Hava Durumu

#Abd

Giresun Sonhaber - Abd haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Abd haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TÜRKİYE FINDIK  İTHALATINDA ÜÇÜNCÜ SIRAYA... Haber

TÜRKİYE FINDIK İTHALATINDA ÜÇÜNCÜ SIRAYA...

AVRUPA FINDIK PAZARINDA DENGELER DEŞŞTİ: TÜRKİYE İTHALAT DEĞERİNDE ÜÇÜNCÜ SIRADA Avrupa Birliği'nin fındık ithalat harcaması 2026'nın ilk dokuz ayında yüzde 59,3 artarak yaklaşık 946 milyon avroya ulaştı. Şili yüzde 48, ABD yüzde 20 maaş alırken, Türkiye'nin payı yüzde 20'nin altında kaldı. Yeni veriler, Giresun'un fındığı açıdan Avrupa pazarındaki rekabeti yeniden gündeme getirdi. Avrupa Birliği'nin (AB) fındık ithalatında 2026 yılının ilk dokuz tanesinde önemli değişimler yaşandı. Uluslararası tarım ve emtia piyasalarını takip eden Mundus Agri'nin 27 Ekim 2026 tarihli haberinde, Avrupa Komisyonunun anlaşmasının dış ticaret tarifesine dayanılarak fındık ithalatında miktar ve harcama esasına göre rekor seviyelere ulaşıldığı bildirildi. Haberde, AB'nin kabuklu ve iç fındık ithalatına yaptığı harcamanın geçen yılın aynı verilerine göre yüzde 59,3 artarak 945 milyon 956 bin 234 avroya yükseldiği belirtildi. AVRUPA'NIN FINDIK İTHALAT HARCAMASI 946 MİLYON AVROYA YAKLAŞTI ve 2025 2026 Değişim İthalat'ın 82.673 ton 95.034 ton +%15,0 İthalat değeri 593,69 milyon € 945,96 milyon € +%59,3 Değer — 352,27 milyon € — Tablo 1: Ocak–Eylül dönemleri karşılaştırması. Kaynak: Mundus Ağrı, 27 Ekim 2026; Avrupa Komisyonu DG AGRI/DG TAXUD verileri. İthalat miktarı yaklaşık yüzde 15 artarken, ithalat harcamasının yüzde 59,3 arttığına dikkat çekildi. Bu farklılık, ithal edilen ortalama birim değerinde de artış yaşandığını gösteriyor. Ancak bu artışın tamamı üretici satış fiyatlarındaki yükselişle mümkün değil. Ürün türü, kalitesi, menşei ve ticari koşulları ve ortalama ithalat değeri değişebilir. ŞİLİ İLK SIRADA, TÜRKİYE ÜÇÜNCÜ Mundus Agri'nin yayımladığı değerlendirmeye göre AB'nin 2026 yılı ilk dokuz aylık nakit ithalat tutarı Şili'de yüzde 48 payla ilk sırada yer aldı. ABD yüzde 20 payla ikinci, Türkiye ise 20'nin biraz adı payıyla üçüncü sırada yer alıyor. Ülke AB seyahat kalitesindeki Sıralama Şili %48 1 ABD %20 2 Türkiye %20'nin altında 3 Diğerleri Kalan ödeme — Tablo 2: 2026 Ocak–Eylül dönemi, AB somun ithalat yerinin potansiyel olarak ortaya çıkışı. Payların ithalat miktarı değil, parasal değeri ifade etmektedir. Bu sıralama, Türkiye'nin dünya fındık üretimi veya toplam dünya ihracatında üçüncü olduğu anlamına gelmiyor. Veriler yalnızca AB'nin belirtilen dönemdeki ithalat pazarındaki mevcut durumunu göstermektedir. Mundus Agri, Şili ve ABD'nin Türkiye'nin önüne geçtiğine dikkat çekilen Avrupa pazarındaki gelişmelerde yaşanan gelişmelere dikkat çekildi. AVRUPA'DA EN BÜYÜK ALICI İTALYA AB ülkeleri arasında fındık ithalat bedelinin yüzde 54'ü ilk sırada bulunuyor. Almanya 30 ile ikinci, Polonya ise 4 ile üçüncü sırada yer aldı. AB İthalatınki boynu İtalya %54 Almanya %30 Polonya %4 Diğer AB %12 Tablo 3: AB'nin küçük somun ithalatçılarının 2026 ilk dokuz aylık değer ödemeleri. İtalya ve Almanya'nın birlikte yüzde 84'lük ödeme yaptığı, Avrupa fındık ithalatında bu iki ülkenin ağırlığını ortaya koyuyor. FINDIK, KAJU FISTIĞINI GERİDE BIRAKTI Avrupa Birliği'nin sert kabuklu meyve ithalatında fındık, değer bakımından kaju fıstığını geçmişinde Antep fıstığı ve bademin ardından üçüncü sıraya yükseldi. Ürün 2025 ithalat değeri 2026 ithalat değeri Değişim Antep ayakkabıları 1.256,0 milyon € 1.266,3 milyon € +%0,8 Badem 1.197,6 milyon € 1.264,0 milyon € +%5,5 Fındık 593,7 milyon € 946,0 milyon € +%59,3 Kaju'nun 941,4 milyon € 941,1 milyon € Yaklaşık %0 Tablo 4: Seçilmiş sert kabuklu AB ithalat değerleri. Kaynak: Mundus Ağrı, 27 Ekim 2026. Bu veriler, fındığın Avrupa'nın sert kabuklu meyve ithalatında parasal değer bakımından daha önemli bir yayılmaya ulaştığını gösteriyor. GİRESUN FINDIĞI İÇİN YENİ REKABET TABLOSU Avrupa Birliği'nin fındık ithalatına yaptığı harcamaların artmasına rağmen Türkiye'nin değer payının Şili ve ABD'nin gerisinde kalması, Giresun'daki dağıtım ve ihracatçılar açısından da önem taşıyor. Giresun'un kalite özellikleri, işleme kapasitesi, tedarik sürekliliği ve pazarlama koşulları, uluslararası pazarlarda rekabet gücünü artıracak unsurlar arasında bulunuyor. Bununla birlikte AB'nin toplam fındık ithalat değerindeki değişim, tek başına Giresun fındığının ihracat miktarının veya satış fiyatının düştüğünü göstermiyor. İTHALAT HARCAMASINDAKİ ARTIŞ ÜRETİCİYE YANSIYOR MU? AB'nin fındık ithalat harcamasının yüzde 59,3 arttığı, Avrupa'daki alıcıların fındığa önceki sezon aynı dönemde daha fazla ödeme yaptığını ortaya koyuyor. Ancak bu gelişmenin Türk fındık ürününün gelirinin ne ölçüde yansıdığını belirlemek için Türkiye'nin AB'ye sattığı fındığın miktarı, birim değeri, ürünün standart ve üretici fiyatlarının birlikte incelenmesi gerekiyor. Özellikle Giresun'da üretim maliyetleri ile serbest piyasa fiyatları arasındaki farkın gündemde olduğu bir dönemde, uluslararası ticaret değerindeki yükselişin üretici gelirleriyle karşılaştırılması önem taşıyor. TÜRKİYE'NİN PAZAR PAYI DAHA AYRINTILI İNCELEMELİ Mundus Agri'nin 27 Ekim tarihli değerlendirmesi, Avrupa fındık pazarı tedarikçi ülkeleri arasındaki rekabetin arttığını ortaya koyuyor. Türkiye'nin özetinin daha kapsamlı olarak değerlendirilebilmesi için 2025 ve 2026 yıllarına ait ülke bazında ithalat miktarlarının, fiyatların ve değer ödemelerinin karşılanması gerekiyor. Mevcut veriler, Türkiye'nin 2026'nın ilk dokuzuncu yerinde AB fındık ithalat hakkının üçüncü sırada bulunduğunu gösteriyor. Ancak bu sonuçtan hareketle Türkiye'nin dünya fındık piyasasının genel durumunun aynı oranda değişmesi var olamaz. KAYNAKLAR Mundus Agri – Der AUDITOR, Kuruyemişler: AB İthalatı Rekor Seviyede Yavaşladı, 27 Ekim 2026, 11.45. https://www.mundus-agri.eu/news/nuts-eu-imports-slow-record-high.n38286.html https://www.mundus-agri.eu/news/nuts-eu-imports-slow-record-high.n38286.html Avrupa Komisyonu, Tarım ve Kırsal Kalkınma Genel Müdürlüğü (DG AGRI) ve DG TAXUD, gümrük ithalat gözetim verileri. Mundus Tarım tarafından aktarılan 2026 istatistikleri. Giresun Sonhaber, Fındıkta Üretici Makasta, 21 Ekim 2026. Giresun'daki üretim süreleri ve fiyat koşulları önceki habere göre.

