Hava Durumu

#Yaş Sınırı

giresunsonhaber - Yaş Sınırı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yaş Sınırı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

65 YAŞ ÜSTÜ SÜRÜCÜLERE YASAK YOK, Haber

65 YAŞ ÜSTÜ SÜRÜCÜLERE YASAK YOK,

65 YAŞ ÜSTÜ SÜRÜCÜLERE YASAK YOK, SAĞLIK KONTROLÜ VE BELGE YENİLEME ŞARTI VAR Türkiye’de sürücü belgelerine ilişkin yaş sınırı, sağlık raporu ve yenileme kuralları yeniden gündeme geldi. Resmi düzenlemelere göre 65 yaş üstü sürücüler için özel otomobil kullanımını doğrudan yasaklayan genel bir uygulama bulunmuyor. Ancak sürücü belgesinin sınıfına göre geçerlilik süresi, yenileme sırasında sağlık raporu zorunluluğu ve ticari taşımacılıkta SRC ile psikoteknik değerlendirme şartları önem taşıyor. EHLİYETTE YAŞ DEĞİL, BELGE SINIFI VE SAĞLIK ŞARTI BELİRLEYİCİ Sürücü belgelerinde yaş sınırı, belge yenileme süresi ve sağlık raporu zorunluluğu son günlerde yeniden kamuoyunun gündemine taşındı. Özellikle sosyal medya paylaşımlarında “65 yaş üstü olanların araç kullanımı yeni kurallara bağlandı” yönündeki ifadeler, sürücü belgesi mevzuatının hangi yaş gruplarını nasıl etkilediği sorusunu öne çıkardı. Resmi kaynaklara göre Türkiye’de 65 yaş üstü özel otomobil sürücülerinin araç kullanmasını doğrudan yasaklayan genel bir düzenleme bulunmuyor. Uygulamada belirleyici olan unsur, sürücünün yaşı tek başına değil; sahip olduğu sürücü belgesi sınıfı, belgenin geçerlilik süresi ve yenileme sırasında alınması gereken sağlık raporu oluyor. Bu nedenle konu, “65 yaş üstüne araç kullanma yasağı” şeklinde değil, sürücü belgesi yenileme, sağlık yeterliliği ve trafik güvenliği çerçevesinde değerlendirilmelidir. B SINIFI EHLİYETTE YAŞ ŞARTI 18 OLARAK UYGULANIYOR Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün sürücü belgesi bilgilendirmelerine göre B sınıfı sürücü belgesi almak için yaş şartı 18 olarak uygulanıyor. M, A1 ve B1 sınıfı belgelerde alt yaş sınırı 16; A2, B, BE, C1, C1E, F ve G sınıflarında 18; C, CE, D1 ve D1E sınıflarında 21; D ve DE sınıflarında ise 24 yaş şartı bulunuyor. Bu tabloya göre özel otomobil kullanan yurttaşların büyük bölümünü ilgilendiren B sınıfı ehliyetlerde temel alt yaş sınırı 18. İleri yaş gruplarında ise esas konu, ilk kez ehliyet alma yaşından çok, mevcut belgenin geçerlilik süresi ve sürücünün sağlık yeterliliği olarak öne çıkıyor. SÜRÜCÜ BELGELERİNDE GEÇERLİLİK SÜRESİ SINIFA GÖRE DEĞİŞİYOR Türkiye’de yeni tip sürücü belgeleri süresiz olarak kullanılmıyor. Belgenin geçerlilik süresi, ehliyet sınıfına göre belirleniyor. C1, C1E, C, CE, D1, D1E, D ve DE sınıfı sürücü belgeleri 5 yıl süreyle geçerli kabul ediliyor. M, A1, A2, A, B1, B, BE, F ve G sınıfı sürücü belgelerinde ise geçerlilik süresi 10 yıl olarak uygulanıyor. Bu nedenle B sınıfı ehliyete sahip olan özel otomobil sürücülerinin, belgelerinin üzerinde yer alan son geçerlilik tarihini kontrol etmesi gerekiyor. Geçerlilik süresi dolan sürücü belgesiyle trafiğe çıkılması halinde idari yaptırım uygulanabiliyor ve sürücü belgesi geri alınabiliyor. Burada temel kural nettir: Sürücü belgesi geçerlilik süresi dolduğunda, yaş kaç olursa olsun belge yenilenmeden araç kullanılmamalıdır. EHLİYET YENİLEMEDE SAĞLIK RAPORU ZORUNLU Sürücü belgesi yenileme işlemlerinde sağlık