Hava Durumu

#Çevre Kirliliği

giresunsonhaber - Çevre Kirliliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çevre Kirliliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

MADENLER SESSİZLİĞE GÖMÜLDÜ (!), SONDAJ VE ARAMAYA DEVAM Haber

MADENLER SESSİZLİĞE GÖMÜLDÜ (!), SONDAJ VE ARAMAYA DEVAM

MADENLER SESSİZLİĞE GÖMÜLDÜ (!), SONDAJ VE ARAMAYA DEVAM Giresun’da bahar aylarında köy yollarından meydanlara, mahkeme salonlarından Meclis gündemine kadar taşınan maden tartışmaları son iki ayda kamuoyu gündeminde daha az yer almaya başladı. Ancak şirketlerin sahalardan çekildiğini, ruhsatların iptal edildiğini, sondaj ve arama programlarının sona erdiğini gösteren bir karar bulunmuyor. CHP’de mutlak butlan tartışmasıyla başlayan yönetim krizi Giresun örgütünü iç meselelerine yöneltirken, maden şirketlerinin ruhsat, izin, dava ve saha dosyaları işlemeye devam ediyor. Giresun’daki maden karşıtı mücadelenin siyaseten en görünür takipçilerinden biri CHP Giresun İl Örgütü olmuştu. 7 Mayıs’ta Tirebolu’da düzenlenen basın açıklaması ve ardından Sekü Köyü’nde gerçekleştirilen buluşma, köylülerin sondaj girişimlerine karşı mücadelesini ulusal ölçekte gündeme taşıdı. CHP Genel Başkan yardımcıları, milletvekilleri, Parti Meclisi üyeleri ve yerel örgüt yöneticileri; Sekü-Karlıbel hattındaki sondaj girişimlerinin yanı sıra Dereli, Doğankent, Çatalağaç, Alucra ve Şebinkarahisar’daki maden dosyalarını aynı program içinde ele aldı. Ancak CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verilen mutlak butlan kararının ardından başlayan parti içi kriz, Giresun örgütünü de doğrudan etkiledi. Giresun’da yapılması planlanan belediye başkanları toplantısı iptal edildi; ardından il ve merkez ilçe yönetimleri görevden alındı, İl Başkanı Gökhan Şenyürek ise kesin ihraç talebiyle disipline sevk edildi. Birkaç hafta önce maden ruhsatlarını, sondajları ve köylerin yaşam alanlarını gündeme taşıyan parti örgütü, bu kez kendi yönetim ve temsil krizine yöneldi. CHP içe döndükçe Giresun’daki maden dosyasının siyaset ve kamuoyu gündeminde yer alma sıklığı da azaldı. Ancak şirketlerin dosyaları durmadı; ruhsatlar, davalar, arama bildirimleri ve teknik süreçler işlemeye devam etti. GÜNDEMDE YER ALMA AZALDI, DOSYALAR KAPANMADI 2026 yılının mart, nisan ve mayıs aylarında Giresun’un farklı ilçelerinden art arda maden haberleri geldi. Sekü ve Karlıbel’de köylüler sondaj makinelerinin önüne geçti. Dereli’de başlayan sondaj çalışmaları mahkemeye taşındı. Batlama Vadisi’nde yeni arama sahaları için kolluk birimlerine bildirim yapıldı. Çatalağaç Deresi’ndeki kirlilik nedeniyle şirkete para cezası kesildi. Tirebolu ve Sekü’de siyasi heyetler köylülerle buluştu. Görele’de maden karşıtı miting düzenlendi. Mayıs ayının sonundan sonra ise bu dosyaların kamuoyu gündeminde görünürlüğü belirgin biçimde azaldı. Bu durum, şirketlerin faaliyetlerini sona erdirdiği anlamına gelmiyor. Kamuya açık kayıtlarda Sekü-Karlıbel, Dereli, Batlama, Çatalağaç, Alucra ve diğer ruhsat sahalarında şirketlerin tamamen çekildiğine ilişkin bir karar bulunmuyor. Maden sahaları ortadan kalkmadı; siyasi takip, haber yoğunluğu ve kamuoyu baskısı zayıfladı. GİRESUN MADEN GÜNLÜĞÜ Bugünkü sessizliği anlayabilmek için Giresun’da son yıllarda yaşanan maden kazalarını, çevre ihlallerini, ruhsat kararlarını, sondaj girişimlerini, mahkeme süreçlerini ve toplumsal tepkileri tarihleriyle yeniden hatırlamak gerekiyor. 18 KASIM 2021 — ŞEBİNKARAHİSAR’DA ATIK BARAJI SETİ YIKILDI Giresun’un yakın dönem maden tarihindeki en ciddi olaylardan biri 18 Kasım 2021’de Şebinkarahisar’da yaşandı. Nesko Maden A.Ş.’ye ait işletmenin atık barajındaki iç set yıkıldı. Olayın ardından Giresun Valiliği tarafından teknik heyet görevlendirildi ve işletmenin faaliyetleri durduruldu. Yaşanan olay, yalnızca bir işletme kazası olarak kalmadı. Atık barajında biriken maden atıklarının toprak ve su kaynakları üzerinde oluşturabileceği riskler, bölgedeki atık depolama sistemlerinin güvenliği ve denetimlerin yeterliliği tartışmaya açıldı. Şebinkarahisar’daki olay, madencilikte asıl tehlikenin yalnızca kazı ve üretimden ibaret olmadığını; atık barajı, depolama güvenliği, çevresel izleme ve acil müdahale planlarının da yaşamsal önem taşıdığını gösterdi. Faaliyetlerin durdurulmasının ardından atık barajının hangi yöntemle güvenli hale getirildiği, çevresel ölçümlerin hangi sonuçları verdiği ve sonraki yıllarda işletmenin hangi şartlarla yeniden çalıştığı konusunda kamuoyuna düzenli ve bütünlüklü bir bilgilendirme yapılmadı. 4 TEMMUZ 2022 — ÇATALAĞAÇ’TA DERE KİRLİLİĞİ TESPİT EDİLDİ Doğankent ilçesine bağlı Çatalağaç köyündeki maden sahasıyla ilgili çevre kirliliği tartışması 2022 yılında resmi kayıtlara yansıdı. Giresun Valiliği, 4 Temmuz 2022 tarihli açıklamasında maden sahasından dere yataklarına hafriyat ve toprak malzeme ulaştığının tespit edildiğini bildirdi. Şirket hakkında Çevre Kanunu kapsamında idari işlem uygulandığı ve olumsuzlukların giderilmesi için süre verildiği açıklandı. Dört yıl sonra aynı sahada yeni bir çevre ihlalinin tespit edilmesi, uygulanan cezaların ve verilen sürelerin ne ölçüde caydırıcı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıdı. KASIM 2022 — GİRESUN’UN 720 RUHSATLIK HARİTASI ORTAYA ÇIKTI TEMA Vakfının MAPEG’in Temmuz 2022 tarihli IV. Grup maden ruhsat haritaları üzerinden hazırladığı çalışma, Giresun’daki ruhsat yoğunluğunu görünür hale getirdi. Çalışmaya göre Giresun il sınırları içinde toplam 720 IV. Grup maden ruhsatı bulunuyordu. İncelenen çalışma alanının yüzde 85’i arama, işletme veya ihale safhasındaki ruhsat alanlarıyla çakışıyordu. Ruhsat alanlarının; yüzde 17’si arama, yüzde 14’ü işletme, yüzde 55’i ihale safhasındaki alanlardan oluşuyordu. Giresun’daki 16 ilçenin 11’inde ruhsatlılık oranının yüzde 90’ın üzerine çıktığı belirtildi. Aynı çalışmada orman alanlarının yüzde 90’ının, tarım alanlarının yüzde 85’inin, meraların yüzde 99’unun ve iskân alanlarının yüzde 84’ünün IV. Grup maden ruhsat alanlarıyla çakıştığı hesaplandı. Korunan alanlarda bu oran yüzde 89’a, Önemli Doğa Alanlarında ise yüzde 94’e ulaşıyordu. Ruhsat haritası, maden meselesinin yalnızca dağların veya kullanılmayan arazilerin değil; fındık bahçelerinin, meraların, köy yerleşimlerinin, ormanların ve su kaynaklarının meselesi olduğunu ortaya koydu. 18 MAYIS 2025 — ÇATALAĞAÇ YENİDEN DENETİM GÜNDEMİNE GELDİ Çatalağaç’taki maden işletmesi 2025 yılında da denetim başlığıyla gündeme geldi. Giresun Valiliğinin 18 Mayıs 2025 tarihli açıklamasında Doğankent-Çatalağaç köyündeki maden sahasına ilişkin denetim süreci kamuoyuna yansıdı. 2022 yılında tespit edilen çevresel sorunlardan sonra aynı bölgenin yeniden denetim konusu olması, Çatalağaç dosyasının tek bir olaydan ibaret olmadığını gösterdi. 2026’NIN İLK AYLARI — KAPASİTE ARTIŞINA “ÇED OLUMLU” KARARI 2026 yılının ilk aylarında Doğankent, Görele ve Tirebolu ilçelerini kapsayan büyük maden projesi yeniden gündeme geldi. Alagöz Maden Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından planlanan “Bakır-Kurşun-Çinko Flotasyon Tesisi ile Maden Ocakları ve Maden Atık Depolama Tesisi Kapasite Artışı” projesi için “ÇED Olumlu” kararı verildi. Proje yalnızca bir maden ocağından oluşmuyordu. Dosyada bakır, kurşun ve çinko üretimiyle birlikte flotasyon tesisi, maden ocakları, kapasite artışı ve maden atık depolama tesisi yer alıyordu. Proje alanının Söğütağzı, Çatalağaç, Çatak, Süttaşı, Karadere, Delmece, Sazlıyatak-Olucaktepe, Gavraz Deresi, Nişane, Eymür, Gariygen, Soğukpınar ve Patan Mahallesi çevresine yayıldığı açıklandı. Bu genişlik, projenin tek bir köyü değil, Doğankent-Görele-Tirebolu hattındaki çok sayıda yerleşimi, dereyi, orman alanını ve tarım arazisini ilgilendirdiğini gösterdi. 24 ŞUBAT 2026 — SEKÜ-KARLIBEL HATTINDA YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARI Tirebolu’nun Sekü köyü ile Görele’nin Karlıbel köyü arasındaki maden arama ve sondaj projesi, 2026 yılının en yoğun tartışılan dosyalarından biri oldu. Giresun İdare Mahkemesinin proje hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdiği kamuoyuna yansıdı. Ancak mahkeme kararının ardından sondaj makinelerinin bölgeye çıkarılmak istenmesi, kararın sahada nasıl uygulandığı ve şirketin hangi izinlere dayanarak çalışma yapmak istediği konusunda tartışma yarattı. MART 2026 — DERELİ’DE SONDAJ ÇALIŞMALARI BAŞLADI Dereli ilçesinde Meşeliyatak, Eğri Ambar, Yıldız ve Yeşiltepe köyleri ile Bahçeli ve Sütlüce mahallelerinin kesiştiği zirve hattında maden sondaj çalışmaları başladı. Çalışmaların su kaynakları, tarım alanları, yayla ve meralar ile köy yaşamı üzerindeki olası etkileri bölge halkının tepkisine neden oldu. Yerel itirazlar yargıya taşındı. Ancak sondajların kaç noktada yapıldığı, hangi derinliğe ulaşıldığı, kaç numune alındığı ve şirketin sonraki faaliyet programının ne olduğu düzenli biçimde açıklanmadı. Dereli dosyası, Giresun’daki maden baskısının yalnızca Sekü-Karlıbel hattında değil, ilin iç kesimlerindeki köy ve yayla kuşağında da sahaya indiğini gösterdi. 