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı Haber

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı

Türkiye’nin küresel ticaret ve yatırım ekosistemindeki stratejik konumu, ACE BPSC 2026 Zirvesi’nin ikinci gününde düzenlenen “NATO Zirvesi Sonrası Ticari ve Siyasi Gelişmeler” panelinde masaya yatırıldı. T.C. Ticaret Bakanlığı himayelerinde ve TABA-AmCham ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilen zirvede, NATO Zirvesi sonrasında şekillenen yeni ekonomik ve siyasi dengeler, transatlantik ticaretin geleceği, tedarik zincirlerinin güvenliği ve savunma sanayisindeki iş birliği fırsatları değerlendirildi. Kamu ve özel sektörün üst düzey temsilcilerini buluşturan panelde, Türkiye’nin bölgesel üretim, lojistik ve yatırım merkezi olarak artan önemine dikkat çekilirken, Türkiye ile ABD arasındaki 100 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi ve bu hedefe ulaşmada öngörülebilirliğin önemi vurgulandı. Küresel ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği kritik bir dönemde uluslararası iş dünyasının güçlü temsilcilerini bir araya getiren ACE BPSC 2026 Zirvesi, Swissôtel The Bosphorus İstanbul’da devam etti. “İnovasyon, Yatırım, Teknoloji ve Ticaret için Girişimcilik: Daha Güçlü Bir Transatlantik Gelecek İnşa Etmek” başlığıyla düzenlenen zirvenin ikinci gününde de "NATO Zirvesi Sonrası Ticari ve Siyasi Gelişmeler" başlıklı panel gerçekleştirildi. TABA AmCHAM BAŞKAN YARDIMCISI DERİNKÖK: “GÜVENLİK POLİTİKALARI İLE EKONOMİ POLİTİKALARI BİRBİRİNDEN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ” 30 ülkeden 70 AmCham lideri ve Türkiye’den çok sayıda iş insanının katıldığı panelin açılış konuşmasını TABA-AmCham Başkan Yardımcısı H. Eren Derinkök yaptı. Derinkök, bugün artık güvenlik politikaları ile ekonomi politikalarını birbirinden bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığını ifade ederek, “Jeopolitik gelişmeler; ticaret yollarını, enerji güvenliğini, tedarik zincirlerini, teknoloji yatırımlarını, savunma sanayiini ve dolayısıyla doğrudan iş dünyasının kararlarını etkiliyor. NATO Zirvesi sonrasında ortaya çıkan gelişmeleri de bu geniş perspektiften değerlendirmek gerekiyor. Özellikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki transatlantik ilişkilerin geleceği, Avrupa'nın güvenlik ve savunma alanındaki öncelikleri, artan savunma yatırımları ve bunların üretim, teknoloji ve ticaret üzerindeki etkileri önümüzdeki dönemin önemli başlıkları arasında yer alıyor.” dedi. AMCHAMS IN EUROPE (ACE) BAŞKANI VODNIK: “İSTİKRAR OLMADAN EKONOMİK BÜYÜME MÜMKÜN DEĞİL” Amchams in Europe (ACE) Başkanı Ajša Vodnik de konuşmasında güvenliğin yalnızca hükümetlerin ve orduların yetki alanında olmadığını ifade ederek, “İş dünyası olarak bizler; istikrar olmadan ekonomik büyümenin, inovasyonun ve küresel ticaretin var olamayacağını kabul etmeliyiz. Savaş ve çatışmalar tedarik zincirlerini bozar, pazarları yok eder ve hayatları mahveder.” diye konuştu. CONGAR: TRANSATLANTİK İŞ BİRLİĞİNDE HUKUKİ GÜVENCELERİN ÖNEMİ TABA-AmCham İngiltere Temsilcisi Av. Cem Congar da güvenlik alanındaki tercihlerin, enerji erişimi, teknoloji paylaşımı, yatırım ve ticaret kararlarında karşılık bulduğunu belirterek, “NATO'nun Ankara zirvesinde öne çıkan Transatlantik iş birliği ve sanayi kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleri bu ilişkinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Önümüzdeki dönemde siyasi iradenin ekonomik hayata nasıl yansıyacağını ve bu dönüşümün hangi hukuki güvencelerle destekleneceğinin üzerine birlikte düşünmemiz gerekmekte” dedi. Açılış konuşmalarının ardında panele geçildi. T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat’ın moderatörlüğünde düzenlenen panelde, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, T.C. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel ve DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan yeni dönemdeki bölgesel ve küresel gelişmeleri iş dünyası perspektifinden değerlendirdi. TÜRKİYE’NİN UZUN VADELİ YATIRIM POTANSİYELİNE VURGU Panelin moderatörlüğünü üstlenen Bekir Polat, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar açısından sunduğu fırsatlara ve uzun vadeli yatırım perspektifinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye, son 20 yılda yıllık ortalama yüzde 5,3 büyüyerek geçen yıl itibarıyla 1,8 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaştı ve son 20 yılda yaklaşık 300 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım aldı. Genç, dinamik nüfusu ile yine jeostratejik konumunu güçlendiren son 25 yıldaki 300 milyar doları aşan altyapı ve üst yatırımlarıyla ve kuvvetli bir reform ajandasıyla hala büyümeye devam ediyor. Özellikle uluslararası ortaklıklardaki uzun vade perspektifini çok önemsiyoruz. Bununla ilgili vermiş olduğum her zaman çok somut bir örnek var. Çok büyük bir Alman firmasının bir genişleme yatırımı vardı yakın bir zamanda. Sağ olsunlar açılış için davet etmişlerdi ve gittiğimizde sordum Alman firmaya siz kaç yıllık bir firmasınız? Biz 160 yıllık bir firmayız. Peki Türkiye'de ne zamandan beri faaliyetindesiniz? 116 yıldır Türkiye'deyiz dedi. Cumhuriyetimizden daha önce gelmişler. Bu önemli bir gösterge. Ülkenin şu anki resmine bakarak karar vericiler çok daha geniş bakıyorlar. Biz de ülkenin 5-10-15 yıllık aslında büyük resimde ülkemizin sunmuş olduğu fırsatları anlatmaya çalışıyoruz.” DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI ÖZEL: “PARA GÜVENLİ BÖLGE ARAR” Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel de konuşmasında NATO Zirvesi’nin Türkiye’nin uluslararası konumuna etkilerini değerlendirdi. Özel, güvenlik ve yatırım arasındaki ilişkiye, çok taraflı iş birliklerine ve Türkiye’nin diplomatik kapasitesine vurgu yaparak şunları kaydetti: “Bazı siyasi gelişmeler ve söylemler sonrası NATO'ya bakışın da bazı noktalarda değiştiği bir dönemde bu zirvenin Türkiye'de yapılması hakikaten çok büyük bir ehemmiyet taşıyor. Bu zirve sonrası NATO biraz daha tek vücut haline geldi. NATO 3 olarak isimlendirilen bir söylemi vardı. Ve bu da sonuçlarını çok etkili kıldı. İşte bütün NATO üyesi ülkeleriyle birlikte NATO'nun gücü aslında biraz bu zirveyle beraber, söylemlerle ve uygulamalarla da upgrade olmuş oldu. NATO, 1950’li yıllarda Kore Harbi’nden sonra kurulmuş bir güvenlik organizasyonu. Peki iş adamlarının NATO ile ne ilişkisi var? Malum, para güvenli bölge arar. Güvensiz bölgelerden güvenli bölgelere para akışı geçer. 