Hava Durumu

FINDIK VE FİSKOBİRLİK: 88 YILDIR AYNI SORU, ÜRETİCİYİ KİM KORUYACAK?

Yazının Giriş Tarihi: 01.08.2026 20:40
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.08.2026 21:15

FINDIK VE FİSKOBİRLİK: 88 YILDIR AYNI SORU, ÜRETİCİYİ KİM KORUYACAK?

Fiskobirlik, 1938 yılında üreticinin tüccar karşısındaki ortak gücü olmak amacıyla kuruldu.

Aradan 88 yıl geçti.

Ancak üretici; rekolte bilgisini zamanında öğrenemiyor, yeni sezon fiyatını hasat yaklaşırken bile bilmiyor ve kendi ürünü üzerinde yeterli söz sahibi olamıyor.

Ömür Yüksel

Fiskobirlik, 28 Temmuz 2026 tarihinde 88’inci kuruluş yılını geride bıraktı.

Yeni hasat sezonuna giriyoruz. İşçilik ücretleri belli, üretim maliyetleri ortada, ihracat rakamları yayımlanmış, rekolte tahminleri basına yansımış durumda. Fakat 1 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla üretici, TMO’nun yeni sezon alım fiyatını hâlâ bilmiyor.

Fındığı yalnızca bir ürün, yaşananları da yalnızca bir fiyat tartışması olarak görürsek asıl tabloyu kaçırırız.

Fındık; yüz binlerce üreticiyi, Karadeniz’in ekonomik ve sosyal hayatını, ihracatı, sanayiyi, istihdamı, kırsal nüfusu ve Türkiye’nin dünya pazarındaki yerini ilgilendiren stratejik bir üründür.

Bu nedenle bugünü anlayabilmek için en başa dönmek gerekiyor.

BUGÜNE NASIL GELDİK?

10 Ekim 1935 tarihinde Ankara’da Birinci Ulusal Fındık Kongresi toplandı. Amaç, Türkiye’nin en önemli ihraç ürünlerinden biri olan fındığın üretimini ve ticaretini düzenlemekti.

Kongreden iki gün sonra, 12 Ekim 1935’te, 2834 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri Kanunu kabul edildi. Böylece üreticinin kooperatifler aracılığıyla örgütlenmesinin hukuki zemini oluşturuldu.

14 Haziran 1938’de Ordu, 17 Haziran 1938’de Giresun, Bulancak ve Keşap, 7 Temmuz 1938’de Trabzon fındık tarım satış kooperatifleri kuruldu.

Ve 28 Temmuz 1938 tarihinde bu beş kooperatif birleşerek Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği’ni, yani Fiskobirlik’i kurdu.

Kurum tarihçesinde Atatürk’e atfedilen, “Fındık başta olmak üzere diğer belli başlı ürünlerimizi ilgilendiren birlikler kurulmalıdır” sözü, o günkü anlayışı açık biçimde ortaya koyuyordu.

Üretici tek başına bırakılmayacak, fındık ortak akılla pazarlanacak, ürünün değeri ve ülkenin çıkarı kurumsal bir yapı tarafından korunacaktı.

Fiskobirlik yalnızca fındık satın almak için kurulmadı.

Üreticinin gelirinde istikrar sağlamak, fındık kalitesini yükseltmek, eğimli arazilerde erozyonu önlemek, ürünü işlemek, iç ve dış piyasayı düzenlemek ve üreticinin tüccar karşısındaki pazarlık gücünü artırmak amacıyla kuruldu.

1938’den 1964 yılına kadar fındığı kendi nam ve hesabına aldı, değerlendirdi ve pazarladı.

1964 yılında fındık devlet destekleme kapsamına alındı. Taban fiyat uygulaması başladı. Fiskobirlik ve bağlı kooperatifler Hazine adına alım yapmaya başladı.

1964–1994 yılları arasındaki otuz yıllık dönemde devlet adına yapılan alımlar Fiskobirlik’i piyasanın merkezinde tuttu.

Bu sistem hiç hata yapmadı mı?

Elbette yaptı. Maliyetleri, yanlış uygulamaları ve siyasal müdahaleleri tartışılabilir.

Ancak üretici, ürününü hangi kuruma teslim edeceğini ve piyasa düştüğünde hangi kurumun denge sağlayacağını biliyordu.

