Hava Durumu

#Üretim

giresunsonhaber - Üretim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Üretim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

FINDIKTA %60 ALGISI: TÜRKİYE’NİN PAYI NEDEN SİSTEMATİK OLARAK DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR? Haber

FINDIKTA %60 ALGISI: TÜRKİYE’NİN PAYI NEDEN SİSTEMATİK OLARAK DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR?

FINDIKTA %60 ALGISI: TÜRKİYE’NİN PAYI NEDEN SİSTEMATİK OLARAK DÜŞÜK GÖSTERİLİYOR? Türkiye, dünya fındık üretiminde yaklaşık yarım asırdır lider konumda bulunmasına rağmen, uluslararası piyasalarda ve ticari değerlendirmelerde ülkenin üretim payının sıklıkla %60 civarında ifade edilmesi dikkat çekiyor. Oysa hem güncel veriler hem de uzun dönemli istatistikler, Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payının %65–70 bandında seyrettiğini ortaya koyuyor. Bu fark, basit bir hesap hatasından ziyade, fiyat oluşumu ve pazarlık gücüyle doğrudan ilişkili bir algı meselesine işaret ediyor. DÜNYA FINDIK ÜRETİMİ: GÜNCEL DURUM FAO ve Uluslararası Sert Kabuklu Meyveler Konseyi (INC) verilerine göre dünya fındık üretimi yıllık yaklaşık 1,05–1,10 milyon ton seviyesinde bulunuyor. Bu üretimin ülkelere göre dağılımı ise şöyle: Ülke Yıllık Üretim (bin ton) Dünya Payı (%) Türkiye 650–750 %65–70 İtalya 120–150 %12–14 Azerbaycan 70–80 %6–7 ABD (Oregon) 50–60 %5–6 Şili 45–55 %4–5 Gürcistan 40–45 %3–4 Diğer ülkeler 20–30 %2–3 Bu tablo, Türkiye’nin tek başına dünya üretiminin yaklaşık üçte ikisini karşıladığını açık biçimde gösteriyor. Rakip ülkelerin hiçbiri, tek başına Türkiye’ye yakın bir üretim hacmine sahip değil. 50 YILLIK PERSPEKTİF: PAY DEĞİŞTİ Mİ? Türkiye’nin üretim payının zamanla gerilediği yönündeki iddialar, uzun dönemli verilerle örtüşmüyor. Son 50 yılın 10 yıllık ortalamalarına bakıldığında tablo netleşiyor: Dönem Dünya Üretimi (bin ton) Türkiye Üretimi (bin ton) Türkiye Payı (%) 1970’ler ~550 ~350 %63–65 1980’ler ~600 ~400 %66–67 1990’lar ~650 ~450 %68–69 2000’ler ~750 ~500 %66–67 2010’lar ~950 ~650 %68–70 2020’ler ~1.050–1.100 ~650–750 %65–70 Veriler, Türkiye’nin üretim payının yarım asırdır yüksek ve istikrarlı olduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla tartışmanın merkezinde üretim miktarındaki bir düşüş değil, bu üretimin fiyat gücüne dönüşememesi yer alıyor. NEDEN %60 SÖYLEMİ ÖNE ÇIKIYOR? Ekonomi çevrelerine göre Türkiye’nin payının %60 civarında sunulmasının arkasında üç temel neden bulunuyor. Birincisi, pazarlık gücünü zayıflatma amacı. Türkiye’nin %70 payla anılması, ülkeyi “vazgeçilmez üretici” konumuna taşırken; %60 söylemi, “büyük ama ikame edilebilir tedarikçi” algısını güçlendiriyor. Bu algı, özellikle hasat öncesi fiyat pazarlıklarında alıcı tarafın elini rahatlatıyor. İkincisi, alternatif üretici algısının büyütülmesi. Azerbaycan, Şili, ABD ve Gürcistan gibi ülkeler son yıllarda üretimlerini artırmış olsa da, bu ülkelerin toplamı dahi Türkiye’nin üretim hacmine ancak yaklaşabiliyor. Türkiye’nin payı %60 olarak sunulduğunda, bu ülkeler psikolojik olarak daha güçlü bir “denge unsuru” gibi gösterilebiliyor. Üçüncü neden ise rekolte ve pay hesaplarının bilinçli biçimde karıştırılması. Ticari raporlarda Türkiye için düşük rekolte tahminleri kullanılırken, rakip ülkeler için yüksek üretim rakamlarının esas alınması, Türkiye’nin dünya içindeki payını kağıt üzerinde aşağı çekiyor. ASIL KIRILMA: ÜRETİMDE DEĞİL, FİYATTA Son 50 yılın verileri birlikte okunduğunda ortaya çıkan temel gerçek şu: Gösterge 1970’ler 2020’ler Türkiye üretim payı %63–65 %65–70 Fiyat belirleme gücü Görece güçlü Zayıf Katma değer Büyük ölçüde içeride Büyük ölçüde dışarıda Türkiye üretimde liderliğini korurken, fiyat ve katma değer üretimi giderek üretim sahasının dışına taşmış durumda. Bu durum, üretim gücü ile ekonomik egemenlik arasındaki kopuşu derinleştiriyor. %60 Bir Veri Değil, Bir Algı Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki payının %60 olarak ifade edilmesi, istatistiksel bir zorunluluktan çok ticari bir algı yönetimi tercihi olarak öne çıkıyor. Amaç, Türkiye’nin vazgeçilmezliğini görece azaltmak ve fiyat pazarlıklarında dengeyi alıcı lehine çevirmek. Bu nedenle fındık tartışması, yalnızca “ne kadar üretiyoruz?” sorusuna değil; “bu üretim gücü neden fiyata ve gelire dönüşmüyor?” sorusuna odaklanmak zorunda. Kaynaklar FAO – FAOSTAT, Hazelnuts (with shell) International Nut and Dried Fruit Council (INC), Global Statistical Review OECD–FAO Agricultural Outlook . . . DÜNYA FINDIK ÜRETİMİ (KABUKLU FINDIK) Ülkeler Bazında Üretim ve Paylar Ülke Yıllık Üretim (bin ton) Dünya Payı (%) Üretim Özelliği Türkiye 650–750 ≈ %65–70 Geleneksel, eğimli arazi, yüksek kalite İtalya 120–150 ≈ %12–14 Yoğun plantasyon, yüksek verim Azerbaycan 70–80 ≈ %7 Yeni bahçeler, hızlı büyüme ABD (Oregon) 50–60 ≈ %5 Tam mekanizasyon Şili 45–55 ≈ %4–5 İhracat odaklı, modern tesisler Gürcistan 40–45 ≈ %4 Küçük üretici, dalgalı kalite İspanya 15–20 ≈ %1–2 Bölgesel üretim Diğer ülkeler 20–30 ≈ %2–3 Dağınık TÜRKİYE – DÜNYA KARŞILAŞTIRMASI Gösterge Türkiye Dünya Üretim 650–750 bin ton 1.050–1.100 bin ton Üretim Payı ≈ %65–70 %100 İhracat Payı ≈ %70–75 %100 Ortalama Verim Düşük–Orta Rakiplerde yüksek Ürün Niteliği Premium (Giresun kalite) Karışık ÜLKELER BAZINDA 50 YILLIK PAY DEĞİŞİMİ Dünya Fındık Üretimi – Payların Evrimi Ülke 1970’ler (%) 1990’lar (%) 2020’ler (%) Eğilim Türkiye 63–65 68–69 65–70 ↔ (yüksek ama sabit) İtalya 15–18 13–14 12–14 ↘ (pay düştü, verim arttı) ABD 3–4 4–5 5–6 ↗ Azerbaycan – 2–3 6–7 ⬆ hızlı yükseliş Şili – – 4–5 ⬆ yeni oyuncu Gürcistan – 3–4 3–4 ↔ Diğer 10–12 7–8 4–5 ↘ DÜNYA VE TÜRKİYE FINDIK ÜRETİMİ – 50 YILLIK KARŞILAŞTIRMA Dünya Toplamı – ???????? Türkiye Dönem Dünya Üretimi (bin ton) Türkiye Üretimi (bin ton) Türkiye Payı (%) 1970’ler ~550 ~350 %63–65 1980’ler ~600 ~400 %66–67 1990’lar ~650 ~450 %68–69 2000’ler ~750 ~500 %66–67 2010’lar ~950 ~650 %68–70 2020’ler ~1.050–1.100 ~650–750 %65–70