3 NİSAN 2026 — BATLAMA VADİSİ İÇİN SAHA BİLDİRİMİ Giresun Merkez’deki en önemli yeni dosyalardan biri Batlama Vadisi’nde ortaya çıktı. Yerel basına yansıyan bilgilere göre Lidya Madencilik, 3 Nisan 2026 tarihli yazıyla Giresun Merkez İlçe Jandarma Komutanlığına bildirimde bulundu. Bildirimde; 3535163, 3535202, 3536360 erişim numaralı sahalarda çalışma yapılacağı belirtildi. İlk aşamada kazı gerektirmeyen yüzeysel jeolojik inceleme, numune alma, jeofizik ve jeokimyasal araştırmalar ile jeoloji ve hidrojeoloji haritalama çalışmalarının planlandığı aktarıldı. Bu bildirim, Batlama Vadisi’nde doğrudan üretime başlandığı anlamına gelmiyordu. Ancak ruhsat sürecinin yalnızca evrak üzerinde kalmadığını, şirketin saha hazırlığı ve araştırma aşamasına geçtiğini ortaya koyuyordu. Batlama Vadisi’ndeki çalışmaların geri çekildiğine veya iptal edildiğine ilişkin daha sonra kamuya açık bir karar yayımlanmadı. 4-5 NİSAN 2026 — KÖYLÜLER SONDAJ MAKİNELERİNİN ÖNÜNE GEÇTİ Nisan ayının ilk haftasında Sekü-Karlıbel hattına çıkarılmak istenen sondaj makinesi köylüler tarafından durduruldu. Köylüler, çevre örgütleri ve hukukçular yürütmeyi durdurma kararını hatırlatarak ağır tonajlı ve paletli iş makinelerinin bölgeye girişine karşı çıktı. Köy yolunda başlayan nöbet, kısa sürede Giresun’un en görünür çevre mücadelelerinden birine dönüştü. Alagöz Maden ise yaptığı açıklamalarda sondaj ve numune alma çalışmalarının izinlere, “ÇED kapsam dışı” kararlarına ve orman izinlerine dayandığını savundu. Böylece aynı saha üzerinde mahkeme kararı, şirketin geçerli olduğunu ileri sürdüğü izinler ve köylülerin yaşam alanı mücadelesi karşı karşıya geldi. NİSAN 2026 — YENİ İHALELERLE RUHSAT HARİTASI GENİŞLEDİ MAPEG’in 317. Grup ihale süreciyle birlikte Giresun’daki maden alanlarına yenileri eklendi. Yerel kaynaklarda Giresun Merkez, Piraziz, Dereli, Bulancak, Şebinkarahisar ve Yağlıdere-Kümbet çevresine uzanan sahalar sıralandı. Bazı haberlerde 5 ilçedeki 8 bölge için 12 bin 511,99 hektarlık alandan, bazı haberlerde ise 6 ilçeyi kapsayan yaklaşık 17 bin 930 hektarlık alandan söz edildi. Rakamların farklı olmasına rağmen ortak tablo değişmedi: Giresun’daki ruhsat ve arama baskısı yeni sahalarla genişliyordu. Kesin tablonun ortaya çıkabilmesi için erişim numarası bazında ruhsat sahibi, saha büyüklüğü, ihale sonucu, yürürlük tarihi, ruhsat aşaması ve varsa devir ya da iptal bilgilerinin açıklanması gerekiyor. 4 MAYIS 2026 — ALAGÖZ MADENCİLİK’E 2 MİLYON 517 BİN LİRA CEZA Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 4 Mayıs 2026’da Doğankent’in Çatalağaç köyünde faaliyet gösteren Alagöz Madencilik’e 2 milyon 517 bin lira idari para cezası uygulandığını açıkladı. Denetimlerde maden sahasından çıkan atık suyun Çatalağaç Deresi’ne deşarj edildiği tespit edildi. Aynı ihlalin daha önce iki kez gerçekleşmesi nedeniyle ceza üç kat uygulandı. Kirliliğe neden olduğu belirtilen yeraltı galerisindeki üretim faaliyetleri, gerekli tedbirler alınıncaya kadar durduruldu. Ancak karar; şirketin tüm faaliyetlerinin sona erdirildiği, ruhsatlarının iptal edildiği, maden sahasının tamamen kapatıldığı anlamına gelmiyordu. Durdurma kararı yalnızca kirlilikle ilişkilendirilen yeraltı galerisi ve ilgili üretim bölümüyle sınırlıydı. Kısmi kapatma kararından sonra yeniden denetim yapılıp yapılmadığı, gerekli havuz ve arıtma tedbirlerinin tamamlanıp tamamlanmadığı ve galerinin yeniden üretime açılıp açılmadığı ayrıntılı biçimde açıklanmadı. 7 MAYIS 2026 — CHP HEYETİ TİREBOLU VE SEKÜ’DE SAHAYA İNDİ CHP Genel Başkan yardımcıları, milletvekilleri, Parti Meclisi üyeleri ve parti yöneticilerinden oluşan heyet, 7 Mayıs’ta Tirebolu’da basın açıklaması yaptı. Heyet daha sonra Sekü Köyü’ne giderek köylülerle buluştu. Programda Sekü-Karlıbel sondaj girişimleri, Dereli’deki çalışmalar, Doğankent-Görele-Tirebolu kapasite artışı projesi, Çatalağaç’taki çevre ihlalleri, Giresun’daki 720 ruhsat ve ruhsatların tarım, su, orman, mera ve köy yaşamıyla çakışması gündeme taşındı. Bu buluşma, Giresun’daki maden mücadelesinin köy sınırlarından çıkarılarak bölgesel ve ulusal bir siyasi başlığa dönüşmesini sağladı. 29 MAYIS 2026 — GÖRELE’DE MADEN KARŞITI MİTİNG Mayıs ayı boyunca Sekü’de, Tirebolu’da ve Giresun’un farklı bölgelerinde toplantılar ve dayanışma programları düzenlendi. 29 Mayıs’ta Görele Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan maden karşıtı miting, bahar aylarındaki toplumsal hareketliliğin en geniş buluşmalarından biri oldu. Köylüler, çevre örgütleri, siyasi parti temsilcileri, yerel yöneticiler ve vatandaşlar; su kaynaklarının, fındık bahçelerinin, ormanların, meraların ve köy yerleşimlerinin korunması çağrısında bulundu. Bu mitingin ardından maden dosyalarının kamuoyu gündemindeki görünürlüğü giderek azaldı. DEVAM EDEN DAVALAR Giresun’daki maden dosyalarının bir bölümü yargı aşamasında bulunurken, bazı kararların sahada nasıl uygulandığına ilişkin tartışmalar da devam ediyor. SEKÜ-KARLIBEL DAVASI Sekü-Karlıbel hattındaki yürütmeyi durdurma kararının hangi proje ve izinleri kapsadığı, şirketin hangi idari belgelere dayanarak sahaya girmek istediği ve kararın sahada tam olarak nasıl uygulandığı açıklığa kavuşmuş değil. Köylülerin ve çevre örgütlerinin hukuki mücadelesi sona ermiş değil. DERELİ DOSYASI Dereli’deki sondaj çalışmalarına karşı başlatılan yargı süreci devam eden başlıklar arasında bulunuyor. Dava sonuçlanmadan kaç noktada sondaj yapıldığı, alınan numunelerin hangi aşamada olduğu ve şirketin yeni çalışma programı hazırlayıp hazırlamadığı açıklanmadı. ÇED VE RUHSAT İTİRAZLARI Doğankent-Görele-Tirebolu kapasite artışı projesi, Alucra’daki altın projeleri ve farklı ilçelerdeki yeni arama sahalarıyla ilgili hukuki ve idari itirazlar da kapanmış değil. Ruhsat iptali, “ÇED Olumlu” veya “ÇED Gerekli Değildir” kararlarının kaldırılması ve yaşam alanlarının korunması yönündeki talepler sürüyor. ÇALIŞMALARIN DURDUĞU AÇIKLANMADIBATLAMA VADİSİ Lidya Madencilik’in üç erişim numaralı saha için yaptığı bildirim geçerliliğini koruyor. Arama sürecinin iptal edildiğine veya şirketin sahadan çekildiğine ilişkin kamuya açık bir karar bulunmuyor. DERELİ HATTI Dereli’deki sondaj çalışmalarının tamamlandığı veya sona erdirildiği açıklanmadı. Sondajlardan elde edilen jeolojik verilerin şirket tarafından değerlendirilmesi ve sonraki ruhsat aşamalarında kullanılması ihtimali devam ediyor. SEKÜ-KARLIBEL Sahadaki görünür makine hareketliliği azalmış olsa da şirketin ruhsat hakkından vazgeçtiğine veya projeyi tamamen iptal ettiğine ilişkin resmi bir belge bulunmuyor. ÇATALAĞAÇ Alagöz Madencilik’e verilen ceza, tüm işletmeyi değil kirliliğe neden olan belirli yeraltı galerisi bölümünü kapsıyor. Şirketin Giresun’daki diğer işletme, tesis ve kapasite artışı süreçlerinin sona erdiği açıklanmış değil. ALUCRA Alucra Demirözü’nde Koza Altın İşletmeleri A.Ş. adına altın-gümüş açık ocak projelerine ilişkin “ÇED Olumlu” kararları bulunuyor. Tohumluk köyündeki altın-bakır projesinde ise ÇED inceleme ve değerlendirme süreci gündeme gelmişti. Bu dosyaların iptal edildiğini veya şirketlerin sahalardan vazgeçtiğini gösteren bir karar bulunmuyor. YENİ İHALE SAHALARI Giresun Merkez, Piraziz, Dereli, Bulancak, Şebinkarahisar ve Yağlıdere çevresindeki yeni ihale alanları ruhsat baskısının genişlemeye devam ettiğini gösteriyor. Hangi şirketin hangi erişim numarasıyla, hangi çalışma aşamasında ve hangi saha takvimiyle hareket ettiği kamuoyuna düzenli biçimde açıklanmıyor. SESSİZCE SÜRÜYOR ARTIK İŞLER 12 Temmuz 2026 itibarıyla Giresun’daki maden dosyasının görünümü değişmiş değil: Bahar aylarında köy yollarında yükselen tepkiler, meydanlara taşınan itirazlar ve siyasi heyetlerin açıklamaları gündemden çekilirken şirketlerin ruhsat, izin, numune, arama ve sondaj takvimlerinin durduğuna ilişkin herhangi bir karar açıklanmadı. Giresun’da madenler sessizliğe gömüldü; sondaj ve arama süreçleri ise daha az görünür biçimde devam ediyor.