1994 yılında fındık doğrudan destekleme kapsamından çıkarıldı. Fiskobirlik, 1994–2000 yılları arasında Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu’ndan sağlanan kredilerle alımlarını sürdürdü.

Devlet doğrudan alım sorumluluğunu geriye çekerken piyasa görevi Fiskobirlik’in üzerinde kaldı. Fakat bu görevi yerine getirecek güçlü ve sürdürülebilir mali yapı kurulmadı.

Kurumun görevi devam ediyor, o görevi taşıyacak mali güç ise her geçen yıl zayıflıyordu.

2000 YILI: FİSKOBİRLİK İÇİN TARİHÎ KIRILMA

16 Haziran 2000 tarihinde 4572 sayılı Tarım Satış Kooperatif ve Birlikleri Hakkında Kanun yürürlüğe girdi.

Fiskobirlik ve diğer tarım satış kooperatifleri yeniden yapılandırma programına alındı. Kamunun mali desteği ve yönetsel ağırlığı geri çekildi.

Aynı dönemde uygulanan Tarım Reformu Uygulama Projesi ile destekleme alımlarından Doğrudan Gelir Desteği modeline geçildi.

Fiskobirlik kâğıt üzerinde özerkleştirildi.

Ama özerklik için yalnızca devletin elini çekmesi yeterli miydi?

Gerçek bir özerklik için sermaye, profesyonel yönetim, ucuz ve uzun vadeli finansman, güçlü denetim, lisanslı depoculuk, işleme kapasitesi ve piyasa araçları gerekiyordu. Bunlar sağlanmadan Fiskobirlik’e “Artık kendi ayaklarının üzerinde duracaksın” denildi.

Özerklik, bir kurumu yalnız bırakmak değildir.

Bir kuruma üreticiyi koruma görevi yükleyip onu piyasa faizleriyle baş başa bırakmak da kooperatifçilik değildir.

2002 yılında Fiskobirlik, Bakanlar Kurulu kararıyla yeniden Hazine adına fındık aldı.

2003–2006 yılları arasında ise alımlarını kendi nam ve hesabına sürdürdü. Kamu sistemden tümüyle çekilmemişti; ancak kalıcı, öngörülebilir ve finansmanı belli bir fındık politikası da oluşturulmamıştı.

3 Ocak 2006 tarihinde Fiskobirlik’in yeniden yapılandırma programı kapsamındaki süreci sona erdi.

Fakat asıl kriz yeni başlıyordu.

2005–2006: ÜRETİCİ FINDIĞINI VERDİ, PARASINI ALAMADI

Fiskobirlik, 2005 ve 2006 yılı alım sezonlarında kendi adına satın aldığı fındığın önemli bir bölümünün bedelini zamanında ödeyemedi.

1938’den beri görülmemiş büyüklükte bir finansman krizi yaşandı.

Üretici fındığını teslim etmiş, ancak emeğinin karşılığını alamamıştı.

Bu ekonomik kriz kısa sürede sosyal ve siyasal bir tepkiye dönüştü.

31 Temmuz 2006 tarihinde Ordu’da, yaklaşık yüz bin kişinin katıldığı büyük fındık mitingi düzenlendi.

O miting yalnızca düşük fındık fiyatına karşı yapılmadı. Üreticinin örgütsüz, kurumsuz, güvencesiz ve finansman oyunları karşısında savunmasız bırakılmasına karşı yapılmış büyük bir itirazdı.

Ama üreticinin temel sorunu çözülmedi.

2006 yılında bir kamu kuruluşu olan Toprak Mahsulleri Ofisi fındık alımıyla görevlendirildi.

2006–2009 yılları arasında TMO üç sezon müdahale alımı yaptı.

Kamunun piyasaya dönmesi üretici açısından gerekliydi. Ancak bu dönüş, Fiskobirlik’i yeniden üreticinin güçlü kurumu hâline getirecek bir model üzerinden gerçekleşmedi. TMO, Fiskobirlik’in yerine geçen dönemsel kamu alıcısı oldu.

Fiskobirlik sürekli ve örgütlü piyasa gücü olmaktan uzaklaşırken TMO’nun alım yapıp yapmayacağı her yıl hükümet kararına bağlandı.

Üreticinin geleceği kalıcı bir kurumsal güvenceye değil, her sezon açıklanacak karara bırakıldı.