raporu zorunlu belgeler arasında yer alıyor. İlk kez sürücü belgesi alacak kişilerde olduğu gibi, mevcut sürücü belgesini yenilemek isteyen kişilerden de sürücü sağlık raporu isteniyor. Başvuru sürecinde kimlik belgesi, mevcut sürücü belgesi, biyometrik fotoğraf, kan grubu beyanı, adli sicil kaydı ve ilgili ücretlerin yanı sıra sürücü sağlık raporu da dosyaya ekleniyor. Sağlık raporu süreci, e-Devlet üzerinden “Kişisel Sağlık Bilgi Formu”nun doldurulmasıyla başlıyor. Ardından kişi aile hekimine, sağlık tesisine veya özel sağlık kuruluşuna başvurabiliyor. Hekim, muayene sırasında sürücülüğe engel olabilecek bir sağlık sorunu görürse kişiyi ilgili uzmanlık dalına sevk edebiliyor. Bu değerlendirmede görme, işitme, nörolojik durum, psikiyatrik bulgular, ortopedik yeterlilik, kronik hastalıklar ve kullanılan ilaçlar dikkate alınabiliyor. “65 YAŞ ÜSTÜ ARAÇ KULLANAMAZ” İDDİASI DOĞRU DEĞİL Kamuoyunda zaman zaman gündeme gelen “65 yaş üstü olanlar araç kullanamayacak” iddiası, resmi mevzuat çerçevesinde doğru bir ifade değildir. Türkiye’de özel otomobil kullanan 65 yaş üstü sürücüler için yaşa bağlı otomatik bir trafik yasağı bulunmuyor. Doğru ifade şudur: Sürücü belgesinin geçerlilik süresi dolan herkes, yaşı kaç olursa olsun belgesini yenilemek zorundadır. Yenileme sırasında sağlık raporu alınması gerekir. Sağlık değerlendirmesinde sürücülüğe engel bir durum tespit edilirse ilgili mevzuat hükümleri uygulanır. Dolayısıyla konu, yaşlı sürücülerin topluca trafikten men edilmesi değil; trafik güvenliği açısından sağlık yeterliliğinin ve belge geçerliliğinin kontrol edilmesidir. TİCARİ SÜRÜCÜLER İÇİN AYRI KURALLAR UYGULANIYOR Özel otomobil sürücüleri ile ticari taşımacılık yapan sürücüler aynı kapsamda değerlendirilmemelidir. Ticari taşımacılıkta SRC belgesi, mesleki yeterlilik, psikoteknik değerlendirme ve taşımacılık faaliyetinin niteliğine göre farklı yaş şartları devreye giriyor. Yolcu taşımacılığı, yük taşımacılığı, kurye hizmetleri ve ağır vasıta kullanımı gibi alanlarda sürücülerin yalnızca ehliyet sahibi olması yeterli görülmüyor. Bu alanlarda ilgili mesleki yeterlilik belgeleri, sağlık raporları ve psikoteknik değerlendirmeler de aranıyor. Son düzenlemelerle ticari taşımacılık alanında bazı belge türlerinde yaş sınırına ilişkin uygulamalar ayrıca ele alındı. Ancak bu düzenlemeler, B sınıfı ehliyetle kendi özel otomobilini kullanan her yurttaşı kapsayan genel bir yaş yasağı anlamına gelmiyor. BAŞVURULAR NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİ ÜZERİNDEN YAPILIYOR Sürücü belgesi yenileme ve ilk başvuru işlemleri için randevular Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün randevu sistemi, e-Devlet Kapısı, NVİ Mobil, Nüfusmatik veya Alo 199 üzerinden alınabiliyor. Başvuru öncesinde gerekli belgelerin hazırlanması, sağlık raporunun alınması ve ilgili ücretlerin yatırılması gerekiyor. Belgelerinde eksiklik bulunan kişilerin işlemleri tamamlanamıyor. Sürücülerin özellikle belge üzerindeki son geçerlilik tarihini kontrol etmesi, yenileme sürecini son güne bırakmaması ve sağlık raporu işlemlerini zamanında tamamlaması önem taşıyor. İLERİ YAŞTA SAĞLIK KONTROLÜ NEDEN ÖNEMLİ? 