PLAJLAR BÖLGESİNDE KAMU SAĞLIĞI VE GÜVENLİK ALARMI Haber

PLAJLAR BÖLGESİNDE KAMU SAĞLIĞI VE GÜVENLİK ALARMI

TABELA KALKTI, ÇADIRLAR KALDI: PLAJLAR BÖLGESİNDE KAMU SAĞLIĞI VE GÜVENLİK ALARMI BİLİMSEL VERİLER UYARIYOR: DENETİMSİZ SAHİL KONAKLAMASI; HİJYEN, ATIK SU, YÜZME SUYU KALİTESİ, ÇEVRE SAĞLIĞI VE ADLİ GÜVENLİK AÇISINDAN RİSK OLUŞTURABİLİR Giresun Plajlar Bölgesi’nde daha önce kamuoyuna yansıyan çadır görüntüleriyle ilgili sorun çözülmedi. Bölgeden gelen son fotoğraflar, sahil hattında çok sayıda çadırın kurulu olduğunu, bazı alanların fiilen kamp-konaklama bölgesi görüntüsüne dönüştüğünü, çevrede otluk ve bakımsız alanların bulunduğunu, sahil çevresinde atık ve düzensiz kullanım izlerinin dikkat çektiğini ortaya koyuyor. Daha önce bölgede bulunduğu belirtilen “çadır kurmak yasaktır” uyarı tabelasının artık görüntülerde yer almadığı, buna karşılık çadırların sahil hattı boyunca varlığını sürdürdüğü görülüyor. Bu tablo, artık yalnızca “çadır kuruldu” başlığıyla açıklanabilecek basit bir görüntü değildir. Sorun; kıyının ortak kullanım hakkı, halk sağlığı, yüzme suyu güvenliği, atık su yönetimi, temizlik, kanalizasyon, haşere riski, çocukların ve ailelerin güvenliği, gece denetimi ve olası adli olaylarda sorumluluk başlıklarını birlikte ilgilendiren çok yönlü bir kamu yönetimi meselesine dönüşmüştür. Dünya Sağlık Örgütü’nün rekreasyonel su kalitesi rehberleri, deniz, göl ve benzeri yüzme alanlarında halk sağlığının korunması için su kalitesinin sistemli biçimde yönetilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşım, yalnızca denizin kendisini değil; plaj çevresindeki atık, insan kaynaklı kirlenme, hijyen, denetim ve risk yönetimini de kapsıyor. (Dünya Sağlık Örgütü) SORUN ÇÖZÜLMEDİ, SADECE TABELA GİTTİ Plajlar Bölgesi’nde önceki süreçte “çadır kurmak yasaktır” uyarısının bulunduğu alanda çadırların yer alması kamuoyunda tepki çekmişti. O dönem sorulan soru açıktı: Yasak tabelası varken bu çadırlar neden kaldırılmıyor? Bugün ise tablo daha farklı ve daha ciddi bir noktaya gelmiş durumda. Son görüntülerde yasak tabelasının yerinde olmadığı, ancak çadırların aynı şekilde durduğu görülüyor. Bu nedenle kamuoyu şu soruların yanıtını bekliyor: Çadır kurma yasağı kaldırıldı mı? Kaldırıldıysa bu karar hangi kurum tarafından, hangi mevzuata göre alındı? Yasak devam ediyorsa tabela neden kaldırıldı? Çadırlar izinli mi, izinsiz mi? İzinliyse alanın altyapısı, hijyen düzeni, güvenlik sistemi ve atık su yönetimi nerede? İzinsizse neden işlem yapılmıyor? Bir kamu alanında sorun varsa çözüm uyarı levhasını kaldırmak değildir. Çözüm; sahayı denetlemek, sorumluluğu netleştirmek, halk sağlığı riskini ölçmek, atık ve kanalizasyon düzenini açıklamak, güvenlik önlemlerini göstermek ve kamuoyunu şeffaf biçimde bilgilendirmektir. KIYILAR HALKINDIR: KAMU YARARI ESASTIR Türkiye’de kıyıların kullanımı yalnızca yerel uygulama ya da idari tercih meselesi değildir. Kıyı Kanunu’na göre kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; herkesin eşit ve serbest yararlanmasına açıktır ve kıyı ile sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Mevzuat ayrıca kıyılarda herkesin eşit ve serbest yararlanmasını engelleyebilecek uygulamaların kamu yararı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. (Korumakurullari) Bu nedenle Plajlar Bölgesi’nde yan yana kurulan çadırlar, brandalarla kapatılmış alanlar, sahil hattının belirli bölümlerinde fiili kullanım düzeni oluşturulması ve halkın ortak alanının konaklama görüntüsüne dönüşmesi yalnızca görüntü kirliliği değildir. Bu durum, kıyının halkın ortak kullanımından uzaklaşıp uzaklaşmadığı sorusunu gündeme getirir. Kamu yararı ilkesinin gereği şudur: Sahil hattı, belli kişilerin uzun süreli ve denetimsiz konaklama alanına dönüşmemeli; çocukların, ailelerin, yaşlıların, gençlerin, yürüyüş yapanların ve denize giren yurttaşların güvenli, temiz ve eşit kullanımına açık tutulmalıdır. BİLİMSEL RİSK: TUVALET VE ATIK SU SORUNU GÖRMEZDEN GELİNEMEZ Çadırda yaşam varsa tuvalet ihtiyacı vardır. Su kullanımı varsa kirli su vardır. Yemek yapılıyorsa bulaşık suyu ve yemek artığı vardır. Kişisel temizlik varsa gri su vardır. Geceleme varsa güvenlik ve kayıt sorunu vardır. Bilimsel açıdan plaj alanlarında en kritik başlıklardan biri, insan kaynaklı dışkısal kirlenme ve mikrobiyolojik risklerdir. Dünya Sağlık Örgütü, rekreasyonel su alanlarında halk sağlığının korunması için özellikle dışkısal kirlenme kaynaklarının belirlenmesi ve yönetilmesi gerektiğini vurgular. Türkiye’de yürürlükte bulunan Yüzme Suyu Kalitesinin Yönetimine Dair Yönetmelik de yüzme sularında kaliteyi etkileyen mikrobiyolojik kirlilik ve atık varlığını halk sağlığı riski kapsamında değerlendirir; yüzme alanları için izleme, sınıflandırma, kirlilik nedenlerini belirleme, halkı bilgilendirme ve riski azaltıcı idari önlemleri tarif eder. (Dünya Sağlık Örgütü) Bu nedenle Plajlar Bölgesi’nde şu sorular bilimsel ve idari açıdan zorunlu hale gelmiştir: Çadırda kalanların tuvalet ihtiyacı nerede karşılanıyor? Bu alanlarda yeterli tuvalet, duş ve el yıkama imkânı var mı? Varsa kim temizliyor, hangi sıklıkla temizliyor, hangi kurum denetliyor? Atık su nereye gidiyor? Kanalizasyon bağlantısı var mı? Kanalizasyon yoksa kirli suyun toprağa, sahile veya denize karışması nasıl önleniyor? Bu sorulara resmi yanıt verilmeden, çadırların sahil hattında varlığını sürdürmesi yalnızca idari bir eksiklik değil, halk sağlığı açısından da ciddi bir belirsizliktir. YÜZME SUYU KALİTESİ: E. COLI VE ENTEROKOK TAKİBİ YAPILIYOR MU? Yüzme suyu güvenliğinde bilimsel izleme yalnızca gözle yapılmaz. Türkiye’de yüzme suyu kalitesine yönelik izleme çalışmaları 25 Eylül 2019 tarihli ve 30899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik doğrultusunda yürütülmektedir. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü de yüzme suyu kalitesinin bu yönetmelik kapsamında izlendiğini belirtmektedir. (Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü) Yönetmelikte yüzme suyu kalitesinin değerlendirilmesinde mikrobiyolojik parametreler önem taşır. Özellikle Escherichia coli ve intestinal enterokok gibi dışkısal kirlilik göstergeleri, yüzme alanlarında insan sağlığı açısından kritik parametrelerdir. (Resmi Gazete) Bu nedenle Plajlar Bölgesi için kamuoyunun bilmesi gereken sorular şunlardır: Bu bölgede düzenli yüzme suyu numunesi alınıyor mu? Son E. coli ve intestinal enterokok sonuçları nedir? Çadır yoğunluğu görülen noktalara yakın bölgelerde ayrıca numune alındı mı? Atık su, çöp, tuvalet ve insan kaynaklı kullanım nedeniyle kısa dönem kirlilik riski değerlendirildi mi? Sonuçlar halka açık şekilde duyuruldu mu? Bir plajın güvenli olduğu yalnızca “denize giriliyor” denilerek anlaşılamaz. Bilimsel ölçüm, düzenli izleme ve halka açık bilgilendirme gerekir. PLAJ KUMU DA RİSK ALANIDIR Halk sağlığı açısından risk yalnızca deniz suyuyla sınırlı değildir. Plaj kumunda da mikrobiyal riskler görülebilir. Plaj kumlarındaki mikrobiyal tehlikelere ilişkin bilimsel değerlendirmeler, dışkısal ve dışkısal olmayan çeşitli patojenlerin plaj kumlarında tespit edilebildiğini; bu nedenle plaj kumu izlemesinin rekreasyonel su güvenliği programlarına entegre edilmesinin risk yönetimi açısından önemli olduğunu belirtmektedir. (MDPI) Görüntülerde çadırların doğrudan sahil ve kum hattına yakın kurulduğu, bazı alanlarda atık izlerinin bulunduğu görülmektedir. Bu durum şu soruları gündeme getirir: Çadırların çevresindeki kum ve zemin temizleniyor mu? Yemek artıkları, dışkısal bulaş riski, çöp, cam kırığı ve kesici-delici atık kontrolü yapılıyor mu? Çocukların oynadığı kum alanlarında mikrobiyolojik risk değerlendirmesi yapıldı mı? Plaj kumu, yalnızca gözle temizlik değil, sağlık açısından da denetleniyor mu? Bilimsel yaklaşım şunu söyler: Plaj yönetimi yalnızca deniz suyunu değil, kum alanını, atık kaynaklarını, kullanıcı davranışını, tuvalet altyapısını ve hijyen düzenini birlikte değerlendirmelidir. ÇÖP, YEMEK ARTIĞI VE HAŞERE RİSKİ Paylaşılan görüntülerde sahil hattında çadırların yanı sıra düzensiz çevre kullanımı, bazı noktalarda atık izleri ve yoğun otluk alanlar dikkat çekiyor. Uzun süreli ya da kontrolsüz çadır konaklaması, beraberinde yemek artığı, ambalaj atığı, plastik, cam şişe, organik çöp, kötü koku ve haşere riskini getirir. Yaz aylarında bu risk daha da artar. Açıkta kalan yemek artıkları sinek, böcek, kemirgen ve kötü kokuya neden olabilir. Cam kırıkları çocuklar ve denize girenler için yaralanma riski oluşturabilir. Kontrolsüz ocak, tüp veya ateş kullanımı yangın tehlikesini artırabilir. Bu nedenle yapılması gerekenler bilimsel ve idari açıdan açıktır: Kapalı çöp toplama noktaları oluşturulmalı. Çöp toplama sıklığı kamuoyuna açıklanmalı. Yemek artığı ve organik atık denetlenmeli. Cam şişe, kesici atık ve tehlikeli atık kontrolü