2009–2019: DESTEK VAR, FİYAT GÜVENCESİ YOK

2009 yılında açıklanan Yeni Fındık Stratejisi ile TMO’nun düzenli alım dönemi sona erdi.

Ruhsatlı alanlarda fındık üretenlere alan bazlı gelir desteği, uygun olmayan alanlarda fındığı sökerek başka ürüne geçenlere ise telafi edici ödeme modeli getirildi.

Alan bazlı destek sonraki yıllarda devam etti.

Ancak dekara ödeme yapmak; üreticinin verim, kalite, maliyet, hastalık, zararlı, depolama, finansman ve satış fiyatı sorunlarını çözmedi.

Üretimi planlamayan, bahçelerin gençleştirilmesini sağlamayan ve üreticinin pazarlık gücünü artırmayan destek, fiyat düştüğünde üreticinin kalkanı olamadı.

30 Ocak 2013 tarihli 2013/4245 sayılı kararla alan bazlı gelir desteği; 2012 ürünü için dekara 150 lira, 2013 ürünü için 160 lira ve 2014 ürünü için 170 lira olarak belirlendi. Alternatif ürüne geçen üreticiler için de telafi edici ödemeler düzenlendi.

8 Nisan 2014 tarihinde, 4572 sayılı Kanun’da yapılan değişikliklerin ardından tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin yeni ana sözleşmeleri yayımlandı.

Hukuki yapı yenilendi. Ancak Fiskobirlik’in piyasadaki belirleyici gücü geri gelmedi.

17 Ocak 2015 tarihinde, Fiskobirlik’in 76’ncı Olağan Genel Kurulu’nda yönetim, 150 milyon liralık gayrimenkul satıldığını ve bunun karşılığında 350 milyon lira borç ödendiğini açıkladı.

Aynı genel kurulda, dört yıl içerisinde Fiskobirlik’in Türkiye’de ve dünyada dikkate alınan, piyasada söz sahibi bir kurum hâline geleceği ifade edildi.

Aradan on bir yıl geçti.

Bugünkü mali tabloyu değerlendirirken 2015 yılında verilen bu sözün unutulmaması gerekir.

2017 yılında, fındık fiyatında yaşanan sert düşüşlerin ardından TMO yeniden müdahale alımlarına başladı.

2019 yılından itibaren müdahale alım fiyatlarının hasattan önce Cumhurbaşkanı tarafından açıklanması uygulamasına geçildi. Böylece geç açıklamanın tüccara sağladığı zaman avantajı kısmen azaltıldı.

Bu düzenleme önemliydi. Fakat Türkiye’nin fındık politikası yine güçlü bir üretici örgütü ve sürekli çalışan bir piyasa kurumu üzerine kurulmadı; yıllık alım fiyatı açıklamasına indirgendi.

TÜRKİYE ÜRETİYOR, ANCAK DÜNYA PAYI AŞINIYOR

Geçmiş yıllarda Türkiye’nin dünya fındık üretimi ve ihracatındaki payı yaklaşık yüzde 70 olarak ifade ediliyordu.

Güncel veriler Türkiye’nin liderliğini sürdürdüğünü, ancak dünya payının gerilediğini gösteriyor.

2023 yılında, FAO verilerine göre Türkiye 650 bin ton fındık üreterek dünya üretiminin yüzde 58’ini karşıladı. Dünya fındık ihracatındaki payımız ise yüzde 56 düzeyinde kaldı.

Türkiye hâlâ birinciydi ama artık rakipsiz değildi.

İtalya, Amerika Birleşik Devletleri, Azerbaycan ve Şili; üretim alanlarını, verimliliklerini ve pazardaki etkilerini artırmaya devam ediyordu.

2024 yılında Türkiye’nin fındık üretimi 717 bin tona, üretim alanı yaklaşık 7,5 milyon dekara ulaştı.

Ancak üretim alanının genişlemesi tek başına güç değildir.

Yaşlı bahçeler, parçalanmış araziler, düşük verim, yetersiz bakım, iklim değişikliği ve kahverengi kokarca; maliyetleri artırırken Türkiye’nin rekabet gücünü zayıflatıyor.

1 Ocak–31 Aralık 2024 tarihleri arasında Türkiye, 323 bin 244 ton iç fındık ihraç ederek 2 milyar 635 milyon 869 bin dolar gelir elde etti.

