Hava Durumu

#Üsküdar Üniversitesi

giresunsonhaber - Üsküdar Üniversitesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Üsküdar Üniversitesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mezuna Kalmak Yerine Üniversite Yolculuğuna Başlayın! Haber

Mezuna Kalmak Yerine Üniversite Yolculuğuna Başlayın!

YKS yerleştirme sürecinde istedikleri puanı alamadıkları için “mezuna kalmayı” düşünen adaylara seslenen Rektör Prof. Dr. Nazife Güngör, gençlerin bir yılı bekleyerek geçirmek yerine mevcut puanlarıyla ulaşabilecekleri seçenekleri değerlendirmelerinin önemli olduğunu söyledi. Üniversitede okurken yeniden YKS’ye hazırlanmanın mümkün olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Güngör, “Aldıkları puan her ne olursa olsun açıkta kalmamayı denesinler. Bir programa başlasınlar, üniversite eğitimlerine devam ederken hedeflerine de yeniden hazırlanabilirler. Mezuna kalmak yerine bir yola girsinler; o yolda ilerlerken yeni hedeflerle geleceklerini yeniden şekillendirsinler.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nazife Güngör, adayların tercih döneminde mevcut olanakları mutlaka gözden geçirmelerini önerdi. Bugün verecekleri karar bütün hayatlarını etkileyebilir Gençlerin çok özel ve kritik bir karar döneminden geçtiğini dile getiren Prof. Dr. Nazife Güngör, “Bir karar verecekler şu sıralarda ve o karar onların bütün hayatını etkileyecek. Dolayısıyla heyecanları da çok haklı, tedirginlikleri de çok haklı, kaygıları da çok haklı. Ama benim onlara önerim, bütün bu kaygıyı, tedirginliği, heyecanı ve gelecek kaygısını muhteşem bir gelecek stratejisine dönüştürmeleri. Çünkü bugün verecekleri bir karar bütün hayat boyu onları etkileyecek; bundan sonraki yaşam tarzlarını, yaşam pratiklerini ve vizyonlarını belirleyecek.” dedi. “Düşük puan, yüksek puan” diye bakmıyoruz Sınava giren bütün gençleri gösterdikleri emek nedeniyle kutladığını ifade eden Prof. Dr. Güngör, “Düşük puan alanları da yüksek puan alanları da kutluyorum. Çünkü bunu düşük ve yüksek puan ya da başarı ve başarısızlık olarak nitelemiyoruz. Sonuçta her bir genç arkadaşımız bir puan aldı. Şunu bilsinler ki aldıkları puanla girebilecekleri mutlaka bir yer vardır. Bir programa, bir bölüme, bir üniversitenin programına girebilirler.” diye konuştu. Aldığınız puan ne olursa olsun açıkta kalmamayı deneyin İstediği bölüm için yeterli puanı alamayan adayların ilk seçenek olarak “mezuna kalmayı” düşünmesinin doğru olmayabileceğini belirten Prof. Dr. Güngör, şöyle devam etti: “Bazen tatmin edici bir puan alamıyorlar ya da bir hedef koyuyorlar, sonra o hedefle örtüşen bir puan alamadıkları zaman ‘mezuna kalmak’ gibi bir kavram kullanıyorlar. Ama ben onlara diyorum ki kısa vadede bu aldıkları puanla bir yere girmeyi denesinler. Eğer istiyorlarsa tekrar üniversite sınavının yolu açıktır; bir üniversitede okurken de üniversite sınavına girebilirler. Bir yandan üniversite eğitimlerine başlasınlar, öte yandan hedeflerine yine baksınlar.” Mezuna kalmak değil, bir yola girmek önemli Üniversiteye başlayan bir öğrencinin hedeflerini değiştirmesinin veya yükseltmesinin önünde bir engel olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Güngör, üniversite eğitiminin tek yönlü ve değiştirilemez bir yol olarak görülmemesi gerektiğine işaret etti. “Mezuna kalmayın; bir bölüme girin, herhangi bir programa başlayın. Ondan sonra da gelecek planınızı o program odaklı ileriye doğru tekrar yeni hedeflerle besleyebilirsiniz, hiçbir problem yok.” diyen Prof. Dr. Güngör, öğrencilerin kendi yeteneklerini, yeterliliklerini, becerilerini ve hayata ilişkin motivasyonlarını iyi tanımalarının doğru strateji kurmak açısından önemli olduğunu kaydetti. Üniversitede okurken yeniden YKS’ye hazırlanmanın mümkün olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Güngör, “Aldıkları puan her ne olursa olsun açıkta kalmamayı denesinler. Bir programa başlasınlar, üniversite eğitimlerine devam ederken hedeflerine de yeniden hazırlanabilirler. Mezuna kalmak yerine bir yola girsinler; o yolda ilerlerken yeni hedeflerle geleceklerini yeniden şekillendirsinler.” dedi. Hedefinizden vazgeçmek zorunda değilsiniz Bir programa yerleşmenin asıl hedeften vazgeçmek anlamına gelmediğini belirten Prof. Dr. Güngör, “Genç arkadaşlarımızdan biri tıp fakültesi istiyordu diyelim. Öyle bir puan geldi ki tıp fakültesine girme şansı yok ama iki yıllık ön lisans programlarından birine girebilecek düzeyde. İdealler, hedefler büyük kurulmuştur ama sınavda bir terslik olmuştur, o gün odaklanamamıştır, beklediğinin altında bir puan almıştır. Üzülmesin. Hedef tıp olabilir ama ön lisanstan başlar; bir yandan bir program okur, öte yandan çalışmaya ve üniversite sınavına hazırlanmaya devam eder, sonraki yıl tekrar girer.” ifadelerini kullandı. Alternatif eğitim yollarının da araştırılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Güngör, “Örneğin sağlık hizmetleriyle ilgili iki yıllık bir programa girebilir, onu başarılı şekilde bitirip dikey geçiş olanaklarını değerlendirebilir ve sağlık bilimleri içerisinde kendisine yeni bir yol oluşturabilir. Burada başarıyı yalnızca puanlarla ölçmekten çok hedefleri doğru koymak gerekiyor.” dedi. Bir yıl beklemek kararsızlığı da sürdürebiliyor Mezuna kalan adaylarla bir sonraki yıl sınava girecek yeni adayların aynı sınav havuzunda buluştuğuna da dikkat çeken Prof. Dr. Güngör, “Arkadaşlarımız ‘Bu sene yeterli puan alamadık’ diye mezuna bırakıyor. Sonraki yıl mezuna bırakılanlarla alttan gelenler tekrar birikiyor, sayı daha da katlanıyor.” diye konuştu. Bekleme sürecinin gençlerdeki belirsizliği uzatabileceğini ifade eden Prof. Dr. Güngör, “O bekleme devam ediyor; o kararsızlık, hedefe giden yoldaki muğlaklık, sis perdesi devam ediyor. Onun için bir an önce yollarını açsınlar, bir yola girsinler. O yolda bir yandan da hedeflerine doğru yeni stratejiler belirlesinler.” ifadelerini kullandı. Gençlerin yalnızca puan ve sıralamaya bakarak karar vermemeleri gerektiğini de vurgulayan Prof. Dr. Güngör, üniversitelerin akademik kadrolarını, bölümlerini ve sundukları olanakları yakından tanımalarını önerdi. Üniversite tercihinde önce insan Üniversite eğitiminin yalnızca meslek ve kariyer edinmekten ibaret olmadığına işaret eden Prof. Dr. Güngör, “İnsanlar hayatta istedikleri başarıya ulaşabilirler, hedeflerine ulaşabilirler, istedikleri kadar para kazanabilirler, prestijli konumlara yükselebilirler ancak hepsinden önemlisi iyi bir insan olmak.” diye konuştu. Teknolojinin ve yapay zekânın hızla geliştiği bir çağda üniversite öğrencilerinin teknolojiden uzak durmak yerine onu yönetebilecek donanıma sahip olması gerektiğini belirten Güngör, “Her şeyi bilin, teknolojiyi takip edin, teknolojinin içinde olun, teknolojiyi yönetin ama insan olduğunuzu unutmadan.” mesajını verdi. Hayatın önünüze çıkardığı fırsatı değerlendirin Gençlere tercih sürecinde tek bir sınav sonucunun bütün geleceklerini belirlediği düşüncesine kapılmamaları çağrısında bulunan Prof. Dr. Nazife Güngör, önemli olanın harekete geçmek, eğitim hayatının içine girmek ve hedefleri süreç içerisinde yeniden şekillendirmek olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Güngör, “Bir yola girsinler, o yolda bir yandan da hedeflerine doğru yeni stratejiler belirlesinler. Hayat onlara şu anda hangi fırsatı getirdiyse o fırsatı en iyi şekilde değerlendirsinler.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay zekâ çağında iletişimcinin rolü değişiyor Haber