yapılmalı. Haşere ve kemirgen mücadelesi planlanmalı. Otluk alanlar düzenli biçimde temizlenmeli. Yangın riski açısından tüp, ocak, mangal ve açık ateş kullanımı denetlenmeli. Çevre Kanunu’nda da çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi konusunda başta idare olmak üzere herkesin görevli olduğu, alınan tedbirlere ve belirlenen esaslara uyma yükümlülüğü bulunduğu belirtilmektedir. (Web Dosya) DENETİMSİZ GECE KONAKLAMASI GÜVENLİK SORUNUDUR Plajlar Bölgesi yalnızca gündüz kullanılan bir deniz alanı değildir. Çadır varsa geceleme ihtimali vardır. Geceleme varsa kamu güvenliği sorunu vardır. Kimlerin kaldığı, ne kadar süre kaldığı, giriş çıkışların nasıl takip edildiği, alanda kayıt tutulup tutulmadığı, gece devriyesi yapılıp yapılmadığı, kolluk ve zabıta denetiminin hangi sıklıkla yürütüldüğü bilinmemektedir. Bu noktada habercilik açısından dikkatli bir dil kullanmak gerekir: Somut tespit olmadan kimseye suç isnadı yapılamaz. Ancak denetimsiz gece kullanımının; alkol kullanımı, uyuşturucu şüphesi, fuhuş iddiaları, kavga, hırsızlık, taciz, çevreye rahatsızlık verilmesi ve benzeri adli riskleri gündeme getirmesi doğal ve meşru bir kamu güvenliği kaygısıdır. Kamu idaresinin görevi olay olduktan sonra açıklama yapmak değil; olay yaşanmadan önce riskleri azaltmaktır. Bugün sorulması gereken soru çok nettir: Yarın bu bölgede bir adli olay yaşansa sorumlu kim olacaktır? Çadırların orada kalmasına kim izin vermektedir? İzin yoksa kim göz yummaktadır? Gece denetimini kim yapmaktadır? Alanda kalan kişiler kayıt altında mıdır? Alkol, uyuşturucu, fuhuş, kavga, hırsızlık veya taciz gibi risklere karşı hangi önleyici tedbirler alınmıştır? Çocukların ve ailelerin güvenliği hangi kurumun sorumluluğundadır? Bu soruların açık cevabı yoksa, ortada yalnızca bir çadır görüntüsü değil, kamu düzeni boşluğu vardır. ÇOCUKLARIN VE AİLELERİN KULLANDIĞI ALANDA BELİRSİZLİK KABUL EDİLEMEZ Plajlar Bölgesi, Giresun halkının ortak kullanım alanıdır. Aileler çocuklarıyla bu alana geliyor. Vatandaşlar denize giriyor. İnsanlar yürüyüş yapıyor. Gençler sahilden yararlanıyor. Bir yurttaş çocuğuyla plaja geldiğinde şu güvenceyi bekler: Deniz suyu izleniyor mu? Kum alanı temiz mi? Çöp ve cam kırığı var mı? Tuvaletler hijyenik mi? Atık su kontrol altında mı? Gece kimlerin kaldığı biliniyor mu? Adli risklere karşı denetim var mı? Olası bir olayda müdahale edecek sorumlu kurum belli mi? Bu sorular vatandaşın en doğal hakkıdır. Kamu idaresinin görevi de bu güveni sağlamaktır. BİLİMSEL YAKLAŞIM NE DİYOR? Dünya Sağlık Örgütü’nün rekreasyonel su kalitesi yaklaşımı, yüzme alanlarında halk sağlığının korunması için yalnızca ölçüm değil, bütüncül risk yönetimi gerektiğini ortaya koyar. Bu kapsamda su kalitesi, kirlilik kaynakları, kullanıcı yoğunluğu, atık yönetimi, halkın bilgilendirilmesi ve risk azaltıcı önlemler birlikte değerlendirilmelidir. (Dünya Sağlık Örgütü) CDC de yüzme ve suyla temas edilen alanlarda mikroplar nedeniyle hastalık oluşabileceğini, özellikle çocuklar, bağışıklık sistemi zayıf kişiler ve hassas grupların daha fazla risk altında olabileceğini belirtmektedir. (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) Bu bilimsel çerçeveye göre Plajlar Bölgesi’nde yapılması gerekenler nettir: Risk kaynağı belirlenmeli. Tuvalet ve atık su altyapısı açıklanmalı. Yüzme suyu ve gerekirse kum alanı izlenmeli. Çöp ve yemek artığı yönetimi sağlanmalı. Haşere ve kemirgen riski kontrol altına alınmalı. Gece konaklaması varsa kayıt ve güvenlik sistemi kurulmalı. Halk açıkça bilgilendirilmeli. Yetki ve sorumluluk zinciri ilan edilmeli. YAPILMASI GEREKENLER: SAHİL İÇİN ACİL EYLEM PLANI Plajlar Bölgesi’nde artık geçici ve sessiz müdahaleler yeterli değildir. Bilimsel, idari ve hukuki açıdan uygulanması gereken acil adımlar şunlardır: 1. ÇADIRLARIN STATÜSÜ AÇIKLANMALI İlk yapılması gereken, çadırların izinli mi izinsiz mi olduğunun kamuoyuna açıklanmasıdır. İzinliyse hangi kurumun, hangi tarihte, hangi süreyle ve hangi şartlarla izin verdiği duyurulmalıdır. İzinsizse neden işlem yapılmadığı açıklanmalıdır. 2. ALAN KAMP ALANI İSE RESMİ STATÜSÜ BELİRLENMELİ Eğer bu bölge fiilen kamp alanı olarak kullanılacaksa bunun adı konulmalıdır. Resmi kamp alanı olacaksa; tuvalet, duş, atık su, çöp, güvenlik, kayıt, yangın önlemi, sağlık denetimi ve süre sınırı olmadan işletilemez. Eğer kamp alanı değilse, sahil hattının kontrolsüz konaklama bölgesine dönüşmesine izin verilmemelidir. 3. TUVALET VE KANALİZASYON ALTYAPISI DENETLENMELİ Çadırda kalanların tuvalet ihtiyacı, el yıkama imkânı, duş kullanımı, bulaşık ve kişisel temizlik düzeni incelenmelidir. Atık suyun nereye gittiği belgelenmelidir. Kanalizasyon bağlantısı yoksa geçici konaklamaya izin verilmemelidir. 4. YÜZME SUYU SONUÇLARI HALKA AÇIKLANMALI Bölgede E. coli ve intestinal enterokok sonuçları başta olmak üzere yüzme suyu analizleri kamuoyuyla paylaşılmalıdır. Çadır yoğunluğu olan noktalara yakın alanlarda ek numune alınıp alınmadığı açıklanmalıdır. Kısa dönem kirlilik riski varsa halk bilgilendirilmelidir. 5. PLAJ KUMU VE ZEMİN TEMİZLİĞİ KONTROL EDİLMELİ Çocukların oynadığı, vatandaşların yürüdüğü ve çadırların kurulduğu kum-zemin hattında temizlik yapılmalı; cam kırığı, kesici atık, dışkısal bulaş, yemek artığı ve çöp riski denetlenmelidir. 6. ÇÖP, YEMEK ARTIĞI VE HAŞEREYLE MÜCADELE PLANI AÇIKLANMALI Sahil hattında düzenli temizlik planı ilan edilmeli, kapalı çöp kutuları artırılmalı, organik atıklar sık toplanmalı, haşere ve kemirgen mücadelesi yapılmalıdır. 7. OTLUK VE BAKIMSIZ ALANLAR TEMİZLENMELİ Fotoğraflarda görülen yoğun otluk alanlar yalnızca görüntü sorunu değildir. Yangın, haşere, kene, kemirgen ve güvenlik riski oluşturabilir. Bu alanların düzenli biçimde temizlenmesi gerekir. 8. GECE DENETİMİ VE KAYIT SİSTEMİ KURULMALI Alanda geceleme varsa, kimlerin kaldığı kayıt altına alınmalıdır. Kolluk, zabıta ve ilgili birimler tarafından düzenli gece denetimi yapılmalıdır. Kayıtsız, kontrolsüz ve süresiz konaklamaya izin verilmemelidir. 9. ADLİ RİSKLERE KARŞI SORUMLULUK ZİNCİRİ BELİRLENMELİ Alkol, uyuşturucu, fuhuş, kavga, hırsızlık, taciz ve benzeri riskler konusunda önleyici denetim yapılmalıdır. Yarın bir olay yaşanması halinde sorumluluğun hangi kurumda olduğu bugünden belirlenmelidir. 10. HALK BİLGİLENDİRİLMELİ Plaj girişlerinde yalnızca yasak tabelası değil; su kalitesi, temizlik, kullanım kuralları, kamp yasağı veya kamp koşulları, acil iletişim hattı ve sorumlu kurum bilgileri yer almalıdır. İLGİLİ KURUMLARA AÇIK ÇAĞRI Giresun Plajlar Bölgesi için artık şu soruların kamuoyuna açık biçimde yanıtlanması gerekiyor: Bu çadırlar izinli mi, izinsiz mi? Çadır kurmak yasaksa tabela neden kaldırıldı? Yasak kalktıysa karar hangi kurum tarafından alındı? Alanda kalan kişiler kayıt altında mı? Tuvalet ihtiyacı nasıl karşılanıyor? Atık su ve kanalizasyon sorunu nasıl çözülüyor? Yüzme suyu analizleri düzenli yapılıyor mu? E. coli ve intestinal enterokok sonuçları nedir? Çöpler hangi sıklıkla toplanıyor? Yemek artıkları, cam atıklar ve haşere riski nasıl denetleniyor? Gece güvenliği nasıl sağlanıyor? Alkol, uyuşturucu, fuhuş ve adli olay risklerine karşı hangi önlemler alınıyor? Yarın bir olay yaşanırsa sorumlu kim olacak? Bu soruların yanıtı, yalnızca gazetecilerin değil, Giresun halkının hakkıdır. BU SAATTEN SONRA “BİZ BİLMİYORDUK” DENİLEMEZ Fotoğraflar ortadadır. Çadırlar ortadadır. Sahil hattındaki düzensiz kullanım ortadadır. Atık, hijyen, tuvalet, kanalizasyon, güvenlik ve adli risk soruları ortadadır. Bilimsel veriler, rekreasyonel su alanlarında halk sağlığının korunması için risk kaynaklarının belirlenmesi, izlenmesi, yönetilmesi ve halkın bilgilendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. (Dünya Sağlık Örgütü) Bu saatten sonra Plajlar Bölgesi’nde bir çevre kirliliği, halk sağlığı sorunu, çocukların güvenliğini ilgilendiren bir olay, yangın, kavga, taciz, hırsızlık, uyuşturucu vakası, fuhuş iddiası ya da başka bir adli olay yaşanırsa kimse “biz bilmiyorduk” diyemez. Çünkü sorun görünürdür. Risk görünürdür. GİRESUN SAHİLİ SAHİPSİZ DEĞİLDİR Plajlar Bölgesi’nde yaşanan tablo bir çadır meselesi değildir. Bu mesele; halk sağlığı, çevre temizliği, yüzme suyu güvenliği, kanalizasyon, atık su, güvenlik, çocukların korunması, ailelerin huzuru ve kıyının ortak kullanımı meselesidir. Giresun sahili kimsenin sahipsiz arsası değildir. Kamu alanı denetimsiz konaklama alanına dönüştürülemez. Tabela kaldırılarak sorun çözülemez. Çadırlar duruyorsa, tuvalet ve hijyen soruları cevapsızsa, kanalizasyon belirsizse, yüzme suyu analizleri açıklanmıyorsa, güvenlik denetimi bilinmiyorsa ve adli riskler konusunda kamuoyu bilgilendirilmiyorsa bu tablo normalleştirilemez. Giresun halkı sahilinin temiz, güvenli, sağlıklı, düzenli ve herkes için erişilebilir olmasını istemektedir.

