Hava Durumu

Fındıkta Çöküşün Anatomisi: Kurumlar Tasfiye Edildi, Piyasa Tahakküm Kurdu

Yazının Giriş Tarihi: 26.02.2026 19:35
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.02.2026 20:27

Fındıkta Çöküşün Anatomisi: Kurumlar Tasfiye Edildi, Piyasa Tahakküm Kurdu

Fındıkta bugün yaşanan kriz ne tek bir sezonun ürünüdür ne de geçici bir fiyat dalgalanmasıyla açıklanabilir. Bu kriz, yaklaşık kırk yılı bulan bir sürecin, bilinçli politik tercihlerle şekillenmiş kurumsal tasfiyelerin ve üreticiyi piyasanın karşısında savunmasız bırakan ideolojik yönelimlerin sonucudur. Fındık, Türkiye açısından yalnızca bir tarım ürünü değil; kırsal yapının, bölgesel istihdamın ve toplumsal dengenin taşıyıcı kolonlarından biridir. Buna rağmen fındık politikası uzun süredir üreticiyi koruyan kamusal akıldan kopmuş, piyasa mekanizmasının mutlak belirleyiciliğine terk edilmiştir.

FİSKOBİRLİK’in Kuruluş Mantığı ve Kalkınmacı Dönem

FİSKOBİRLİK, Cumhuriyet’in kalkınmacı döneminde, üreticiyi piyasanın yıkıcı dalgalanmalarından korumak amacıyla kurulmuş bir kurumsal yapıdır. Kuruluş felsefesi; üreticinin örgütlü olması, fiyat istikrarının sağlanması ve fındığın yalnızca ham madde olarak değil, sanayi ürünü olarak değerlendirilmesi üzerine kuruludur. Bu dönemde FİSKOBİRLİK yalnızca alım yapan bir kurum değil; stok yöneten, sanayi yatırımları yapan, piyasayı dengeleyen ve üretici lehine referans oluşturan bir kamusal araçtı.

Bu modelde devlet, piyasayı tamamen serbest bırakmamış; stratejik ürünlerde düzenleyici rol üstlenmiştir. Fındık fiyatı üretim coğrafyasında şekillenmiş, üretici piyasa dalgalanmalarına karşı kurumsal koruma altında tutulmuştur.

1980’ler: Liberalizmle Gelen İlk Aşınma

1980’lerle birlikte Türkiye’de liberal ekonomi politikaları devreye girdi. Devletin doğrudan müdahalesi azaltılırken piyasa mekanizmalarının ön plana çıkarılması hedeflendi. Bu dönem, FİSKOBİRLİK açısından ilk aşınmanın başladığı yıllar oldu. Ancak bu aşamada kurum hâlâ işlevini bütünüyle yitirmemişti. Sanayi tesisleri çalışıyor, alım kapasitesi sürüyor ve üreticiyle bağ kopmamıştı. Bu yıllar, korumacı modelden neoliberal modele geçişin ara evresi olarak değerlendirilmelidir.

2000’ler ve Neoliberal Kırılma

Asıl kırılma 2000’li yıllarla birlikte yaşandı. Neoliberal tarım politikaları doğrultusunda devlet, tarımsal kurumlardan finansal olarak çekildi. FİSKOBİRLİK “özerkleştirildi”; ancak bu özerklik kurumu güçlendirmedi, aksine desteksiz bıraktı. Devletin çekilmesiyle ortaya çıkan boşluk, üretici lehine işleyen bir piyasa düzeniyle değil; büyük alıcıların ve küresel ticaret ağlarının tahakkümüyle dolduruldu.

Bu süreçte FİSKOBİRLİK’in alım gücü zayıfladı, sanayi yatırımları tasfiye edildi, kurum giderek piyasa düzenleyici bir aktör olmaktan çıktı. “Piyasa her şeyi çözer” varsayımı, fındıkta üreticiyi koruyan hiçbir mekanizma üretmedi.

FİSKOBİRLİK Nasıl Basiretsizce Çökertildi

FİSKOBİRLİK’in bugünkü durumu yalnızca dışsal politikalarla açıklanamaz. Kurum, içeriden alınan yanlış ve kısa vadeli kararlarla adım adım işlevsiz hale getirilmiştir. Kurumsal sorunlar derinleştiğinde tercih edilen yol, üretim ve alım kapasitesini yeniden inşa etmek değil; eldeki varlıkları satarak borç çevirmek olmuştur. Gayrimenkuller, sanayi tesisleri ve lojistik imkânlar, kurumu yeniden ayağa kaldıracak yatırımların temeli olarak değil; geçici finansman aracı olarak görülmüştür.

Sanayi tesislerinin elden çıkarılması, FİSKOBİRLİK’i uzun yıllar boyunca katma değer üretemeyen bir yapıya sürüklemiştir. Özellikle soya yağı fabrikasının satılmasıyla birlikte Birlik, işleme ve pazarlama kapasitesi zayıflamış, ağırlıklı olarak hammaddeye dayalı bir kurumsal yapıya dönüşmüştür. Oysa fındıkta gerçek güç; yalnızca ürünü almakta değil, onu sanayiye dönüştürüp markalı ve katma değerli ürün olarak pazarlayabilmektedir. Sanayiden çekilen bir kurumun fiyat masasında kalıcı ve belirleyici bir söz söylemesi mümkün değildir.