Yapay zekâ çağında iletişimcinin rolü değişiyor

Yapay zekâ çağında iletişim sektöründeki dönüşümü, eğitim süreçlerinin geleceğini ve öğrencilerin bu yeni döneme nasıl hazırlandığını değerlendiren İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, geleceğin iletişim mezunlarının algoritmaları yönetebilen, yapay zekâyı anlamlandıran ve dijital güven tesis eden profesyoneller olacağını vurguladı. İSTANBUL (İGFA) - Yapay zekâ teknolojileri iletişim sektöründeki iş modellerini yeniden yapılandırırken, iletişim eğitimi de bu değişime entegre olacak şekilde güncelleniyor. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, yapay zekâ çağının iletişim alanında getirdiği değişimleri ve öğrencilerin yarının mesleklerine nasıl hazırlandığını analiz etti. Günümüzde teknolojik ilerlemelerin iletişimi daha erişilebilir kıldığını ancak anlam üretimi ve ortak paydada buluşma süreçlerini zorlaştırdığını belirten Atalay, “Şu an tam anlamıyla bir iletişim çağının içerisindeyiz. İletişim teknolojileri, akıllı telefonlar ve sosyal ağlar sayesinde herkesin her an ulaşılabilir olduğu hiper bağlantılı bir dönemden geçiyoruz. Bu ortamda iletişim becerileri konusunda donanımlı olmak, hem özel hem de profesyonel yaşamda ciddi bir fark yaratıyor” dedi. “YAPAY ZEKÂ İNSANI ANALİZ EDEBİLİR AMA HİSSEDEMEZ” Yapay zekânın içerik üretim hızını artırdığını ancak insan yaratıcılığının önemini azaltmadığını kaydeden Prof. Dr. Atalay, gelecekte insan ve yapay zekânın iş birliği içinde çalışacağı bir modelin ön plana çıkacağını belirtti. Yapay zekâ araçlarının saniyeler içerisinde pek çok alternatif sunabildiğine dikkat çeken Atalay, “İşte bu noktada insanın yaratıcı ve duygusal kapasitesi devreye giriyor. Yapay zekâ insanı analiz etme yetisine sahip olsa da insan gibi hissedemez. Bir fikrin toplumsal bir karşılık bulup bulmayacağını, insanların kalbine dokunup dokunmayacağını belirleyen temel unsur hâlâ insan deneyimidir” ifadelerini kullandı. Atalay, yapay zekâ ile içerik üretiminin yaygınlaşmasıyla bilgi kirliliğinin ve yapay içeriklerin artacağını vurgulayarak, “İnsanlar sahiciliği daha çok arayacak. Gerçek bir deneyimden, samimi bir duygudan ve insan dokunuşundan beslenen içerikler çok daha değerli hale gelecek” diye konuştu. İLETİŞİM EĞİTİMİNDE YAPAY ZEKÂ DÖNEMİ İletişim eğitimini yapay zekâ merkezli dönüşüme göre yeniden yapılandırdıklarını ifade eden Atalay, öğrencilere yapay zekâyı bir rakip olarak değil, destekleyici bir araç olarak konumlandırmayı öğrettiklerini söyledi. “Öğrencilerimize yapay zekânın iletişimcinin rakibi değil, aksine akıllı bir asistanı olduğunu anlatıyoruz” diyen Atalay, fakülte müfredatında yapay zekâ derslerinin zorunlu hale getirildiğini bildirdi. Atalay, öğrencilerin sadece bu araçları kullanmayı değil, aynı zamanda üretilen içerikleri analiz etmeyi, doğrulamayı ve etik çerçeveyi korumayı da öğrendiğini belirtti. Fakültede bölümlere özel yapay zekâ odaklı derslerin yürütüldüğünü kaydeden Atalay; gazetecilikte yapay zekâ, görsel iletişim tasarımında üretken yapay zekâ, reklamcılıkta yapay zekâ uygulamaları, halkla ilişkilerde yapay zekâ, radyo televizyon ve sinemada yapay zekâ destekli film yapımı gibi derslerle öğrencileri geleceğe hazırladıklarını ifade etti. Yapay zekânın beraberinde deepfake, dezenformasyon ve algoritmik manipülasyon risklerini de getirdiğine değinen Prof. Dr. Atalay, iletişim profesyonellerinin yeni yetkinlikler kazanması gerektiğini söyledi. Veri ve algoritma okuryazarlığının kritik önem kazandığını belirten Atalay, “Algoritmaların işleyişini, dijital içeriklerin arka planındaki mekanizmaları ve manipülasyon tekniklerini kavramak artık iletişimciler için temel bir gereklilik haline geldi” dedi. Geleceğin iletişimcilerinin doğrulama araçlarına hakim, dijital itibar yönetimi yapabilen ve yapay zekâ kaynaklı krizleri yönetebilen isimler olacağını ifade eden Atalay; telif hakları, veri gizliliği ve etik