Yıllarca kullandığımız 1,5 milyar dolarlık ihracat geliri artık güncel tabloyu anlatmıyor. Fındığın ihracat değeri büyüdü. Fakat bu büyüklük üreticinin gelirine ve fiyat belirleme gücüne aynı ölçüde yansımadı.

Ürünü biz yetiştiriyoruz, dünya pazarına biz sunuyoruz; buna rağmen fiyatın oluştuğu masada üreticimiz güçlü biçimde yer alamıyor.

2025: DON VURDU, ÜRÜN AZALDI, İHRACAT GERİLEDİ

Şubat ayından 13 Nisan 2025 tarihine kadar geniş bir coğrafyada etkili olan zirai don, fındık dâhil 16 üründe ağır kayıplara yol açtı.

Fındık üretiminin 2024 yılına göre yaklaşık yüzde 38 azalarak 441 bin tona gerileyeceği tahmin edildi. Bu afet, 2014 yılından sonraki en ciddi don olaylarından biri olarak kayıtlara geçti.

2025 üretim yılında uygulamaya konulan yeni destek modelinde fındık üçüncü kategoride yer aldı. Temel destek dekara 366 lira olarak belirlendi.

Mazot ve gübre maliyetinin bir bölümünü karşılamaya yönelik bu ödeme, ürünü don nedeniyle kaybolan üreticinin gelir kaybını karşılamaya yetmedi.

2025 alım sezonunda TMO, 50 randıman esasına göre Giresun kalite fındık için kilogram başına 200 lira, Levant kalite için 195 lira, sivri kalite için 190 lira fiyat açıkladı. Yüksek randımana ayrıca ilave ödeme getirildi.

1 Ocak–31 Aralık 2025 döneminde fındık ve mamulleri ihracatımız 238 bin 704 tona, ihracat gelirimiz ise 2 milyar 255 milyon 361 bin dolara geriledi.

Bir önceki yıla göre ihracat miktarı yüzde 26,15, gelir ise yüzde 14,44 azaldı.

Daha az fındığın daha yüksek birim değerle satılması, miktardaki büyük kaybı kapatamadı.

2026: FİSKOBİRLİK’İN BİR YILLIK FAİZİ 835 MİLYON LİRA

18 Ocak 2026 tarihinde Fiskobirlik’in 87’nci Olağan Mali Genel Kurulu yapıldı ve 2024–2025 dönemine ilişkin mali tablolar ibra edildi.

Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Bayraktar, birliğin banka kredileri için bir yılda 835 milyon lira faiz ödediğini açıkladı. Bu faizin, fındığı stoklayarak nihai mamule dönüştürmenin finansman bedeli olduğunu savundu.

Aynı konuşmada, göreve başladıklarında yalnızca üç üreticinin ürün verdiği birliğe artık beş bin üreticinin fındık teslim ettiği belirtildi.

Fındığın kabuklu veya iç fındık olarak satılması yerine ezme, nuga, yağ, un, çikolata ve markalı nihai ürüne dönüştürülmesi elbette doğrudur.

Türkiye, fındıktan daha fazla katma değer elde etmelidir.

Ancak bir üretici birliğinin bir yılda 835 milyon lira faiz ödemesi, yalnızca “yatırımın bedeli” açıklamasıyla geçiştirilemez.

Bu borcun ana parası ne kadardır?

Vadesi nedir?

Hangi taşınmazlar ipotek altındadır?

İştiraklerin gerçek kârlılığı nedir?

Ödenen finansman maliyeti üretici ortağın alım fiyatını ve kurumun geleceğini nasıl etkilemektedir?

Bir üretici birliğinde ortakların bilmesi gereken mali bilgiler, birkaç genel kurul cümlesine sığdırılamaz. Konsolide mali tabloların ve kredi yükünün karşılaştırılabilir biçimde açıklanması gerekir.

1 Eylül 2025–30 Haziran 2026 tarihleri arasındaki sezonun ilk on ayında Türkiye 169 bin 480 ton iç fındık ihraç ederek 2 milyar 216 milyon 121 bin dolar gelir elde etti.

Bir önceki sezonun aynı döneminde 276 bin 374 ton karşılığında 2 milyar 268 milyon 656 bin dolar gelir sağlanmıştı.

İhracat miktarı yaklaşık yüzde 38,7 azalırken gelirdeki kayıp yüzde 2,3 düzeyinde kaldı.

