Hava Durumu

#Yaşam Kalitesi

giresunsonhaber - Yaşam Kalitesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaşam Kalitesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Obezite Sağlığı Nasıl Etkiliyor? Haber

Obezite Sağlığı Nasıl Etkiliyor?

Dünya genelinde giderek yaygınlaşan obezite, yalnızca kilo artışıyla sınırlı kalmayıp kalp ve damar hastalıklarından diyabete, uyku apnesinden eklem sorunlarına kadar birçok sağlık problemiyle ilişkili olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitenin vücut üzerindeki etkileri, yol açabileceği sağlık sorunları ve sağlıklı kilo kontrolünün önemi hakkında değerlendirmelerde bulundu. Obezite, günümüzde toplum sağlığını etkileyen önemli kronik hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Hareketsiz yaşam tarzı, yüksek kalorili beslenme alışkanlıkları, genetik yatkınlık, hormonal faktörler ve çevresel koşullar, obezite gelişiminde rol oynayabiliyor. Vücutta aşırı yağ dokusu birikimiyle karakterize edilen obezite, zaman içerisinde farklı organ ve sistemlerin işleyişini olumsuz etkileyebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitenin yalnızca dış görünüşle ilgili bir durum olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, fazla kilonun metabolik sağlık, yaşam kalitesi ve kronik hastalık riskleri üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Obezite Nedir ve Neden Önemlidir? Obezite, vücutta sağlığı olumsuz etkileyebilecek düzeyde aşırı yağ birikmesiyle ortaya çıkan kronik ve çok faktörlü bir hastalıktır. Yetişkinlerde vücut kitle indeksinin 30 ve üzerinde olması, obezite sınıflandırmasında yaygın olarak kullanılan ölçütlerden biridir. Ancak vücut kitle indeksi tek başına kişinin sağlık durumunu tam olarak ortaya koymayabilir. Bel çevresi, vücut yağ dağılımı, metabolik göstergeler ve eşlik eden hastalıklar da değerlendirilmelidir. Op. Dr. Ahmet Bekin, özellikle karın bölgesinde biriken yağ dokusunun metabolik hastalıklarla ilişkili olabileceğini ve obezite değerlendirmesinde yalnızca tartıdaki kiloya odaklanılmaması gerektiğini vurguluyor. Obezite Kalp ve Damar Sağlığını Nasıl Etkiler? Obezite, yüksek tansiyon, kan yağlarında bozulma ve damar sertliği gibi kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlayan durumlarla ilişkili olabiliyor. Vücut ağırlığının artması, kalbin dolaşım sistemine kan pompalamak için daha fazla çalışmasına neden olabiliyor. Özellikle karın çevresindeki yağ birikimi, insülin direnci ve kronik düşük dereceli iltihaplanma ile ilişkili metabolik değişikliklere katkıda bulunabiliyor. Obezitesi bulunan bireylerde koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği ve inme riski artabiliyor. Bununla birlikte risk düzeyi kişinin yaşı, genetik özellikleri, sigara kullanımı ve mevcut sağlık sorunlarına göre değişiklik gösterebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, kalp ve damar sağlığının korunmasında sağlıklı kilo yönetimi, düzenli fiziksel aktivite ve kan basıncı kontrolünün önemli olduğunu belirtiyor. Obezite Tip 2 Diyabet Riskini Artırıyor mu? Obezite ile tip 2 diyabet arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Özellikle karın bölgesinde artan yağ dokusu, hücrelerin insüline verdiği yanıtı azaltarak insülin direncinin gelişmesine katkıda bulunabiliyor. İnsülin direncinin ilerlemesiyle kan şekeri seviyelerinde yükselme görülebiliyor ve bazı bireylerde zamanla tip 2 diyabet ortaya çıkabiliyor. Obezitesi bulunan herkesin diyabet geliştireceği söylenemez. Ancak fazla yağ dokusu, genetik yatkınlık ve yaşam tarzı faktörleri bir araya geldiğinde diyabet riski artabiliyor. Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitesi bulunan bireylerde açlık kan şekeri, HbA1c ve diğer metabolik göstergelerin gerektiğinde değerlendirilmesinin erken tanı açısından önemli olduğunu ifade ediyor. Obezite Karaciğer Yağlanmasına Neden Olabilir mi? Obezitenin etkilediği organlardan biri de karaciğerdir. Özellikle insülin direnci ve metabolik bozukluklarla birlikte görülen karaciğer yağlanması, uzun dönemde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Günümüzde metabolik disfonksiyonla ilişkili steatotik karaciğer hastalığı (MASLD) olarak adlandırılan bu durum, bazı hastalarda karaciğer iltihaplanmasına, fibrozise ve ileri evrelerde siroza kadar ilerleyebiliyor. Karaciğer yağlanması başlangıç dönemlerinde belirgin şikâyet oluşturmayabiliyor. Bu nedenle risk faktörleri bulunan kişilerin gerekli tıbbi değerlendirmelerden geçmesi önem taşıyor. Sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve uygun kilo kaybı, metabolik karaciğer hastalıklarının yönetiminde önemli bir yere sahip. Obezite Uyku Apnesine Yol Açar mı? Obezite, obstrüktif uyku apnesi