değerlerin eğitimlerinin merkezinde yer aldığını vurguladı. GAZETECİLİKTEN REKLAMA TÜM ALANLAR DÖNÜŞÜYOR Yapay zekânın gazetecilikten reklamcılığa ve halkla ilişkilere kadar tüm iletişim disiplinlerinde meslek tanımlarını değiştirdiğini vurgulayan Atalay, gazetecinin rolünün haber yazımından ziyade doğrulama ve anlamlandırmaya evrildiğini belirtti. Atalay, “Rutin haber üretim sürecini artık yapay zekâ yürütebiliyor. Gazetecinin yeni misyonu dezenformasyonu süzmek, derinlemesine analizler yapmak, veri gazeteciliği yürütmek ve verinin ardındaki insan hikâyesini gün yüzüne çıkarmak olacaktır” dedi. Reklamcılık alanında da yapay zekânın çok sayıda alternatif üretebildiğini belirten Atalay, reklamcının temel görevinin artık yalnızca içerik üretmek değil, doğru stratejiyi kurgulamak ve yaratıcı süreci yönetmek olacağını ifade etti.

Yapay zekâ meslekler yerine kullanmayanları geride bırakacak! Haber

Yapay zekâ meslekler yerine kullanmayanları geride bırakacak!

Geleceğin rekabet ortamında yalnızca akademik başarının yeterli olmayacağını belirten Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “İyi bir bölümde okumak tek başına yeterli değil. Eğer bunu güçlü projelerle ve uluslararası iş birlikleriyle desteklerseniz mezuniyet sonrasında çok önemli avantajlar elde ediyorsunuz.” dedi. İSTANBUL (İGFA) - Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, yapay zekânın dönüştürdüğü yeni dünyada üniversitelerin rolünü değerlendirdi. Tercih maratonunun devam ettiği bu günlerde "Geleceğin Meslekleri ve Yapay Zekâ Devrimi" konusunu değerlendiren Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, "Üniversite bir ekosistemdir. Bu ekosistemin akademisyenleri, öğrencileri ve üniversite-sanayi iş birlikleri gibi birçok bileşeni vardır. Birinci nesil üniversiteler bilgi aktarmaya odaklıydı. İkinci nesil üniversiteler Ar-Ge odaklı hale geldi. Üçüncü nesil üniversiteler ise üretilen bilginin ürüne dönüşmesini hedefleyen girişimcilik odaklı kurumlara dönüştü. Bugün ise dördüncü nesil üniversiteler girişimciliğin küresel ağlar içerisinde rekabet edebilmesini destekleyen yapılara dönüştü." dedi. Bu dönüşümün öğrencilerin eğitim anlayışını da değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bu dönüşen ekosistemin içerisinde öğrencilerimizin akademisyenlerle, sanayiyle ve diğer paydaşlarla doğru ilişki kurmasını sağlamak zorundayız. Çünkü artık mezuniyet sadece diploma almak anlamına gelmiyor." diye konuştu. "İYİ PROJE YAZABİLMEK GELECEĞİN EN ÖNEMLİ YETKİNLİKLERİNDEN BİRİ" Projelerin geleceğin mesleklerinde belirleyici rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, "Bir projenin dört temel özelliği vardır. Özgün olması gerekir. Bilimsel yöntemlere dayanması gerekir. Yaygınlaştırılabilir olması gerekir. Elde edilen sonuçların da tekrar üretilebilir olması gerekir. Öğrencilerimizin bu yetkinlikleri kazanması için birinci sınıftan itibaren sistematik şekilde ilerleyen bir eğitim modeli uyguluyoruz." ifadesinde bulundu. Üsküdar Üniversitesi'nde proje temelli eğitimin öğrencilerin ilk yılından itibaren başladığını anlatan Prof. Dr. Ergüzel, "İlk olarak Üniversite Kültürü dersini veriyoruz. Üniversite nedir, öğrenciden beklenti nedir, üniversitenin hayata katacağı değerler nelerdir; bunları konuşuyoruz. Ardından Girişimcilik ve Proje Kültürü dersimiz geliyor. Üçüncü sınıfta projeli seçmeli derslerimiz var. Son sınıfta ise öğrencilerimiz mezuniyet projelerini hazırlıyor. Böylece dört yıl boyunca adım adım gelişen bir proje kültürü oluşturuyoruz." dye konuştu. Sadece teorik bilgiye sahip olmanın artık yeterli olmadığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, iş hayatında yalnızca bilgi ölçülmediğini ifade ederek, "Bilgiyi ürüne dönüştürebilme, uygulamaya geçirebilme becerileri de değerlendiriliyor. Bu nedenle öğrencilerimizin bu deneyimi mezun olduktan sonra değil, üniversite yıllarında kazanmasını hedefliyoruz" dedi.

