24 Ekim 2025 tarihli ve 33057 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanan düzenleme ile Çiftçilerin “Tarımsal Üretime Yönelik Hazine Destekli Kredilere” erişimi 1 Ocak 2026 itibariyle sınırlandırdı.
Uygulama birkaç haftadır gündemde olmasına rağmen tarım üzerindeki olası etkisi yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Düzenleme, SGK ve vergi borcu bulunan üreticilerin Hazine destekli tarım kredilerinden yararlanamayacağını hükme bağlamaktadır.
Borcun nedeni, oluşma biçimi ve üretim koşulları dikkate alınmamaktadır.
Tarımda borç, çoğu zaman çiftçinin kötü niyetin ya da keyfi davranışın sonucu değildir.
Don, kuraklık, zararlı istilası, hastalık ve fiyat baskısı gibi faktörler, üreticiyi borçlu hale getirir.
2025 yılı bu açıdan istisnai değil, hatta öğretici bir yıl olmasına rağmen düzenlemede afet yılına, gelir kaybına veya bölgesel farklılıklara ilişkin tek bir istisnaya yer verilmemiştir.
Ölçüt tek ve katıdır…
Borç var mı, yok mu?
Tarım gibi iklim, hastalık, fiyat baskısı ve afetlerle şekillenen bir alanda bu yaklaşım, Üreticiyi, üretimi korumaz; üretimi tasfiye eder.
Bence bu tarımda kimin ayakta kalacağına dair verilmiş politik bir karardır.
***
Hazine destekli tarım kredileri, ticari banka kredilerinden farkı bu krediler kâr amacıyla değil, üretimin devamı için vardır.
Faiz ya da kâr payının bir bölümü kamu tarafından karşılanmalı,geri ödeme planları üretim döngüsüne göre yapılmalıdır.
Amaç, çiftçinin borcunu artırmak değil, üretimde kalmasını sağlamak olmalıdır.
***
Bu destek mekanizmasının dışına itilen çiftçi, kamu desteği olmayan ticari kredilere yönelmek zorunda kalırsa, faiz yükünün tamamının üreticinin üzerine bırakılması anlamına gelir ki; bunun sonu gün gibi bellidir…
Girdi kullanımı azalır.
Verim düşer.
Gelir kaybı artar.
Borç büyür.
Bu süreç üreticiyi ve üretimi ayakta tutmaz, sadece üretimi daraltır.
***
Bu noktada ortaya çıkan durum, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan sosyal devlet ilkesiyle açık biçimde çelişmektedir.
Sosyal devlet, üretim yapan kesimleri koruyan ve destekleyen devlettir.
Tarım gibi stratejik bir alanda destek araçlarını geri çekerek mali disiplin sağlandığını iddia etmek, sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmıyor.
Giresun örneği bu çelişkiyi somutlaştırmaktadır.
Yaklaşık 80 bin ÇKS kayıtlı üreticinin bulunduğu ilde üretim büyük ölçüde küçük aile işletmelerine dayanmaktadır.
Özellikle Şebinkarahisar, Alucra ve Çamoluk gibi iç kesimlerde borç yükü yüksektir.
Bu bölgelerde destekli krediye erişimin kesilmesi, yalnızca finansman sorunu değil, doğrudan üretim riski anlamına gelmektedir.
***
Aynı dönemde büyük şirketlerin milyonlarca liralık vergi borçları yapılandırılırken, küçük üreticinin borcu gerekçe gösterilerek sistem dışına itilmesi açık bir tercihi ortaya koymaktadır.
Gördüğüm kadarıyla bu tercih üreticiden yana da değildir.
Bu düzenleme üretimi korumaz.
Borcu azaltmaz.
Gıda güvenliğini sağlamaz.
Tarımı daha kırılgan hale getirir.
Ancak hâlâ geri dönüş mümkündür. Düzenleme henüz yeni yürürlüğe girmiş, tarımsal üretimde geri dönülmez kayıplar oluşmamıştır.
***
Bu nedenle düzenleme, kamu yararı gözetilerek acilen revize edilmeli ve
Afet yılı yaşayan üreticiler için geçici istisna getirilmelidir.
Vergi ve SGK borcunu yapılandıran çiftçilerin destekli kredi sisteminde kalması sağlanmalıdır.
Küçük aile işletmeleri ile büyük ölçekli borçlular aynı kriterlerle değerlendirilmemelidir.
Destekli kredilerin geri ödeme planları ürün ve hasat takvimine göre esnek hale getirilmelidir.
Uygulama geçici olarak durdurularak bölgesel etki analizleri yapılmalıdır.
