Hava Durumu

#Biyolojik Çeşitlilik

giresunsonhaber - Biyolojik Çeşitlilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Biyolojik Çeşitlilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Doğa Koruma İçin Kritik Adım: Önemli Doğa Alanları Envanteri Yenileniyor Haber

Doğa Koruma İçin Kritik Adım: Önemli Doğa Alanları Envanteri Yenileniyor

Biyolojik çeşitlilik için kritik öneme sahip alanları tanımlayarak koruma altına almak amacıyla geliştirilmiş bir yaklaşım olan ve ilk defa Doğa Derneği tarafından 2006 yılında yayınlanan Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları envanterinin güncelleme çalışmaları 20 yıl sonra Ankara’da yapılan çalıştayla duyuruldu. Önemli Doğa Alanları, hassas ekosistemleri, endemik türleri ve nesli tehlike altındaki canlıları barındıran kritik habitatları kapsayarak, biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik küresel standartların uygulanması ve koruma stratejilerinin geliştirilmesine olanak sağlıyor. 2006 yılında yayınlanan ilk envanterde bitkiler, kız böcekleri, kelebekler, iç su balıkları, çift yaşamlılar, sürüngenler, kuşlar ve memeliler ile ilgili veriler sentezlendi ve Türkiye’de 305 Önemli Doğa Alanı tanımlandı. Doğa Derneği’nin koordinasyonunda 2023 yılında başlatılan ve 2029 yılında tamamlanması hedeflenen Önemli Doğa Alanları güncelleme çalışması, son yirmi yılda Türkiye doğasında yaşanan değişimleri, kayıpları ve umut verici yeni keşifleri bilimsel verilerle kayıt altına alacak. Türkiye’den Avrupa’ya Akademisyen ve Uzmanların Ortak Çalışması ÖDA yaklaşımı, 2016 yılında Dünya Doğa Koruma Kurumu (IUCN) tarafından küresel ölçekte öncelikli alanların belirlenmesinde resmi bir standart olarak kabul edildi. Doğa Derneği, 2023 yılında IUCN ekibinden Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ÖDA’ları Bölge Sorumlusu Dr. Catherine Numa ve ÖDA uluslararası sekreteryası başkanı Dr. Andrew Plumptre, BirdLife International ÖKA/ÖDA Küresel Bilim Koordinatörü Olivia Crowe işbirliğinde ÖDA Güncelleme Programı'nı başlattı. Tükiye’den eklenen akademisyen ve uzman ağı vasıtasıyla veri derleme çalışmaları kesintisiz olarak sürdürüldü. Kuşlardan Balıklara Bitkilerden Yumuşakçalara 9 tür grubuna ait 7.144 önemli konum tespit edildi. 12 uzmanın iki yıl boyunca yürüttüğü kapsamlı çalışmanın ilk sonuçları, Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğine ilişkin dikkat çekici veriler ortaya koydu. Çalışma kapsamında 38 amfibi ve sürüngen türüne ait 61 nokta, 2.333 bitki türü ve varyetesine ait 3.794 nokta, 122 içsu balığı türüne ait 381 nokta, 56 kelebek türüne ait 338 nokta, 14 kızböceği ve yusufçuk türüne ait 92 nokta, 42 kuş türüne ait 256 nokta, 26 memeli türüne ait 137 nokta ve 875 yumuşakça türüne ait 2.083 nokta belirlendi.