Hava Durumu

#Yaşam

giresunsonhaber - Yaşam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaşam haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Günde En Az Üç Kez Sarılın Haber

Günde En Az Üç Kez Sarılın

Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri”nin “İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin" başlıklı oturumunda konuşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, insanın en temel özelliğinin sosyal bir canlı olması olduğunu vurguladı. İyi ilişkilerin yaşam süresi ve hastalıklar üzerindeki etkisine değinen Prof. Dr. Doğan, “İnsan ilişkileri iyiyse, kişi memnuniyeti yüksekse, yalnızlık azsa; daha az Alzheimer görülüyor, daha sağlıklı ve daha uzun yaşanıyor. Ama yalnızlık varsa erken ölüm, kalp krizi ve demans gibi hastalıklar daha sık görülüyor. O yüzden iyi yaşam, iyi ilişkilerle inşa edilir.” dedi. Fiziksel temas ve iletişimin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Minimum 20 saniyelik sarılmalar oksitosin salgılar. Günde en az üç kez sarılın. Göz teması kurun, yemek masasında telefonu bırakın, birlikte vakit geçirin. Üsküdar Üniversitesi tarafından düzenlenen “Toplum İçin Bilim Eğitim Seminerleri” kapsamında Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan katılımcılarla buluştu. “İnsan İlişkilerinin Nörobilimi: Sosyal Beyin" başlıklı seminerde konuşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, insanın en temel özelliğinin sosyal bir canlı olması olduğunu vurguladı. Konuşmasında uzun yıllardır pozitif psikoloji alanında mutluluk, umut ve iyi oluş üzerine çalışmalar yürüttüğünü belirten Prof. Dr. Tayfun Doğan, son dönemde insan ilişkileri ve sosyal zekâ konularına yeniden yoğunlaştığını söyledi. Prof. Dr. Tayfun Doğan, “İnsanı tek bir sıfatla tanımlayacak olsak, en doğru ifade ‘sosyal bir canlı’ olur. Gerçekten beynimiz buna göre şekillenmiş durumda. Doğduğumuz andan hayatımızın sonuna kadar bizi arayan, merak eden, güvende hissettiren ve önemseyen insanlara ihtiyaç duyarız. İnsan ilişkileri bizim doğal yaşam alanımızdır” dedi. Eş zamanlılık ilişkileri güçlendiriyor Seminerde özellikle eş zamanlılık, ahenk ve senkronizasyon kavramları üzerinde duran Prof. Dr. Doğan, iki ya da daha fazla kişinin birlikte hareket etmesinin beyin üzerinde güçlü etkiler oluşturduğunu ifade etti. Prof. Dr. Doğan, “Birlikte nefes alıp vermek, jest ve mimiklerin benzemesi, konuşma ritimlerinin ve hatta kalp atışlarının birbirine yaklaşması kişiler arasında güçlü bir bağ oluşturur. Bu durum, adeta iki insanın birbirine bağlanması gibidir. Beyin de bu bağı ödüllendirir.” diye konuştu. Bu ödül mekanizmasının temelinde oksitosin hormonu bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin halk arasında sevgi, bağlanma ve güven hormonu olarak bilindiğini belirtti. Prof. Dr. Doğan, “Eş zamanlılık sağlandığında oksitosin salgılanır. Oksitosin de stres hormonu olarak bilinen kortizolün salınımını azaltır. Böylece stres düşer, güven artar, çatışmalar azalır. Eşler arasındaki tartışmaların, çocuklar arasındaki kavgaların azalmasında da bu mekanizma önemli rol oynar.” ifadelerini kullandı. Sarılmak, birlikte yürümek, şarkı söylemek bile etkili Oksitosin salgısını artırmanın gündelik yaşamda oldukça basit yolları olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, birlikte yapılan etkinliklerin ilişkileri güçlendirdiğini söyledi. “Beraber yemek yapmak, birlikte şarkı söylemek, ritmik hareketler yapmak, dans etmek, aynı tempoda yürümek, hatta uzun süre sarılmak bile oksitosin