Hava Durumu

#Türkiye

giresunsonhaber - Türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bayram mesajı: Türkiye güvendedir Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan bayram mesajı: Türkiye güvendedir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ramazan Bayramı dolayısıyla yayımladığı video mesajda hem bayram tebriklerini iletti hem de güvenlik, dış politika ve “Terörsüz Türkiye” sürecine ilişkin önemli mesajlar verdi. ANKARA (İGFA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ramazan Bayramı dolayısıyla yayımladığı video mesajında, bayramın Türkiye, İslam alemi ve tüm insanlık için hayırlar getirmesini temenni etti. Mesajında güvenlik konularına da değinen Erdoğan, Türkiye’nin hava sahasını ihlal eden girişimlere karşı kararlı bir tutum sergilediğini belirterek, milletin huzur ve güvenliğini güçlendirecek adımların sürdürüleceğini vurguladı. Gazze’de yaşananlara dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail’in saldırıları ve insani yardım girişlerini engelleyen uygulamaları nedeniyle bölgedeki insanların bayramı zor şartlar altında geçirdiğini ifade ederek, “Terörsüz Türkiye” hedefiyle yürütülen sürece de değindi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, yasal düzenlemelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında ele alınacağını belirtti. Sürecin kararlılıkla sürdürüleceğini ifade eden Erdoğan, örgütün tasfiyesine yönelik adımların gecikmeden atılacağını söyledi. https://twitter.com/tcbestepe/status/2034559539454922893 Türkiye’nin güçlü bir yönetimle yoluna devam ettiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye, Allah’ın izniyle güvendedir, emin ellerdedir. Tecrübeli ve liyakatli kadrolarla hedeflerine doğru ilerlemektedir” ifadelerini kullandı.

YAŞLILAR HAFTASI GİRESUN’DA DAHA AĞIR BİR ANLAM TAŞIYOR Haber

YAŞLILAR HAFTASI GİRESUN’DA DAHA AĞIR BİR ANLAM TAŞIYOR

YAŞLILAR HAFTASI GİRESUN’DA DAHA AĞIR BİR ANLAM TAŞIYOR 18-24 Mart Yaşlılar Haftası dolayısıyla Giresun Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’nden verilen mesaj, kentte yalnızca temsili bir kutlama değil, demografik gerçeğin içinden yükselen bir çağrı olarak dikkat çekti. Müdürlük, huzurevlerinde kalan büyükler başta olmak üzere tüm yaşlıların refahı, huzuru ve sosyal hayata aktif katılımının öncelikleri arasında yer aldığını vurguladı. Giresun açısından bu vurgu daha da kritik. TÜİK’in 12 Mart 2026 tarihli “İstatistiklerle Yaşlılar, 2025” bültenine göre Türkiye’de 65 ve üzeri nüfus 9 milyon 583 bin 59 kişiye yükseldi. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 11,1’e çıktı. Aynı bülten, Giresun’un yüzde 19,1’lik oranla yaşlı nüfusun en yoğun olduğu iller arasında bulunduğunu ortaya koydu. Bu tablo, Giresun’da yaşlılara yönelik hizmetlerin sosyal yardım başlığını aşan yapısal bir ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Huzurevi hizmetlerinden sosyal destek mekanizmalarına, sağlık erişiminden aktif yaşlanma politikalarına kadar her başlık kent için daha yüksek önem taşıyor. Bu çıkarım, TÜİK’in il bazlı yaş yapısı verileri ile bakanlığın yaşlıların sosyal hayata katılımını önceleyen yaklaşımının birlikte okunmasına dayanıyor. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Yaşlılar Haftası mesajlarında da ana eksen değişmiyor. Resmi açıklamalarda yaşlılar; kültürü, örf ve adetleri, toplumsal hafızayı ve manevi değerleri yarınlara taşıyan temel kuşak olarak tanımlanıyor. Bakanlık ve il müdürlükleri, yaşlıların yaşam kalitesinin artırılmasını, sosyal ve kültürel hayata katılımlarının güçlendirilmesini kamusal sorumluluk olarak öne çıkarıyor. Giresun’dan verilen mesaj da tam bu zemine oturuyor. Kentte yaşlı nüfus oranının Türkiye ortalamasının oldukça üzerinde seyretmesi, Yaşlılar Haftası’nı bir kutlama metninin ötesine taşıyor; bakım, erişilebilirlik, sosyal destek ve kuşaklar arası dayanışma başlıklarını doğrudan kamu gündemine sokuyor. Giresun’da büyükler için söylenen her söz, artık aynı zamanda kentin sosyal geleceğine dair bir politika cümlesi niteliği taşıyor.

