Hava Durumu

Tekstil Giresun İçin Hâlâ Hayati; Ama Çözüm, Eski Ezberlerde Değil

Yazının Giriş Tarihi: 07.03.2026 22:03
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.03.2026 22:04

Tekstil Giresun İçin Hâlâ Hayati; Ama Çözüm, Eski Ezberlerde Değil

Ömür Yüksel

B Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı | Sosyal Bilimci

Yönetim ve Çalışma İlişkileri Uzmanı

Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu’nun tekstil ve konfeksiyon sektörü için yaptığı destek çağrısı yerel ölçekte haklıdır.

Giresun gibi sanayi çeşitliliği sınırlı, özel sektör istihdamı dar, kadın emeğinin belirli sektörlerde yoğunlaştığı şehirlerde tekstil yalnızca bir üretim kolu değildir; aynı zamanda sosyal denge, hane geliri ve kent ekonomisinin dolaşımı açısından kritik bir dayanak noktasıdır.

Bu nedenle Giresun’da tekstilin korunması gerektiği yönündeki tespit doğrudur.

Ancak meseleye yalnızca yerel ihtiyaç penceresinden bakmak artık yeterli değildir. Asıl soru, Giresun tekstilinin nasıl büyütüleceğinden önce, Türkiye tekstilinin neden zorlandığıdır.

Ülke genelinde rekabet gücü aşınan bir sektörü, sadece iyi niyetli destek çağrılarıyla yeniden ayağa kaldırmak mümkün görünmemektedir.

Türkiye’de tekstil ve hazır giyim hâlâ büyük bir ekonomik hacim üretmektedir. TİM verilerine göre hazır giyim ve konfeksiyon 2024 yılında 17,9 milyar dolarlık ihracatla Türkiye’nin en büyük ihracatçı sektörlerinden biri olmayı sürdürmüştür.

Buna karşılık sektör temsilcileri aynı dönemde rekabetçiliğin zayıfladığına açık biçimde dikkat çekmektedir. Yani ortada tamamen çökmüş bir sektör değil, ağırlığını koruyan fakat eski avantajlarını kaybetmeye başlayan bir üretim yapısı vardır.

Bu ayrımı doğru koymak gerekir. Sorun, sektörün varlığını sürdürmesi değil; eski kârlılık ve istihdam düzeniyle sürdürememesidir.

Nitekim son dönemde baskı yalnızca ihracatın yavaşlamasında görülmüyor. Reuters’ın 22 Ocak 2026 tarihli haberinde, Türkiye imalat sanayiinde son üç yılda yaklaşık 560 bin kişilik istihdam kaybı yaşandığı, bunun özellikle hazır giyim, deri ve mobilya gibi emek yoğun alanlarda daha sert hissedildiği aktarılıyor.

Bu veri, sorunun geçici bir dalgalanmanın ötesine geçtiğini gösteriyor. Artık mesele sipariş düşüşü ya da dönemsel daralma değil; üretim yapısının maliyet baskısı altında zorlanmasıdır.

Ekonomik açıdan tablo nettir.

Enerji giderleri artmış, finansmana erişim zorlaşmış, yüksek faiz ortamı üreticinin hareket alanını daraltmıştır. Buna karşılık kurdaki hareketlilik, maliyet artışını ihracatçı lehine telafi edecek ölçüde bir rahatlama üretmemiştir. OECD’nin 2025 Türkiye değerlendirmesi de daha yüksek verimlilik, daha güçlü yatırım ortamı ve daha yüksek katma değerli ihracat olmadan rekabet gücünün korunamayacağını vurgulamaktadır.

Başka bir deyişle sorun yalnızca pahalı üretim değil; pahalılaşan üretime karşı yeterli verimlilik ve teknoloji sıçramasının yapılamamış olmasıdır.

Bu nedenle bazı Türk tekstil ve hazır giyim firmalarının üretimlerinin bir kısmını Mısır ve Kuzey Afrika hattına kaydırması da tesadüf değildir.

Bu hareket ideolojik değil, doğrudan maliyet temelli bir tercihtir. Daha düşük işçilik giderleri, bazı pazarlara erişim avantajı, yeni teşvikler ve daha düşük üretim yükü firmaları dışarı yöneltmektedir. Bu tablo, Türkiye’nin üretim kabiliyetini tamamen kaybettiği anlamına gelmez; ancak “eski avantajlarla devam” döneminin kapandığını açık biçimde gösterir.

Siyasi açıdan bakıldığında ise tekstil meselesi yalnızca sanayi politikası değildir.

Bu sektör, özellikle Anadolu kentlerinde kadın istihdamı, aile gelirleri, göç baskısı ve yerel sosyal istikrarla doğrudan ilişkilidir.

Dolayısıyla Giresun’da tekstilin zayıflaması, sadece birkaç fabrikanın üretim düşürmesi anlamına gelmez; kadınların işgücünden çekilmesi, hane gelirinin daralması, genç nüfusun kent dışına yönelmesi ve OSB’lerin zayıflaması gibi daha geniş sonuçlar doğurur.

Bu yönüyle konu, salt ekonomik değil, aynı zamanda sosyal politika meselesidir. Ancak siyaset tam da burada zor bir tercihle karşı karşıyadır: günü kurtaran teşvik söylemi mi, yoksa üretimi dönüştüren uzun vadeli program mı?

Yasal açıdan da daha gerçekçi bir çerçeve kurulmalıdır. Tekstil ve konfeksiyon sektöründe istihdamı koruma hedefi, yalnızca sayı odaklı desteklerle yürütülemez. Çalışma hayatında eşit davranma yükümlülüğü ve cinsiyet temelinde ayrımcılık yasağı 4857 sayılı İş Kanunu’nda açık biçimde düzenlenmiştir; aynı veya eşit değerde iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz.