salgısını artırır.” diyen Prof. Dr. Doğan, özellikle 20 saniyeyi aşan sarılmaların kişiler üzerinde rahatlatıcı etkiler oluşturduğunu vurguladı. Prof. Dr. Doğan, toplu ibadetlerin, iftar sofralarının, birlikte film ya da maç izlemenin de aynı mekanizmayı desteklediğini belirterek, “İnsanlar ortak bir ritimde buluştuğunda psikolojik olarak birbirlerine daha çok bağlanıyorlar.” dedi. Oksitosin beynin alarm sistemini sakinleştiriyor Seminerde beynin işleyişine ilişkin nörobilimsel açıklamalarda da bulunan Prof. Dr. Doğan, oksitosinin beynin hipotalamus bölgesinde salgılandığını ve doğrudan amigdala üzerinde etkili olduğunu söyledi. Amigdalanın beynin erken uyarı ve alarm sistemi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Amigdala tehlike sezdiğinde bizi kaygılandırır ve stres hormonlarını harekete geçirir. Ancak oksitosin amigdalaya ‘her şey yolunda, güvendesin’ mesajı verir. Böylece kaygı ve stres daha ortaya çıkmadan önlenmiş olur.” diye konuştu. İş görüşmelerinden aile ilişkilerine kadar etkili Eş zamanlılığın sadece aile ilişkilerinde değil, iş ve eğitim yaşamında da önemli sonuçlar doğurduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, özellikle beden dili uyumunun kişiler arasındaki güveni artırdığını ifade etti. “İş görüşmelerinde, öğretmen-öğrenci ilişkisinde, terapist-danışan ilişkisinde senkronizasyon çok önemlidir. Karşı tarafla uyumlu beden dili geliştirmek kabul görme ihtimalini artırır.” diyen Prof. Dr. Doğan, terapi süreçlerinde başarının en önemli unsurlarından birinin danışanla kurulan uyum olduğunu söyledi. Öğrenmeyi de güçlendiriyor Öğretmen ve öğrenci arasındaki uyumun öğrenme üzerinde doğrudan etkili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, sevilen öğretmenlerin derslerinin daha verimli geçmesinin temel nedenlerinden birinin bu olduğunu belirtti. Prof. Dr. Doğan, “Öğretmen ile sınıf arasında ahenk sağlandığında öğrenciler dersi daha iyi kavrıyor. Aslında hepimizin hayatında sevdiği bir öğretmenin dersini daha iyi anladığı dönemler olmuştur. Bunun altında yatan neden senkronizasyondur.” ifadesinde bulundu. Yalnızlık doğamıza uygun değil İnsanın sosyal bir varlık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Doğan, yalnızlığın biyolojik düzeyde ciddi sonuçlar doğurduğunu belirtti ve “Yalnızlık doğamıza uygun değil. Peki ne yapıyor yalnızlık? Neden bizi strese sokuyor? Bu konuda yapılan araştırmalar var. Cacioppo’nun çalışmasında katılımcılara gün içinde yalnızlık düzeylerini ve fizyolojik tepkilerini ölçmeleri istendi. Sonuçta şunu gördük: Yalnızlık hisseden insanlar, adeta fiziksel bir saldırıya uğramış gibi kortizol salgılıyor.” şeklinde konuştu. Yalnızlığın vücutta “savaş ya da kaç” tepkisini tetiklediğini ifade eden Prof. Dr. Doğan, bunun bağışıklık sistemi ve uyku üzerinde olumsuz etkiler oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Doğan, “Yalnızlık durumunda vücudumuz alarm moduna geçiyor. Kortizol yükseliyor. Bu da bağışıklık sistemimizi zayıflatıyor, uyku düzenimizi bozuyor. Gece uyanmalarının önemli nedenlerinden biri de yüksek stres hormonudur. Beyin sürekli tehlike varmış gibi çalışır.” dedi. Sosyal bağ kimyasal bir ilaçtır Seminerde hayvan deneylerinden örnekler de paylaşan Prof. Dr. Tayfun Doğan, “Felç edilen fareler üzerinde yapılan deneylerde, sosyal ortamda bulunan farelerin çok daha hızlı iyileştiği görülüyor. İzole edilen farelerde ise iyileşme neredeyse yok. Bunun nedeni oksitosin hormonu. Sosyal bağ aslında kimyasal bir ilaçtır.” diye konuştu. Yapay