KAYIHAN PALA’DAN 14 MART’TA SERT ÇIKIŞ: “HEKİMİN İLK TALEBİ CAN GÜVENLİĞİ OLMAMALI” Haber

KAYIHAN PALA’DAN 14 MART’TA SERT ÇIKIŞ: “HEKİMİN İLK TALEBİ CAN GÜVENLİĞİ OLMAMALI”

KAYIHAN PALA’DAN 14 MART’TA SERT ÇIKIŞ: “HEKİMİN İLK TALEBİ CAN GÜVENLİĞİ OLMAMALI” CHP Sağlık Politika Kurulu Başkanı Kayıhan Pala, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada sağlıkta şiddet, tıp eğitimi, çalışma koşulları ve hekim göçü başlıklarında mevcut sağlık sistemini sert sözlerle eleştirdi. Pala, hekimlerin en temel talebinin can güvenliği haline gelmesini, Türkiye’de sağlık düzeninin içine sürüklendiği tablonun en çarpıcı göstergelerinden biri olarak değerlendirdi. Ankara’da yapılan basın toplantısında konuşan Pala, 14 Mart’ın yalnızca bir kutlama günü değil, aynı zamanda Türkiye’de modern tıp eğitiminin ve sağlık alanındaki tarihsel mücadelenin sembolü olduğunu vurguladı. Ancak Pala’ya göre bugün sağlık çalışanlarının karşı karşıya olduğu tablo, kutlamadan çok alarm verici sorunların büyüdüğü bir döneme işaret ediyor. Şiddet, sağlık sisteminin merkezindeki yaraya dönüştü Pala’nın açıklamasında en güçlü vurgu sağlıkta şiddet başlığında öne çıktı. Hekimlerin “Ne istiyorsunuz?” sorusuna ilk sırada “can güvenliği” yanıtını vermesinin kabul edilemez olduğunu belirten Pala, bunun olağan bir çalışma hayatı değil, ağır bir sistem bozukluğu anlamına geldiğini söyledi. Meclis komisyonlarında ve çeşitli raporlarda sağlıkta şiddeti önlemeye dönük çok sayıda öneri ortaya konmasına rağmen bu adımların büyük ölçüde uygulanmadığını savunan Pala, yaşananların artık münferit değil yapısal bir kriz olduğunu dile getirdi. Tıp eğitiminde sayı büyüdü, nitelik tartışması derinleşti CHP’li Pala, sağlık alanındaki sıkışmanın yalnızca çalışma yaşamıyla sınırlı olmadığını, tıp eğitiminde de ciddi bir kalite sorunu yaşandığını ifade etti. Sayıları hızla artan tıp fakülteleri arasında eğitim standardının korunamadığını belirten Pala, hem temel tıp eğitiminde hem de uzmanlık eğitiminde planlama ve nitelik sorunlarının ağırlaştığını söyledi. Sağlık politikalarında nicelik artışının başarı gibi sunulduğunu, ancak niteliğin geri plana itilmesinin ülkenin gelecekteki hekimlik kapasitesini zayıflattığını kaydetti. Çalışma