Sinop’tan Giresun’a bakınca insan ister istemez kendi şehrini sorguluyor…
Ömer Yalın
Geçtiğimiz günlerde Sinop’un şehir yaşamıyla ilgili bir konuyu araştırırken dikkatimi çeken bir uygulamayla karşılaştım.
Sinop’ta 1998 yılında şehir merkezindeki trafik ışıklarının kaldırıldığı, trafiğin uzun yıllar büyük ölçüde sürücülerin birbirine yol vermesi, yayalara öncelik tanıması ve karşılıklı anlayışla yürüdüğü anlatılıyor.
Elbette bugün Sinop’un her yerinde trafik ışıksız bir düzen yok. İhtiyaç duyulan bazı noktalarda yeniden trafik ışıkları kullanılıyor.
Ama benim dikkatimi çeken ışıkların kaldırılması değil, böyle bir trafik anlayışının oluşabilmiş olması.
Birbirine yol veren insanlar, yaya geçidinde duran sürücüler, birkaç saniye beklemeyi sorun etmeyen bir trafik kültürü…
Bunları düşünürken aklıma ister istemez Giresun geldi.
Bizim neyimiz eksik?
Neden bizim sokaklarımızda birkaç saniye beklemeye tahammül edemiyoruz? Neden önümüzdeki araç biraz yavaşlayınca hemen kornaya sarılıyoruz? Neden birbirimize yol vermek yerine önce ben geçeyim anlayışıyla hareket ediyoruz?
Aslında bunlar yalnızca trafik meselesi değil. Bir şehirde insanların birbirine ne kadar saygı gösterdiğinin de bir göstergesi.
Yollarımız zaten dar, bir de biz daraltıyoruz
Giresun’un coğrafi yapısını hepimiz biliyoruz. Denizle dağların arasında kurulmuş, genişleme imkânları sınırlı bir şehir.
Peki biz elimizdeki yolları ne kadar doğru kullanıyoruz?
Bugün Giresun’un bazı sokaklarına bakın.
Kaldırımların araçlarla işgal edilmesini artık konuşmayı bile bıraktık. Çünkü mesele kaldırımı çoktan aşmış, araç yollarının içine kadar gelmiş seyyar satıcı tezgahları...
Yolun üzerine kurulmuş tezgâhlar, seyyar satıcılar, gelişigüzel park edilmiş araçlar…
Bir esnafımız kamyonunu dükkânının önüne çekmiş, mal indiriyor. Karşı taraftaki iş yerinin müşterileri de araçlarını yol kenarına park etmiş. Ortada bir aracın bile geçebileceği yer kalmamış.
Bir araç bekliyor, arkasındaki korna çalıyor, karşıdan gelen geçmeye çalışıyor.
Sonra hep birlikte Giresun’un trafik sorunundan şikâyet ediyoruz.
İyi de bu trafiği biraz da biz oluşturmuyor muyuz?
Hiç kimsenin ticaret yapma özgürlüğü, başkasının yolunu kapatma hakkı değildir.
Burada belediyelere de açıkça bir şey söylemek gerekiyor.
Hiçbir belediye başkanı, kent halkına ait araç yolunun içine tezgâh açılmasına izin vermeyi normal bir belediyecilik hizmeti olarak göremez.
O yol yalnızca esnafın değil, bütün Giresun halkının.
Bugün yolun bir bölümünü tezgâha, diğer bölümünü park alanına dönüştürürsek yarın trafik sorununun çözümünü nerede arayacağız?
Bir de şu korna ve hoparlör meselesi var
Giresun’da artık yalnızca trafik yoğunluğundan değil, trafik gürültüsünden de rahatsız oluyoruz.
Sabahın erken saatlerinde uzun uzun korna çalanlar…
Mahalle aralarında araçlarının hoparlörlerinden satış anonsu yapanlar…
Özellikle şehir dışından gelip mahalle mahalle dolaşarak sarımsak ve benzeri ürünler satan araçlar…
Pazar günüymüş, insanlar evlerinde dinleniyormuş, sabahın erken saatiymiş, pek önemsenmiyor.