SOLAKOĞLU: “EKMEDEN ÖNCE FİYATI BİLECEĞİZ" Haber

SOLAKOĞLU: “EKMEDEN ÖNCE FİYATI BİLECEĞİZ"

SOLAKOĞLU: “EKMEDEN ÖNCE FİYATI, TALEBİ VE VADEYİ GÖREBİLDİĞİMİZ BİR SİSTEM KURMALIYIZ” Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi çalışmaları kapsamında Giresun’a gelen CHP Tarım ve Orman Politikaları Kurulu Başkanı Sencer Solakoğlu, tarımda temel sorunun maliyetler değil, üreticinin ekim kararını sağlıklı bilgi olmadan vermek zorunda kalması olduğunu söyledi. Solakoğlu, çözüm olarak ticaret borsaları üzerinden fiyat, talep ve vade bilgisinin ekim öncesinde görülebildiği, üretici ile sanayiciyi hasat öncesinde buluşturan bir yapı önerdi. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi çalışmaları kapsamında 27 Şubat 2026 Cuma günü Giresun’a gelen Sencer Solakoğlu ve beraberindeki heyet, Cumhuriyet Halk Partisi Giresun İl Başkanlığı’nda parti örgütüyle bir araya geldi. Toplantıya CHP Giresun İl Başkanı Gökhan Şenyürek, CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Espiye Belediye Başkanı Erol Karadere, ilçe başkanları, belediye başkanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve partililer katıldı. Toplantıda konuşan İl Başkanı Gökhan Şenyürek, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi ile birlikte partide yeni bir sürece girildiğini belirterek, parti programına uygun hükümet programı çalışmalarının bu yapı bünyesinde oluşturulan kurullar üzerinden yürütüldüğünü söyledi. SAHADA ÜÇ AYAKLI PROGRAM Solakoğlu ve beraberindeki heyet, il başkanlığındaki toplantının ardından Giresun’un tarımsal yapısını ve fındık piyasasını yerinde değerlendirmek amacıyla saha temaslarını sürdürdü. Program kapsamında ilk olarak Giresun Ticaret Borsası’nda düzenlenen toplantıya katılan heyet, burada fındıkta fiyat oluşumu, pazarlama kanalları ve üretici-tüccar ilişkilerinde yaşanan yapısal sorunlar üzerine değerlendirmelerde bulundu. Saha programının devamında üretici örgütleri ve meslek odalarıyla yapılan görüşmelerde, planlı üretim, piyasa şeffaflığı ve üreticinin korunmasına yönelik başlıklar ele alındı. Heyet, Giresun’da yapılan bu temaslardan elde edilen tespitlerin, CHP’nin tarım politikalarına ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi bünyesinde yürütülen politika çalışmalarına doğrudan katkı sunacağını ifade etti. “İLK 100 GÜNDE YOL HARİTASI NETLEŞECEK” Sencer Solakoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmesi halinde tarım ve gıda politikalarında izlenecek yolun belirsiz olmadığını vurguladı. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi bünyesinde yürütülen çalışmalar kapsamında, ilk 100 günde atılacak adımların açık ve net biçimde kamuoyuyla paylaşılacağını belirten Solakoğlu, “Ne yapacağımız da nasıl yapacağımız da hazır. Bunu şeffaf biçimde ortaya koyacağız” dedi. Bu sürecin temel başlıklarının; planlı üretim, garantili alım modeli ve tarımda kurumsal yapının yeniden işler hale getirilmesi olacağını ifade eden Solakoğlu, üreticinin belirsizlikle üretim yapmak zorunda bırakılmayacağı bir sistem hedeflediklerini söyledi. Tarımda yaşanan sorunların kötü niyetten çok yönetim zaaflarından kaynaklandığını dile getiren Solakoğlu, mevcut tabloyu şu sözlerle değerlendirdi: “Bu bir hırsızlık meselesi değil; basiretsizlik meselesidir. Türkiye’nin üretimi, tarımı ve kamu kaynakları ehil olmayan ellere teslim edilmiş durumda. Biz bu tabloyu tersine çevireceğiz; eksiden alıp artıya geçireceğiz.” Solakoğlu, tarım ve gıdanın siyaset üstü bir alan olduğuna dikkat çekerek, üreticinin emeğini koruyan, kaliteyi esas alan, öngörülebilir ve kamucu bir tarım düzenini yeniden kurmayı hedeflediklerini söyledi. “SORUN NE EKTİĞİMİZ DEĞİL, EKERKEN BİLMEMEMİZ” Programın en kapsamlı bölümü, Giresun Ziraat Odaları Birliği Giresun Şubesi’nde düzenlenen üretici buluşması oldu. Solakoğlu, burada yaptığı konuşmada üreticinin sahada yaşadığı sorunları kendi çiftçilik deneyiminden örneklerle anlattı. Tarımda yaşanan sorunların temelinde üreticinin özgür olması değil, üretim kararını yeterli bilgi olmadan vermek zorunda kalması bulunduğunu söyleyen Solakoğlu, “Ben bir çiftçiyim. Şubat ayı bitiyor, Nisan’da ekime başlayacağım ama ne ekeceğimi bilmiyorum. Bursa’nın en büyük çiftçisi bunu bilmiyorsa, köydeki üreticinin halini düşünün” dedi. PLANSIZLIK HEM ÇİFTÇİYİ HEM SOFRAYI VURUYOR Plansız üretimin hem üreticiyi hem de tüketiciyi mağdur ettiğini vurgulayan Solakoğlu, karpuz örneği üzerinden tabloyu şöyle anlattı: “Geçen yıl karpuz tarlada kaldı. Ben karpuz ektiğim için domates ve biber ekilmedi. Arz düştü, siz pahalı yediniz; biz çiftçiler zarar ettik. Gıda enflasyonu dediğimiz şey tam olarak bu.” “Sorun girdi maliyetleri değil, plansız üretim” Mazot ve gübre gibi girdilerin ucuzlatılmasının tek başına çözüm olmadığını vurgulayan Solakoğlu, “Eğer ürün tarlada çöpe gidecekse yaptığınız sübvansiyon da çöpe gider. Olmayan domatesin fiyatını düşüremezsiniz. Sorun yüksek girdi fiyatları değil, sorun plansız üretimdir” diye konuştu. Mazot ve gübre gibi girdilerin ucuzlatılmasının tek başına çözüm olmayacağını vurgulayan Solakoğlu, “Eğer ürün tarlada çöpe gidecekse, verdiğiniz destek de çöpe gider. Sorun girdi maliyetleri değil, plansız üretimdir” ifadelerini kullandı. TİCARET BORSALARI ÜZERİNDEN ŞEFFAF BİLGİ VE ÜRETİCİ-SANAYİCİ BULUŞMASI Solakoğlu, tarımda yaşanan bu döngünün yasaklarla ya da “ne ekileceğini söyleyen” bir modelle çözülemeyeceğini vurguladı. Çözüm olarak önerdiği yapının, ticaret borsaları üzerinden işleyecek şeffaf bir sistem olduğunu belirtti. Bu sistemde üretici, sezon başlamadan önce ticaret borsasına giderek; hangi ürünün, hangi kalite sınıfında, hangi fiyata, hangi vadeyle alıcı bulduğunu görebilecek. Solakoğlu’na göre bu yapı yalnızca bilgi sunan