Üniversite için resmi tercih süreci başladı Haber

Üniversite için resmi tercih süreci başladı

Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) resmi tercih süreci başladı. Adaylar, 29 Temmuz-10 Ağustos 2026 tarihleri arasında üniversite ve bölüm tercihlerini yaparak geleceklerine yön verecek. İSTANBUL (İGFA) - Tercih sürecinde doğru stratejinin en az sınav başarısı kadar önemli olduğuna dikkat çeken Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, “YKS tercihlerinde doğru bir liste oluşturmak, sadece yüksek puan alan yerleri dizmekten çok daha fazlasıdır. Doğru bir stratejiyle başarı sıranızı en verimli şekilde kullanabilirsiniz. Puana değil, başarı sırasına bakmalısınız.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, adaylara "nokta atışı tercih" için tüyolar verdi. YKS tercihlerinin 29 Temmuz-10 Ağustos 2026 tarihleri arasında ÖSYM'nin Aday İşlemleri Sistemi (AİS) üzerinden elektronik ortamda gerçekleştirildiğini hatırlatan Özgür Akoğlan, “Adaylar tercihlerini ais.osym.gov.tr web sitesine T.C. Kimlik Numaraları ve şifreleriyle girerek veya cep telefonlarına indirebilecekleri ÖSYM AİS mobil uygulaması üzerinden yapabilirler. Ayrıca e-Devlet kapısı üzerinden de AİS sistemine doğrudan giriş yapılabilmektedir. Okullardan veya dilekçeyle fiziki olarak tercih teslimi yapılmaz; işlemler tamamen dijital ortamda tamamlanıp onaylanır.” dedi. "Doğru tercih sadece yüksek puanlı bölümleri sıralamak değildir" Akoğlan, doğru tercih stratejisinin bilinçli planlamayla oluşturulması gerektiğini ifade ederek, “YKS tercihlerinde doğru bir liste oluşturmak, sadece yüksek puan alan yerleri dizmekten çok daha fazlasıdır. Doğru bir stratejiyle başarı sıranızı en verimli şekilde kullanabilirsiniz. İlk olarak puana değil, başarı sırasına bakmalısınız. ÖSYM sınavlarında soruların zorluğu her yıl değiştiği için puanlar dalgalanır, ancak başarı sıralamaları çok daha kararlı bir göstergedir. Listenizi hazırlarken sadece başarı sıralamanızı baz almalısınız.” diye konuştu. "Tercih listenizi üç gruba ayırın" Başarılı bir tercih listesinde risk, hedef ve güvenlik dengesi kurulması gerektiğini belirten Özgür Akoğlan, adaylara şu önerilerde bulundu: “İkinci adımda tercihinizi üç ana gruba ayırmalısınız. İlk 3-5 tercihinizi başarı sıranızın yaklaşık %5 veya %30 yukarısından seçerek hayal ve risk grubu olarak belirleyebilirsiniz. Orta kısımdaki 10-12 tercihi kendi sıranıza çok yakın olan ideal hedeflerinize ayırmalısınız. Son 4-6 tercihi ise risk almamak için sıralamanızın %30 ile %50 kadar altına inen güvenlik grubundan seçmelisiniz.” "Listeyi sıralarken sadece isteğinizi esas alın" ÖSYM'nin yerleştirme sisteminin çalışma mantığının doğru anlaşılması gerektiğini dile getiren Özgür Akoğlan, “Listenizi oluştururken sıralama aralığını mantıklı tutmalı, ancak maddeleri dizerken tamamen kendi istek sıranızı ön planda tutmalısınız. ÖSYM sisteminin listenizi yukarıdan aşağıya doğru taradığını ve girebildiğiniz ilk yere yerleştirdiğini unutmayın. Başarı sırası daha düşük olsa bile daha çok istediğiniz bir bölümü, daha az istediğiniz bir bölümün üstüne yazmalısınız.” şeklinde konuştu. "Özel koşulları mutlaka okuyun" Tercih kılavuzunda yer alan özel koşulların gözden kaçırılmaması gerektiğini vurgulayan Özgür Akoğlan, “Bölüm ve üniversite araştırması yaparken tercih kılavuzundaki özel koşullar maddelerini mutlaka okumalısınız. Yaş sınırı, sağlık raporu, kampüs konumu veya hazırlık sınıfı gibi detaylar burada yer alır. Ayrıca bölümün akademik kadrosunu, akreditasyonunu, staj imkanlarını, şehir yapısını ve barınma koşullarını araştırmalısınız.” dedi. "Baraj sıralamalarını kontrol edin" Bazı programlarda başarı sıralaması barajı bulunduğunu hatırlatan Özgür Akoğlan, "Tıp, hukuk, mühendislik, mimarlık, öğretmenlik, diş hekimliği ve eczacılık gibi bölümlerdeki baraj sıralamalarını kontrol etmeniz gerekir." ifadesinde bulundu. "Gitmeyi düşünmediğiniz bölümü yazmayın" Tercih listesine sadece gerçekten okunmak istenen programların yazılması gerektiğini belirten Özgür Akoğlan, “En önemlisi de kesinlikle okumayı düşünmediğiniz bir yeri listenize eklememelisiniz; kazandığınız takdirde gitmeseniz bile bir sonraki yıl Ortaöğretim Başarı Puanınız yarı yarıya düşecektir.” şeklinde sözlerini tamamladı. Tercih Günleri 10 Ağustos'a kadar sürecek Akoğlan, Üsküdar Üniversitesi olarak tercih günleri kapsamında adaylara ücretsiz tercih danışmanlığı hizmeti sunduklarını, uzman akademisyenler ve psikolojik danışmanlar eşliğinde gerçekleştirilecek görüşmelerde adaylara bölüm seçimi, kariyer planlaması ve tercih stratejileri konusunda birebir destek verdiklerini söyledi. Akoğlan, tercih yapacak adayları yerleşkelerde kurulan tercih merkezlerine davet etti.