65 yaşından sonra araç kullanma meselesi yalnızca yasal bir konu değil, aynı zamanda trafik güvenliği açısından da önemli bir başlık. Yaş tek başına sürücülük becerisini ortadan kaldırmaz. Birçok kişi ileri yaşta da güvenli biçimde araç kullanmaya devam edebilir. Ancak yaşlanma süreciyle birlikte ortaya çıkan bazı fizyolojik ve bilişsel değişiklikler sürüş güvenliğini etkileyebilir. Bu nedenle sağlık raporu uygulamasının amacı yaşlı sürücüleri trafikten dışlamak değil; sürücünün kendisini, araç içindeki yolcuları, yayaları ve diğer yol kullanıcılarını korumaktır. GÖRME KAPASİTESİNDE AZALMA YAŞANABİLİR İleri yaşla birlikte görme keskinliği, gece görüşü, ışığa uyum sağlama, kontrast algısı ve derinlik algısında azalma görülebilir. Karşıdan gelen far ışığı, yağmurlu hava, sis, tünel giriş-çıkışları, kavşaklar ve yaya geçitleri bu nedenle daha riskli hale gelebilir. Özellikle gece araç kullanırken zorlanma, trafik işaretlerini geç fark etme, şerit çizgilerini takip etmekte güçlük çekme ve ışık yansımalarından rahatsız olma gibi durumlar, sürücünün göz kontrolünden geçmesi gerektiğini gösteren önemli işaretlerdir. İŞİTME DUYUSU ZAYIFLAYABİLİR Trafikte güvenli sürüş yalnızca görmeye bağlı değildir. Korna, siren, yaklaşan araç sesi, motosiklet sesi, tren uyarısı veya çevresel ikazların zamanında algılanması da sürüş güvenliği açısından önemlidir. Yaşla birlikte işitme duyusunda azalma yaşanabilir. Bu durum özellikle kavşaklarda, yoğun şehir trafiğinde, ambulans ve itfaiye gibi geçiş üstünlüğü bulunan araçların fark edilmesinde risk oluşturabilir. REFLEKS VE TEPKİ SÜRESİ UZAYABİLİR Araç kullanırken saniyeler büyük önem taşır. Ani fren yapan bir araç, yola çıkan bir yaya, kavşakta beklenmeyen bir manevra veya şerit değiştiren bir sürücü karşısında hızlı tepki vermek gerekir. İleri yaşla birlikte reflekslerde yavaşlama ve tepki süresinde uzama görülebilir. Bu nedenle yaşlı sürücülerin takip mesafesini artırması, hızını yol ve hava koşullarına göre daha dikkatli ayarlaması, ani manevralardan kaçınması ve uzun yolculuklarda daha sık mola vermesi önemlidir. Güvenli sürüşte hız kadar, doğru zamanda doğru tepki verebilmek de belirleyicidir. KAS GÜCÜ VE HAREKET KABİLİYETİ AZALABİLİR Araç kullanmak yalnızca direksiyonu çevirmekten ibaret değildir. Pedala yeterli kuvvet uygulamak, ani durumda fren yapabilmek, aynaları kontrol etmek, omuz üzerinden kör noktaya bakmak, park etmek, geri manevra yapmak ve aracı dar alanlarda yönlendirmek fiziksel hareket kabiliyeti gerektirir. Yaşla birlikte boyun, omuz, bel, diz ve ayak bileği hareketlerinde kısıtlılık oluşabilir. Bu kısıtlılıklar, özellikle geri manevrada, kavşak geçişlerinde ve şerit değişimlerinde sürücünün çevre kontrolünü zorlaştırabilir. DİKKAT VE KARAR VERME SÜREÇLERİ YAVAŞLAYABİLİR Trafik, aynı anda çok sayıda unsurun takip edilmesini gerektiren karmaşık bir ortamdır. Sürücü; trafik ışıklarını, levhaları, yayaları, diğer araçları, hızını, mesafeyi, aynaları ve yol durumunu aynı anda değerlendirmek zorundadır. Yaş ilerledikçe dikkat bölme, aynı anda birden fazla uyarana odaklanma, mesafe hesaplama, hız değerlendirme ve kavşakta hızlı karar verme becerilerinde yavaşlama görülebilir. Bu durum özellikle yoğun şehir trafiğinde, çok şeritli yollarda, gece sürüşlerinde ve karmaşık kavşaklarda daha belirgin hale gelebilir. İLAÇ KULLANIMI