Hava Durumu

#Yapay Zekâ

giresunsonhaber - Yapay Zekâ haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yapay Zekâ haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti Haber

Her Hastaya Aynı İlaç Devri Bitti

Kanser tedavisinde devrim niteliğinde yeni bir çağın ortasındayız. Artık bilim insanları, kanserle savaşta yalnızca dışarıdan alınan ilaçlarla yetinmeyip, bağışıklık sisteminin doğal savunma mekanizmalarını da harekete geçiriyor. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası tespit edilirken, 10 milyon civarında insan kanser nedeniyle yaşamını yitiriyor. Türkiye'de ise senelik 240 binden fazla yeni vaka görülmekte. Ancak bu olumsuz tablo yanında umut verici gelişmeler de yaşanıyor. Özellikle bağışıklık sisteminin en etkili hücrelerinden olan NK (Doğal Öldürücü) hücrelerine dayalı hücresel immünoterapiler, yerleşik kanser tedavi yöntemlerini değiştirmekte. Acıbadem Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nden Dr. Tolga Sütlü, yaptığı çalışmalarla "kanseri kendi hücrelerimizle yok etme" fikrini bilimsel zemine oturtmayı amaçlıyor. NK hücreleri, bağışıklık sisteminin doğuştan gelen ve hızlı yanıt veren bileşenleri olarak biliniyor. Bu hücrelerin kanserle savaşta kritik rol üstlendiklerini belirten Dr. Tolga Sütlü, "NK hücreleri, vücutta anormal ya da kanserli hücreleri eğitime gerek kalmadan tanıyabilen ‘katil hücrelerdir’. Bu yetenekleri sayesinde, kanserin erken aşamada yayılmasını ve nüks etmesini engelleme konusunda ciddi bir potansiyele sahipler" diyor. KANSER TEDAVİSİNDE “TEK TİP İLAÇ” DÖNEMİ SONA ERDİ Geleneksel kemoterapi ve radyoterapi yöntemlerinin yerine immünoterapiler daha fazla geçiyor. İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini tanıma ve yok etme kapasitesini artırmayı amaçlayan tedavileri tanımlıyor. Direkt kanser hücrelerini hedefleyen ilaçlar yerine, vücudun savunma mekanizmaları tekrar etkin hale getiriliyor. Bağışıklık sisteminin özel hedefleme yeteneği sayesinde, sağlıklı hücreler zarar görmeden kanser hücreleri etkisiz hale getirilebiliyor. Günümüzde, immünoterapiler genellikle bağışıklık sistemini aktive eden antikor veya sitokinlerin kullanımına dayansa da, en etkileyici ilerlemeler bağışıklık hücrelerinin tedavinin merkezine oturduğu hücresel immünoterapide görülüyor. Bu yaklaşım kanser tedavisini kişiye özel hale getirirken, Dr. Tolga Sütlü, “Artık sadece bağışıklık sistemini uyarmıyoruz, onu doğrudan hedefe yönlendiriyoruz. Hastanın kendi NK veya T hücrelerini alarak, genetik olarak kanseri hedefleyecek biçimde