İlk bulgular sonucunda, toplam 9 tür grubuna ait 7.144 farklı yer tespit edildi. Elde edilen veriler, Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğinin güncel durumunun ortaya konulması ve dünya çapında önem taşıyan alanların belirlenmesi açısından önemli bir bilimsel temel oluşturuyor.Bu güncelleme çalışmasını öncekilerden ayıran en önemli farklardan biri, analiz edilen canlı gruplarının genişletilmesi oldu. Bitkiler, yusufçuklar ve kızböcekleri, kelebekler, iç su balıkları, amfibiler, sürüngenler, memeliler ve kuşlar bu güncellemede de yer aldı. Mevcut uzmanlık gruplarına bu yıl yumuşakçalar da eklendi. Devam eden süreçte onlarca farklı disiplinden çok sayıda uzmanın da katkı sunacağı çalışmada; endemik, nesli tehlike altında olan ve hassas türlerin habitatları titizlikle haritalandırılacak. Çalışmaları gerçekleştiren uzman grubunda yer alan uzmanlar: Prof. Dr. Ahmet Emre Yaprak - Bitkiler, Prof. Dr. Ali Kandemir - Bitkiler, Prof. Dr. Hasan Yıldırım - Bitkiler, Dr. Tuğkan Özdöl - Bitkiler, Prof. Dr. Ahmet Karataş - Memeliler, Uzman Cem Orkun Kıraç - Memeliler, Prof. Dr. Kerim Çiçek - Sürüngenler ve Amfibiler, Dr. Evrim Karaçetin - Kelebekler, Prof. Dr. Burçin Aşkım Gümüş - Yumuşakçalar, Doç. Dr. Ali Miroğlu - Kızböcekleri & Yusufçuklar, Prof. Dr. Baran Yoğurtçuoğlu - İç Su Balıkları, Dr. Şafak Arslan - Kuşlar - Memeliler, Prof. Dr. Muhammed Zeynel Öztürk - CBS, Dr. Enes Taşoğlu - CBS. Bilimsel bulgular, endemik, tehlike altında, hassas veya benzersiz türlerin Türkiye’deki yaşam alanlarını belgeliyor. Çalıştaya dair açıklamalarda bulunan Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Dr. Şafak Arslan; ’’COP 31’e sayılı günler kala gerçekleştirdiğimiz bu çalıştay, Türkiye’nin doğa koruma ve iklim değişikliği konularındaki politika ve planlamalarını doğrudan etkileyecek düzeyde bir çalışma. Elde edilen bilimsel bulgular, endemik, tehlike altında, hassas veya benzersiz türlerin Türkiye’deki yaşam alanlarını belgeliyor. Bu veriler, Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’nin %30 Korunan Alan (30x30) Hedefi doğrultusunda ulusal koruma politikalarına ve Diğer Etkili Alan Temelli Koruma Önlemleri (OECM) mekanizmalarına ve ulusal veritabanlarına uyarlanarak entegre edilebilecek nitelikte. Söz konusu verilerin ulusal veritabanlarına eklenmesi, ulusal koruma stratejilerine şeffaf, çok paydaşlı ve bilimsel bir çerçevede entegre edilmesi, uluslararası standartlar ve Uluslararası ÖDA Sekretaryası ile uyumunun sağlanması ve alan bazlı koruma hedeflerine altlık oluşturması amacıyla ÖDA Ulusal Koordinasyon Grubu oluşturulması hedefleniyor. 2029’da çalışma tamamlandığında Türkiye’nin ÖDA envanteri statik bir yazılı envanter olmaktan çıkıp, anlık olarak güncellenebilen çevrimiçi bir yazılım haline getirilecek,’’ dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