21. yüzyılda çatışmaların arttığı bir dönemde bu ilişki daha sık bir ilişki haline geldi. Bunu çok görüyoruz. Daha girift hale geldi. Bu bağlamda NATO zirvesi Ankara deklarasyonuyla beraber yapılan açıklamalar, 50 milyar dolarlık bir hedef konması, bunlar son derece önemli. Bu bakımdan ben öyle ümit ediyorum ki kısa ve orta vadede uzun vadedeki etkilerinin çok daha büyük olacağını düşünüyorum. Ülkemize siyasi, ticari, ekonomik ve diğer konular hatta kültürel açıdan çok büyük etkilerinin olacağını bekliyoruz. Biz hemen NATO zirvesi sonrasında yaptığımız ikili görüşmelerde bunun nasıl bir momentuma sahip olduğunu gerçekten açık ve net gördük. Onu ifade edeyim. Çünkü 32 tane NATO üyesi ülke var. Bir de bu ülkelerin birlikte çalıştığı dünyada başka ülkeler var. Yani bunların hepsini büyük resmi gördüğümüzde bir çarpan etkisi yapmak suretiyle katma değere dönüşeceğini umuyorum.” TİCARET BAKAN YARDIMCISI TUZCU: “TÜRKİYE’Yİ MERKEZE ALMAYAN HİÇBİR YAKLAŞIM GÜVENLİ BİR TİCARET ZEMİNİ OLUŞTURAMAYACAK” Küresel ticaretin değişen yapısına, tedarik zincirlerinin güvenliğine ve Türkiye’nin transatlantik ekonomik ilişkilerindeki rolüne değinen Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu da NATO Zirvesi sonrasında üretim ve savunma sanayisinde ortaya çıkan fırsatları şu sözlerle değerlendirdi: “Küresel ticarette aslında bir azalma yok. Ama coğrafya ve sektörlerde bir değişim var. Artık küresel ticaret daha Asya'ya, daha doğuya doğru gitmeye başladı. Burada şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki geçtiğimiz yıl küresel ticaret hacmi düşmedi. Peki değişen ne? Aslında küresel dünya daha da entegre haline geldi. Ama oyuncular ve sektörler değişti. Burada kendisini daha iyi konumlayanlar, daha düşük konumlayanlar ayrışmaya başladılar. Avrupa, bunun soru işaretlerini yaşıyor. Avrupa Birliği ülkeleri büyümelerinde, ihracatlardaki yükseltmede, verimlilikte kendileri ile ilgili olarak bir öz eleştiriye, sanayiyi tekrar toparlayacak yeni programlara, planlara girişmeye başladılar. Fakat son dönemde ıskalanan bir şey var. Bu da artık küresel ticaretin güvenlikle tam anlamıyla örtüşmesi. Bir ticaretteki varlığımız artık sadece tarifelerin düşürülmesi değil, sadece liberalizasyon değil, artık hem tedarik güvenliği, hangi ürünü kimden alacağımız, bu tedariğin güvenli olarak devam edip etmeyeceği, hem lojistik koridorların güvenli olarak devam edip etmeyeceği, verinin kendisi kimde kalacağı, bu verinin kimlerle paylaşılacağı, bunlar tekrar sorgulanmaya başladı. Bu sorgulamanın temelinde pandemi bir etkendi. Pandemiden sonra savaşlar, Rusya-Ukrayna ile başlayan savaş ve sonrasında devam eden savaşlar ve özellikle belli kritik hammaddelerin belli coğrafyalarda kalmış olması ülkelerin hem kritik hammaddelere hem veriye hem teknolojiye hem ticarete bakışını değiştirdi. Bugün Avrupa Birliği kritik hammaddeler yasasını çıkardı biliyorsunuz. 2030 yılına kadar Avrupa Birliği kritik hammaddelerin en az %10'unu kendisinden çıkarılmasının %35'inin de kendisine işlenmesini hedefliyor. Bununla beraber de bunu tek başına yapamayacak. Bunun da en büyük perspektifini bizlere veren NATO oldu. NATO aslında ortaya çıkardı ki bizim hem savunmada ama aynı zamanda üretimde bir araya gelip planlamalarımızı birlikte ve bir uyum içerisinde yapmamız gerekiyor. Türkiye burada çok kritik bir oyuncu. Ben G20 toplantısında şunu gördüm ki tüm ülkeler hem bağlantısallık için lojistik ve enerji koridorlarının sağlanması için Türkiye'ye çok ihtiyaçları var. Tüm koridorlar Türkiye üzerinden geçiyor. Enerji koridorları da lojistik koridorları da Türkiye ülkelerinin üzerinden geçiyor ve çok ihtiyaçları var. Ve G20 toplantılarında da ortaya çıktı ki Türkiye'yi bir merkeze almayan hiçbir yaklaşım güvenli bir ticaret ve sanayi zemini ortaya çıkartmayacak.” TÜRKİYE-ABD TİCARETİNDE 100 MİLYAR DOLARLIK HEDEF Tuzcu, ABD ve Türkiye arasındaki 100 milyar dolarlık ticaret vizyonunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olup olmadığına ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı: “Bu soruya engel yok diyemeyeceğiz tabii ki. Bu engellerin bir kısmı Türkiye'nin karşı karşıya olduğu engeller. Bir kısmı da Amerika'nın ticaretteki yeni kural seti ile ilgili engeller. Ancak şunu ifade edeceğim. 100 milyar dolarlık hedefi çok gerçekçi bir hedef. Amerika yaklaşık 32 trilyon dolarlık bir gayrisafi yurt içi hasılası var. 3 trilyonluk bir ithalatı var. Çok büyük bir ithalat pazarı var ve bu pazar içerisinde aslında karşılıklı ticari 100 milyar dolar olması çok yönlendirilebilir. Fakat Amerika'nın 2018 sonrası ortaya koyduğu vizyon içerisinde korumacılık belirleyici ve Amerika içerisine yatırımı önceleyen bir değerlendirme var ve bu değerlendirmenin de iki tane temel sorunu ortaya çıkardığını görüyoruz. Bir tanesi tarifelere aşırı yüklenme ve vergileri özellikle belli sektörlerde çok fazla arttırma. Daha büyük bir maliyet oluşturacak bir sorun da öngörülemezlik. Yatırımla ilgili olarak hem bizim firmalarımızın Amerika'da yapacağı yatırımlarda hem Amerikan firmalarının Türkiye'de yapacağı yapımlarda da, bu öngörülmezlik sorunu bir son bulacak. Biz Amerikalı muhataplarımızla çok yakın bir içerisindeyiz.” ÇETİNDOĞAN: “İŞ DÜNYASI AÇISINDAN KARAR VERİRKEN SADECE SİYASİ HAVAYA BAKMAK YETELİ DEĞİL” DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan da Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde oluşan olumlu atmosferin kalıcı yatırımlara dönüşebilmesi için yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve doğru ortaklık modellerinin önemine işaret etti. Çetindoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Bugün Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde olumlu bir atmosfer var. Fakat iş dünyası açısından karar verirken sadece siyasi havaya bakmak yeterli değil. Örneğin gümrük tarifeleri, savunma sanayi üzerindeki kısıtlamalar, finansmana erişim, yatırım mevzuatı, yaptırımlar, ihracat kontrolleri mutlaka masada olması gerekiyor. Özellikle sınır ötesi ortaklıklarda teknoloji transferi ve ihracat izinleri de çok önem arz ediyor. Bir diğer konu da jeopolitik belirsizlik. Bugün Amerika-Çin ilişkilerinden Rusya-Ukrayna savaşına, enerji güvenliğinden bölgesel çatışmalara kadar birçok gelişen ticaretin birçok gelişme ticaretin yönünü değiştirebiliyor. Dolayısıyla şirketlerin yalnızca bugünkü tabloya değil farklı senaryolara da hazırlıklı olması gerekiyor. Türkiye'nin burada önemli bir avantajı var. Biz farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurulabilen bir ülkeyiz. Bu nedenle Türkiye'nin dengeli dış politika yaklaşımının İş dünyası açısından önemli bir güven unsuru olduğu da muhakkak. Şirketler açısından baktığımızda en önemli risklerden biri siyasi yakınlaşmayı otomatik olarak ticari fırsat olarak düşünmek. Bir ülke ile ilişkilerin iyi olması, her sektör için yatırım ortamının yatırım ortamının aynı ölçüde uygun olduğu anlamına gelmiyor. Her şirket kendi sektörünün risklerini, finansman maliyetini, kur riskini, gümrük koşullarını ve mevzuatı ayrı ayrı değerlendirmek zorunda. Ben bu nedenle şirketlerin büyük ve geri dönüşümü zor yatırımlardan önce daha esnek modellerle başlamasını doğru buluyorum. Bir yatırımın arkasında çok iyi bir finansal plan olabilir ama o planı hayata geçirecek doğru ekip yoksa sürdürebilirliği zor oluyor. Bu nedenle ben uluslararası ortaklıklarda bu konulara ehemmiyet veriyorum. Birincisi doğru ortak. Sadece finansal gücü değil, vizyonu ve iş yapma kültürü de birbirine yakın ortaklıklar seçilmeli. İkincisi yerel bilgi. Girdiğimiz pazarı gerçekten anlamadan sadece dışarıdan bakarak karar vermemek gerekiyor. Üçüncüsü uzun vadeli perspektif. Her yatırımın ilk sonuç vermesini beklememek gerekiyor. Dördüncüsü ise esneklik ki bu çok önemsediğim bir alan. Dünya çok hızlı değişiyor. Dolayısıyla yatırım modellerinin de değişen koşullara uyum sağlayacak şekilde tasarlanması gerekebiliyor. Benim için uluslararası iş birliğinin en değerli tarafı da aslında burada. Birlikte sadece sermaye koymak değil, birbiri deneyiminden, teknolojisinden ve pazar bilgisinden faydalanmak. Türkiye'nin bu anlamda sadece yatırım alan değil, yatırım yapan, ortaklık kuran ve bilgi üreten bir ülke konumunda olmasını ve bu şekliyle güçlenmesini arzu ediyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ağustos'ta ihracat yüzde 8,1, ithalat yüzde 10,5 arttı... 8 ayda dış ticaret açığı büyüdü Haber

