Nisan ayında 12 liraya satılan kuru soğanın temmuzda 60 liraya çıkması, yalnızca arz azlığıyla açıklanamaz.
Türkiye’nin sorunu ne kadar ürün yetiştirdiğini bilmemesi değil; üretim kararını, depolamayı ve piyasaya çıkışı aynı plan içinde yönetememesidir.
Ömür Yüksel
Bir perakendeci olarak fiyat değişimlerini yalnızca istatistiklerden değil, her gün raflardan ve kasa hareketlerinden de izliyorum. Kuru soğanda karşılaştığımız tablo, normal bir maliyet artışının çok ötesinde.
Mayıs 2023’te 21,90 TL olan kilogram fiyatı, Eylül 2024’te 14,90 TL’ye, Ağustos 2025’te 10 TL’ye geriledi. Üreticinin eline geçen fiyat ise 6 TL’ye kadar düştü. Nisan 2026’da markette 12 TL olan aynı ürünün temmuzda 60 TL’ye ulaşmasıyla yalnızca üç aylık artış yüzde 475 oldu.
Ağustos 2025’teki 10 TL esas alındığında artış yüzde 590’a ulaşıyor.
Yüksek enflasyon yaşanan bir ülkede fiyatın önce 21,90 liradan 12 liraya kadar düşmesi, ardından üç ay içinde 69 liraya çıkması maliyetlerle açıklanabilecek düzenli bir hareket değildir. Bu rakamlar, tarımın yönünü kaybettiğini gösteren bir çizelgedir.
ÇİFTÇİ GEÇEN YILIN FİYATIYLA GELECEK YILI KURUYOR
Bir işletme, gelecek yıl satacağı ürünü yalnızca bugünkü etiket fiyatına bakarak sipariş etse kısa sürede ya stoksuz kalır ya da deposunu satamayacağı ürünle doldurur. Türkiye’de çiftçi yıllardır buna benzer bir karar düzenine mahkûm ediliyor.
Bir ürün kazandırınca ertesi sezon ekim alanı hızla genişliyor.
Arz fazlası fiyatı düşürüyor, ürün tarlada kalıyor ve çiftçi zarar ediyor.
Sonraki yıl üretimden kaçış başlayınca bu defa piyasada ürün azalıyor ve tüketici yüksek fiyatla karşılaşıyor.
İktisat literatüründe “Örümcek Ağı Teoremi” olarak tanımlanan ve Nicholas Kaldor’un 1934’te sistemleştirdiği bu döngü, üretim kararıyla hasat arasındaki zaman farkından besleniyor.
2025’te kuru soğanını 6 liraya dahi satamayan ya da ürününü tarlada bırakmak zorunda kalan çiftçinin 2026’da yeniden aynı miktarda ekim yapması beklenemez. Planlama ve gelir güvencesi olmayınca ülkenin üretim miktarı, çiftçinin bir önceki yıl yaşadığı zarara göre şekilleniyor.
RAKAMLAR KITLIKTAN ÇOK YÖNETİM SORUNUNU GÖSTERİYOR
TÜİK’in 2026 yılı ilk tahminine göre kuru soğan üretiminde yüzde 13,5 azalma bekleniyor. Geçen yıl 2,9 milyon ton olan üretimin yaklaşık 2,5 milyon tona düşeceği hesaplanıyor. Kişi başına yıllık tüketimin 27 kilogram olduğu kabul edildiğinde, 86 milyon kişinin toplam ihtiyacı yaklaşık 2,3 milyon ton ediyor.
Bu hesap, iç tüketim karşılandıktan sonra yaklaşık 200 bin tonluk alan kaldığını gösteriyor.
Nitekim 2025 yılı ihracatı 144 bin ton düzeyindeydi. Üretimde gerileme bulunduğu açık; ancak toplam miktar, birkaç ay içinde oluşan yüzde 475’lik fiyat artışını tek başına açıklamıyor.
Hasadı temmuz ile eylül arasında yapılan kuru soğan, on iki ay boyunca tüketiliyor.
Bu nedenle soğanın ikinci tarlası depodur.
Ürünün hangi depoda, kimin elinde, ne miktarda ve hangi şartlarda tutulduğu bilinmeden gerçek arz hesaplanamaz.
Yetersiz sıcaklık kontrolü ve havalandırma; çürüme, filizlenme ve yüksek fire doğurur. Kayıtlarda mevcut görünen stokun bir bölümü, satış zamanı geldiğinde kullanılamaz durumda olabilir.
Depo hareketleri ve piyasaya ürün çıkarma takvimi şeffaflaşmadığında fırsatçılığın önü açılır. Kırmızı ette yıllardır tartışılan stok ve fiyat sorununun benzeri kuru soğanda da ortaya çıkar.
İTHALAT FİYATI BASKILAR, SORUNU ORTADAN KALDIRMAZ
Kuru soğan ithalatındaki gümrük vergisinin yüzde 49,5’ten yüzde 5’e indirilmesi ve bu oranın 31 Ağustos 2026’ya kadar uygulanması, fiyat artışını durdurmak için alınmış geçici bir tedbirdir.
