Hava Durumu

#Biyolojik Mücadele

giresunsonhaber - Biyolojik Mücadele haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Biyolojik Mücadele haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TARIMDA REKOR ÜRETİM, DARALAN KÂR VE İKLİM ALARMI Haber

TARIMDA REKOR ÜRETİM, DARALAN KÂR VE İKLİM ALARMI

TARIMDA REKOR ÜRETİM, DARALAN KÂR VE İKLİM ALARMI RedAgrícola’nın 29 Temmuz–29 Ağustos 2026 döneminde yayımladığı haber ve araştırmalar, Latin Amerika tarımında üretim rekorlarıyla iklim ve pazar risklerinin aynı anda büyüdüğünü ortaya koydu. Avokadoda 920 bin ton, yaban mersininde 404 bin ton, kivide 170 bin tonluk ihracat hedeflenirken; sofralık üzümde yüzde 5 daralma, mangoda arz sıkışması, fındıkta ise hastalığa bağlı yüzde 65’e varan verim kaybı gündeme geldi. Latin Amerika’nın ihracata dayalı tarımında yalnızca daha fazla üretmek artık yeterli görülmüyor. Ürünün fiyatı, kalitesi, iklim koşulları, hastalıklarla mücadele, soğuk zincir, işçilik maliyeti ve yeni pazarlara erişim üreticinin kazancını doğrudan belirliyor. AVOKADODA REKOR TONAJ YETMİYOR: KÂRI FİYAT BELİRLEYECEK Peru avokadosu Avrupa’da tarihî bir sezon geçirirken küresel arzın büyümesi fiyatları baskılıyor. 2026 ihracatının 920 bin tona ve 1 milyar 825 milyon dolara ulaşması bekleniyor. RedAgrícola’nın Temmuz 2026 sayısındaki avokado dosyasında, Peru’nun Avrupa pazarında tarihî ihracat seviyelerine ulaştığı belirtildi. Ancak Brezilya, Güney Afrika, Kolombiya ve diğer üretici ülkelerin pazara girmesiyle oluşan yoğun arzın fiyatları aşağı çektiğine dikkat çekildi. Dosyada, 1997 yılındakine benzer bir El Niño etkisinin üretime yansıyabileceği; başlangıçta yüzde 10’un üzerinde beklenen üretim artışının sıfıra yakın seviyelere çekildiği ve gelecek sezonda düşüş ihtimalinin bulunduğu aktarıldı. 26 Ağustos’ta yayımlanan değerlendirmeye göre Peru’nun 2026’yı yaklaşık 920 bin ton ve 1 milyar 825 milyon dolarlık avokado ihracatıyla kapatması bekleniyor. Haziran ayının üçüncü haftasına kadar ihracat miktarı yüzde 4,6, ihracat geliri ise yüzde 11,1 arttı. Bu fark, sektörün artık tonajdan çok kilogram başına gelir ve kârlılığa odaklandığını gösteriyor. Avokado değerlendirmesi Şili’de de 2026-2027 sezonu üretiminin yüzde 10’a yakın artışla 285 bin tona ulaşması ve son 17 yılın en yüksek seviyesinin görülmesi bekleniyor. Artışın ekim alanı genişlemesinden çok verimlilik ve teknolojik gelişmelerden kaynaklandığı bildiriliyor. Şili’nin avokado tahmini YABAN MERSİNİNDE 404 BİN TONLUK İHRACAT İÇİN SOĞUK ZİNCİR SEFERBERLİĞİ Peru’nun yaban mersini ihracatında yüzde 5,6 büyüme bekleniyor. Ancak El Niño, çeşit seçimi, hasat sonrası kayıplar ve soğuk zincir yönetimi sezonun sonucunu belirleyecek. Proarándanos’un üçüncü tahminine göre Peru’nun 2026-2027 sezonunda yaban mersini ihracatı 404 bin tona ulaşacak. Bu rakam önceki sezona göre yüzde 5,6 büyümeye işaret etse de El Niño’nun beklenen üretim artışını sınırlandırdığı bildirildi. 404 bin tonluk ihracat tahmini İklim değişkenliği karşısında erken çeşitler ve yeni genetik materyaller öne çıkıyor. Planasa’nın Blue Manila çeşidiyle başlattığı sezon programı, yalnız yüksek verimi değil; iklim koşullarına uyumu, tüketici kalitesini ve üreticiye teknik desteği de merkeze alıyor. Hasat sonrasında ise her dakika önem taşıyor. Sektör temsilcileri, meyvenin soğutulmadan geçirdiği her saatin raf ömründen kayıp anlamına geldiğini; gereksiz temasın ve su kaybının haftalar sonra yumuşama olarak ortaya çıktığını belirtiyor. Soğuk zincir değerlendirmesi Camposol, Chao’daki tesisine yaptığı 1.000 metrekarelik yatırımla ürün depolama kapasitesini 48’den 92 konteynere, günlük sevkiyat kapasitesini ise 15’ten 30 konteynere çıkardı. Şirketin Çin’e yaptığı sevkiyat da sezonun 18-25’inci haftaları arasında yüzde 631 artarak 342 tona ulaştı. Kapasite artışı – Çin ihracatı Peru Ulusal Kalite Enstitüsü de arazi seçiminden hasada, taşımadan depolamaya kadar bütün üretim zincirini kapsayan yaban mersini iyi tarım uygulamaları standardını güncelledi. SOFRALIK ÜZÜMDE BAĞ BÜYÜDÜ, KASA SAYISI AZALDI Üretim alanı 27 bin hektara çıkmasına rağmen Peru’nun sofralık üzüm ihracatında yüzde 5 düşüş bekleniyor. Hasat 7 ila 15 gün öne çekilebilir. Peru Sofralık Üzüm Üreticileri Birliği, 2026-2027 sezonu için 82,65 milyon adet 8,2 kilogramlık kasa ihracat tahmininde bulundu. Bu rakam önceki sezona göre yaklaşık yüzde 5 düşüş anlamına geliyor. Üretim alanı 27 bin hektara yükselmesine rağmen El Niño’nun verim üzerindeki etkisi ve hasadın normalden 7-15 gün önce başlaması beklenen üretimi aşağı çekiyor. El Niño’nun etkili olduğu önceki sezonlarda Peru’nun üzüm ihracatı ülke genelinde yüzde 12-13, kuzey bölgelerinde ise yüzde 30-38 oranında gerilemişti. Sofralık üzüm tahmini Ica’daki bağlarda kullanılan biyolojik mücadele sistemi ise meyve sineği kontrolünde gerekli işçiliği geleneksel yönteme göre yüzde 50 azalttı. Bu sonuç, biyolojik mücadelenin aynı zamanda bir maliyet yönetimi aracına dönüştüğünü gösterdi. FINDIKTA GÖRÜNMEYEN TEHLİKE: HASTALIK VERİMİ YÜZDE 65 DÜŞÜRDÜ Şili’de yapılan çalışmada sağlıklı fındık bahçelerinde hektar başına 5,85 ton ürün alınırken odun hastalıklarından etkilenen bahçelerde verim 2,05 tona düştü. Hektar başına brüt kayıp 21 bin 400 dolar olarak hesaplandı. RedAgrícola’da yayımlanan INIA araştırması, fındıktaki odun hastalıklarının yalnızca dalları kurutmadığını; bitkinin damar sistemini tıkayarak su ve besin taşınmasını, fotosentezi, meyve kalitesini ve verimi doğrudan etkilediğini ortaya koydu. 2026 hasadında yapılan karşılaştırmada sağlıklı bitkilerden hektar başına 5,85 ton, hastalıklı bitkilerden ise 2,05 ton ürün elde edildi. Yüzde 65’e ulaşan verim kaybının hektar başına yaklaşık 21 bin 400 dolarlık brüt gelir kaybına karşılık geldiği hesaplandı. Fındıkta odun hastalıkları araştırması Araştırmada Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki liderliğini koruduğu, Şili’nin ise 2025 sezonunda 100 bin tonu aşan üretimle ikinci sıraya yükseldiği belirtildi. CIREN–ODEPA verilerine göre Şili’deki fındık alanı 2020’de 24 bin 430 hektarken 2025’te 49 bin 264 hektara çıktı. RedAgrícola’nın başka bir haberinde ise güncel fakat resmî olmayan tahminin 65 bin hektar olduğu ve 2032’de 100 bin hektara ulaşılabileceği aktarıldı. İki rakamın tarih ve veri niteliği farklı olduğu için aynı resmî veri gibi değerlendirilmemesi gerekiyor. Şili’de fındık artık “az bakım isteyen rustik bir ürün” olarak görülmüyor. Gübrelemenin toprak ve yaprak analizlerine göre düzenlenmesi, sıcaklık stresine karşı biyostimülant ve güneş koruyucu uygulamalar, budama yaralarının korunması ve hastalık riskinin meteorolojik verilerle izlenmesi yeni üretim modelinin temelini oluşturuyor. KİVİDE 170 BİN TONLUK HEDEFİ 10 GÜNLÜK POLİNASYON BELİRLEYECEK Şili’nin kivi ihracatının yüzde 16-20 artması bekleniyor. Ancak çiçeklenmedeki 10-14 günlük kısa dönem doğru yönetilemezse yüksek üretim hedefi riske girebilir. Şili’nin 2026 sezonunda yaklaşık 170 bin ton kivi ihraç etmesi bekleniyor. Sektör, 2035 yılına kadar üretim alanını iki katına çıkarmayı hedefliyor. Kivide etkili polinasyon süresinin yalnızca 10-14 gün olması, arı kolonilerinin ve hava koşullarının önemini artırıyor. Soğuk saatlerde arı uçuşunun azalması, çiçeklerin sınırlı nektar üretmesi ve çapraz tozlanma gerekliliği nedeniyle bilimsel olarak yönetilen arı programları gündeme geliyor. Kivide polinasyon programı Sektör temsilcileri kivinin bugün üretim krizinden çok “başarının doğurabileceği riskleri” yönetmesi gerektiğini, kontrolsüz büyümenin kalite ve pazar dengesini bozabileceğini belirtiyor. KİRAZDA VİETNAM KAPISI DAHA UYGUN ŞARTLARLA AÇILDI Şili kirazı, soğuk işlem zorunluluğuna alternatif olarak kabul edilen “Systems Approach” sistemiyle Vietnam’a gönderilebilecek. Şili ile Vietnam arasında sağlanan mutabakatla kiraz ihracatında soğuk işlem zorunluluğuna alternatif bir bitki sağlığı sistemi kabul edildi. Yeni uygulama, hava ve deniz yolu sevkiyatlarında ihracatçılara daha esnek koşullar sağlayacak. Vietnam’a kiraz ihracatı kararı Bahçe tarafında ise üreticilere sert bir uyarı yapıldı: Hasat sonrasındaki besleme ve bakım çalışmaları zayıf bırakılan kiraz bahçelerinin sezon öncesi yapılacak uygulamalarla kurtarılamayacağı belirtildi. MANGODA ÜRÜN AZALDI, ORGANİK PAZARA BASKI ARTTI Kent cinsi mangonun yetersizliği, alıcıları organik ürüne yöneltti. Ancak Peru’daki organik ürünün büyük bölümü önceden bağlandı, Meksika’daki arz ise açığı kapatamadı. Uluslararası dondurulmuş mango pazarında hem konvansiyonel hem de organik üründe ciddi arz sıkışması yaşanıyor. Kent tipi mango piyasaya çıktığı anda satılırken organik dondurulmuş ürünün neredeyse bulunamaz hale geldiği bildiriliyor. Mango piyasasındaki arz sıkışması Mango işlemede yüksek satış fiyatı tek başına yüksek kâr anlamına gelmiyor. Bir kilogram kurutulmuş mango için yaklaşık sekiz kilogram taze meyve gerekiyor. Bu nedenle sanayinin asıl kazancı kaliteli ihraçlık meyveyi işlemekten değil; taze pazarda satılamayan ürünü değerlendirmekten geliyor. KUŞKONMAZDA TAZE ÜRÜN KAZANDI, SANAYİNİN PAYI GERİLEDİ Taze kuşkonmazın kilogram fiyatı 2,86 dolardan 3,82 dolara çıkınca işlenen ürünün toplam üretimdeki payı yüzde 28’den yüzde 18’e düştü. Kuşkonmazdaki gelişme, üreticinin taze ürün fiyatı yükseldiğinde sanayiye daha az ürün gönderdiğini gösterdi. İşleme sektörü bu üründe taze pazarın rakibi olmaktan çok, taze olarak değerlendirilemeyen ürünü ekonomiye kazandıran bir güvenlik ağı işlevi görüyor. Ürün işleme ve kuşkonmaz verileri CEVİZDE HİNDİSTAN İLGİLİ, YÜZDE 100 GÜMRÜK DUVARI ENGEL Şili cevizi Hindistan pazarında ilgi görmesine rağmen yüzde 100’e ulaşan gümrük vergisi ve Çin rekabeti ihracatın önündeki en büyük engel olarak gösteriliyor. Şilili ceviz ihracatçıları, Hindistan’daki müşterilerle yaptıkları görüşmelerde ürüne yönelik talebi doğruladı. Ancak mevcut gümrük tarifesinin rekabetçi fiyat oluşturmayı zorlaştırdığı ve Çin’in pazardaki baskısını artırdığı belirtildi. Şili cevizinin Hindistan pazarı DOMATES ÜRETİCİSİNE 248 MİLYON PESOLUK FİNANSMAN Meksika’da üretimin ve fiyatların düzenlenmesi amacıyla domates üreticilerine 48 ayrı kredi üzerinden 248 milyon 281 bin peso kaynak sağlandı. Finansmanın ilk aşaması Baja California, Sonora, Meksika Eyaleti ve Oaxaca’daki üreticilere yönlendirildi. Program, üretim miktarı, tedarik, pazarlama ve adil fiyat mekanizmasının birlikte düzenlenmesini amaçlıyor. Domates üreticilerine finansman SOFRALIK ÜZÜMDEN ŞARAP ÜRETİMİ YÜZDE 105 ARTTI Şili’de sofralık üzümden üretilen şarap miktarı bir yılda 10,2 milyon litreden 21,1 milyon litreye yükseldi. Şili Tarım ve Hayvancılık Servisi verilerine göre ülkenin dökme şarap üretimi yüzde 13,2 artarak 949,4 milyon litreye ulaştı. Sofralık üzümden üretilen şarap miktarındaki artış ise yüzde 105,4 oldu. Buna karşılık pisco üretiminde kullanılan üzüm çeşitlerinden elde edilen şarap miktarı yüzde 10,5 azaldı. 2026 şarap üretim verileri GÜBREDE YÜZDE 35’E VARAN ARTIŞ, ORGANİK ALTERNATİFE YÖNELİMİ HIZLANDIRDI Azotlu gübre fiyatlarındaki yüzde 25-35’lik yükseliş, üreticiyi yerel ve organik kaynaklara yöneltti. Tavuk gübresi artık günde 300 tonluk tarımsal girdiye dönüştürülüyor. Orta Doğu’daki gelişmeler, lojistik aksamalar ve doğal gaz maliyetleri azotlu gübre fiyatlarını yukarı çekti. Şili’de azotlu gübrelerde yüzde 25 ile yüzde 35 arasında artış bildirildi. Peru’da ise sekiz milyondan fazla tavuğun gübresi işlenerek günde 300 tonun üzerinde katı organik gübre ve sıvı biyolojik ürün elde ediliyor. Ürünler kahve, avokado ve diğer meyve bahçelerinde kullanılmak üzere 14 farklı bölgeye gönderiliyor. TARIMIN ORTAK MESAJI: ÇOK ÜRETMEK TEK BAŞINA YETMİYOR Son bir aylık gelişmelerden çıkan ortak sonuç, tarımda tonaj artışının kendiliğinden kazanç getirmediğidir. Avokadoda fiyat, yaban mersininde soğuk zincir, üzümde iklim, kivide polinasyon, kirazda bahçe rezervi, fındıkta hastalık yönetimi ve cevizde gümrük tarifesi üreticinin gelirini üretim miktarı kadar etkiliyor. İhracat pazarlarında bundan sonraki yarış; daha fazla araziye sahip olmak üzerinden değil, aynı alandan kaliteli ürün elde etmek, kayıpları azaltmak, ürünü doğru zamanda pazara ulaştırmak ve tüketicinin istediği niteliği sürdürülebilir şekilde sağlamak üzerinden şekillenecek.