gelişimi açısından önemli risk faktörlerinden biridir. Özellikle boyun ve üst solunum yolları çevresindeki yağ dokusunun artması, uyku sırasında hava yolunun daralmasına katkıda bulunabiliyor. Uyku apnesi bulunan kişilerde yüksek sesle horlama, uykuda nefes durması, sabah baş ağrısı, gündüz uykululuk ve dikkat dağınıklığı gibi belirtiler görülebiliyor. Tedavi edilmeyen uyku apnesi, yaşam kalitesini olumsuz etkileyebildiği gibi yüksek tansiyon ve bazı kalp ve damar sorunlarıyla da ilişkili olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obeziteyle birlikte horlama ve gündüz aşırı uykululuk şikâyetleri bulunan bireylerin uyku apnesi açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Obezite Eklem ve Omurga Sağlığını Nasıl Etkiler? Vücut ağırlığının artması, özellikle diz, kalça ve omurga gibi yük taşıyan bölgelerde mekanik baskının artmasına neden olabiliyor. Obezitesi bulunan kişilerde diz osteoartriti, eklem ağrısı, hareket kısıtlılığı ve bazı kas-iskelet sistemi sorunları daha sık görülebiliyor. Bunun yanı sıra yağ dokusuyla ilişkili inflamatuvar süreçler de eklem sağlığını etkileyebiliyor. Eklem ağrısı nedeniyle fiziksel aktivitenin azalması, kilo kontrolünü daha da zorlaştırabilen bir döngü oluşturabiliyor. Bu nedenle obezite tedavisinde kişinin fiziksel kapasitesine uygun egzersizlerin belirlenmesi ve gerektiğinde kas-iskelet sistemi değerlendirmesinin yapılması önemlidir. Obezite Kanser Riskini Artırıyor mu? Bilimsel araştırmalar, obezitenin bazı kanser türlerinin gelişme riskiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle menopoz sonrası meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, endometrium kanseri, böbrek kanseri ve bazı diğer kanser türlerinde obezite önemli bir risk faktörü olarak değerlendiriliyor. Aşırı yağ dokusunun hormonal dengeyi değiştirmesi, kronik düşük dereceli iltihaplanma ve insülinle ilişkili metabolik süreçler bu ilişkinin olası mekanizmaları arasında yer alıyor. Ancak obezitesi bulunan her bireyde kanser gelişeceği anlamına gelmediği gibi, kanser riskini yalnızca vücut ağırlığı üzerinden değerlendirmek de doğru değildir. Obezite Ruh Sağlığını ve Günlük Yaşamı Etkiler mi? Obezite, fiziksel sağlığın yanı sıra psikososyal yaşamı da etkileyebiliyor. Bazı kişilerde hareket kısıtlılığı, uyku sorunları, sosyal damgalanma ve beden algısıyla ilgili güçlükler yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Depresyon ve obezite arasında çift yönlü bir ilişki bulunabildiğini gösteren araştırmalar mevcut. Bununla birlikte obezitenin her bireyde ruh sağlığı sorunu oluşturduğu söylenemez. Op. Dr. Ahmet Bekin, kilo yönetiminde kişilerin yalnızca fiziksel ölçümleriyle değil, psikolojik iyilik halleri ve günlük yaşam koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Obezitenin Sağlık Üzerindeki Etkileri Kilo Vererek Azaltılabilir mi? Uygun ve sürdürülebilir kilo kaybı, obeziteyle ilişkili birçok sağlık riskinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. Özellikle vücut ağırlığında sağlanan mütevazı düzeydeki kayıplar bile kan şekeri kontrolü, kan basıncı ve bazı metabolik göstergeler üzerinde olumlu etkiler oluşturabiliyor. Daha fazla kilo kaybı bazı hastalarda daha belirgin yararlar sağlayabilse de hedefler kişinin sağlık durumuna göre belirlenmelidir. Obezite tedavisinde beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, davranış değişiklikleri, uygun hastalarda ilaç tedavileri ve metabolik cerrahi gibi farklı seçenekler bulunuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezite tedavisinin yalnızca kısa sürede kilo vermeye odaklanmaması, uzun vadeli sağlık kazanımlarını ve verilen kilonun korunmasını hedeflemesi gerektiğini belirtiyor. Obezite Tedavisinde Erken Müdahale Önem Taşıyor Obezite, zaman içinde farklı sağlık sorunlarına yol açabilen kronik bir hastalık olması nedeniyle erken değerlendirme ve düzenli takip gerektiriyor. Özellikle yüksek tansiyon, diyabet, uyku apnesi, karaciğer yağlanması veya eklem sorunları bulunan bireylerde kilo yönetimi, genel tedavi planının önemli bir parçasını oluşturabiliyor. Op. Dr. Ahmet Bekin, her hastanın kilo geçmişinin, metabolik durumunun ve eşlik eden hastalıklarının farklı olduğunu belirterek, tedavi planlarının bireysel ihtiyaçlara göre oluşturulmasının önemini vurguluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitenin yalnızca fazla kilo sorunu olmadığını, birçok organ ve sistemi etkileyebilen kronik bir hastalık olduğunu hatırlatarak, sağlıklı kilo kontrolünün yaşam kalitesini artırmak ve obeziteyle ilişkili sağlık risklerini azaltmak açısından önemli olduğunu ifade ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Menopozda en sık yapılan 6 hata! Haber