VALİ KOÇ KUZALAN TABİAT PARKI’NI İNCELEDİ Haber

VALİ KOÇ KUZALAN TABİAT PARKI’NI İNCELEDİ

VALİ KOÇ KUZALAN TABİAT PARKI’NI İNCELEDİ Giresun Valisi Mustafa Koç, Dereli ilçesine bağlı Alancık Köyü sınırlarındaki Kuzalan Tabiat Parkı’nı ziyaret etti. Yaklaşık bir kilometrelik güzergâhta incelemelerde bulunan Koç, bölgenin korunarak gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini vurguladı. Giresun Valisi Mustafa Koç, doğal yapısı, zengin bitki örtüsü ve farklı su kaynaklarıyla öne çıkan Kuzalan Tabiat Parkı’nda incelemelerde bulundu. Giresun Valiliğinden yapılan açıklamaya göre Vali Koç, Alancık Köyü’nde bulunan tabiat parkındaki yaklaşık bir kilometrelik yürüyüş güzergâhını gezdi. DOĞAL KAYNAK DEĞERLERİ YERİNDE İNCELENDİ Ziyaret kapsamında doğal travertenler, şimşir ormanları, sodalı su kaynakları, su basar ormanları, mağara ile demir bakımından zengin su kaynakları incelendi. Vali Koç’a, Kuzalan Tabiat Parkı’nın doğal kaynak değerleri, biyolojik çeşitliliği ve bölgenin sahip olduğu ekolojik zenginlikler hakkında yetkililer tarafından bilgi verildi. 482 HEKTARLIK ÖZEL EKOSİSTEM Giresun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünün verilerine göre Kuzalan Tabiat Parkı, Giresun şehir merkezine yaklaşık 45, Dereli ilçe merkezine ise 13 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Yaklaşık 482 hektarlık alanı kapsayan tabiat parkı; Kuzalan Şelalesi, mağaraları, anıt ağaçları, tarihî değirmenleri ve farklı mineral özelliklere sahip su kaynaklarıyla dikkat çekiyor. Resmî kayıtlarda park sınırları içerisinde 60 farklı familyaya ait 129 bitki türü ile 36 familyaya ait 105 kuş türünün bulunduğu belirtiliyor. Bu çeşitlilik, Kuzalan’ı yalnızca önemli bir turizm destinasyonu değil, aynı zamanda korunması gereken hassas bir doğal yaşam alanı hâline getiriyor. Giresun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü TRAVERTENLER YAKLAŞIK 1,8 KİLOMETRE UZANIYOR Bölgenin en önemli jeolojik değerlerinden biri olan traverten oluşumlarının yaklaşık 1,8 kilometre boyunca devam ettiği; bu güzergâhta şelaleler, su basar ormanları ve şimşir topluluklarının yer aldığı bildiriliyor. Travertenler, mineral bakımından zengin yer altı sularındaki kalsiyum karbonatın yüzeyde çökelmesi sonucunda oluşuyor. Kuzalan’daki farklı mineralli kaynaklar, bölgede beyazdan koyu tonlara kadar değişen doğal oluşumların ortaya çıkmasını sağlıyor. Anadolu Ajansı “GELECEK NESİLLERE AKTARILMALI” Vali Mustafa Koç, incelemelerinin ardından Kuzalan Tabiat Parkı’nın sahip olduğu doğal güzellikler ve biyolojik çeşitlilik açısından önemli bir değer olduğunu belirtti. Koç, bölgenin doğal yapısının korunmasının ve bu eşsiz mirasın gelecek nesillere aktarılmasının önemine dikkat çekti. Kuzalan Tabiat Parkı’nda ziyaretçi yoğunluğunun doğal dokuya zarar vermeden yönetilmesi; yürüyüş güzergâhlarının, su kaynaklarının, şimşir ormanlarının ve traverten oluşumlarının düzenli olarak korunması, bölgenin sürdürülebilir turizm açısından geleceğini belirleyecek başlıca unsurlar arasında bulunuyor.