SÜRÜŞ GÜVENLİĞİNİ ETKİLEYEBİLİR İleri yaşta tansiyon, diyabet, kalp hastalıkları, uyku bozukluğu, ağrı, kaygı bozukluğu, nörolojik hastalıklar veya kronik rahatsızlıklar nedeniyle düzenli ilaç kullanımı artabilir. Bazı ilaçlar uyku hali, baş dönmesi, bulanık görme, denge sorunu, dikkat dağınıklığı veya tepki süresinde yavaşlama yapabilir. Bu nedenle düzenli ilaç kullanan sürücülerin, kullandıkları ilaçların araç kullanmaya etkisini doktor veya eczacıya danışması gerekir. Özellikle yeni başlanan ilaçlar, doz değişiklikleri ve birden fazla ilacın birlikte kullanılması sürüş güvenliği açısından dikkatle değerlendirilmelidir. KRONİK HASTALIKLAR SÜRÜCÜLÜK YETERLİLİĞİNİ ETKİLEYEBİLİR Diyabet, kalp-damar hastalıkları, yüksek tansiyon, epilepsi, Parkinson benzeri hareket bozuklukları, demans, ağır psikiyatrik hastalıklar, uyku apnesi ve bazı nörolojik rahatsızlıklar araç kullanma güvenliğini etkileyebilir. Bu tür hastalıklarda önemli olan, hastalığın adından çok sürücünün fiili araç kullanma yeterliliğidir. Kontrol altında olan bazı hastalıklarda kişi güvenli biçimde araç kullanmaya devam edebilirken, kontrolsüz veya ilerleyici sağlık sorunlarında uzman değerlendirmesi gerekebilir. AİLELER VE YAKIN ÇEVRE DE DİKKATLİ OLMALI İleri yaştaki sürücülerde bazı uyarı işaretleri aile bireyleri ve yakın çevre tarafından da fark edilebilir. Aracın sık sık çizilmesi, küçük kazaların artması, trafik işaretlerinin gözden kaçırılması, yanlış şeride girme, kavşaklarda kararsız kalma, gece araç kullanırken zorlanma, yakın çevreden “araç kullanma tarzın değişti” uyarılarının gelmesi önemli belirtiler arasında yer alır. Bu tür durumlarda ailelerin yaklaşımı suçlayıcı değil, koruyucu olmalıdır. Amaç kişinin özgürlüğünü elinden almak değil; hem sürücünün hem de toplumun güvenliğini sağlamaktır. GÜVENLİ SÜRÜŞ İÇİN ALINABİLECEK ÖNLEMLER 65 yaşından sonra araç kullanmaya devam eden sürücülerin düzenli göz ve işitme kontrolü yaptırması, kullandığı ilaçları hekim veya eczacıyla gözden geçirmesi, gece ve kötü hava koşullarında araç kullanmaktan kaçınması, uzun yolculuklarda daha sık mola vermesi, hız limitlerine daha dikkatli uyması ve takip mesafesini artırması öneriliyor. Yoğun trafik saatlerinden kaçınmak, bilinmeyen güzergâhlarda önceden rota planlamak, araç içi dikkat dağıtıcı unsurları azaltmak, telefon kullanmamak ve gerektiğinde kısa mesafelerde alternatif ulaşım yöntemlerini tercih etmek de trafik güvenliği açısından önem taşıyor. SONUÇ: AMAÇ YASAK DEĞİL, GÜVENLİ SÜRÜŞÜ SAĞLAMAK 65 yaş üstü sürücülere ilişkin tartışmalarda doğru bilginin kamuoyuna açık biçimde aktarılması gerekiyor. Mevcut düzenlemeler, özel otomobil kullanan 65 yaş üstü yurttaşlar için genel bir araç kullanma yasağı öngörmüyor. Ancak belge süresi dolan herkesin ehliyetini yenilemesi, yenileme sırasında sağlık raporu alması ve sağlık yönünden sürücülüğe engel bir durum bulunmadığını belgelemesi gerekiyor. Trafik güvenliği açısından en sağlıklı yaklaşım, yaş üzerinden genelleme yapmak değil; her sürücüyü belge sınıfı, sağlık durumu, sürüş becerisi ve fiili trafik güvenliği açısından değerlendirmektir. Yaş ilerledikçe denetimin amacı kişiyi trafikten dışlamak değil; güvenli, kontrollü ve sağlıklı biçimde araç kullanmasını sağlamaktır.