Menopozda en sık yapılan 6 hata!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca, menopoz şikayetlerinin normalleştirilmemesi gerektiğini belirterek, kişiye özel hormon tedavisi, kalp-kemik sağlığı ve kas kütlesini korumanın önemine dikkat çekti. İSTANBUL (İGFA) - Menopoz, kadın yaşamının doğal bir evresi. Ancak ‘doğal’” olması, bu dönemde ortaya çıkan her yakınmanın normal ve zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca “Kadınların en sık yaptıkları hata, yaşam kalitelerini düşüren şikayetlere yalnızca katlanmak değil, bazı ciddi hastalıkların ilk sinyali olabilecek belirtileri ‘nasıl olsa menopozdandır’ diyerek geçiştirmeleri oluyor. Bu normalleşme algısı, kemik erimesinden kalp-damar hastalıkları ve jinekolojik kanserlere dek pek çok tehlikenin sessizce ilerlemesine zemin hazırlayabiliyor” diyor. Kadın hastalıkları ve menopoz dönemine yönelik toplumumuzda farkındalığın yeterli seviyede olmadığını belirten Dr. Ağca, 18 Ekim Dünya Menopoz Günü kapsamında yaptığı açıklamada, menopozda en sık yapılan 6 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ‘Menopozda olur’ diyerek şikayetlere katlanmak Sıcak basması, gece terlemesi, uyku bozukluğu, konsantrasyon güçlüğü, vajinal kuruluk veya cinsel ilişkide ağrı menopoz döneminde sık görülebilir. Ancak bir belirtinin sık görülmesi, tedavi edilmeden yaşanması gerektiği anlamına gelmez. Özellikle günlük yaşamı, iş performansını, uykuyu veya cinsel yaşamı etkileyen yakınmaların değerlendirilmesi gerekir. Üstelik her şikayeti menopoza bağlamak da doğru değildir; tiroit hastalıklarından anemiye, uyku bozukluklarından metabolik sorunlara kadar farklı nedenler benzer belirtilere yol açabilir. “Menopozdasın, bunlar normal” şeklinde bir yaklaşım ciddi sonuçlara yol açabilir. Hormon tedavisinden kulaktan dolma bilgilerle korkmak Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca “Hormon tedavisini herkes için aynı ve tehlikeli sanmak en büyük yanlışlardan biridir. Günümüzde tedavi tamamen kişiye özel planlanıyor; kadının yaşı, sağlık geçmişi ve riskleri dikkate alınıyor. Uygun adaylarda ilk 10 yıl içinde başlanan tedavi, kemik erimesinden sıcak basmalarına dek hayat kalitesini baştan aşağı değiştirebiliyor. Bugün artık ‘hormon iyi mi, kötü mü?’ sorusunu değil, ‘hangi kadına, hangi dozda ve nasıl bir tedavi verilmelidir?’ sorusunu konuşmalıyız” diyor. Menopozda kalp ve kemik sağlığını ihmal etmek Menopoz döneminde yapılan en büyük yanlışlardan biri de; bu süreci sadece sıcak basmasından ibaret sanıp, kemik kaybı ve kalp-damar hastalıkları açısından risklerin arttığı bir dönem olduğunu dikkate almamak. Bir kadının sıcak basması olmaması, menopozun sağlığı üzerindeki diğer etkilerinin değerlendirilmesine gerek olmadığı anlamına gelmiyor. Menopozla birlikte kemik kaybı hızlanabilir; kilo ve bel çevresinde yağlanma, kan yağlarında yükseliş, insülin duyarlılığı ve kardiyovasküler risk faktörleri değişebilir. Bu nedenle menopoz kontrolü yalnızca hormon tetkiki yapılan bir muayene olmamalıdır. Özellikle aile öyküsü, sigara kullanımı ve bireysel kardiyovasküler riskler mutlaka değerlendirilmelidir. Sadece kiloya odaklanıp kaslarını unutmak Menopozda hormonların değişmesiyle karın yağlanması artarken, kas kütlesi ve gücü hızla erir. Bu dönemde bilinçsizce yapılan çok düşük kalorili diyetler, tartıda kilo verdirse de kas kaybını hızlandırır. Sadece zayıflamaya değil; düzenli egzersiz, fiziksel aktiviteler, direnç egzersizleri ve yeterli proteinle kas gücünü korumaya odaklanılmalıdır. 50’li yaşlardan sonra yalnızca daha zayıf olmayı değil; daha güçlü olmayı hedeflemek gerekir. Kas, sağlıklı yaşlanmanın en önemli yatırımlarından biridir. Uyku sorununu sadece menopoza bağlamak Menopoz döneminde uyku sorunları oldukça sık görülür. Gece terlemeleri uykuyu bölebilir; ancak bu dönemde her uyku sorununun nedeni hormonlar değildir. Sonbahar ve kış aylarında günlerin kısalmasıyla birlikte açık havada geçirilen sürenin ve fiziksel aktivitenin azalması da uyku düzenini ve genel iyilik halini etkileyebilir. Düzenli uyku saatleri oluşturmak, gün ışığından yararlanmak, fiziksel aktivitelerde bulunmak ve özellikle akşama doğru kafeini azaltmak önemlidir. Alkol de uykuya dalmayı kolaylaştırıyor gibi görünmesine rağmen gece uykusunun kalitesini bozabilir. Ayrıca menopoz döneminde alkol tüketimi meme kanserine de zemin hazırlayabilir. ‘Yaşım geldi, artık böyle’ diyerek yaşam konforunu ihmal etmek Dr. Jale Dal Ağca “Menopozun en fazla gözden kaçan alanlarından biri; östrojen azalmasına bağlı gelişen kuruluk, hassasiyet ve idrar yolları yakınmalarıdır. Bu sorunlar kadınların özel ilişkilerinde yaşadığı konfor kayıpları ve ağrılı süreçlerle birleştiğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür. Ancak pek çok kadın, mahremiyet çekinceleri nedeniyle hekimden sakladığı için sorunlar daha da büyümektedir. Oysa lokal ve kişiye özel tedavilerle bu tabloyu düzeltmek mümkündür. Unutmayın; kadının yaşam kalitesi ve özel hayatındaki konforu yaşla birlikte sona ermez. Yaşanan bu sıkıntılar ‘yaşım geldi, artık böyle’ denilerek kabullenilmemeli, mutlaka hekime danışılmalıdır.”