Sentetik Uyuşturucular Küresel Tehdit Oluşturuyor! Haber

Sentetik Uyuşturucular Küresel Tehdit Oluşturuyor!

Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı Prof. Dr. Sevil Atasoy, Kurulun sentetik uyuşturucuların, özellikle tıbbi olmayan sentetik opioidlerin hızla yayılması, yasa dışı üretim yöntemlerinin giderek daha karmaşık hale gelmesi ve temel kontrollü ilaçlara erişimdeki eşitsizliklerin devam etmesi gibi ciddi zorluklara dikkat çekti. Uluslararası Narkotik Kontrol Kurulu (INCB) Başkanı, Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı, Adli Bilimler Bölüm Başkanı ve Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil Atasoy, Birleşmiş Milletler Viyana Uluslararası Merkezi’nde (VIC) gerçekleşen basın toplantısında kameralar karşısına geçti. 2025 Yılı INCB Yıllık Raporu’nun lansmanında yaptığı açıklamada, uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin halk sağlığını korumada kritik rolünü sürdürdüğünü anlattı. Prof. Dr. Sevil Atasoy, Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu’nun (INCB), 2025 Yıllık Raporu’nda, uluslararası uyuşturucu kontrol sisteminin halk sağlığını korumada önemli bir rol oynamaya devam ettiğini kaydederek, “Bununla birlikte Kurul, sentetik uyuşturucuların, özellikle tıbbi olmayan sentetik opioidlerin hızla yayılması, yasa dışı üretim yöntemlerinin giderek daha karmaşık hale gelmesi ve temel kontrollü ilaçlara erişimdeki eşitsizliklerin devam etmesi gibi ciddi zorluklara dikkat çekmektedir.” dedi. Sentetik opioidler hızla yayılıyor! Raporun, kontrollü maddelerin tıbbi ve bilimsel amaçlarla yeterli ve kesintisiz erişiminin sağlanmasının, aynı zamanda bu maddelerin yasa dışı kanallara yönlendirilmesinin önlenmesiyle birlikte ele alınması gerektiğini vurguladığını anlatan Prof. Dr. Atasoy, “Bu çerçevede, uygun fiyatlı opioid analjeziklere erişimin artırılması, özellikle düşük ve orta gelirli ülkeler için kritik önem taşımaktadır.” ifadesinde bulundu. Tıbbi erişim ile kötüye kullanımın önlenmesi birlikte ele alınmalı INCB’nin, hükümetler arasında bilgi paylaşımını ve iş birliğini güçlendiren araçların etkin kullanımının somut sonuçlar verdiğini belirttiğini de söyleyen Prof. Dr. Atasoy, “Kurul ayrıca, özel sektörle iş birliğinin artırılmasının, kimya endüstrisi, çevrim içi platformlar ve lojistik hizmetlerin yasa dışı faaliyetler için kullanılmasının önlenmesinde kilit rol oynadığını ifade etmektedir. INCB, tüm ülkeleri uluslararası uyuşturucu kontrol sözleşmeleri çerçevesinde birlikte hareket etmeye ve insanlığın sağlık ve refahını koruma yönündeki ortak sorumluluklarını yerine getirmeye çağırmaktadır.” diye konuştu. Son 60 yıldır, uyuşturucu kaçakçılığı ve kötüye kullanımıyla mücadele ediliyor Prof. Dr. Sevil Atasoy, raporda, hükümetler ile uluslararası kuruluşlara, üç uyuşturucu kontrol sözleşmesinin uygulanmasının nasıl iyileştirileceğine ilişkin öneriler sunulduğunu da dile getirerek, “Prekürsörler Raporu ise kimyasalların ve ekipmanların yasa dışı uyuşturucu üretimine yönlendirilmesini önlemeye yönelik alınan tedbirleri özetlemektedir. Uyuşturucu kontrol sözleşmeleri çerçevesinde yürütülen uluslararası iş birliği, dünya genelinde halk sağlığını ve refahını korumaya devam etmektedir. Son 60 yıldır, uyuşturucu kaçakçılığı ve kötüye kullanımıyla mücadele edilirken, temel ilaçların erişilebilirliğinin sağlanması bu sözleşmeler sayesinde etkin biçimde yürütülmüştür.” dedi. INCB, zorluklarla başa çıkmak için ülkeler arası iş birliğini güçlendirmeye kararlı Günümüzde sentetik uyuşturucuların yaygınlaşması, tıbbi kullanım için erişim eksiklikleri ve bazı devletler arasındaki görüş ayrılıklarının önemli zorluklar oluşturduğunu da söyleyen Prof. Dr. Atasoy, “INCB, bu zorluklarla başa çıkmak için ülkeler arası iş birliğini güçlendirmeye kararlıdır. Kontrollü maddelerin yasa dışı kanallara yönlendirilmesi oldukça düşük seviyede olup, bu durum uluslararası sistemin başarısını göstermektedir.” şeklinde konuştu. INCB’nin, kimyasal maddelerin sevkiyatına ilişkin gerçek zamanlı veri paylaşım sistemleri sunarak hem ticaretin sürekliliğini sağladığını hem de yasa dışı üretimi önlediğini de kaydeden Prof. Dr. Atasoy, şöyle devam etti: “INCB, Hükümetlerin sözleşmelere olan bağlılıklarını sürdürmelerini ve tıbbi kullanım için erişimi sağlamalarını önermektedir. Ayrıca, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede uluslararası iş birliği ve bilgi paylaşımının artırılması gerekmektedir. Opioid analjeziklere erişimdeki eşitsizlikler önemli bir sorundur. Dünya genelinde yeterli üretim olmasına rağmen, özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerde erişim sınırlıdır. Psikotrop maddelerin erişimi konusunda da benzer sorunlar devam etmektedir. Bu durumun iyileştirilmesi için bütüncül bir yaklaşım gereklidir. Uluslararası seyahat eden hastalar, kontrollü ilaçlarla ilgili karmaşık düzenlemelerle karşılaşmaktadır.” Afrika’da uyuşturucu kaçakçılığı artıyor Kenevir üretiminin arttığına ancak düzenleyici boşlukların devam ettiğine de dikkat çeken Prof. Dr. Atasoy, “Afrika’da uyuşturucu kaçakçılığı artmaktadır. Avrupa’da sentetik uyuşturucu üretimi yaygınlaşmaktadır. Güney Asya opioid tüketiminde önde gelmektedir. Tıbbi amaçlı kontrollü maddelere erişim artırılmalıdır. Hükümetler uluslararası iş birliğini güçlendirmelidir.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR MASAYA YATIRILDI Haber