Hoparlörden durmadan aynı ses yükseliyor. sarımsakkk, sarımsakkk
En azından dükkânının önünde saatlerce hoparlörden sarımsak diye bağıran bir esnaf anlayışıyla karşılaşmıyoruz.
Şehir dışından gelene de Giresun’da ticaret yapana da aynı kural uygulanmalı.
Mesele kimin nereden geldiği değil, şehirde yaşayan insanların huzuruna gösterdiği saygı.
Bir şehirde ticaret yapılacak diye herkes gürültüye katlanmak zorunda mı?
Bir evde hasta olabilir, küçük çocuk uyuyor olabilir. Gece çalışıp gündüz dinlenen insanlar olabilir.
Bunları düşünmek bu kadar mı zor?
Mahallelerimizde gece de huzur kalmalı
Gündüz korna, satış anonsu, trafik gürültüsü…
Peki gece?
Mahalle aralarında gece geç saatlere, bazen sabaha kadar yüksek sesli müzikle dolaşan araçlar…
Gece geç saatlere kadar açık kalan içki büfeleri, sokak aralarında alkol tüketilmesinden kaynaklanan gürültü, çevre kirliliği ve huzursuzluk şikâyetleri…
Kimsenin özel hayatıyla, ne içtiğiyle, nasıl yaşadığıyla ilgilenmiyorum.
Ama bir insanın özgürlüğü, başka bir insanın huzurunu bozduğu yerde sınırsız olamaz.
Gece saat ikide evinde uyumaya çalışan bir insanın da hakkı var.
Sabah işe gidecek çalışanın, okula gidecek öğrencinin, evinde dinlenen yaşlının da hakkı var.
Bir şehir yalnızca gündüz yaşanabilir olmayacak. İnsanlar gece de kendi evlerinde huzur içinde oturabilecek.
Bunun için de kuralların uygulanması gerekiyor.
İlgili kurumların denetim yapması, belediyenin sorumluluk üstlenmesi, emniyetin gerekli müdahalelerde bulunması gerekiyor.
Ama en önemlisi insanların biraz da kendilerini denetlemesi gerekiyor.
Çöpümüzü bile başkasını düşünmeden atıyoruz
Bir de sokaklarımızın temizliği var.
Yerlere atılmış sigara izmaritleri, çekirdek kabukları, gelişigüzel bırakılmış çöpler…
Kaldırımlara, sokaklara tüküren insanlar…
Bunlar küçük meseleler gibi görülebilir.
Bence hiç de küçük değiller.
Çünkü hepsinin temelinde aynı anlayış var.
Ben yapayım da gerisini kim düşünürse düşünsün.
Aracımı istediğim yere park ederim.
Kornamı istediğim kadar çalarım.
Çöpümü yere atarım.
Sonra da belediye temizlesin, trafik polisi müdahale etsin, zabıta gelip düzeltsin diye bekleriz.
Elbette belediye görevini yapacak. Sokakları temizleyecek, yolları düzenleyecek, denetim yapacak.
Ama her sokağa bir zabıta, her aracın arkasına bir trafik polisi koyamayız.
Bir şehrin düzeni yalnızca belediyenin başarısıyla değil, o şehirde yaşayan insanların davranışlarıyla da ölçülür.
Üniversitemiz var, peki üniversite şehrine yakışan ulaşımımız?
Giresun’da yıllardır konuştuğumuz bir başka mesele de toplu taşıma.
Üniversitesi olan, binlerce öğrencinin yaşadığı bir şehirden söz ediyoruz.
Bu öğrencilerin derslerine, çalışanların işlerine, yaşlıların hastanelere, vatandaşların günlük işlerine zamanında ulaşabilmesi gerekiyor.