GİRESUN’DA 35 KÖYÜN İÇME SUYU SORUNUNA 55 MİLYON LİRALIK ÇÖZÜM Haber

GİRESUN’DA 35 KÖYÜN İÇME SUYU SORUNUNA 55 MİLYON LİRALIK ÇÖZÜM

GİRESUN’DA 35 KÖYÜN İÇME SUYU SORUNUNA 55 MİLYON LİRALIK ÇÖZÜM AK Parti Giresun Milletvekili Ali Temür, Merkez ve Bulancak ilçelerindeki 35 köyün içme suyu ihtiyacını karşılayacak Ezeltere Grup İçme Suyu Projesi için 55 milyon TL ödeneğin Giresun İl Özel İdaresi hesabına aktarıldığını açıkladı. Projeden yaklaşık 32 bin 374 kişinin yararlanması bekleniyor. Giresun’un Merkez ve Bulancak ilçelerinde uzun yıllardır yaşanan içme suyu yetersizliğinin giderilmesi amacıyla hazırlanan Ezeltere Grup İçme Suyu Projesi’nde önemli bir aşama tamamlandı. AK Parti Giresun Milletvekili Ali Temür, İçişleri Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı nezdinde yürütülen girişimler sonucunda proje için ayrılan 55 milyon TL ödeneğin Giresun İl Özel İdaresine aktarıldığını bildirdi. Temür, projenin tamamlanmasıyla Merkez ilçede 8, Bulancak ilçesinde ise 27 olmak üzere toplam 35 köyün sağlıklı ve kesintisiz içme suyuna kavuşacağını belirtti. 62 KİLOMETRELİK İSALE HATTI YAPILACAK Proje kapsamında toplam 62 kilometre uzunluğunda isale hattı inşa edilecek. Kurulacak sistemle saniyede 40 litre su taşınacak ve günlük toplam 3 bin 459 ton içme suyu temin edilecek. Yaklaşık 32 bin 374 vatandaşın içme suyu ihtiyacını karşılaması planlanan proje ile özellikle Bulancak ilçesinde uzun süredir su sıkıntısı yaşanan Erdoğan, Eriklik ve Akköy grupları başta olmak üzere çok sayıda kırsal yerleşimin altyapısının güçlendirilmesi hedefleniyor. MERKEZDE 8 KÖY YARARLANACAK Projenin tamamlanmasıyla Merkez ilçede şu köylerin içme suyu ihtiyacı karşılanacak: Akköy, Alınca, Boztekke, Çukurköy, Erikliman, Darıköy, Yaykınlık ve Hamidiye. BULANCAK’TA 27 KÖYE SU VERİLECEK Bulancak ilçesinde ise projeden yararlanacak köyler şöyle sıralandı: Eriklik, Tekmezar, İnece, Burunucu, Samugüney, Küçüklü, Yalıköy, Talipli, Karacaresul, Hacet, Tepecik, Yaslıbahçe, Erdoğan, İcilli, Bostanlı, Ahmetli, Kayhan, Süme, Ataköy, Duttepe, Pazarsuyu, Şeyhmusa, Yeşilköy, Yıldız, Kayadibi, Kuşluhan ve Yunuslu. “YALNIZCA BUGÜNÜN DEĞİL, GELECEĞİN İHTİYACI DA KARŞILANACAK” Projenin nüfus artışı ve gelecekte oluşabilecek su ihtiyacı dikkate alınarak hazırlandığını belirten Temür, yatırımın bölgenin uzun yıllar boyunca güvenli içme suyuna erişimini sağlayacağını ifade etti. Ali Temür açıklamasında şu değerlendirmede bulundu: “Vatandaşlarımızın uzun yıllardır yaşadığı içme suyu yetersizliğine kalıcı çözüm sunacak bu önemli yatırım sayesinde, Merkez ve Bulancak ilçelerimizdeki köylerimiz modern ve güçlü bir içme suyu altyapısına kavuşacaktır. Proje yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayacak, gelecekte oluşabilecek su ihtiyacını da güvence altına alacaktır.” “KIRSALDA YAŞAM KALİTESİ ARTACAK” Yatırımın kırsal yerleşimlerin gelişimine de katkı sunacağını kaydeden Temür, güçlü altyapının vatandaşların yaşam kalitesini artıracağını söyledi. Temür, projenin Giresun’a kazandırılmasında destek veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, ilgili bakanlıklara, kamu kurumlarına ve çalışmalarda emeği geçenlere teşekkür ederek yatırımın Giresun’a ve bölge halkına hayırlı olmasını diledi.

Her 5 çocuktan birini etkiliyor Haber

Her 5 çocuktan birini etkiliyor

BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican, çocukların rahat nefes alabilmesinin sadece bir konfor değil; kaliteli uyku, sağlıklı gelişim ve başarılı bir okul hayatı için temel bir gereklilik olduğuna dikkat çekti. Burun akıntısı, tıkanıklık, kaşıntı ve hapşırıkla kendini gösteren alerjik rinit hastalığının zamanında tedavi edilmemesi durumunda; orta kulak sorunları, sinüzit ve uyku bozuklukları gibi problemlerin ortaya çıkabileceğini belirten Sevgican, uyku düzeninin bozulmasının okul başarısını ve yaşam kalitesini olumsuz etkilediğini kaydetti. BURSA (İGFA) - Uzman Dr. Ufuk Sevgican, dünyadaki her beş çocuktan birini etkileyen “Alerjik rinit” hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi. Çocuklarda bir türlü geçmeyen burun şikayetlerinin çoğunlukla “zamanla geçer” denilerek ihmal edildiğini ifade eden Uzm. Dr. Ufuk Sevgican, haftalarca süren burun akıntısının, sık hapşırma nöbetlerinin basit bir soğuk algınlığından çok daha fazlasına işaret edebileceği konusunda uyardı. Polenler, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, küf mantarları, hava kirliliği ve ani iklim değişikliklerinin riniti tetikleyen temel nedenler olduğunu dile getiren BURTOM Özlüce Tıp Merkezi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ufuk Sevgican şöyle konuştu: "Özellikle şeffaf ve sulu burun akıntısı, sık hapşırık nöbetleri, burun ve genizde hissedilen kaşıntılar dikkat çekicidir. Bu çocuklar genellikle burunları tıkalı olduğu için ağızdan nefes alırlar; bu da horlama, kalitesiz uyku ve sık uyanmalara neden olabilir. Gözlerde sulanma, kızarıklık ve akıntı da tabloya eşlik edebilir. En kritik durumlardan biri ise genellikle ateşsiz seyretmesidir." Tedavi edilmeyen alerjik rinitin yalnızca burunla sınırlı kalmadığını, uzun süreli şikayetlerin orta kulak sorunları, sinüzit ve uyku bozukluklarına zemin hazırlayabildiğini söyleyen Uzman Dr. Ufuk Sevgican, belirtilerin önlenmesinde ilk adımın tetikleyicilerden korunmak olduğunu belirtti ve açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Mevsimsel alerjik riniti olan çocuklar, polenlerin yoğun olduğu saatlerde özellikle sabahları dışarıda uzun süre kalmamalı, eve geldiklerinde ise ellerini, yüzlerini yıkayıp kıyafetlerini değiştirmelidir. Ev tozu akarlarına maruziyeti azaltmak, rutubetli ortamlardan ve sigara dumanından uzak durmak büyük önem taşır. Gerektiğinde uzman kontrolünde düşük doz kortizon içeren burun spreyleri, deniz suyu uygulamaları ve antihistaminikler kullanılabilir. Unutulmamalıdır ki çocuklarda rahat nefes almak sadece bir konfor değil; kaliteli uyku, sağlıklı büyüme ve başarılı bir okul yaşamı için temel bir zorunluluktur. Erken tanı ve doğru tedaviyle rinit kontrol altına alınabilir ve çocukların yaşam kalitesi belirgin şekilde artırılabilir."