PLAJLAR BÖLGESİNDE YASAK TABELASININ ARKASINDA ÇADIR SKANDALI Haber

PLAJLAR BÖLGESİNDE YASAK TABELASININ ARKASINDA ÇADIR SKANDALI

PLAJLAR BÖLGESİNDE YASAK TABELASININ ARKASINDA ÇADIR SKANDALI Giresun Plajlar Bölgesi’nde “çadır kurmak, alkol almak ve ateş yakmak yasaktır” tabelasının hemen arkasında çadırların kurulması, sahil hattındaki denetimsizlik, güvenlik açığı, hijyen riski ve bakım eksikliğini yeniden gündeme taşıdı. Kent halkının yoğun kullandığı sahil alanında çadırların kimler tarafından kurulduğu, kimlerin kaldığı, ne kadar süreyle alanda bulunduğu, gece denetiminin nasıl yapıldığı ve yaşanabilecek bir adli olayda hangi yöntemin izleneceği belirsizliğini koruyor. Bölgede alkol şişelerinin bulunması, otların insan boyunu geçmesi, çamur birikintilerinin oluşması ve tuvalet-hijyen ihtiyacının nasıl karşılandığının bilinmemesi, Plajlar Bölgesi’nde yalnızca görüntü kirliliği değil; kamu düzeni, halk sağlığı ve sahil güvenliği sorunu yaşandığını gösteriyor. TABELA YASAK DİYOR, ARKASINDA YASAĞIN TAMAMI YAŞANIYOR Plajlar Bölgesi’nde yer alan uyarı tabelası, bölgede çadır kurmanın, alkol almanın ve ateş yakmanın yasak olduğunu açık biçimde bildiriyor. Ancak tabelanın hemen arkasında çadırların bulunması, sahadaki uygulama eksikliğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Ortaya çıkan görüntü, kamu yönetimi açısından ciddi bir çelişki oluşturuyor. Tabela “çadır kurmak yasaktır” diyor, arkasında çadırlar duruyor. Tabela “alkol almak yasaktır” diyor, bölgede alkol şişeleri görülüyor. Tabela “ateş yakmak yasaktır” diyor, ancak gece denetiminin nasıl yapıldığı bilinmiyor. Bu tablo, sahil yönetiminin yalnızca tabela koymakla sınırlı kaldığını gösteren Aziz Nesinlik bir manzaraya dönüşmüş durumda. Kamu alanında yasak ilan etmek, yasağı uygulamak anlamına gelmez. Tabela konulup saha denetimsiz bırakıldığında, o tabela kamu düzenini sağlayan bir uyarı olmaktan çıkar; ihmalin görünür belgesine dönüşür. PLAJLAR BÖLGESİNDE ÖNE ÇIKAN SORUNLAR 1. Kimin kaldığı belli olmayan çadırlar güvenlik riski oluşturuyor Çadırlarda kimlerin kaldığı, bu kişilerin alana ne zaman geldiği, ne kadar süreyle kalacağı ve herhangi bir kayıt tutulup tutulmadığı bilinmiyor. Kamuya açık sahil alanında kimlik ve kullanım bilgisi olmadan çadır konaklamasına izin verilmesi, güvenlik açısından ciddi risk doğuruyor. 2. Adli olay yaşanması halinde sorumluluk zinciri belirsiz Bölgede kavga, hırsızlık, taciz, yaralama, yangın, kayıp çocuk, alkol kaynaklı olay veya başka bir adli durum yaşanırsa, olayın nasıl takip edileceği açık değildir. Çadırda kalanların kimliği, tanıkların tespiti, kamera kaydı, gece devriyesi ve müdahale planı belirsizdir. 3. Gece denetiminin nasıl yapıldığı açıklanmıyor Çadırların bulunduğu alanın gece saatlerinde kim tarafından denetlendiği, güvenlik devriyesi olup olmadığı, alanda kamera veya görevli bulunup bulunmadığı net değildir. Sahil hattında gece kontrolü yoksa, kamu güvenliği zayıflar. 4. Tuvalet ihtiyacının nasıl karşılandığı bilinmiyor Çadır kurulan alanda kalan kişilerin tuvalet ihtiyacını nerede ve nasıl giderdiği açıklığa kavuşturulmalıdır. Tuvalet altyapısı ve hijyen denetimi olmadan çadır konaklaması, doğrudan halk sağlığı riski üretir. 5. Hijyen koşulları denetlenmiyor El yıkama, kişisel temizlik, yemek hazırlığı, atık su ve çevre temizliği kontrol edilmeden sahil alanında çadır konaklamasına izin verilmesi kabul edilemez. Plajlar Bölgesi ailelerin, çocukların ve denize giren yurttaşların kullandığı ortak alandır. 6. Yemek artıkları ve çöpler haşere riski yaratıyor Çadır çevresinde yemek hazırlanması, yiyecek artıklarının açıkta kalması, çöplerin düzensiz bırakılması ve temizlik takibinin yapılmaması; sinek, böcek, kemirgen, kötü koku ve çevre kirliliği riskini artırır. 7. Alkol şişeleri sahil güvenliğini tehdit ediyor Bölgede alkol şişelerinin bulunması, tabeladaki yasağın uygulanmadığını gösteriyor. Cam şişeler ve kırık cam parçaları çocuklar, aileler, yürüyüş yapanlar ve denize giren yurttaşlar için doğrudan tehlike oluşturur. 8. Ateş yakma ve yangın riski göz ardı edilemez Çadırların bulunduğu alanlarda ateş, mangal, tüp, kamp ocağı ve sigara kullanımı yangın riski oluşturur. İnsan boyunu geçen otların bulunduğu bölgede bu risk daha da büyür. 9. Otlar insan boyunu geçti Plajlar Bölgesi’nde otların insan boyunu geçmesi, sahil bakımının aksadığını gösteriyor. Uzayan otlar kötü görüntünün yanında haşere, yangın, güvenlik ve görüş alanı riski doğurur. 10. Çamur birikintileri ve zemin sorunu sahil kullanımını zorlaştırıyor Çadırların arka bölümündeki çamur birikintileri, drenaj ve zemin bakımının yetersiz olduğunu gösteriyor. Yağmur suyu tahliyesi ve yüzey düzenlemesi yapılmadan sahil alanı sağlıklı kullanım alanı olarak korunamaz. 11. Kamu alanı fiilen konaklama alanına dönüşüyor Plajlar Bölgesi halkın ortak kullanım alanıdır. Çadırların sahil hattında sürekli veya belirsiz süreyle kalması, kamu alanını belirli kişi veya grupların kullanımına bırakır. 12. Cankurtaran ve ilk yardım hizmeti açıklığa kavuşturulmalı Denize girilen bölgelerde cankurtaran, ilk yardım noktası, uyarı bayrakları, kurtarma ekipmanı ve acil müdahale planı bulunmalıdır. Plajlar Bölgesi’nde bu hizmetlerin nasıl yürütüldüğü kamuoyuna açıklanmalıdır. 13. Tabela var, uygulama yok görüntüsü kamu otoritesini zayıflatıyor Yasak tabelasının hemen arkasında yasağa konu fiillerin görülmesi, kamu otoritesinin sahadaki görünürlüğünü zayıflatıyor. Yasaklar yalnızca yazıyla değil, denetim ve yaptırımla anlam kazanır. ULUSLARARASI ÖLÇEKTE UYGUN ÇADIR VE PLAJ YÖNETİMİ İÇİN GEREKENLER 1. Kimlik ve kullanıcı kaydı tutulmalı Çadır kuran herkesin kimlik bilgisi, iletişim bilgisi, giriş-çıkış saati ve kalış süresi kayıt altına alınmalıdır. Kimin kaldığı bilinmeyen çadır alanı güvenli kabul edilemez. 2. Alan sorumlusu belirlenmeli Çadırların bulunduğu bölgeden hangi kurumun, hangi birimin ve hangi görevlinin sorumlu olduğu açıkça belirlenmelidir. Olası adli olay, yangın, sağlık sorunu veya güvenlik ihlalinde müdahale zinciri önceden oluşturulmalıdır. 3. Gece güvenlik denetimi yapılmalı Çadır alanı gece saatlerinde denetlenmelidir. Aydınlatma, kamera, güvenlik devriyesi ve acil çağrı sistemi bulunmadan sahil hattında çadır konaklamasına izin verilmemelidir. 4. Tuvalet ve el yıkama altyapısı kurulmalı Çadır kullanımına izin verilecekse yeterli sayıda tuvalet, lavabo ve el yıkama noktası sağlanmalıdır. Tuvalet ihtiyacının nerede karşılandığı bilinmeyen bir alan halk sağlığı açısından uygun değildir. 5. Duş ve kişisel hijyen alanı oluşturulmalı Plaj ve çadır kullanımı birlikte yürütülecekse duş, soyunma alanı ve kişisel hijyen noktaları bulunmalıdır. Hijyen altyapısı olmayan sahil alanları çadır konaklamasına açılmamalıdır. 6. Atık su ve kirli su sistemi kurulmalı Yemek, temizlik, duş ve lavabo kullanımından doğan kirli suyun çevreye bırakılmasına izin verilmemelidir. Kirli suyun nasıl toplanacağı ve nereye aktarılacağı netleşmelidir. 7. Çöp ve geri dönüşüm sistemi kurulmalı Kapalı çöp kutuları, cam atık noktaları, geri dönüşüm alanları ve düzenli toplama takvimi oluşturulmalıdır. Yemek artıkları ve cam şişeler açıkta bırakılmamalıdır. 8. Alkol yasağı sahada uygulanmalı Alkol almak yasaksa bu yasak düzenli denetimle uygulanmalıdır. Alkol şişelerinin bulunduğu bir sahilde yasak tabelasının varlığı tek başına anlam taşımaz. 9. Ateş, mangal ve açık alev kesin kurala bağlanmalı Ateş yakmak, mangal yapmak, kamp ocağı veya tüp kullanmak açık kurallara bağlanmalıdır. Yasak varsa uygulanmalı; izin varsa yangın ekipmanı, güvenli mesafe ve görevli denetimi sağlanmalıdır. 10. Yangın güvenliği sağlanmalı Çadırlar arasında güvenli mesafe bırakılmalı, yangın söndürme tüpleri, acil çıkış güzergâhı ve yangın müdahale planı bulunmalıdır. Otların uzadığı alanlarda çadır ve açık alev birlikte düşünülemez. 11. Ot biçme ve çevre bakımı düzenli yapılmalı Otların insan boyunu geçmesine izin verilmemelidir. Sahil hattında düzenli ot biçme, temizlik, ilaçlama ve çevre bakımı yapılmalıdır. 12. Haşere ve kötü koku denetimi yapılmalı Yemek atıkları, çöpler, kirli su, tuvalet belirsizliği ve uzayan otlar haşere riskini artırır. Bu nedenle düzenli temizlik, ilaçlama ve kötü koku kontrolü yapılmalıdır. 13. Zemin ve drenaj sorunu çözülmeli Çamur biriken, yağmur suyu tahliyesi yapılmayan, yürüme güvenliği sağlamayan ve zemini bozuk alanlar çadır konaklaması için uygun değildir. 14. Cankurtaran hizmeti sağlanmalı Denize girilen alanlarda cankurtaran görevlendirilmelidir. Cankurtaran noktası, ilk yardım ekipmanı, kurtarma simidi, uyarı bayrakları ve acil müdahale planı bulunmalıdır. 15. İlk yardım noktası kurulmalı Kesik, yanık, boğulma tehlikesi, sıcak çarpması, alkol kaynaklı olay, çocuk yaralanması ve benzeri durumlar için ilk yardım noktası oluşturulmalıdır. 16. Kullanım süresi sınırlandırılmalı Çadırlar kalıcı yerleşim görüntüsü oluşturmamalıdır. Günlük, hafta sonu veya belirli süreli kullanım sınırı getirilmelidir. 17. Alan haritası ve kurallar görünür olmalı Çadır kurulabilecek alan, yasak alan, tuvalet, duş, çöp noktası, ilk yardım noktası, cankurtaran noktası ve acil çıkış güzergâhı harita üzerinde gösterilmelidir. 18. İzinsiz çadırlar kaldırılmalı Kayıtsız, izinsiz ve süresi belirsiz çadırların kamusal sahil alanında kalmasına izin verilmemelidir. İzinli kullanım varsa süresi, amacı ve sorumlusu açıklanmalıdır. 19. Denetim sonuçları kamuoyuyla paylaşılmalı Sahilde kaç çadır bulunduğu, kaçının izinli olduğu, hangi tarihe kadar kalacağı, denetimlerin ne zaman yapıldığı ve hangi işlemlerin uygulandığı kamuoyuna duyurulmalıdır. 20. Sahil yönetimi tek merkezden yürütülmeli Belediye, zabıta, temizlik işleri, çevre birimi, sağlık birimleri, kolluk, cankurtaran ve acil yardım birimleri ortak bir sahil yönetim planı içinde çalışmalıdır. BELEDİYE VE İLGİLİ KURUMLARIN YANITLAMASI GEREKEN SORULAR Plajlar Bölgesi’nde ortaya çıkan tablo, kamuoyunun yanıt beklediği birçok başlığı gündeme taşımaktadır: 1. Yasak tabelasının arkasındaki çadırlar izinli mi? Çadırlar izinliyse bu izni hangi kurum verdi, izin hangi süre için geçerli ve alanın sorumlusu kimdir? 2. Çadırlar izinsizse neden kaldırılmadı? Yasak tabelasına rağmen çadırlar alanda kalmaya devam ediyorsa, denetim neden yapılmadı? 3. Çadırlarda kimlerin kaldığı kayıt altında mı? Kimlik bilgisi, giriş-çıkış saati, kalış süresi ve sorumlu kişi bilgisi tutuluyor mu? 4. Gece denetimi yapılıyor mu? Alanın gece saatlerinde kim tarafından kontrol edildiği, güvenlik devriyesi ve kamera sistemi olup olmadığı açıklanmalıdır. 5. Tuvalet ve hijyen ihtiyacı nasıl karşılanıyor? Çadırda kalanların tuvalet, el yıkama, duş ve kişisel temizlik ihtiyacını nerede karşıladığı netleşmelidir. 6. Alkol şişeleri neden alanda duruyor? Alkol yasaksa, cam şişelerin sahilde bulunması denetim ve temizlik açısından ayrıca açıklanmalıdır. 7. Otlar neden insan boyunu geçti? Sahil hattında ot biçme ve çevre bakım takviminin neden işlemediği kamuoyuna bildirilmelidir. 8. Cankurtaran hizmeti var mı? Denize girilen bu bölgede cankurtaran, ilk yardım, uyarı bayrakları ve acil müdahale düzeninin olup olmadığı açıklanmalıdır. PLAJLAR BÖLGESİ GÖSTERMELİK TABELALARLA YÖNETİLEMEZ Giresun Plajlar Bölgesi’nde yaşanan görüntü, sahil yönetiminin yalnızca tabela asmakla yürütülemeyeceğini göstermektedir. Yasak tabelasının hemen arkasında çadırların kurulması, alanda alkol şişelerinin bulunması, otların insan boyunu geçmesi ve çamur birikintilerinin oluşması, denetim ve bakım eksikliğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Kamu alanında kural yazmak yeterli değildir. Kuralın sahada uygulanması, denetlenmesi ve ihlal halinde yaptırım uygulanması gerekir. Tabela yasağı duyurur; kamu düzenini ise ancak etkili denetim sağlar. Plajlar Bölgesi halkın ortak kullanım alanıdır. Bu alan kimin kaldığı bilinmeyen çadırlara, hijyen belirsizliğine, güvenlik açığına, alkol şişelerine, insan boyunu geçen otlara, çamur birikintilerine ve göstermelik yasak tabelalarına bırakılamaz.