koşulları ve özlük hakları tartışmanın odağında Basın toplantısında hekimlerin ve sağlık çalışanlarının çalışma düzenine ilişkin eleştiriler de dikkat çekti. Pala, kamu ile özel sektör arasında özlük hakları bakımından büyüyen farklara işaret ederken, tıp fakülteleri ile şehir hastaneleri arasındaki yapısal ayrışmanın da akademik sağlık sistemini yıprattığını savundu. Üniversite hastanelerinin hem insan kaynağı hem de ekonomik kaynak bakımından geriye düştüğünü ifade eden Pala, bunun yalnızca bugünü değil, Türkiye’nin sağlık alanındaki uzun vadeli birikimini de tehdit ettiğini söyledi. Hastaya ayrılan süre azalıyor, memnuniyetsizlik büyüyor Pala’nın değerlendirmesine göre sağlık sistemindeki tıkanmanın bir başka sonucu da hekim ile hasta arasındaki ilişkinin zayıflaması oldu. Tanı ve tedavi süreçlerinde yeterli sürenin ayrılamadığını belirten Pala, zaman baskısı altında çalışan hekimlerin mesleki tatmininin düştüğünü, hastaların da nitelikli sağlık hizmetine erişimde memnuniyetsizlik yaşadığını söyledi. Bazı branşların geçmişte yoğun ilgi görmesine rağmen bugün giderek daha az tercih edilmesini de sistemin içerden verdiği alarm olarak yorumladı. CHP’den sağlık politikalarında değişim iddiası Pala, açıklamasının sonunda CHP’nin sağlık alanında farklı bir model önerdiğini vurgulayarak, iktidar değişiminde 14 Martların gerçek anlamda bayram olarak kutlanabileceğini savundu. Bu ifade, yalnızca sembolik bir temenni değil; sağlıkta şiddetin önlendiği, hekimlerin çalışma güvencesinin sağlandığı, tıp eğitiminin niteliğinin yükseltildiği ve sağlık hizmetinin ticari baskıdan arındırıldığı yeni bir düzen vaadi olarak öne çıktı. 14 Mart mesajı, sağlık alanındaki krizi yeniden gündeme taşıdı 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle yapılan bu açıklama, yıllardır sağlık emekçilerinin dile getirdiği temel sorunları bir kez daha kamuoyunun önüne taşıdı. Kayıhan Pala’nın sözleri, sağlık sisteminde biriken yapısal sorunların yalnızca meslek örgütlerinin değil, siyasetin de daha sert biçimde tartışacağı başlıklardan biri haline geldiğini gösterdi. 14 Mart’ın simgesel ağırlığı bu yıl kutlamadan çok, sağlık sisteminin içinde bulunduğu gerilimi görünür kılan bir siyasal mesajla öne çıktı.