KORNA, GÜRÜLTÜ VE TRAFİK SIKIŞIKLIĞI TEPKİSİ Haber

KORNA, GÜRÜLTÜ VE TRAFİK SIKIŞIKLIĞI TEPKİSİ

KORNA, GÜRÜLTÜ VE TRAFİK SIKIŞIKLIĞI TEPKİSİ Giresun’un Hacısiyam Mahallesi Fatih Caddesi’nde artan araç yoğunluğu, yüksek sesli müzik, havalı korna ve gereksiz korna kullanımı mahalle sakinleri ile cadde esnafını rahatsız ediyor. Mahallede trafik akışının yeniden planlanması, bazı yolların tek yöne çevrilmesi, kaldırımların yayalara bırakılması ve gürültüye karşı kamera destekli denetim yapılması isteniyor. FATİH CADDESİ’NDE TRAFİK GÜNLÜK YAŞAMI ZORLUYOR Giresun merkez Hacısiyam Mahallesi Fatih Caddesi, dolmuş hattı araçları, cadde üzerindeki esnaf hareketliliği, alışveriş yoğunluğu ve her yöne açık bağlantı yolları nedeniyle gün içinde sık sık trafik baskısı yaşıyor. Araçların dar ve yoğun noktalarda karşı karşıya gelmesiyle trafik akışı yavaşlıyor, bazı bölümlerde sürücüler uzun süre beklemek zorunda kalıyor. Bu sıkışıklık sırasında dakikalarca çalınan kornalar, havalı korna kullanımı ve yüksek sesli müzik mahallede ciddi bir gürültü sorununa dönüşüyor. Mahalle sakinleri, sorunun yalnızca trafik sıkışıklığıyla sınırlı kalmadığını, cadde üzerindeki gürültünün evlerde, iş yerlerinde ve yaya hareketliliğinde günlük yaşam kalitesini düşürdüğünü belirtiyor. TEK YÖN, ALTERNATİF GÜZERGÂH VE YAYA DÜZENİ TALEBİ Bölge sakinleri, Fatih Caddesi ve bağlantı yollarında trafik akışının yeniden ele alınmasını istiyor. Sıkışıklık yaşanan noktalarda çift yönlü geçişlerin trafiği daha da zorlaştırdığı belirtilirken, bazı sokakların tek yöne çevrilmesi ve araç yoğunluğunun alternatif güzergâhlara dağıtılması talep ediliyor. Mahalle içindeki yoğun yollarda gereksiz korna kullanımının yasaklanması, korna denetimlerinin artırılması, yaya geçitlerinin belirgin hale getirilmesi ve kaldırımların araç işgalinden arındırılarak tamamen yayalara bırakılması isteniyor. Bu düzenlemelerin yalnızca araç trafiğini rahatlatmayacağı, aynı zamanda yayaların güvenliğini artıracağı ve mahalledeki gürültü baskısını azaltacağı değerlendiriliyor. DÜNYA KENTLERİ GÜRÜLTÜYÜ TRAFİK SORUNU OLARAK ELE ALIYOR Trafik kaynaklı gürültü, dünya kentlerinde artık yalnızca rahatsızlık başlığıyla değil, halk sağlığı ve kent yönetimi sorunu olarak ele alınıyor. Dünya Sağlık Örgütü, çevresel gürültünün insan sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekerek özellikle karayolu, demiryolu, hava yolu ve eğlence kaynaklı gürültüye karşı yerel yönetimlerin önlem almasını öneriyor. Avrupa Çevre Ajansı’nın çevresel gürültü raporları, karayolu trafiğinden kaynaklanan uzun süreli gürültünün Avrupa’da milyonlarca kişiyi etkilediğini, uyku bozukluğu, stres, kalp-damar hastalıkları ve yaşam kalitesi kaybı gibi sonuçlarla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Bilimsel çalışmalar da kent içi gürültünün yalnızca motor sesinden oluşmadığını, korna, ani hızlanma, yoğun araç akışı ve yol geometrisinin toplam gürültü düzeyini artırdığını gösteriyor. Bu nedenle çözüm yalnızca ceza uygulamasına değil, trafik akışının düzenlenmesine, araç hızının kontrol edilmesine, yaya alanlarının korunmasına ve gürültü kaynaklarının ölçülmesine dayanıyor. NEW YORK, PARİS VE LONDRA’DA GÜRÜLTÜ KAMERASI ÖRNEKLERİ New York’ta araç gürültüsünü azaltmak için mikrofon ve kamera sistemleriyle çalışan gürültü kamerası uygulaması devreye alındı. Sistem, belirlenen sınırları aşan araçları tespit ederek plaka ve ses kaydı üzerinden denetim yapılmasına imkân sağlıyor. İngiltere’de Ulaştırma Bakanlığı, aşırı gürültülü araçların yol kenarına yerleştirilen mikrofon ve kameralarla otomatik tespit edilmesine yönelik denemeler yürüttü. Bu sistemlerde amaç, özellikle egzoz, motor ve yüksek ses üreten araç kaynaklı gürültünün somut veriyle belirlenmesi oldu. Paris’te de araç gürültüsünü ölçen ses radarı uygulamaları gündeme alındı. Bu sistemler, kentin yoğun bölgelerinde gürültü sınırını aşan araçların belirlenmesi ve denetlenmesi için kullanılıyor. Dünya örnekleri, Hacısiyam Mahallesi gibi yoğun yerleşim ve ticaret alanlarında yaşanan sorunun yalnızca yerel bir şikâyet olmadığını, kent yönetimlerinin trafik, çevre sağlığı ve yaşam kalitesi başlıklarında birlikte çözüm üretmesi gereken bir alan olduğunu gösteriyor. TÜRKİYE’DE DE MEVZUAT ZEMİNİ VAR Türkiye’de gereksiz korna kullanımı, trafik güvenliğini tehlikeye düşüren ve çevreyi rahatsız eden davranışlar kapsamında değerlendiriliyor. Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliği, sürücülerin trafikte çevreyi rahatsız edecek şekilde hareket etmemesi ve araç donanımlarının mevzuata uygun olması gerektiğini düzenliyor. Bu nedenle Hacısiyam Mahallesi’nde dile getirilen korna, havalı korna, yüksek sesli müzik ve trafik sıkışıklığı şikâyetleri yalnızca mahalle rahatsızlığı olarak değil, trafik düzeni, çevre sağlığı ve kamu huzuru başlıklarında ele alınması gereken bir sorun olarak öne çıkıyor. KAMERA DESTEKLİ DENETİM BEKLENTİSİ Mahalle sakinleri, Fatih Caddesi başta olmak üzere kent merkezinde benzer yoğunluk yaşanan cadde ve sokaklarda kamera destekli denetim yapılmasını istiyor. Yüksek sesle müzik yayını yapan araçlar, havalı korna kullanan sürücüler, gereksiz korna çalanlar, yere çöp atanlar ve çevreyi kirleten kişilere yönelik daha görünür bir denetim sistemi bekleniyor. Gürültü kameraları, akıllı trafik kameraları, plaka tanıma sistemleri ve belediye-zabıta-emniyet koordinasyonuyla yürütülecek denetimler, hem caydırıcılığı artırabilir hem de yoğun cadde ve sokaklarda veri temelli trafik düzenlemesinin önünü açabilir. KENT MERKEZİNDE YAŞAM KALİTESİ İÇİN KALICI DÜZENLEME ÇAĞRISI Hacısiyam Mahallesi Fatih Caddesi’nde yaşanan trafik ve gürültü sorunu, Giresun kent merkezindeki ulaşım planlamasının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Dar sokaklarda çift yönlü araç akışının sürdürülmesi, kaldırımların yayalar yerine araçlar tarafından kullanılması, dolmuş ve özel araç yoğunluğunun aynı noktalarda birikmesi mahalle yaşamını zorlaştırıyor. Mahalle sakinleri, trafik akışını rahatlatacak, yayaları koruyacak, korna ve yüksek sesli müzik kullanımını sınırlandıracak, çevre kirliliğini kamera destekli denetimle takip edecek kalıcı bir düzenleme bekliyor. Giresun’da kent merkezindeki yoğun cadde ve mahallelerde trafik yalnızca araç geçişi olarak değil, yaya güvenliği, esnaf faaliyeti, mahalle huzuru ve çevre sağlığıyla birlikte planlanmak zorunda. Hacısiyam Mahallesi’nden yükselen tepki, bu ihtiyacın ertelenmeden ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor.