Peki toplu ulaşım sistemimiz buna ne kadar cevap verebiliyor?
Dolmuşların dolmadan kalkmaması, telsizlerle yolcu takibi yapılması, araçların belirli bir sefer düzeninden çok yolcu yoğunluğuna göre hareket etmesi…
Bunlar yıllardır dile getirilen şikâyetler.
Bir öğrenci sabah dersine yetişmek için dolmuşun dolmasını neden beklesin?
Bir çalışan işe geç kalmamak için neden sürekli aynı belirsizliği yaşasın?
Toplu taşıma yalnızca dolmuş sahiplerinin ekonomik faaliyeti olarak değerlendirilemez.
Bu aynı zamanda bir kamu hizmetidir.
Eskişehir’de, Samsun’da ve başka şehirlerde vatandaşın ulaşımını kolaylaştıran dijital sistemler, sefer bilgileri ve toplu taşıma uygulamaları var.
Biz bunları neden Giresun’da daha etkin biçimde uygulayamıyoruz?
Dolmuş esnafımız da kazanacak, vatandaş da zamanında gideceği yere ulaşacak.
Bunu birlikte sağlayacak bir sistem kurmak bu kadar mı zor?
Her şeyden önce ulaşımda belirli bir düzenin, denetimin ve yolcunun güvenebileceği sefer saatlerinin olması gerekiyor.
Çünkü insanın zamanı da en az ödediği ulaşım ücreti kadar değerli.
Bina yapıyoruz ama şehir kurabiliyor muyuz?
Giresun’un son yıllardaki gelişimine bir de bu açıdan bakalım.
Yeni binalar yapılıyor, yeni mahalleler oluşuyor, yerleşim alanları genişliyor.
Ama yollarımız, otoparklarımız, yeşil alanlarımız, sosyal yaşam alanlarımız aynı ölçüde gelişiyor mu?
Şehrin geleceğini planlayan, on yıl, yirmi yıl sonrasını düşünen bir anlayışı yeterince görebiliyor muyuz?
Yoksa bugün bir bina yapıp yarın o binanın önündeki trafik sorununu çözmeye mi çalışıyoruz?
Çarpık kentleşmeyi yalnızca binaların görüntüsü olarak değerlendirmiyorum.
Yolunu planlamadan bina yapmak, otoparkını düşünmeden yerleşim alanı açmak, toplu taşımasını düzenlemeden mahalleyi büyütmek de çarpık kentleşmenin bir parçası.
Bir de işin ekonomik tarafı var.
Giresun’un yalnızca trafik ve şehirleşme sorunu yok.
İstihdam sorunu var, ekonomik canlılık sorunu var, gençlerin gelecek kaygısı var.
Şehirde yeni iş alanları oluşturamıyorsanız, gençleriniz geleceğini başka şehirlerde arıyorsa, ticaretiniz yeterince gelişmiyorsa yalnızca yeni binalar yaparak şehri büyütmüş olmazsınız.
Büyüyen binalar değil, insanların yaşam kalitesi olmalı.
Giresun için geleceğe dönük, günü kurtarmanın ötesine geçen bir şehir vizyonuna ihtiyacımız var.
Bu vizyonu da yalnızca belediyelerden beklemek doğru değil. Valiliğin, üniversitenin, ticaret ve sanayi kuruluşlarının, meslek odalarının, sivil toplumun ve kentte yaşayan herkesin ortak bir sorumluluğu var.
Sinop’u örnek gösterirken Giresun’u kötülemiyorum
Yazının başında Sinop’tan söz ettim.
Sinop kusursuz bir şehir mi?
Elbette değil.
Oranın da trafik sorunu var, otopark sorunu var, ekonomik sorunları var.
Ama mesele bir şehri diğerinden üstün göstermek değil.
Mesele, başka şehirlerde iyi yapılan işleri görüp kendi şehrimize ne kazandırabileceğimizi düşünmek.