Ağustos'ta ihracat yüzde 8,1, ithalat yüzde 10,5 arttı... 8 ayda dış ticaret açığı büyüdü

TÜİK'in bugün açıkladığı Ağustos ayı Dış Ticaret İstatistikleri'ne göre genel ticaret sistemine göre dış ticaret açığı yüzde 22,3 artarak 5 milyar 239 milyon dolara yükseldi. ANKARA (İGFA) - Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle hazırlanan geçici dış ticaret verilerine göre, 2026 yılı Ağustos ayında ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 8,1 artarak 23 milyar 467 milyon dolar, ithalat ise yüzde 10,5 artışla 28 milyar 706 milyon dolar oldu. OCAK-AĞUSTOS DÖNEMİNDE DIŞ TİCARET AÇIĞI BÜYÜDÜ Genel ticaret sistemine göre yılın ilk sekiz ayında ihracat yüzde 4 artarak 184 milyar 996 milyon dolara, ithalat ise yüzde 5,3 artarak 250 milyar 790 milyon dolara yükseldi. Ağustos ayında dış ticaret açığı, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 22,3 artarak 4 milyar 283 milyon dolardan 5 milyar 239 milyon dolara çıktı. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 83,5’ten yüzde 81,7’ye geriledi. Ocak-ağustos döneminde ise dış ticaret açığı yüzde 9,3 artarak 65 milyar 793 milyon dolara yükseldi. Bu dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 74,7’den yüzde 73,8’e düştü. ENERJİ VE ALTIN HARİÇ VERİLER Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, ağustosta yüzde 2,7 artarak 20 milyar 831 milyon dolar olurken, ithalat yüzde 9,6 artışla 21 milyar 919 milyon dolara yükseldi. Bu kalemler hariç dış ticaret açığı 1 milyar 88 milyon dolar olarak kaydedildi. Aynı dönemde dış ticaret hacmi yüzde 6,1 artarak 42 milyar 749 milyon dolar oldu. İhracatta imalat sanayinin payı yüksek Ağustos ayında ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 93,6 olarak gerçekleşti. Tarım, ormancılık ve balıkçılığın payı yüzde 3,2, madencilik ve taşocakçılığının payı ise yüzde 2,3 oldu. Ocak-ağustos döneminde de imalat sanayinin ihracattaki payı yüzde 93,9 seviyesinde gerçekleşti. İTHALATTA ARA MALLARI İLK SIRADA Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ağustosta ithalat içinde ara mallarının payı yüzde 70,7, sermaye mallarının payı yüzde 13,5, tüketim mallarının payı ise yüzde 15,5 oldu. Ocak-ağustos döneminde de ara mallarının ithalattaki payı yüzde 71,1 olarak kaydedildi. İHRACATTA ALMANYA, İTHALATTA ÇİN İLK SIRADA Ağustosta en fazla ihracat yapılan ülke Almanya oldu. Almanya’ya ihracat 1 milyar 760 milyon dolar olurken, bu ülkeyi ABD, Birleşik Krallık, Irak ve İsviçre izledi. İthalatta ise ilk sırayı Çin aldı. Çin’den yapılan ithalat 4 milyar 706 milyon dolar olurken, onu Almanya, Rusya Federasyonu, ABD ve İtalya takip etti. Özel ticaret sistemine göre ihracat, ağustosta yüzde 7,2 artarak 20 milyar 943 milyon dolar, ithalat ise yüzde 8,1 artarak 26 milyar 654 milyon dolar olarak gerçekleşti. Bu sistemde dış ticaret açığı da yüzde 11,4 artışla 5 milyar 711 milyon dolara çıktı.

MSB’den Meis, GKRY ve Mekke Savunma İttifakı açıklaması Haber

MSB’den Meis, GKRY ve Mekke Savunma İttifakı açıklaması

Milli Savunma Bakanlığı, Yunanistan’ın Meis Adası’ndaki askerî unsurlarına tepki gösterirken, ABD’nin GKRY’ye silah ambargosunu uzatmasını da eleştirdi. Mekke Savunma İttifakı’nın ise savunma ve caydırıcılık esasına dayandığı vurgulandı. ANKARA (İGFA) - Millî Savunma Bakanlığının haftalık basın bilgilendirme toplantısı, Bakanlık Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk tarafından gerçekleştirildi. Toplantıda, Meis Adası, ABD’nin Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY) yönelik silah ambargosu ve Mekke Savunma İttifakına ilişkin değerlendirmeler paylaşıldı. MEİS ADASI’NDAKİ ASKERÎ TEMASLAR YAKINDAN TAKİP EDİLİYOR Bakanlık, Yunanistan Başbakanı’nın beraberindeki heyetle Meis Adası’na yaptığı ziyareti ve burada konuşlu askerî unsurlarla temaslarını yakından izlediğini bildirdi. Açıklamada, 1947 Paris Barış Antlaşması uyarınca gayriaskerî statüde Yunanistan’a devredilen Meis Adası’nda askerî unsur ve savaş gemisi bulundurulmasının, adanın statüsüyle bağdaşmadığı vurgulandı. Bu tür görüntülerin barış ve istikrara katkı sağlamadığı belirtildi. Türkiye’nin, Meis’in gayriaskerî statüsüne aykırı fiilî durum oluşturma girişimlerini uluslararası yükümlülüklerle bağdaşmayan adımlar olarak gördüğü ve bunları kabul etmeyeceği ifade edildi. Orta Doğu’daki gelişmeler kapsamında; Geçtiğimiz hafta sonu Suudi Arabistan’ı hedef alan İHA saldırısı ile Husiler tarafından gerçekleştirilen eylemleri kınıyor, bölgesel istikrarı tehdit eden bu tür girişimlerin bir an önce sona erdirilmesi gerektiğini ifade ediyoruz.… pic.twitter.com/1ywj10LPea — T.C. Millî Savunma Bakanlığı (@tcsavunma) September 17, 2026 “İYİ KOMŞULUK” VURGUSU, HAKLARDAN VAZGEÇMEK ANLAMINA GELMİYOR Bakanlık, Türkiye’nin Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’in barış ve istikrar alanı olmasını, Türkiye ile Yunanistan ilişkilerinin iyi komşuluk ve diyalog temelinde geliştirilmesini savunduğunu hatırlattı. Ancak bunun, uluslararası antlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerin göz ardı edilmesi anlamına gelmediği vurgulandı. Yunanistan’a, uluslararası antlaşmalardan kaynaklanan yükümlülüklerine riayet etmesi ve gayriaskerî statüdeki adalarda bu statüyle bağdaşmayan faaliyetlerden kaçınması çağrısı yapıldı. GKRY’YE SİLAH AMBARGOSUNUN UZATILMASINA TEPKİ Açıklamada, ABD’nin GKRY’ye yönelik silah ambargosunu kaldırma kararını bir yıl daha uzatmasının, Kıbrıs Adası’ndaki hassas dengeleri ve güven ortamını olumsuz etkileyebilecek bir adım olduğu belirtildi. Türkiye’nin üçüncü taraflardan beklentisinin, Ada’daki hassas dengelere zarar verecek faaliyetlerden kaçınılması ve Kıbrıs Türk halkını yok sayan uygulamalardan vazgeçilmesi olduğu kaydedildi. Ankara, garantör ülke olarak KKTC makamlarıyla iş birliği içinde, Kıbrıs Türklerinin güvenliği, huzuru ve refahı için gerekli tedbirleri almaya devam edeceğini bildirdi. MEKKE SAVUNMA İTTİFAKI: “SAVUNMA VE KOLEKTİF CAYDIRICILIK” Toplantıda ayrıca Mekke Savunma İttifakı hakkında da bilgi verildi. İttifakın, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasındaki köklü ilişkiler ve savunma iş birliği temelinde şekillendiği, savunma ve kolektif caydırıcılık esasına dayandığı ifade edildi. Anlaşmanın herhangi bir ülkeye karşı olmadığı, taraf ülkelerin üçüncü ülkelerle mevcut ilişkilerine alternatif oluşturmadığı belirtildi. Üç ülke arasında askerî iş birliği, birlikte çalışabilirlik ve savunma kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik çalışmaların koordinasyon içinde sürdüğü, ittifakın kurumsallaşmasına ilişkin sürecin devam ettiği aktarıldı.