Dünya MS Günü’nde Hareketin Gücüne Dikkat Çekildi Haber

Dünya MS Günü’nde Hareketin Gücüne Dikkat Çekildi

Türkiye Multiple Skleroz Derneği ve Merck'in iş birliğiyle, Dünya MS Günü vesilesiyle hareket etmenin önemi vurgulandı. Dünya MS Günü çerçevesinde Türkiye MS Derneği ve Merck tarafından düzenlenen, İstanbul Ataşehir Let’s Club Spor Kulübü’nün ev sahipliği yaptığı farkındalık etkinliğinde; Multipl Skleroz (MS) ile yaşayan kişilerin yaşam kalitesi üzerinde fiziksel aktivitenin ve hareketin etkileri, uzman hekimler eşliğinde ele alındı. Merkezi sinir sistemini etkileyen kronik bir rahatsızlık olan Multipl Skleroz (MS), dünya genelinde yaklaşık 3,5 milyon, Türkiye’de ise 70 binin üzerinde kişiyi etkilemektedir. Çoğunlukla 20-40 yaş aralığındaki genç yetişkinlerde görülen ve bireylerin günlük yaşantısını fiziksel, sosyal ve duygusal yönden etkileyen bu hastalığa dikkat çekmek amacıyla düzenlenen programda, fiziksel aktivitenin yaşam kalitesi üzerindeki pozitif etkileri konuşuldu. Toplantıda ayrıca hareketin, fiziksel faydalarının yanı sıra psikolojik destekleyici rolüne de değinildi. Etkinliğin moderasyonunu İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. Yeşim Beckmann gerçekleştirirken; Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Sedat Şen, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Haluk Gümüş ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Cihat Uzunköprü konuşmacı olarak yer aldı. Programdaki oturumlarda; MS belirtileri, teşhis süreçleri, günlük yaşamın yönetimi ve modern tedavi yöntemleri hakkında kritik bilgiler paylaşıldı. Soru-cevap bölümünün ardından katılımcılar, organize edilen spinning aktivitesi ile hareketin gücünü bizzat deneyimleme imkanı buldular. Etkinliğe açılış konuşması ve moderasyonu ile yön veren Prof. Dr. Yeşim Beckmann, “MS, her bireyde farklı semptomlarla seyredebildiği için sadece tedavi süreci değil, günlük yaşamın yönetilmesi de kritik önem taşıyor. Hareket halinde olmak, düzenli fiziksel aktiviteleri yaşam tarzı haline getirmek ve sosyal çevreden uzaklaşmamak; MS ile yaşayanların yaşam kalitesini artıran en temel unsurlardır” dedi. “MS’de İlk Pedal: Hastalar Hangi Semptomlarla Yola Çıkıyor?” konulu konuşmasında erken teşhisin önemini vurgulayan Doç. Dr. Sedat Şen, “MS’in başlangıç belirtileri kişiden kişiye farklılık gösterebilir; uyuşma, halsizlik veya görme bozuklukları gibi semptomlar bazen başka rahatsızlıklarla karıştırılabiliyor. Bu yüzden hem toplumsal farkındalığın artması hem de bireylerin belirtileri doğru analiz etmesi erken tanı için hayati önem taşıyor” şeklinde açıklamalarda bulundu. “MS ile Günlük Hayat: Rutinler Nasıl Vites Değiştiriyor?” başlıklı oturumda hastalığın sosyal boyutuna değinen Prof. Dr. Haluk Gümüş, “MS ile yaşamak sadece fiziksel belirtileri kontrol etmek değildir. Günlük rutinlerin sürdürülebilirliği, sosyal hayatın devamı ve bireyin aktif kalması, hastalık yönetiminin ayrılmaz parçalarıdır. Düzenli egzersiz ve hareket, bu süreçte hastalarımız için destekleyici bir görev üstlenir” dedi. “MS Tedavisinde İleri Vites: Bugün Neredeyiz?” başlığıyla güncel tıbbi gelişmeleri paylaşan Doç. Dr. Cihat Uzunköprü ise, “MS tedavisinde son yıllarda çok değerli ilerlemeler kaydedildi. Günümüzde hastaların yaşam kalitesini korumak ve hastalığın ilerlemesini dizginlemek adına daha kapsamlı stratejiler uygulanabiliyor. Ancak tıbbi tedaviler kadar toplumsal bilinç, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve multidisipliner bir yaklaşım da büyük önem arz ediyor” ifadelerini kullandı. Dünya MS Günü kapsamında düzenlenen ve yoğun ilgi gören etkinliğin temel mesajı; MS ile yaşayan bireylerin sosyal yaşamın içinde, aktif ve hareketli bir hayat sürmelerinin önemi ile hastalığa karşı toplumsal bilinci daha da güçlendirmek oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