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR MASAYA YATIRILDI

İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİNDE YENİLİKÇİ YAKLAŞIMLAR MASAYA YATIRILDI “İşyerlerinde Güvenlik Kültürünü Geliştiren Yenilikçi Eğitimler ve Uygulamalar” ana temasıyla düzenlenen IX. Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği Alanında Yaşanılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri Sempozyumu, Üsküdar Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Konferans Salonu’nda düzenlenen sempozyum; akademisyenleri, kamu ve özel sektör temsilcilerini, iş güvenliği uzmanlarını ve sektör profesyonellerini bir araya getirdi. Etkinlikte iş kazalarının önlenmesi, güvenlik kültürünün kurumsallaştırılması, psikososyal riskler, dijitalleşme ile madencilik ve inşaat sektörlerinde iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları gibi birçok başlık ele alındı. “İş kazaları önlenebilir” Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Arif Aktuğ Ertekin, iş sağlığı ve güvenliğinin Türkiye’nin en önemli toplumsal meselelerinden biri olduğuna dikkat çekti. Teknolojik gelişmelere rağmen iş kazalarındaki can kayıplarının sürdüğünü vurgulayan Ertekin, 2024 yılında 700 binden fazla iş kazası yaşandığını, ölümlerin önemli bir kısmının çocuk ve göçmen işçilerden oluştuğunu belirtti. “Bu kadar teknolojik gelişmeye rağmen hâlâ iş kazaları nedeniyle insanlarımızı kaybediyoruz. Bunların tamamı önlenebilir ölümler” diyen Ertekin, güvenlik kültürünün toplumun tüm kesimleri tarafından sahiplenilmesi gerektiğini ifade etti. ERKEN UYARI SİSTEMLERİ VURGUSU İş Sağlığı ve Güvenliği Bölüm Başkanı Rüştü Uçan ise sempozyumun dokuzuncusunu gerçekleştirdiklerini hatırlatarak, ilk etkinliğin Soma faciasının ardından düzenlendiğini söyledi. Akademik üretimin sahaya yansımasının önemine değinen Uçan, yayımlanan e-kitapların yüz binlerce kez indirildiğini aktardı. Deprem ve doğalgaz risklerine de değinen Uçan, erken uyarı sistemlerinin hayati önem taşıdığını belirterek, “Deprem için 15–30 saniyelik erken uyarı mümkündür. Bu sistemlerin konutlarda da acilen uygulanması gerekir” dedi. Doğalgaz dedektörleri ve otomatik gaz kesme sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi çağrısında bulundu. “GÜVENLİK KÜLTÜRÜ NESİLLERLE GELİŞECEK” Sempozyum Yürütücüsü ve İSG Bölüm Başkan Yardımcısı Sertaç Temur, bu yılki ana temanın “güvenlik kültürü” olarak belirlendiğini ifade etti. Güvenliğin, insanın temel ihtiyaçlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu vurgulayan Temur, iş sağlığı ve güvenliği alanının ikinci ve üçüncü nesillerde çok daha ileri bir noktaya taşınacağına inandığını söyledi. MEZUNLAR VE SEKTÖR BULUŞTU Sempozyum kapsamında Üsküdar Üniversitesi İSG Bölümü’nün 2017 yılı ilk mezunları da bir araya geldi. Türk Hava Yolları’nda görev yapan A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı Dr. Ahmet Ebrar Sakallı ile akademisyenler, mesleki ve akademik deneyimlerini katılımcılarla paylaştı. Üç oturum halinde gerçekleştirilen sempozyumda; deprem erken uyarı sistemleri, gaz algılama teknolojileri, dijital İSG uygulamaları, psikososyal riskler ve madencilikte sürdürülebilir güvenlik kültürü gibi başlıklarda sunumlar yapıldı. Etkinlik, değerlendirmelerin ardından kapanış konuşmasıyla sona erdi.