EV KADINLARINA EMEKLİLİK VAADİ TBMM GÜNDEMİNDE Haber

EV KADINLARINA EMEKLİLİK VAADİ TBMM GÜNDEMİNDE

EV KADINLARINA EMEKLİLİK VAADİ TBMM GÜNDEMİNDE CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya, ev kadınlarına emeklilik düzenlemesinin hayata geçirilmemesini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’a sordu. Kaya, 2023 seçimleri öncesinde verilen vaadin üzerinden 3 yıl geçtiğini belirterek düzenleme için somut takvim istedi. KAYA, BAKAN IŞIKHAN’A SORU ÖNERGESİ VERDİ CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Asu Kaya, “ev kadınlarına emeklilik” vaadini TBMM gündemine taşıdı. Kaya, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, düzenlemenin neden Meclis gündemine getirilmediğini sordu. Kaya, 2023 seçimleri öncesinde “Aile Koruma Kalkanı Programı” kapsamında dile getirilen ev kadınlarına emeklilik vaadinin aradan geçen süreye rağmen belirsizlik içinde bırakıldığını belirtti. Kaya, “Vaadin üzerinden 3 yıl geçti, somut adım nerede?” sözleriyle Bakanlıktan açıklama istedi. PRİM DESTEĞİ VE BAŞVURU TAKVİMİ SORULDU Asu Kaya, ev kadınlarının prim ödemelerine devlet desteği sağlanmasını içeren düzenleme için başvuru takviminin açıklanmamasını gündeme getirdi. Kaya, seçim döneminde ifade edilen “primlerin üçte birini devlet karşılayacak” vaadinin uygulanmadığını belirterek bunun milyonlarca kadını etkilediğini söyledi. Kaya, ekonomik kriz ve yüksek enflasyonun kadınlar üzerindeki etkisine dikkat çekti. En düşük isteğe bağlı sigorta priminin 10 bin TL’yi aştığını belirten Kaya, prim yükünün ev kadınları açısından sosyal güvenceye erişimi zorlaştırdığını ifade etti. FİNANSMAN VE YARARLANMA ŞARTLARI AÇIKLANSIN TALEBİ Kaya, soru önergesinde düzenlemenin finansmanına ilişkin belirsizlikleri de gündeme aldı. Aile ve Gençlik Fonu’ndan ev kadınlarının sosyal güvenliği için ne kadar kaynak ayrıldığını soran Kaya, düzenlemeden yararlanma kriterlerinin kamuoyuna açıklanmasını istedi. Kaya, yaş sınırı, çocuk sayısı ve evlilik süresi gibi şartların getirilip getirilmeyeceğini de Bakan Işıkhan’a yöneltti. Çocuk sayısına bağlı erken emeklilik modeli üzerinde çalışma yapılıp yapılmadığı da soru önergesinde yer aldı. BORÇLANMA, İHYA HAKKI VE ETKİ ANALİZİ GÜNDEMDE Asu Kaya, prim ödemekte zorlanan ev kadınları için geçmişe dönük borçlanma ya da ihya hakkı tanınıp tanınmayacağını sordu. Kaya, Bakanlığın düzenleme için etki analizi yapıp yapmadığını ve kaç kadının bu haktan yararlanmasının öngörüldüğünü de açıklamasını istedi. Ev kadınlarının sosyal güvenlik sistemi dışında kalması, kayıt dışı ev içi emeğin emeklilik hakkına dönüşmemesi ve prim yükünün artması tartışmayı büyütüyor. CHP, Bakanlığın düzenleme takvimini, finansman modelini ve yararlanma şartlarını kamuoyuna açıklamasını istiyor.