KARADENİZ TARIMSAL ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ UYARDI: SULU ÇÜRÜKLERLE KOKARCA ZARARI BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI Haber

KARADENİZ TARIMSAL ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ UYARDI: SULU ÇÜRÜKLERLE KOKARCA ZARARI BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI

FINDIKTA HER ÇÜRÜK KOKARCA DEĞİL: BİLİMSEL AYRIM ÜRETİCİ İÇİN KRİTİK KARADENİZ TARIMSAL ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ UYARDI: SULU ÇÜRÜKLERLE KOKARCA ZARARI BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI Karadeniz’de fındık hasadıyla birlikte üreticinin karşısına çıkan en önemli kalite sorunlarından biri olan çürük, kararmış, buruşmuş veya içi boş tanelerin nedeni konusunda Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nden (KTAE) dikkat çekici bir bilimsel uyarı geldi. Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğüne bağlı KTAE, üreticilere yönelik son bilgilendirmesinde fındıkta görülen her bozulmanın kahverengi kokarca zararına bağlanmaması gerektiğini vurguladı. Enstitü, kahverengi kokarcanın fındıktaki temel zarar şekillerini sarı karamuk, boş iç, buruşuk iç ve lekeli iç olarak sıralarken; özellikle kahverengi çürüklükler ile sulu nekrotik oluşumların doğrudan kahverengi kokarca zararı olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Açıklamanın bilimsel açıdan en önemli mesajı ise şu noktada yoğunlaşıyor: Fındığı kırdığınızda karşınıza çıkan her kahverengi, siyahlaşmış veya çürümüş doku “kokarca vurdu” anlamına gelmiyor. Doğru teşhis yapılmadan gerçekleştirilecek mücadelenin hem üreticiyi yanlış yönlendirebileceği hem de gerçek zararın kaynağının gözden kaçmasına neden olabileceği belirtiliyor. KOKARCA FINDIĞA NASIL ZARAR VERİYOR? Kahverengi kokarca (Halyomorpha halys), Doğu Asya kökenli istilacı bir böcek. KTAE’nin resmi verilerine göre 300’ü aşkın bitki türünde beslenebilen zararlı; fındığın yanı sıra elma, armut, şeftali, mısır, soya ve çok sayıda sebze, meyve ve süs bitkisinde zarar oluşturabiliyor. Böceğin erginleri ve nimfleri, sokucu-emici ağız yapılarıyla bitki dokusunu delerek özsuyu emiyor. Bu beslenme sırasında bitki dokusuna verilen fiziksel ve fizyolojik zarar, ürünün gelişme dönemine göre farklı sonuçlara yol açıyor. KTAE’nin resmi teknik bilgilerinde erken dönemdeki beslenmenin meyve dökümü ve şekil bozukluğuna, ilerleyen dönemlerdeki beslenmenin ise renk değişimi, doku bozukluğu ve kalite kaybına yol açabildiği belirtiliyor. (Tarım Orman Araştırma) Ancak fındık açısından kritik nokta, zararın hangi tarihte meydana geldiği. Çünkü aynı böcek mayıs ayında başka, haziran ayında başka, temmuz-ağustos döneminde ise çok daha farklı bir zarar görüntüsü oluşturabiliyor. 2026’DA YAYIMLANAN ARAŞTIRMA ZARARIN TAKVİMİNİ ORTAYA KOYDU KTAE Bitki Sağlığı Bölümünden araştırmacı Mansur Uluca’nın birinci yazar olduğu, Ondokuz Mayıs Üniversitesi ve Oregon State University’den bilim insanlarının da katıldığı kapsamlı araştırma, 3 Nisan 2026’da uluslararası hakemli Journal of Economic Entomology dergisinde yayımlandı. Araştırmada Türkiye’nin Doğu ve Orta Karadeniz fındık alanlarındaki kahverengi kokarca hareketleri ile ABD’nin önemli fındık üretim merkezi Oregon’daki popülasyon ve zarar şekilleri birlikte incelendi. Türkiye’de 2019-2021 yıllarında yapılan saha gözlemleri ile 2022’de gerçekleştirilen kontrollü denemelerde, kahverengi kokarca zararının fındığın fenolojik gelişme dönemine güçlü biçimde bağlı olduğu ortaya konuldu. (PubMed) Bilimsel çalışmada fındıkta beş farklı zarar tipi tanımlandı. Mayıs-haziran döneminde kabuk şekil bozukluğu, haziran ayında siyahlaşmış boş kabuk ve boş iç, haziran sonundan temmuz ortasına kadar buruşuk iç, temmuz-ağustos döneminde ise araştırmacıların “corked kernel” olarak tanımladığı korklaşmış, kuru ve nekrotik iç dokusu gözlendi. (OUP Academic) Bu sonuç, KTAE’nin üreticiye yönelik son açıklamasını değerlendirirken önemli bir ayrım yapılmasını zorunlu kılıyor. “NEKROZ KOKARCA DEĞİLDİR” İFADESİ NASIL OKUNMALI? Enstitünün üreticilere yönelik görselindeki uyarı özellikle kahverengi çürükler ve sulu nekrozlar üzerine kurulu. Bu nedenle açıklamanın, “fındıkta görülen hiçbir nekrotik doku kahverengi kokarcadan kaynaklanmaz” şeklinde genelleştirilmesi bilimsel olarak doğru olmaz. Çünkü 2026 tarihli uluslararası araştırmada, özellikle temmuz-ağustos döneminde oluşan kuru, korklaşmış ve lokalize iç doku zararının kahverengi kokarca beslenmesiyle güçlü şekilde ilişkili olduğu, hatta bu belirtinin teşhis açısından önemli olduğu bildiriliyor. (OUP Academic) Dolayısıyla bilimsel ayrım kabaca şöyle ortaya çıkıyor: Sulu, yaygın ve çürüme karakterindeki kahverengi bozulmalar başka nedenlere işaret edebilirken; kuru, korklaşmış, belirgin beslenme hasarı taşıyan iç doku kokarca zararının göstergelerinden biri olabiliyor. Başka bir ifadeyle yalnızca “fındığın içi kahverengi” denilerek teşhis koymak mümkün değil. Dokunun yapısı, hasarın biçimi, fındığın gelişme dönemi, bahçedeki zararlı yoğunluğu ve çevresel koşullar birlikte değerlendirilmek zorunda. KTAE ÜRETİCİ İÇİN DÖRT ANA BELİRTİYİ ÖNE ÇIKARDI Enstitünün son üretici bilgilendirmesinde kahverengi kokarcanın fındıktaki zararları dört ana başlıkta sadeleştiriliyor. 1. SARI KARAMUK Kahverengi kokarca fındığın erken gelişme döneminde beslendiğinde meyvenin normal gelişimi bozulabiliyor. Meyvede gelişme durabiliyor, renk değişimi ortaya çıkabiliyor ve erken dönemde dökülme görülebiliyor. Ancak karamuk oluşumunun tek başına kahverengi kokarcaya özgü olmadığı, teşhis yapılırken diğer zararlılar ve fizyolojik nedenlerin de değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalı. 2. BOŞ İÇ Böceğin fındık içinin henüz oluşmadığı veya gelişmeye başladığı dönemde beslenmesi, kabuğun gelişmesine rağmen iç kısmın yeterince oluşmamasıyla sonuçlanabiliyor. 2026 tarihli araştırmada da haziran dönemindeki beslenmeler ile boş iç oluşumu arasında bağlantı saptandı. (OUP Academic) Ancak boş fındık da yalnızca kokarcaya özgü bir belirti değil. Döllenme, beslenme, iklim ve bitkinin fizyolojik gelişimi gibi başka faktörler de boş iç oranını etkileyebiliyor. Bu nedenle “boş çıktı, kokarca vurdu” şeklindeki doğrudan değerlendirme bilimsel teşhis yerine geçmiyor. 3. BURUŞUK İÇ Fındık içinin büyüme dönemindeki beslenmeler sonucunda iç gelişiminin sekteye uğraması, normal iriliğe ulaşamayan ve buruşmuş taneler meydana getirebiliyor. 2026 çalışması özellikle haziran sonu-temmuz ortası arasındaki iç gelişme döneminin bu zarar bakımından kritik olduğunu gösteriyor. (OUP Academic) Burada da erken hasat gibi başka faktörlerin buruşuk iç oranını artırabildiği biliniyor. Fındık Araştırma Enstitüsü, tam hasat olgunluğundan önce yapılan hasadın kurutma sonrasında buruşuk iç oranını artırabildiğini ve randımanı düşürebildiğini bildiriyor. (Tarım Orman Araştırma) Dolayısıyla buruşuk iç görüldüğünde hem zararlı baskısı hem de hasat ve gelişim koşulları birlikte değerlendirilmek zorunda. 4. LEKELİ İÇ Kahverengi kokarcanın özellikle iç gelişiminin ilerlediği dönemdeki beslenmesi, fındık içinde lokalize lekeler ve doku bozulmaları oluşturabiliyor. Bilimsel araştırmanın geç dönem için tanımladığı kuru-korklaşmış iç zararının kokarca beslenmesine özgü güçlü göstergelerden biri olduğu belirtiliyor. (OUP Academic) İşte üretici açısından sulu çürüme ile kuru beslenme lezyonunun birbirinden ayrılması burada büyük önem taşıyor. TEK BİR ERGİNİN ZARAR POTANSİYELİ DİKKAT ÇEKİCİ 2026 araştırmasının en çarpıcı sonuçlarından biri de kahverengi kokarcanın bireysel zarar kapasitesine ilişkin. Kontrollü denemelerde bir erginin sezon boyunca uygun koşullarda 537 fındığa kadar zarar verebildiği belirlendi. İç gelişiminin en hassas döneminde gerçekleştirilen denemelerde ise zarar oranının bazı koşullarda yüzde 85’e kadar ulaşabildiği bildirildi. (OUP Academic) Araştırma ayrıca zarar düzeyinin sezon ilerledikçe arttığını ve iç büyüme dönemindeki toplam zararın erken gelişme dönemine göre yaklaşık 1,6 kat daha yüksek gerçekleştiğini ortaya koydu. (OUP Academic) Bu bulgular, kokarcayla mücadelede yalnızca böceğin bahçede bulunup bulunmadığının değil, hangi dönemde ve hangi yoğunlukta bulunduğunun da belirleyici olduğunu gösteriyor. PEKİ SULU ÇÜRÜKLÜĞÜN ARKASINDA NE VAR? KTAE’nin son açıklamasında, fındıklardaki çürüklük ve sulu nekrotik oluşumların özellikle mevsim koşulları, yağışlı dönemler, yüksek nem ve yetersiz hava sirkülasyonuyla bağlantılı olabileceğine dikkat çekiliyor. Bu noktada bahçenin yapısı önemli hale geliyor. Sık ve kontrolsüz gelişmiş ocaklar, birbirinin içine giren dallar, güneşlenmenin azalması, havanın bahçe içerisinde yeterince hareket edememesi ve uzun süreli yaprak-meyve ıslaklığı bazı hastalık etmenlerinin gelişmesi açısından daha uygun mikroklima oluşturabiliyor. Fındık Araştırma Enstitüsünün hastalıkla ilgili teknik bilgilerinde de bazı fungal etmenlerin gelişim ve bulaşmasında yüksek bağıl nem, yağış ve rutubetli ortamların önemli rol oynadığı belirtiliyor. (Tarım Orman Araştırma) Bu nedenle KTAE’nin üreticiye verdiği temel kültürel mücadele mesajlarından biri açık: Bahçede nem birikimini azaltacak budama ve hava sirkülasyonu ihmal edilmemeli. HASAT SONRASI ÇÜRÜKLE BAHÇEDEKİ ZARAR DA BİRBİRİNE KARIŞABİLİR Sorunun bir başka boyutu da hasat sonrasında ortaya çıkıyor. Fındık dalından sağlıklı biçimde ayrılmış olsa bile yanlış soldurma, yetersiz kurutma, yağmur altında bekletme, naylon çuvallarda uzun süre tutma veya yüksek nemli depolama koşulları ürünün daha sonra bozulmasına yol açabiliyor. Fındık Araştırma Enstitüsüne göre erken hasat edilen üründeki yüksek nem, kurutmayı güçleştiriyor; göbek boşluğunda çürüme riskini artırabiliyor. (Tarım Orman Araştırma) Hasat sonrası teknik bilgilere göre kabuklu fındıkta depolama öncesinde nemin kontrol edilmesi gerekiyor ve “gizli çürük” bulunması yetersiz hasat, kurutma veya depolama koşullarının göstergelerinden biri kabul ediliyor. (Tarım Orman Araştırma) Yetersiz kurutulan ve yüksek nemle muhafaza edilen fındıkta küflenme, kızışma ve acılaşmanın görülebildiği de Bakanlığın teknik kaynaklarında belirtiliyor. (Tarım Orman Araştırma) Bu nedenle hasat sonrasında görülen bir iç çürüklüğün de otomatik olarak bahçede meydana gelmiş kokarca zararına bağlanması mümkün değil. AYNI GÖRÜNTÜ, FARKLI NEDENLER Fındıkta kalite kusurlarının teşhisini zorlaştıran en önemli konu, farklı nedenlerin zaman zaman birbirine benzeyen belirtiler ortaya çıkarabilmesi. Örneğin; boş iç hem böcek zararının hem fizyolojik gelişim sorunlarının sonucu olabilir. Buruşuk iç kokarca beslenmesi sonucunda oluşabileceği gibi erken hasatla da artabilir. Kararmış iç, böcek beslenme lekesinden kaynaklanabileceği gibi fungal bozulma veya hasat sonrası kötü muhafaza koşullarında da ortaya çıkabilir. Çürük iç ise farklı mikroorganizma ve çevre koşullarının etkisiyle gelişebilir. Nitekim Türkiye’de fındık örnekleri üzerinde yürütülmüş başka araştırmalarda iç çürüklüklerinde Aspergillus, Penicillium, Alternaria, Fusarium gibi çeşitli fungal etmenlerin varlığı da gösterildi. (TRDizin) Bu tablo KTAE’nin “Doğru teşhis, doğru mücadele demektir” mesajının neden önemli olduğunu ortaya koyuyor. ZARARIN ZAMANI TEŞHİSTE ANAHTAR OLABİLİR Bilimsel araştırmalar ışığında üreticinin bakması gereken yalnızca hasarlı tanenin son görüntüsü değil. Fındığın gelişme takvimi de önemli ipucu taşıyor. Erken dönemde gerçekleşen yoğun beslenme meyvenin gelişmeden dökülmesine veya kabuk ve iç gelişiminin durmasına yol açabilirken, orta dönemdeki beslenme boş veya buruşuk iç oluşturabiliyor. Geç dönemde ise meyve içindeki beslenme alanının etrafında daha belirgin doku değişimleri ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle bahçede feromon tuzaklarıyla veya düzenli gözlemle kokarca popülasyonunun ne zaman yükseldiğinin bilinmesi, hasat sonrasında görülen zararın yorumlanmasına da yardımcı oluyor. 2026 tarihli bilimsel çalışma da mücadele zamanının zararlının biyolojisiyle birlikte fındığın fenolojik dönemine göre planlanması gerektiğini özellikle vurguluyor. (OUP Academic) KARADENİZ’DE 2018’DEN BU YANA SİSTEMATİK ARAŞTIRMA YÜRÜTÜLÜYOR KTAE’nin kahverengi kokarca çalışmaları son açıklamayla başlamış değil. Enstitünün resmi proje kayıtlarına göre zararlının feromon tuzaklarla izlenmesi ve yoğunluğunun belirlenmesine yönelik çalışmalar 2018-2021 döneminde yürütüldü. 2019-2023 yıllarında ise zararlının Türkiye’deki konukçuları, mevsimsel hareketleri, mücadele açısından kritik biyolojik dönemleri ve fındıktaki ekonomik zarar eşiğinin belirlenmesine yönelik proje gerçekleştirildi. 2021’de kahverengi kokarcanın yumurta parazitoiti Trissolcus japonicus, kamuoyunda bilinen adıyla samuray arıcığının üretimine yönelik laboratuvar altyapısı kuruldu. Sonraki yıllarda feromonla izleme, cezbet-öldür sistemleri, biyolojik mücadele, yerli fungus ve bakterilerin kullanılması, farklı tuzak sistemlerinin geliştirilmesi ve ülkesel entegre mücadele yönetimi projeleri programa dahil edildi. Enstitünün resmi listesinde kahverengi kokarca konusunda devam eden veya tamamlanan 13 ayrı proje başlığı bulunuyor. (Tarım Orman Araştırma) MÜCADELE ARTIK SADECE İLAÇLAMADAN İBARET DEĞİL Tarım ve Orman Bakanlığının mevcut yaklaşımı kahverengi kokarcaya karşı tek yöntem yerine entegre mücadeleyi esas alıyor. Bu yaklaşımın içinde; zararlının feromon tuzaklarla izlenmesi, kışlak alanlarda popülasyonun azaltılması, biyoteknik yöntemler, gerektiğinde ruhsatlı kimyasal mücadele, samuray arıcığıyla biyolojik mücadele, bahçe takibi ve zararlının kritik dönemlerine göre müdahale bulunuyor. Bakanlık 2026 yılı eğitim programında da 81 il ve ilçe müdürlüğündeki teknik personele kahverengi kokarca mücadele talimatı, entegre yaklaşım, biyolojik ve biyoteknik mücadele konularında eğitim verdi. (Tarım ve Orman Bakanlığı) KTAE’nin resmi bilgilerinde kimyasal mücadelenin kısa vadede popülasyonu azaltabilmesine karşılık, böceğin güçlü uçuş kapasitesi, çok sayıda bitkide beslenebilmesi ve yüksek üreme potansiyeli nedeniyle uzun vadeli mücadelede tek başına yeterli olmayabileceğine dikkat çekiliyor. (Tarım Orman Araştırma) SAMURAY ARICIĞI UZUN VADELİ MÜCADELENİN AYAĞI Kahverengi kokarcanın doğal düşmanlarından Trissolcus japonicus, zararlının yumurtalarının içine kendi yumurtasını bırakarak kahverengi kokarca yavrusunun gelişmesini engelliyor. KTAE bünyesinde 2021’de biyolojik mücadele laboratuvarı kuruldu; 2022’de İtalya’dan getirilen parazitoitle üretim süreci başlatıldı ve 2023’te Artvin ile Rize’de ilk salımlar gerçekleştirildi. KTAE verilerine göre 2024’te 34 ilde 816 noktada salım yapıldı, 2025’te uygulama 40 ile yayıldı. (Tarım Orman Araştırma) 2026 yılı stratejisi de Şubat ayında KTAE’nin Samsun’daki merkezinde yapılan toplantıda yeniden değerlendirildi. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Bu çalışmaların amacı kokarcayı tamamen ortadan kaldırmaktan çok, istilacı türün popülasyonunu zaman içerisinde ekonomik zarar seviyesinin altında tutabilecek biyolojik bir denge oluşturmak. ÜRETİCİ İÇİN EN ÖNEMLİ SONUÇ: ÖNCE TEŞHİS KTAE’nin son açıklaması, 2026 fındık sezonunda üreticinin karşı karşıya bulunduğu tartışmaya önemli bir bilimsel çerçeve getiriyor. Bahçeden çıkan çürük, buruşuk, boş veya lekeli her fındığın aynı nedene bağlanması doğru değil. Kahverengi kokarca gerçek ve ciddi bir zararlı. Ancak fındıktaki bütün kalite kusurlarının nedeni kahverengi kokarca değil. Aynı şekilde “çürüklük kokarca değildir” ifadesini, kokarcanın fındık içerisinde doku bozukluğu veya nekrotik zarar oluşturamayacağı şeklinde yorumlamak da bilimsel araştırmalarla örtüşmüyor. Buradaki temel ayrım özellikle sulu-yaygın çürüme ile kokarca beslenmesinin oluşturduğu kuru, lokalize ve korklaşmış doku zararının birbirinden ayrılması. Üreticinin karşılaştığı zararın nedenini belirleyebilmek için tanenin görünümünün yanı sıra fındığın gelişme dönemi, bahçedeki kokarca popülasyonu, yağış ve nem koşulları, bahçenin hava sirkülasyonu, hasat zamanı, kurutma ve depolama şartlarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. KTAE’nin açıklamasının özünde de tam olarak bu var: Doğru teşhis yapılmadan doğru mücadele yapılamaz. Fındık üreticisinin hem gereksiz ve yanlış mücadele maliyetinden korunması hem de gerçek kokarca baskısının gözden kaçırılmaması için, hasarlı tanelerin tek bir görüntü üzerinden değil bilimsel belirtiler ve üretim süreci birlikte değerlendirilerek teşhis edilmesi gerekiyor.