8 MART’IN EN SERT GERÇEĞİ: ENGELLİ BİREYLERİN YÜKÜNÜ EN ÇOK KADINLAR TAŞIYOR Haber

8 MART’IN EN SERT GERÇEĞİ: ENGELLİ BİREYLERİN YÜKÜNÜ EN ÇOK KADINLAR TAŞIYOR

GİRESUN’DA 8 MART’IN EN SERT GERÇEĞİ: ENGELLİ BİREYLERİN YÜKÜNÜ EN ÇOK KADINLAR TAŞIYOR Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart mesajı, bir kutlama metninden çok daha fazlasını söyledi: Engelli bireylerin bakımını omuzlayan kadınlar, hem görünmeyen emeğin hem de yetersiz sosyal desteğin en ağır yükünü taşıyor. Giresun’da derneğin son dönemde sağlık, eğitim ve erişilebilir hizmetler başlığında verdiği mücadele, bu çıkışın anlık değil, sahaya dayanan bir itiraz olduğunu gösteriyor. Araştırmalar da aynı noktaya işaret ediyor: bakım yükü büyüdükçe kadınların yaşam kalitesi, sosyal katılımı ve ekonomik güvencesi daha fazla aşınıyor. GİRESUN’DA 8 MART MESAJI Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart dolayısıyla paylaştığı metin, kadınların engellilik alanındaki görünmeyen yükünü doğrudan hedefe koydu. Metinde, engelli çocukların ya da engelli yakınlarının bakımını üstlenen kadınların ekonomik güvenceden uzaklaştığı, sosyal hayattan koptuğu ve çözüm masalarında geri planda bırakıldığı vurgulandı. Asıl dikkat çeken ise derneğin meseleyi yardım diliyle değil, “hak temelli yaklaşım” ve “eşit yurttaşlık” çerçevesiyle tarif etmesi oldu. Bu yönüyle açıklama, 8 Mart’a özel bir duyarlılık çağrısından çok, yılın geri kalanında görmezden gelinen bir toplumsal yükün kayda geçirilmesi niteliği taşıdı. DERNEĞİN ÇİZGİSİ NET: GÜNDELİK SERZENİŞ DEĞİL, SÜREKLİ HAK ARAYIŞI Derneğin son dönemde kamuoyuna yansıyan çıkışlarına bakıldığında, bu açıklamanın münferit olmadığı görülüyor. Giresun Engelsiz Yaşam Derneği, 2025 sonbaharında yapılan olağan kongrede “Engelsiz Yaşam Merkezi” ihtiyacını yeniden gündeme taşıdı; 2026 başında ise özel gereksinimli bireylerin rehabilitasyon eğitimlerine 27 yaş sınırı getirilmesi girişimine açık tepki verdi. Bu iki başlık bile derneğin yalnızca farkındalık üretmediğini, aynı zamanda hizmete erişim ve hak kaybı başlıklarında doğrudan müdahil olduğunu gösteriyor. SAĞLIKTA SOMUT KAZANIM: DİŞ TEDAVİSİ İÇİN İL DIŞI MECBURİYETİ AZALDI Derneğin etkisinin sahada görüldüğü başlıklardan biri sağlık hizmetleri oldu. 2025 Eylülünde yerel ve tematik haber kaynaklarına yansıyan bilgilere göre, Giresun Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, Giresun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin ortak çalışmasıyla engelli çocukların diş tedavileri Giresun’da yapılmaya başlandı. Bu gelişme, aileler açısından yalnızca bir sağlık hizmeti kolaylığı değil; şehir dışı sevk, ulaşım masrafı, refakat zorluğu ve zaman kaybının da azalması anlamına geldi. EĞİTİM BAŞLIĞINDA TEPKİ: “HAK KAYBI DERİNLEŞMESİN” Derneğin en sert çıkışlarından biri ise rehabilitasyon eğitiminde yaş sınırı tartışmasına karşı oldu. Ocak 2026’da yerel basına yansıyan açıklamalarda dernek başkanı Rabia Akkuş, özel gereksinimli bireylerin rehabilitasyon merkezlerinde aldıkları eğitime 27 yaş sınırı getirilmek istenmesini eleştirdi ve bunun eğitim hakkını zedeleyeceğini savundu. Bu itiraz, yalnızca bir yönetmelik tartışması değil; eğitim hakkının sürekliliği, ailelerin geleceğe dair güvencesi ve engelli bireyin sistem dışına itilmemesi açısından kritik bir uyarı olarak öne çıktı. ARAŞTIRMALAR DERNEĞİN SÖYLEDİĞİNİ DOĞRULUYOR Bilimsel çalışmalar, derneğin 8 Mart metninde dile getirilen temel sorunun duygusal bir saptama değil, ölçülebilir bir gerçek olduğunu gösteriyor. Türkiye’de yayımlanan araştırmalardan birinde, engelli çocuğa sahip bakım veren ebeveynlerin yüzde 78’inin anne olduğu saptandı. Başka çalışmalarda ise çocuğun engel oranı arttıkça bakım yükünün de arttığı, ağır engelli aile üyesine bakım veren kadınlarda bakım yükü yükseldikçe yaşam doyumu ve yaşam kalitesinin olumsuz etkilendiği belirtildi. Bu bulgular, bakımın aile içinde “doğal olarak” kadına bırakılan bir görev gibi görülmesinin, aslında kadınların sosyal ve ekonomik hayatını daraltan yapısal bir sorun ürettiğini ortaya koyuyor. GÖRÜNMEYEN EMEK, EN AĞIR SOSYAL YÜKLERDEN BİRİNE DÖNÜŞÜYOR Sorunun merkezinde yalnızca fiziksel bakım yok. Engelli bireyin sağlık randevusu, eğitimi, taşınması, gündelik ihtiyaçları, sosyal uyumu ve kriz anları çoğu evde tek bir kişinin, çoğunlukla da annenin ya da kadın yakının omzuna yükleniyor. Bu tablo kadınların istihdamdan kopmasına, düzensiz gelirle yaşamasına, sosyal çevreden uzaklaşmasına ve tükenmişlik duygusunun derinleşmesine yol açıyor. Literatürde “bakımın kadınlaşması” olarak tarif edilen bu süreç, engellilik alanında kadınların neden iki kat görünmez kaldığını da açıklıyor: Hem bakım veriyorlar hem de bu bakım çoğu zaman emek sayılmıyor. DEVLET DESTEĞİ VAR, AMA SAHADAKİ YÜKÜ TAM OLARAK HAFİFLETMİYOR Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2026 bütçe verilerine göre 520 bin aileye evde bakım yardımı yapılıyor; ayrıca 104 bin 573 kişi engelli aylığından, 45 bin 750 kişi de engelli yakını aylığından yararlanıyor. Bakanlığın güncel bilgilendirme sayfalarında evde bakım yardımı ve gündüz hizmetleri sisteminin sürdüğü görülüyor. Ancak rakamların büyüklüğü, ihtiyacın karşılandığı anlamına gelmiyor. Sahadaki temel sorun; desteğin yalnızca nakdi boyutta kalması, gündüzlü bakım, geçici bakım, psikososyal destek, yerel koordinasyon ve erişilebilir kamusal hizmetlerin aynı ölçüde güçlenmemesi. Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart metni de tam burada sertleşiyor: Kadınların ve engelli bireylerin yükü yılda bir gün anılarak değil, her gün işleyen destek mekanizmalarıyla hafifletilebilir. DÜNYANIN YÖNÜ BELLİ: YARDIM DEĞİL, HAK VE TOPLUM TEMELLİ DESTEK Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi, engelli bireylerin bağımsız yaşama ve toplum içinde yer alma hakkını açık biçimde güvence altına alıyor. Bu yaklaşım, engelli bireyi edilgen bir yardım nesnesi olarak değil, hak sahibi yurttaş olarak kabul ediyor. Bu çerçevede bakım veren ailelerin, özellikle kadınların yükünü azaltacak hizmetlerin güçlendirilmesi; erişilebilir sağlık, eğitim, sosyal katılım ve yerel destek ağlarının yaygınlaştırılması bekleniyor. Giresun’daki derneğin 8 Mart çıkışı da tam olarak bu çizgiye yaslanıyor: yardım istemekten çok, hakların eksiksiz tanınmasını talep ediyor. GİRESUN’DAN YÜKSELEN SES, TEK BİR GÜNÜN DEĞİL YILIN TAMAMININ MESELESİ Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart mesajı, yerel ölçekte yazılmış bir sosyal medya paylaşımından ibaret değil. O metin, engelli bireylerin bakımını taşıyan kadınların neden yoksullaştığını, neden yalnızlaştığını ve neden çözüm süreçlerinin merkezine alınması gerektiğini özetliyor. Derneğin son dönemde sağlık hizmetine erişim, eğitim hakkı ve engelsiz yaşam merkezi gibi başlıklarda verdiği mücadele de bu sözlerin sahadaki karşılığını güçlendiriyor. Giresun’da dile gelen bu itirazın özeti net: Engelli bireyin hakkı konuşulacaksa, onunla birlikte yaşayan ve hayatı omuzlayan kadının yükü artık tali bir ayrıntı gibi görülemez.

