yaz aylarında sahillerde kullanım yoğunluğu artar. Bu yoğunluk, özellikle altyapı riski bulunan bölgelerde deniz suyu kalitesini etkileyebilir. Düzenli analizler, olası değişimleri erken fark etmeyi ve gerekli önlemleri zamanında almayı sağlar. Dönem / durum İzleme ihtiyacı Neden önemlidir? Yüzme sezonu başlangıcı Sezon başı temel ölçüm yapılmalı Plajların yaz kullanımına uygunluğu belirlenir Yüzme sezonu boyunca Düzenli aralıklarla numune alınmalı Deniz suyu kalitesindeki değişim takip edilir Yoğun kullanım dönemleri Ek kontrol yapılmalı Bayram, tatil ve hafta sonlarında sahil yükü artar Şiddetli yağış sonrası Riskli noktalardan yeniden numune alınmalı Dere, yağmur suyu ve yüzey akışı kirlilik taşıyabilir Altyapı arızası sonrası Hızlı kontrol yapılmalı Kanalizasyon, terfi merkezi veya arıtma kaynaklı risk oluşabilir Koku, köpük, renk değişimi veya çöp görüldüğünde Sahada inceleme ve gerekirse numune alınmalı Görsel bulgular ani kirlilik işareti olabilir RİSKLİ DÖNEMLERDE EK KONTROL HAYATİ ÖNEM TAŞIR Deniz suyu kalitesi her zaman sabit kalmaz. Akıntı, yağış, sıcaklık, dere debisi, kanalizasyon altyapısı, arıtma tesislerinin çalışma durumu ve insan yoğunluğu deniz suyunu kısa sürede etkileyebilir. Bu nedenle rutin analizlerin yanında riskli dönemlerde ek numune alınması gerekir. Özellikle yağış sonrası kıyılara taşınan yüzeysel kirlilik, dere ağızları ve altyapı bağlantıları sahillerde geçici mikrobiyolojik bozulmalara yol açabilir. SAHİL GÜVENLİĞİ ALTYAPI KONTROLÜYLE GÜÇLENİR Güvenli yüzme ortamı yalnızca deniz suyundan alınan numunelerle sağlanmaz. Kıyıdaki altyapı, çevre temizliği, dere yatakları, yağmur suyu hatları, kanalizasyon sistemi, arıtma tesisleri ve plaj kullanım yoğunluğu birlikte değerlendirilmelidir. Kontrol edilmesi gereken alan Ne takip edilmeli? Halk sağlığına etkisi Deniz suyu mikrobiyolojisi E. coli ve intestinal enterokok değerleri Dışkısal kirlilik ve enfeksiyon riski belirlenir Kanalizasyon hatları Kaçak, taşma ve bağlantı sorunu Denize kirletici girişinin önüne geçilir Yağmur suyu hatları Yağış sonrası taşınan kirlilik Kısa süreli mikrobiyolojik bozulmalar izlenir Arıtma tesisleri Düzenli çalışma, arıza ve deşarj durumu Kıyı sularına ulaşabilecek kirlilik riski azaltılır Dere ağızları Debi, taşkın ve atık taşınımı Yağış sonrası deniz suyu kalitesi korunur Plaj temizliği Çöp, plastik, atık ve kötü koku Fiziksel ve çevresel hijyen sağlanır Görsel denetim Köpük, yağ tabakası, renk değişimi ve bulanıklık Ani kirlilik belirtileri erken fark edilir Kullanım yoğunluğu Tatil, hafta sonu ve bayram yoğunluğu Kalabalık dönemlerde ek kontrol ihtiyacı belirlenir Bilgilendirme panoları Güncel analiz sonucu ve uyarılar Vatandaşın güvenli karar vermesi sağlanır SONUÇLAR VATANDAŞIN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE PAYLAŞILMALI Deniz suyu analizlerinin etkili olabilmesi için sonuçların açık, düzenli ve anlaşılır biçimde kamuoyuyla paylaşılması gerekir. Vatandaş, hangi plajdan ne zaman numune alındığını, hangi parametrelerin ölçüldüğünü ve sonuçların mevzuat sınırına