yeniden programlayıp geri veriyoruz. Bu hücreler, doğrudan kanser hücrelerini hedefleyip yok ediyor. Bu yöntem, her hasta için özel olarak tasarlanabiliyor.” diyor. NK hücre temelli tedaviler, hastanın kendi bağışıklık hücreleriyle başlıyor. Bu hücreler, GMP laboratuvarlarında çoğaltılıp kanser hücrelerini daha etkin tanıyacak şekilde yeniden programlanıyor. Bu yönüyle hücresel immünoterapiler, ‘herkese aynı ilaç’ döneminin sona erdiğinin açık bir göstergesi olarak kabul ediliyor. NK HÜCRELERİ KANSERE KARŞI YILLAR BOYUNCA MÜCADELE VERİYOR Antikor bazlı tedaviler zaman içerisinde vücutta etkisini yitirirken, hücresel tedaviler uzun vadeli etkiler sunabiliyor. “Antikorlar birkaç haftada etkilerini kaybeder ve tekrar uygulanmaları gerekir. Ancak bağışıklık sistemi hücreleri, vücutta uzun süre kalabilir ve kanserli hücreleri aktif olarak aramaya devam eder. Bu hücreler, kansere karşı yaşam boyu savaşmak üzere programlanıyor. Bugün, 10-20 yıl önce hücresel immünoterapi almış ve hastalıkları kontrol altında olan hastalar bulunmakta” diyen Dr. Tolga Sütlü, bu tedavilerin uzun süreli koruma potansiyeline dikkat çekiyor. Peki, NK hücre temelli immünoterapiler özellikle hangi kanser türlerinde etkili? Dr. Tolga Sütlü, bu tedavinin özellikle lösemi, lenfoma ve multiple miyelom gibi kan türü kanserlerde yüksek başarı gösterdiğini belirtiyor; “Ancak sadece bunlarla sınırlı kalmıyor. Meme, akciğer ve kolon kanseri gibi solid tümörlerde de NK hücreleriyle yüzlerce klinik çalışma yürütülüyor. Önümüzdeki yıllarda bu alanda da onaylı tedavilere şahit olacağız.” diyerek solid tümörler için de umut veriyor. YAPAY ZEKA İLE NK HÜCRELERİ DAHA ETKİN CAR-T hücreleri ve NK hücreleriyle immünoterapi yapan sınırlı sayıda merkez arasında Türkiye'de Acıbadem Üniversitesi'nin başı çektiğini vurgulayan Dr. Tolga Sütlü, melonom, lösemi ve lenfoma dahil birçok kanser türünde NK hücreleri üzerine yenilikçi çalışmalarda yer aldığını belirtiyor. Gelişmiş DNA analizleri ve yapay zeka destekli veri işleme teknikleri ile NK hücrelerini hangi hastada daha etkili olacaklarını daha iyi kestirebildiklerini söyleyen Dr. Tolga Sütlü, “Yapay zeka, bireysel hücresel tedavi geliştirme sürecini hızlandırıyor. Artık her kanser hastasına aynı şekilde yaklaşmıyoruz” diyerek, onkolojinin kişiselleştirilmiş hücresel tedaviler üzerine evrileceğini belirtiyor. Dr. Tolga Sütlü'ye göre NK hücreleriyle sürdürülen çalışmalar, kanseri vücudun kendi doğal gücüyle durdurmanın mümkün olabileceğini gösteriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