ABD’de kredi skoru neden düşer? İşte 7 yaygın hata... Haber

ABD’de kredi skoru neden düşer? İşte 7 yaygın hata...

New York Temsilcisi Özlem Özgüt Yörekli, Amerika Birleşik Devletleri’nde kredi skorunun günlük yaşamda büyük önem taşıdığını belirterek, birçok kişinin farkında olmadan yaptığı 7 yaygın hatanın kredi notunu olumsuz etkileyebileceğini anlattı. Özlem Özgüt Yörekli - abdpost / ABD (İGFA) - ABD’de kredi kartı ve finansal işlemlerde önemli rol oynayan kredi skoru hakkında bilgiler paylaşan Özlem Özgüt Yörekli, skoru yükseltmenin yanı sıra düşmesine neden olan hatalardan da kaçınılması gerektiğini vurguladı. Yörekli, kısa sürede peş peşe kredi kartına başvurmanın, bankaların Hard Inquiry (kapsamlı kredi sorgulaması) yapmasına neden olarak kredi skorunu geçici şekilde düşürebileceği uyarısında da bulundu. HARCAMALAR DÜŞÜK OLARAK TUTULMALI Kullanılmayan eski kredi kartlarını kapatmak da toplam kredi limitini azaltabileceği için skoru olumsuz etkileyebiliyor. Aynı şekilde kart limitinin büyük bölümünü kullanmak yerine harcamaların mümkün olduğunca düşük tutulması öneriliyor. Ödemelerin geciktirilmemesi gerektiğini belirten Yörekli, özellikle 30 günü aşan gecikmelerin kredi bürolarına bildirilebildiğine dikkat çekerek otomatik ödeme talimatının faydalı olabileceğini ifade etti. Eski kartların tamamen kullanılmadan bırakılması, bankaların limiti düşürmesine veya kartı kapatmasına yol açabilir. Ayrıca kredi limiti artışı talep etmeden önce işlemin Hard Inquiry mi yoksa Soft Inquiry mi olacağının bankaya sorulması gerektiğini söyledi. AUTHORİZED USER VE FICO TAKİBİ Yörekli, başka bir kişinin kredi kartına Authorized User olarak eklenmenin her zaman avantaj sağlamadığını, kart sahibinin yüksek borç veya gecikmiş ödemelerinin skoru olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Kişilerin kendi kredi skorunu kontrol etmesinin skoru düşürmediğini hatırlatan Yörekli, mümkünse FICO skorunun düzenli takip edilmesini önerdi. ABDPost'un haberine göre FICO derecelendirmesinde 670-739 iyi, 740-799 çok iyi, 800 ve üzeri ise mükemmel olarak kabul ediliyor. Yörekli, kredi skorunu yükseltmenin zaman alabileceğini, ancak yanlış finansal adımların skoru çok daha kısa sürede düşürebileceğini vurguladı.

MGK'dan 8 maddelik bildiri... Terörsüz Türkiye, bölgesel güvenlik ve Gazze mesajı Haber

MGK'dan 8 maddelik bildiri... Terörsüz Türkiye, bölgesel güvenlik ve Gazze mesajı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK), terörle mücadele, "Terörsüz Türkiye" süreci, bölgesel gelişmeler ve uluslararası güvenlik konularını ele aldı. Toplantı sonrası yayımlanan bildiride, iç ve dış güvenliğe ilişkin önemli mesajlar verildi. ANKARA (İGFA) - Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Beştepe'de toplandı. Toplantının ardından yayımlanan bildiride, terörle mücadeleden bölgesel gelişmelere, NATO Zirvesi'nden Gazze'deki son duruma kadar birçok başlık değerlendirildi. Bildiride, PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ başta olmak üzere Türkiye'nin milli birlik ve beraberliğine yönelik tehditlere karşı yurt içinde ve yurt dışında yürütülen operasyonlar hakkında Kurul'a bilgi sunulduğu belirtildi. MGK'da ayrıca "Terörsüz Türkiye" ve "Terörsüz Bölge" hedefleri doğrultusunda kaydedilen gelişmeler ele alınırken, güvenlik, istikrar ve refahın kalıcı şekilde sağlanmasına yönelik çalışmaların sonraki aşamaları istişare edildi. Toplantıda, 15 Temmuz darbe girişiminin 10. yılı dolayısıyla FETÖ ile mücadelede gelinen son durum da değerlendirildi. Bildiride, örgütün tamamen bertaraf edilmesine yönelik tedbirlerin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulandı. BÖLGESEL GELİŞMELER MASADAYDI MGK bildirisinde, Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenen NATO Zirvesi'nin ittifakın geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olduğu belirtilerek, Türkiye'nin savunma alanındaki imkan ve kabiliyetlerini müttefikleriyle paylaşma konusundaki yapıcı yaklaşımının sürdüğü ifade edildi. İran ile ABD arasında yeniden yaşanan çatışmaların bölge ülkeleri ve küresel ticaret yolları açısından oluşturduğu risklere dikkat çekilen bildiride, taraflara güç kullanımından kaçınmaları ve müzakere sürecine dönmeleri çağrısı yapıldı. Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Karadeniz ve Hazar Denizi gibi çevre bölgelere yayılmasının yeni riskler oluşturacağına işaret edilen bildiride, tarafların gerilimi düşürecek ve barışı sağlayacak somut adımlar atması gerektiği vurgulandı. MGK'da ayrıca Suriye ve Irak ile geliştirilen çok boyutlu iş birliğinin bölgesel güvenlik açısından önemine dikkat çekilirken, Türkiye'nin bölgesel dayanışmayı güçlendirmeye yönelik girişimlere katkı sunmayı sürdüreceği belirtildi. GAZZE MESAJI Bildiride son olarak Gazze'deki gelişmelere de yer verildi. Gazze Barış Planı kapsamında ilerleme sağlanmasına rağmen ateşkes ihlallerinin sürdüğü belirtilerek, İsrail yönetiminin Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetleri ile başta Mescid-i Aksa olmak üzere kutsal mekanlara yönelik eylemlerine karşı uluslararası toplumun açık ve tavizsiz bir tutum sergilemesi gerektiği ifade edildi.