bir sistem değil; üretici ile sanayiciyi hasat öncesinde aynı zeminde buluşturan bir mekanizma olacak. Ticaret borsaları üzerinden sanayici ve tüccarların alım talepleri ile üreticinin üretim taahhütleri bir araya getirilecek. Bu sayede üretici, ürününü kime satacağını ve hangi koşullarla satacağını önceden görebilecek; sanayici ise hasat yapılmadan önce fiyatı, kaliteyi ve tedarik miktarını bilerek bütçe ve üretim planlaması yapabilecek. Solakoğlu, bu bilgiyi gören üreticinin yine tamamen özgür olacağını vurgulayarak, isterse fiyat ve talep bilgisine göre ekim yapacağını, isterse kendi tercihini kullanacağını ifade etti. Önemli olanın, üreticinin artık kararını körlemesine değil, borsa üzerinden oluşan somut veriye bakarak vermesi olduğunu söyledi. GARANTİLİ ALIM MODELİ: ZORUNLU DEĞİL, GÖNÜLLÜ Solakoğlu, bu yapıyı “garantili alım modeli” olarak tanımladı. Sistemin kimse için zorunlu olmayacağını özellikle vurguladı. Üreticinin bu modele girmek zorunda kalmayacağını, ancak sistem doğru kurulduğunda üreticinin zaten gönüllü olarak dahil olacağını söyledi. Model kapsamında, üretici taahhütleri ile sanayici ve tüccar taleplerinin ticaret borsaları üzerinden bir araya geleceğini belirten Solakoğlu, böylece her iki tarafın da hasattan önce fiyat, miktar ve vade açısından öngörü sahibi olacağını ifade etti. Solakoğlu, ticaret borsalarında yapılan bu garantili alım sözleşmelerinin, üreticinin finansmana erişiminde de belirleyici olacağını dile getirdi. Buna göre; üretici, ticaret borsasında yaptığı bu kontratla Ziraat Bankası’na gittiğinde, ayrıca ipotek, taşınmaz ya da kefalet gibi başka bir teminata gerek kalmadan krediye ulaşabilecek. Böylece üretici, şahsi varlıklarını değil, yaptığı üretimi ve satış sözleşmesini teminat göstererek finansmana erişmiş olacak. FINDIKTA BÖLGESEL FARK VE KAYIP ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK Solakoğlu, fındıkta Çarşamba Ovası ile Giresun’un üretim koşullarının aynı olmadığını; arazi yapısı, makineleşme ve verim açısından ciddi farklar bulunduğunu söyledi. Buna rağmen aynı fiyatlama ve destekleme anlayışının sürdüğünü belirterek, bu durumun Giresunlu üreticiyi dezavantajlı hale getirdiğini ifade etti. FİSKOBİRLİK’in geçmişte üreticiye fiyat ve alım koşulları açısından öngörü sağladığını hatırlatan Solakoğlu, bu yapının işlevsizleştirilmesiyle piyasada ciddi bir boşluk oluştuğunu söyledi. TMO’nun bu boşluğu dolduracak kapasiteye sahip olmadığını belirten Solakoğlu, tarımda liyakat ve uzmanlık sorunu yaşandığını dile getirdi. FİSKOBİRLİK’in üretici için işlevsiz hale gelmesinin ardından piyasada ciddi bir boşluk oluştuğunu savunan Solakoğlu, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) bu boşluğu dolduracak bir kurumsal kapasiteye sahip olmadığını ifade etti. Tarım politikalarında uzmanlık ve liyakat sorunu yaşandığını dile getiren Solakoğlu, “Tarımı bilen kadrolarla, istişareye dayalı bir yapı kurulmadığı sürece bu sorunlar devam eder. Ürün bazlı, günü kurtarmaya dönük desteklerle gıda enflasyonunu düşürmek mümkün değildir” değerlendirmesinde bulundu. HAMMADDEYLE DEĞİL, KATMA DEĞERLE AYAKTA KALINIR Solakoğlu, konuşmasında kooperatifçilik ve markalaşmaya da değindi. Hammadde satarak üreticinin zengin olamayacağını vurgulayan Solakoğlu, küçük ve orta ölçekli kooperatiflerin yalnızca hammadde satan yapılar olmaktan çıkıp nihai ürün üreten bir yapıya kavuşması gerektiğini söyledi. Giresun fındığının geçmişte güçlü bir bilinirliğe sahip olduğunu hatırlatan Solakoğlu, bu deneyimin önemli bir birikim olduğunu ifade etti. Bu noktada, Giresun fındığının geçmişte “Aganigi Naganigi” markasıyla bir markalaşma süreci yaşadığını belirten Solakoğlu, o dönemde yakalanan bilinirliğin ve farkın zamanla kaybedildiğini söyledi. Solakoğlu, bu sürecin bir başarısızlık değil, yarım kalmış bir deneyim olarak görülmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bir markalaşma yapıldı, sonra her şey kaybedildi. Bizim yapmamız gereken, o dönemde kazanılan farkı, bilinirliği ve güveni yeniden kazanmaktır” ifadelerini kullandı. Solakoğlu, hedefin üreticinin katma değerden pay aldığı sürdürülebilir bir yapı kurmak olduğunu dile getirdi. DANIŞMANLIK SAHAYA İNECEK Solakoğlu, tarımda verimlilik artışının yalnızca desteklerle değil, bilginin doğrudan sahaya inmesiyle mümkün olacağını vurguladı. Bu kapsamda, her bölgede üreticinin telefonla doğrudan ulaşabileceği, bölgenin ürün desenine ve üretim koşullarına hâkim ziraat mühendisleri ve veteriner hekimlerin görev yapacağını söyledi. Bu uzmanların, görev yaptıkları bölgelerde yalnızca masa başından değil; sahada, üreticinin tarlasına ve işletmesine kadar ulaşan bir danışmanlık anlayışıyla çalışacağını belirten Solakoğlu, ihtiyaç duyulması halinde üreticinin talebi üzerine tarlaya gelerek yerinde değerlendirme yapabileceklerini ifade etti. Solakoğlu, bu personelin görev yaptıkları bölgenin ürünlerine göre ihtisaslaşmış ve ilave eğitimlerden geçmiş olacağını, böylece her ürün için genel değil, bölgeye özgü ve uygulamaya dönük bilgi sunulacağını dile getirdi. Üreticinin karşılaştığı bir sorunun sahada çözülememesi halinde, danışmanların bu soruyu daha üst teknik birimlere taşıyarak çözüm üretebileceğini de ekledi. Bu danışmanlık hizmetinin üretici için tamamen ücretsiz olacağını vurgulayan Solakoğlu, amacın üreticiyi masraf altına sokmak değil; doğru bilgiyle buluşturarak verimi ve kaliteyi artırmak olduğunu söyledi. “ÇÖZÜM SİSTEM” Konuşmasının sonunda Solakoğlu, tarımda tek bir mutlak doğru olmadığını ancak en az zarar veren ve uzun vadede en akılcı yolun seçilmesi gerektiğini vurguladı. “Sorun destek değil; sorun, üreticinin ekim kararını bilgi olmadan vermesi. Çözüm ise sistemdir” diyerek konuşmasını tamamladı.