Yeni sezon ürününün piyasaya yoğun gireceği 1 Eylül’den itibaren verginin yeniden yüzde 49,5 olması planlanıyor. Ticaret Bakanlığı düzenlemenin arz güvenliği ve fiyat istikrarı amacıyla yapıldığını açıkladı.
Tüketiciyi korumak için böyle bir müdahaleye ihtiyaç duyulması anlaşılabilir. Ancak hasat döneminde ithalata başvurmak zorunda kalmak, üretim ve stok yönetimindeki eksikliği de ortaya koyuyor. İthalat acil durumda kullanılabilecek bir araçtır; her krizde başvurulan temel tarım politikası haline gelirse yerli üreticinin gelecek sezon kararını daha da bozar.
Türkiye’nin ihtiyacı, çiftçiye “ne ekersen ek” dedikten sonra fiyat yükselince ithalat yapmak değildir. Devlet ve kooperatifler hangi bölgede hangi üründen ne kadar üretileceğini talebe göre planlamalı, gerektiğinde üretim kotaları uygulamalıdır. Sözleşmeli tarımla çiftçi tohumu toprağa atmadan önce alıcısını ve fiyat şartlarını bilmeli; piyasa maliyetin altına düştüğünde taban fiyat ile destekleme sistemi devreye girmelidir. Üreticiye fiyat, stok ve talep tahminleri zamanında ulaştırılmalıdır.
Hollanda’da üretim, iç tüketim ve önceden belirlenen ihracat pazarları dikkate alınarak büyük ölçüde sözleşmeli yürütülüyor; güçlü kooperatifler miktarı ve bilgi akışını koordine ediyor. Hindistan’da ise kooperatifler üzerinden çiftçiden alınan soğan devlet depolarında korunarak “tampon stok” oluşturuluyor. Böylece ürün bozulmadan saklanıyor, gerektiğinde piyasaya verilerek aşırı fiyat hareketi frenleniyor.
Kuru soğanın fiyatını kalıcı olarak düşürecek şey yalnızca ithalat değildir. Çiftçinin ne üreteceğini bildiği, deposundaki ürünün izlendiği ve tüketicinin ihtiyacının önceden hesaplandığı bir tarım düzenidir.
Tarladaki plansızlığın faturası kasada ödeniyor. Bu fatura her yıl üreticiyle tüketici arasında dolaştırılmamalıdır.
Ömür Yüksel
Sosyal Bilimci – Yönetim ve Çalışma İlişkileri Uzmanı
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ömür Yüksel
SOĞANIN FİYATI DEĞİL, TARIMIN PLANSIZLIĞI AĞLATIYOR
SOĞAN PAHALANMADI, TARIM YÖNETİLEMEDİ
Nisan ayında 12 liraya satılan kuru soğanın temmuzda 60 liraya çıkması, yalnızca arz azlığıyla açıklanamaz.
Türkiye’nin sorunu ne kadar ürün yetiştirdiğini bilmemesi değil; üretim kararını, depolamayı ve piyasaya çıkışı aynı plan içinde yönetememesidir.
Ömür Yüksel
Bir perakendeci olarak fiyat değişimlerini yalnızca istatistiklerden değil, her gün raflardan ve kasa hareketlerinden de izliyorum. Kuru soğanda karşılaştığımız tablo, normal bir maliyet artışının çok ötesinde.
Mayıs 2023’te 21,90 TL olan kilogram fiyatı, Eylül 2024’te 14,90 TL’ye, Ağustos 2025’te 10 TL’ye geriledi. Üreticinin eline geçen fiyat ise 6 TL’ye kadar düştü. Nisan 2026’da markette 12 TL olan aynı ürünün temmuzda 60 TL’ye ulaşmasıyla yalnızca üç aylık artış yüzde 475 oldu.
Ağustos 2025’teki 10 TL esas alındığında artış yüzde 590’a ulaşıyor.
Yüksek enflasyon yaşanan bir ülkede fiyatın önce 21,90 liradan 12 liraya kadar düşmesi, ardından üç ay içinde 69 liraya çıkması maliyetlerle açıklanabilecek düzenli bir hareket değildir. Bu rakamlar, tarımın yönünü kaybettiğini gösteren bir çizelgedir.
ÇİFTÇİ GEÇEN YILIN FİYATIYLA GELECEK YILI KURUYOR
Bir işletme, gelecek yıl satacağı ürünü yalnızca bugünkü etiket fiyatına bakarak sipariş etse kısa sürede ya stoksuz kalır ya da deposunu satamayacağı ürünle doldurur. Türkiye’de çiftçi yıllardır buna benzer bir karar düzenine mahkûm ediliyor.
Bir ürün kazandırınca ertesi sezon ekim alanı hızla genişliyor.
Arz fazlası fiyatı düşürüyor, ürün tarlada kalıyor ve çiftçi zarar ediyor.