göre ne anlama geldiğini görebilmelidir. Bu bilgilendirme, sahillerde güven duygusunu güçlendirir. Aynı zamanda deniz suyu kalitesinin yalnızca kurumlar tarafından değil, vatandaşlar tarafından da takip edilebilir hale gelmesini sağlar. TÜM SAHİLLERDE ORTAK GÜVENLİK STANDARDI OLUŞTURULMALI Yüzme suyu güvenliği yalnızca belirli plajların meselesi değildir. Halkın denize girdiği tüm sahiller, belediye plajları, aile plajları, turistik kıyılar, dere ağızlarına yakın noktalar ve yoğun kullanılan alanlar aynı hassasiyetle izlenmelidir. Tüm sahillerde ortak güvenlik standardı için düzenli analiz, yetkin laboratuvar, güçlü altyapı kontrolü, çevresel denetim ve açık bilgilendirme birlikte yürütülmelidir. Sağlıklı deniz, ancak sahadaki çevre yönetimi ile laboratuvar verisinin aynı sistem içinde çalışmasıyla korunabilir. SAĞLIKLI SAHİLLER İÇİN SÜREKLİ TAKİP GEREKİYOR Yaz sezonunda vatandaşların denizden güvenle yararlanabilmesi için yüzme suyu kalitesinin düzenli olarak izlenmesi, riskli dönemlerde ek kontrollerin yapılması ve sonuçların şeffaf biçimde paylaşılması gerekiyor. Sahillerde güvenli yüzme ortamı; temiz kıyı, çalışan altyapı, düzenli laboratuvar analizi, çevresel kontrol ve doğru bilgilendirme ile sağlanır. Denizlerin sağlıklı kalması, yalnızca sezon başında yapılan ölçümlerle değil, yaz boyunca kesintisiz sürdürülen halk sağlığı takibiyle mümkün olur.

GİRESUN’DA MADEN TEPKİSİ: BÜYÜK KÖYLÜ MİTİNGİ 18 NİSAN’DA TİREBOLU’DA Haber

GİRESUN’DA MADEN TEPKİSİ: BÜYÜK KÖYLÜ MİTİNGİ 18 NİSAN’DA TİREBOLU’DA

GİRESUN’DA MADEN TEPKİSİ: BÜYÜK KÖYLÜ MİTİNGİ 18 NİSAN’DA TİREBOLU’DA Giresun Bul-Pir Çevre Derneği, Tirebolu Meydanı’nda “Büyük Köylü Mitingi” düzenleyecek. Dernek, miting çağrısında fındık üretim alanları, su kaynakları, orman varlığı ve kırsal yaşamın madencilik baskısı altında olduğunu savundu. Giresun’da madencilik faaliyetlerine karşı miting çağrısı yapıldı. Giresun Bul-Pir Çevre Derneği, 18 Nisan Cumartesi günü saat 12.00’de Tirebolu Meydanı’nda “Büyük Köylü Mitingi” düzenleneceğini açıkladı. Dernek, yaptığı çağrıda Giresun’un toprağına, kültürüne, ekonomisine ve doğasına sahip çıkılması gerektiğini belirtti. Açıklamada, tüm Giresunlular mitinge davet edildi. Paylaşılan çağrı görsellerinde, Giresun ekonomisinin büyük bir tehdit altında olduğu vurgulandı. Metinde, şehrin ekonomik temelini fındık üretiminin oluşturduğu, tarım arazilerinin en az yüzde 64’ünde fındık yetiştirildiği ve yaklaşık 100 bin çiftçinin geçimini bu üretimden sağladığı ifade edildi. Aynı metinde, Giresun’un 2025 yılı ihracatının 1 milyar 3 milyon dolara ulaştığı, bu ihracatın önemli bölümünün fındıktan sağlandığı belirtildi. Çağrı metninde Giresun’un orman varlığına da dikkat çekildi. İlin, orman yoğunluğu bakımından Türkiye’nin öne çıkan kentlerinden biri olduğu belirtilirken, bu doğal yapının arıcılık, hayvancılık, çay üretimi ve doğa turizmi açısından da önem taşıdığı kaydedildi. Dernek, asıl tehlikenin madencilik ihaleleriyle büyüdüğünü savundu. Paylaşılan metinde, Giresun’un yüzde 85’inin maden sahası ilan edildiği, MAPEG