GİRESUN’DA RAMAZAN AYI GIDA DENETİMLERİ SIKLAŞTIRILDI Haber

GİRESUN’DA RAMAZAN AYI GIDA DENETİMLERİ SIKLAŞTIRILDI

GİRESUN’DA RAMAZAN AYI GIDA DENETİMLERİ SIKLAŞTIRILDI Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Ramazan ayı boyunca vatandaşların güvenilir gıdaya erişimini sağlamak amacıyla il genelindeki denetimlerini kesintisiz sürdürüyor. Yıl boyunca devam eden kontroller, Ramazan döneminde yoğunlaştırılarak üretim ve satış noktalarında kapsamlı şekilde uygulanıyor. Denetim çalışmalarına İl Müdürü Mustafa Ensar Yılmaz, Merkez ilçede bizzat katıldı. Yılmaz’a İl Müdür Yardımcısı Mehmet Fatih Şahin ve Şube Müdürü Oğuz Yiğit eşlik etti. Gıda kontrol görevlileri; işletmelerde hijyen ve genel temizlik kuralları, ürünlerin muhafaza şartları, soğuk hava depoları ve buzdolaplarının sıcaklık takibi, etiket bilgileri, son tüketim tarihleri ile taklit ve tağşiş risklerini ayrıntılı biçimde inceliyor. Ayrıca işletme sahipleri ve çalışanlara gıda güvenliği ile personel hijyeni konularında bilgilendirme yapılıyor. İl Müdürü Yılmaz, denetimlerde eksiklik veya uygunsuzluk tespit edilmesi halinde 5996 sayılı Kanun kapsamında cezai işlem uygulandığını belirterek, “2026 yılında bugüne kadar 1.024 denetim gerçekleştirdik. Bu denetimler sonucunda 6 işletmeye toplam 507 bin 790 TL idari para cezası uygulandı. Gıda güvenliği kırmızı çizgimizdir” dedi. Yılmaz, tüketicilerin gıda güvenliğiyle ilgili karşılaştıkları olumsuzlukları Alo 174 Gıda Hattı üzerinden bildirmelerinin denetimlerin etkinliği açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.

TAŞGÖZ’DEN SERT ÇIKIŞ: “HAYSİYET, HÜRRİYET VE İSTİKLAL DAVASINDAYIZ” Haber

TAŞGÖZ’DEN SERT ÇIKIŞ: “HAYSİYET, HÜRRİYET VE İSTİKLAL DAVASINDAYIZ”

