Hava Durumu

İklim Riskine Karşı Şirketlerin İş Sürekliliği Ne Kadar Güvende?

Haber Giriş Tarihi: 29.09.2026 12:46
Haber Güncellenme Tarihi: 29.09.2026 12:46
Kaynak: Kapsül
İklim Riskine Karşı Şirketlerin İş Sürekliliği Ne Kadar Güvende?

Aşırı yağış, sel, fırtına, sıcak hava dalgaları ve kuraklık gibi iklim kaynaklı olayların şirketler üzerindeki etkisi artık yalnızca bina, makine veya stoklarda oluşan fiziksel hasarla sınırlı değil. Üretimin durması, enerji ve hammadde tedarikinin kesilmesi, lojistik hatların aksaması ve kritik tedarikçilerin devre dışı kalması, fiziksel hasarın çok ötesinde finansal sonuçlar yaratabiliyor.

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, "İklim riskini artık yalnızca 'hangi varlığımız zarar görebilir?' sorusuyla değil, 'işimizi ne durdurabilir?' sorusuyla değerlendirmek gerekiyor" dedi.

İklim değişikliğinin şirketler açısından yarattığı risk tablosu giderek daha karmaşık hale geliyor. Geçmişte doğal afet riskleri ağırlıklı olarak tesis, makine, ekipman ve stok gibi fiziksel varlıkların uğrayabileceği hasarlar üzerinden değerlendirilirken bugün aynı olayın üretim, lojistik, enerji, tedarik zinciri ve gelir akışı üzerindeki etkilerinin birlikte ele alınması gerekiyor.

Bu değişimin şirketlerin risk yönetimi yaklaşımını da dönüştürdüğünü belirten IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi, iklim kaynaklı risklerin artık iş sürekliliği planlarının temel unsurlarından biri olması gerektiğine dikkat çekti.

"Asıl risk bazen fiziksel hasardan sonra başlıyor"

Bir fabrikanın sel veya fırtına nedeniyle zarar görmesinin görünür ve ölçülebilir bir risk olduğunu belirten Çiftçi, şirketler açısından asıl finansal etkinin bazı durumlarda üretimin durmasıyla ortaya çıktığını söyledi:

"Hasar gören binayı veya makineyi yeniden yapmak mümkün. Ancak üretimin haftalarca durmasının, müşteriye teslimat yapılamamasının, pazar kaybının veya devam eden sabit giderlerin şirket üzerinde yaratacağı finansal etki çok daha büyük olabilir. Bu nedenle iklim risklerini değerlendirirken yalnızca varlık değerini değil, iş durması ve kar kaybı riskini de doğru hesaplamak gerekiyor."

Çiftçi, bu noktada şirketlerin sigorta programlarında mal varlığı teminatları ile iş durması ve kar kaybı teminatlarının birbiriyle uyumlu şekilde yapılandırılmasının önem taşıdığını belirtti:

"Bir şirketin fiziksel varlıkları doğru bedellerle sigortalanmış olabilir. Ancak üretimin ne kadar süreyle durabileceği, bu sürede oluşacak brüt kâr kaybı ve devam edecek sabit giderler doğru hesaplanmamışsa, büyük bir hasar sonrasında ciddi bir koruma açığı ortaya çıkabilir."

Tesisiniz zarar görmese bile üretiminiz durabilir

İklim risklerinin en önemli özelliklerinden birinin şirketlerin kendi tesislerinin sınırlarını aşması olduğunu belirten Çiftçi, tedarik zincirindeki bağımlılıkların özellikle büyük ölçekli şirketler açısından ayrı bir risk alanı oluşturduğunu söyledi:

"Kendi fabrikanız hiçbir fiziksel hasar görmeyebilir. Ancak üretiminiz için kritik olan tek bir tedarikçinin tesisi sel nedeniyle devre dışı kalırsa, kullandığınız liman kapanırsa, ulaşım güzergâhları kullanılamaz hale gelirse veya enerji tedariki kesilirse sizin operasyonunuz da durabilir. Bu nedenle şirketlerin risk haritasını yalnızca kendi tesislerinin adresleri üzerinden çıkarması artık yeterli değil."