tarafından 8 sahanın 4. grup madencilik faaliyetleri için ihaleye çıkarıldığı, bu alanların bir bölümünün fındık üretim sahaları, su kaynakları, mera alanları ve turizm bölgelerini kapsadığı ileri sürüldü. Aynı çağrıda, Giresun merkez, Piraziz, Dereli, Bulancak ve Şebinkarahisar ilçelerinde farklı şirketlere ait maden sahalarının toplam büyüklüğünün yaklaşık 12 bin 512 hektara ulaştığı, 38 köy ve yaylayı kapsayan yerleşim alanlarının bu süreçten etkilendiği ifade edildi. Metinde, 4. grup madencilik faaliyetlerinin altın, gümüş ve polimetalik cevher projelerini kapsadığı, bu nedenle yüksek çevresel risk taşıdığı savunuldu. Bir başka görselde ise “Giresunlulara acil çağrı” başlığıyla meslek örgütleri, odalar, dernekler ve sivil toplum kuruluşlarına ortak tutum çağrısı yapıldı. Metinde, “Giresun için birlik olma zamanıdır” ifadesi öne çıkarıldı.

GİRESUN’UN BAĞRINA DEV MADEN GENİŞLEMESİ Haber

GİRESUN’UN BAĞRINA DEV MADEN GENİŞLEMESİ

GİRESUN’UN BAĞRINA DEV MADEN GENİŞLEMESİ Atık Barajı Büyüyor, Risk Haritası Kabarıyor Giresun’un Doğankent, Tirebolu ve Görele ilçelerine yayılan metal madenciliği sahasında planlanan kapasite artışı, yayımlanan Nihai ÇED Raporu ile resmiyet kazandı. Dosya; yeraltı maden ocaklarının, flotasyon (cevher zenginleştirme) tesisinin ve özellikle maden atık depolama tesisinin genişletileceğini ortaya koyuyor. Bu tablo, sıradan bir üretim artışından çok daha fazlasına işaret ediyor: Bölgenin su havzaları, orman varlığı ve kırsal yaşamı üzerinde uzun soluklu baskı yaratacak bir endüstriyel yoğunlaşma. ÇED dosyasında büyüyen sadece üretim değil; depolanacak atık hacmi de katlanıyor. TEHLİKELİ ATIK NİTELİĞİNDE DEV DEPOLAMA ALANI Rapor, flotasyon süreci sonrası oluşan atıkların depolanacağı tesisin kapasitesinin artırılacağını açıkça ortaya koyuyor. Bu atıklar mevzuat kapsamında özel işleme tabi ve potansiyel olarak tehlikeli kategoride değerlendiriliyor. İnce taneli, kimyasal işlem görmüş ve ağır metal içerebilen bu atıkların depolanacağı yapı, projenin çevresel risk merkezini oluşturuyor. Bu tür tesisler teknik olarak “atık depolama” olarak adlandırılsa da, içerikleri itibarıyla birer kimyasal risk barajı niteliği taşıyor. Asıl tehlike görünmeyen suda: Sızıntı ve asit üretimi ihtimali. ASİT KAYA DRENAJI: ZAMANLA BÜYÜYEN KİMYASAL TEHDİT ÇED raporunda da ayrı başlık altında yer alan asit kaya drenajı, sülfürlü kayaçların su ve oksijenle teması sonucu asit oluşması ve bu asidin ağır metalleri çözerek suya taşıması süreci olarak tanımlanıyor. Bu süreç başladığında: Yeraltı suları ağır metal yüküyle kirlenebiliyor Derelere asidik ve metal yüklü sular karışabiliyor Tarımsal sulama ve içme suyu kaynakları tehdit altına girebiliyor Bu riskin en çarpıcı yönü, maden işletmesi sürerken değil, yıllar sonra ortaya çıkabilmesi. ÇED dosyası bu ihtimali teknik olarak kabul ediyor; kontrol ve izleme sistemleri öngörüyor. Ancak bilimsel gerçek şu: Bu tür kimyasal süreçler durdurulamaz, ancak yönetilmeye çalışılır. Karadeniz’in yağışı, atık sahasının yükünü artırıyor. SU HAVZALARI VE