İYİ PARTİ GİRESUN İL BAŞKANI TAŞGÖZ’DEN SERT ÇIKIŞ: “HAYSİYET, HÜRRİYET VE İSTİKLAL DAVASINDAYIZ” İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun 25 Şubat 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Grup Toplantısı’nda dile getirdiği değerlendirmeleri esas alarak, ülke genelinde yaşanan ağır sorunları Giresun kamuoyuna taşıdı. Taşgöz, Türkiye’nin ekonomik çöküş, güvenlik krizi ve milli haysiyet kaybıyla karşı karşıya olduğunu belirterek iktidarı sert sözlerle eleştirdi. Ekonomik Kriz: “Vatandaşımız ölmeyecek kadar doyuruluyor” Ekonomik tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Taşgöz, vatandaşın her geçen gün daha fazla yoksullaştığını vurguladı. Açıklamasında, “Ülkemiz bir yanda açlıkla, diğer yanda korkuyla sınanıyor. Vatandaşımız ölmeyecek kadar doyuruluyor, isyan etmeyecek kadar sindiriliyor. Giresun’da da çiftçimiz,köylümüz,emeklimiz,işçimiz,esnafımız, girdi maliyetleri,enerji giderleri,üretim fiyatları altında eziliyor, kepenk indiriyor, gençlerimiz işsizlikle boğuşuyor. Bu bilinçli bir şantaj siyasetidir; ‘Biz olmazsak hiçbir şey bulamazsın’ diyorlar. İYİ Parti olarak buna geçit vermeyeceğiz. Orta direği ,emekliyi,işçiyi,ev gençlerini ayağa kaldırmak, tekelleri kırmak, üretimi güçlendirerek fiyatları düşürmek önceliğimizdir” ifadelerini kullandı. Güvenlik ve Terör Eleştirisi: “Devlet terörle müzakere etmez” Taşgöz, “Terörsüz Türkiye” söylemi altında yürütüldüğünü ifade ettiği süreçlere de sert tepki gösterdi. Genel Başkan Dervişoğlu’nun sözlerini Giresun kamuoyuna taşıyan Taşgöz şunları söyledi: “Katilbaşı ve diğer teröristler gerçekten aramızda mı dolaşacak? İmralı’daki bebek katilinin ‘statüsü’ diye bir şey yoktur; orası Türk bayrağının dalgalandığı bir cezaevidir. Giresun’un ve memleketin dört bir yanında evlatlarımız vatan nöbetinde şehit olurken, terör örgütü elebaşına dokunulmazlık ve entegrasyon mekanizması mı aranacak? Bu, milli haysiyete,milli mücadeleye, kuvva-cı akla ihanettir. Devlet terörle müzakere etmez, devletimiz güçlüdür teröriste hükmeder. Bizim davamız haysiyet, hürriyet ve istiklal davasıdır. Tam bağımsız,emperyalist prangalardan arınmış Türkiye cumhuriyeti davasıdır.” “Bu bir yağma ve talan düzenidir” İktidarın yönetim anlayışını da hedef alan Taşgöz, devlet kurumlarının zayıflatıldığını savundu. “İktidar, vatandaşın korunma ve güvenlik hakkını gasp ederek, muhalifleri linç ettirerek, ibret için sindirerek yönetiyor. Memleketimizin dört bir yanında,kamu kaynakları birkaç yüz imtiyazlıya peşkeş çekiliyor, adalet mülakat odalarında dağıtılıyor. Bu yağma ve talan düzenidir.” İYİ Parti’nin yaklaşımını da ortaya koyan Taşgöz, “İYİ Parti olarak devleti millete yük olmaktan çıkaracağız, yolsuzluğa, yoksulluğa ,yağma düzenine tolerans göstermeyeceğiz, milletimizin emekleri ile oluşan vergilerini güvenli şehirler,huzurlu aileler,mutlu sofralar için harcayacağız” dedi. Taşgöz, CHP’ye de çağrıda bulunarak, “Şantaj altında boyun eğmeyin, Cumhuriyet’i saltanat rejimine teslim etmeyin.” ifadelerini kullandı. Gençler ve Gelecek Vurgusu Gençlerin baskı ve vizyonsuzlukla karşı karşıya bırakıldığını savunan Taşgöz, “Gençlerimiz vizyonsuzlukla, yasaklarla dünyadan koparılıyor.Baskı ile mobing ile engelleniyor, hayatın gerçeklerinden uzaklaştırılıyor,. Eğitim öğretimde sistematik olarak geriletiliyor,Giresunlu gençlerimiz girişimci ruhunu kaybediyor. Biz tam hürriyet, engelsiz girişimcilik ve dünya pazarında tüm emsalleri ile rekabet eden bir gelecek vaat ediyoruz” diyerek emeklilere yönelik politikaların da değiştirileceğini vurguladı. Beş Maddelik Taahhüt İnan Taşgöz, Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu’nun millet adına verdiği beş sözü Giresun’da da sahiplendiklerini belirterek şu maddeleri sıraladı: Milletin sırtındaki yükü kaldırmak, orta direği ayağa kaldırmak. Gençlere hürriyet ve dünya açmak. İsrafı, yolsuzluğu bitirmek, devleti millete yaklaştırmak. Emekliye hakaret değil hak vermek, adil istihdam sağlamak. Milletin vergilerini çarçur etmemek, Anadolu’yu kalkındırmak. Taşgöz, açıklamasını, “Bu mukaddes vatanda büyük ve müreffeh Türkiye’yi birlikte kuracağız. Giresun’dan başlayarak haysiyet davasını kazanacağız. Ne idiysek o kalacağız” sözleriyle tamamladı.