Sonraki yıl üretimden kaçış başlayınca bu defa piyasada ürün azalıyor ve tüketici yüksek fiyatla karşılaşıyor.
2025’te kuru soğanını 6 liraya dahi satamayan ya da ürününü tarlada bırakmak zorunda kalan çiftçinin 2026’da yeniden aynı miktarda ekim yapması beklenemez. Planlama ve gelir güvencesi olmayınca ülkenin üretim miktarı, çiftçinin bir önceki yıl yaşadığı zarara göre şekilleniyor.
RAKAMLAR KITLIKTAN ÇOK YÖNETİM SORUNUNU GÖSTERİYOR
TÜİK’in 2026 yılı ilk tahminine göre kuru soğan üretiminde yüzde 13,5 azalma bekleniyor. Geçen yıl 2,9 milyon ton olan üretimin yaklaşık 2,5 milyon tona düşeceği hesaplanıyor. Kişi başına yıllık tüketimin 27 kilogram olduğu kabul edildiğinde, 86 milyon kişinin toplam ihtiyacı yaklaşık 2,3 milyon ton ediyor.
Bu hesap, iç tüketim karşılandıktan sonra yaklaşık 200 bin tonluk alan kaldığını gösteriyor.
Nitekim 2025 yılı ihracatı 144 bin ton düzeyindeydi. Üretimde gerileme bulunduğu açık; ancak toplam miktar, birkaç ay içinde oluşan yüzde 475’lik fiyat artışını tek başına açıklamıyor.
Hasadı temmuz ile eylül arasında yapılan kuru soğan, on iki ay boyunca tüketiliyor.
Bu nedenle soğanın ikinci tarlası depodur.
Ürünün hangi depoda, kimin elinde, ne miktarda ve hangi şartlarda tutulduğu bilinmeden gerçek arz hesaplanamaz.
Yetersiz sıcaklık kontrolü ve havalandırma; çürüme, filizlenme ve yüksek fire doğurur. Kayıtlarda mevcut görünen stokun bir bölümü, satış zamanı geldiğinde kullanılamaz durumda olabilir.
Depo hareketleri ve piyasaya ürün çıkarma takvimi şeffaflaşmadığında fırsatçılığın önü açılır. Kırmızı ette yıllardır tartışılan stok ve fiyat sorununun benzeri kuru soğanda da ortaya çıkar.
İTHALAT FİYATI BASKILAR, SORUNU ORTADAN KALDIRMAZ
Yeni sezon ürününün piyasaya yoğun gireceği 1 Eylül’den itibaren verginin yeniden yüzde 49,5 olması planlanıyor. Ticaret Bakanlığı düzenlemenin arz güvenliği ve fiyat istikrarı amacıyla yapıldığını açıkladı.
Tüketiciyi korumak için böyle bir müdahaleye ihtiyaç duyulması anlaşılabilir. Ancak hasat döneminde ithalata başvurmak zorunda kalmak, üretim ve stok yönetimindeki eksikliği de ortaya koyuyor. İthalat acil durumda kullanılabilecek bir araçtır; her krizde başvurulan temel tarım politikası haline gelirse yerli üreticinin gelecek sezon kararını daha da bozar.
Türkiye’nin ihtiyacı, çiftçiye “ne ekersen ek” dedikten sonra fiyat yükselince ithalat yapmak değildir. Devlet ve kooperatifler hangi bölgede hangi üründen ne kadar üretileceğini talebe göre planlamalı, gerektiğinde üretim kotaları uygulamalıdır. Sözleşmeli tarımla çiftçi tohumu toprağa atmadan önce alıcısını ve fiyat şartlarını bilmeli; piyasa maliyetin altına düştüğünde taban fiyat ile destekleme sistemi devreye girmelidir. Üreticiye fiyat, stok ve talep tahminleri zamanında ulaştırılmalıdır.
Hollanda’da üretim, iç tüketim ve önceden belirlenen ihracat pazarları dikkate alınarak büyük ölçüde sözleşmeli yürütülüyor; güçlü kooperatifler miktarı ve bilgi akışını koordine ediyor. Hindistan’da ise kooperatifler üzerinden çiftçiden alınan soğan devlet depolarında korunarak “tampon stok” oluşturuluyor. Böylece ürün bozulmadan saklanıyor, gerektiğinde piyasaya verilerek aşırı fiyat hareketi frenleniyor.
Kuru soğanın fiyatını kalıcı olarak düşürecek şey yalnızca ithalat değildir. Çiftçinin ne üreteceğini bildiği, deposundaki ürünün izlendiği ve tüketicinin ihtiyacının önceden hesaplandığı bir tarım düzenidir.
Tarladaki plansızlığın faturası kasada ödeniyor. Bu fatura her yıl üreticiyle tüketici arasında dolaştırılmamalıdır.
Ömür Yüksel
Sosyal Bilimci – Yönetim ve Çalışma İlişkileri Uzmanı