oksitosin verilmesi durumunda bile iyileşmenin hızlandığını belirten Prof. Dr. Doğan, ancak bunun doğal yollarla sağlanması gerektiğini vurguladı ve “Buradan ‘gidip oksitosin alın’ sonucu çıkarmıyoruz. Oksitosini doğal yollarla artırmalıyız. Sarılmak, birlikte yemek yemek, yürüyüş yapmak, şarkı söylemek… Bunların hepsi oksitosin salgılatır.” ifadesinde bulundu. Bağımlılık, eksik sosyal bağın telafisidir “Bağımlılık sosyal ilişkilerden almamız gereken kimyasalları alamadığımızda bunları yapay yollarla telafi etme çabasıdır.” diyen Prof. Dr. Doğan, bu durumun yalnızca madde bağımlılığıyla sınırlı olmadığını belirterek, şunları söyledi: “Yeterli sosyal bağ kuramayan bireyler bu eksikliği yemekle, internetle, kumarla ya da başka bağımlılıklarla doldurmaya çalışır. Yalnızlık acı vericidir ve bu acıyı azaltmak için insanlar farklı yollar arar.” Yalnızlık bir uyarı sinyali Yalnızlığın evrimsel bir anlamı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Doğan, “Eğer yalnızlık keyifli bir şey olsaydı insan türü yok olurdu. Yalnızlık bize ‘git ve sosyalleş’ mesajı verir. Tıpkı açlık gibi… Açlık nasıl bize ‘yemek bul’ diyorsa, yalnızlık da ‘insan bul’ der.” şeklinde konuştu. Modern şehir yaşamı ‘insanat bahçesi’ne dönüşüyor Modern yaşamın yalnızlığı artırdığına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Apartman yaşamı, yalnız bireyler… Aslında hepimiz izole fareler gibiyiz. Depresyon, bağımlılık, aşırı yeme davranışları bu yüzden artıyor. Desmond Morris modern şehirler için ‘insanat bahçesi’ ifadesini kullanıyor. Hayvanat bahçesi hayvanların doğasına uygun değilse, bu yaşam da insanın doğasına uygun değil.” dedi. Sosyalleşme beyni fiziksel olarak değiştiriyor Sosyal etkileşimin beyin yapısı üzerindeki etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, bilimsel bulguları şöyle aktardı: “Sosyal ortamda yaşayan bireylerin beyin kabuğu daha kalın oluyor. BDNF dediğimiz, beynin gelişimi için çok önemli olan madde artıyor. Nöronlar arası bağlantılar güçleniyor. Yani sosyalleşmek sadece psikolojik değil, fizyolojik olarak da beyni geliştiriyor.” Prof. Dr. Tayfun Doğan, uzun yıllara yayılan bilimsel araştırmaların insan ilişkilerinin yaşam kalitesi üzerindeki belirleyici rolünü ortaya koyduğunu söyledi. İnsan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkileri neler? Konuşmasında dünyaca ünlü Harvard çalışmasına dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, insan ilişkilerinin sağlık ve mutluluk üzerindeki etkisini şu sözlerle anlattı: “Meşhur bir araştırma var. Medyada genellikle Harvard mutluluk araştırması diye geçer ama asıl adı Harvard Yetişkin Gelişimi Araştırması. 1938’de başlıyor ve bugün 88 yılı geride bıraktı. Katılımcıların her yıl kan değerlerine bakılıyor, beyin görüntülemeleri yapılıyor, psikolojik testler uygulanıyor, birebir görüşmeler gerçekleştiriliyor. Kariyer, para, statü gibi birçok değişken inceleniyor. Ama sonuç çok net: Mutluluk ve sağlıkta bir numaralı faktör insan ilişkileri.” İyi ilişkilerin yaşam süresi ve hastalıklar üzerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Doğan, “İnsan ilişkileri iyiyse, kişi memnuniyeti yüksekse, yalnızlık azsa; daha az Alzheimer görülüyor, daha sağlıklı ve daha uzun yaşanıyor. Ama yalnızlık varsa erken ölüm, kalp krizi ve demans gibi hastalıklar daha sık görülüyor. O yüzden iyi yaşam, iyi ilişkilerle inşa edilir.” dedi. Yalnızlık erken ölüm riskini artırıyor Yalnızlığın sağlık üzerindeki etkilerine ilişkin geniş çaplı araştırmalara da değinen