HACIAHMETOĞLU: DOĞAL DENGELER ÇOK YÖNLÜ KORUNMALI Haber

HACIAHMETOĞLU: DOĞAL DENGELER ÇOK YÖNLÜ KORUNMALI

HACIAHMETOĞLU: DOĞAL DENGELER ÇOK YÖNLÜ KORUNMALI Slow Food Giresun İl Koordinatörü Ömer Hacıahmetoğlu, bozayılarla ilgili yaşanan son gelişmelerin yalnızca güvenlik başlığı altında değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, yaban hayatı tartışmalarının doğa hakları, biyolojik çeşitlilik ve sürdürülebilir gıda sistemleri ekseninde ele alınması gerektiğini söyledi. Giresun’da üç bozayı için özel avlanma izni verilmesi, yerleşim alanlarına yaklaşan ayılar, trafik kazalarında yaşamını yitiren yaban hayvanları ve sosyal medya içerikleri uğruna yaban hayatının rahatsız edildiğine yönelik iddialar, insan ile doğa arasındaki ilişkiyi yeniden gündeme taşıdı. Konuya ilişkin açıklama yapan Slow Food Giresun İl Koordinatörü Ömer Hacıahmetoğlu, bozayılarla yaşanan karşılaşmaların yalnızca sonuçları üzerinden okunmasının yeterli olmadığını belirterek, sorunun temelinde yaban hayvanlarının yaşam alanlarında meydana gelen daralmanın bulunduğunu ifade etti. “ASIL MESELE AYILAR DEĞİL, YAŞAM ALANLARININ DARALMASIDIR” Ormanların parçalanması, doğal geçiş koridorlarının kesintiye uğraması ve ekolojik dengenin bozulmasının insan-yaban hayatı karşılaşmalarını artırdığına dikkat çeken Hacıahmetoğlu, şu değerlendirmede bulundu: “Asıl mesele ayılar değil, yaşam alanlarının giderek daralmasıdır. Yaban hayvanlarıyla yaşanan karşılaşmaları yalnızca ortaya çıkan sonuçlar üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Ormanların parçalanması, doğal geçiş koridorlarının kesintiye uğraması ve yaşam alanlarının daralması, bugün karşı karşıya kaldığımız olayların arka planındaki temel nedenlerdir.” Hacıahmetoğlu, her karşılaşmanın ayrı bir kriz olarak görülmesi yerine, bu karşılaşmaları ortaya çıkaran ekolojik değişimin bütün yönleriyle tartışılması gerektiğini vurguladı. “GIDA HAKKI, DOĞA HAKKINDAN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ” Slow Food hareketinin kurucusu Carlo Petrini’nin “Yemek yemek bir tarım eylemidir” sözünü hatırlatan Hacıahmetoğlu, gıdanın yalnızca sofraya gelen bir ürün olmadığını; toprağın, suyun, biyolojik çeşitliliğin ve kültürün ortak sonucu olduğunu belirtti. Giresun’un en önemli tarımsal ürünü olan fındığın da çevresindeki doğal sistemden bağımsız düşünülemeyeceğini ifade eden Hacıahmetoğlu, fındık bahçeleriyle ormanların aynı yaşam ağının parçaları olduğunu söyledi. “Giresun’da fındığın hikâyesi yalnızca bahçede başlamaz. Ormanlarla, derelerle, arılarla, toprağın görünmeyen canlılarıyla ve yaban hayatıyla birlikte şekillenir. Fındık bahçeleri ile ormanlar birbirinden bağımsız iki alan değil, aynı yaşam ağının parçalarıdır.” diyen Hacıahmetoğlu, doğanın korunmasının yerel üretimin geleceği açısından da hayati önem taşıdığını kaydetti. DOĞAL DENGE, YEREL ÜRETİMİN DE TEMİNATI Doğanın yaşama hakkının korunmasının yalnızca yaban hayatını değil, biyolojik çeşitliliği, yerel üretimi ve geleceğin gıda güvencesini de doğrudan etkilediğini belirten Hacıahmetoğlu, doğal sistemlerdeki bozulmanın uzun vadede tarımsal üretim üzerinde ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. “Doğanın yaşama hakkını korumak, yalnızca yaban hayatını korumak değildir. Yerel üretimi, biyolojik çeşitliliği, toprağı, suyu ve gelecek nesillerin gıdaya erişimini de korumaktır.” ifadelerini kullanan Hacıahmetoğlu, doğa ile üretim arasındaki bağın göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. “BOZAYILARI KONUŞURKEN NASIL BİR GİRESUN İSTEDİĞİMİZİ KONUŞUYORUZ” Hacıahmetoğlu, açıklamasının sonunda bozayı tartışmasının daha geniş bir çevre politikası içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Bugün tartıştığımız şey yalnızca bozayılar değildir. Sadece yaşanan karşılaşmalara odaklanırsak her olayı yeni bir kriz olarak değerlendirmeye devam ederiz. Oysa konuşmamız gereken, bu karşılaşmaları ortaya çıkaran ekolojik değişimdir.” “Giresun’un ormanları, dereleri ve fındık bahçeleri birbirinden bağımsız değildir. Bunların tamamı aynı yaşam ağının parçalarıdır. Bu ağı korumadan ne biyolojik çeşitliliği ne de geleceğin gıdasını koruyabiliriz. Bozayıları konuşurken aslında nasıl bir Giresun’da yaşamak istediğimizi konuşuyoruz.” SLOW FOOD GİRESUN NEDİR? Slow Food Giresun, uluslararası Slow Food hareketinin Giresun’daki yerel topluluğu olarak faaliyet gösteriyor. Topluluk; yerel üretimin desteklenmesi, biyolojik çeşitliliğin korunması, gastronomi mirasının yaşatılması ve iyi, temiz ve adil gıdanın yaygınlaştırılması amacıyla çalışmalar yürütüyor. Slow Food Giresun ayrıca doğa hakları, ekolojik farkındalık ve sürdürülebilir gıda sistemleri konusunda kamuoyuna katkı sunmayı hedefliyor. Basın İletişim Slow Food Giresun ???? slowfoodgiresun@gmail.com ???? Instagram: @slowfoodgiresun