ŞİLİ FINDIKTA DÜNYANIN YENİ GÜCÜ:  HER 10 MEYVE BAHÇESİNDEN BİRİ FINDIK Haber

ŞİLİ FINDIKTA DÜNYANIN YENİ GÜCÜ: HER 10 MEYVE BAHÇESİNDEN BİRİ FINDIK

ŞİLİ FINDIKTA DÜNYANIN YENİ GÜCÜ: HER 10 MEYVE BAHÇESİNDEN BİRİ FINDIK Şili’de Avrupa fındığı dikim alanı 2025 yılında 49 bin 263 hektara ulaştı. Ülkedeki toplam meyve alanlarının yüzde 9,7’sini kaplayan fındık, Şili’yi Türkiye’nin ardından dünyanın en büyük ikinci üreticisi konumuna taşıdı. Sektör temsilcileri, dikim alanlarının gelecek 10 yılda 120 bin hektarı aşabileceğini öngörüyor. Şili, Avrupa fındığı üretiminde son yıllarda gerçekleştirdiği hızlı büyümeyle dünya pazarındaki ağırlığını artırıyor. Ülkede dikili her 10 meyve ağacından yaklaşık birinin artık fındık olması, bu ürünün Şili tarımındaki yükselişini ortaya koyuyor. Şili Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Ofisi Odepa, Şili Gümrük İdaresi ve sektör temsilcilerinin verilerine göre Avrupa fındığı dikim alanı 2025 yılında 49 bin 263,6 hektara yükseldi. Bu alan, Şili’deki toplam meyve üretim sahalarının yüzde 9,7’sine karşılık geliyor. Ülkede 1999 yılında yalnızca 30 hektar olan fındık bahçelerinin yaklaşık çeyrek asır içinde 49 bin hektarın üzerine çıkması, sektörde yaşanan dönüşümün boyutunu gösteriyor. Bu büyümeyle birlikte Şili; ABD ve İtalya’yı geride bırakarak, dünya fındık üretiminde Türkiye’nin ardından ikinci sıraya yerleşti. Türkiye, küresel fındık üretimindeki tarihsel liderliğini sürdürürken Şili özellikle Güney Yarım Küre’deki üretim takvimi, yüksek verim ve sanayiye yönelik kaliteli ürün avantajıyla öne çıkıyor. FINDIK ÜRETİMİNİN MERKEZİ MAULE Şili’de Avrupa fındığı üretiminin en yoğun olduğu bölge Maule oldu. Odepa’nın meyve alanları envanterine göre Maule’de 21 bin 857,2 hektar fındık bahçesi bulunuyor. Maule’yi şu bölgeler izliyor: La Araucanía: 9 bin 768,3 hektarÑuble: 8 bin 850,2 hektarBiobío: 4 bin 956,3 hektarLos Ríos: 2 bin 331,9 hektarLos Lagos: 1.433,8 hektar Bu dağılım, Şili’de fındık üretiminin ağırlıklı olarak ülkenin orta ve güney kesimlerinde yoğunlaştığını gösteriyor. İklim koşulları, geniş tarım alanları ve mekanizasyona elverişli bahçeler, bölgedeki büyümeyi destekleyen temel unsurlar arasında gösteriliyor. HEDEF 10 YILDA 120 BİN HEKTARIN ÜZERİ Şilili üretici ve “La Avellana, el sabor que conquista al mundo” adlı kitabın yazarı Christian Chadwick, ülkedeki fındık dikim alanlarının önümüzdeki 10 yıl içerisinde 120 bin hektarı aşabileceğini öngörüyor. Chadwick’e göre Şili’de sektörün güncel saha tahminleri yaklaşık 70 bin hektarlık bir üretim potansiyeline işaret ediyor. Resmî envanterlerde kayıtlı alan daha düşük görünmesine rağmen yeni tesis edilen ve henüz tümüyle üretime geçmeyen bahçelerle birlikte sektörün fiilî büyüklüğünün daha yüksek olduğu değerlendiriliyor. Küresel pazarda yüksek kaliteli Avrupa fındığı arzının sınırlı kaldığını belirten Chadwick, yakın gelecekte dünya arzını köklü biçimde artırabilecek güçlü yeni üretici ülkelerin bulunmadığına dikkat çekiyor. Bu tablonun, uzun vadede satış fiyatlarını desteklemesi ve Şili’deki yeni bahçe yatırımlarını teşvik etmesi bekleniyor. İHRACATTA 504,9 MİLYON DOLARLIK REKOR Fındık üretimindeki büyüme, Şili’nin dış ticaret rakamlarına da doğrudan yansıdı. Şili Gümrük İdaresi verilerine göre ülkenin fındık ihracatı 2025 yılında 504,9 milyon dolar FOB değere ulaştı. Bu rakam, Şili fındık sektörünün bugüne kadar kaydettiği en yüksek ihracat değeri oldu. Şili fındığının 2025 yılındaki başlıca pazarları şöyle sıralandı: İtalya: 237,7 milyon dolarAlmanya: 93,3 milyon dolarPolonya: 81,1 milyon dolarBrezilya: 39,2 milyon dolar 2026 yılının ocak-mayıs döneminde ise ihracat değeri 122,5 milyon dolar FOB olarak kayıtlara geçti. Yılın ilk beş aylık rakamlarının sezonun tamamını kapsamadığı ve ihracatın hasat, işleme ve sevkiyat takvimine bağlı olarak yıl içinde değişebildiği belirtiliyor. TONDA DE GİFFONİ EN YAYGIN ÇEŞİT Şili’deki fındık bahçelerinde farklı ticari çeşitler yetiştiriliyor. Ülkede en fazla kullanılan çeşitler arasında: BarcelonaTonda de GiffoniTonda Gentile delle LangheYamhillLewisRomana yer alıyor. Bu çeşitler arasında Tonda de Giffoni, Şili’de en yaygın yetiştirilen fındık çeşidi olarak öne çıkıyor. İtalyan kökenli bu çeşit; sanayiye uygunluğu, iç kalitesi ve çikolata sektöründeki kullanım özellikleri nedeniyle üreticiler ve alıcılar tarafından tercih ediliyor. Şili’de Avrupa fındığının ortalama veriminin hektar başına 3 bin ile 3 bin 500 kilogram arasında değiştiği belirtiliyor. Ürünün vegetatif gelişim süreci yaklaşık 190 ile 220 gün sürerken tüketim ve işleme aşamasında tane neminin yaklaşık yüzde 6 seviyesine kadar düşürülmesi gerekiyor. Fındığın su ihtiyacının diğer bazı ticari meyve türlerine göre daha sınırlı olduğu, sulama gereksiniminin hektar başına yaklaşık saniyede 0,75 litre düzeyinde bulunduğu ifade ediliyor. Ancak ihtiyaç duyulan su miktarı; bölgenin iklimine, toprağın yapısına, bahçenin yaşına ve sulama sisteminin verimliliğine göre değişebiliyor. ÜRETİMİN YÜZDE 99’U ÇİKOLATA SANAYİSİNE GİDİYOR Şili’de üretilen fındığın yaklaşık yüzde 99’u çikolata ve şekerleme sanayisinde değerlendiriliyor. Bu oran, ülkedeki üretim modelinin büyük ölçüde sanayi talebi ve ihracat üzerine kurulduğunu gösteriyor. Fındık; çikolata, pralin, sürülebilir krema, dondurma, atıştırmalık, unlu mamul, bitkisel yağ, kozmetik ürün ve bitkisel içecek üretiminde kullanılıyor. Dünyanın en büyük çikolata üreticilerinden Ferrero’nun ürünleri, Şili’deki fındık sektörünün büyümesinde önemli rol oynuyor. PlanetNuts’un aktardığı verilere göre Nutella’nın içeriğinin yaklaşık yüzde 13’ünü fındık oluşturuyor. Bir Ferrero Rocher çikolatasının üretiminde ise doğrudan ve işlenmiş bileşenleriyle yaklaşık dört fındığın kullanıldığı belirtiliyor. FERRERO İÇİN STRATEJİK ÜLKE Ferrero’nun Şili’deki tarımsal faaliyetlerini yürüten AgriChile’nin Genel Müdürü Camillo Scocco, Şili’nin şirketin küresel tedarik zincirinde stratejik bir konuma ulaştığını belirtiyor. Scocco’ya göre ülkenin iklim koşulları, üretilen fındığın kalitesi ve üreticilerle sanayi arasında kurulan iş birliği, Şili’yi küresel pazarda güçlü bir tedarik merkezine dönüştürdü. 2025 sezonundaki üretim performansının Şili’yi dünyanın ikinci büyük fındık üreticisi konumuna taşıdığını vurgulayan Scocco, büyümenin devam edebilmesi için yalnızca üretim miktarının artırılmasının yeterli olmayacağına dikkat çekiyor. Scocco, sektörün geleceğini belirleyecek iki temel unsurun yüksek kaliteli ürün ve sürdürülebilir üretim olduğunu ifade ediyor. Üretim alanları genişlerken toprak, su, iş gücü, izlenebilirlik ve çevresel etkilerin de birlikte yönetilmesi gerektiğini belirtiyor. ABD İLE İKİNCİLİK REKABETİ SÜRECEK Şili Fındık Komitesi Başkanı Rodrigo Viñambres de ülkenin dünya üretimindeki ikinci sırasını koruyabileceği görüşünde. Viñambres, özellikle ABD ile ikinci sırada ciddi bir rekabet yaşandığını ancak Şili’nin hızla genişleyen dikim alanları, hektar başına yüksek verimi ve ürün kalitesi sayesinde önemli avantajlara sahip olduğunu belirtiyor. Şili’nin Güney Yarım Küre’de bulunması da ülkeye farklı bir ticari üstünlük sağlıyor. Kuzey Yarım Küre’deki büyük üretici ülkelerin hasat dönemlerinden farklı zamanda piyasaya ürün sunabilen Şili, çikolata ve gıda sanayisinin yıl boyunca devam eden ham madde ihtiyacına cevap verebiliyor. BÜYÜMENİN SINAVI KALİTE VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK OLACAK Şili’de Avrupa fındığı, ülkenin en hızlı büyüyen tarımsal ürünlerinden biri haline geldi. Dikim alanlarının genişlemesi, ihracat gelirlerinin rekor seviyeye ulaşması ve uluslararası çikolata sanayisinin güçlü talebi, sektörün önümüzdeki yıllarda da büyümeye devam edeceğine işaret ediyor. Ancak hızlı büyüme aynı zamanda yeni ihtiyaçları da beraberinde getiriyor. Hasat ve işleme tesislerinin kapasitesi, depolama ve lojistik altyapısı, nitelikli iş gücü, sulama yönetimi, ürün izlenebilirliği ve çevresel sürdürülebilirlik, sektörün yeni döneminde belirleyici olacak. Şili’nin Türkiye’nin ardından dünya fındık üretiminde ikinci sıraya yükselmesi, küresel fındık pazarının artık yalnızca geleneksel üretici ülkeler üzerinden şekillenmediğini gösteriyor. Üretim alanlarını hızla artıran Şili, önümüzdeki 10 yılda hem çikolata sanayisinin önemli tedarikçilerinden biri olmayı hem de dünya fındık ticaretindeki payını daha da büyütmeyi hedefliyor. HABER KÜNYESİ Özgün haberin yazarı: Camila Muñoz Silva – PlanetNuts gazetecisi Yayın tarihi: 13 Temmuz 2026 Özgün yayın: PlanetNuts Ana kaynak: Economía y Negocios – El Mercurio Veri kaynakları: Şili Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Ofisi (Odepa), Şili Gümrük İdaresi, AgriChile ve Şili Fındık Komitesi KAYNAKÇA PlanetNuts, “Chile consolida su liderazgo en avellanos: uno de cada diez frutales plantados en el país corresponde a este cultivo”, Camila Muñoz Silva, Temmuz 2026. Economía y Negocios – El Mercurio, Şili Avrupa fındığı üretimi ve ihracatına ilişkin sektör araştırması. Odepa, Şili meyve üretim alanları ve bölgesel dikim envanteri. Şili Gümrük İdaresi, 2025 ve 2026 fındık ihracat verileri. AgriChile Genel Müdürü Camillo Scocco’nun sektör değerlendirmeleri. Şili Fındık Komitesi Başkanı Rodrigo Viñambres’in üretim ve pazar öngörüleri. Christian Chadwick, La Avellana, el sabor que conquista al mundo.