SAMURAY ARISINDA YENİ AŞAMA: ARAZİ DENEMELERİ SÜRÜYOR Haber

SAMURAY ARISINDA YENİ AŞAMA: ARAZİ DENEMELERİ SÜRÜYOR

KAHVERENGİ KOKARCAYA KARŞI SAMURAY ARISINDA YENİ AŞAMA: ARAZİ DENEMELERİ SÜRÜYOR Fındığın en önemli tehditlerinden biri haline gelen kahverengi kokarcaya karşı biyolojik mücadelede yeni bir aşamaya geçildi. Giresun Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Samuray arısının doğada hangi uygulama yöntemleriyle daha etkili kullanılabileceğinin belirlenmesi amacıyla yürüttüğü araştırmanın arazi çalışmalarını sürdürüyor. Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünün verdiği görevler doğrultusunda, kahverengi kokarcaya karşı biyolojik mücadelede kullanılan Samuray arısının (Trissolcus japonicus) doğada kullanımına yönelik araştırma projesinde saha çalışmalarının devam ettiğini açıkladı. Enstitü tarafından yapılan açıklamada, projenin temel amacının Samuray arısının farklı uygulama yöntemlerinin gerçek arazi koşullarındaki etkinliğini ortaya koymak olduğu belirtildi. DENEME ALANLARINA TÜL KAFESLER YERLEŞTİRİLDİ Araştırmanın arazi aşamasında öncelikle deneme alanları oluşturuldu ve belirlenen noktalara tül kafesler yerleştirildi. Çalışmanın devamında ise Samuray arısı tarafından parazitlenmiş kahverengi kokarca yumurtaları bu alanlara bırakıldı. Enstitü açıklamasında çalışmalar, “Proje kapsamında, Samuray arısının farklı uygulama yöntemlerinin arazi koşullarındaki etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanıyor” ifadeleriyle duyuruldu. Araştırma sonucunda elde edilecek bulguların, Samuray arısının hangi yöntem ve koşullarda daha başarılı olduğunun ortaya konulmasına ve biyolojik mücadelenin sahada daha etkin kullanılmasına katkı sağlaması bekleniyor. Samuray arısı, kahverengi kokarcanın ergin bireylerine saldıran bir tür değil; zararlının yumurtalarını parazitleyen çok küçük bir faydalı böcek olarak görev yapıyor. Dişi Samuray arısı, kahverengi kokarcanın yumurtalarının içerisine kendi yumurtalarını bırakarak bu yumurtalardan yeni kokarcaların çıkmasını engelliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, Samuray arısının insanlara, hayvanlara ve bal arılarına zarar vermediğini bildiriyor. (Kahverengi Kokarca) KAHVERENGİ KOKARCA TÜRKİYE’YE NASIL GELDİ, MÜCADELE NASIL GELİŞTİ? Kahverengi kokarcaya karşı bugün gelinen biyolojik mücadele aşamasının arkasında yaklaşık 10 yıllık bir takip, araştırma ve mücadele süreci bulunuyor. 2015: GÜRCİSTAN’DA YAYILMAYA BAŞLADI Uzak Doğu Asya kökenli istilacı bir tür olan Halyomorpha halys, 2015 yılında Türkiye sınırına komşu Gürcistan’da yayılmaya başladı. Zararlının özellikle fındık üretim alanlarında oluşturabileceği risk üzerine Türkiye’de de tedbir hazırlıkları gündeme geldi. (Kahverengi Kokarca) 2016: TÜRKİYE SINIR HATTINDA TAKİBE BAŞLADI Tarım ve Orman Bakanlığı, zararlı henüz Türkiye’de resmi olarak tespit edilmeden önce 2016 yılında Gürcistan sınırına yakın 6 il ve 49 ilçede görev yapan 72 teknik personele eğitim vererek sürvey çalışmalarını başlattı. (Kahverengi Kokarca) 2017: TÜRKİYE’DE İLK KEZ TESPİT EDİLDİ Yapılan sürveyler sonucunda kahverengi kokarca 2017 yılında Türkiye’de ilk kez Artvin ve Rize’nin Gürcistan sınırına yakın ilçelerinde tespit edildi. Fındık Araştırma Enstitüsü kayıtlarında ilk yoğun tespit alanları arasında Artvin’in Kemalpaşa ve Hopa ilçeleri de gösterildi. (Kahverengi Kokarca) Zararlının yüksek çoğalma kapasitesi ve çok sayıda bitki türüyle beslenebilmesi, kısa sürede Doğu Karadeniz’in en önemli bitki sağlığı sorunlarından biri haline gelmesine neden oldu. Kahverengi kokarca başta fındık olmak üzere 300’den fazla bitkisel üründe zarar oluşturabiliyor. Fındıkta meyve oluşumundan hasada kadar beslenerek boş, şekilsiz ve lekeli meyve oluşumuna, kalite ve randıman kaybına yol açabiliyor. (Araştırma Kuruluşları) 2018: BİYOLOJİK MÜCADELE İÇİN İLK AR-GE ADIMLARI 2018 yılında Bakanlık tarafından eğitim faaliyetleri genişletilirken, yalnızca kimyasal mücadeleyle kalıcı sonuç alınamayacağı değerlendirilerek entegre mücadele modeli üzerinde çalışılmaya başlandı. Aynı dönemde Samuray arısı üretilebilmesi için biyolojik mücadele laboratuvarlarının kurulmasına yönelik hazırlıklar ve Ar-Ge yatırımları başlatıldı. (Kahverengi Kokarca) 2019: ÇALIŞTAYLAR VE SAHA BİLGİLENDİRMELERİ 2019 yılında il ve ilçe tarım müdürlükleri, ziraat odaları, ticaret borsaları ve üreticilere yönelik bilgilendirme çalışmaları artırıldı. 18 Nisan 2019’da Artvin’de, 19 Nisan 2019’da ise Rize’de “Kahverengi Kokarca Mücadelesi Çalıştayı” gerçekleştirildi. Zararlıya karşı kimyasal mücadelede kullanılmak üzere geçici bitki koruma ürünü tavsiyeleri de bu süreçte devreye alındı. (Kahverengi Kokarca) 2021–2022: SAMURAY ARISI İÇİN LABORATUVAR ALTYAPISI KURULDU Biyolojik mücadele çalışmalarındaki önemli eşiklerden biri 2021 yılında laboratuvar altyapısının tamamlanmasıyla geçildi. 2022 yılında ise kahverengi kokarcanın doğal düşmanı olarak kullanılan ilk Trissolcus japonicus bireyleri yurt dışından getirilerek üretim çalışmalarının temeli oluşturuldu. (Kahverengi Kokarca) 2023: İLK BÜYÜK SAMURAY ARISI SALIMLARI 2023 yılında Türkiye’de biyolojik mücadele kapsamında ilk önemli saha salımları başladı. Artvin’in Borçka, Hopa ve Arhavi ilçeleri ile Rize’nin Fındıklı ilçesinde ilk salımlar gerçekleştirildi. Yıl içerisinde Türkiye genelinde 22 bin Samuray arısı doğaya bırakıldı. (Araştırma Kuruluşları) Aynı yıl Giresun’da da zararlının yoğunluğu belirgin şekilde arttı. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre Merkez, Eynesil, Tirebolu, Espiye ve Keşap ilçelerinde yoğunluk artışı gözlendi. (Giresun Tarım ve Orman Müdürlüğü) Artan risk üzerine Bakanlık tarafından hazırlanan Kahverengi Kokarca Eylem Planı, 25 Ekim 2023’te yapılan toplantının ardından son şeklini aldı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) 2024: MÜCADELE KARADENİZ’DEN TÜRKİYE GENELİNE YAYILDI 2024 yılında Samuray arısı üretimi ve salımları büyük ölçüde artırıldı. Yıl sonunda Türkiye genelinde 35 ilde 207 bin 286 Samuray arısı üretildi ve doğaya bırakıldı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Giresun da biyolojik mücadelede öncelikli illerden biri oldu. 7 Haziran 2024 tarihinde Keşap’ta 2 bin Samuray arısı doğaya salındı. (Giresun Tarım ve Orman Müdürlüğü) Bu süreçte mücadele yalnızca Samuray arısıyla sınırlandırılmadı; mekanik toplama, feromon tuzaklarla cezbet-öldür yöntemi, uygun dönemlerde kimyasal mücadele ve kışlak ilaçlamaları birlikte uygulanmaya devam etti. 2025: GİRESUN’DA 90 BİNİ AŞKIN SAMURAY ARISI SALINDI 2025 yılı biyolojik mücadelede çok daha geniş çaplı bir uygulamaya sahne oldu. Türkiye genelinde 40 ilde 1 milyon 156 bin 328 Samuray arısı doğaya bırakıldı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Giresun’da ise mücadele dikkat çekici boyutlara ulaştı. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün 2025 Faaliyet Raporu'na göre il genelinde: 90 bin 664 Samuray arısı doğaya salındı, 20 bin 938 tuzak ve 21 bin 800 feromon dağıtıldı. Ayrıca ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde toplam 415 köy ve mahallede 75 bin 250 kışlak alanında biyosidal mücadele gerçekleştirildi. 176 bin 703 dekar alanda da kahverengi kokarcaya yönelik kimyasal mücadele çalışması yürütüldü. Böylece Giresun’da mücadele; kışlak mücadelesi + mekanik mücadele + feromon tuzakları + gerektiğinde kimyasal mücadele + Samuray arısıyla biyolojik mücadele şeklinde çok yönlü bir modele dönüştü. 2026: SAMURAY ARISINDA HEM SALIM HEM BİLİMSEL ARAŞTIRMA DÖNEMİ 2026 yılının Şubat ayında Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünde gerçekleştirilen toplantıda 2025 yılı sonuçları değerlendirilerek 2026 Samuray arısı üretim ve salım stratejisi ele alındı. Toplantıya Giresun Fındık Araştırma Enstitüsü de katıldı. (Araştırma Kuruluşları) 2 Temmuz 2026 tarihinde Fındık Araştırma Enstitüsü tarafından üretilen Samuray arıları Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin’de eş zamanlı olarak doğaya bırakıldı. (Araştırma Kuruluşları) Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın 4 Ağustos 2026 tarihli açıklamasına göre ise 2026 yılı içerisinde Türkiye genelinde doğaya salınan Samuray arısı sayısı 1 milyon 650 bine ulaştı. Aynı dönemde 859 bin 329 hanede kışlak mücadelesi gerçekleştirildi. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Bakanlık ayrıca 2026 yılında kahverengi kokarcanın fındıkta oluşturduğu ekonomik kayıpların ve optimum kimyasal mücadele zamanının belirlenmesi ile zararlının farklı konukçulardaki popülasyon dinamiklerinin ortaya çıkarılması amacıyla iki yeni bilimsel proje başlattı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) ŞİMDİ HEDEF: SAMURAY ARISININ SAHADAKİ ETKİNLİĞİNİ ARTIRMAK Fındık Araştırma Enstitüsünün bugün sürdürdüğü arazi denemeleri, kahverengi kokarcayla mücadelede gelinen yeni aşamayı oluşturuyor. Artık yalnızca “Kaç Samuray arısı üretilecek ve doğaya bırakılacak?” sorusuna değil, “Hangi uygulama yöntemiyle, hangi arazi koşullarında ve nasıl daha yüksek başarı sağlanabilir?” sorusuna da bilimsel yanıt aranıyor. Enstitünün tül kafesler ve parazitlenmiş kahverengi kokarca yumurtalarıyla yürüttüğü denemelerin sonuçları, biyolojik mücadelenin gelecekte daha doğru ve etkin planlanması açısından önem taşıyor. Uzmanların ve Bakanlığın uyguladığı modelde temel yaklaşım ise değişmiyor: Kahverengi kokarcayla mücadelede tek bir yönteme dayanmak yerine mekanik, biyoteknik, biyolojik ve gerektiğinde kimyasal yöntemlerin birlikte ve doğru zamanda uygulanması gerekiyor. Samuray arısının ise uzun vadede doğal biyolojik dengenin kurulması ve kimyasal mücadele ihtiyacının azaltılmasında kritik rol üstlenmesi hedefleniyor. (Kahverengi Kokarca)

