Hava Durumu

#Tükenmişlik

giresunsonhaber - Tükenmişlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tükenmişlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

1 Milyar 200 Milyon Muayene! Sağlıkta Rekor mu, Tükeniş mi? Haber

1 Milyar 200 Milyon Muayene! Sağlıkta Rekor mu, Tükeniş mi?

Türkiye’de son dönemde açıklanan “85 milyonluk ülkede 1 milyar 200 milyon muayene” verisi, sağlık sisteminin ulaştığı yoğunluğu gözler önüne serdi. Ancak uzmanlara göre bu tablo yalnızca erişilebilirliğin değil, aynı zamanda sistem üzerindeki baskının da göstergesi. Sahim-Sen Genel Başkanı Özlem Akarken, muayene sayılarındaki artışın sağlık çalışanlarının omuzlarına binen yükü görünür kıldığını belirtti. Son günlerde kamuoyunda sıkça dile getirilen “85 milyonluk ülkede 1 milyar 200 milyon muayene” verisi, sağlık sisteminin erişim kapasitesini gösteren bir istatistik olmanın ötesinde; hizmet kalitesi, hekim başına düşen hasta sayısı, randevu süreleri ve sağlık çalışanlarının artan iş yükü açısından yeni bir tartışma başlatmış durumda. Sahim-Sen Genel Başkanı Özlem Akarken, muayene sayısındaki artışın tek başına başarı göstergesi olarak sunulamayacağını belirterek, “Bu sayı, sağlık çalışanlarının olağanüstü fedakârlığının göstergesidir. Ancak aynı zamanda sistemin üzerindeki baskının da açık bir göstergesidir.” Dedi. Dakikalarla Sınırlanan Muayeneler Artan başvuru sayıları nedeniyle hekim başına düşen hasta sayısının yükseldiğine dikkat çeken Özlem Akarken, randevu sürelerinin daralmasının hizmet kalitesini doğrudan etkilediğini ifade ederek, “Bir hastaya ayrılan sürenin 5-10 dakikaya sıkıştığı bir düzende; detaylı değerlendirme, koruyucu hekimlik ve nitelikli iletişim zarar görür. Bu durum hem hasta memnuniyetini hem de çalışan sağlığını etkiler.” Açıklamasını yaptı. İş Yükü Artıyor, Tükenmişlik Derinleşiyor Yüksek muayene sayılarının yalnızca hekimleri değil; hemşireleri, teknikerleri, sosyal hizmet uzmanlarını ve tüm sağlık kurum çalışanlarını etkilediğini vurgulayan Akarken, sistemin ekip yükü üzerine kurulu olduğunu belirterek, “Sağlık hizmeti bir bütündür.” Dedi. Aynı zamanda artan yoğunluğun tüm meslek gruplarına yansıdığına dikkat çekerek, tükenmişlik sendromu, mesleki motivasyon kaybı ve hata risklerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. “Sağlıkta Artık Nitelik Konuşulmalı” Sağlık sisteminde artan muayene sayıları ve yoğunluk tartışmaları sürerken, Sahim-Sen yapısal dönüşüm çağrısında bulundu. Sendikaya göre “85 milyonluk ülkede 1 milyar 200 milyon muayene” verisi yalnızca erişimi değil, aynı zamanda artan iş yükünü ve kalite üzerindeki baskıyı da gösteriyor. Bu nedenle sistemin nicelik odaklı değil, sürdürülebilirlik ve hizmet kalitesi merkezli yeniden ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, randevu planlamasının bilimsel kriterlerle düzenlenmesi, hekim ve sağlık kurum çalışanı sayısının artırılması ile iş yükünü azaltacak organizasyonel iyileştirmelerin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Özlem Akarken, “1 milyar 200 milyon muayene bir sayı olabilir; ancak asıl mesele bu hizmetin ne kadar nitelikli, güvenli ve sürdürülebilir olduğudur. Sağlıkta artık nicelik değil, nitelik konuşulmalıdır.” Dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çalışanların ruh sağlığı alarm veriyor Haber