Prof. Dr. Doğan, “3 milyon kişi üzerinde yapılan meta-analizler, kronik yalnızlığın erken ölüm riskini yüzde 20-30 artırdığını gösteriyor. Ayrıca demans ve kalp hastalıkları riskini de yükseltiyor. Hatta kronik yalnızlık, günde 15 sigara içmek kadar zararlı.” ifadesinde bulundu. Kötü ilişki, yalnızlıktan daha zararlı olabilir Sağlıklı ilişkilerin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Doğan, her sosyal bağın olumlu olmadığını belirterek, “Yalnız kalmamak adına her ilişkiye tutunmak doğru değil. Hayatımıza giren insanlara şu soruyu sormalıyız: ‘Bana yalnızlıktan daha mı iyi geleceksin, yoksa yalnızlığın güzelliğini mi hatırlatacaksın?’ Çünkü kötü ilişkiler bazen yalnızlıktan daha fazla zarar verir.” diye konuştu. Ayrılık acısının biyolojik temeli var İnsanların sevdiklerinden ayrıldıklarında yaşadıkları duygusal acının biyolojik bir karşılığı olduğunu belirten Prof. Dr. Doğan, “Sevdiğimiz kişilerle birlikteyken beynimiz belirli kimyasallara alışır. Ayrılık, kayıp ya da uzaklaşma durumunda bu kimyasallar kesilir ve bir tür yoksunluk yaşarız. Bu yüzden acı çekeriz. Zamanla beyin bu durumu kabullenir ve iyileşme başlar.” ifadesinde bulundu. Besleyici ilişki oksitosin üretir, zehirleyici ilişki stres artırır Seminerde “besleyici” ve “zehirleyici” ilişki kavramlarına da değinen Prof. Dr. Doğan, “Doğuştan bir ilişki tarzımız yoktur. Sonradan öğreniriz. Besleyici ilişkiler; saygılı, samimi, destekleyici ve karşı tarafın değerli hissetmesini sağlayan ilişkilerdir. Bu tarz ilişkiler oksitosin üretir. Zehirleyici ilişkiler ise eleştiren, küçümseyen, öfke yüklü ve karşı tarafın özsaygısını zedeleyen ilişkilerdir. Bunlar da kortizol üretir.” dedi. Sosyal destek iyileşmeyi hızlandırıyor Sosyal bağların fiziksel sağlık üzerindeki etkisine de dikkat çeken Prof. Dr. Doğan, “Oksitosin salgılandığında hücresel onarım artar, doğal ağrı kesici etki oluşur. Ameliyat sonrası yanında destek olan kişiler varsa iyileşmenin daha hızlı olması tesadüf değildir. Sosyal destek bir şifadır.” şeklinde konuştu. Günde en az üç kez sarılın Günlük yaşamda uygulanabilecek basit öneriler de paylaşan Prof. Dr. Doğan, özellikle fiziksel temas ve iletişimin önemine dikkat çekti ve “Minimum 20 saniyelik sarılmalar oksitosin salgılar. Günde en az üç kez sarılın. Göz teması kurun, yemek masasında telefonu bırakın, birlikte vakit geçirin. Küçük iyilikler bile büyük etkiler oluşturur. İyilik yapan kişi, iyilik görenden daha mutlu olur. Çünkü en büyük kazancı o elde eder. Küçük bir yardım, kısa bir sohbet bile insanın oksitosin düzeyini artırır.” dedi. Sosyalleşmek yaşlanmayı geciktiriyor Sosyalleşmenin biyolojik etkilerine de değinen Prof. Dr. Doğan, hücre yaşlanmasıyla ilgili önemli bir noktaya dikkat çekti ve “Telomer dediğimiz yapılar hücrelerin yaşlanmasını belirler. Sosyalleşme bu yapıların kısalmasını yavaşlatır. Yani sosyal ilişkiler daha uzun ve sağlıklı yaşam sağlar.” diye konuştu. Konuşmasında katılımcılara çağrıda bulunan Prof. Dr. Doğan, “Kalbinizi ısıtın. Size iyi gelen şeyleri hayatınıza dahil edin. Derin bağlar kurun, iyilik yapın, sevdiklerinizi arayın. Her insan günde en az bir kez ‘iyi ki varsın’ sözünü duymalı. Eğer bunu duymuyorsanız, siz başkalarına söyleyin.” ifadesinde bulundu. Seminerin sonunda katılımcıların sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Doğan, insanın sosyal bir varlık olduğunu hatırlatarak, “Birbirimize ihtiyacımız var. Bu bir lüks değil, temel bir ihtiyaç.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