SAHİL HATTI KONTROLSÜZ KONAKLAMA ALANINA DÖNÜŞÜYOR Haber

SAHİL HATTI KONTROLSÜZ KONAKLAMA ALANINA DÖNÜŞÜYOR

ERİKLİMAN’DA KARAVAN TEHLİKESİ: SAHİL HATTI KONTROLSÜZ KONAKLAMA ALANINA DÖNÜŞÜYOR Giresun’un şehir içinde kalan Erikliman sahil hattında uzun süreli bekleyen karavanlar; atık su, tuvalet atığı, gri su boşaltımı, çöp birikimi, kötü koku, haşere, görüntü kirliliği, yangın riski ve kamu alanı işgali açısından ciddi bir çevre ve toplum sağlığı sorunu oluşturuyor. Şehir içinde, deniz kıyısında ve yoğun kullanılan bir ulaşım hattı üzerinde bulunan Erikliman’da karavanların kontrolsüz şekilde konaklaması, artık yalnızca park düzeniyle açıklanamayacak bir risk alanı üretmektedir. Altyapısı olmayan sahil noktalarında uzun süreli karavan bekleyişi, kıyı kullanımını daraltırken çevre hijyeni ve halk sağlığı açısından da acil müdahale gerektiren bir tablo ortaya çıkarmaktadır. TEHLİKE SADECE GÖRÜNTÜ KİRLİLİĞİ DEĞİL Erikliman’daki karavan yoğunluğu, dışarıdan bakıldığında yalnızca sahil hattında bekleyen araçlar gibi görülebilir. Ancak karavanlar, geçici yaşam alanı olarak kullanıldığında su tüketimi, tuvalet ihtiyacı, atık su, evsel çöp, yemek artığı, deterjanlı gri su ve kötü koku üretir. Bu atıkların kanalizasyon bağlantısı, lisanslı atık su toplama sistemi, kimyasal tuvalet bertaraf ünitesi ve düzenli temizlik altyapısı olmadan güvenli şekilde yönetilmesi mümkün değildir. Karavanların altyapısız şehir içi alanlarda uzun süreli beklemesi, doğrudan çevre sağlığı riski oluşturmaktadır. ATIK SU, TUVALET VE GRİ SU RİSKİ BÜYÜYOR Karavanlarda oluşan siyah su, insan dışkısı ve idrar kaynaklı mikrobiyolojik risk taşır. Gri su ise lavabo, duş, mutfak ve temizlik sularından kaynaklanır; deterjan, yağ, organik madde ve mikroorganizma içerebilir. Bu atıkların toprağa, yağmur suyu kanallarına, dere yatağına veya deniz kıyısına karışması; bakteri, virüs, parazit, kötü koku ve çevre kirliliği açısından ciddi risk oluşturur. Erikliman gibi denizle temas eden sahil bölgelerinde bu risk daha da ağırlaşır. Çünkü kıyı alanları hem ekolojik açıdan hassas hem de yurttaşların ortak kullanımına açık kamusal alanlardır. KAMU ALANI ÖZEL KONAKLAMA SAHASINA DÖNÜŞÜYOR Karavanların uzun süre aynı bölgede beklemesiyle birlikte sahil hattı, yol kenarları ve yeşil alanlar fiilen özel konaklama alanı gibi kullanılmaktadır. Masa-sandalye açılması, kamp düzeni kurulması, çamaşır asılması, atık bırakılması ve geceleme yapılması, kamu alanının ortak kullanım niteliğini zayıflatmaktadır. Erikliman sahili, belirli araç kullanıcılarının uzun süreli kullanımına bırakılacak bir konaklama sahası değildir. Bu alan, Giresun halkının ortak kıyı kullanım hakkı içinde değerlendirilmelidir. KÖTÜ KOKU, HAŞERE VE ÇÖP BİRİKİMİ YAŞAM KALİTESİNİ ETKİLER Altyapısız karavan yoğunluğu; evsel çöp, yemek artığı, açıkta bırakılan atık, deterjanlı su ve düzensiz temizlik nedeniyle kötü koku ve haşere riskini artırır. Sinek, böcek, kemirgen ve koku oluşumu yalnızca karavan kullanıcılarını değil; çevrede yaşayan yurttaşları, sahil hattını kullananları ve bölgeden geçenleri de etkiler. Şehir içinde bu tür risklerin görmezden gelinmesi, temizlik hizmetlerinin yükünü artırır ve çevre sağlığı denetimini zorlaştırır. YANGIN VE GÜVENLİK RİSKİ GÖZ ARDI EDİLEMEZ Karavanlarda tüp, elektrik bağlantısı, ısıtıcı, pişirme ekipmanı ve yanıcı malzemeler bulunabilir. Görevlisi olmayan, güvenlik önlemi alınmayan, yangın mesafesi belirlenmeyen ve acil müdahale altyapısı bulunmayan alanlarda bu risk büyür. Resmi karavan parklarında aydınlatma, kamera, görevli personel, yangın söndürme ekipmanı, araçlar arası güvenli mesafe ve acil müdahale düzeni bulunmasının nedeni budur. Erikliman gibi kontrolsüz sahil alanlarında bu riskler yönetilemez. KARAVAN TURİZMİ ŞEHİR İÇİ SAHİL HATTINDA BAŞIBOŞ BIRAKILAMAZ Giresun’un doğal güzellikleri ve sahil hattı karavan kullanıcıları için cazip olabilir. Ancak turizm faaliyeti, çevre sağlığı kurallarının yerine geçemez. Karavan turizmi desteklenecekse bu destek; şehir içi sahil alanlarının kontrolsüz konaklama alanına dönüşmesine izin verilerek değil, altyapılı ve denetimli resmi karavan parklarıyla sağlanmalıdır. Giresun’da karavan turizmini sürdürülebilir hale getirecek model, Erikliman gibi şehir içinde kalan kıyı bölgelerinde uzun süreli bekleyişe izin vermek değil; bu faaliyeti şehir dışına yakın, altyapılı, kayıtlı ve denetimli alanlara taşımaktır. GİRESUN İÇİN 10 MADDELİK KARAVAN PARK ÖNERİSİ Giresun’da karavan turizminin çevreye, halk sağlığına ve kent düzenine zarar vermeden yönetilebilmesi için uygulanması gereken öneriler şöyledir: 1. Erikliman’da uzun süreli karavan konaklaması yasaklanmalı Erikliman ve benzeri şehir içi sahil bölgelerinde uzun süreli karavan konaklamasına izin verilmemelidir. Bu alanlarda kısa süreli park düzenlemesi yapılabilir; ancak geceleme, kamp kurma, masa-sandalye açma, çamaşır asma, atık bırakma, tuvalet boşaltımı ve gri su dökümü kesin şekilde engellenmelidir. 2. Giresun’a resmi karavan park alanı kurulmalı Şehir dışına yakın, yerleşim alanlarını rahatsız etmeyecek, ulaşımı kolay ve çevresel etkisi yönetilebilir resmi karavan park alanı oluşturulmalıdır. Bu alan turizme hizmet etmeli; ancak çevre ve toplum sağlığı kurallarını merkeze almalıdır. 3. Kanalizasyon veya lisanslı atık su toplama sistemi kurulmalı Resmi karavan parkında kanalizasyon bağlantısı ya da lisanslı atık su toplama sistemi bulunmalıdır. Karavanlardan çıkan siyah su ve gri su, özel boşaltım noktalarından alınmalı; çevreye, toprağa, yağmur suyu kanallarına veya denize karışmasına izin verilmemelidir. 4. Kimyasal tuvalet bertaraf ünitesi zorunlu olmalı Karavan kullanıcıları tuvalet atıklarını yalnızca özel bertaraf ünitesine boşaltmalıdır. Gelişigüzel tuvalet boşaltımı ağır idari yaptırıma bağlanmalıdır. Kimyasal tuvalet atıkları sıradan evsel çöp gibi değerlendirilemez. 5. Temiz su, elektrik, WC, duş ve güvenlik altyapısı sağlanmalı Karavan park alanlarında temiz su, elektrik, WC, duş, lavabo, çöp toplama, geri dönüşüm, aydınlatma, kamera, yangın tedbiri ve görevli personel zorunlu olmalıdır. Altyapısı olmayan hiçbir alan karavan konaklamasına açılmamalıdır. 6. Plaka ve kullanıcı kaydı tutulmalı Resmi alana giren her karavanın plakası, giriş-çıkış saati ve kullanıcı bilgisi kayıt altına alınmalıdır. Bu kayıt sistemi hem güvenlik hem temizlik hem de çevre denetimi açısından gereklidir. 7. Süre sınırı getirilmeli Karavan parkları kalıcı yerleşim alanına dönüşmemelidir. Aynı karavanın haftalarca veya aylarca aynı noktada kalmasına izin verilmemeli; günlük, haftalık ve sezonluk kullanım sınırları açık şekilde belirlenmelidir. 8. Erikliman’da düzenli zabıta, çevre ve sağlık denetimi yapılmalı Denetim yalnızca araç parkına göre değil; çöp, atık su, kötü koku, çevreye zarar, kamu alanı işgali, hijyen, geceleme ve kamp ekipmanı kullanımı başlıklarına göre yapılmalıdır. Zabıta, çevre koruma, temizlik işleri, sağlık ve güvenlik birimleri ortak denetim yürütmelidir. 9. Sahil hattında uyarı levhaları ve yasak alan haritası oluşturulmalı Karavanların nerede durabileceği, nerede konaklayamayacağı, hangi fiillerin yasak olduğu ve yaptırımlar açık biçimde ilan edilmelidir. Erikliman ve şehir içi sahil hattında uyarı levhaları yerleştirilmeli, yasak alan haritası hazırlanmalıdır. 10. Karavan turizmi plansız değil, yönetilebilir bir turizm başlığı olarak ele alınmalı Karavan kullanıcıları Giresun’a ekonomik katkı sağlayabilir. Ancak bu katkı şehir içi sahil alanlarının çevre ve hijyen yükü altına sokulmasıyla değil, doğru yerde kurulmuş resmi alanlarla sağlanmalıdır. Karavan turizmi, kent düzenine ve çevre sağlığına uygun biçimde yönetilmelidir. YEREL YÖNETİMİN KARAR ALMASI GEREKİYOR Giresun Belediyesi, ilgili kamu kurumları, çevre sağlığı birimleri, zabıta ve temizlik ekipleri Erikliman’daki tabloyu yerinde değerlendirmelidir. Bölge yalnızca araçların durduğu bir alan olarak değil; atık üreten, kamu alanını kullanan, kıyı hattını etkileyen ve halk sağlığı riski doğurabilecek kontrolsüz konaklama noktası olarak ele alınmalıdır. İlk adım Erikliman ve şehir içi sahil hattında uzun süreli karavan konaklamasına ilişkin açık karar alınmasıdır. Ardından resmi karavan park alanı belirlenmeli, atık su ve kimyasal tuvalet altyapısı kurulmalı, plaka-kullanıcı kaydı ve süre sınırı uygulanmalı, denetim ve yaptırım sürekli hale getirilmelidir. ERİKLİMAN BU İŞ İÇİN UYGUN ALAN DEĞİLDİR Karavan turizmi doğru planlandığında Giresun için değer oluşturabilir. Ancak plansız bırakıldığında çevre sorunu, hijyen sorunu, kıyı kullanımı sorunu ve kamu alanı işgali üretir. Erikliman’da yapılması gereken, karavanları görmezden gelmek değil; şehir içi sahil hattında kontrolsüz konaklamayı bitiren, karavanları resmi ve altyapılı alanlara taşıyan, çevre sağlığını ve toplum sağlığını koruyan kalıcı bir düzen kurmaktır. Giresun’da karavan turizmi desteklenecekse bu destek altyapısız sahil işgaliyle değil; resmi karavan parkı, atık su yönetimi, kimyasal tuvalet bertarafı, güvenlik, kayıt, süre sınırı ve düzenli denetimle sağlanmalıdır. Erikliman gibi şehir içinde kalan kıyı bölgeleri, kontrolsüz karavan konaklaması için uygun değildir.