PROF. DR. ÖZKAN ÖZTÜRK COST AKSİYONUNDA GÖREV ALDI Haber

PROF. DR. ÖZKAN ÖZTÜRK COST AKSİYONUNDA GÖREV ALDI

PROF. DR. ÖZKAN ÖZTÜRK COST AKSİYONUNDA GÖREV ALDI Kontrol Teorisi ile Makine Öğrenmesini Buluşturan Avrupa Projesinde Önemli Akademik Temsil Üniversitemiz Fen Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Özkan Öztürk, Avrupa Birliği destekli bilimsel iş birliği ağı COST (European Cooperation in Science and Technology) kapsamında yürütülen uluslararası bir araştırma aksiyonunda çalışma grubu üyesi olarak görevlendirildi. Prof. Dr. Öztürk, “CA24136 – Interactions between Control Theory and Machine Learning (InterCoML)” başlıklı COST Aksiyonu çerçevesinde WG1, WG2 ve WG5 çalışma gruplarında aktif görev alacak. Bu önemli bilimsel ağ, kontrol teorisi ile makine öğrenmesi alanlarını bir araya getirerek disiplinler arası yeni yöntemlerin geliştirilmesini ve Avrupa genelinde araştırmacılar arasında sürdürülebilir iş birliklerinin kurulmasını hedefliyor. Disiplinler Arası Güçlü Bir Araştırma Ağı InterCoML Aksiyonu; otonom sistemler, yapay zekâ, veri temelli modelleme ve akıllı kontrol sistemleri gibi çağdaş mühendislik ve matematik problemlerine çözüm üretmeyi amaçlıyor. Proje, özellikle: Öğrenen kontrol sistemleri Veri odaklı dinamik modelleme Güvenilir ve açıklanabilir yapay zekâ uygulamaları Endüstriyel ve robotik sistemlerde akıllı karar mekanizmaları gibi alanlarda teorik ve uygulamalı araştırmaları destekliyor. Prof. Dr. Özkan Öztürk’ün yer aldığı çalışma grupları, projenin hem kuramsal altyapısının güçlendirilmesine hem de geliştirilen yöntemlerin gerçek dünya problemlerine uygulanmasına katkı sunacak. Bu görev, üniversitemizin matematik ve yapay zekâ temelli araştırmalardaki uluslararası görünürlüğünü de artıracak önemli bir akademik temsil niteliği taşıyor. COST Nedir? COST, Avrupa’daki araştırmacıları ortak bilimsel konular etrafında bir araya getiren en köklü araştırma iş birliği ağlarından biridir. Fon sağlamak yerine araştırmacıların toplantılar, kısa dönemli bilimsel ziyaretler, çalıştaylar ve eğitim okulları aracılığıyla bilgi paylaşımını destekler. Bu yönüyle COST Aksiyonları, genç araştırmacılar için de önemli bir akademik gelişim ortamı sunar. Üniversitemiz akademisyenlerinden Prof. Dr. Özkan Öztürk’ün bu prestijli uluslararası ağda görev alması, hem kurumsal akademik kapasitemiz hem de ülkemizin bilimsel temsiliyeti açısından büyük önem taşımaktadır. Kendisini tebrik ediyor, çalışmalarında başarılarının devamını diliyoruz.