Uzmanından kış sürüşü uyarısı! Direksiyon başında tüm dikkatlerinizi yola verin Haber

Uzmanından kış sürüşü uyarısı! Direksiyon başında tüm dikkatlerinizi yola verin

Soğuk kış mevsiminde kar, buz ve sis, sürücüler için riskli koşullar teşkil ediyor. Özgür Şener, sürücülere yolda dikkatli olmalarını tavsiye etti. İSTANBUL (İGFA) - Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, kış şartlarında sürücülere uyarılarda bulundu. Şener, olumsuz hava koşullarında araç kullanmaktan kaçınılması gerektiğini ve güvenli sürüşün yola çıkmadan önce başladığını belirtti. Karlı ve buzlu yollarda sürüşün bireysel beceriden çok doğru karar almayı gerektirdiğini söyleyen Şener, toplu taşıma imkanı varsa özel araç kullanılmamasını, mecbur kalındığında ise "çok acele etmeden" yol alınmasını önerdi. Ayrıca kaygan zeminlerde hızın düşürülmesinin ve ani manevralardan kaçınılmasının önemine dikkat çekti. KAZALARIN NEDENİ DİKKATSİZLİK Şener, kış aylarında meydana gelen kazaların çoğunun teknik değil, dikkatsizlik kaynaklı olduğunu ve telefon kullanımının ölümcül kazalara sebep verdiğini ifade etti. "Güvenli mesafeyi korumamak ve sürüş sırasında telefon kullanımı arkadan çarpmaların temel sebebidir," dedi. Güvenli sürüşün hazırlıklarının yola çıkmadan önce yapılması gerektiğini vurgulayan Şener, lastiklerin diş derinliğinin ve basıncının kontrol edilmesini, farlar, silecekler ve havalandırma sistemlerinin düzgün çalıştığından emin olunması gerektiğini hatırlattı. Cam suyunun antifriz içermesinin ve araç üzerindeki karları temizlemenin önemini vurguladı. Kış mevsiminde yolda kalınma ihtimaline karşı, aracın enerji, su ve temel gıda maddeleriyle donatılması gerektiğini söyleyen Şener, bu hazırlığın çocuklu aileler için daha da önemli olduğunu belirtti. Kar zincirlerinin doğru ölçüde olması ve nasıl kullanılacağını bilmenin önemine işaret etti. ELEKTRİKLİ ARAÇ KULLANICILARINA ÖZEL UYARILAR Şener, elektrikli araç sahiplerini soğuk havaların bataryalarını etkileyebileceği konusunda uyardı ve yola çıkmadan şarj durumu ile güzergâhtaki şarj istasyonlarının planlanması gerektiğini söyledi. Özgür Şener, kış şartlarında güvenli sürüşün teknik bilgi yanında bilinçli davranışla ilişkili olduğunu vurguladı: "Kış şartlarında güvenli sürüş, 'gidebilir miyim?' sorusundan önce 'gitmeli miyim?' sorusuyla başlar."

Otellerde Yapılan İlaçlamalar Sağlık Açısından Büyük Riskler Taşıyor! Haber

Otellerde Yapılan İlaçlamalar Sağlık Açısından Büyük Riskler Taşıyor!