Birim ihracat değerinin artması önemlidir. Ancak ihraç edilen fındık miktarının bu ölçüde azalması, pazar payı ve uzun vadeli ihracat ilişkileri bakımından sürdürülebilir değildir.

TEMMUZ 2026: REKOLTE AÇIKLANMADAN PİYASAYA YAYILDI

6–17 Temmuz 2026 tarihleri arasında Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinasyonunda 12 kişilik komisyon, 13 ilçedeki 130 örnek bahçede rekolte çalışması yaptı.

Komisyonda Fındık Araştırma Enstitüsü, TMO, Giresun Üniversitesi, Giresun Ticaret Borsası, Karadeniz İhracatçı Birliği ve Fiskobirlik temsilcileri yer aldı.

Çotanak sayımı yapıldı. Örnek fındıklar kırılarak sağlam dane oranı incelendi.

18 Temmuz 2026 tarihinde Giresun Valiliği, fındık toplama işçisinin günlük tavsiye ücretini; yemek işverene aitse 1.101 lira, yemek işçiye aitse 1.280 lira olarak açıkladı. Patoz çekim ücreti saat başına 6 bin lira olarak belirlendi.

Buna taşıma, gübre, ilaç, budama, bahçe bakımı ve diğer giderleri de eklediğimizde üreticinin maliyetinin hangi noktaya ulaştığı görülmektedir.

Fiyat, bu maliyetin altında kalırsa üretici toprağını ve bahçesini nasıl koruyacak?

Genç nüfus fındık bahçesinde neden kalsın?

Yaşlanan bahçeler hangi gelirle yenilenecek?

27–29 Temmuz 2026 tarihleri arasında, il komisyonlarının Bakanlığa gönderdiği çalışmalara dayandırılan rekolte rakamları basına yansıdı.

Türkiye’nin 2026 yılı tahmini rekoltesinin 704 bin 941 ton, Giresun’un tahmini rekoltesinin ise 86 bin 440 ton olduğu yazıldı.

Fakat rakamlar, kamu kurumları tarafından bütün illeri kapsayan yöntem ve karşılaştırma tablosuyla eş zamanlı biçimde açıklanmadan dolaşıma girdi.

Rekolte yalnızca teknik bir tahmin değildir.

Rekolte; fiyat beklentisini, üreticinin satış zamanını, ihracatçının alivre sözleşmesini, sanayicinin stok politikasını ve TMO’nun alım kararını doğrudan etkileyen ekonomik bilgidir.

Bu bilgi bazı piyasa aktörlerine erken ulaşırken üreticiye resmî kanaldan geç ulaşıyorsa piyasada bilgi eşitliğinden söz edilemez.

Rekolte çalışmasının yöntemi, örnek bahçe sayısı, sağlam dane oranı, il ve ilçe sonuçları ile geçmiş yıllara ait tahmin-gerçekleşme karşılaştırması aynı gün açıklanmalıdır.

Bu bilgi birkaç çevrenin pazarlık aracı değil, üreticinin de eşit zamanda ulaşması gereken kamusal veridir.

Ve bugün 1 Ağustos 2026.

Hasat kapıda olmasına rağmen TMO’nun 2026 ürünü fındık alım fiyatı açıklanmış değil.

Serbest piyasada konuşulan fiyatlar geçen yılın ürününe ve bölgesel işlemlere dayanıyor. Üretici yeni ürününü hangi fiyatla, hangi kuruma ve hangi ödeme takvimiyle teslim edeceğini bilmiyor.

Seksen sekiz yıl sonra karşımızdaki tablo değişmemiştir:

Rekolte var, ihracat var, büyük alıcılar var, sanayi var; fakat üreticinin elini güçlendirecek, bilgiyi eşit dağıtacak ve fiyatın oluşumuna sürekli müdahil olacak güçlü kurum yok.

NEDEN PEKİ?

Türkiye dünya fındığının büyük bölümünü üretiyor. Üretimin, işlemenin ve ihracatın hemen her aşamasında yer alıyor.

Öyleyse neden dünya fındık fiyatında belirleyici olamıyoruz?

2024 yılı dünya ithalat verilerine göre İtalya 76 bin tonla birinci, Almanya 71 bin tonla ikinci sırada bulunuyor. Bu iki ülke dünya fındık ithalatının yaklaşık yüzde 46’sını gerçekleştiriyor. Türkiye’nin 2024 yılı ihracatında da İtalya ve Almanya ilk iki pazarı oluşturuyor.