“TALANA GÖZ YUMANLAR, BU VEBALİN ORTAĞIDIR” Haber

“TALANA GÖZ YUMANLAR, BU VEBALİN ORTAĞIDIR”

DERELİ DOĞA VE YAŞAM DERNEĞİ SÖZCÜSÜ TÜRK’TEN MADEN PROJELERİNE SERT TEPKİ “TALANA GÖZ YUMANLAR, BU VEBALİN ORTAĞIDIR” Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk, Giresun ve ilçelerinde gündemde olan maden projelerine sert tepki gösterdi. Türk, son ihalenin ardından Giresun Merkez’e bağlı 14 köyün daha maden sahası kapsamına alındığını savundu, kentteki ruhsatlandırma sürecinin doğa ve yaşam alanları üzerinde ağır bir baskı oluşturduğunu söyledi. İbrahim Türk, yaptığı açıklamada Giresun’daki maden projelerinin büyüyen bir çevre ve yaşam sorunu haline geldiğini belirtti. Türk, maden sahalarının genişlemesinin kentin doğal yapısını, su havzalarını ve tarımsal üretim alanlarını tehdit ettiğini ifade etti. Türk, açıklamasında Giresun coğrafyasının önemli bölümünün madencilik faaliyetleri için ruhsatlandırıldığını öne sürdü. Son ihale süreciyle birlikte Giresun Merkez’e bağlı 14 köyün daha bu kapsamda gündeme geldiğini belirten Türk, yaşanan tabloyu “yok oluş sarmalı” olarak niteledi. SİYASETE TEPKİ GÖSTERDİ İbrahim Türk, açıklamasında siyaset kurumuna da sert eleştiriler yöneltti. Maden projelerinin her tepeyi ve vadiyi adım adım kuşattığını savunan Türk, sessiz kalan siyasetçilerin bu süreç karşısında sorumluluk taşıdığını dile getirdi. Türk, “Halkın oylarıyla koltuk sahibi olup, Giresun’un doğası şirketlere peşkeş çekilirken dilsizleşenler, bu vebalin ortağıdır. Kimse bu sessizliği kabulleniş sanmasın” ifadelerini kullandı. HUKUK VE MEŞRUİYET VURGUSU Açıklamasında Giresun’un tarihsel mücadele hafızasına da dikkat çeken Türk, kentin geçmişte olduğu gibi bugün de toprağını ve suyunu koruma iradesi göstereceğini söyledi. Türk, bu mücadelenin hukuk ve meşruiyet zemini içinde sürdürüleceğini belirtti. “GİRESUN SAHİPSİZ DEĞİLDİR” Maden kuşatmasının yalnızca çevresel bir başlık olmadığını, aynı zamanda bir yaşam ve varoluş meselesi haline geldiğini söyleyen Türk, fındık bahçeleri ile su havzalarının baskı altında kaldığını ifade etti. Türk, “Giresun halkı, atalarından miras kalan gönüllülük bilinciyle doğasını vahşi madencilik şirketlerinin kâr hırsına teslim etmeyecektir. Giresun bir maden şantiyesi değil, vatan toprağıdır” dedi. Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk, doğa tahribatına sessiz kalanların değil, toprağına sahip çıkanların kazanacağını savundu. Açıklama, kentte maden projeleri etrafında süren tartışmayı bir kez daha büyüttü.