FINDIKTA HASAT SONRASI MÜCADELE : Haber

FINDIKTA HASAT SONRASI MÜCADELE :

FINDIKTA HASAT SONRASI MÜCADELE : KOKARCA VE FİLİZ GÜVESİNE KRİTİK UYARI Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, fındık üreticilerini hasat sonrası dönem için uyardı. Bahçelerde yapılacak doğru zamanlı mücadelenin hem Fındık Filiz Güvesi üzerindeki baskıyı artırabileceği hem de kışlaklara çekilmeye hazırlanan Kahverengi Kokarca popülasyonunun gelecek sezona taşınmasını azaltabileceği bildirildi. Uzman verileri ise mücadelenin rastgele ilaçlama yerine zararlı yoğunluğu, biyolojik dönem ve ekonomik zarar eşiğine göre yürütülmesinin önemine işaret ediyor. Giresun’da fındık hasadının ardından bahçelerde yeni bir dönem başladı. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, üreticilere yaptığı duyuruda Kahverengi Kokarca ile Fındık Filiz Güvesine karşı hasat sonrası mücadelenin önemine dikkat çekti. İl Müdürlüğü, bu dönemde uygun koşullarda gerçekleştirilecek mücadelenin Fındık Filiz Güvesinin kontrolüne katkı sağlarken, bahçelerde bulunan Kahverengi Kokarcaların kışlama dönemine yüksek yoğunlukla girmesini de engelleyebileceğini bildirdi. Bilimsel veriler de özellikle Kahverengi Kokarca açısından hasattan sonraki dönemin önemli olduğunu ortaya koyuyor. Zararlı, yaz sonundan itibaren tarım alanlarından ev, depo, ahır ve benzeri korunaklı noktalara yönelerek kışlama dönemine hazırlanıyor. Bu nedenle popülasyonun kışlağa girmeden önce baskılanması, bir sonraki üretim sezonuna taşınacak ergin sayısının azaltılması açısından önem taşıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı da Kahverengi Kokarcaya karşı yalnızca kimyasal mücadeleyi değil; mekanik, biyoteknik ve biyolojik yöntemlerin birlikte kullanıldığı entegre mücadele sistemini esas alıyor. KAHVERENGİ KOKARCA FINDIKTA NEDEN BU KADAR TEHLİKELİ? Bilimsel adı Halyomorpha halys olan Kahverengi Kokarca, sokucu-emici ağız yapısına sahip istilacı bir zararlı. Fındığın gelişmekte olan meyvelerinde beslenerek ürünün yalnızca miktarını değil, iç kalitesini de etkileyebiliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre zararlının fındıktaki beslenmesi; boş, şekilsiz ve lekeli iç oluşumuna, dolayısıyla kalite ve verim kayıplarına yol açabiliyor. 2026 yılında Journal of Economic Entomology dergisinde yayımlanan ve Türkiye'nin Doğu-Orta Karadeniz Bölgesi ile ABD'nin Oregon eyaletindeki fındık bahçelerini kapsayan araştırma da zararın fındığın gelişme dönemine göre değiştiğini ortaya koydu. Araştırmada erken dönemde kabuk ve iç gelişim bozuklukları, daha sonraki dönemlerde buruşuk ve mantarımsı lekeli iç gibi farklı zarar şekilleri belirlendi. Çalışmada zararın özellikle iç gelişiminin hızlandığı dönemlerde ciddi boyutlara ulaşabileceği gösterildi. Daha önce Oregon State University araştırmacıları tarafından yapılan kontrollü çalışmalarda da Kahverengi Kokarcanın fındık içi oluşmadan önce yaptığı emginin boş kabuklara, iç gelişimi sırasında yaptığı zararın şekilsiz içlere, olgunlaşmaya yakın dönemdeki emginin ise içte nekrotik ve mantarımsı lekelenmelere yol açabildiği belirlenmişti. HASAT SONRASI MÜCADELE NEDEN ÖNEMLİ? Hasadın tamamlanması, Kahverengi Kokarca açısından mücadele döneminin sona erdiği anlamına gelmiyor. Zararlı, sonbaharla birlikte kışlamak üzere fındık bahçelerinden çevredeki korunaklı alanlara yöneliyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, özellikle ağustos sonu ve eylül başından itibaren kışlama hareketinin başlamasıyla birlikte kapalı alanlarda ve kümelenme noktalarında mekanik mücadelenin önemine dikkat çekiyor. Feromon tuzakları ve “cezbet-öldür” uygulamaları da entegre mücadele araçları arasında bulunuyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü de önceki yıllarda yaptığı saha çalışmalarında, hasat sonrasında bahçesinde Kahverengi Kokarca bulunan üreticilerin kışlak döneminden önce mücadele etmesinin bir sonraki sezon popülasyonunun azaltılması açısından önemli olduğunu açıklamıştı. Bu nedenle hasat sonrası mücadele, yalnızca o yıl bahçede kalan bireyleri hedefleyen bir uygulama olarak değil, gelecek yılın zararlı baskısını azaltmaya yönelik tamamlayıcı bir mücadele aşaması olarak değerlendiriliyor. FİLİZ GÜVESİNDE RASTGELE İLAÇLAMA YOK: YÜZDE 15 EŞİĞİ ÖNEMLİ Bilimsel adı Gypsonoma dealbana olan Fındık Filiz Güvesinde ise mücadele kararının bahçede yapılacak örneklemeye göre verilmesi gerekiyor. Tarım ve Orman Bakanlığı TAGEM'in “Zirai Mücadele Teknik Talimatları”na göre zararlının larvaları temmuz ayından itibaren fındık yapraklarında besleniyor. Yaprağın alt yüzünde damarların birleştiği bölgelerde ağ ve beslenme artıklarının oluşturduğu karakteristik kahverengi lekeler ortaya çıkıyor. Sonbaharda larvalar erkek çiçeklere, göz diplerine ve kozalaklara geçerek kışlama dönemine hazırlanıyor. Asıl zarar sonraki ilkbaharda daha belirgin hale gelebiliyor. Larvalar sürgünlerin özüne girerek galeri açabiliyor ve sürgün uçlarının kurumasına neden olabiliyor. Bakanlığın teknik talimatında tek bir larvanın beş ayrı sürgünü kurutabileceği belirtiliyor. Ancak burada önemli bir bilimsel ayrıntı bulunuyor: Her bahçede otomatik olarak ilaçlama yapılması önerilmiyor. TAGEM talimatına göre önce bahçede örnekleme yapılması gerekiyor. İşaretlenen ocakların alt, orta ve üst bölümlerinden yapraklar alınarak zarar oranı belirleniyor. Zarar görmüş yaprakların oranı yüzde 15'e ulaştığında kimyasal mücadele eşiğinin oluştuğu kabul ediliyor. Mücadelenin de larvalar yapraklardan erkek çiçek ve kozalaklara geçmeden, yaprak dökümünün başlangıcına kadar tamamlanması öneriliyor. Bu durum, üreticinin yalnızca takvime bakarak değil, bahçesindeki gerçek zararlı yoğunluğunu kontrol ederek karar vermesinin önemini ortaya koyuyor. İLAÇLAMA NASIL YAPILMALI? Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün üreticilere yönelik duyurusunda, kimyasal mücadele yapılmasına karar verilen bahçelerde kullanılacak Bitki Koruma Ürününün mutlaka fındıkta ilgili zararlıya karşı ruhsatlı olması gerektiği vurgulandı. İl Müdürlüğünün açıklamasına göre ilaçlamada dekara, yaklaşık 40-50 fındık ocağı için belirlenen ürün dozu; motorlu sırt atomizörü kullanıldığında en az 30-35 litre, motorlu pülverizatör kullanıldığında ise yaklaşık 100 litre suyla uygulanmalı. Uygulamanın fındık ocaklarının alt bölümlerinden başlanarak yukarıya doğru yapılması ve bitkinin gerekli yüzeylerinde yeterli kaplama sağlanması gerekiyor. Fındık Filiz Güvesiyle ilgili Bakanlık teknik talimatında da uygulamanın bütün yaprak yüzeylerinde yeterli kaplama sağlayacak şekilde yapılması gerektiği belirtiliyor. ARICILAR İÇİN KRİTİK UYARI İlaçlama yapılacak bölgelerde yalnızca fındık üreticilerinin değil, arıcıların da önceden bilgilendirilmesi gerekiyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, ilaçlama başlamadan önce arı kolonilerinin uygulama sahası dışına çıkarılması gerektiğini bildirdi. Kimyasal uygulamalarda etiket talimatlarına, uygulama dozuna, çevresel tedbirlere ve ürünün son kullanım ile hasat arasındaki güvenli sürelerine uyulması hem gıda güvenliği hem de faydalı böceklerin korunması açısından önem taşıyor. HAYVAN OTLATILMAMALI, MEYVE TÜKETİLMEMELİ İl Müdürlüğü ayrıca insan ve hayvan sağlığının korunması açısından ilaçlanan bahçelerde gerekli bekleme süresine dikkat edilmesini istedi. Kullanılan Bitki Koruma Ürününün etiketinde belirtilen süreler tamamlanmadan bahçede hayvan otlatılmaması ve bahçedeki meyvelerin tüketilmemesi gerekiyor. Ürünün dozu, kullanım alanı ve bekleme süresi üründen ürüne değişebildiğinden üreticilerin kulaktan dolma bilgilerle hareket etmemesi önem taşıyor. İLAÇ TEK BAŞINA ÇÖZÜM DEĞİL Kahverengi Kokarcayla mücadelede bilim dünyasının giderek daha fazla üzerinde durduğu yaklaşım ise Entegre Zararlı Yönetimi — IPM. Bu yaklaşım; bahçelerde düzenli popülasyon takibi,ekonomik zarar eşiğinin değerlendirilmesi,mekanik mücadele,feromon tuzakları,biyolojik mücadele,gerekli olduğunda ruhsatlı Bitki Koruma Ürünlerinin doğru zamanda kullanılması gibi yöntemlerin birlikte uygulanmasını öngörüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı da Kahverengi Kokarcaya yönelik mücadele stratejisinin entegre mücadele esasına dayandığını açıklıyor. Biyolojik mücadelede zararlının yumurtalarını parazitleyen Samuray arıcığı (Trissolcus japonicus) üzerinde çalışmalar yürütülürken, feromon tuzakları da zararlının izlenmesinde ve “cezbet-öldür” yönteminde kullanılıyor. BUGÜN YAPILAN MÜCADELE GELECEK SEZONU ETKİLEYEBİLİR Uzman verileri değerlendirildiğinde fındık bahçelerinde hasat sonrasındaki birkaç haftalık dönem, özellikle zararlıların kışlamaya hazırlanması nedeniyle önemli bir mücadele penceresi oluşturuyor. Ancak bilimsel yaklaşımın temel noktası “çok ilaç değil, doğru zamanda ve gerektiği kadar mücadele” olarak öne çıkıyor. Kahverengi Kokarcanın bulunduğu bahçelerde popülasyonun takip edilmesi, kışlaklara çekilmeden önce gerekli tedbirlerin alınması; Fındık Filiz Güvesinde ise öncelikle zarar oranının belirlenerek ekonomik mücadele eşiğinin değerlendirilmesi gerekiyor. Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, kullanılacak Bitki Koruma Ürünlerinin yetkilendirilmiş bayilerden temin edilmesini ve uygulamaların Bitki Koruma Ürünleri Uygulama Belgesine sahip kişiler tarafından gerçekleştirilmesini istedi. Üreticiler ayrıntılı ve bahçelerine özel bilgi için Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile ilçe Tarım ve Orman Müdürlüklerine başvurabilecek.