GİRESUN ÜNİVERSİTESİ’NDEN TÜBİTAK 1001 ÇİFTE PROJE BAŞARISI Haber

GİRESUN ÜNİVERSİTESİ’NDEN TÜBİTAK 1001 ÇİFTE PROJE BAŞARISI

GİRESUN ÜNİVERSİTESİ’NDEN TÜBİTAK 1001 ÇİFTE PROJE BAŞARISI Giresun Üniversitesi akademisyenleri, hem mühendislik ve yapay zekâ alanında hem de tıbbi biyoteknoloji alanında önemli projelerle TÜBİTAK desteği almaya hak kazandı. Üniversitenin farklı fakültelerinden yürütülen iki proje, bilimsel yenilik ve uygulamaya dönük çıktılarıyla dikkat çekiyor. YAPAY ZEKÂ ALANINDA YENİLİKÇİ SİNİR AĞI MODELİ Fen Edebiyat Fakültesi Veri Bilimi ve Analitiği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Eren Baş’ın yürütücülüğünü üstlendiği, aynı bölümden Prof. Dr. Erol Eğrioğlu’nun araştırmacı olarak yer aldığı proje, yapay zekâ alanında yeni bir yaklaşım geliştirmeyi hedefliyor. “Yeni Bir Dayanıklı Çarpımsal Spiking Medyan Nöron Model Yapay Sinir Ağı” başlıklı proje kapsamında, daha dayanıklı, gürültüye karşı daha sağlam ve analitik gücü yüksek bir yapay sinir ağı modeli tasarlanması amaçlanıyor. Bu çalışmanın; veri bilimi analitik modelleme hesaplamalı zekâ alanlarında önemli bilimsel katkılar sunması bekleniyor. Geliştirilecek modelin, karmaşık veri yapılarının analizinde ve yeni nesil makine öğrenmesi uygulamalarında kullanılabileceği ifade ediliyor. SAĞLIK ALANINDA YENİLİKÇİ BİYOSENSÖR GELİŞTİRİLECEK Üniversitenin ikinci TÜBİTAK 1001 başarısı ise sağlık teknolojileri alanından geldi. Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Ana Bilim Dalı öğretim üyelerinden Dr. Öğr. Üyesi Ömer Emecen’in yürütücülüğünü yaptığı projede, Prof. Dr. Murat Usta ile Atılım Üniversitesi Araştırmadan Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Veli Cengiz Özalp araştırmacı olarak görev alıyor. “Pankreatit İlişkili Proteine (PAP) Karşı DNA Aptamerleri ve Aptamer Temelli Kuvars Kristal Mikroterazi Biyosensörünün Geliştirilmesi” başlıklı proje ile, özellikle kistik fibrozis hastalığının tanı ve izlenmesine yönelik yenilikçi bir biyosensör teknolojisi geliştirilmesi hedefleniyor. Bu proje sayesinde: Hastalıkların erken ve hassas tespiti Biyokimya alanında yeni tanı yaklaşımları Uygulamaya dönük biyosensör sistemleri gibi alanlarda özgün bilimsel çıktılar elde edilmesi amaçlanıyor. ÜNİVERSİTE ADINA ÖNEMLİ BİLİMSEL BAŞARI Farklı disiplinlerde yürütülen bu iki projenin de TÜBİTAK 1001 programı kapsamında desteklenmesi, Giresun Üniversitesi’nin araştırma kapasitesini ve bilimsel üretkenliğini bir kez daha ortaya koydu. Üniversite yönetimi, projelerde görev alan akademisyenleri tebrik ederek, çalışmalarının hem ulusal hem de uluslararası bilim dünyasına katkı sunmasını temenni etti.