Çiftçi'ye göre şirketlerin kritik tedarikçilerini, alternatif tedarik kaynaklarını, lojistik güzergâhlarını ve üretimin devamı için vazgeçilmez olan enerji ve hammadde bağımlılıklarını belirlemesi gerekiyor.

Her iş durması sigorta kapsamında olmayabilir

Sigorta sektörü dolaylı iklim risklerini, şirketin kendi tesisindeki fiziksel hasarın yanı sıra operasyonun bağlı olduğu kritik tedarikçi, müşteri, enerji, altyapı ve lojistik noktalarında meydana gelebilecek kesintilerin şirketin faaliyetleri ve geliri üzerindeki etkisini analiz ederek değerlendiriyor.

Bu nedenle iş durması sigortası ve tedarik zinciri risklerine yönelik teminatlarda poliçenin hangi olayla devreye girdiği büyük önem taşıyor.

Çiftçi bu konuda şirketlerin poliçe kapsamlarını dikkatle incelemesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

"Her iş durması aynı şekilde teminat altında olmayabilir. Poliçenin iş durması teminatının hangi fiziksel hasarlara bağlı olarak çalıştığı, kritik tedarikçi veya müşteri tesislerindeki hasarların kapsama dahil olup olmadığı, enerji ve kamu hizmetlerindeki kesintilerin nasıl ele alındığı ve teminatın hangi süre ve limitlerle verildiği mutlaka incelenmeli."

Çiftçi, özellikle tedarikçi kaynaklı iş durması, erişimin engellenmesi, enerji veya diğer hizmet sağlayıcılarındaki kesintiler ve alternatif üretim veya tedarik maliyetleri gibi risklerin şirketin faaliyet yapısına göre değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti:

"Buradaki kritik nokta poliçede bir teminat başlığının bulunması değil, o teminatın şirketin gerçek bağımlılıklarını karşılayacak şekilde tasarlanmış olmasıdır. İki şirket aynı sektörde faaliyet gösterse bile tedarik zincirleri ve kritik bağımlılıkları tamamen farklı olabilir. Dolayısıyla doğru sigorta programı standart bir ürün seçmekten çok, şirketin operasyonel yapısını doğru okumayı gerektiriyor."

Kar kaybı sigortasında doğru süre ve limit kritik

İş durması ve kar kaybı sigortası açısından şirketlerin en fazla dikkat etmesi gereken konulardan birinin tazminat süresi olduğunu belirten Çiftçi, büyük ölçekli bir hasarın ardından faaliyetlerin eski seviyesine dönmesinin fiziksel onarımın tamamlanmasından daha uzun sürebileceğine dikkat çekti:

"Bir tesisin yeniden faaliyete geçmesi, işin tamamen normale döndüğü anlamına gelmeyebilir. Makine ve ekipmanın yeniden temini, tedarik zincirinin kurulması, müşterilerin geri kazanılması ve üretimin hasar öncesi kapasiteye ulaşması zaman alabilir. Bu nedenle kar kaybı sigortasında seçilen tazminat süresinin gerçekçi olması son derece önemli."

Aynı şekilde sigorta bedellerinin ve beklenen brüt kârın güncel finansal veriler üzerinden hesaplanması gerektiğini ifade eden Çiftçi, eksik veya geçmiş verilere dayanan hesaplamaların hasar anında şirketin beklediğinden daha düşük bir korumayla karşılaşmasına neden olabileceğini söyledi.