8 MART’IN EN SERT GERÇEĞİ: ENGELLİ BİREYLERİN YÜKÜNÜ EN ÇOK KADINLAR TAŞIYOR Haber

8 MART’IN EN SERT GERÇEĞİ: ENGELLİ BİREYLERİN YÜKÜNÜ EN ÇOK KADINLAR TAŞIYOR

GİRESUN’DA 8 MART’IN EN SERT GERÇEĞİ: ENGELLİ BİREYLERİN YÜKÜNÜ EN ÇOK KADINLAR TAŞIYOR Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart mesajı, bir kutlama metninden çok daha fazlasını söyledi: Engelli bireylerin bakımını omuzlayan kadınlar, hem görünmeyen emeğin hem de yetersiz sosyal desteğin en ağır yükünü taşıyor. Giresun’da derneğin son dönemde sağlık, eğitim ve erişilebilir hizmetler başlığında verdiği mücadele, bu çıkışın anlık değil, sahaya dayanan bir itiraz olduğunu gösteriyor. Araştırmalar da aynı noktaya işaret ediyor: bakım yükü büyüdükçe kadınların yaşam kalitesi, sosyal katılımı ve ekonomik güvencesi daha fazla aşınıyor. GİRESUN’DA 8 MART MESAJI Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart dolayısıyla paylaştığı metin, kadınların engellilik alanındaki görünmeyen yükünü doğrudan hedefe koydu. Metinde, engelli çocukların ya da engelli yakınlarının bakımını üstlenen kadınların ekonomik güvenceden uzaklaştığı, sosyal hayattan koptuğu ve çözüm masalarında geri planda bırakıldığı vurgulandı. Asıl dikkat çeken ise derneğin meseleyi yardım diliyle değil, “hak temelli yaklaşım” ve “eşit yurttaşlık” çerçevesiyle tarif etmesi oldu. Bu yönüyle açıklama, 8 Mart’a özel bir duyarlılık çağrısından çok, yılın geri kalanında görmezden gelinen bir toplumsal yükün kayda geçirilmesi niteliği taşıdı. DERNEĞİN ÇİZGİSİ NET: GÜNDELİK SERZENİŞ DEĞİL, SÜREKLİ HAK ARAYIŞI Derneğin son dönemde kamuoyuna yansıyan çıkışlarına bakıldığında, bu açıklamanın münferit olmadığı görülüyor. Giresun Engelsiz Yaşam Derneği, 2025 sonbaharında yapılan olağan kongrede “Engelsiz Yaşam Merkezi” ihtiyacını yeniden gündeme taşıdı; 2026 başında ise özel gereksinimli bireylerin rehabilitasyon eğitimlerine 27 yaş sınırı getirilmesi girişimine açık tepki verdi. Bu iki başlık bile derneğin yalnızca farkındalık üretmediğini, aynı zamanda hizmete erişim ve hak kaybı başlıklarında doğrudan müdahil olduğunu gösteriyor. SAĞLIKTA SOMUT KAZANIM: DİŞ TEDAVİSİ İÇİN İL DIŞI MECBURİYETİ AZALDI Derneğin etkisinin sahada görüldüğü başlıklardan biri sağlık hizmetleri oldu. 2025 Eylülünde yerel ve tematik haber kaynaklarına yansıyan bilgilere göre, Giresun Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, Giresun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin ortak çalışmasıyla engelli çocukların diş tedavileri Giresun’da yapılmaya başlandı. Bu gelişme, aileler açısından yalnızca bir sağlık hizmeti kolaylığı değil; şehir dışı sevk, ulaşım masrafı, refakat zorluğu ve zaman kaybının da azalması anlamına geldi. EĞİTİM BAŞLIĞINDA TEPKİ: “HAK KAYBI DERİNLEŞMESİN” Derneğin en sert çıkışlarından biri ise rehabilitasyon eğitiminde yaş sınırı tartışmasına karşı oldu. Ocak 2026’da yerel basına yansıyan açıklamalarda dernek başkanı Rabia Akkuş, özel gereksinimli bireylerin rehabilitasyon merkezlerinde aldıkları eğitime 27 yaş sınırı getirilmek istenmesini eleştirdi ve bunun eğitim hakkını zedeleyeceğini savundu. Bu itiraz, yalnızca bir yönetmelik tartışması değil; eğitim hakkının sürekliliği, ailelerin geleceğe dair güvencesi ve engelli bireyin sistem dışına itilmemesi açısından kritik bir uyarı olarak öne çıktı. ARAŞTIRMALAR DERNEĞİN SÖYLEDİĞİNİ DOĞRULUYOR Bilimsel çalışmalar, derneğin 8 Mart metninde dile getirilen temel sorunun duygusal bir saptama değil, ölçülebilir bir gerçek olduğunu