Çocukların Yeni Dijital Arkadaşı Yapay Zekâ mı? Haber

Çocukların Yeni Dijital Arkadaşı Yapay Zekâ mı?

Çocukların duygusal dünyasının merkezinde insanlara ihtiyaçları olduğu açıktır. Yapay zekâ birçok alanda faydalı bir araç olabilir. Ancak çocuklar yapay zekâ ile sağlıklı bir bağ kurana dek, kullanım dikkatle gözlenmeli ve kesinlikle insan ilişkilerinin yerine geçmemelidir. Çocuklar, araştırma ya da arkadaşlık amacıyla yapay zekâ sohbet botlarını kullanmaya yöneldikçe, bunların güvenlik ve gizliliği konusunda soru işaretleri oluşuyor. Siber güvenlik firması ESET, ebeveynlerin bu konuda daha uyanık olması gerektiğini belirterek, çocukların sohbet botlarını kullanırken dikkat etmeleri gereken hususlar hakkında bilgi paylaştı. Yapay zekâ sohbet botları, çıktıkları ilk günden bu yana hayatımızda önemli bir yer edindi. ChatGPT, haftada yaklaşık 700 milyon aktif kullanıcıya sahip olduğunu belirtirken, bunların çoğunluğunu gençlerin oluşturduğunu ifade ediyor. Temmuz 2025'te İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, çocukların yaklaşık üçte ikisinin bu araçları kullandığı ortaya çıktı. Benzer oranlarda ebeveyn, çocuklarının yapay zekâ botlarını gerçek insanlar gibi algılamasından endişe duyuyor. Gençlerin bu teknolojiyi sıkça kullanmasıyla birlikte, önemli güvenlik, gizlilik ve psikolojik kaygılar ortaya çıkmaktadır. Ebeveyn olarak, tüm platformların çocuklar için yeterli güvenlik önlemleri aldığını varsayamıyoruz. Mevcut önlemler olsa bile, bunların uygulanması tutarlı olmayabilir ve teknoloji, politikaların önünde bir hızla gelişmektedir. Çocuklar, üretken yapay zekâyı (GenAI) çeşitli amaçlarla kullanıyor. Kimileri ödevlerini yaparken bu teknolojiden yararlanırken, kimileri ise sohbet botunu dijital bir dost olarak görüp ondan tavsiyeler alıyor ve yanıtlarına güveniyor. Çocuklarınızın yaşadığı bölgeye ve kullandıkları sohbet botuna göre, yaş doğrulama ya da içerik denetimi hakkında çok az şey yapılmış olabilir. Bu yüzden, herhangi bir tehdidin önüne geçebilmek için proaktif bir izleme ve eğitimi sağlamak ebeveynlere düşüyor. Çocukların yapay zekâ ile sağlıksız bir ilişki yaşadığını gösteren bazı belirtiler Arkadaşları ve ailesi ile geçirdiği zamandan feragat etmesi,Sohbet botlarına erişim olmadığında endişe duyup aşırı kullanım işaretlerini gizlemeye çalışması,Sohbet botunu gerçek bir kişilik olarak nitelendirmeye başlaması,Açıkça yanlış olan bilgileri "doğru" olarak size tekrar etmeleri,Zihinsel sağlık gibi önemli konular hakkında yapay zekâ botlarına sorular yöneltmesi,Yetişkin ya da uygunsuz içeriklere yapay zekâ üzerinden ulaşmaları. Çocuklarınızla sohbet botları hakkında konuşmanın vaktidir Birçok ülkede, yapay zekâ sohbet botları 13 yaş üstü kullanıcılar için sınırlandırılmış durumda. Ancak kısıtlamaların düzensizliği nedeniyle konuya kendiniz el atmak durumunda kalabilirsiniz. Kontrollerden daha önemli olan şey bu konudaki diyaloglardır. En iyi sonuçlar için teknik kontrolleri açık ve çatışmacı olmayan bir eğitim ve rehberlikle birleştirmeyi düşünmelisiniz. Çocuklarınız okulda, evde veya okul sonrası etkinliklerdeyken uyarıda bulunan yetişkinlerle dolu bir ortamda olabilirler. Bu yüzden yapay zekâ ile ilgili konuşmalarınızı, çocuklarınızın ceza korkusu olmadan deneyimlerini rahatça paylaşabileceği bir diyalog olarak şekillendirmeye çalışın. Aşırı kullanımın, yanılsamaların, veri paylaşım tehlikelerini ve önemli meselelerde aşırı güvenin neden olabileceği zararları anlatın. Yapay zekâ botlarının düşünen insanlar olmadığını, etkileşim yaratmak için tasarlanmış cihazlar olduklarını anlamalarına yardımcı olun. Çocuklarınıza eleştirel düşünmeyi öğreterek, her daim yapay zekâ çıktısını sorgulamayı ve ebeveynleriyle sohbet etmenin bir makineyle konuşmakla değiştirilmemesinin önemini vurgulayın. Gerekirse bu eğitimi yapay zekâ kullanımını sınırlayan (sosyal medya veya ekran süreleri gibi) ve yaşa uygun platformlar kullanımı ile kısıtlayan bir politika ile destekleyin. Kullanımlarını izlemek ve riski asgariye indirmek amacıyla, kullandıkları uygulamalardaki ebeveyn kontrol özelliklerini etkinleştirin. Çocuklarınıza, yapay zekâ ile kişisel tanımlanabilir bilgileri (PII) asla paylaşmamalarını hatırlatın ve istemsiz veri sızdırmalarını önlemek için gizlilik ayarlarını değiştirin.