Alım hacimlerinin bilinçli biçimde daraltılması, üreticiyle kurulan tarihsel kooperatif bağını zayıflatmış; kooperatifler sahada işlevsizleşmiş, üretici bireysel olarak piyasanın karşısında bırakılmıştır. Son dönemde katma değerli ürün üretimine yönelik bir yönelim bulunsa da, bu girişimlerin piyasa üzerinde etkili olacak düzeyde bir ekonomik güç yaratması mevcut yapı ve ölçekle olası görünmemektedir. Ayrıca Birliğin piyasaya sunduğu bazı ürünlerin taşeron firmalara ürettirilmesi, sanayi kapasitesi, maliyet yapısı ve kurumsal sürdürülebilirlik açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken yapısal bir tercih olarak öne çıkmaktadır.

Bu süreç bir doğal iflas değil; yönetim tercihlerinin sonucunda ortaya çıkan kurumsal bir çöküştür.

TMO’nun Fındıktaki Rolü: Var Ama Etkisiz

Toprak Mahsulleri Ofisi, fındıkta yıllardır geçici müdahalelerle varlık göstermektedir. Ancak bu müdahaleler süreksizdir, hacim olarak piyasayı dengeleyecek düzeye ulaşmaz ve maliyet esaslı bir fiyat rejimi oluşturmaz. TMO çoğu zaman fiyatı belirleyen değil, oluşmuş fiyatı kabul eden bir aktör konumundadır. Bu nedenle üretici açısından kalıcı bir güven unsuru üretmez; hatta yanlış zamanlamalarla fiyat baskısını artırabilir.

Büyük Alıcılar ve Fiyat Tahakkümü

Bugün fındık fiyatı Karadeniz’de değil, büyük alıcıların ve küresel ticaret merkezlerinin belirlediği referanslar üzerinden oluşmaktadır. Üretici hasat döneminde nakde sıkışmakta, depolama ve finansmana erişimi sınırlı olduğu için fiyatı kabullenmek zorunda kalmaktadır. Bu yapı serbest piyasa değil; güç asimetrisine dayalı bir piyasa tahakkümüdür.

Lisanslı Depoculuk: Yanlış Kurgulanan Kırılma

Lisanslı depoculuk doğru kurgulansaydı, üretici açısından tarihsel bir kırılma yaratabilirdi. Ancak bu sistem üretici temelli bir kurumsal merkez yerine, dağınık ve koordinasyonsuz bir anlayışla ele alındı. FİSKOBİRLİK dışlanarak kurgulanan lisanslı depolar, üreticinin doğal uzantısı haline gelemedi. Oysa fındıkta lisanslı depoculuk ancak FİSKOBİRLİK öncülüğünde, kooperatif ağıyla bütünleşmiş bir modelle işlerlik kazanabilirdi.

Biyolojik Tehdit: Kahverengi Kokarca Gerçeği

Fındık üretiminin karşı karşıya olduğu yapısal riskler yalnızca ekonomik değildir. Son yıllarda yayılımı hızlanan kahverengi kokarca, fındıkta hem verimi hem de kaliteyi doğrudan tehdit eden biyolojik bir afete dönüşmüştür. Bu zararlı, lokal müdahalelerle kontrol altına alınabilecek bir sorun olmaktan çıkmış; bölgesel ve koordineli mücadele gerektiren bir yapıya evrilmiştir.

Bireysel üreticinin bu tehditle tek başına mücadele etmesi mümkün değildir. Kimyasal mücadele hem yetersiz hem de uzun vadede çevresel riskler üretmektedir. Bu nedenle kokarca tehdidi, fındık politikasının merkezine alınması gereken kamusal bir tarım güvenliği meselesidir.

İklim Krizi ve Yapısal Kırılganlık

İklim krizi, fındık üretiminde artık istisnai değil; belirleyici bir faktördür. İlkbahar geç donları, düzensiz yağış rejimi, yaz kuraklıkları ve sıcaklık stresleri, üretim miktarını ve kaliteyi doğrudan etkilemektedir. Geleneksel üretim modeli, bu yeni iklim gerçekliğine uyum sağlayamamaktadır.

İklim kaynaklı riskler, üretimde öngörülebilirliği azaltmakta; gelir istikrarsızlığını derinleştirmektedir. Bu durum, fiyat tartışmalarını anlamsızlaştıran bir belirsizlik üretmektedir. Çünkü üretim miktarı istikrarlı olmayan bir sektörde, fiyat istikrarı da kalıcı olamaz.