GİRESUN’DA BİTKİSEL ÜRETİM VE BİTKİ SAĞLIĞI İÇİN 2026 YOL HARİTASI BELİRLENDİ Haber

GİRESUN’DA BİTKİSEL ÜRETİM VE BİTKİ SAĞLIĞI İÇİN 2026 YOL HARİTASI BELİRLENDİ

GİRESUN’DA BİTKİSEL ÜRETİM VE BİTKİ SAĞLIĞI İÇİN 2026 YOL HARİTASI BELİRLENDİ Giresun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinasyonunda, il ve ilçe müdürlüklerinde bitkisel üretim ve bitki sağlığı alanında görev yapan teknik personelin katılımıyla kapsamlı bir değerlendirme ve planlama toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda 2025 yılı çalışmaları mercek altına alınırken, 2026 yılına ilişkin uygulama takvimi ve hedefler netleştirildi. Toplantının açılışında konuşan İl Müdürü Mustafa Ensar Yılmaz, tarımsal üretimde verimlilik, sürdürülebilirlik ve kayıtlılığın artırılmasının öncelikli hedefler olduğunu vurguladı. Yılmaz, özellikle zararlı organizmalarla mücadele, planlı üretim modeli ve destekleme mekanizmalarının etkin uygulanmasının yeni dönemin temel başlıklarını oluşturduğunu ifade etti. Kahverengi Kokarca ile Mücadele Öncelikli Gündem Toplantının en dikkat çeken başlıklarından biri, son yıllarda Karadeniz tarımı açısından ciddi tehdit oluşturan kahverengi kokarca zararlısına karşı yürütülen mücadele çalışmaları oldu. İl genelinde yürütülen sürveyler, biyoteknik ve kimyasal mücadele yöntemleri ile saha eğitimleri değerlendirildi. 2026 yılı için uygulanacak eylem planında erken uyarı, üretici bilgilendirmesi ve entegre mücadele yöntemlerinin yaygınlaştırılması öne çıktı. Bitkisel Üretimde Planlı Dönem Tarımsal Üretimin Planlanması Yönetmeliği çerçevesinde Giresun’da yürütülen bitkisel üretim planlaması da toplantının ana gündem maddeleri arasındaydı. İl bazlı ürün deseninin iklim, toprak yapısı ve pazar koşullarına göre şekillendirilmesi; arz fazlası ve fiyat dalgalanmalarının önüne geçilmesi açısından kritik görülüyor. Teknik personel, sahadaki uygulamalar ve üretici yönlendirmeleri hakkında bilgi paylaştı. Organik Tarım ve Kayıt Sistemleri Masada Organik tarım mevzuatı kapsamında il ve ilçe müdürlüklerinin görevleri, kapalı ortamda yürütülen Bitkisel Üretim Kayıt Sistemi (KOBÜKS) uygulamaları ve TAKE Projesi kapsamındaki çalışmalar da ele alındı. Özellikle kontrollü üretim alanlarının artırılması ve kayıt dışılığın azaltılması yönünde atılacak adımlar değerlendirildi. Tohumculuk, Bitki Pasaportu ve Denetimler Tohumculuk mevzuatı kapsamında yürütülen yetkilendirme ve denetim faaliyetleri, 2025 yılı uygulamaları ışığında gözden geçirildi. Sertifikalı tohum kullanımının yaygınlaştırılması, sektörde faaliyet gösteren işletmelerin kayıt altına alınması ve bitki pasaportu uygulamalarının etkinleştirilmesi konularında teknik sunumlar yapıldı. Operatör kayıtlarının güncellenmesi ve izlenebilirliğin artırılması, 2026 hedefleri arasında yer aldı. ÇKS ve Desteklemelerde Güncel Durum Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) verilerinin doğruluğu, destekleme başvurularında yaşanan sorunlar ve saha kontrolleri de toplantıda gündeme geldi. Üreticilerin desteklerden eksiksiz yararlanabilmesi için kayıtların güncel tutulmasının önemi vurgulandı. Bitki Koruma Ürünleri ve E-Reçete Takvimi Bitki Koruma Ürünlerinin toptan ve perakende satışı ile depolanmasına ilişkin mevzuat uygulamaları, denetimler ve yeni dönemde yürürlüğe girecek uygulama takvimi ayrıntılı biçimde ele alındı. BKÜ E-Reçete sistemi ve üretici kayıt defteri uygulamalarını içeren B-Reçete sisteminin sahadaki işleyişi, karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri teknik personel tarafından paylaşıldı. Toplantı, soru-cevap bölümünün ardından yapılan genel değerlendirme ile sona erdi. Yetkililer, 2026 yılında daha planlı, kayıtlı ve sürdürülebilir bir bitkisel üretim yapısının oluşturulması için sahadaki teknik çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini belirtti. Tarımın geleceği biraz da veri, planlama ve disiplin işi; doğa sürprizlerle dolu ama hazırlıklı olanın kaybı daha az oluyor.