FINDIKTA YENİ DÖNEMİN YOL HARİTASINI MASAYA YATIRDI Haber

FINDIKTA YENİ DÖNEMİN YOL HARİTASINI MASAYA YATIRDI

FINDIKTA YENİ DÖNEMİN YOL HARİTASINI MASAYA YATIRDI PLANETNUTS DAY AVELLANOS 2026, 200’Ü AŞKIN SEKTÖR TEMSİLCİSİNİ BULUŞTURDU Şili’nin dünya fındık pazarındaki hızlı yükselişinin ardından üretim, verimlilik, hastalık yönetimi, kalite, teknoloji ve ihracatın geleceği Los Ángeles’te tartışıldı. 200’ü aşkın üretici, danışman, araştırmacı, yatırımcı ve şirket temsilcisinin katıldığı PlanetNuts Day Avellanos 2026’da, büyüyen üretimin daha profesyonel, sağlıklı ve rekabetçi bir yapıyla yönetilmesi gerektiği öne çıktı. Şili’nin Avrupa fındığındaki büyümesini teknik ve ticari yönleriyle ele alan PlanetNuts Day Avellanos 2026, 13 Ağustos Perşembe günü Biobío Bölgesi’ndeki Los Ángeles kentinde gerçekleştirildi. Casa Laura’da düzenlenen toplantıya 200’ü aşkın üretici, danışman, araştırmacı, uzman, yatırımcı, sanayi temsilcisi ve tarımsal çözüm sağlayıcısı katıldı. PlanetNuts, etkinliğin ardından yaptığı açıklamada toplantıyı bilgi paylaşımı, deneyim aktarımı ve sektörün temel sorunları ile fırsatlarının değerlendirilmesi bakımından önemli bir buluşma olarak nitelendirdi. Organizasyon, toplantının Şili’de Avrupa fındığı yetiştiriciliğinin gelişimini güçlendiren bir öğrenme ve iş birliği platformu oluşturduğunu bildirdi. PlanetNuts’ın toplantı sonrası açıklaması BÜYÜYEN ÜRETİMİN NASIL YÖNETİLECEĞİ TARTIŞILDI Toplantının ana eksenini, Şili’de hızla genişleyen Avrupa fındığı üretiminin verimlilik, bitki sağlığı, kalite ve sanayi kapasitesiyle birlikte büyütülmesi oluşturdu. Şili’de çok sayıda genç fındık bahçesinin henüz tam verime ulaşmamış olması, önümüzdeki yıllarda üretim miktarının daha da artacağına işaret ediyor. Bu büyüme aynı zamanda daha fazla teknik danışmanlık, hastalık takibi, mekanizasyon, depolama, işleme ve ihracat kapasitesi gerektiriyor. Etkinlik öncesinde PlanetNuts Genel Müdürü José Pablo Correa, Avrupa fındığının artık Şili için gelişmekte olan bir ürün olmaktan çıktığını ve ülkenin güneyindeki meyveciliğin temel ürünlerinden birine dönüştüğünü açıklamıştı. Correa, bundan sonraki dönemin daha fazla teknoloji, güçlü bitki sağlığı ve profesyonel bahçe yönetimi gerektirdiğini belirtmişti. Reporte Agrícola’nın etkinlik değerlendirmesi Toplantıda ortaya çıkan genel çerçeve de bu değerlendirmeyi destekledi: Şili fındık sektörünün önündeki temel mesele artık yalnızca yeni alanların dikime açılması değil, büyüyen üretimin sürdürülebilir ve rekabetçi bir yapıyla yönetilmesi. GABRIEL AGUILAR SAHADAKİ ÜRETİM SORUNLARINI ELE ALDI Avrupa fındığı danışmanı Gabriel Aguilar, toplantının ana konuşmacıları arasında yer aldı. Aguilar’ın değerlendirmeleri; bahçe yönetimi, bitkinin dengeli gelişimi, verimlilik, iklim koşulları ve üreticilerin sahada karşılaştığı teknik sorunlar üzerinde yoğunlaştı. Aguilar’ın daha önce yayımlanan teknik çalışmalarında, Şili’de fındık bahçelerinin yalnızca hastalık etmenleri nedeniyle değil; kök gelişimi, yetersiz veya dengesiz besleme, sulama sorunları, düşük sıcaklıklar ve bahçedeki genel fizyolojik zayıflık nedeniyle de zarar görebildiği belirtiliyor. Özellikle Xanthomonas arboricola pv. corylina kaynaklı bakteriyel hastalıkların, zayıf ve dengesiz gelişen bahçelerde daha ağır sonuçlara yol açabildiğine dikkat çekiliyor. Aguilar’a göre hastalık görüldüğünde yalnızca kimyasal mücadeleye yönelmek yerine hastalığın gelişmesine imkân veren kök, toprak, besleme ve sulama sorunları da araştırılmalı. Gabriel Aguilar’ın Avrupa fındığında bakteriyel hastalıklara ilişkin değerlendirmesi Bu yaklaşımın toplantıya yansıyan temel çözüm önerisi; bahçelerin düzenli izlenmesi, toprak ve yaprak analizlerinin yapılması, sulama ve besleme programlarının bahçenin gerçek ihtiyacına göre düzenlenmesi ve koruyucu uygulamaların iklim koşullarına göre planlanması oldu. SCocco: BÜYÜME, TEKNİK VE LOJİSTİK ALTYAPIYLA DESTEKLENMELİ AgriChile Genel Müdürü Camilo Scocco, Şili fındık sektörünün bugünkü durumunu, gelişme potansiyelini ve uluslararası rekabetteki geleceğini değerlendirdi. Scocco’nun sunumu, Şili’nin üretim miktarını artırırken rekabet gücünü nasıl koruyacağı sorusuna odaklandı. Sektörün önünde büyümeyi durdurmayı gerektirecek bir pazar sorunu bulunmadığı; ancak artan üretimin araştırma, verimlilik, kalite, depolama ve işleme yatırımlarıyla desteklenmesi gerektiği vurgulandı. Scocco daha önce yaptığı değerlendirmede Şili’nin uygun iklim koşulları, farklı bölgelere uyum sağlayabilen üretim yapısı, yeni çeşitler ve araştırma çalışmaları sayesinde uzun vadede 300 bin tona yaklaşabilecek bir üretim potansiyeline sahip olduğunu belirtmişti. Bu rakam resmî bir üretim hedefi değil, teknik ve sanayi altyapısının geliştirilmesi halinde ulaşılabilecek uzun vadeli bir sektör senaryosu olarak değerlendiriliyor. Scocco’nun büyümeye ilişkin yaklaşımında şu başlıklar öne çıkıyor: Yeni bahçeler açılırken mevcut bahçelerde verim yükseltilmeli.Şili koşullarına uygun çeşit ve üretim teknikleri geliştirilerek yerel araştırmalar artırılmalı.Sulama, bitki besleme, hastalık ve zararlı yönetimi bilimsel verilerle yürütülmeli.Karbon ayak izi ve sürdürülebilirlik ölçülebilir hale getirilmeli.Hasat döneminde oluşacak yoğun ürün akışına karşı ara depolama ve işleme kapasitesi güçlendirilmeli. AgriChile’ın değerlendirmelerine göre önümüzdeki dönemdeki en önemli risklerden biri, kısa hasat döneminde çok yüksek miktarda ürünün alım ve işleme noktalarına ulaşması olacak. Ürünün uygun koşullarda bekletilememesi kalite kaybı ve lojistik yığılma riski yaratabilecek. Scocco’nun Şili fındığının büyüme potansiyeline ilişkin açıklaması HASTALIKLA MÜCADELEDE TEDAVİDEN ÖNCE KORUMA Concepción Üniversitesi akademisyenlerinden fitopatolog Dr. Ernesto Moya Elizondo, “Avrupa fındığında hastalık yönetimi stratejileri” başlıklı sunumuyla toplantıya katıldı. Sunumun ana çerçevesini, fındık bahçelerinde verim ve ağaç ömrünü etkileyen hastalıkların erken belirlenmesi, hastalığa neden olan koşulların izlenmesi ve koruyucu mücadele programlarının oluşturulması meydana getirdi. Odun hastalıklarında budama yaraları, don çatlakları, ölü dallar ve hastalıklı bitki artıklarının önemli enfeksiyon kaynakları oluşturduğu belirtiliyor. Özellikle yağışlı ve nemli dönemlerde korunmayan budama yaraları mantari etmenlerin ağaca girişini kolaylaştırabiliyor. Moya’nın önerdiği mücadele yaklaşımı şu uygulamalara dayanıyor: Budama kesiklerinin aynı gün koruyucu ürünlerle kapatılması,Yağış beklenen dönemlerde budama yapılmaması,Hastalıklı ve kurumuş dalların bahçeden çıkarılması,Budama artıklarının bahçe içerisinde bırakılmaması,Ağaçların düzenli olarak kanser, kuruma ve renk değişikliği belirtileri bakımından kontrol edilmesi,Hastalık etmeninin laboratuvar analizleriyle belirlenmesi,Kimyasal ve biyolojik mücadele araçlarının birlikte değerlendirilmesi. PlanetNuts’ın sunum öncesi yayımladığı teknik içerikte Moya’nın, hastalığın görülmesinden sonra yapılan müdahaleler yerine düzenli izleme, bahçe hijyeni ve koruyucu uygulamalardan oluşan bir program önerdiği belirtilmişti. Ernesto Moya’nın hastalık yönetimi sunumunun teknik çerçevesi INIA QUILAMAPU ARAŞTIRMAYI ÜRETİCİYLE BULUŞTURDU Şili Tarımsal Araştırmalar Enstitüsüne bağlı INIA Quilamapu, toplantıya Meyve Fitopatolojisi Laboratuvarı ile katıldı. Kurumun standında, Avrupa fındığını etkileyen odun hastalıkları, hastalıklı bitki örneklerinin laboratuvar ortamında incelenmesi ve biyolojik mücadele araştırmaları hakkında bilgi verildi. INIA tarafından daha önce incelenen 330 hastalıklı örnekte Chondrostereum purpureum yüzde 20 oranıyla en sık tespit edilen ve yüksek hastalık oluşturma gücüne sahip etmenlerden biri olmuştu. Kurum, odun mantarlarına karşı “Trunkguard” adı verilen biyolojik bir inokulant geliştirilmesi üzerinde de çalışıyor. Toplantıdaki INIA katılımı, hastalık yönetiminde üretici gözlemi ile laboratuvar teşhisinin birlikte yürütülmesi gerektiğini ortaya koydu. Belirtiye bakılarak yapılan genel uygulamalar yerine hastalık etmeninin belirlenmesi ve mücadele programının teşhise göre hazırlanması öne çıktı. ÜRETİCİLER BAŞARILARI KADAR SORUNLARINI DA PAYLAŞTI Ana sunumların ardından İşbirlikçi Teknik Masa gerçekleştirildi. Masaya Gabriel Aguilar, Camilo Scocco, Ernesto Moya ve José Pablo Correa ile üreticilerin katılması planlanmıştı. Üreticilerin farklı bahçelerde elde ettikleri sonuçları, uyguladıkları yönetim stratejilerini ve karşılaştıkları üretim sorunlarını uzmanlarla tartışmaları toplantının en önemli bölümlerinden birini oluşturdu. Bahçelerin bulunduğu bölge, toprak yapısı, yağış, sıcaklık, çeşit, sulama ve hastalık baskısı birbirinden farklı olduğu için tek bir üretim reçetesinin bütün bahçelerde aynı sonucu vermeyeceği vurgulandı. Çözümün, üretici deneyimi ile bilimsel analizlerin ve teknik danışmanlığın birlikte değerlendirilmesinde olduğu belirtildi. Organizasyonun farklı tarihlerde yayımladığı tanıtım materyallerinden birinde organik tarım uzmanı Antonio Gaete de panelistler arasında gösterilmişti. Daha sonraki panel duyurusunda ise Gabriel Aguilar, Camilo Scocco, Ernesto Moya ve José Pablo Correa’nın isimleri açıklanmıştı. Toplantı sonrasında yayımlanan ilk sonuç paylaşımında konuşmacı bazında nihai katılım listesi verilmedi. LOJİSTİK ŞİRKETLERİ İHRACATTA KALİTE UYARISI YAPTI Toplantıya katılan OnBoard Logistics, etkinlik sonrasındaki değerlendirmesinde Şili kuru yemiş sektörünün uluslararası ticarette önemli fırsatlara sahip olduğunu belirtti. Şirket, ürünün bahçeden çıkışından hedef pazara ulaşmasına kadar geçen süreçte lojistiğin ürün değerini koruyan temel unsurlardan biri olduğunu vurguladı. Bu değerlendirme, toplantıda büyüyen üretimin yalnızca bahçede değil, hasat sonrası zincirde de yönetilmesi gerektiğine yönelik görüşleri destekledi. OnBoard Logistics’in toplantı sonrası paylaşımı İspanya kökenli TAVAN Latam da etkinlikte yer aldığını açıklayarak toplantının üretici, danışman, uzman ve şirketleri Los Ángeles’te buluşturduğunu bildirdi. TAVAN Latam’ın etkinlik paylaşımı Bu paylaşımlar, Şili’nin fındıkta yalnızca üretim miktarına değil; ürünün kalitesini ihracat noktasına kadar koruyacak laboratuvar, depolama, sınıflandırma ve lojistik sistemlerine de ağırlık verdiğini gösteriyor. TEKNOLOJİ VE TEDARİK ZİNCİRİ AYNI ALANDA BULUŞTU Toplantının destekçi ve katılımcı şirketleri; bitki besleme, sulama, biyolojik mücadele, toprak sağlığı, fidan üretimi, laboratuvar analizi, tarım makineleri, işleme, sınıflandırma ve paketleme teknolojilerini tanıttı. Etkinlik için açıklanan destekçi ağı içerisinde Tattersall Agroinsumos, Iansa Nutrición Vegetal, Rovensa Next, Certa, IDM Bioburn Tech, QualityLab, Anagra, Point, Sumitomo Chemical, UNITEC, UPL, Neogreen, Grapro Sur, Vivero Castaño Austral, Aminochem, Agroimec, Fertiamérica–FertiGlobal, TriNuts, Fitotecnología, Pack-Man, Vitrofarm, Biomasoil, Nitro Brake–Vals AgroSolutions, Netafim–Gross, TAVAN Latam ve PROUTDOOR yer aldı. INIA Quilamapu ise sponsor değil, bilimsel ve kurumsal katılımcı olarak toplantıda bulundu. Bu geniş katılım, Şili’nin fındık üretimini fidandan ihracata kadar bütün bir teknik zincir içerisinde geliştirmeye çalıştığını ortaya koydu. TOPLANTIDAN BAĞLAYICI KARAR DEĞİL, ORTAK ÇALIŞMA GÜNDEMİ ÇIKTI Toplantıda öne çıkan ortak gündem şöyle şekillendi: Üretim alanı artarken bahçe verimliliğinin yükseltilmesi, Genç bahçelerin profesyonel yönetim sistemlerine geçirilmesi, Hastalıklarla koruyucu ve bilimsel mücadele yürütülmesi, Yerel araştırma ve laboratuvar kapasitesinin güçlendirilmesi, Sulama ve bitki beslemede ölçüme dayalı uygulamalara geçilmesi, Hasat, ara depolama ve işleme altyapısının büyütülmesi, Ürün kalitesinin bahçeden ihracat pazarına kadar korunması, Üretici, araştırmacı, sanayi ve teknoloji şirketleri arasındaki bilgi paylaşımının artırılması. ŞİLİ 120 BİN TONU AŞAN ÜRETİMİ YÖNETMEYE HAZIRLANIYOR PlanetNuts’ın sektör verilerine göre Şili, 2025/26 sezonunda yaklaşık 120 bin 700 ton kabuklu fındık üreterek Türkiye’nin ardından ikinci sıraya yükseldi. Ülkedeki sektör tahmini yaklaşık 70 bin hektarlık dikim alanına işaret ederken, bu alanın 2030’a kadar 80 bin hektarı geçebileceği öngörülüyor. Resmî alan verileri ile sektör tahminleri arasında veri yılı ve yeni dikimlerin kayıt durumu nedeniyle farklılık bulunuyor. Şili’nin en önemli avantajları; yüksek mekanizasyon imkânı, büyük ve düz üretim alanları, sanayiyle yapılan uzun vadeli sözleşmeler ve Kuzey Yarımküre’nin tersine işleyen hasat takvimi olarak gösteriliyor. Böylece Şili, Türkiye ve İtalya’da yeni ürün bulunmayan dönemlerde dünya sanayisine fındık sunabiliyor. Şili fındığının büyümesine ilişkin sektör analizi TÜRKİYE VE GİRESUN İÇİN TOPLANTININ VERDİĞİ MESAJ Şili’nin yükselişi Türkiye’nin dünya fındığındaki liderliğini kısa vadede ortadan kaldıracak bir gelişme değil. Ancak büyük sanayi kuruluşlarının farklı dönemlerde ve farklı ülkelerden ürün temin edebilmesi, Türkiye’nin pazardaki tek merkez olma gücünü azaltıyor. Los Ángeles’teki toplantı, küresel fındık rekabetinin yalnızca üretim miktarı ve sezon başında açıklanan fiyat üzerinden şekillenmediğini bir kez daha gösterdi. Verimlilik, sağlıklı fidan, hastalık teşhisi, sulama, bitki besleme, mekanizasyon, depolama, laboratuvar analizi, kalite sınıflandırması, izlenebilirlik ve ihracat lojistiği aynı sektör politikasının parçaları haline geliyor. Giresun kalite fındığının aroma, yağ yapısı ve coğrafi kimlik bakımından sahip olduğu üstünlük önemli bir avantaj olmaya devam ediyor. Ancak bu üstünlüğün korunması; yaşlanan bahçelerin yenilenmesi, hastalıklarla bilimsel mücadele, eğimli araziye uygun mekanizasyon, doğru kurutma ve depolama, parselden ürüne izlenebilirlik ve kaliteli ürüne ayrı fiyat uygulanmasıyla mümkün olacak. PlanetNuts Day Avellanos 2026’nın ortaya koyduğu temel sonuç açık: Şili, fındıkta yalnızca daha fazla üretmeye değil, büyüyen üretimi bilim, teknoloji, sanayi ve ihracat altyapısıyla yönetmeye hazırlanıyor. Dünya pazarındaki yeni rekabet de üretim miktarının yanında kaliteyi koruyan, üreticisini teknik bilgiyle destekleyen ve ürünü pazara güvenli şekilde ulaştıran ülkeler arasında şekilleniyor.