“ŞİLİ VE ABD TÜRK FINDIĞININ İHRACAT DENGESİNİ DEĞİŞTİRECEK SEVİYEYE GELDİ Haber

“ŞİLİ VE ABD TÜRK FINDIĞININ İHRACAT DENGESİNİ DEĞİŞTİRECEK SEVİYEYE GELDİ

“ŞİLİ VE ABD TÜRK FINDIĞININ İHRACAT DENGESİNİ DEĞİŞTİRECEK SEVİYEYE GELDİ ”Balsu Gıda CEO’su Ahmet Bilge Anbarlılar, Türkiye’nin fındık ihracatında son 40 yılın en düşük dönemlerinden birini yaşadığını belirterek, Şili ve ABD’nin artan üretiminin Türk fındığı için yeni rekabet gerçeği oluşturduğunu söyledi. Anbarlılar, modern tarım teknikleri, verimlilik, sulama, bahçe gençleştirme ve yeni pazar stratejisinin sektör için ertelenemez başlıklar haline geldiğini vurguladı. Balsu Gıda CEO’su Ahmet Bilge Anbarlılar, A Para’da yayımlanan Paranın Rotası programında Türkiye fındık sektörünün üretim, ihracat, rekabet ve yatırım gündemine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Anbarlılar, don, kuraklık ve böcek istilasının rekolteyi düşürdüğünü, ihracatın ise sezon içinde yüzde 50’nin üzerinde daraldığı dönemler yaşadığını ifade etti. “TÜRKİYE’DE TARİHİNİN EN DÜŞÜK FINDIK REKOLTELERİNDEN BİRİ GERÇEKLEŞTİ” Anbarlılar, Türkiye’de fındık sezonlarının her yıl farklı bir ritim izlediğini, bu sezonun ise “asenkron” bir tablo ortaya çıkardığını söyledi. Nisan ayında özellikle Doğu Karadeniz’deki üretim alanlarında don hasarı yaşandığını belirten Anbarlılar, ardından kuraklık ve böcek istilasının üretimi daha da baskıladığını dile getirdi. Anbarlılar, “Türkiye’de tarihinin en düşük fındık rekoltelerinden bir tanesi gerçekleşti” sözleriyle üretimdeki kaybın boyutuna dikkat çekti. “TÜRKİYE’NİN İHRACATI SON 40 SENENİN EN DÜŞÜK NOMİNAL RAKAMINA GELDİ” Fındık arzındaki daralmanın ihracata doğrudan yansıdığını belirten Anbarlılar, üreticiden sezonun en yoğun döneminde piyasaya çok az ürün aktığını ve fiyatların hızla yükseldiğini söyledi. Bu gelişmenin ardından yurt dışı alıcıların ABD ve Şili’deki üreticilere yöneldiğini ifade etti. Anbarlılar, “Eylül, ekim, kasım aylarında Türkiye’nin ihracatı son 40 senenin en düşük nominal ihracat rakamına geldi” dedi. Türkiye’nin geçen yıla göre 215 bin ton kabuklu fındık karşılığı daha az ihracat yapmış göründüğünü belirten Anbarlılar, sezon sonuna kadar aranın bir miktar kapanabileceğini ancak Türk fındık ekosisteminin yılı istenen ihracat miktarıyla tamamlayamayacağını söyledi. “ŞİLİ VE AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ İBREYİ OYNATACAK SEVİYEYE GELDİ” Anbarlılar, Şili ve ABD’deki üretim artışının artık Türkiye’nin ihracat dengelerini etkileyebilecek noktaya ulaştığını vurguladı. Türk fındık sektörü açısından bunun ilk kez bu kadar belirgin hissedildiğini ifade eden Anbarlılar, geleneksel ihracat takviminin de bu süreçte kaydığını söyledi. “Şili ve Amerikan rekoltelerinin ibreyi oynatacak seviyeye gelmesi” ifadesini kullanan Anbarlılar, bu gelişmenin Türk fındık ihracatçı sektörünün karşılaştığı yeni rekabet gerçeğini gösterdiğini belirtti. “ŞİLİ VE ABD BİZİM İHRACATIMIZI ETKİLEYEBİLECEK MİKTARDA ÜRETİM YAPIYOR” Küresel alıcıların daha uygun fiyatlı ve istedikleri kalitede ürüne ulaşmaları halinde ülke değiştirebildiğini belirten Anbarlılar, Türkiye’nin maliyet baskısı ve döviz-enflasyon farkı nedeniyle rekabet gücünde zorlandığını söyledi. Anbarlılar, “Şili ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bizim ihracatımızı etkileyebilecek miktarda üretim yaptığını gösteriyor” diyerek, alternatif üretici ülkelerin Türk fındığı üzerindeki baskısının artık somutlaştığını ifade etti. “5 DOLAR ÜRETİCİYİ KURTARIRKEN DÜNYADA FAHİŞ FİYAT OLARAK GÖRÜLEBİLİYOR” Türkiye’de parasal sıkılaşmanın başladığı 2023 ortasından bu yana enflasyonun devalüasyonun üzerinde seyrettiğini belirten Anbarlılar, bu tablonun üretim maliyetleriyle ihracat fiyatları arasında ciddi bir açıklık oluşturduğunu söyledi. Normal şartlarda fındık fiyatlarının 3,5 dolar seviyelerinde seyrettiğini ifade eden Anbarlılar, mevcut maliyet yapısında 5 dolar seviyesinin üreticiyi ancak kurtarabilir hale geldiğini, buna karşılık dünya piyasasında bu fiyatın fahiş görülebildiğini anlattı. “AYNI ARAZİDEN DAHA ÇOK FINDIK EDİNEREK REKABETÇİ OLMALIYIZ” Sektörün önündeki çıkış yolunun verimlilikten geçtiğini vurgulayan Anbarlılar, modern tarım tekniklerinin daha sık ve yaygın uygulanması gerektiğini söyledi. Anbarlılar, “Aynı araziden daha çok fındık edinerek, daha rekabetçi fiyatlarla, üreticinin aynı zamanda refahını daraltmayarak belli modeller düşünülebilir” dedi. Kuraklık ve böcek hasarına karşı önleyici adımların atılabileceğini belirten Anbarlılar, sulama sistemlerinin yaygınlaştırılmasının önemine işaret etti. ABD ve Şili’de damla sulamayla fındık yetiştirildiğini hatırlatan Anbarlılar, yağmursuz bölgelerde de fındık üretiminin yapılabildiğini söyledi. “DOĞU KARADENİZ’DE ELLE HASAT MALİYETİN YARISINA YAKININI OLUŞTURUYOR” Anbarlılar, Türkiye’nin özellikle Doğu Karadeniz’de doğal dezavantajlarla karşı karşıya olduğunu söyledi. Sarp ve eğimli arazilerde yapılan fındık üretiminde elle hasadın maliyetler üzerinde büyük yük oluşturduğunu belirtti. “Doğu Karadeniz bölgesindeki sarp fındık yetiştirme bölgelerinde elle hasat yapıldığı zaman bu, üretim maliyetinin yarısına yakın bir miktarını oluşturuyor” diyen Anbarlılar, bahçelerde gençleştirme budamalarıyla ağaç başına verimin artırılabileceğini ifade etti. “ABD VE ŞİLİ’DE FINDIK TARIMI BİR İŞ KOLU OLARAK YAPILIYOR” Küresel rakip ülkelerde fındık üretiminin ticari mantıkla yürütüldüğünü belirten Anbarlılar, ABD ve Şili’de üreticilerin kârlılık esasına göre hareket ettiğini söyledi. Anbarlılar, “Fındık kârlıysa fındık üretiyorlar. Fındık kârsızsa fındığı söküyorlar, başka bir şey dikiliyor” ifadelerini kullandı. Şili’de fındık arazilerinin eski kiraz, ceviz ve şeker pancarı bahçelerinden dönüştürüldüğünü aktaran Anbarlılar, Türkiye’nin de kendi verimini artırarak rekabetçiliğini