"İş sürekliliği poliçe satın almakla başlamıyor"

Şirketlerin iklim kaynaklı risklere karşı dayanıklılığını artırmak için sigortanın daha geniş bir risk yönetimi yaklaşımının parçası olması gerektiğini vurgulayan Çiftçi, şirketlere öncelikle kritik operasyonlarını ve bağımlılıklarını belirlemelerini önerdi:

"Şirketler kendilerine birkaç temel soru sormalı: Hangi tesisimiz veya üretim hattımız durursa faaliyetimiz ciddi şekilde etkilenir? Hangi tedarikçimizin alternatifi yok? Hangi hammadde, enerji kaynağı veya lojistik güzergâhına bağımlıyız? Bir kesinti yaşanırsa ne kadar süre faaliyetimizi sürdürebiliriz? Alternatif üretim veya tedarik imkânımız var mı? Bu soruların cevapları olmadan yalnızca poliçe limitlerine bakarak iş sürekliliğinin güvende olduğunu söylemek mümkün değil."

Çiftçi'ye göre bu analiz sonucunda şirketler önleyici tedbirler, alternatif tedarikçiler, acil durum planları, iş sürekliliği senaryoları ve sigorta programlarını birbirini tamamlayan bir yapı içinde ele almalı.

İklim riski sigorta fiyatlamasını ve reasürans kapasitesini de etkiliyor

İklim kaynaklı hasarların sıklığı ve şiddetindeki değişimin yalnızca sigortalıları değil, sigorta ve reasürans piyasalarını da etkilediğini belirten Çiftçi, riskin bulunduğu coğrafya ve niteliğine bağlı olarak fiyatlama, muafiyet, limit ve teminat koşullarının giderek daha fazla önem kazanacağını söyledi.

İklim risklerinin sıklığı, şiddeti ve aynı anda birden fazla sigortalıyı etkileyebilme potansiyeli arttıkça reasürörler riskleri daha ayrıntılı modelleyebilir; yüksek riskli bölgelerde kapasite, fiyat, muafiyet ve teminat koşullarında daha seçici davranabilir.

Çiftçi, uluslararası reasürans piyasalarının şirketlerin iklim risklerini nasıl yönettiğine giderek daha fazla önem verdiğini belirterek şöyle devam etti:

"Sigorta ve reasürans kapasitesi sınırsız değil. Riskin arttığı alanlarda yalnızca geçmiş hasar verileri değil, şirketin aldığı önlemler, tesisin dayanıklılığı, iş sürekliliği planları ve riskin ne ölçüde yönetildiği de daha fazla önem kazanıyor. Dolayısıyla güçlü risk yönetimi gelecekte yalnızca hasarı azaltmak açısından değil, uygun sigorta kapasitesine erişebilmek açısından da şirketler için önemli bir avantaj haline gelebilir."

"İklim riskini şirketin bilançosuna ulaşmadan yönetmek gerekiyor"

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği olarak şirketlerin risklerini yalnızca mevcut poliçeleri üzerinden değil, operasyonel bağımlılıkları ve uluslararası sigorta ve reasürans piyasalarındaki gelişmelerle birlikte değerlendirdiklerini belirten Çiftçi, sözlerini şöyle tamamladı:

"İklim değişikliği şirketler açısından artık yalnızca bir doğal afet veya sürdürülebilirlik konusu değil; doğrudan iş sürekliliği ve finansal dayanıklılık konusu. Bir şirketin fabrikasını korumak önemli ama bugün bunun ötesine geçmemiz gerekiyor. Tedarik zincirini, enerji bağımlılığını, lojistik ağını ve gelir akışını da koruyabilmeliyiz. Bizim broker olarak görevimiz de şirketin nerede sigorta açığı olduğunu hasar gerçekleştikten sonra değil, öncesinde görebilmek ve doğru sigorta ile reasürans yapısını buna göre oluşturmak. Çünkü gerçek dayanıklılık, yalnızca hasarı karşılayabilmek değil, hasara rağmen işin devam edebilmesini sağlamak demek."

Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kaynak: Kapsül

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.