KAHVERENGİ KOKARCA KİVİYE DE YÖNELDİ: Haber

KAHVERENGİ KOKARCA KİVİYE DE YÖNELDİ:

KAHVERENGİ KOKARCA KİVİYE DE YÖNELDİ: MEYVE DIŞTAN SAĞLAM, İÇTEN HASARLI KALABİLİYOR Fındık Araştırma Enstitüsü, kahverengi kokarcanın kivi bahçelerinde yoğun olarak görüldüğünü duyurdu. Bilimsel araştırmalar, zararlının meyve dokusunu emerek kabuk altında yeşil ve beyaz lekeler oluşturduğunu; böcek yoğunluğu arttıkça hasarın ağırlaştığını gösteriyor. Üreticinin takvime bakarak gelişigüzel ilaçlama yapması değil, bahçeyi düzenli kontrol ederek mücadele eşiğine göre hareket etmesi gerekiyor. Fındıkla özdeşleşen kahverengi kokarca tehdidi, Karadeniz’in önemli alternatif ürünlerinden kiviye de uzandı. Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, istilacı zararlının kivi bahçelerinde yoğun biçimde görüldüğünü belirterek üreticileri zamanında ve doğru mücadele konusunda uyardı. Enstitünün açıklamasında, 300’den fazla konukçuya sahip kahverengi kokarcanın yalnızca fındıkla beslenmediği; kivi başta olmak üzere çok sayıda meyve ve sebze türünde ürün kaybına yol açabildiği vurgulandı. Tarım ve Orman Bakanlığının geçici tavsiye listesinde yer alan bitki koruma ürünlerinin üretim dönemi, etiket bilgisi ve hasat aralığı dikkate alınarak kullanılması istendi. ZARAR KABUĞUN ALTINDA GİZLENEBİLİYOR Kahverengi kokarca, ergin ve nimf dönemlerinde sokucu-emici ağız yapısıyla meyve dokusuna giriyor. Bitki özsuyunu emerken dokuda bozulmaya yol açan salgılar bırakıyor. Bunun sonucunda meyvede çöküntü, şekil bozukluğu, sertleşme ve kabuk altında süngerimsi alanlar oluşabiliyor. Kivideki kritik sorunlardan biri, hasarın ilk bakışta dış yüzeyden tam olarak fark edilememesi. Journal of Pest Science dergisinde yayımlanan kontrollü kafes çalışmasında “Hayward”, “Xuxiang” ve “Nongdajinmi” çeşitleri incelendi. Hem nimflerin hem de erginlerin kivi kabuğunun altında yeşil ve beyaz zarar lekeleri oluşturduğu belirlendi. Deney koşullarında zarar görülen meyve oranı çeşitlere göre yüzde 73,5 ile yüzde 82,5 arasında ölçüldü. Bu rakamlar Türkiye’deki bahçeler için doğrudan ürün kaybı tahmini değil; zararlının kivide oluşturabileceği hasarın niteliğini ve potansiyelini gösteren kontrollü deney sonuçlarıdır. Çalışmada böcek sayısı arttıkça zarar şiddetinin de yükseldiği görüldü. Meyve başına düşen zararlı yoğunluğu arttığında kabuk altındaki hasar ağırlaştı; kafeslere dört veya daha fazla böcek bırakılan gruplarda zarar şiddeti, iki böcek bulunan gruplara göre belirgin biçimde yükseldi. Bilimsel araştırmanın sonuçları FINDIKTAN KİVİYE GEÇİŞ, MÜCADELEYİ BAHÇE SINIRLARININ DIŞINA TAŞIYOR Kahverengi kokarca çok sayıda bitki üzerinde beslenebildiği için tek bir bahçedeki mücadele yeterli olmayabiliyor. Zararlı; farklı konukçu bitkiler, bahçe kenarları, yabani bitkiler ve yerleşim alanlarındaki kışlaklar arasında hareket edebiliyor. Bu özellik, fındık ve kivi bahçelerinin birbirine yakın olduğu Karadeniz üretim alanlarında düzenli saha takibini daha önemli hâle getiriyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, zararlının meyve bahçelerine girişinden hasada kadar farklı gelişme dönemlerinde görülebileceğini, bu nedenle popülasyonun sezon boyunca izlenmesi gerektiğini bildiriyor. Feromon tuzakları varlığı ve hareketliliği takip etmeye yardımcı olsa da ilaçlama kararı yalnızca tuzakta böcek görülmesine dayandırılmamalı; bahçe içindeki örnekleme sonuçları esas alınmalı. KİVİDE SAYIM DARBEYLE DEĞİL, GÖZLE YAPILIYOR Bakanlığın mücadele esaslarına göre kivi bahçelerinde örnekleme gözle inceleme yöntemiyle gerçekleştiriliyor. Üreticinin yalnızca meyveye bakması yeterli değil; yaprak, sürgün ve dalların da kontrol edilmesi gerekiyor. 1–10 dekarlık bahçelerde 10 omca, 11–20 dekarlık bahçelerde 20 omca, 20 dekardan büyük bahçelerde 30 omca inceleniyor. Örneklemede 10 omcada toplam 10 nimf veya 10 ergin görülmesi, kimyasal mücadele için önerilen eşik olarak kabul ediliyor. Bu eşik, bahçede zararlı görülür görülmez gelişigüzel ilaçlama yerine sayım ve gözleme dayalı karar verilmesini sağlıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı mücadele esasları KİMYASAL MÜCADELEDE ETİKET VE HASAT ARALIĞI KRİTİK Tarım ve Orman Bakanlığının geçici tavsiye listesinde kivi için bitki koruma seçenekleri bulunuyor. Ancak tavsiye geçerlilikleri, ürün ruhsatları ve kullanım koşulları değişebildiği için uygulama öncesinde Bakanlığın güncel Bitki Koruma Ürünleri Veri Tabanı kontrol edilmeli. Yalnızca kivi ve kahverengi kokarca için tavsiye edilen ürün; etiketteki doz, uygulama sayısı ve son ilaçlama ile hasat arasında geçmesi gereken süreye uyularak kullanılmalı. Özellikle hasada yaklaşan dönemde bekleme süresinin ihlal edilmesi, üründe kalıntı riskini artırabilir. Daha yüksek doz ya da daha sık uygulama daha güçlü mücadele anlamına gelmediği gibi faydalı böcekler, çevre ve gıda güvenliği üzerinde ek baskı oluşturabilir. Bakanlık, uygulamanın yağmurlu günlerde ve güneşli öğle saatlerinde yapılmamasını, bitkinin her tarafının uygun biçimde ilaçlanmasını ve uygulamadan yedi gün sonra canlı zararlı sayısının yeniden kontrol edilmesini öngörüyor. Bakanlığın geçici tavsiye listesi TEK BAŞINA İLAÇLAMA DEĞİL, ENTEGRE MÜCADELE Kahverengi kokarcayla mücadelede kimyasal uygulama tek araç değil. Kışlamak için ev, depo ve işyerlerine yönelen erginlerin toplandıkları noktalarda mekanik olarak imha edilmesi, popülasyonun feromon tuzaklarıyla izlenmesi ve biyolojik mücadele birlikte yürütülüyor. Zararlının yumurtalarını parazitleyen Samuray arıcığı Trissolcus japonicus, biyolojik mücadelenin önemli unsurlarından biri. Fındık Araştırma Enstitüsü, Kahverengi Kokarca Ülkesel Entegre Mücadele Projesi kapsamında üretilen Samuray arıcıklarını 6 Temmuz 2026’da Keşap’taki fındık bahçelerine bıraktı. Enstitü, salımlarla birlikte etkinlik ve yayılış izlemelerinin sürdürüleceğini açıkladı. Bu çalışma uzun vadeli biyolojik baskılama açısından önem taşısa da üreticinin kendi kivi bahçesindeki düzenli kontrol ve mücadele sorumluluğunu ortadan kaldırmıyor. Keşap’taki biyolojik mücadele çalışması ÜRETİCİNİN UYGULAYACAĞI BEŞ ADIM Kivi omcalarının meyve, yaprak, sürgün ve dallarını düzenli olarak inceleyin. Ergin, nimf ve yaprakların altındaki yumurta kümelerini birlikte takip edin. Bahçe büyüklüğüne uygun sayıda omcada sayım yapmadan ilaçlama kararı vermeyin. Mücadele eşiği aşılmışsa İl veya İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünden teknik destek alın; yalnızca güncel veri tabanında tavsiye edilen ürünü etikete uygun kullanın. Son ilaçlama ile hasat arasındaki zorunlu süreyi koruyun ve uygulamadan yedi gün sonra bahçeyi yeniden kontrol edin. Fındık Araştırma Enstitüsünün uyarısı, kahverengi kokarcanın yalnızca bir fındık zararlısı olarak ele alınamayacağını gösteriyor. Kivide görünmeyen iç doku hasarı, pazarlanabilir kaliteyi ve üreticinin gelirini tehdit edebilir. Mücadelenin başarısı; erken teşhis, doğru sayım, eşik temelli karar, güncel ruhsat bilgisi ile mekanik, biyoteknik, biyolojik ve kimyasal yöntemlerin birlikte uygulanmasına bağlı.