Bunlar ayrıcalık değil, üretimin devamı için zorunlu adımlar olarak görülmelidir.
Yoksa bedelini yalnızca çiftçi değil, tüm toplum öder.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ömür Yüksel
BU DÜZENLEME ÇİFTÇİYİ ÜRETİMDEN ÇIKARIR
BU DÜZENLEME ÇİFTÇİYİ ÜRETİMDEN ÇIKARIR
Ömür Yüksel
B Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı | Sosyal Bilimci
Yönetim ve Çalışma İlişkileri Uzmanı
24 Ekim 2025 tarihli ve 33057 sayılı Resmi Gazete ’de yayımlanan düzenleme ile Çiftçilerin “Tarımsal Üretime Yönelik Hazine Destekli Kredilere” erişimi 1 Ocak 2026 itibariyle sınırlandırdı.
Uygulama birkaç haftadır gündemde olmasına rağmen tarım üzerindeki olası etkisi yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Düzenleme, SGK ve vergi borcu bulunan üreticilerin Hazine destekli tarım kredilerinden yararlanamayacağını hükme bağlamaktadır.
Borcun nedeni, oluşma biçimi ve üretim koşulları dikkate alınmamaktadır.
Tarımda borç, çoğu zaman çiftçinin kötü niyetin ya da keyfi davranışın sonucu değildir.
Don, kuraklık, zararlı istilası, hastalık ve fiyat baskısı gibi faktörler, üreticiyi borçlu hale getirir.
2025 yılı bu açıdan istisnai değil, hatta öğretici bir yıl olmasına rağmen düzenlemede afet yılına, gelir kaybına veya bölgesel farklılıklara ilişkin tek bir istisnaya yer verilmemiştir.
Ölçüt tek ve katıdır…
Borç var mı, yok mu?
Tarım gibi iklim, hastalık, fiyat baskısı ve afetlerle şekillenen bir alanda bu yaklaşım, Üreticiyi, üretimi korumaz; üretimi tasfiye eder.
Bence bu tarımda kimin ayakta kalacağına dair verilmiş politik bir karardır.
***
Hazine destekli tarım kredileri, ticari banka kredilerinden farkı bu krediler kâr amacıyla değil, üretimin devamı için vardır.
Faiz ya da kâr payının bir bölümü kamu tarafından karşılanmalı,geri ödeme planları üretim döngüsüne göre yapılmalıdır.
Amaç, çiftçinin borcunu artırmak değil, üretimde kalmasını sağlamak olmalıdır.
***
Bu destek mekanizmasının dışına itilen çiftçi, kamu desteği olmayan ticari kredilere yönelmek zorunda kalırsa, faiz yükünün tamamının üreticinin üzerine bırakılması anlamına gelir ki; bunun sonu gün gibi bellidir…
Bu süreç üreticiyi ve üretimi ayakta tutmaz, sadece üretimi daraltır.
***
Bu noktada ortaya çıkan durum, Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan sosyal devlet ilkesiyle açık biçimde çelişmektedir.
Sosyal devlet, üretim yapan kesimleri koruyan ve destekleyen devlettir.
Tarım gibi stratejik bir alanda destek araçlarını geri çekerek mali disiplin sağlandığını iddia etmek, sosyal devlet anlayışıyla bağdaşmıyor.
Giresun örneği bu çelişkiyi somutlaştırmaktadır.
Yaklaşık 80 bin ÇKS kayıtlı üreticinin bulunduğu ilde üretim büyük ölçüde küçük aile işletmelerine dayanmaktadır.
Özellikle Şebinkarahisar, Alucra ve Çamoluk gibi iç kesimlerde borç yükü yüksektir.
Bu bölgelerde destekli krediye erişimin kesilmesi, yalnızca finansman sorunu değil, doğrudan üretim riski anlamına gelmektedir.
***
Aynı dönemde büyük şirketlerin milyonlarca liralık vergi borçları yapılandırılırken, küçük üreticinin borcu gerekçe gösterilerek sistem dışına itilmesi açık bir tercihi ortaya koymaktadır.
Gördüğüm kadarıyla bu tercih üreticiden yana da değildir.
Ancak hâlâ geri dönüş mümkündür. Düzenleme henüz yeni yürürlüğe girmiş, tarımsal üretimde geri dönülmez kayıplar oluşmamıştır.
***
Bu nedenle düzenleme, kamu yararı gözetilerek acilen revize edilmeli ve
Bunlar ayrıcalık değil, üretimin devamı için zorunlu adımlar olarak görülmelidir.
Yoksa bedelini yalnızca çiftçi değil, tüm toplum öder.