KARAVAN SORUNU: KONTROLSÜZ KONAKLAMA ÇEVRE VE TOPLUM SAĞLIĞI RİSKİ Haber

KARAVAN SORUNU: KONTROLSÜZ KONAKLAMA ÇEVRE VE TOPLUM SAĞLIĞI RİSKİ

KARAVAN SORUNU: ŞEHİR İÇİNDE KONTROLSÜZ KONAKLAMA ÇEVRE VE TOPLUM SAĞLIĞI RİSKİ Giresun şehir içinde kalan Erikliman sahil hattında karavanların uzun süreli beklemesi; çevre kirliliği, atık su, tuvalet, kanalizasyon, hijyen, kötü koku, görüntü kirliliği ve kamu alanının kullanımı açısından yeni bir yerel yönetim sorunu olarak öne çıkıyor. Dünyadaki uygulamalar, karavan turizmini yasaklamak yerine bu faaliyeti şehir içinden çıkaran, altyapısı tamamlanmış, denetimli ve kayıtlı karavan park alanlarına yönlendiren bir modeli esas alıyor. Giresun’un Erikliman bölgesinde sahil hattına ve yol kenarına çekilen karavanlar, kent yaşamı içinde giderek daha görünür hale gelen bir çevre sağlığı sorununu gündeme taşıyor. Bölgenin şehir içinde, deniz kıyısında ve yoğun kullanılan ulaşım hattı üzerinde bulunması; karavanların yalnızca park düzeniyle değil, halk sağlığı, çevre hijyeni, kıyı kullanımı ve atık yönetimiyle birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılıyor. Karavanların uzun süreli şekilde altyapısız alanlarda beklemesi, özellikle gri su, siyah su, kimyasal tuvalet atıkları, evsel çöp, kötü koku, haşere oluşumu ve zemine yayılan kirleticiler bakımından risk oluşturuyor. Dünya Sağlık Örgütü, atık su, dışkı ve gri suyun güvenli yönetimini bulaşıcı hastalıkların önlenmesi ve halk sağlığının korunması bakımından temel başlıklar arasında ele alıyor. Bu yaklaşım, karavanların şehir içindeki kontrolsüz konaklamasının basit bir görüntü veya park sorunu olmadığını; doğrudan çevre sağlığı ve toplum sağlığı meselesi olduğunu ortaya koyuyor. ŞEHİR İÇİNDE ALTYAPISIZ KARAVAN KONAKLAMASI RİSK ÜRETİYOR Erikliman gibi şehir içinde kalan sahil bölgelerinde karavanların uzun süreli beklemesi, ilk bakışta turizm veya konaklama özgürlüğü gibi görülebilir. Ancak altyapısı bulunmayan noktalarda oluşan tablo farklıdır. Karavanlar, kendi içinde geçici yaşam alanı oluşturduğu için su kullanımı, tuvalet ihtiyacı, atık su üretimi, çöp birikimi ve çevreye temas eden evsel atıklar üretir. Bu atıkların kanalizasyon bağlantısı, özel boşaltım noktası, kimyasal tuvalet bertaraf sistemi ve düzenli temizlik altyapısı olmadan yönetilmesi mümkün değildir. ABD Çevre Koruma Ajansı, karavan, tekne ve mobil yaşam alanı kullanıcıları için yayımladığı atık su rehberinde bu araçlardan kaynaklanan atık suyun güvenli şekilde bertaraf edilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu yaklaşım, karavanların altyapısız şehir içi alanlarda uzun süreli bekletilmesinin çevre ve halk sağlığı bakımından kabul edilebilir bir model olmadığını gösteriyor. Karavan kaynaklı risk yalnızca görünür çöpten ibaret değildir. Tuvalet atıkları, kimyasal içerikler, deterjanlı gri su, yemek artıkları, yağlı atıklar ve kontrolsüz boşaltımlar; toprak, yağmur suyu kanalları, deniz kıyısı ve yeraltı suyu üzerinde kirletici baskı oluşturabilir. Sahil hattında bu risk daha da büyür. Çünkü kıyı alanları hem ekolojik açıdan hassas hem de kamusal kullanım bakımından ortak alan niteliği taşır. ERİKLİMAN’DA SORUN PARK SORUNUNU AŞMIŞ DURUMDA Erikliman’da karavanların bulunduğu alan, şehir dışı bir kamp bölgesi değil; Giresun’un şehir içi ulaşım aksı, sahil bandı ve kamusal görünürlüğü yüksek bölgelerinden biridir. Bu nedenle burada oluşan karavan yoğunluğu, çevrede yaşayan yurttaşların günlük yaşamını, sahil kullanımını, temizlik düzenini ve kent estetiğini doğrudan etkiliyor. Karavanların uzun süre aynı bölgede beklemesiyle birlikte kamu alanı fiilen özel konaklama alanına dönüşmektedir. Şehir içinde kıyı hattının daralması, yol kenarı ve yeşil alanların uzun süreli işgal edilmesi, görüntü kirliliği, çöp birikimi, tuvalet ve atık su ihtimali, bölgenin halk sağlığı açısından denetlenmesini zorunlu hale getiriyor. Bu tablo karşısında mesele “karavanlar burada dursun mu, durmasın mı?” sorusuna indirgenemez. Esas değerlendirme; şehir içinde, altyapısız, kontrolsüz ve denetimsiz karavan konaklamasının çevre sağlığı bakımından uygun olup olmadığıdır. Bilimsel çevre sağlığı yaklaşımı, bu tür alanlarda atık üretimi varsa mutlaka toplama, arıtma, bertaraf, temizlik, kayıt ve denetim sisteminin kurulmasını gerektirir. DÜNYA NE YAPIYOR? Dünyadaki uygulamalar, karavan turizmini tümden yasaklayan değil; onu kurallı, altyapılı ve denetlenebilir alanlara taşıyan bir anlayışla şekilleniyor. Avrupa Birliği’nin kentsel atık su politikasında insan sağlığı ve çevrenin arıtılmamış atık sudan korunması temel hedef olarak tanımlanıyor. 1 Ocak 2025’te yürürlüğe giren güncellenmiş Kentsel Atık Su Arıtma Direktifi de insan sağlığını, nehirleri, gölleri, yeraltı sularını ve kıyıları zararlı deşarjlardan korumayı amaçlıyor. Yeni Zelanda modeli, şehir içi ve doğal alanlarda gelişigüzel kampçılığı sınırlayan önemli örneklerden biridir. Ülkede “freedom camping” uygulaması kurallara bağlanmış, kamp yapanların insan atığı dahil atıklarından sorumlu olduğu açıkça belirtilmiş, bazı alanlar yalnızca kendi kendine yeterli araçlara açılmış ve kurallara uymayanlara para cezası sistemi getirilmiştir. 2023’te yapılan düzenlemeyle kendi kendine yeterli araçlar için zorunlu standartlar güçlendirilmiş; geçiş sürecinin 7 Haziran 2026’da tamamlanacağı açıklanmıştır. Yeni Zelanda’daki yerel uygulama örneklerinde, kendi kendine yeterli kabul edilecek araçlarda sabit tuvalet, su sistemi ve havalandırma gibi koşullar aranması, çevresel etkilerin azaltılması ve belediyelerin kampçılığı daha etkili yönetmesi bakımından önemli görülmektedir. Bu model, Giresun gibi kıyı kentlerinde karavanların tamamen başıboş bırakılmaması gerektiğini gösteren güçlü bir örnektir. ABD’de karavan, tekne ve mobil yaşam alanları için güvenli atık su bertarafı ayrı bir çevre sağlığı başlığı olarak ele alınmaktadır. EPA’nın rehberleri, bu tür araçlardan kaynaklanan atıkların rastgele çevreye bırakılmaması, uygun septik veya atık su sistemleriyle yönetilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. BİLİMSEL ÇEVRE SAĞLIĞI AÇISINDAN TEMEL RİSKLER Karavanların şehir içinde altyapısız alanlarda uzun süre beklemesi, çevre sağlığı bakımından birden fazla risk üretir. Birinci risk, atık su ve tuvalet atığıdır. Karavanlarda oluşan siyah su, insan dışkısı ve idrar kaynaklı mikrobiyolojik risk taşır. Bu atıkların uygun şekilde toplanmaması; bakteri, virüs, parazit ve kötü koku açısından halk sağlığı tehdidi oluşturabilir. Gri su ise duş, lavabo, mutfak ve temizlik sularından kaynaklanır; deterjan, yağ, organik madde ve mikroorganizma içerebilir. Dünya Sağlık Örgütü’nün atık su, dışkı ve gri suya ilişkin güvenli kullanım rehberleri, bu alanın doğrudan hastalık önleme ve risk yönetimiyle bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. İkinci risk, kıyı ve deniz kirliliğidir. Erikliman sahil hattı denizle temas eden bir bölgedir. Yağmurla taşınan kirleticiler, zemine bırakılan atıklar veya kontrolsüz boşaltımlar kıyı ekosistemini etkileyebilir. Avrupa Birliği’nin atık su düzenlemelerinde kıyıların, yeraltı sularının, göllerin ve nehirlerin zararlı deşarjlardan korunmasının özellikle vurgulanması, sahil kentlerinde bu konunun neden daha hassas ele alınması gerektiğini göstermektedir. Üçüncü risk, haşere ve kötü koku oluşumudur. Evsel çöp, yemek artığı, açıkta bırakılan atık ve düzensiz temizlik; sinek, böcek, kemirgen ve kötü koku sorununu büyütebilir. Şehir içindeki karavan yoğunluğu, çevrede yaşayanların yaşam kalitesini doğrudan etkiler. Dördüncü risk, kamu alanının özel kullanım alanına dönüşmesidir. Sahil şeridi, park alanı, yol kenarı ve yeşil alanlar herkesin ortak kullanımına açık kamusal alanlardır. Karavanların uzun süreli beklemesi, bu alanların bir grup kullanıcı tarafından fiilen konaklama alanı gibi kullanılmasına yol açar. Bu durum hem kent estetiğini hem de yurttaşların sahil erişimini zayıflatır. Beşinci risk, yangın, güvenlik ve acil müdahale sorunudur. Karavanlarda tüp, elektrik bağlantısı, ısıtıcı, pişirme ekipmanı ve yanıcı malzemeler bulunabilir. Altyapısız, görevlisiz ve denetimsiz alanlarda bu riskler büyür. Resmi karavan parklarında aydınlatma, yangın tedbiri, kamera, görevli personel ve acil müdahale imkânı bulunmasının nedeni budur. KARAVAN TURİZMİ ŞEHİR İÇİNDEN ÇIKARILMALI, ALTYAPILI ALANA TAŞINMALI Giresun’da karavan turizmi desteklenecekse bu destek, Erikliman gibi şehir içi sahil bölgelerinin kontrolsüz konaklama alanına dönüşmesine izin verilerek yapılamaz. Karavan turizmi, ancak altyapısı tamamlanmış, çevre sağlığı kurallarına uygun, kayıtlı ve denetimli alanlarla sürdürülebilir hale getirilebilir. Birinci önerimiz, Erikliman ve benzeri şehir içi sahil bölgelerinde uzun süreli karavan konaklamasının yasaklanmasıdır. Bu alanlarda kısa süreli park düzenlemesi yapılabilir; ancak geceleme, kamp kurma, masa-sandalye açma, çamaşır asma, atık bırakma, tuvalet ve gri su boşaltımı kesin şekilde engellenmelidir. İkinci önerimiz, Giresun’da şehir dışına yakın, yerleşim alanlarını rahatsız etmeyecek, ulaşımı kolay ve çevresel etkisi yönetilebilir resmi karavan park alanı kurulmasıdır. Bu alan turizme hizmet etmeli; ancak çevre ve toplum sağlığı kurallarını merkeze almalıdır. Üçüncü önerimiz, resmi karavan parkında kanalizasyon bağlantısı veya lisanslı atık su toplama sistemi kurulmasıdır. Karavanlardan çıkan siyah su ve gri su, özel boşaltım noktalarından alınmalı; çevreye, toprağa, yağmur suyu kanallarına veya denize karışmasına izin verilmemelidir. Dördüncü önerimiz, kimyasal tuvalet bertaraf ünitesinin zorunlu hale getirilmesidir. Karavan kullanıcıları tuvalet atıklarını yalnızca bu noktaya boşaltmalı; gelişigüzel boşaltım ağır idari yaptırıma bağlanmalıdır. İngiltere ve benzeri ülkelerde kimyasal tuvalet atıklarının depolanması ve işlenmesi çevre izinleriyle ilişkilendirilmekte, bu atıklar sıradan evsel çöp gibi görülmemektedir. Beşinci önerimiz, karavan park alanlarında temiz su, elektrik, WC, duş, lavabo, çöp toplama, geri dönüşüm, aydınlatma, kamera, yangın tedbiri ve görevli personel zorunluluğudur. Altyapısı olmayan hiçbir alan karavan konaklamasına açılmamalıdır. Altıncı önerimiz, plaka ve kullanıcı kaydı sistemidir. Resmi alana giren her karavanın plakası, giriş-çıkış saati ve kullanıcı bilgisi kayıt altına alınmalıdır. Bu kayıt hem güvenlik hem temizlik hem de çevre denetimi açısından gereklidir. Yedinci önerimiz, süre sınırıdır. Karavan parkları kalıcı yerleşim alanına dönüşmemelidir. Karavanların aynı noktada haftalarca veya aylarca kalmasına izin verilmemeli; günlük, haftalık ve sezonluk kullanım sınırı açık şekilde belirlenmelidir. Sekizinci önerimiz, Erikliman’da düzenli zabıta, çevre koruma ve sağlık denetimi yapılmasıdır. Denetim yalnızca araç parkına değil; çöp, atık su, kötü koku, çevreye zarar, kamu alanı işgali ve hijyen başlıklarına göre yapılmalıdır. Dokuzuncu önerimiz, sahil hattında uyarı levhaları ve açık yasak alan haritası oluşturulmasıdır. Karavanların nerede durabileceği, nerede konaklayamayacağı, hangi fiillerin yasak olduğu ve yaptırımlar açık biçimde ilan edilmelidir. Onuncu önerimiz, karavan turizminin Giresun için plansız değil, yönetilebilir bir turizm başlığı olarak ele alınmasıdır. Karavan kullanıcıları kente ekonomik katkı sağlayabilir; ancak bu katkı şehir içi sahil alanlarının çevre ve hijyen yükü altına sokulmasıyla değil, doğru yerde kurulmuş resmi alanlarla sağlanmalıdır. YEREL YÖNETİMİN ATMASI GEREKEN ADIMLAR Giresun Belediyesi, ilgili kamu kurumları ve çevre sağlığı birimleri Erikliman’daki tabloyu yerinde incelemeli, bölgeyi yalnızca trafik veya park düzeni açısından değil; çevre sağlığı açısından da değerlendirmelidir. İlk aşamada Erikliman ve şehir içi sahil hattı için karavan konaklamasına ilişkin açık bir karar alınmalıdır. Bu kararda; uzun süreli bekleme, geceleme, atık bırakma, tuvalet boşaltımı, gri su boşaltımı, kamp ekipmanı açma ve kamu alanını işgal etme fiilleri net biçimde tanımlanmalıdır. İkinci aşamada resmi karavan parkı için alternatif alan belirlenmelidir. Bu alan şehir merkezinin içinde olmamalı; ancak ulaşımı mümkün, güvenliği sağlanabilir, kanalizasyon veya atık su sistemi kurulabilir, çevreye etkisi kontrol edilebilir bir noktada planlanmalıdır. Üçüncü aşamada denetim takvimi oluşturulmalıdır. Zabıta, temizlik işleri, çevre koruma, sağlık ve güvenlik birimleri ortak çalışma yapmalı; yalnızca şikâyet geldikçe değil, düzenli periyotlarla kontrol sağlamalıdır. Dördüncü aşamada yaptırım uygulanmalıdır. Uyarı levhaları ve süre tanındıktan sonra, kurallara uymayan karavanlara idari işlem yapılmalı; tekrar eden ihlallerde çekme ve men kararı uygulanmalıdır. KARAVAN TURİZMİNE KARŞI DEĞİL, KONTROLSÜZLÜĞE KARŞI BİR DÜZENLEME GEREKİYOR Giresun’un doğal güzellikleri, sahil hattı ve Karadeniz turizmi açısından karavan kullanıcıları için cazip olduğu açıktır. Ancak turizm, çevre sağlığı kurallarının yerine geçemez. Kentin sahil alanları, tuvalet ve atık su altyapısı olmayan mobil konaklama noktalarına dönüştürülemez. Dünyadaki örnekler, karavan turizminin ancak kurallı olduğunda sürdürülebilir hale geldiğini gösteriyor. Yeni Zelanda’da kendi kendine yeterli araç standardı, Avrupa Birliği’nde atık suyun insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerine karşı güçlendirilen düzenlemeler, ABD’de mobil yaşam alanları için güvenli atık su bertaraf rehberleri aynı noktada birleşiyor: Atık üreten hiçbir konaklama faaliyeti denetimsiz ve altyapısız bırakılamaz. Erikliman’da yapılması gereken, karavanları görmezden gelmek değil; şehir içi sahil hattında kontrolsüz konaklamayı bitiren, karavanları resmi ve altyapılı alanlara taşıyan, halk sağlığını ve çevreyi koruyan kalıcı bir düzen kurmaktır. Erikliman’daki karavan yoğunluğu, Giresun’da kent yönetimi, çevre sağlığı ve kıyı kullanımı açısından acil düzenleme gerektiren bir başlıktır. Şehir içinde, sahil hattında ve altyapısız bölgelerde karavanların uzun süreli beklemesi; temizlik, tuvalet, kanalizasyon, atık su, kötü koku, haşere, görüntü kirliliği ve kamu alanı işgali risklerini birlikte büyütmektedir. Giresun için en doğru model; şehir içi sahil alanlarında kontrolsüz karavan konaklamasını sonlandırmak, resmi karavan park alanı oluşturmak, bu alanı kanalizasyon, atık su, kimyasal tuvalet, çöp toplama, temiz su, elektrik, WC, duş, güvenlik ve denetim altyapısıyla donatmak, kurallara uymayanlara yaptırım uygulamaktır. Karavan turizmi plansız bırakıldığında çevre sorunu üretir; doğru yerde, doğru altyapıyla ve sıkı denetimle yönetildiğinde ise kente zarar vermeden turizm değerine dönüşebilir. Erikliman gibi şehir içinde kalan kıyı bölgeleri ise bu iş için uygun değildir.