AYNI SEANSTA ÜÇ HAYATİ KALP AMELİYATI BAŞARIYLA GERÇEKLEŞTİRİLDİ Haber

AYNI SEANSTA ÜÇ HAYATİ KALP AMELİYATI BAŞARIYLA GERÇEKLEŞTİRİLDİ

GİRESUN EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ’NDE AYNI SEANSTA ÜÇ HAYATİ KALP AMELİYATI BAŞARIYLA GERÇEKLEŞTİRİLDİ Giresun İl Sağlık Müdürlüğü’ne bağlı Giresun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği’nde, üç ciddi kalp ve damar hastalığı bulunan bir hastaya aynı ameliyatta üç büyük cerrahi müdahale başarıyla uygulandı. Nefes darlığı ve çabuk yorulma şikayetleriyle başvuran hastada yapılan ayrıntılı fizik muayene ve ileri kardiyolojik tetkikler sonucunda; dört damar koroner arter hastalığı, aort kapakta kalsifik ve orta–ileri derecede yetmezlik ile asendan aortta 50 milimetreye ulaşan genişleme tespit edildi. Vaka, Kalp Damar Cerrahisi konseyinde değerlendirilerek kombine cerrahi kararı alındı. Koroner 4 Damar Hastalığına Bypass Hastada kalbi besleyen dört ana koroner damarda ileri derecede daralma saptandı. Çok damar koroner arter hastalığı, kalp kasının yeterli oksijen alamamasına bağlı olarak kalp krizi riskini önemli ölçüde artırıyor. Cerrahi ekip tarafından gerçekleştirilen operasyonda, hastaya dört damar koroner bypass uygulandı. Tıkalı damarların ilerisine yeni kan yolları oluşturularak kalp kasının yeniden yeterli kanlanması sağlandı. Çok damar tutulumunda bypass ameliyatı, uzun dönem yaşam süresi ve yaşam kalitesi açısından en etkili tedavi yöntemlerinden biri olarak kabul ediliyor. Aort Kapak Yetmezliğine Mekanik Kapak Değişimi Tetkiklerde aort kapakta ileri derecede kalsifikasyon ve yetmezlik tespit edildi. Aort kapak yetmezliği, kalpten pompalanan kanın geri kaçmasına neden olarak zamanla kalp büyümesi ve kalp yetmezliği tablosuna yol açabiliyor. Operasyon sırasında hasarlı kapak çıkarılarak yerine mekanik aort kapağı yerleştirildi. Mekanik kapaklar uzun ömürlü olmaları nedeniyle özellikle uygun hasta grubunda tercih ediliyor; ancak ömür boyu kan sulandırıcı tedavi gerektiriyor. Asendan Aort Genişlemesine Cerrahi Müdahale Hastada ayrıca kalpten çıkan ana damar olan asendan aortun 50 milimetreye ulaştığı belirlendi. Bu düzeydeki genişlemeler, yırtılma ve ani ölüm riski nedeniyle cerrahi tedavi gerektirebiliyor. Cerrahi müdahalede genişlemiş aort segmenti çıkarılarak yerine sentetik damar grefti yerleştirildi. Aort cerrahisi, kardiyovasküler cerrahinin en özellikli ve yüksek riskli operasyonları arasında yer alıyor. 6 Saat Süren Operasyonda Üç Büyük Cerrahi Yaklaşık 6 saat süren ameliyatta; 4 damar koroner bypass, Mekanik aort kapak replasmanı, Asendan aort replasmanı aynı seansta başarıyla tamamlandı. Ameliyat sonrası Kalp Damar Cerrahisi yoğun bakım ünitesinde takip edilen hasta, postoperatif 6. günde servise alındı. Genel durumunun iyi olduğu bildirilen hastanın 2–3 gün içerisinde taburcu edilmesi planlanıyor. Kalp Damar Cerrahisi Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Çelik, özellikli ve kompleks kalp ameliyatlarının multidisipliner yaklaşım ve deneyimli cerrahi ekip ile güvenli şekilde uygulanabildiğini belirtti. Giresun İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, bölgedeki hastalara ileri düzey kalp cerrahisi hizmetlerinin başarıyla sunulmaya devam ettiğini vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.