DENİZLERİN AKCİĞERLERİ TÜKENİYOR: HER 30 DAKİKADA BİR FUTBOL SAHASI YOK OLUYOR Haber

DENİZLERİN AKCİĞERLERİ TÜKENİYOR: HER 30 DAKİKADA BİR FUTBOL SAHASI YOK OLUYOR

DENİZLERİN AKCİĞERLERİ ALARM VERİYOR: DENİZ ÇAYIRLARI HER YIL YÜZDE 2–7 ORANINDA YOK OLUYOR 1 Mart Dünya Deniz Çayırları Günü kapsamında yapılan değerlendirmeler, deniz ekosistemlerinin temel yaşam alanlarından biri olan deniz çayırlarının küresel ölçekte ciddi baskı altında olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmalara göre dünya genelinde deniz çayırlarının her yıl yüzde 2 ila 7’si yok olurken, bu kaybın yıllık ekonomik maliyetinin 42 milyar dolara kadar çıkabileceği öngörülüyor. Tropikal yağmur ormanlarından 35 kata kadar daha hızlı karbon emme kapasitesine sahip olan deniz çayırları; iklim değişikliğiyle mücadele, biyolojik çeşitliliğin korunması ve balıkçılık açısından kritik rol üstleniyor. Buna karşın artan farkındalık çalışmalarına rağmen bu hassas habitatlar hâlâ savunmasız durumda. Akdeniz’de 11,6 Milyar Dolarlık Ekosistem Değeri Son bilimsel çalışmalar, Akdeniz’deki deniz çayırı ekosistem hizmetlerinin yıllık değerinin yaklaşık 11,6 milyar dolar olduğunu gösteriyor. Ülkeler bazında İtalya en yüksek, Slovenya en düşük ekonomik değere sahipken, Türkiye kıyılarındaki deniz çayırlarının yıllık ekonomik değeri 276,6 milyon dolar olarak hesaplanıyor. Bu hesaplamalara; balık stokları, karbon tutma, kıyı koruma ve biyolojik çeşitlilik gibi ekosistem servisleri de dâhil ediliyor. BM: Her 30 Dakikada Bir Futbol Sahası Kadar Alan Yok Oluyor 2020 tarihli Birleşmiş Milletler raporuna göre, dünyada her 30 dakikada bir futbol sahası büyüklüğünde deniz çayırı alanı kaybediliyor. Bu tablo üzerine BM, farkındalığı artırmak amacıyla 2022 yılında 1 Mart’ı Dünya Deniz Çayırları Günü ilan etti. Sözen: “Korumak Mümkün, Yenilemek Neredeyse İmkânsız” Türkiye İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Suat Sözen, deniz çayırlarının korunmasının gelecek nesillere karşı bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Sözen, “Yeniden ekim yapıldığında deniz çayırları yılda sadece 1 cm büyüyebiliyor. Kaybedilen alanları yenilemek neredeyse imkânsız; ancak mevcut alanları korumak mümkün” dedi. Sözen ayrıca, TÜDAV iş birliğiyle yürütülen “Denizlerin Geleceği: Deniz Çayırları” projesiyle haritalama, koruma ve atık temizliği çalışmalarının sürdüğünü ifade etti. Öztürk: “Türkiye Kıyılarında Yılda 6 Milyar Litre Oksijen” TÜDAV Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, özellikle Posidonia oceanica türünün önemine dikkat çekerek, “Ülkemiz kıyılarındaki deniz çayırları metrekarede günde 16 litreye kadar oksijen üretiyor. Türkiye kıyılarında deniz çayırlarının yaklaşık 90 bin ton karbonu bağlama kapasitesi bulunuyor; bu da 70 bin otomobilin yıllık emisyonuna denk” dedi. Öztürk, Akdeniz’de deniz çayırlarının son 50 yılda yüzde 35 oranında gerilediğini belirterek acil koruma çağrısı yaptı. Kaynak: KAHA – Kapsül Haber Ajansı

Köpeklerin beslenme alışkanlığını değiştirmek, insanlarınkine göre daha büyük etki oluşturabilir Haber

Köpeklerin beslenme alışkanlığını değiştirmek, insanlarınkine göre daha büyük etki oluşturabilir