gösteriyor. Türkiye’de yayımlanan araştırmalardan birinde, engelli çocuğa sahip bakım veren ebeveynlerin yüzde 78’inin anne olduğu saptandı. Başka çalışmalarda ise çocuğun engel oranı arttıkça bakım yükünün de arttığı, ağır engelli aile üyesine bakım veren kadınlarda bakım yükü yükseldikçe yaşam doyumu ve yaşam kalitesinin olumsuz etkilendiği belirtildi. Bu bulgular, bakımın aile içinde “doğal olarak” kadına bırakılan bir görev gibi görülmesinin, aslında kadınların sosyal ve ekonomik hayatını daraltan yapısal bir sorun ürettiğini ortaya koyuyor. GÖRÜNMEYEN EMEK, EN AĞIR SOSYAL YÜKLERDEN BİRİNE DÖNÜŞÜYOR Sorunun merkezinde yalnızca fiziksel bakım yok. Engelli bireyin sağlık randevusu, eğitimi, taşınması, gündelik ihtiyaçları, sosyal uyumu ve kriz anları çoğu evde tek bir kişinin, çoğunlukla da annenin ya da kadın yakının omzuna yükleniyor. Bu tablo kadınların istihdamdan kopmasına, düzensiz gelirle yaşamasına, sosyal çevreden uzaklaşmasına ve tükenmişlik duygusunun derinleşmesine yol açıyor. Literatürde “bakımın kadınlaşması” olarak tarif edilen bu süreç, engellilik alanında kadınların neden iki kat görünmez kaldığını da açıklıyor: Hem bakım veriyorlar hem de bu bakım çoğu zaman emek sayılmıyor. DEVLET DESTEĞİ VAR, AMA SAHADAKİ YÜKÜ TAM OLARAK HAFİFLETMİYOR Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 2026 bütçe verilerine göre 520 bin aileye evde bakım yardımı yapılıyor; ayrıca 104 bin 573 kişi engelli aylığından, 45 bin 750 kişi de engelli yakını aylığından yararlanıyor. Bakanlığın güncel bilgilendirme sayfalarında evde bakım yardımı ve gündüz hizmetleri sisteminin sürdüğü görülüyor. Ancak rakamların büyüklüğü, ihtiyacın karşılandığı anlamına gelmiyor. Sahadaki temel sorun; desteğin yalnızca nakdi boyutta kalması, gündüzlü bakım, geçici bakım, psikososyal destek, yerel koordinasyon ve erişilebilir kamusal hizmetlerin aynı ölçüde güçlenmemesi. Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart metni de tam burada sertleşiyor: Kadınların ve engelli bireylerin yükü yılda bir gün anılarak değil, her gün işleyen destek mekanizmalarıyla hafifletilebilir. DÜNYANIN YÖNÜ BELLİ: YARDIM DEĞİL, HAK VE TOPLUM TEMELLİ DESTEK Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi, engelli bireylerin bağımsız yaşama ve toplum içinde yer alma hakkını açık biçimde güvence altına alıyor. Bu yaklaşım, engelli bireyi edilgen bir yardım nesnesi olarak değil, hak sahibi yurttaş olarak kabul ediyor. Bu çerçevede bakım veren ailelerin, özellikle kadınların yükünü azaltacak hizmetlerin güçlendirilmesi; erişilebilir sağlık, eğitim, sosyal katılım ve yerel destek ağlarının yaygınlaştırılması bekleniyor. Giresun’daki derneğin 8 Mart çıkışı da tam olarak bu çizgiye yaslanıyor: yardım istemekten çok, hakların eksiksiz tanınmasını talep ediyor. GİRESUN’DAN YÜKSELEN SES, TEK BİR GÜNÜN DEĞİL YILIN TAMAMININ MESELESİ Giresun Engelsiz Yaşam Derneği’nin 8 Mart mesajı, yerel ölçekte yazılmış bir sosyal medya paylaşımından ibaret değil. O metin, engelli bireylerin bakımını taşıyan kadınların neden yoksullaştığını, neden yalnızlaştığını ve neden çözüm süreçlerinin merkezine alınması gerektiğini özetliyor. Derneğin son dönemde sağlık hizmetine erişim, eğitim hakkı ve engelsiz yaşam merkezi gibi başlıklarda verdiği mücadele de bu sözlerin sahadaki karşılığını güçlendiriyor. Giresun’da dile gelen bu itirazın özeti net: Engelli bireyin hakkı konuşulacaksa, onunla birlikte yaşayan ve hayatı omuzlayan kadının yükü artık tali bir ayrıntı gibi görülemez.