Sinop’un trafik kültürüne bakabiliriz.
Eskişehir’in toplu taşıma uygulamalarını inceleyebiliriz.
Samsun’un ulaşım alanındaki dijital hizmetlerinden yararlanabiliriz.
Başka şehirlerin çevre düzenlemesi, otopark ve şehir planlaması uygulamalarını örnek alabiliriz.
Her şehrin şartı farklı. Giresun’un coğrafyası, ekonomisi ve yerleşim yapısı da farklı.
Ama iyi uygulamalardan yararlanmak için şehirlerin birbirinin aynısı olması gerekmiyor.
Yeter ki araştırmayı, öğrenmeyi ve daha iyisini yapmayı isteyelim.
Önce birbirimize saygı duymayı öğrenmeliyiz
Şimdi yeniden trafik ışıklarına dönelim.
Bir şehirde trafik ışıkları elbette gerekli olabilir. Kavşaklar doğru düzenlenmeli, yaya güvenliği sağlanmalı, trafik kuralları uygulanmalı.
Ama her sorunu ışık koyarak, yol genişleterek, ceza yazarak çözebilir miyiz?
Bence hayır.
Çünkü mesele biraz da insanın kendisinde.
Yaya geçidinde durmayı bilmiyorsak, birkaç saniye beklemeye sabrımız yoksa, başkasının yolunu kapatmayı normal görüyorsak, gece komşumuzu rahatsız etmekten çekinmiyorsak, çöpümüzü yere atmaktan utanmıyorsak yalnızca yeni yollar yaparak yaşanabilir bir şehir oluşturamayız.
Bir şehirde herkesin istediğini yaptığı yerde düzen olmaz.
Kuralların herkese eşit uygulandığı, kimsenin kendisini başkasından ayrıcalıklı görmediği bir şehir anlayışına ihtiyacımız var.
Bunun için yalnızca vatandaşın değil, yöneticilerin de sorumluluk alması gerekiyor.
Yanlışa kim yaparsa yapsın yanlış diyebilmeliyiz.
Esnaf yaptı diye görmezden gelmemeliyiz.
Vatandaş yaptı diye normal karşılamamalıyız.
Belediye izin verdi diye doğru kabul etmemeliyiz.
Siyasi yakınlıkla, tanıdıkla, hatırla şehir yönetilmez.
Şehir herkesindir. Kurallar da herkes için geçerlidir.
Giresun bizim şehrimiz.
Burada yaşıyoruz, burada çalışıyoruz, çocuklarımızın burada yaşamasını istiyoruz.
Bu şehri sevmek, her şeyini güzel göstermek değildir.
Eksiklerini söylemek, yanlışlarını eleştirmek, daha iyisini istemek de Giresun’u sevmenin bir parçasıdır.
Benim istediğim çok büyük şeyler değil aslında.
Sabah korna sesiyle uyanmadığımız, kaldırımlarında rahatça yürüdüğümüz, araç yollarının tezgâhlarla kapatılmadığı, geceleri huzur içinde uyuyabildiğimiz, toplu taşımasında saat hesabı yapabildiğimiz, sokakları temiz, gençlerinin gelecek umudu olan bir Giresun.
Bunlar bir şehir için lüks değil, olması gerekenler.
Şimdi soruyu bir kez daha soralım.
Trafiği ışıklar mı, insanlar mı yönetir?
Trafiği kurallar ve doğru sistemler düzenler. Ama o kurallara uyacak olan da insanlardır.
Ve unutmayalım…
Bir şehri yaşanabilir yapan yalnızca yolları, binaları, meydanları değildir. O şehirde yaşayan insanların birbirine gösterdiği saygı ve şehri yönetenlerin herkese eşit uyguladığı kurallardır.
Giresun’un ihtiyacı olan da tam olarak budur.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ömer Yalın
TRAFİĞİ IŞIKLAR MI, İNSANLAR MI YÖNETİR?