Et, yumurta ve süt ürünleri açısından zengin beslenme şekilleri önemli çevresel maliyetler doğurmaktadır. Ancak yeni bir çalışma, birçok durumda köpeğinizi daha sürdürülebilir bir diyete geçirmenin, gezegen ve çiftlik hayvanları üzerinde kendi diyetinizi değiştirmekten daha büyük bir etkiye sahip olabileceğini ortaya koymuştur. ACCESS Newswire / LONDRA, BİRLEŞİK KRALLIK (İGFA) - Veteriner Profesör Andrew Knight tarafından Animals dergisinde yayımlanan araştırma, ortalama bir köpeğin beslenmesi dahilinde yılda yaklaşık 13 çiftlik kara hayvanı tükettiğini, buna karşılık ortalama bir insan için bu sayının dokuz olduğunu ve aradaki farkın yaklaşık yüzde 40 olduğunu ortaya koydu. Bu fark büyük ölçüde, tipik bir köpeğin diyet enerjisinin daha büyük bir kısmının (yüzde 34) hayvansal kaynaklı içeriklerden gelmesinden kaynaklanmaktadır; bu oran insanlarda yaklaşık yüzde 19'dur. Bu rakamlar küresel ortalamaları temsil etmekte ve ülkeye göre değişmektedir. Amerika Birleşik Devletleri gibi yüksek gelirli ülkelerde tüketim genel olarak daha yüksektir. Burada ortalama bir insan yılda 24 çiftlik kara hayvanı tüketirken, bir köpek için bu sayı 20'dir; yani fark yaklaşık yüzde 20 ile daha azdır. Bu nedenle geleneksel et bazlı evcil hayvan mamalarının önemli çevresel ve hayvan refahı etkileri vardır. Ancak bitkilere, mikrobiyal proteine ve kültür etine dayalı alternatifler giderek daha yaygın hale gelmektedir. Tamamen bitki bazlı veya vegan evcil hayvan mamaları artık birçok ülkede çevrimiçi perakendecilerden kolayca satın alınabilmektedir. 2026'nın başlarında,14 çalışma ve bir sistematik inceleme, bu tür diyetlerle beslenen köpekler veya kediler için iyi sağlık sonuçları bildirmiştir. Ancak, evcil hayvan diyetleri sorumlu üreticiler tarafından üretilmeli ve gerekli tüm besin maddelerinin dahil edildiğinden emin olmak için tam olarak takviye edilmelidir. Potansiyel faydalar büyüktür. Tüm evcil köpekler besinsel olarak sağlam vegan diyetlere geçseydi, her yıl altı milyar kara hayvanı kesimden kurtarılabilirdi. Sera gazı tasarrufu Birleşik Krallık'ın yıllık emisyonlarının 1,5 katı olurdu ve korunan gıda enerjisi 450 milyon insanı, yani Avrupa Birliği nüfusunu besleyebilirdi. Bu hesaplamalar 2018 verilerine dayanmaktadır ve köpek popülasyonlarının insan popülasyonlarından daha hızlı artmasıyla potansiyel faydalar bugün daha da büyüktür. Binlerce evcil hayvan bakıcısından gelen anket yanıtlarını analiz ettikten sonra Knight, en az 150 milyon köpek ve kedinin gerçekçi bir şekilde besinsel olarak sağlam vegan diyetlere geçirilebileceğini tahmin etti. Ancak analiz hane başına yalnızca bir köpek veya kedi varsaydığından, gerçek sayıların muhtemelen birkaç kat daha yüksek olduğunu belirtti. Çalışma, faydaları en üst düzeye çıkarmak için sorunları ölçek, ihmal ve çözülebilirlik temelinde önceliklendiren bir felsefe olan "etkili diğerkâmlık" (effective altruism) ilkelerini kullanarak sürdürülebilir evcil hayvan diyetlerini değerlendirdi. Çalışma, sürdürülebilir evcil hayvan diyetlerinin oldukça ihmal edildiğini, dünya çapında evcil hayvan maması şirketleri dışında sadece iki tam zamanlı araştırmacının bulunduğunu ve çiftlik hayvanları savunuculuğu hareketinin yıllık bütçesinin yüzde birinden azının buna ayrıldığını ortaya koydu. Knight, bitki bazlı evcil hayvan diyetlerinin çiftlik hayvanı kullanımını azaltmak, gıda güvenliğini iyileştirmek ve iklim ve biyolojik çeşitlilik zorluklarını ele almak için güçlü ancak gözden kaçırılan bir yolu temsil ettiği sonucuna vardı. Hayvan ve çevre savunucularını, daha sürdürülebilir diyetlere yönelik yalnızca insan odaklı bir yaklaşımın ötesine bakmaya çağırdı. Knight, "Hayvan savunuculuğu hareketinin kendi evcil hayvanlarının diyetlerini büyük ölçüde göz ardı etmesi ironik" dedi. Prof. Andrew Knight a.knight@griffith.edu.au KAYNAK: Sustainable Pet Food Foundation ( Sürdürülebilir Evcil Hayvan Gıdası Vakfı )

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.