Bu, kadın istihdamını öven her yaklaşımın, ücret adaleti ve çalışma koşulları bakımından da somut karşılık üretmesi gerektiğini gösterir.

Ayrıca 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde üretim alanlarında güvenli çalışma koşullarının sağlanması da maliyet değil, zorunlu yükümlülüktür.

Dolayısıyla “ucuz emekle rekabet” modeli hem ekonomik olarak zayıflamış hem de hukuken savunulabilir sınırlarını daraltmıştır.

Buradan Giresun’a dönersek; Hasan Çakırmelikoğlu’nun uyarısı yerel gerçeklik bakımından kıymetlidir.

Çünkü Giresun’da tekstilin gerilemesi, kent ekonomisinin daha kırılgan hale gelmesi demektir.

Fakat burada savunulması gereken şey, eski tip emek yoğun ve düşük marjlı üretimi aynen sürdürmek olmamalıdır.

Giresun’un tekstilde ayakta kalabilmesi için nicelik değil nitelik eksenli bir stratejiye ihtiyacı vardır. Bu da daha ucuz üretim yarışıyla değil; daha hızlı teslim, daha esnek küçük parti üretim, belirli niş alanlarda uzmanlaşma, markalı ve tasarım ağırlıklı üretim, teknik tekstil, ihracat bağlantılı çalışma ve enerji-verimlilik yatırımlarıyla mümkündür.

OECD’nin verimlilik vurgusu, Ticaret Bakanlığı’nın Yeşil Mutabakat uyum başlıkları ve On İkinci Kalkınma Planı’nın dönüşüm yaklaşımı da tam olarak bu yönde bir çerçeve sunmaktadır.

Üstelik ihracatın geleceği artık sadece fiyat rekabetiyle belirlenmiyor. Avrupa Birliği’nin sürdürülebilir ve döngüsel tekstil yaklaşımı, tedarik zinciri şeffaflığı, enerji verimliliği ve çevresel uyum gereklilikleri giderek daha belirleyici hale geliyor.

Türkiye Cumhuriyeti Ticaret Bakanlığı’nın Yeşil Mutabakat Eylem Planı da bu dönüşüme uyumun dış ticaret açısından zorunlu olduğunu ortaya koyuyor.

Bu nedenle Giresun’un tekstilde geleceği, yalnızca mevcut istihdamı koruma refleksiyle değil; çevresel uyum, verimlilik ve kalite standardı yükseltilmiş bir üretim modeliyle güvence altına alınabilir.

Bu noktada daha gerçekçi politikalar ile; geçici ve genel teşvikler yerine, üretimi dönüştüren hedefli destekler verilmelidir.

Bölgesel teşvik sistemi içinde SGK işveren hissesi desteği, vergi indirimi, yatırım yeri tahsisi ve uygun yatırım teşvik araçları önemlidir; ancak bunların etkili olabilmesi için teknoloji yenileme, enerji verimliliği, dijital üretim altyapısı ve ihracat odaklı kapasite artışıyla birlikte tasarlanması gerekir.

Yalnızca maaş yükünü bir süre hafifleten destekler, firmaya nefes aldırır ama rekabet gücü üretmez. Kalıcı çözüm, birim başına verimi artıran ve katma değeri yükselten dönüşümdür.

Aynı şekilde Giresun özelinde kadın istihdamını korumak için sanayi teşviki ile sosyal politikanın birlikte düşünülmesi gerekir.

Kreş desteği, ulaşım desteği, mesleki eğitim, ara kademe teknik personel yetiştirme ve kayıtlı istihdamı güçlendiren mekanizmalar olmadan kadın emeğini yalnızca “sektörde yoğun” diye anmak yeterli değildir.

Kadın istihdamını koruyan gerçek model, ucuz kadın emeğine dayalı üretim değil; güvenli, kayıtlı, adil ücretli ve sürdürülebilir çalışma düzenidir. Bu da hukuki zemini olan, mali olarak desteklenen ve yerelde planlanan bir istihdam politikasını gerektirir.

Sonuç olarak, Giresun’da tekstilin korunması doğru hedeftir; ancak bu hedef, Türkiye tekstilinin içinden geçtiği sert dönüşüm görülmeden savunulamaz.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, “tekstile destek verelim” cümlesini tekrarlamak değil; hangi üretim modelinin gerçekten yaşayabileceğini açıkça tartışmaktır.

Emek yoğun, düşük marjlı ve standart üretimde Türkiye’nin işi her geçen yıl zorlaşmaktadır.

Buna karşılık hız, kalite, esneklik, sürdürülebilirlik ve Avrupa’ya yakın tedarik avantajı gerektiren alanlarda hâlâ güçlü bir pozisyon kurulabilir.

Giresun da kendini tam bu yeni eksene yerleştirebilirse tekstili yalnızca korumakla kalmaz, yeniden anlamlı hale getirebilir. Aksi halde korunmaya çalışılan istihdam zemini de elde tutulmak istenen üretim kapasitesi de zamanla başka coğrafyalara kaymaya devam eder.

.

.

Kaynaklar:

TİM sektör ihracat verileri ve açıklamaları;

Reuters 22 Ocak 2026 tarihli haber;

OECD Economic Surveys: Türkiye 2025;

Ticaret Bakanlığı Yeşil Mutabakat başlıkları;

On İkinci Kalkınma Planı ve ilgili SBB çalışmaları;

Yatırım teşvik uygulamaları;

4857 ve 6331 sayılı mevzuata ilişkin metinler

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.