Beşiktaş'ta bir restoranda yemek yedikten sonra gıda zehirlenmesi şüphesiyle Fatih'teki konakladıkları otelden hastaneye kaldırılan bir ailede, anne baba ve iki çocuğun hayatını kaybetmesi olayının ardından, otelin kısa süre önce ilaçlandığı bilgisinin ortaya çıkması, otel ilaçlamalarında alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine yönelik dikkati artırdı. Otellerdeki ilaçlama uygulamalarının hem misafirlerin hem de çalışanların sağlığı açısından önemli uyarılarla ele alındığı belirtildi. Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Üyesi, ARGE ve Yenilikçi Politikalar Direktörü Doç. Dr. Müge Ensari Özay, haşerelerle mücadelenin doğru yapılmadığı durumlarda ciddi sağlık tehditlerinin ortaya çıkabileceğini vurguladı. Otellerde haşere ve kemirgenler için uygun ortam oluşuyor… Otellerin, yoğun insan hareketliliği, gıda servisi ve farklı iklim koşullarında sürekli kullanılması nedeniyle haşere ve kemirgenlerin üremesi için elverişli ortamlar oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Hamamböceği, tahtakurusu, kemirgen, sinek ve sivrisinek gibi zararlılar yalnızca konforu bozmakla kalmaz, aynı zamanda salmonella, escherichia coli, leptospiroz, hantavirüs ve alerjen partiküller gibi halk sağlığını tehdit eden riskleri barındırır. Bu nedenle ilaçlama uygulamaları gıda güvenliğini, misafir sağlığını ve işletmenin yasal yükümlülüklerini korumak için oldukça önemlidir. Doğru pestisit kontrol stratejileri otelleri biyolojik bulaşlardan ve hijyen skandallarından korur, bu da işletmenin sürdürülebilirliğini doğrudan etkiler.” dedi. Pestisit kontrolsüz kullanılırsa sağlık riskleri oluşturabilir “Otellerde yapılan ilaçlamaların sağlık açısından büyük tehlikeler barındırabileceğini” belirten Doç. Dr. Müge Ensari Özay, şunları söyledi: “Pestisitler kontrolsüz kullanıldığında akut ve kronik sağlık risklerine yol açabilir. Akut etkilere solunum yolu irritasyonu, göz-kulak-burun yanması, baş ağrısı, mide bulantısı, ciltte kızarıklık veya nörolojik belirtiler dahildir. Uzun süreli maruziyetlerde endokrin sistem bozuklukları, bazı kanser türleri, nörotoksik etkiler ve üreme sağlığı üzerinde olumsuz etkiler görülebilmektedir. Özellikle kapalı alanda yapılan sisleme veya fumigasyon gibi yoğun uygulamalar sonrası yüzeylerde pestisit kalıntısı kalabilir ve bu, çocuklar, yaşlılar, hamileler ve astım hastaları için ciddi riskler yaratabilir. Yanlış doz, etiket dışı kullanımlar ve yetersiz havalandırma, zehirlenme riskini artıran ana faktörlerdir.” Otel ilaçlamalarında İSG kurallarına özen gösterilmeli! Otellerde ilaçlama yaparken İSG kapsamında dikkat edilmesi gereken temel kurallar olduğuna değinen Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Türkiye’de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'na göre işverenler, çalışanlarını kimyasal risklere karşı bilgilendirmeli, uygun kişisel koruyucu donanım (maske, gözlük, eldiven, tulum) sağlamalı ve güvenlik bilgi formlarını (SDS/MSDS) erişebilir kılmalıdır. Uygulama yalnızca eğitimli ve belgeli personelle yapılmalı, kapalı alanlarda havalandırma sağlanmalı ve alanda yetkisiz kişilerin bulunmasına izin verilmemelidir. Ayrıca risk değerlendirmesi yapılmalı, kullanılan kimyasalların etiket bilgilerine uyulmalı ve tekrar giriş süreleri belgelenmelidir.” şeklinde konuştu. Kullanılan ürünler ruhsatlı olmalı! Türkiye’de otellerdeki ilaçlamayla ilgili yasal düzenlemeler kapsamında kullanılan pestisitler, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılmış olmalıdır diyen Doç. Dr. Müge Ensari Özay, “Halk Sağlığı Alanında Haşere ile Mücadele Usul ve Esasları” ve “Biyosidal Ürünler Yönetmeliği”nin hangi ürünlerin, hangi dozlarda, hangi alanlarda kullanılabileceğini belirlediğini söyledi ve “Uygulayan firmaların sorumlu müdür bulundurması, uygulayıcılarının yetki belgesine sahip olması ve işlemlerin kayıt altına alınması zorunludur. Ayrıca 6331 sayılı İSG Kanunu, kimyasalları kullanırken işverenin eğitim, bilgilendirme ve koruma yükümlülüklerini sıkı bir şekilde belirler. Bu doğrultuda oteller hem sağlık hem de mevzuat uyumunu sağlamakla yükümlüdür.” dedi. Uyarı notları ve uygulama saatlerinin bildirimi önemlidir! İlaçlama hizmeti veren firmaların denetiminin İl ve İlçe Sağlık Müdürlükleri ile Tarım ve Orman Bakanlığı birimlerince yapıldığını hatırlatan Doç. Dr. Müge Ensari Özay, şunları ekledi: “Ancak denetim sıklığı, illerin, turizm yoğunluğunun ve şikayetlerin durumuna göre değişebilir. Firmaların ruhsat geçerliliği, ürünlerin etiket ve ruhsat uygunluğu, uygulayıcı sertifikaları ve kayıt tutma süreçleri düzenli olarak kontrol edilir. Oteller ilaçlama süreçlerinde personel bilgilendirmesi yapmak zorundadır. 6331 sayılı kanun gereği çalışanların kimyasal maruziyeti hakkında bilgilendirilmesi, eğitim verilmesi ve gerekli koruma ekipmanının sağlanması gerekir. Misafir bilgilendirmesi ise uluslararası iyi uygulamalar çerçevesinde oda kapısına uyarı notu bırakılması, uygulama saatlerinin önceden duyurulması veya kapatma sürelerinin misafirlere belirtilmesi önerilir.” En güvenli yaklaşım 24 saat bekleme ve iyi havalandırma İlaçlamanın ardından odalar veya ortak alanların kullanım süresinin, kullanılan ürünün niteliklerine ve uygulama yöntemine bağlı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Müge Ensari Özay, sözlerini şöyle tamamladı: “Etiket bilgilerinde belirtilen ‘tekrar giriş (re-entry)’ süresi esas alınmalıdır; bazı yüzey spreylerinde 1–2 saatlik havalandırma yeterli iken, sisleme veya fumigasyon gibi yoğun uygulamalarda süre 12–24 saati bulabilir. Oda veya ortak alanın tekrar kullanılmasından önce mutlaka havalandırılmalı, temas yüzeyleri temizlenmeli ve yiyecek hazırlama alanlarında ekstra hijyen sağlanmalıdır. Etiket talimatı net değilse, en koruyucu çözüm 24 saat bekleme ve güçlü bir havalandırmadır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.