TRAFİĞİ IŞIKLAR MI, İNSANLAR MI YÖNETİR?
Sinop’tan Giresun’a bakınca insan ister istemez kendi şehrini sorguluyor…
Ömer Yalın
Geçtiğimiz günlerde Sinop’un şehir yaşamıyla ilgili bir konuyu araştırırken dikkatimi çeken bir uygulamayla karşılaştım.
Sinop’ta 1998 yılında şehir merkezindeki trafik ışıklarının kaldırıldığı, trafiğin uzun yıllar büyük ölçüde sürücülerin birbirine yol vermesi, yayalara öncelik tanıması ve karşılıklı anlayışla yürüdüğü anlatılıyor.
Elbette bugün Sinop’un her yerinde trafik ışıksız bir düzen yok. İhtiyaç duyulan bazı noktalarda yeniden trafik ışıkları kullanılıyor.
Ama benim dikkatimi çeken ışıkların kaldırılması değil, böyle bir trafik anlayışının oluşabilmiş olması.
Birbirine yol veren insanlar, yaya geçidinde duran sürücüler, birkaç saniye beklemeyi sorun etmeyen bir trafik kültürü…
Bunları düşünürken aklıma ister istemez Giresun geldi.
Bizim neyimiz eksik?
Neden bizim sokaklarımızda birkaç saniye beklemeye tahammül edemiyoruz? Neden önümüzdeki araç biraz yavaşlayınca hemen kornaya sarılıyoruz? Neden birbirimize yol vermek yerine önce ben geçeyim anlayışıyla hareket ediyoruz?
Aslında bunlar yalnızca trafik meselesi değil. Bir şehirde insanların birbirine ne kadar saygı gösterdiğinin de bir göstergesi.
Yollarımız zaten dar, bir de biz daraltıyoruz
Giresun’un coğrafi yapısını hepimiz biliyoruz. Denizle dağların arasında kurulmuş, genişleme imkânları sınırlı bir şehir.
Yollarımız dar, sokaklarımız dar, otoparklarımız yetersiz.
Peki biz elimizdeki yolları ne kadar doğru kullanıyoruz?
Bugün Giresun’un bazı sokaklarına bakın.
Kaldırımların araçlarla işgal edilmesini artık konuşmayı bile bıraktık. Çünkü mesele kaldırımı çoktan aşmış, araç yollarının içine kadar gelmiş seyyar satıcı tezgahları...
Yolun üzerine kurulmuş tezgâhlar, seyyar satıcılar, gelişigüzel park edilmiş araçlar…
Bir esnafımız kamyonunu dükkânının önüne çekmiş, mal indiriyor. Karşı taraftaki iş yerinin müşterileri de araçlarını yol kenarına park etmiş. Ortada bir aracın bile geçebileceği yer kalmamış.
Bir araç bekliyor, arkasındaki korna çalıyor, karşıdan gelen geçmeye çalışıyor.
Sonra hep birlikte Giresun’un trafik sorunundan şikâyet ediyoruz.
İyi de bu trafiği biraz da biz oluşturmuyor muyuz?
Hiç kimsenin ticaret yapma özgürlüğü, başkasının yolunu kapatma hakkı değildir.
Burada belediyelere de açıkça bir şey söylemek gerekiyor.
Hiçbir belediye başkanı, kent halkına ait araç yolunun içine tezgâh açılmasına izin vermeyi normal bir belediyecilik hizmeti olarak göremez.
O yol yalnızca esnafın değil, bütün Giresun halkının.
Bugün yolun bir bölümünü tezgâha, diğer bölümünü park alanına dönüştürürsek yarın trafik sorununun çözümünü nerede arayacağız?
Bir de şu korna ve hoparlör meselesi var
Giresun’da artık yalnızca trafik yoğunluğundan değil, trafik gürültüsünden de rahatsız oluyoruz.