Alıcılar ve büyük sanayiciler örgütlüdür. Üretici ise küçük, dağınık ve çoğu zaman hasat sonrasında nakit ihtiyacı içindedir.

Fındığını hemen satmak zorunda kalan küçük üretici ile daha fındık dalındayken alivre sözleşme yapan büyük alıcı, aynı pazarlık gücüne sahip değildir.

İhracatçı, daha piyasa açılmadan ve fındıkta karanfil sayılırken yurt dışındaki alıcıyla sözleşme yapabiliyor. Küçük üretici ise hasat sonrası işçi borcunu, gübreyi, ilacı, patozu ve diğer giderlerini ödeyebilmek için ürününü bekletemiyor.

Lisanslı depoculuk, ürün senedi, uygun finansman ve güçlü kooperatif ağı gerçek anlamda çalışmıyorsa üretici fındığını depoda tutamaz.

Malını bekletemeyen üretici, fiyatı bekleyemez.

Fiyatı bekleyemeyen üretici de dünyanın en stratejik ürünlerinden birini yetiştirse bile kendi ürününün fiyatını belirleyemez.

Türkiye’deki ticaret borsaları, uzun yıllar yurt dışına satılan fındığı kaydeden mekanizmanın ötesine geçemedi. Giresun Ticaret Borsasının lisanslı depoculuk uygulaması da üreticinin tamamını kapsayan ve piyasayı yönlendiren bir yapıya dönüşemedi.

Fiskobirlik ise piyasa belirleyen kurum olma gücünü kaybetti; yıllar boyunca borç, taşınmaz satışı ve finansman tartışmalarıyla anıldı.

Bu boşlukta piyasadaki fiyatın oluşumunda tüccar, büyük ihracatçı ve sanayici firmaların ağırlığı arttı.

Türkiye üretim üstünlüğünü fiyat gücüne dönüştüremedi.

KİM, NASIL KORUYACAK ÜRETİCİYİ?

Fındık fiyatını yalnızca rekolte belirlemez.

Dünya ve Türkiye üretimi, ürün kalitesi, üretim maliyeti, önceki yıldan kalan stoklar, stokların piyasaya sürülmesi veya yağlığa ayrılması, ödeme şartları, döviz kuru, alıcı ülkelerin talebi fiyat üzerinde etkilidir.

Bütün bu şartların karşısında üreticiyi yalnızca yıllık TMO fiyatı veya dekara verilen destekle korumak mümkün değildir.

Birincisi; Fiskobirlik’te gerçek mali şeffaflık sağlanmalıdır.

Birliğin ve iştiraklerinin bağımsız denetimden geçmiş konsolide mali tabloları; kredi ana parası, faiz, vade, ipotek, taşınmaz satışı, stok, alacak ve borçlarla birlikte ortaklara açıklanmalıdır.

Bir yılda 835 milyon lira faiz ödeyen üretici birliğinde şeffaflık bir tercih değil, zorunluluktur.

İkincisi; Fiskobirlik’in borçları, üretici odaklı bir yeniden yapılanma programıyla ele alınmalıdır.

Kamunun sağlayacağı uygun ve uzun vadeli finansman mevcut yapının koşulsuz biçimde sürdürülmesinin aracı olmamalıdır. Profesyonel yönetim, ortak denetimi, ölçülebilir performans, bağımsız denetim ve varlıkların korunması güvence altına alınmalıdır.

Fiskobirlik’i kurtarmak adı altında yalnızca borç ödemek değil, üreticinin piyasa gücünü yeniden kurmak hedeflenmelidir.

Üçüncüsü; TMO’nun alım fiyatı hasattan önce, belli ve değişmez bir takvimle açıklanmalıdır.

Fiyat belirlenirken gerçek üretim maliyetinin üzerine üreticinin yaşamını sürdürebileceği ve bahçesini yenileyebileceği bir refah payı eklenmelidir.

Alım noktaları, kalite ve randıman kriterleri, kesintiler ve ödeme tarihi fiyatla birlikte ilan edilmelidir.

Dördüncüsü; lisanslı depoculuk ve ürün senedi sistemi kooperatif ağıyla birlikte çalıştırılmalıdır.

Küçük üretici ürününü güvenle depolayabilmeli, ürün senedini teminat göstererek uygun krediye ulaşabilmeli ve hasat baskısı altında düşük fiyata satış yapmak zorunda kalmamalıdır.