DÜNYA SULAK ALANLAR GÜNÜ’NDE GİRESUN’DA DOĞAYA CAN SUYU Haber

DÜNYA SULAK ALANLAR GÜNÜ’NDE GİRESUN’DA DOĞAYA CAN SUYU

DÜNYA SULAK ALANLAR GÜNÜ’NDE GİRESUN’DA DOĞAYA CAN SUYU Tirebolu’da su kuşları ve balıklar beslendi, sulak alanların hayati önemi vurgulandı GİRESUN — 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü kapsamında Giresun Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü tarafından düzenlenen farkındalık etkinliği, doğanın kalbi sayılan sulak alanlara dikkat çekti. Tirebolu ilçesinde gerçekleştirilen çalışmada su kuşları ve balıklar için besleme yapılarak ekosistemin bütünlüğüne vurgu yapıldı. Etkinlik; Tirebolu Hamam Mahallesi Kumyalı Mevkii ile Harşit Vadisi güzergâhında gerçekleştirildi. Doğal yaşam alanlarında yapılan besleme çalışması, özellikle kış aylarında besin bulmakta zorlanan su kuşları için destek niteliği taşıdı. SULAK ALANLAR: DOĞANIN GİZLİ KAHRAMANLARI Uzmanlara göre sulak alanlar yalnızca kuşların konaklama noktası değil; aynı zamanda su döngüsünün düzenlenmesi, taşkınların önlenmesi, yeraltı sularının beslenmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması açısından da kritik rol oynuyor. Dünya genelinde her yıl milyonlarca hektar sulak alan yok olurken, bu kayıp; kuş göç yollarından balık popülasyonlarına, iklim dengesinden tarımsal üretime kadar geniş bir zinciri etkiliyor. Türkiye ise üç kıtanın kesişiminde yer alması nedeniyle yüzlerce kuş türü için hayati öneme sahip sulak alanlara ev sahipliği yapıyor. Karadeniz kıyıları ve akarsu vadileri ise göç rotaları üzerinde bulunan en önemli doğal koridorlar arasında yer alıyor. GİRESUN’DA DOĞAL YAŞAMA ORTAK DESTEK Tirebolu’daki etkinliğe bölgedeki sivil paydaşlar da destek verdi. Tirebolu Balıkçılık Derneği, Tirebolu Avcılar ve Atıcılar Derneği ve Tirebolu Su Ürünleri Kooperatifi çalışmaya katkı sunarak sulak alanların korunmasına yönelik toplumsal duyarlılığın güçlenmesine destek oldu. Yetkililer, sulak alanların yalnızca yaban hayvanları için değil; temiz su kaynaklarının devamlılığı, balıkçılık faaliyetleri ve bölgesel iklim dengesi açısından da yaşamsal önemde olduğunu vurguladı. “SULAK ALANLAR DOĞANIN SİGORTASIDIR” Müdürlük tarafından yapılan açıklamada, sulak alanların kirletilmemesi, doğal yapısının bozulmaması ve su canlılarının yaşam alanlarının korunması için vatandaşların daha hassas davranması gerektiği belirtildi. Açıklamada şu mesaj öne çıktı: “Sulak alanlar doğanın sigortasıdır. Bu alanları korumak; kuşları, balıkları, suyu ve geleceğimizi korumaktır.” Giresun’da sulak alanların korunmasına ve yaban hayatının desteklenmesine yönelik çalışmaların yıl boyunca devam edeceği bildirildi.

VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞI GÜÇLÜ MESAJ: “TOPRAK BİZİM, YAŞAM BİZİM” Haber

VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞI GÜÇLÜ MESAJ: “TOPRAK BİZİM, YAŞAM BİZİM”

Bulancak’ta Vahşi Madenciliğe Karşı Geniş Katılımlı Miting: “Toprak Bizim, Yaşam Bizim” Bulancak’ta, vahşi madencilik faaliyetlerine karşı toplumsal itiraz güçlü bir mitingle dile getirildi. Giresun–Bulancak–Piraziz Çevre ve Doğa Derneği öncülüğünde 20 Aralık 2025 Cumartesi günü Bulancak Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen miting, “Toprak Bizim, Yaşam Bizim” başlığıyla gerçekleştirildi. Giresun ve Ordu’nun farklı ilçe ve beldelerinden yüzlerce yurttaşın katıldığı etkinlikte, doğa ve yaşam alanlarının korunmasına yönelik ortak irade vurgulandı. Mitinge; CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Emek Partisi, Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi, Yeşil Sol Parti ve SYKP’nin yanı sıra KESK, Giresun Barosu, Belediye-İş Sendikası, Atatürkçü Düşünce Derneği, NE-DER, Türkiye Ormancılar Derneği, Birleşik Emekliler Sendikası, Emekliler Dayanışma Sendikası, Bulancak Sanat Tiyatrosu ve çok sayıda sivil toplum örgütü destek verdi. Geniş katılım, çevre mücadelesinin parti ve kurum sınırlarını aşan toplumsal bir talep olduğunu ortaya koydu. Cumhuriyet Meydanı’ndaki mitinge; Gökhan Şenyürek, Bülent Akpınar, Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede, Espiye Belediye Başkanı Erol Karadere, Çanakçı Belediye Başkanı Tuncay Kasım, Soğukpınar Belediye Başkanı Mustafa Eyice ile siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı. Yapılan konuşmalarda, “arama” adı altında yürütülen faaliyetlerin fiilen doğayı tahrip ettiği; ÇED süreçlerinin şirketler lehine hızlandırılmasının kamu yararı ilkesini zedelediği dile getirildi. Giresun topraklarının önemli bir bölümünün maden arama ruhsat sahası ilan edilmesinin, tarım alanları, içme suyu kaynakları ve doğal yaşam üzerinde ciddi tehdit oluşturduğuna dikkat çekildi. Özellikle Bulancak’ın birçok köyünü doğrudan etkilemesi beklenen maden çalışmalarına ilişkin kaygılar paylaşılırken, köylülerin rızası alınmadan yürütülen süreçlerin kabul edilemez olduğu vurgulandı. Konuşmalarda fındık başta olmak üzere tarımsal üretimin, su havzalarının ve bölgenin ekosisteminin geri dönülmez zarar riskiyle karşı karşıya olduğunun altı çizildi. “Toprakların, derelerin ve yaşam alanlarının şirketlerin değil halkın olduğu” vurgusu öne çıkarken, çevre mücadelesinin yalnızca yerel değil, tüm toplumun ortak meselesi olduğu ifade edildi. Miting, “Toprak bizim, yaşam bizim” sloganları ve doğaya sahip çıkma çağrıları eşliğinde sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.