Sabahın erken saatlerinde uzun uzun korna çalanlar…
Mahalle aralarında araçlarının hoparlörlerinden satış anonsu yapanlar…
Özellikle şehir dışından gelip mahalle mahalle dolaşarak sarımsak ve benzeri ürünler satan araçlar…
Pazar günüymüş, insanlar evlerinde dinleniyormuş, sabahın erken saatiymiş, pek önemsenmiyor.
Hoparlörden durmadan aynı ses yükseliyor. sarımsakkk, sarımsakkk
En azından dükkânının önünde saatlerce hoparlörden sarımsak diye bağıran bir esnaf anlayışıyla karşılaşmıyoruz.
Şehir dışından gelene de Giresun’da ticaret yapana da aynı kural uygulanmalı.
Mesele kimin nereden geldiği değil, şehirde yaşayan insanların huzuruna gösterdiği saygı.
Bir şehirde ticaret yapılacak diye herkes gürültüye katlanmak zorunda mı?
Bir evde hasta olabilir, küçük çocuk uyuyor olabilir. Gece çalışıp gündüz dinlenen insanlar olabilir.
Bunları düşünmek bu kadar mı zor?
Mahallelerimizde gece de huzur kalmalı
Gündüz korna, satış anonsu, trafik gürültüsü…
Peki gece?
Mahalle aralarında gece geç saatlere, bazen sabaha kadar yüksek sesli müzikle dolaşan araçlar…
Gece geç saatlere kadar açık kalan içki büfeleri, sokak aralarında alkol tüketilmesinden kaynaklanan gürültü, çevre kirliliği ve huzursuzluk şikâyetleri…
Kimsenin özel hayatıyla, ne içtiğiyle, nasıl yaşadığıyla ilgilenmiyorum.
Ama bir insanın özgürlüğü, başka bir insanın huzurunu bozduğu yerde sınırsız olamaz.
Gece saat ikide evinde uyumaya çalışan bir insanın da hakkı var.
Sabah işe gidecek çalışanın, okula gidecek öğrencinin, evinde dinlenen yaşlının da hakkı var.
Bir şehir yalnızca gündüz yaşanabilir olmayacak. İnsanlar gece de kendi evlerinde huzur içinde oturabilecek.
Bunun için de kuralların uygulanması gerekiyor.
İlgili kurumların denetim yapması, belediyenin sorumluluk üstlenmesi, emniyetin gerekli müdahalelerde bulunması gerekiyor.
Ama en önemlisi insanların biraz da kendilerini denetlemesi gerekiyor.
Çöpümüzü bile başkasını düşünmeden atıyoruz
Bir de sokaklarımızın temizliği var.
Yerlere atılmış sigara izmaritleri, çekirdek kabukları, gelişigüzel bırakılmış çöpler…
Kaldırımlara, sokaklara tüküren insanlar…
Bunlar küçük meseleler gibi görülebilir.
Bence hiç de küçük değiller.
Çünkü hepsinin temelinde aynı anlayış var.
Ben yapayım da gerisini kim düşünürse düşünsün.
Aracımı istediğim yere park ederim.
Kornamı istediğim kadar çalarım.
Çöpümü yere atarım.
Sonra da belediye temizlesin, trafik polisi müdahale etsin, zabıta gelip düzeltsin diye bekleriz.
Elbette belediye görevini yapacak. Sokakları temizleyecek, yolları düzenleyecek, denetim yapacak.
Ama her sokağa bir zabıta, her aracın arkasına bir trafik polisi koyamayız.
Bir şehrin düzeni yalnızca belediyenin başarısıyla değil, o şehirde yaşayan insanların davranışlarıyla da ölçülür.
Üniversitemiz var, peki üniversite şehrine yakışan ulaşımımız?
Giresun’da yıllardır konuştuğumuz bir başka mesele de toplu taşıma.
Üniversitesi olan, binlerce öğrencinin yaşadığı bir şehirden söz ediyoruz.