AFAD’dan Dev İstihdam Hamlesi: 1250 Yeni Arama ve Kurtarma Personeli Alınacak! Haber

AFAD’dan Dev İstihdam Hamlesi: 1250 Yeni Arama ve Kurtarma Personeli Alınacak!

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Taşra Teşkilatında Çalıştırılmak Üzere 77 Tekniker ve 1.173 Teknisyen Kadrosu İçin Giriş (Uygulama ve Sözlü) Sınavı Düzenleyecek. Başvurular, 5-11 Kasım Tarihleri Arasında E-Devlet Üzerinden Kabul Edilecek. ANKARA – Ülkemizin afet ve acil durum müdahale kapasitesini artırmayı amaçlayan Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), taşra teşkilatında çalışacak yeni personel alımını ilan etti. Duyuruya göre, toplam 1.250 sözleşmeli personel alımı yapılacak: Sözleşmeli Arama ve Kurtarma Teknikeri: 77 kişi Sözleşmeli Arama ve Kurtarma Teknisyeni: 1.173 kişi Personel alımları, "Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar" kapsamında, KPSS puan sıralamasında başarılı olan adaylar arasından yapılacak uygulama ve sözlü sınav sonucuna göre gerçekleşecek. Başvuru Detayları ve Genel Şartlar Adaylar başvurularını 5 Kasım 2025 saat 10:00 ile 11 Kasım 2025 saat 17:00 tarihleri arasında e-Devlet üzerinde bulunan Kariyer Kapısı-Kamu İşe Alım adresinden elektronik ortamda yapabilecekler. Genel Başvuru Koşullarından Öne Çıkanlar: Yaş Sınırı: Başvurunun son günü itibarıyla 30 yaşından gün almamış olmak (11.11.1996 veya sonrasında doğanlar). Sürücü Belgesi: En az B sınıfı sürücü belgesine sahip olmak. Boy/Kilo Şartı: Erkeklerde en az 1.65 m, en fazla 1.90 m; kadınlarda ise en az 1.60 m, en fazla 1.85 m boyunda olmak. Boyun 1 metreden fazla olan kısmı ile kilo arasında (+,-) 10 kg’dan fazla fark olmamak. Sağlık: Fiziksel, ruhsal, görsel ve işitsel engelli olmamak ve mevzuata uygun olarak arama ve kurtarma görevini icra edebilir durumda olmak. Tekniker pozisyonu için geniş bir yelpazedeki ön lisans programlarından (Bilgisayar, Elektrik, Makine, İnşaat Teknolojisi, Acil Durum ve Afet Yönetimi vb.) mezuniyet aranırken, Teknisyen pozisyonu için Mesleki ve Teknik Ortaöğretim kurumlarının ilgili dallarından mezuniyet şartı bulunmaktadır. Türkiye Genelindeki Dağılım ve Sınav Süreci Alımlar, 71 farklı ilde yapılacak olup, en çok alım yapılacak iller sırasıyla İstanbul (302 kişi), İzmir (150 kişi) ve Ankara (154 kişi) olarak belirlenmiştir. Giriş Sınavı İki Aşamalıdır: Uygulama Sınavı (Fiziki Yeterlilik): 26 Ocak - 13 Şubat 2026 tarihleri arasında Bursa, Diyarbakır, İzmir ve Samsun'daki bölgesel merkezlerde gerçekleştirilecek. Erkek adayların 180 saniye, kadın adayların ise 185 saniyede tamamlaması gereken zorlu bir parkur vardır. Başarı için en az 70 puan almak gereklidir. Sözlü Sınav: 4 - 15 Mayıs 2026 tarihleri arasında uygulama sınavının yapıldığı merkezlerde düzenlenip, adaylar; kavrama yetenekleri, mesleki uygunluk, stres yönetimi ve arama kurtarma alanındaki farkındalıklarına göre değerlendirilecektir. Uygulama sınavının puanının %60'ı ve sözlü sınav puanının %40'ı hesaplanarak başarı puanı oluşturulacak, atamaya esas teşkil edecek listeler duyurulacaktır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.