EN ÇOK SOYUTLANMIŞ HİSSEDEN GRUP: Z KUŞAĞI Haber

EN ÇOK SOYUTLANMIŞ HİSSEDEN GRUP: Z KUŞAĞI

EY'in Çalışan Aidiyet Barometresi verilerine göre; dünya genelinde çalışanların %85'i iş yerinde artan bir yalnızlık ve kopukluk duygusunu dile getiriyor. Bununla birlikte "iş yeri", çalışanların aidiyet duygusu geliştirmek istedikleri önemli bir ortam olmaya devam ediyor. Katılımcıların %76'sı evde, %47'si ise iş yerinde güçlü bir aidiyet duygusu hissettiklerini belirtiyor. Uluslararası danışmanlık firması EY, farklı sektörlerden ve kurumlardan 18-64 yaş arası 5.000'den fazla çalışanın katıldığı Çalışan Aidiyet Barometresi'nin (EY Belonging Barometer) sonuçlarını açıkladı. Araştırma sonuçları, ekonomik ve toplumsal dalgalanmaların iş yerinde paradoks yarattığını ortaya koyuyor. Dünya daha bağlantılı hale geldikçe, çalışanlar geçmiş yıllara kıyasla daha izole olduğunu ifade ediyor. İş yerlerinde izolasyon ve kopukluk duygusu artış gösteriyor Barometre verilere göre; dünya genelindeki çalışanların %85'i iş yerinde artan bir yalnızlık hissini paylaşıyor. 2023'e göre %10 artan bu duygu, özellikle genç kuşaklarda daha yaygın. Z kuşağının %92'si ve Y kuşağının %87'si bu hisleri deneyimlediğini söylüyor. Buna karşın, iş yeri halen çalışanlar için en çok aidiyet hissi duyulan ikinci yer. Ev ortamı %76 ile ilk sırada gelirken, katılımcıların %47'si iş yerinde güçlü bir aidiyet duygusu hissettiğini belirtiyor. Z ve Y kuşakları, iş yerinde artan izolasyonla mücadele ediyor Küresel araştırmaya göre, genç katılımcıların %54'ü haftada en az bir kez, hiçbir yüz yüze veya çevrimiçi konuşma olmadan tam bir iş günü geçirdiğini belirtiyor. Bu oran Y kuşağında %50, X kuşağında %35, baby boomers kuşağında ise %27 olarak görülüyor. Uzaktan çalışanlar arasında fark daha belirgin. Uzaktan çalışanların %63'ü haftada en az bir kere gerçek zamanlı bir iletişim olmadan çalışırken, ofiste çalışanlar için bu oran %35. Hibrit çalışanlarda oran %51'e ulaşıyor. İş yerindeki yalnızlık hissi, aidiyet duygusunu zedeliyor Katılımcılara göre; aidiyet duygusunu en çok etkileyen iki faktör başarılarının göz ardı edilmesi ve toplantılara dahil edilmeme olarak öne çıkıyor. Bu durum, dışlanmış ve yalnız hissetmelerine neden olabiliyor. Katılımcıların %58'i kişisel özelliklerini iş ortamında paylaşırken rahat hissetmediğini belirtiyor. Özellikle Z kuşağı bu konuda %71 oranıyla diğer kuşaklara göre daha az rahat. Barometreye göre, aidiyet hissini en çok artıran unsur %41 oranıyla psikolojik olarak güvende hissetme. Ekonomik dalgalanmalar (%32) ve toplumsal olaylar (%25) ruhsal güveni olumsuz etkilerken, psikolojik güvenliği artıran faktörler arasında hata yapmanın kabulü ve yardım isteme açıklığı (%48) ile meslektaşlarla güvene dayalı ilişkiler kurma (%47) öne çıkıyor. Z ve Y kuşakları, ekonomik belirsizlik nedeniyle baby boomers kuşağından iki kat daha fazla sıkışmış hissediyor. Z kuşağında bu oran %74, Y kuşağında %68, X kuşağında %52, baby boomers kuşağında ise %34. Aidiyet duygusunu güçlendiren diğer etkenler arasında esneklik (%38), ruhsal iyilik hali (wellbeing, %37), gelişim odaklı geri bildirim almak (%31), ve profesyonel ve kişisel gelişimin düzenli olarak izlenmesi (%29) yer alıyor. Yapay zekâ ve teknoloji, aidiyet duygusunu destekliyor Katılımcıların %32’si, teknoloji ve yapay zekâ araçlarının artan kullanımının iş yerindeki aitlik hissini güçlendirdiğini düşünüyor. Z kuşağı bu konuda %40 ile ön planda, baby boomers kuşağında bu oran %13'e düşüyor. Yapay zekâ, yalnızlık hissini azaltıyor Katılımcıların %26’sı, yalnız veya izole hissettiğinde yapay zekâ uygulamalarına veya sohbet robotlarına yöneldiğini belirtiyor. Ancak, çalışma çevresindeki insan etkileşimi kapsayıcılığın kritik bir unsuru olarak kalmaya devam ediyor. Katılımcıların neredeyse yarısı (%48’i), farklı kuşaklardan meslektaşlarla çalışmanın aidiyet hissini artırdığını söylüyor. EY Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Bölüm Başkanı Gökhan Gümüşlü, çalışan aidiyetiyle ilgili şunları söyledi: "Teknolojinin gelişimiyle iş hayatı son yıllarda önemli ölçüde değişti. Bu değişim, pandeminin teşvik ettiği uzaktan ve hibrit çalışma modelleriyle hız kazandı. Yeni iş modelleri, çalışanlar için soyutlanma, yalnızlık, psikolojik güven eksikliği; işverenler için ise kapsayıcılık ve çalışanları elde tutma konularını beraberinde getiriyor. Bağlantılı bir dünyada yaşamamıza rağmen, çalışanlar izole ve yalnız hissedebiliyor. Araştırmaya katılanlar için iş yerinde aidiyet duygusunu artıran en önemli faktör, endişelerinin özgürce ifade edilmesi ve fikirlerini paylaşabilme fırsatıdır. Bu durum, işverenler için uzun vadede çalışan bağlılığını ve aidiyeti teşvik eden daha kapsayıcı bir iş kültürü oluşturmak adına önemli bir fırsat. Özellikle yeni nesil için bu koşulları sağlayan kurumlar kazanan bir konumda olacaktır."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.