FERRERO ŞİLİ’DE FINDIK BÜYÜMESİNİ SÜRDÜRECEK: Haber

FERRERO ŞİLİ’DE FINDIK BÜYÜMESİNİ SÜRDÜRECEK:

FERRERO ŞİLİ’DE FINDIK BÜYÜMESİNİ SÜRDÜRECEK: “KÜRESEL PAZARIN YENİ DENGESİ ÜRETİCİ ÇEŞİTLİLİĞİYLE KURULACAK” Ferrero’nun Şili’deki iştiraki AgriChile, Avrupa fındığında büyüme hedefinden geri adım atmıyor. RedAgrícola’nın “On The Road Chile” programında konuşan AgriChile yetkilileri; fiyat istikrarı, kalite, depolama, sürdürülebilirlik, rejeneratif tarım ve yeni yatırımlar üzerinden Şili’nin küresel fındık pazarında daha güçlü bir aktör haline geldiğini anlattı. Ferrero ve AgriChile’den Şili Fındığına Güçlü Büyüme Mesajı Dünya fındık ve çikolata sektörünün en büyük aktörlerinden Ferrero’nun Şili’deki iştiraki AgriChile, Avrupa fındığında büyümenin devam edeceğini açıkladı. RedAgrícola’nın “On The Road Chile” programında ele alınan değerlendirmelerde, Şili’nin fındık üretimindeki yükselişi; kalite, iklim avantajı, yatırım kapasitesi, sürdürülebilirlik ve yeni üretici bölgelerin küresel pazara etkisi üzerinden değerlendirildi. Programda verilen mesajlara göre AgriChile, Şili’de Avrupa fındığı üretiminin yalnızca bugünkü hacimle sınırlı kalmayacağını, ülkenin uygun iklim koşulları, artan işleme kapasitesi ve üretim tecrübesiyle önümüzdeki yıllarda da büyümeyi sürdüreceğini öngörüyor. Küresel Fındıkta Fiyat Dengesi: Tek Ülkeye Bağımlılık Azalıyor AgriChile Genel Müdürü Camilo Socco’nun değerlendirmelerine göre fındık fiyatları artık yalnızca yerel üretim koşullarıyla değil, küresel arz-talep dengesiyle şekilleniyor. Bir ülkedeki üretim düşüşü ya da artışı, dünya genelinde hammadde bulunabilirliğini doğrudan etkiliyor. Programda, fiyatlarda yaşanan sert dalgalanmaların küresel piyasa açısından sağlıklı olmadığı vurgulandı. Bu nedenle Şili, Oregon ve Balkanlar gibi farklı üretim merkezlerinin gelişmesinin, gelecekte fındık fiyatlarının daha dengeli seyretmesine katkı sağlayabileceği ifade edildi. Şili, Avrupa Fındığında İkinci Güç Olarak Öne Çıkıyor Yayında, Şili’nin Avrupa fındığında önemli bir üretici ülke konumuna geldiği belirtilirken, Oregon’un da Şili’ye yakın hacimlerle büyüdüğü, Balkanlar’da ise üretimin gelişme aşamasında olduğu aktarıldı. Bu tablo, küresel fındık pazarında geleneksel üretici ülkelerin yanında yeni merkezlerin de güç kazandığını gösteriyor. AgriChile’ye göre üretici ülke çeşitliliğinin artması, yalnızca arzı büyütmekle kalmayacak; aynı zamanda fiyat istikrarı açısından da pazara katkı sunacak. Kalite Vurgusu: “Şili Fındığında A ve B Kalite Oranı Güçlü” Programda Şili’deki mevcut sezonun kalite açısından dirençli geçtiği belirtildi. AgriChile yetkilileri, bu sezon ürün kalitesinde önceki yıllara göre ciddi bir fark oluşmadığını, A ve B kalite oranının güçlü şekilde devam ettiğini ifade etti. Yetkililere göre bu kalite düzeyi, Şili fındığını diğer üretim bölgelerinden ayıran başlıca unsurlardan biri. Ancak bazı bölgelerde küf ve zararlı baskısında küçük artışlar gözlendiği, bunun şu an için endişe verici boyutta olmadığı; buna rağmen gelecek sezonlar için dikkatli olunması gerektiği kaydedildi. Hasat Sonrası Kritik Uyarı: Depolama Kaliteyi Belirleyecek AgriChile’nin üzerinde durduğu en önemli başlıklardan biri hasat sonrası depolama oldu. Artan üretim hacminin, tarladan alıcıya kadar geçen süreçte daha güçlü bir ara depolama altyapısını zorunlu hale getirdiği vurgulandı. Yetkililer, ürünün temizlenip kurutulduktan sonra uygun koşullarda muhafaza edilmesi gerektiğini belirtti. Büyük havalandırmalı çuvallar ve silo sistemleri, fındığın nem, küf ve kalite kaybı yaşamadan alıcı tesislere ulaşması için etkili çözümler arasında gösterildi. “İyi Sezon, Yatırım İçin Fırsat” AgriChile temsilcileri, Şili’de bu sezonun hem fiyat hem de ürün hacmi açısından üreticiye önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. Bu nedenle üreticilere temizleme, kurutma ve ara depolama yatırımlarını artırma çağrısı yapıldı. Programda, kaliteyi korumanın yalnızca üretim aşamasında değil, hasat sonrasında da başladığı vurgulandı. Fındığın pazara güçlü girebilmesi için üreticinin tarladaki başarısını depolama ve işleme süreçleriyle tamamlaması gerektiği ifade edildi. Bilimsel Araştırma Sahaya İndiriliyor AgriChile’nin Ar-Ge çalışmalarında da dikkat çeken başlıklar yer aldı. Şirketin düzenlediği bilimsel toplantılarda, Şili’de Avrupa fındığı üzerine yürütülen iki-üç yıllık ve daha uzun süreli araştırmaların üreticiye aktarılması hedefleniyor. Araştırmalar; besleme, sulama, zararlı ve hastalık kontrolü, karbon ayak izi, sürdürülebilir üretim, biyolojik mücadele ve iklim değişikliğine uyum gibi alanlara yoğunlaşıyor. AgriChile yetkilileri, bu çalışmaların doğrudan üreticinin agronomik yönetimini geliştirmeye dönük olduğunu belirtti. Zararlılarla Mücadelede Yeni Dönem Programda, Şili’nin güney bölgelerinde sorun oluşturan bazı zararlılar için yeni mücadele yöntemleri üzerinde duruldu. Özellikle tuzak sistemleri, düşük çevresel etkiye sahip uygulamalar, biyolojik mücadele ve entegre zararlı yönetimi öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. AgriChile’ye göre gelecek dönemde yalnızca kimyasal gübreleme ve klasik mücadele yöntemleri yeterli olmayacak. Daha düşük toksikolojik etkiye sahip moleküller, biyolojik çözümler ve sürdürülebilir yönetim modelleri Avrupa fındığı üretiminde daha fazla önem kazanacak. İklim Değişikliğine Karşı Yeni Tedbirler Şili’de Avrupa fındığı üretiminde iklim değişikliği de önemli gündemlerden biri olarak öne çıktı. Özellikle ilkbahar ve yaz dönemlerinde artan radyasyon baskısına karşı bio-stimülantlar ve güneş koruyucu uygulamaların gelecekte daha fazla kullanılabileceği belirtildi. Bu değerlendirme, fındık üretiminde yalnızca verim ve kalite değil, değişen iklim koşullarına uyum kabiliyetinin de stratejik öneme sahip olduğunu ortaya koyuyor. Sürdürülebilirlik Sahadan Başlıyor Ferrero ve AgriChile’nin üzerinde durduğu ana başlıklardan biri de sürdürülebilirlik oldu. Programda sürdürülebilirliğin yalnızca çevresel bir tercih değil; sosyal, ekonomik ve çevresel boyutları olan temel bir üretim yaklaşımı olduğu ifade edildi. AgriChile temsilcileri, tüketicinin artık sürdürülebilir üretim beklentisinin arttığını, bu nedenle fındık tedarik zincirinde sürdürülebilir uygulamaların doğrudan sahadan başlaması gerektiğini vurguladı. Rejeneratif Tarım: Daha Az Kimyasal, Daha Çok Biyolojik Denge Yayında, AgriChile’nin rejeneratif tarımı sahada uygulamaya çalıştığı belirtildi. Bu kapsamda kimyasal gübre kullanımının azaltılması, biyolojik çeşitliliğin artırılması, faydalı böceklerin korunması ve doğal yaşam alanlarının üretim sahaları içinde desteklenmesi öne çıkarıldı. Tarla kenarlarında oluşturulan çiçekli alanların yalnızca görsel amaç taşımadığı, faydalı böcekler için biyolojik koridor görevi gördüğü anlatıldı. İşlenmeyen alanların doğallaştırılmasıyla flora ve fauna için yaşam alanı oluşturulduğu, bunun da üretim ekosistemine katkı sağladığı ifade edildi. “Farklı Yapmak, Daha Pahalı Yapmak Değildir” AgriChile yetkilileri, sürdürülebilir ve rejeneratif tarım uygulamalarının her zaman daha yüksek maliyet ya da daha düşük üretim anlamına gelmediğini vurguladı. Programda, “bir işi farklı yapmak” ile “daha pahalı yapmak” arasında doğrudan bir bağ kurulamayacağı mesajı verildi. Bu yaklaşım, şirketin sürdürülebilirliği yalnızca çevre duyarlılığı olarak değil, aynı zamanda verimlilik ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da ele aldığını gösteriyor. Yeni Üreticilere Mesaj: “Doğru Yer, Doğru Planlama, Doğru Dikim” Avrupa fındığını farklı meyve türlerinden ya da geleneksel tarım ürünlerinden geçiş yapmak isteyen üreticiler için de değerlendiren AgriChile, en kritik unsurun doğru ekonomik analiz ve doğru saha seçimi olduğunu belirtti. Yetkililere göre Avrupa fındığı geniş iklim aralıklarına uyum sağlayabilen “esnek” bir ürün. Ancak bu esneklik, plansız dikim yapılabileceği anlamına gelmiyor. Üreticilere, yatırım kararı almadan önce iyi bir fizibilite, uygun arazi seçimi ve doğru dikim planlaması yapılması çağrısı yapıldı. Üçüncü Tesisle Alım ve İşleme Kapasitesi Artacak AgriChile’nin büyüme stratejisinde yeni tesis yatırımları da kritik yer tutuyor. Programda üçüncü tesisin devreye girmesiyle birlikte şirketin meyve kabul ve işleme kapasitesinin önemli ölçüde artacağı ifade edildi. Bu yatırım, Şili’de üretim hacminin artmasına paralel olarak sanayi altyapısının da güçlendirildiğini gösteriyor. AgriChile, yalnızca üretimi değil, hasat sonrası kabul, işleme, depolama ve kalite yönetimini de büyümenin parçası olarak ele alıyor. Şili İçin 100 Bin Tonun Üzeri Konuşuluyor Programda, Şili’nin uzun vadeli üretim potansiyeline ilişkin dikkat çekici rakamlar da gündeme geldi. 80 bin hektar seviyesinde üretimin 100 bin tonun üzerine çıkabileceği, hatta uzun vadede 200 bin ton ve 300 bin ton gibi rakamların da konuşulduğu ifade edildi. AgriChile yönetimi ise bu rakamlardan çekinmediğini belirtti. Şili’nin Avrupa fındığı için elverişli iklim koşullarına sahip olduğu, farklı mikroklimaların üretim alanını genişletebileceği, yeni çeşitler ve araştırmalarla verimin daha da artırılabileceği vurgulandı. “Doğru Yapılırsa Şili Büyümeye Devam Eder” AgriChile’nin verdiği ana mesaj, Şili’de Avrupa fındığı üretiminin doğru planlama ile büyümeye devam edeceği yönünde oldu. Şirket, ülkenin iklim avantajı, artan üretici ilgisi, sanayi yatırımları ve bilimsel araştırmalarla bu büyümeyi sürdürebileceğini düşünüyor. Programda, tüketicinin aradığı kaliteye cevap verilebildiği sürece Şili’nin küresel pazarda büyümesinin önünde ciddi bir engel görülmediği ifade edildi. Türkiye ve Giresun İçin Dikkat Çeken Tablo Şili’de Ferrero ve AgriChile’nin ortaya koyduğu büyüme vizyonu, Türkiye ve özellikle Giresun fındığı açısından da dikkatle okunması gereken bir gelişme olarak öne çıkıyor. Yayında verilen mesajlar, küresel fındık rekabetinin artık yalnızca üretim miktarı üzerinden değil; kalite, sürdürülebilirlik, depolama, izlenebilirlik, Ar-Ge, iklim uyumu ve sanayi entegrasyonu üzerinden şekillendiğini gösteriyor. Bu nedenle Şili’deki büyüme hamlesi, klasik anlamda yalnızca yeni bir üretici ülkenin yükselişi değil; fındıkta yeni rekabet standartlarının da habercisi niteliği taşıyor.