Sulama ve Modernizasyon: Artık Bir Tercih Değil Zorunluluk

İklim krizinin yarattığı bu kırılganlık karşısında sulama ve modernizasyon, artık tercih değil; zorunluluktur. Fındık bahçelerinin büyük bir bölümü hâlâ yağışa bağımlı üretim yapmaktadır. Bu yapı, kuraklık ve sıcaklık stresine karşı son derece savunmasızdır.

Modern sulama sistemleri, bahçe yenileme, toprak analizi, doğru gübreleme ve mekanizasyon olmadan verimlilik artışı sağlamak mümkün değildir. Ancak bu dönüşüm bireysel üreticiye bırakılamaz. Sulama ve modernizasyon yatırımları, kooperatif temelli ve kamusal planlama ile yürütülmediği sürece küçük üretici için erişilebilir olmayacaktır.

Verim Artışı: Fiyat Tartışmasının Ön Şartı

Fındıkta kalıcı bir iyileşme, fiyat üzerinden yapılan tartışmalarla değil; verim artışıyla mümkündür. Türkiye dünya fındık üretiminde liderliğini korusa da dekara verim açısından benzer ekolojik kuşakta yer alan ülkelerin gerisinde kalmıştır. Bu fark, doğal koşullardan değil; üretim tekniklerindeki eksikliklerden kaynaklanmaktadır.

Verim artışı için öncelikle yaşlı ve verimsiz bahçelerin planlı biçimde yenilenmesi gerekmektedir. Budama, ocak yönetimi ve bitki besleme uygulamaları bilimsel esaslara göre standartlaştırılmalı; rastgele ve alışkanlığa dayalı üretim anlayışı terk edilmelidir. Toprak analizine dayalı gübreleme, verimliliği artırmanın en temel koşullarından biridir.

Verimlilik çalışmalarının bireysel üretici çabalarına bırakılması, eşitsizliği derinleştirir. Bu nedenle verim artırma programları, FİSKOBİRLİK ve kooperatifler üzerinden yürütülmeli; eğitim, teknik destek ve uygulama sahada eş zamanlı sağlanmalıdır. Verim artışı yalnızca üreticinin gelirini yükseltmez; aynı zamanda piyasa karşısında ülkenin pazarlık gücünü de artırır.

Gençler Neden Üretimden Kopuyor

Gençler fındık üretiminden kopmaktadır; çünkü bu alanda gelecek görmemektedir. Gelir öngörülemez, emek ağır, sosyal güvence zayıftır. İklim, biyolojik riskler ve verim düşüklüğü bu belirsizliği daha da derinleştirmektedir. Bu koşullarda tarım, gençler için sürdürülebilir bir yaşam alanı olmaktan çıkmıştır.

FİSKOBİRLİK Merkezli Yeni Kurumsal Mimari

FİSKOBİRLİK, geçmişte üstlendiği yaygın ve yüksek hacimli alım rolünü bire bir tekrar etmeye çalışmak yerine, fındık piyasasında üretici lehine denge kurabilecek daha odaklı ve işlevsel bir role yeniden yapılandırılmalıdır. Bu rolün merkezinde, lisanslı depoculuğun FİSKOBİRLİK bünyesinde toplanması yer almalıdır.

FİSKOBİRLİK bünyesinde işletilecek lisanslı depolar, kalite bazlı sınıflandırmayı etkin biçimde uygulayacak; kurum, sınırlı ama referans oluşturan alımlar yaparak piyasaya güvenilir bir alternatif kanal sunacaktır. Amaç piyasayı tek başına belirlemek değil; üreticinin hasat döneminde panik satışa zorlanmasını engelleyen kurumsal bir denge unsuru oluşturmaktır.

ELÜS-Kredi-Sigorta (TARSİM Üretim Kaybı) Bütünlüğü

Bu mimarinin finansal omurgasını ELÜS-kredi-sigorta bütünlüğü oluşturmalıdır. FİSKOBİRLİK bünyesinde depolanan ürün karşılığında düzenlenen ELÜS’ler, üreticinin fındığını finansal bir varlığa dönüştürür. Üretici ürününü satmadan krediye erişebilir; fiyat oluşumunu bekleme imkânı kazanır.

Bu sistemin sürdürülebilir olması için hasar odaklı değil, üretim kaybını esas alan bir TARSİM modeli devreye alınmalıdır. Üretim kaybı sigortası hem üreticiyi hem kredi veren kurumu korur; ELÜS’ü sigorta güvencesiyle desteklenmiş gerçek bir finansal enstrümana dönüştürür. Böylece panik satış davranışı kalıcı biçimde ortadan kalkar.

Fındık krizi üreticinin hatası değildir. Sorun toprakta, iklimde ya da emekte değil; yıllardır yapılan yanlış tercihlerdedir.

Kurumlar tasfiye edilmiş, üretici piyasanın karşısında yalnız bırakılmıştır.

FİSKOBİRLİK yeniden inşa edilmeden, üretici yeniden merkeze alınmadan ve kamusal akıl tekrar devreye sokulmadan fındıkta hiçbir sorun kalıcı olarak çözülemez.

Sorun fiyat değildir.

Sorun, fiyatı kimin ve hangi güçle belirlediğidir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.