ÇÖP KONTEYNERİ MOLOZ DÖKÜM ALANI DEĞİLDİR Haber

ÇÖP KONTEYNERİ MOLOZ DÖKÜM ALANI DEĞİLDİR

ÇÖP KONTEYNERİ MOLOZ DÖKÜM ALANI DEĞİLDİR Bulancak Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü, çöp konteynerlerine moloz, hafriyat, taş, toprak ve büyük hacimli ev eşyası bırakılmaması için vatandaşları uyardı. Belediye, evsel atık dışındaki malzemelerin konteyner sistemini bozduğunu, araçlara zarar verdiğini ve kent temizliğini doğrudan etkilediğini duyurdu. BULANCAK’TA KONTEYNER UYARISI Bulancak Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü, çöp konteynerlerinin yalnızca evsel atıklar için kullanılması gerektiğini hatırlattı. Belediye, konteynerlere moloz, inşaat hafriyatı, taş, toprak, tadilat atığı ve benzeri ağır malzemelerin atılmasının hem çevre kirliliği oluşturduğunu hem de çöp toplama araçlarının çalışma sistemine ciddi zarar verdiğini bildirdi. Konteynerlerin evsel atık toplama altyapısının parçası olduğu, inşaat ve tadilat kaynaklı atıkların bu sistem içinde değerlendirilemeyeceği vurgulandı. AĞIR ATIKLAR ARAÇLARA ZARAR VERİYOR Temizlik İşleri Müdürlüğü, ağır atıkların çöp kamyonlarının sıkıştırma kazanlarında kalıcı hasara yol açtığını belirtti. Evsel atık için tasarlanan konteynerlere moloz, beton parçası, taş, toprak ve inşaat artığı bırakılması, toplama araçlarının mekanik aksamını zorlayarak arızalara neden oluyor. Bu durum yalnızca araç bakım maliyetlerini artırmıyor; aynı zamanda çöp toplama hizmetinin aksamasına, güzergâhların gecikmesine ve mahallelerde görüntü kirliliğinin büyümesine yol açıyor. Bulancak Belediyesi, konteyner kenarlarına bırakılan moloz, eşya ve benzeri atıkların da çöp kamyonlarıyla alınmasının teknik olarak mümkün olmadığını bildirdi. EVSEL ATIK AYRI, MOLOZ AYRI TOPLANMALI Türkiye’de hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıkları evsel atık sisteminden ayrı yönetiliyor. Bu atıkların kaynağında azaltılması, geçici olarak biriktirilmesi, taşınması, geri kazanılması, değerlendirilmesi ve bertaraf edilmesi ayrı kurallara bağlı yürütülüyor. Büyükşehirlerde uygulanan sistem de aynı ayrımı esas alıyor. İstanbul’da hafriyat toprağı ile inşaat ve yıkıntı atıklarının denetimi ayrı başlık altında yürütülürken, bu atıkların gelişigüzel bırakılmaması için taşıma, döküm ve denetim süreçleri ayrı bir yapıyla izleniyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi ise moloz ve hafriyat atıklarını geri kazanım tesisleri üzerinden ekonomiye kazandıran uygulamalar yürütüyor. Bu model, molozun çöp konteynerine atılacak bir atık değil, ayrı toplanması ve doğru sahaya yönlendirilmesi gereken bir malzeme olduğunu gösteriyor. DÜNYADA DA AYNI YÖNTEM UYGULANIYOR Uluslararası belediyecilik uygulamalarında da büyük hacimli ev eşyaları, inşaat atıkları ve tadilat malzemeleri normal çöp konteynerlerinden ayrı toplanıyor. İngiltere’de birçok belediye, koltuk, beyaz eşya ve benzeri büyük hacimli atıklar için randevulu toplama sistemi uyguluyor. Londra’daki belediye örneklerinde ise inşaat malzemeleri ve müteahhit kaynaklı atıklar normal büyük eşya toplama kapsamına alınmıyor; bu atıklar özel atık yönetimi sürecine yönlendiriliyor. Bu uygulamalar, Bulancak Belediyesi’nin uyarısının yalnızca yerel bir temizlik çağrısı olmadığını, modern kent yönetiminde kabul gören temel bir atık ayrıştırma kuralına dayandığını ortaya koyuyor. ÇÖZÜM BELEDİYEYE BİLDİRİMDE Bulancak Belediyesi, evsel atık dışındaki moloz ve benzeri malzemeler için vatandaşların doğrudan belediyeye başvurması gerektiğini bildirdi. Vatandaşlar, bu tür atıklar için 444 28 44 numaralı telefonu arayarak talep oluşturabilecek. Belediye, gelen talepler doğrultusunda Çöp Taksi veya kamyonlarla atıkların alınmasını sağlayacak. Bu sistem, hem konteynerlerin amacına uygun kullanılmasını hem de evsel atık dışındaki malzemelerin doğru araçlarla ve doğru yöntemle toplanmasını hedefliyor. DAHA TEMİZ BULANCAK İÇİN ORTAK SORUMLULUK Bulancak Belediyesi Temizlik İşleri Müdürlüğü, kent temizliğinin yalnızca belediye ekiplerinin çalışmasıyla değil, vatandaşların atıklarını doğru yere ve doğru yöntemle bırakmasıyla sürdürülebileceğini vurguladı. Konteynerlere moloz, taş, toprak, inşaat atığı ve büyük hacimli eşya bırakılmaması; hem çevre kirliliğini önleyecek hem de çöp toplama araçlarının zarar görmeden hizmet vermesini sağlayacak. Bulancak’ta daha temiz, düzenli ve yaşanabilir bir çevre için çöp konteynerlerinin yalnızca evsel atıklar için kullanılması, moloz ve benzeri atıkların ise belediyeye bildirilerek ayrı toplama sistemine yönlendirilmesi gerekiyor.

Türkiye’de ilk kez İzmir’de hayata geçirildi... Kent Denetçileri iş başında Haber

Türkiye’de ilk kez İzmir’de hayata geçirildi... Kent Denetçileri iş başında

İzmir Büyükşehir Belediyesi, yerel demokrasiyi güçlendirmek için “Kent Denetçileri” adını verdiği yeni bir projeyi hayata geçirdi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay tarafından tanıtılan ve beş bölgede saha çalışmalarıyla başlayan bu projeyle birlikte, Türkiye’de ilk kez denetleme ve karar verme süreçlerine halka açık bir kapı açıldı. İZMİR (İGFA) - İzmir Büyükşehir Belediyesi, yerel yönetişimi güçlendirme amacıyla “Kent Denetçileri” projesini başlattı. İzmir Planlama Ajansı (İZPA) liderliğinde yürütülen bu yeni uygulama sayesinde gönüllü katılımın ön planda olduğu bir yönetim biçimi benimsenmiş oldu. Avrupa Birliği (AB) Projesi IMPETUS çerçevesinde geliştirilen “Kent Denetçileri” programı, şeffaf bir seçim süreciyle belirlenen 17 kent denetçisini; çevre kirliliği, kentsel sağlık ve yeşil alanların korunması gibi önemli meselelerde görevlendirdi. Konak, Karşıyaka, Balçova ve Buca’da belirlenen beş bölgede denetçiler çalışmalara başladı ve kent sakinleri tarafından alınan sorumluluklar Kültürpark, Kordon, Hasanağa Bahçesi, Bostanlı ve İnciraltı Kent Ormanı’nda uygulandı. Proje ekibinde yer alan İzmir Kavram Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Dr. Pelin Özden, “Bu yenilikçi proje ile katılımcı yönetim ve yurttaş bilimi ön plana çıkıyor. Vatandaşların yerel yönetim hizmetlerini denetleyebilmesi ve karar süreçlerine katılabilmesi hedefleniyor. 2 bin 911 başvurunun değerlendirildiği projede, açık ve şeffaf bir süreç uygulanarak İzmir'in önemli beş kamusal alanında denetimler gerçekleştirildi. Kameralı ve sesli kayıtlarla toplanan veriler, özel tutanaklarla zabıta birimleri ile paylaşıldı,” şeklinde konuştu. “VATANDAŞLARIN DA SORUMLULUKLARI VAR” Uygulamaya katılan Aleyna Polater, “Bir yurttaş olarak kentin denetlenmesi herkesin hayali. İzmir'de hangi yetkiliye başvurmam gerektiğini öğrenmek istedim. Belediye dışında vatandaşların da sorumluluğu olması gerektiğini fark ettim ve bu projeye katılmanın doğru bir adım olduğunu düşünüyorum,” dedi. 60 yıldır İzmir’de yaşayan Şaban Öngören ise, "Kentin her köşesini dolaşıyorum, gördüğüm sorunları bildirmek için uzun zamandır böyle bir fırsat bekliyordum. Projenin faydalı olacağını düşünüyorum, devam etmesi ve denetçi sayısının artması gerektiğine inanıyorum," diye ekledi. İZMİR İÇİN ÖNEMLİ HEDEFLER BELİRLENDİ AB Projesi IMPETUS çerçevesinde ilk 20 proje içerisinde yer alan Kent Denetçileri uygulaması, İzmir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ev sahipliğinde tanıtıldı. Gönüllü denetçiler, geniş başvuru yelpazesinden nota ile belirlenmişti. Proje çevresel sorunların tespiti yanında toplumsal farkındalık yaratmayı hedefliyor. Kentsel sürdürülebilirlik adına yurttaşları daha aktif kılmayı başaran proje, çevre kirliliği ve iklim değişikliği gibi konularda veri üretimini artırıyor. İZPA TARAFINDAN BAŞLATILDI Çalışmalara; İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin çeşitli daire başkanlıkları ve İzmir Kent Konseyi’nin katılımıyla İZPA öncülüğünde başlandı. Türkiye’nin ilk yerel yönetim denetim projesi bu ilgili birimlerle koordineli bir şekilde sürdürülüyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.