KÖMÜR, FOSİL YAKITLAR VE NÜKLEER TARTIŞMASI BÜYÜYOR Haber

KÖMÜR, FOSİL YAKITLAR VE NÜKLEER TARTIŞMASI BÜYÜYOR

COP31 ÖNCESİ İKLİM GÜNDEMİ SERTLEŞTİ: KÖMÜR, FOSİL YAKITLAR VE NÜKLEER TARTIŞMASI BÜYÜYOR İklim Ağı’nın Türkiye’ye COP31 öncesi yaptığı “kömürü zirvede bırak” çağrısı, Alpu Termik Santralı kararında çıkan yeni hukuk zaferi, nükleer enerjiye yönelik eleştiriler ve iklim risklerine dair küresel hazırlıksızlık uyarısı, iklim gündemini yeniden sertleştirdi. Yeşil dönüşüm tartışmaları artık yalnızca çevre değil, doğrudan enerji, tarım ve kalkınma politikalarının merkezine yerleşmiş durumda. Türkiye ve dünyada iklim politikalarına ilişkin tartışmalar, son günlerde peş peşe gelen açıklamalar, yargı kararları ve bilimsel uyarılarla yeniden hız kazandı. Özellikle Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği ve başkanlığı sürecine ilişkin yapılan değerlendirmeler, ülkenin iklim politikasında nasıl bir yol haritası izleyeceği sorusunu daha görünür hale getirdi. İklim alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşundan oluşan İklim Ağı, düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin COP31 sürecinde yalnızca teknik bir ev sahibi değil, aynı zamanda güçlü bir siyasi yön belirleyici olması gerektiğini vurguladı. Ağ temsilcileri, Türkiye’nin iklim zirvesine liderlik edecekse bunu önce kendi enerji politikalarında göstermesi gerektiğini belirterek, emisyon azaltımının en kritik adımının adil enerji geçişi çerçevesinde kömürden çıkış iradesi olduğunu ifade etti. İklim Ağı’na göre Türkiye’nin COP31’de üstleneceği rol, yalnızca diplomatik bir organizasyon başarısıyla sınırlı kalmamalı. Katılımcı ve demokratik iklim yönetişimi, iklim adaleti, fosil yakıtlardan çıkışta net siyasi irade ve süreçte şeffaflık ile hesap verebilirlik ilkeleri, Türkiye’nin bu dönemde ortaya koyması beklenen temel başlıklar arasında gösterildi. 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek COP31’in, bu yönüyle yalnızca bir zirve değil, fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunda somut yol haritalarının tartışılacağı kritik bir dönüm noktası olması bekleniyor. Türkiye’nin başkanlık ve ev sahipliği rolünü üstleneceği, Avustralya’nın ise müzakereleri yöneteceği bu modelin COP tarihinde ilk kez uygulanacak olması da zirveye ayrı bir önem kazandırıyor. İklim gündemindeki bir diğer dikkat çekici gelişme ise Eskişehir’deki Alpu Termik Santralı projesine ilişkin yargı sürecinde yaşandı. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı davada Bursa Bölge İdare Mahkemesi, verimli tarım arazilerinin enerji üretim alanı olarak kullanılmasına izin veren işlemleri iptal etti. Karar, yalnızca bir enerji yatırımı tartışması olarak değil, tarım alanlarının korunması ve kamu yararı açısından da önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirildi. Öte yandan Türkiye’nin nükleer enerji hedefleri de yeniden tartışma konusu oldu. Elektrik üretiminde nükleerin payını artırmayı planlayan Türkiye, 2050’ye kadar 20 GW nükleer kapasite hedefliyor. Ancak nükleer politika uzmanı Dr. M. V. Ramana, nükleer enerjinin yüksek maliyetler ve uzun inşaat süreleri nedeniyle iklim krizine gerçekçi bir çözüm sunmadığını savundu. Ramana, özellikle son yıllarda öne çıkarılan Küçük Modüler Reaktörler için dile getirilen daha ucuz, daha hızlı ve daha güvenli olacağı yönündeki iddiaların somut verilerle desteklenmediğini belirtti. Bilim dünyasından gelen son uyarılar da tabloyu ağırlaştırdı. Nature dergisinde yayımlanan bir çalışmada uzmanlar, dünya genelinde iklim değişikliğinin doğuracağı riskleri yetkili ve güncel biçimde ortaya koyan, uluslararası düzeyde koordine edilmiş zorunlu bir küresel risk değerlendirmesinin hâlâ bulunmadığına dikkat çekti. Araştırmacılar, bu eksikliğin hükümetlerin tehdidin gerçek boyutunu küçümsemesine, kaynakları yanlış önceliklendirmesine ve yetersiz önleyici politikalar geliştirmesine yol açabileceği uyarısında bulundu. Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, iklim krizinin artık yalnızca çevresel bir başlık olmadığı bir kez daha ortaya çıkıyor. Enerji yatırımlarından tarım arazilerine, uluslararası diplomasiden yerel hukuk mücadelelerine kadar uzanan bu geniş alanda, Türkiye’nin COP31 öncesi vereceği mesajların hem içeride hem dışarıda dikkatle izleneceği görülüyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.