Bu öğrencilerin derslerine, çalışanların işlerine, yaşlıların hastanelere, vatandaşların günlük işlerine zamanında ulaşabilmesi gerekiyor.
Peki toplu ulaşım sistemimiz buna ne kadar cevap verebiliyor?
Dolmuşların dolmadan kalkmaması, telsizlerle yolcu takibi yapılması, araçların belirli bir sefer düzeninden çok yolcu yoğunluğuna göre hareket etmesi…
Bunlar yıllardır dile getirilen şikâyetler.
Bir öğrenci sabah dersine yetişmek için dolmuşun dolmasını neden beklesin?
Bir çalışan işe geç kalmamak için neden sürekli aynı belirsizliği yaşasın?
Toplu taşıma yalnızca dolmuş sahiplerinin ekonomik faaliyeti olarak değerlendirilemez.
Bu aynı zamanda bir kamu hizmetidir.
Eskişehir’de, Samsun’da ve başka şehirlerde vatandaşın ulaşımını kolaylaştıran dijital sistemler, sefer bilgileri ve toplu taşıma uygulamaları var.
Biz bunları neden Giresun’da daha etkin biçimde uygulayamıyoruz?
Dolmuş esnafımız da kazanacak, vatandaş da zamanında gideceği yere ulaşacak.
Bunu birlikte sağlayacak bir sistem kurmak bu kadar mı zor?
Her şeyden önce ulaşımda belirli bir düzenin, denetimin ve yolcunun güvenebileceği sefer saatlerinin olması gerekiyor.
Çünkü insanın zamanı da en az ödediği ulaşım ücreti kadar değerli.
Bina yapıyoruz ama şehir kurabiliyor muyuz?
Giresun’un son yıllardaki gelişimine bir de bu açıdan bakalım.
Yeni binalar yapılıyor, yeni mahalleler oluşuyor, yerleşim alanları genişliyor.
Ama yollarımız, otoparklarımız, yeşil alanlarımız, sosyal yaşam alanlarımız aynı ölçüde gelişiyor mu?
Şehrin geleceğini planlayan, on yıl, yirmi yıl sonrasını düşünen bir anlayışı yeterince görebiliyor muyuz?
Yoksa bugün bir bina yapıp yarın o binanın önündeki trafik sorununu çözmeye mi çalışıyoruz?
Çarpık kentleşmeyi yalnızca binaların görüntüsü olarak değerlendirmiyorum.
Yolunu planlamadan bina yapmak, otoparkını düşünmeden yerleşim alanı açmak, toplu taşımasını düzenlemeden mahalleyi büyütmek de çarpık kentleşmenin bir parçası.
Bir de işin ekonomik tarafı var.
Giresun’un yalnızca trafik ve şehirleşme sorunu yok.
İstihdam sorunu var, ekonomik canlılık sorunu var, gençlerin gelecek kaygısı var.
Şehirde yeni iş alanları oluşturamıyorsanız, gençleriniz geleceğini başka şehirlerde arıyorsa, ticaretiniz yeterince gelişmiyorsa yalnızca yeni binalar yaparak şehri büyütmüş olmazsınız.
Büyüyen binalar değil, insanların yaşam kalitesi olmalı.
Giresun için geleceğe dönük, günü kurtarmanın ötesine geçen bir şehir vizyonuna ihtiyacımız var.
Bu vizyonu da yalnızca belediyelerden beklemek doğru değil. Valiliğin, üniversitenin, ticaret ve sanayi kuruluşlarının, meslek odalarının, sivil toplumun ve kentte yaşayan herkesin ortak bir sorumluluğu var.
Sinop’u örnek gösterirken Giresun’u kötülemiyorum
Yazının başında Sinop’tan söz ettim.
Sinop kusursuz bir şehir mi?
Elbette değil.
Oranın da trafik sorunu var, otopark sorunu var, ekonomik sorunları var.
Ama mesele bir şehri diğerinden üstün göstermek değil.