koruyabileceğini söyledi. “ANA ÜRETİM ÜSSÜMÜZ HER ZAMAN TÜRKİYE OLACAK” Balsu Gıda’nın operasyonlarına ilişkin bilgi veren Anbarlılar, şirketin Türkiye’de Hendek-Sakarya ve Ordu’da iki büyük fındık işleme fabrikası işlettiğini belirtti. Anbarlılar, “Her zaman ana üretim üssümüz Türkiye olacak” dedi. Şirketin ana ihracat ülkelerinin Avrupa ve ABD olduğunu söyleyen Anbarlılar, bu pazarlarda rekabetçilik anlamında paylarını artırmayı hedeflediklerini ifade etti. “ŞİLİ’DEKİ İLK ENTEGRE FINDIK FABRİKASINI TAMAMLAYACAĞIZ” Balsu Gıda’nın Şili’de hem tarım hem sanayi yatırımı bulunduğunu belirten Anbarlılar, sanayi yatırımının ilk fazının tamamlandığını, ikinci fazın ise 2026’nın üçüncü çeyreği sonunda devreye girmesinin planlandığını söyledi. Anbarlılar, “Şili’deki ilk entegre fındık fabrikasını nasip olursa tamamlayacağız” dedi. Şili yatırımının Güney Amerika pazarı için stratejik önem taşıdığını ifade eden Anbarlılar, bölgede güçlü çikolata kültürü bulunduğunu ancak fındıklı ürünlerin yeterince yaygın olmadığını söyledi. “ŞİLİ’NİN ÜRETİMİNİN 200 BİN TON CİVARINDA OLACAĞINI BEKLİYORUZ” Şili’nin Türkiye açısından göz ardı edilemeyecek bir gerçek olduğunu belirten Anbarlılar, ülkedeki üretimin 20 yıl önce 5 bin ton civarında olduğunu, bugün ise 120 bin ton seviyesine çıktığını söyledi. Anbarlılar, “Dikilen ağaçların tam verime geçtikten sonra Şili’nin üretiminin 200 bin ton civarında olacağını bekliyoruz” dedi. Bu miktarın Türkiye’yi fındık üretimindeki lider konumundan edecek düzeyde olmadığını belirten Anbarlılar, buna karşılık alım sırasını değiştirebilecek ve küresel tercihi etkileyebilecek kadar önemli olduğunu vurguladı. “SENEDE 25 BİN TON KABUKLU FINDIK İŞLEYEBİLECEK KAPASİTEDE OLACAĞIZ” Balsu Gıda’nın Şili’de kurduğu entegre tesisle ilgili bilgi veren Anbarlılar, kırım fabrikasının tamamlandığını, işleme fabrikasının da devreye girmesiyle yıllık yaklaşık 25 bin ton kabuklu fındık işleyebilecek kapasiteye ulaşacaklarını söyledi. Bu kapasitenin Şili’nin mevcut rekoltesinin yüzde 15-20’sine karşılık geldiğini belirten Anbarlılar, yatırımın şirketin küresel operasyon gücünü artıracağını dile getirdi. “FINDIK KABUĞUNDAN AKTİF KARBONDA TÜRKİYE’DE ÜRETİLMEYEN BİR ŞEY ÜRETİYORUZ” Anbarlılar, fındık kabuğundan aktif karbon üretimi konusunda Türkiye’de daha önce girişimler yapıldığını ancak teknoloji seçimi veya sermaye eksikliği nedeniyle bunların istenen noktaya taşınamadığını söyledi. Laboratuvar testlerinin ardından test makinesinin devreye alındığını belirten Anbarlılar, global kriterlere uygun aktif karbon üretiminin başladığını ifade etti. Anbarlılar, “Bununla aslında Türkiye’de üretilmeyen bir şey üretmiş oluyorsunuz” diyerek, aktif karbonun Türkiye’de büyük miktarlarda üretilmediğini ve ithal edildiğini hatırlattı. “AKTİF KARBONDA İLK ADIMDA DÖVİZ ÇIKIŞI ÖNLENECEK” Aktif karbon yatırımının ithalatı azaltıcı yönüne dikkat çeken Anbarlılar, ilk aşamada Türkiye’den döviz çıkışının önlenebileceğini, sonraki aşamada ise ihracat pazarlarının değerlendirilebileceğini söyledi. Fındık kabuğunun yakılmadan karbonizasyon işlemine tabi tutulduğunu ifade eden Anbarlılar, bu yatırımın sıfır atık, döngüsel ekonomi ve karbon emisyonu açısından da önemli olduğunu belirtti. “TÜRKİYE’DE 40 BİN TONLAR CİVARI İÇ FINDIK İŞLEYEBİLMEMİZ GEREKİYOR” Balsu Gıda’nın işleme kapasitesine ilişkin değerlendirmede bulunan Anbarlılar, şirketin Türkiye’de 40 bin tonlar civarında iç fındık işleyebilmesinin hedeflendiğini söyledi. Bu miktarın Türkiye’deki ihracatın yüzde 15’ine kadar çıkabildiğini belirten Anbarlılar, ölçek ekonomisinin maliyetleri baskılamak ve rekabetçi olmak açısından kritik önemde olduğunu ifade etti. “SADECE AVRUPA’YA BAĞIMLI KALMAMAMIZ GEREKİYOR” Anbarlılar, Avrupa’nın dünyada çikolatayı en çok üreten ve ihraç eden bölgelerden biri olduğunu belirterek, İtalya, Almanya, Fransa, İsviçre ve Polonya gibi ülkelerin önemli pazarlar arasında yer aldığını söyledi. Balsu Gıda’nın dünyadaki büyük markalarla çalıştığını belirten Anbarlılar, Avrupa dışında ABD, Güney Amerika, Asya ve Güneydoğu Asya’da da fındıklı ürünler için ciddi potansiyel bulunduğunu ifade etti. Anbarlılar, “Sadece biz Avrupa’ya bağımlı kalmamamız gerekiyor sektör olarak” dedi. “AMERİKA’DA FINDIK TÜKETİMİYLE İLGİLİ ÇOK MUAZZAM BİR BOŞLUK VAR” ABD’de fındık tüketimi açısından büyük bir potansiyel bulunduğunu belirten Anbarlılar, Güney Amerika’nın da kültürel olarak fındıklı ürünlere hazır bir pazar olduğunu söyledi. Asya ve Güneydoğu Asya’da fındıklı ürünlere merak olduğunu ancak bilgi eksikliği bulunduğunu ifade eden Anbarlılar, bu pazarların emek ve çabayla geliştirilebileceğini dile getirdi. “GELİRİMİZİN YÜZDE 70’E YAKINI DÖVİZ BAZLIYDI” Şirketin gelir yapısına ilişkin bilgi veren Anbarlılar, son iki seneye kadar gelirlerin yüzde 70’e yakınının döviz bazlı olduğunu söyledi. Enflasyon ve kur dengesindeki değişim nedeniyle iç piyasaya daha fazla önem verdiklerini belirten Anbarlılar, 2026 itibarıyla döviz bazlı gelirin yeniden yüzde 50’nin üzerine çıkmasının beklendiğini ifade etti. Anbarlılar, makroekonomik normalleşme sağlandığında üretimin yüzde 50’yi aşan bölümünün doğal biçimde ihracat olarak değerlendirileceğini söyledi. “DÜNYA DEVLERİYLE ÇALIŞMAK STANDARTLARIMIZI YÜKSELTİYOR” Balsu Gıda’nın büyük küresel markalarla çalışmasının şirket standartlarına doğrudan yansıdığını belirten Anbarlılar, her müşteriden farklı bir şey öğrendiklerini söyledi. Anbarlılar, “Çalıştığımız şirketler dünya devleri ve standartları çok yüksek” dedi. Müşterilerin istediği standartların neden talep edildiğini anlamaya çalıştıklarını ifade eden Anbarlılar, bu sürecin fındık işleme ve kalite açısından şirketi daha ileri bir noktaya taşıdığını belirtti. Kaynak :https://www.youtube.com/watch?v=3zlnOvLrN9U

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.