130 BİN SAMURAY ARISI KAHVERENGİ KOKARCAYA KARŞI DOĞAYA SALINDI Haber

130 BİN SAMURAY ARISI KAHVERENGİ KOKARCAYA KARŞI DOĞAYA SALINDI

130 BİN SAMURAY ARISI KAHVERENGİ KOKARCAYA KARŞI DOĞAYA SALINDI Giresun’da fındıkta verim ve kalite kaybına yol açan kahverengi kokarcaya karşı biyolojik mücadele büyütüldü. Merkez Aksu Mahallesi’nde 130 bin samuray arısı doğaya bırakılırken, mücadelede hedef zararlının yumurtadan çoğalmasını baskılamak, kimyasal ilaç ihtiyacını azaltmak ve fındık üreticisinin ürün kaybını sınırlamak. GİRESUN’DA BİYOLOJİK MÜCADELE BÜYÜTÜLDÜ Giresun’da kahverengi kokarca zararlısına karşı yürütülen mücadelede yeni dönem başladı. Giresun Valiliği ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinasyonunda, 22 Haziran 2026 Pazartesi günü Merkez Aksu Mahallesi’nde düzenlenen programda 130 bin samuray arısı doğaya salındı. Programa Giresun Valisi Mustafa Koç, Giresun Milletvekilleri Prof. Dr. Nazım Elmas ve Ali Temür, kurum temsilcileri ve davetliler katıldı. (giresun.gov.tr) Vali Mustafa Koç, 2025 yılında 90 bin 664 samuray arısının doğaya bırakıldığını, 2026 yılında bu sayının 130 bine çıkarıldığını açıkladı. Giresun’da yürütülen mücadele kapsamında 46 binden fazla üreticiye eğitim verildi, 102 bini aşkın hanede kışlak mücadelesi yapıldı, feromon ve tuzak dağıtımları gerçekleştirildi. (giresun.gov.tr) KAHVERENGİ KOKARCA NEDİR? Kahverengi kokarca, bilimsel adıyla Halyomorpha halys, Doğu Asya kökenli istilacı ve polifag bir tarım zararlısıdır. Polifag olması, tek bir ürünle sınırlı kalmadığını; fındık, kivi, şeftali, armut, üzüm, mısır, biber ve çok sayıda tarım ürününde beslenebildiğini gösterir. Zararlı, bitkinin meyve ve tohum dokusunu emerek beslenir; fındıkta iç boşluğu, buruşuk iç, lekeli iç, kalite düşüşü ve randıman kaybı oluşturur. (acikerisim.omu.edu.tr) Kahverengi kokarca yalnızca bahçede görülen bir zararlı değildir. Hava sıcaklıkları düştüğünde kışlamak için ev, depo, ahır, odunluk ve benzeri kapalı alanlara yönelir. Bu nedenle mücadele yalnızca fındık bahçesinde değil, kışlak alanlarda da yürütülmek zorundadır. Tarım ve Orman Bakanlığı, zararlıyı istilacı ve polifag bir tür olarak tanımlarken, sıcaklığın 17 derecenin altına düşmesiyle yerleşim alanlarında yoğunlaştığını bildiriyor. (kahverengikokarca.tarimorman.gov.tr) TÜRKİYE’YE NE ZAMAN VE NASIL GELDİ? Kahverengi kokarca Türkiye’de ilk kez 2017 yılında kayıtlara geçti. EPPO kayıtlarında zararlının Ekim 2017’de Gürcistan sınırına yakın Artvin Kemalpaşa’da doğrulandığı, İstanbul’da da aynı yıl gözlem kayıtları bulunduğu yer alıyor. (gd.eppo.int) Bilimsel çalışmalarda zararlının Türkiye’ye Gürcistan hattı üzerinden Artvin çevresinden ve İstanbul üzerinden taşınma ihtimali öne çıkıyor. Kahverengi kokarca dünyada özellikle ticaret, taşımacılık, konteyner hareketleri, araçlar ve ürün sevkiyatlarıyla yeni bölgelere taşınabilen istilacı türler arasında yer alıyor. (zenodo.org) Doğu Karadeniz’de fındık üretim alanlarının birbirine yakınlığı, sahil hattındaki yoğun insan ve ürün hareketliliği, zararlının çok sayıda bitkide beslenebilmesi ve kışın kapalı alanlarda canlı kalabilmesi yayılımı hızlandırdı. Türkiye’de 2018’den itibaren Doğu Karadeniz’de tespitler artarken, zararlının Karadeniz ve Marmara bölgelerinde yayılma potansiyeli güçlendi. (Tarım ve Orman Bakanlığı) FINDIKTA ZARARI NEDEN BÜYÜK? Kahverengi kokarca fındıkta özellikle meyvenin gelişim döneminde sokup emerek zarar verir. Bu beslenme biçimi üründe yalnızca miktar kaybı değil, kalite kaybı da oluşturur. Fındıkta iç randımanı düşer, boş ve lekeli iç oranı artar, sanayiye giden üründe kalite sorunu büyür. Giresun açısından risk daha büyüktür; çünkü il ekonomisi fındığa güçlü biçimde bağlıdır. Valilik verilerinde 2025 yılında zirai don, aşırı sıcaklar ve zararlı baskısının etkisiyle fındık rekoltesinin yaklaşık yüzde 30 azalarak 65 bin 735 tona gerilediği belirtildi. Bu düşüş yalnızca kokarcaya bağlanmıyor; ancak zararlı baskısı, iklim kaynaklı stresle birleştiğinde fındıkta verim ve kalite kaybını artıran ana başlıklardan biri haline geliyor. (giresun.gov.tr) Harran Tarım ve Gıda Bilimleri Dergisi’nde yayımlanan 2024 tarihli çalışmada, kahverengi kokarca tipi zararlıların 2017-2022 döneminde Türkiye fındık üretiminde yıllık 106 bin 820 ton, toplamda 640 bin 920 ton kayba yol açtığı hesaplandı. Aynı çalışma, biyolojik mücadele, tuzak ve kimyasal mücadele gibi kontrol yöntemlerinin zararlı popülasyonunu baskılaması halinde yıllık 82 bin 506 tona kadar fındık kaybının önlenebileceğini ortaya koydu. (DergiPark) SAMURAY ARISI NE YAPIYOR? Samuray arısı, bilimsel adıyla Trissolcus japonicus, kahverengi kokarcanın doğal düşmanları arasında yer alan bir yumurta parazitoididir. Bu arı, kahverengi kokarcanın yumurtalarının içine kendi yumurtasını bırakır. Böylece kokarca yumurtasından yeni kokarca çıkmaz; onun yerine samuray arısı çıkar. Bu mekanizma, zararlının yeni nesil oluşturmasını doğrudan hedef aldığı için biyolojik mücadelenin en kritik ayağını oluşturur. (Giresun Tarım ve Orman Müdürlüğü) Fındık Araştırma Enstitüsü’nde yürütülen üretim çalışmalarında kahverengi kokarca yumurtaları laboratuvar koşullarında parazitleştiriliyor. Parazitlenen yumurtalardan çıkan samuray arıları daha sonra belirlenen alanlarda doğaya bırakılıyor. Giresun’da üretilen samuray arılarının 2026’da Giresun, Trabzon, Rize, Artvin ve Gümüşhane’de belirli periyotlarla salınacağı açıklandı. (Haberler) BU ARILAR İŞE YARAYACAK MI? Samuray arısı kahverengi kokarcaya karşı umut veren bir biyolojik mücadele aracıdır; ancak tek başına kısa sürede tüm zararlıyı ortadan kaldıracak bir yöntem değildir. Etkisi uzun vadeli ve popülasyon baskılama temellidir. Arıların doğada tutunması, kokarca yumurtalarını bulması, parazitleme oranının yükselmesi ve yeni samuray arısı popülasyonunun oluşması zaman ister. Bu nedenle başarı; samuray arısı salımı, feromon tuzakları, kışlak mücadelesi, üretici eğitimi, bahçe kontrolleri ve entegre mücadele takviminin birlikte uygulanmasına bağlıdır. Tarım ve Orman Bakanlığı da salımların kimyasal ilaçtan en az etkilenecek ormanlık alanlar, mezarlıklar, ilaç kullanılmayan bahçeler ve benzeri noktalarda yapıldığını bildiriyor. Bu tercih, samuray arısının doğada yaşama ve çoğalma şansını artırmayı hedefliyor. (kahverengikokarca.tarimorman.gov.tr) KİMYASAL MÜCADELE AZALABİLİR AMA TAMAMEN BİTMEZ Samuray arısı doğaya ve insan sağlığına zarar vermeyen biyolojik mücadele seçeneği olarak öne çıkıyor. İnsanları sokmayan, bal arılarına zarar vermeyen ve kahverengi kokarca yumurtalarını hedefleyen bu faydalı böcek, özellikle uzun vadede kimyasal mücadele ihtiyacını azaltabilir. Ancak kokarca popülasyonunun yüksek olduğu alanlarda yalnızca biyolojik mücadeleyle sonuç almak güçtür. Giresun’da yürütülen çalışmanın etkili olabilmesi için üreticilerin kışlak döneminde ev, ahır, depo ve müştemilatlarda kokarca temizliğini aksatmaması, bahçelerde düzenli kontrol yapması, feromon tuzaklarını takip etmesi ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün entegre mücadele takvimine uygun hareket etmesi gerekiyor. Valilik de vatandaşların mücadeleye aktif destek vermesini, kışlak alanlarda tedbir alınmasını ve bahçelerde entegre mücadele uygulamalarının aksatılmamasını istedi. (giresun.gov.tr) GİRESUN FINDIĞI İÇİN KRİTİK MÜCADELE Giresun’da 130 bin samuray arısının doğaya salınması, kahverengi kokarcaya karşı yalnızca teknik bir tarımsal uygulama değil, fındık ekonomisini korumaya dönük stratejik bir adım niteliği taşıyor. Zararlının yayılım hızı, fındıkta kalite kaybı oluşturma gücü ve kışlak alanlarda varlığını sürdürebilmesi, mücadelenin tek sezonluk değil, sürekli ve bütünlüklü yürütülmesini zorunlu kılıyor. Samuray arısı salımı, doğru alan seçimi ve üretici katılımıyla desteklendiğinde kahverengi kokarca popülasyonunu baskılayabilir. Giresun’da fındığın geleceği açısından belirleyici olacak nokta, biyolojik mücadelenin kışlak mücadelesi, tuzaklama, eğitim ve bahçe takibiyle aynı anda sürdürülmesidir.

VALİ KOÇ FINDIK ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜNDE SAMURAY ARISI ÇALIŞMALARINI İNCELEDİ Haber

VALİ KOÇ FINDIK ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜNDE SAMURAY ARISI ÇALIŞMALARINI İNCELEDİ

VALİ KOÇ FINDIK ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜNDE SAMURAY ARISI ÇALIŞMALARINI İNCELEDİ Giresun Valisi Mustafa Koç, TAGEM Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nde biyolojik araştırma laboratuvarını ziyaret etti, samuray arısı üretim süreçlerini yerinde inceledi. Ziyaret, kahverengi kokarcaya karşı yürütülen biyolojik mücadelenin Giresun tarımı ve fındık ekonomisi açısından taşıdığı kritik önemi bir kez daha öne çıkardı. Giresun Valisi Mustafa Koç, TAGEM Fındık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nü ziyaret ederek Enstitü Müdürü Dr. Yusuf Bilgen ve kurum çalışanlarıyla bir araya geldi. Koç, Biyolojik Araştırma Laboratuvarı’nda yürütülen çalışmaları inceledi; özellikle kahverengi kokarcaya karşı yürütülen samuray arısı üretim sürecini yerinde değerlendirdi. Ziyaret, yalnız kurum içi bir temas olarak kalmadı; Giresun’da fındık üretiminin geleceğini doğrudan ilgilendiren mücadele başlığını yeniden gündeme taşıdı. TAGEM kayıtlarında Giresun Fındık Araştırma Enstitüsü, 90 yıllık geçmişiyle alanında dünyada benzeri bulunmayan bir kurum olarak tanımlanıyor. Aynı kayıtlara göre enstitü, Türkiye’de tescilli 23 fındık çeşidinin 17’sinin geliştirilmesine öncülük etti ve kahverengi kokarcaya karşı biyolojik mücadelenin merkezinde yer aldı. KAHVERENGİ KOKARCAYA KARŞI LABORATUVAR HATTI Fındık Araştırma Enstitüsü yönetimi, kahverengi kokarcayı son dönemde fındık üretimi açısından öne çıkan başlıca tehditlerden biri olarak tanımlıyor. Enstitü Müdürü Dr. Yusuf Bilgen, Aralık 2025’te yaptığı değerlendirmede, TAGEM bünyesinde yürütülen proje kapsamında 5’i mühendis toplam 12 kişilik ekiple samuray arısı üretiminin sürdüğünü açıkladı. Samuray arısı, kahverengi kokarcanın yumurtalarını parazitleyerek zararlının çoğalmasını baskılıyor. Giresun Son Haber’in daha önce yayımladığı haberde, bu biyolojik mücadele etmeninin ana vatanında kahverengi kokarcayı yüzde 80 oranına kadar kontrol altında tutabildiği, ayrıca diğer arı türleri için risk oluşturmadığı bilgisi yer aldı. Aynı haberde, 2025 yılında Giresun için yaklaşık 90 bin parazitoit üretiminin planlandığı ve ilk etapta 55 bin 888 adet salım yapıldığı aktarıldı. 2026 HEDEFİ BÜYÜDÜ 2026 yılına girilirken üretim kapasitesi daha da yükseldi. Anadolu Ajansı’nın 9 Şubat 2026 tarihli haberinde, Giresun’daki Fındık Araştırma Enstitüsü’nün bu yıl kahverengi kokarcaya karşı biyolojik mücadele için 500 bin samuray arısı üretmeyi hedeflediği belirtildi. Haberde, geçen yıl yaklaşık 300 bin samuray arısı üretildiği, elde edilen yumurta sayısının 150 bini geçtiği ve 2026 salımlarının haziran ayında yapılmasının planlandığı bilgisi de yer aldı. Enstitünün önceki saha uygulamaları da bu hattın büyüdüğünü gösteriyor. 10 Temmuz 2025 tarihli enstitü açıklamasında, Keşap’tan başlatılan program kapsamında Giresun, Trabzon, Rize, Artvin ve Gümüşhane hattında 300 bine yakın samuray arıcığının doğaya salındığı bildirildi. Bu tablo, Vali Mustafa Koç’un ziyaretinin sıradan bir kurum programı olmadığını ortaya koyuyor. Giresun’da fındığı tehdit eden zararlıya karşı mücadele artık yalnız sahada değil, laboratuvarda da yürütülüyor. Samuray arısı üretimi, kentin tarımsal verimini, ürün kalitesini ve fındık ekonomisinin dayanıklılığını doğrudan ilgilendiren stratejik bir hatta dönüşmüş durumda.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.