Mesele, başka şehirlerde iyi yapılan işleri görüp kendi şehrimize ne kazandırabileceğimizi düşünmek.
Sinop’un trafik kültürüne bakabiliriz.
Eskişehir’in toplu taşıma uygulamalarını inceleyebiliriz.
Samsun’un ulaşım alanındaki dijital hizmetlerinden yararlanabiliriz.
Başka şehirlerin çevre düzenlemesi, otopark ve şehir planlaması uygulamalarını örnek alabiliriz.
Her şehrin şartı farklı. Giresun’un coğrafyası, ekonomisi ve yerleşim yapısı da farklı.
Ama iyi uygulamalardan yararlanmak için şehirlerin birbirinin aynısı olması gerekmiyor.
Yeter ki araştırmayı, öğrenmeyi ve daha iyisini yapmayı isteyelim.
Önce birbirimize saygı duymayı öğrenmeliyiz
Şimdi yeniden trafik ışıklarına dönelim.
Bir şehirde trafik ışıkları elbette gerekli olabilir. Kavşaklar doğru düzenlenmeli, yaya güvenliği sağlanmalı, trafik kuralları uygulanmalı.
Ama her sorunu ışık koyarak, yol genişleterek, ceza yazarak çözebilir miyiz?
Bence hayır.
Çünkü mesele biraz da insanın kendisinde.
Yaya geçidinde durmayı bilmiyorsak, birkaç saniye beklemeye sabrımız yoksa, başkasının yolunu kapatmayı normal görüyorsak, gece komşumuzu rahatsız etmekten çekinmiyorsak, çöpümüzü yere atmaktan utanmıyorsak yalnızca yeni yollar yaparak yaşanabilir bir şehir oluşturamayız.
Bir şehirde herkesin istediğini yaptığı yerde düzen olmaz.
Kuralların herkese eşit uygulandığı, kimsenin kendisini başkasından ayrıcalıklı görmediği bir şehir anlayışına ihtiyacımız var.
Bunun için yalnızca vatandaşın değil, yöneticilerin de sorumluluk alması gerekiyor.
Yanlışa kim yaparsa yapsın yanlış diyebilmeliyiz.
Esnaf yaptı diye görmezden gelmemeliyiz.
Vatandaş yaptı diye normal karşılamamalıyız.
Belediye izin verdi diye doğru kabul etmemeliyiz.
Siyasi yakınlıkla, tanıdıkla, hatırla şehir yönetilmez.
Şehir herkesindir. Kurallar da herkes için geçerlidir.
Giresun bizim şehrimiz.
Burada yaşıyoruz, burada çalışıyoruz, çocuklarımızın burada yaşamasını istiyoruz.
Bu şehri sevmek, her şeyini güzel göstermek değildir.
Eksiklerini söylemek, yanlışlarını eleştirmek, daha iyisini istemek de Giresun’u sevmenin bir parçasıdır.
Benim istediğim çok büyük şeyler değil aslında.
Sabah korna sesiyle uyanmadığımız, kaldırımlarında rahatça yürüdüğümüz, araç yollarının tezgâhlarla kapatılmadığı, geceleri huzur içinde uyuyabildiğimiz, toplu taşımasında saat hesabı yapabildiğimiz, sokakları temiz, gençlerinin gelecek umudu olan bir Giresun.
Bunlar bir şehir için lüks değil, olması gerekenler.
Şimdi soruyu bir kez daha soralım.
Trafiği ışıklar mı, insanlar mı yönetir?
Trafiği kurallar ve doğru sistemler düzenler. Ama o kurallara uyacak olan da insanlardır.
Ve unutmayalım…
Bir şehri yaşanabilir yapan yalnızca yolları, binaları, meydanları değildir. O şehirde yaşayan insanların birbirine gösterdiği saygı ve şehri yönetenlerin herkese eşit uyguladığı kurallardır.
Giresun’un ihtiyacı olan da tam olarak budur.