Beşincisi; rekolte verileri tek merkezden, aynı gün ve bütün ayrıntılarıyla açıklanmalıdır.

İl komisyonlarının kullandığı yöntem, örnek bahçe sayısı, sağlam dane oranı, il-ilçe sonuçları ve geçmiş yılların tahmin-gerçekleşme tablosu herkesin erişimine açılmalıdır.

Altıncısı; üretim planlaması kâğıt üzerinde bırakılmamalıdır.

Ekonomik ömrünü doldurmuş bahçelerin gençleştirilmesi, doğru çeşit-doğru rakım planlaması, verim ve kalite artışı, iklim değişikliğine uyum ve kahverengi kokarcayla mücadele kalıcı bir programa dönüştürülmelidir.

Fındık dikim alanlarının kontrolsüz genişlemesini önlemeye yönelik hükümler siyasal kaygılarla ertelenmemeli; üretim miktarı kadar kalite ve sürdürülebilirlik de esas alınmalıdır.

Alan bazlı destek yeniden düzenlenmeli, yalnızca dekara ödeme yapan bir sistem olmaktan çıkarılarak verim, kalite, bahçe yenileme ve gelir güvencesiyle ilişkilendirilmelidir.

Yedincisi; Türkiye kabuklu ve iç fındık satan ülke olmaktan çıkmalı, dünya markaları oluşturmalıdır.

Fındığın ezme, yağ, un, çikolata, nuga ve diğer yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülmesi desteklenmelidir.

Ancak katma değer hedefi, yüksek faiz yükünü üreticinin kurumuna taşıyarak değil; uzun vadeli sanayi finansmanı, güçlü kurumsal yönetim ve hesap verebilir bir ortaklık modeliyle gerçekleştirilmelidir.

Türkiye’de etkili, iyi örgütlenmiş ve şeffaf çalışan bir fındık borsası ile işlemler piyasası kurulmalıdır. Bu yapı; iç ve dış piyasa arasında denge kurmalı, fiyat hareketlerinin istikrarına, üretim planlamasına ve Türkiye’nin dış pazardaki etkisine katkı sağlamalıdır.

88 YIL SONRA AYNI NOKTADA MIYIZ?

Fiskobirlik 1938 yılında bir bina, bir marka veya bir yönetim kurulu oluşturmak için kurulmadı.

Üretici tek başına kaldığında fındığın fiyatını başkalarının belirlediği görüldüğü için kuruldu.

1964’te devlet desteği devreye girdi.

1994’te doğrudan destekleme sona erdi.

2000’de yapı değiştirildi.

2006’da üretici fındığını teslim ettiği hâlde parasını alamadı ve yaklaşık yüz bin kişi Ordu’da sokağa çıktı.

2009’da alan bazlı destek başladı.

2017’de TMO yeniden piyasaya döndü.

2019’dan itibaren alım fiyatları hasattan önce açıklanmaya başladı.

2025’te zirai don üretimi vurdu, ihracat miktarı geriledi.

2026’da Fiskobirlik’in bir yıllık faiz giderinin 835 milyon liraya ulaştığı açıklandı. İhracat miktarında sert kayıp yaşandı. Rekolte tahminleri resmî ve bütüncül açıklamadan önce piyasaya yayıldı. 1 Ağustos tarihinde yeni sezon alım fiyatı hâlâ ilan edilmedi.

Bu kronoloji bize fındığın kaç lira olacağından daha büyük bir sorunu gösteriyor:

Fındığın ve fındık üreticisinin geleceğine kim karar veriyor?

Türkiye dünya liderliğini yalnızca ürettiği tonla koruyamaz.

Üreticinin örgütlü gücü, şeffaf ve denetlenebilir kurumlar, genç ve verimli bahçeler, yüksek katma değerli markalı ürünler ve dünya fiyatının oluşumunda söz sahibi olacak bir piyasa düzeni kurulmadığı sürece üretim liderliği tek başına yeterli olmayacaktır.

Fiskobirlik’in 88’inci yılında ihtiyaç duyulan şey, geçmişe duyulan nostalji değildir.

Üreticinin kurumunu yeniden üreticiye ait kılacak irade, hesap verebilirlik ve yeni bir ulusal fındık politikasıdır.

Ömür Yüksel Siyaset Bilimci / Sosyolog / B Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.