DERELERLE İÇ İÇE BİR MADENCİLİK Rapor, proje alanının çok sayıda dere ve mikro havza ile ilişkili olduğunu, hidrolojik ve hidrojeolojik bağlantıların bulunduğunu ortaya koyuyor. Yüzey suları ve yeraltı suları için izleme sistemleri planlanmış olsa da, olası bir kirlenme senaryosunda etkinin sadece tesis sınırlarında kalmayacağı açık. Yüksek yağışlı Karadeniz coğrafyasında: Yüzey akışı artıyor İnce taneli atıklar taşınabiliyor Kirleticiler dere sistemlerine karışabiliyor Bu durum, bölgesel su kalitesi üzerinde zincirleme etki riski anlamına geliyor. Heyelan kuşağında atık barajı: Doğa ile mühendislik karşı karşıya. HEYELAN, TAŞKIN VE DEPREM GERÇEĞİ ÇED raporunda jeolojik yapı, heyelan riski, taşkın olasılığı ve depremsellik başlıkları detaylı şekilde ele alınmış. Bölgenin dik topoğrafyası, ayrışmış kayaç yapısı ve yoğun yağış rejimi, doğal afet hassasiyetini artırıyor. Bu koşullarda büyük hacimli bir atık depolama tesisinin güvenliği yalnızca projelendirme kalitesiyle değil, doğal sınırlarla da belirleniyor. Dünya örnekleri, benzer tesislerin en büyük kırılganlığı aşırı doğa olayları sırasında yaşadığını gösteriyor. Orman kaybı sadece ağaç değil, ekosistem zincirinin kopması demek. ORMAN, YABAN HAYATI VE TARIM ALANLARI ÇED dosyasında flora, fauna, orman alanları ve tarımsal faaliyetler ayrı başlıklarda incelenmiş durumda. Proje sahası ve çevresinde orman ekosistemlerinin bulunduğu, yaban hayatı habitatlarının etkileneceği ve tarım alanlarının dolaylı risk altında olabileceği belirtiliyor. Toz yayılımı, gürültü ve özellikle su kirliliği ihtimali: Fındık bahçeleri Sebze üretimi Hayvancılık faaliyetleri üzerinde uzun vadeli belirsizlik yaratıyor. Ağır metallerin toprak ve su yoluyla gıda zincirine girme riski, çevre meselesini doğrudan halk sağlığı boyutuna taşıyor. Ekonomik katkı geçici, çevresel yük kalıcı. İSTİHDAM VE GERÇEK MALİYET Rapor, projenin istihdam yaratacağını ve yerel ekonomiye katkı sağlayacağını belirtiyor. Ancak madencilik projelerinde sık görülen gerçeklik değişmiyor: Ekonomik hareketlilik işletme süresiyle sınırlı kalırken, çevresel yük uzun yıllar boyunca varlığını sürdürüyor. Maden kapandıktan sonra geride kalacak olan: Geniş bir atık depolama sahası Uzun süre izlenmesi gereken su sistemleri Doğal yapısı değişmiş bir arazi oluyor. Rehabilitasyon planları dosyada yer alsa da, ekosistemlerin eski haline dönmesi değil, yalnızca risklerin azaltılması mümkün. GİRESUN İÇİN STRATEJİK BİR ÇEVRE KARARI Bu kapasite artışı dosyası, hukuken bir ÇED süreci belgesi olabilir. Ancak pratikte, Giresun’un su kaynakları, orman varlığı ve kırsal yaşamı üzerinde onlarca yıl etkisi sürebilecek bir sanayi genişlemesinin resmi kaydı niteliğini taşıyor. Büyüyen maden sahasıyla birlikte büyüyen şey yalnızca üretim değil; kimyasal risk, jeoteknik hassasiyet ve ekolojik baskı da aynı oranda artıyor. Bu tablo, madenciliğin teknik sınırlarını aşan, doğrudan kamu yararı ve çevresel gelecek tartışmasının merkezine oturan bir süreç olarak değerlendirlmelidir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.