Doğal gaz ve elektrik faturasının yarısı devletten Haber

Doğal gaz ve elektrik faturasının yarısı devletten

Osmaniye’de bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, doğal gaz ve elektrik faturasının yarısının devletten olduğunu açıkladı. OSMANİYE (İGFA) – Osmaniye Valiliği ve Osmaniye Belediyesi’ni ziyaret eden Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, yaptığı açıklamada, “Kadim kültürümüzün izlerini taşıyan, Kaleler Diyarı güzel şehrimiz Osmaniye’deyiz. Enerjisi ve sanayisiyle Türkiye’nin üretim gücüne güç katan şehrimizde, ilk olarak Osmaniye Valimiz Mehmet Fatih Serdengeçti’yi ziyaret ederek, Bakanlığımızın görev alanındaki mevcut yatırımları ve asrın felaketi sonrası süren ihya ve inşa çalışmalarını değerlendirdik. Enerji ve madencilik alanındaki potansiyelimizi, yerel yönetimlerimizle tam bir uyum içerisinde artan bir ivmeyle yatırıma dönüştürmeye kararlıyız. Türkiye özellikle 2016'dan sonra yeni bir vizyon geliştirdi. Kendi gazını, petrolünü kendi gemileriyle denizlerinde arayan, karalarında petrolünü, doğal gazını yoğun bir şekilde arayan bir ülke haline geldi. Hamdolsun bu ilk stratejik adımdan sonra da neticelerini almaya başladık. Karadeniz'de 4 milyon eve yetecek kadar gazı üretir hale geldik. İnşallah bu sene yine önemli bir yıl, bu 8 milyon haneye gelecek. 2028'de 16-17 milyon hanenin gazını kendimiz karşılar hale geleceğiz. Doğal gaz ve elektrik faturalarının yarısı devletimiz tarafından karşılanıyor. Cumhur İttifakı’nın güçlü duruşu ve hizmet vizyonuyla her türlü zorluğun üstesinden gelebileceğimize inanıyoruz. Üreten ve gelişen Osmaniye için omuz omuza çalışmaya devam edeceğiz.” dedi.

CHP’Lİ ŞENYÜREK: “FİSKOBİRLİK BORÇLA, FAİZLE VE ARSA SATARAK YÖNETİLEMEZ” Haber

CHP’Lİ ŞENYÜREK: “FİSKOBİRLİK BORÇLA, FAİZLE VE ARSA SATARAK YÖNETİLEMEZ”

CHP’Lİ ŞENYÜREK: “FİSKOBİRLİK BORÇLA, FAİZLE VE ARSA SATARAK YÖNETİLEMEZ” Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Giresun İl Başkanı Dr. Gökhan Şenyürek, FİSKOBİRLİK’in hafta sonu yapılacak mali genel kurulu öncesinde önemli açıklamalarda bulundu. Kurumun ağır bir borç sarmalına sürüklendiğini belirten Şenyürek, FİSKOBİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Bayraktar’ı görevi bırakmaya davet etti. Şenyürek, açıklanan mali kârın üretimden değil, yıllar içinde üreticinin emeğiyle edinilmiş taşınmazların satışından kaynaklandığını vurgulayarak, bunun bir başarı değil, iflasın ötelenmesi anlamına geldiğini söyledi. Şenyürek, FİSKOBİRLİK yönetiminin kendi hazırladığı 2024–2025 Faaliyet Raporu ile bağımsız denetçi raporlarının, kurumun gerçek mali tablosunu bütün açıklığıyla ortaya koyduğunu ifade etti. “1,6 MİLYAR TL’Yİ AŞAN BORÇ VAR, ÖDEME PLANI YOK” FİSKOBİRLİK’in borç yükünün alarm verdiğini dile getiren Şenyürek, kısa vadeli banka borçlarının bir yıl içinde 623 milyon TL’den 1 milyar 154 milyon TL’ye yükseldiğini, bir yıldan uzun vadeli kredi yükünün ise yüzde 81 artarak 457 milyon TL’ye ulaştığını belirtti. Kısa sürede ödenmesi gereken banka borcunun toplamda 1,6 milyar TL’yi aştığına dikkat çeken Şenyürek, faaliyet raporunda bu borcun hangi planla ve nasıl ödeneceğine dair somut bir yol haritası bulunmadığını söyledi. Şenyürek, yıllardır olduğu gibi yine tek çıkış yolu olarak gayrimenkul satışlarının işaret edildiğini ifade etti. “SADECE FAİZE 835 MİLYON TL ÖDENDİ” Finansman giderlerinin FİSKOBİRLİK’in mali yapısını çökerttiğini vurgulayan Şenyürek, 2024–2025 iş yılında banka faizleri için 835 milyon TL ödendiğini, bu tutarın tasarı bütçede öngörülen rakamın yüzde 39 üzerinde gerçekleştiğini kaydetti. Faiz yükünün operasyonel faaliyetlerle karşılanabilmesi için FİSKOBİRLİK’in yaklaşık 8,4 milyar TL’lik satış hacmine ulaşması gerektiğini belirten Şenyürek, gerçekleşen satışların ise 2,3 milyar TL’nin bile altında kaldığını söyledi. Bu tablonun, kurumun üretimle değil borçla ve yeni borçlarla ayakta tutulmaya çalışıldığını gösterdiğini ifade etti. “KÂR VAR DENİYOR AMA ÜRETİMDEN DEĞİL” Faaliyet raporunda açıklanan 13,7 milyon TL’lik kârın üretimden kaynaklanmadığını dile getiren Şenyürek, ortak içi ve ortak dışı operasyonel faaliyetlerin zarar ettiğini, kâr gibi görünen rakamın ise arsa ve gayrimenkul satışlarından elde edilen olağan dışı gelirlerden oluştuğunu belirtti. Özellikle Entegre Tesis önündeki arsa satışının mali tabloları geçici olarak rahatlattığını ifade eden Şenyürek, bu yöntemin kurumu uzun vadede daha kırılgan ve sürdürülemez bir yapıya sürüklediğini söyledi. “2,4 MİLYAR TL’LİK İPOTEK VAR” Bağımsız denetçi raporuna da dikkat çeken Şenyürek, banka borçlarına karşılık FİSKOBİRLİK’in taşınmazları üzerinde 2 milyar 422 milyon TL tutarında ipotek bulunduğunu belirtti. Şenyürek, bu durumun kurum varlıklarının fiilen bankalara rehinli olduğunu gösterdiğini ifade etti. “BELKOS–ŞÜKREDEN GIDA’NIN KONKORDATO SÜRECİNDE KURUMUN ZARARI VAR MI?” Şenyürek, FİSKOBİRLİK’e bağlı EFİT A.Ş. üzerinden “Belkos” markasıyla bilinen Şükreden Gıda ile kurulan özel markalı üretim ilişkisine dair kamuoyuna yansıyan konkordato iddialarına da değinerek, FİSKOBİRLİK yönetimini kamuoyu önünde açıklama yapmaya çağırdı. FİSKOBİRLİK’in binlerce üreticinin alın terini yöneten, kamusal sorumluluğu yüksek bir kurum olduğunu vurgulayan Şenyürek, konkordato sürecinin kurum açısından bir zarar doğurup doğurmadığının ya da doğurma riski bulunup bulunmadığının şeffaf biçimde açıklanması gerektiğini söyledi. “YATIRIM VAR DENİYOR AMA BÜTÇEDE KARŞILIĞI SIFIR” Bulancak Organize Sanayi Bölgesi’nde 17 milyon dolarlık yatırım yapılacağı yönündeki haberlere de değinen Şenyürek, faaliyet raporunda ve 2025–2026 tasarı bütçesinde “yapılmakta olan yatırımlar” kaleminin sıfır göründüğünü belirtti. Şenyürek, yatırım söylemi ile bütçe verileri arasındaki bu çelişkinin, Entegre Tesis arazisinin satışına yönelik kamuoyu direncini azaltmaya dönük bir algı çalışması şüphesini güçlendirdiğini ifade etti. “YÜZDE 10 MESELESİ HUKUKİ ZEMİNDE AYDINLATILMALIDIR” CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel’in gündeme taşıdığı iddialara da değinen Şenyürek, Bayraktar’ın “maaş almıyorum” beyanıyla çeliştiğini belirttiği 6 milyon 505 bin TL’lik huzur hakkı ödemesine dikkat çekti. Şenyürek, kamuoyu önünde yapılan açıklamalar ile faaliyet raporundaki veriler arasındaki çelişkinin mutlaka açıklanması gerektiğini söyledi. Adıgüzel’in kamuoyuna yansıyan “Yüzde 10 Lütfi” iddiasını da hatırlatan Şenyürek, iddiaların doğru olması halinde meselenin kötü yönetimin çok ötesine geçtiğini, yanlış olması halinde ise susmak yerine açık, şeffaf ve hukuki zeminde kamuoyunun aydınlatılması gerektiğini dile getirdi. “ÜRETİCİYLE BAĞ KOPMUŞ DURUMDA” Şenyürek, FİSKOBİRLİK’in üreticiyle bağının ciddi biçimde zayıfladığını belirterek, 88 bin kayıtlı ortağa rağmen fındık teslim eden ortak sayısının 5 bin 768 olduğunu söyledi. 2024 yılında Türkiye genelinde 650 bin ton olarak açıklanan fındık rekoltesine karşın, FİSKOBİRLİK’in alımının 11 bin 627 tonla binde 17 seviyesinde kaldığını ifade etti. “BU TABLOYLA DEVAM EDİLEMEZ” Açıklamasının sonunda hafta sonu yapılacak Mali Genel Kurul öncesinde FİSKOBİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı Lütfi Bayraktar’ı görevi bırakmaya davet ettiklerini belirten Şenyürek, kurumun kimsenin kişisel mülkü olmadığını vurguladı. Şenyürek, FİSKOBİRLİK’in yüzbinlerce üreticinin emeği olduğunu belirterek, CHP olarak sürecin sonuna kadar takipçisi olacaklarını söyledi.

Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Tedariğinde AB İle Stratejik Ortak Olma Potansiyeli Yüksek Haber

Türkiye’nin Nadir Toprak Elementleri Tedariğinde AB İle Stratejik Ortak Olma Potansiyeli Yüksek

EY’ın Orta ve Doğu Avrupa Bölgesi'ndeki Nadir Toprak Elementleri Çalışmasına göre; akıllı telefonlar, hibrit ve elektrikli araçlar, yeşil enerji sistemleri, veri merkezleri, savunma ve sağlık teknolojileri gibi çoğalan uygulama alanları, nadir toprak elementlerine (NTE) olan dünya çapındaki talebi hızla artırıyor. Özellikle bileşenlerde bulunan “mıknatıs” kullanımı, önümüzdeki 10 yıllık süreçte yıllık %9 büyüme gösterecek şekilde tahmin ediliyor. Öte yandan Avrupa'nın nadir toprak elementleri hammaddesi ve mıknatıs tedarikinde Çin'e duyduğu bağımlılık devam ediyor. Ancak Çin'in 2023 yılından bu yana nadir toprak elementleri ihracatına uyguladığı lisans ve kontrol tedbirleri, birçok sektörün hammadde ikmalinde gecikmelere ve zorluklara neden oluyor. Bunun sonucu olarak yaşanan darboğazlar, bazı sektörlerde üretimi durma noktasına getiriyor. Araştırma, nadir toprak elementlerinin tedarik güvencesi endişeleri nedeniyle, 2025'in ilk 10 ayında belirli (en büyük beş) NTE üretici firmasının piyasa değerinin %175 artış gösterdiğini ortaya koyuyor. Uluslararası danışmanlık hizmetleri firması EY; önde gelen ekonomilerin politika oluşturmasında etkili olan nadir toprak elementlerine (NTE’ler) yönelik araştırmasının sonuçlarını yayımladı. Araştırma; nadir toprak elementlerinin modern teknolojiler için önemi ve Çin’in küresel tedarik zincirindeki baskın konumunu ve bu konudaki jeopolitik ve ekonomik riskleri vurguluyor. Araştırmaya göre; Çin’in, stratejik kaynak olarak tanımladığı nadir toprak elementleri alanındaki üstünlüğü sürüyor. Avrupa Bölgesi ise alternatif kaynaklar ve geri dönüşüm stratejileriyle nadir toprak elementlerine bağımlılığını azaltma çabası içerisinde. 2026 sonuna kadar nadir toprak elementleri temsil eden 17 elementin 12'sine ihracat lisansı getirilebileceği belirtiliyor. Yeni elementler eklenmediği durumda, Çin’in şu anda yalnızca yedi NTE ürününde uyguladığı düzenlemelerin daha da genişleyebileceği, bu durumun AB’nin kritik mineral olarak tanımladığı hammaddelere erişimini daha da zorlaştıracağı ifade ediliyor. Küresel tedarik zincirlerinde belirsizlik artıyor Nadir toprak elementleri, periyodik tabloda 21, 39 ve 57-71 numaralarına sahip benzersiz manyetik, ışık yayan ve elektrokimyasal özelliklere sahip 17 elementten oluşuyor. Yeni ve geniş bir kullanım alanı bulan nadir toprak elementleri, fiziksel, manyetik ve kimyasal doğaları itibariyle günlük yaşamda önemli roller üstleniyor. Özellikle, dış enerjiye ihtiyaç duymadan manyetik özelliklerini sürekli koruyan mıknatısların önemi büyük ve 2023 yılı verilerine göre küresel NTE talebinin %45’ini oluşturuyor. Nadir toprak elementleri; akıllı telefonlar, dizüstü bilgisayarlar, hibrit otomobiller, rüzgâr türbinleri ve güneş panelleri gibi birçok ileri teknoloji ürünün yanı sıra savunma sanayisinde de kullanılıyor. Örneğin; jet motorları, füze savunma mekanizmaları, uzay tabanlı uydular ve iletişim sistemleri bu elementleri içeriyor. Araştırmaya göre; yeşil enerji teknolojileri, ileri elektronik ve savunma uygulamaları, nadir toprak elementlerine (NTE) olan talebi hızla artırıyor. Özellikle, global ölçekte mıknatıs kullanımında önümüzdeki 10 yılda %9 oranında büyüme öngörülüyor. Çin, global NTE üretiminin %70’ini ve rafinasyon işlemlerinin %90’ını elinde bulunduruyor. Ayrıca sinterlenmiş kalıcı mıknatıs üretiminde (PETRM) %94’lük bir paya sahip. Araştırmada, jeopolitik risklere de vurgu yapılıyor. Çin’in, 2025’te yedi tür NTE için ihracat sınırlamaları uygulaması ve yıl sonunda beş ek element için kontrollerin askıya alınmasının global tedarik zinciri güvenliği endişelerini artırdığı belirtiliyor. Diğer yandan, tedarik güvenliği endişeleri nedeniyle NTE şirketlerinin piyasa değerinin 2025’in ilk 10 ayında %175 artış gösterdiği; bu büyümenin enerji ve teknoloji devlerini geride bıraktığı gözleniyor. 2025 yılı ilk 10 ayında piyasa değeri %175 arttı Avrupa, Çin'in ham nadir toprak elementleri ve kalıcı mıknatıs ihracatında en önemli noktalardan biri olmaya devam ediyor. Almanya, İtalya ve İspanya başta olmak üzere Avrupa, modern teknolojinin vazgeçilmezi olan bu elementleri Çin’den ithal ediyor. Bahsi geçen lisans süreçleri, Avrupa’da üretim duraksamalarına yol açabiliyor. Çin, NTE rezervlerinin %50’sine sahip olmasına rağmen Brezilya, Hindistan, Avustralya ve Orta Asya’da bu alanda yeni projeler geliştiriliyor. Avrupa’da İsveç, Norveç, Finlandiya ve Polonya gibi ülkeler stratejik maden ve rafineri yatırımlarına yöneliyor. AB stratejik hammaddeleri geri dönüşümle karşılamayı hedefliyor NTE’ler, jeolojik olarak nadir olmamalarına rağmen, genellikle yoğun ve işletilebilir cevher yataklarında olmadıkları için bu şekilde adlandırılıyor. Prometyum hariç tüm nadir toprak elementlerin, dünya genelinde gümüş, altın veya platinden daha bol olduğu söyleniyor. Kimyasal benzerlikleri, çıkartma süreçlerini teknik ve ekonomik olarak zorlaştırıyor. NTE'lerin büyük ölçekli üretimi önemli ölçüde su ve enerji tüketimi gerektiriyor; ayrıca kimyasal sızıntı riski ve uranyum ve toryum gibi nadir toprak mineralleriyle birlikte doğal radyoaktif elementlerin ortaya çıkması çevresel riskleri de beraberinde getiriyor. Avrupa Birliği bu kapsamda 2030'a kadar stratejik hammaddelerin %25'ini geri dönüşümle karşılamayı hedefliyor. Ancak yeni madenlerin işletime alınması 8-10 yıl, rafinerilerin kurulması 5 yıl sürebiliyor. Merkez Avrupa ve Türkiye AB’nin NTE tedarikinde önemli avantajlar sunuyor Merkezi Avrupa ülkeleri, AB endüstrisinin ihtiyaç duyduğu nadir toprak elementleri tedarikinde önemli avantajlara sahip. Örneğin, İsveç, Norveç ve Finlandiya’da keşfedilen yeni NTE oksit rezervleri, tahmini 11 milyon ton üretimle AB’nin NTE ihtiyacının üçte birini karşılayabilir. Türkiye’de ise, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na göre, Eskişehir Beylikova ve Sivrihisar arasında bulunan sahada 694 milyon ton nadir toprak elementi (NTE) rezervi yer alıyor. Tahminler, bu maden sahasının Çin'deki 800 milyon tonluk “Bayan Obo” sahasından sonra dünyanın en büyük ikinci rezervi olduğunu gösteriyor. Bakanlık, Ekim 2024`te nadir toprak elementleri çıkarma ve işleme konularında bilgi paylaşımı, madencilik teknolojilerinin geliştirilmesi ve ortak yatırımlar için Çin ile "Doğal Kaynaklar ve Madencilik Alanlarında İşbirliği Mutabakat Zaptı" imzaladığını duyurdu. EY Enerji Sektörü Lideri Cem Çamlı, konuyla ilgili şu bilgileri aktardı: “Nadir toprak elementleri, enerji, teknoloji, mobilite, savunma ve sanayi üretim sektörlerinin görünmez omurgasını oluşturuyor. Artan jeopolitik gelişmeler, küresel talebin önemli ölçüde büyümesi ve stratejik ulusal çıkarlar ülkelerin stratejik planlamalarını ve yatırımcıların öncelik sıralamalarını yeniden şekillendiriyor. Türkiye, Asya ve Avrupa arasındaki coğrafi konumu, gelişen sanayi altyapısı ve nadir toprak elementleri rezervleri ile bu dönüşümde daha etkin bir rol alabilir. Yenilenebilir enerji yatırımlarımız, elektrikli araç ekosistemimiz ve savunma sanayimiz, NTE arz güvenliğini artık bir rekabet avantajı değil, zorunlu bir stratejik gereklilik haline getiriyor. Bu yüzden nadir toprak elementleri değer zinciri boyunca sanayicilerimizin ve yatırımcılarımızın aktif rol oynaması, AR-GE yatırımları ve teşvikleri ile ekosistemin büyütülmesi ve bilgi birikiminin artırılması kritik önem taşıyor. Böylece, nadir toprak elementleriyle oluşturulacak ekonomik değer ülkemiz ekonomisine ve istihdamına katkı sağlayacak ve AB ile olan ticari iş birliğimizin daha da sağlamlaşmasını sağlayacaktır. Yakın zamanda, Türkiye’de nadir toprak elementleri değer zincirinde yeni yatırımlar, girişimler ve kamu-özel sektör iş birliklerini göreceğimiz öngörülüyor. EY-Parthenon olarak, global ve bölgesel bilgi birikimimizle bu alanda sektörün öncüsü müşterilerimize stratejiden uygulamaya kadar uçtan uca hizmet sunmaya ve rekabet avantajı yaratmaya devam ediyoruz." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.