Çalışanların ruh sağlığı alarm veriyor

Küresel çapta modern iş hayatına dair ortaya çıkan sorunlar, çalışanların ruh sağlığını derinden etkiliyor. Stres, tükenmişlik hissi, sürekli performans baskısı, savaştan kaynaklı sorunlar, ekonomik belirsizlikler ve iş-özel yaşam arasındaki dengesizlik, verimliliği yok eden başlıca unsurlar arasında sıralanıyor. OnlyHR 3. İstanbul Sempozyumu, Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi'nin katkılarıyla, bu önemli konular üzerinde tartışmalar gerçekleştirdi. İSTANBUL (İGFA) - Sempozyumda konuşma fırsatı bulan Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi Medikal Direktörü Prof. Dr. Kültegin Ögel ile bilim ve etik kurulu üyesi Prof. Dr. Bedirhan Üstün, katılımcıları bilimsel gerçekler ışığında önemli konularda bilgilendirdi: “Ruh sağlığına yapılan yatırım, iş yerinde artan verimlilik olarak geri döner ve bu dönüş çok daha güçlü olur.” Prof. Dr. Kültegin Ögel: “Baş edilemeyen stres tükenmişliğe yol açar” Prof. Dr. Kültegin Ögel, iş hayatının kişinin tüm yaşam alanlarını doğrudan etkiler hale geldiğini belirtirken, modern çalışanların sadece iş yükü karşısında değil, aynı zamanda kaygı, performans baskısı, öfke, hiperaktivite ve şehir yaşamının ağır stres yükü ile de mücadele ettiğini işaret etti. Ögel, bireyin iş ve özel yaşantısındaki dengenin korunmasının kritik öneme sahip olduğunu dile getirerek şu ifadeleri kullandı: “İş yaşamındaki stres bir ölçüde kaçınılmazdır ancak zamanında yönetilmediğinde tükenmişliğe zemin hazırlanır. Erken dönemde psikolojik yardımların alınması konusunda çekimser olunmamalı. Damgalanma korkusu başvuru sürecini geciktiriyor ve sorunların büyümesine neden oluyor.” Ögel ayrıca çalışanlar arasında hızla yükselen sanal kumar bağımlılığı tehlikesine dikkat çekerek, özellikle beyaz yakalılar arasında bu durumun daha belirgin hale geldiğini aktardı. Bağımlılığın iş performansı ve aile yapısı üzerinde zararlar doğurduğunu belirten Ögel, Türkiye’de bu meseleye yönelik derinlemesine araştırmaların yapılması gerektiğini söyledi. Sempozyumda söz alan bir diğer isim Prof. Dr. Bedirhan Üstün, sağlıklı çalışan psikolojisinin ancak doğru şekilde dizayn edilmiş kurumsal yapılar ile sürdürülebileceğini belirterek şirketlere şu çağrıda bulundu: “Problemler ortaya çıkmadan koruyucu ruh sağlığı politikaları geliştirilmelidir.” Üstün, etkin iletişim, adalet duygusu, eşitlik ve saygının çalışanların motivasyonu üzerinde belirgin katkılar sunduğuna işaret etti: “Çalışanların kişilik haklarına saygı gösterilmeyen ortamda, kişiler işlerinden kopar; bu da kaçınılmaz olarak tükenmişlik, depresyon ve verim kaybı doğurur.” HER 100 ÇALIŞANDAN EN AZ 20’Sİ İŞ YERİNDE DEPRESYON RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA Kişilerin mutsuzluğunun üretimi aksattığını, hatalara ve verim kayıplarına yol açabileceğini belirten Prof. Dr. Bedirhan Üstün, “Toplumlarda var olan yoksulluk, yaşam zorlukları insanları zaten aşağıya çekerken, iş yerindeki baskılar, kişileri adeta bir robot gibi hissetmelerine neden oluyor. Zaten doğrudan robotların yerimizi alacağı endişesi de mevcut. Bu durumlar insanları depresyona sürükleyebiliyor. Araştırmalarımız gösteriyor ki her 100 çalışandan en az 20’si depresyona aday hale geliyor. Bu da iş gücü kaybına zemin hazırlıyor. İnsanların birer iş beygiri gibi çalışmaları değil, anlamlı ve katkı sağlayan üretim yapmaları temel amacım. Amerika, Hindistan, Çin gibi ülkelerde bu konuda birçok proje yürüttük ve Türkiye’de de benzer programlar uygulanmalı” dedi. Prof. Dr. Üstün; “Sektörlerin çalışanların ruh sağlığına sadece sembolik değil, gerçek anlamda özen göstermesi, ve onları dikkate alan bir yaklaşım sergilemesi gerekiyor. Depresyon, bireysel bir mesele olmanın ötesinde dış etkenler tarafından da tetiklenir. Dünya her geçen gün daha da zorlaşıyor: Ekonomik koşullar, iş güvencesizliği, işsizlik, robotların gelişi, çatışma durumları ve ekonomik kriz olasılıkları. Bu karamsarlık, en güçlü olanları dahi etkileyebilir. Kendi yurt dışı yaşamımda üç kez depresyona girdim ve bunların ikisi iş yeri meselelerinden kaynaklanıyordu, ki bu durumlar aslında engellenebilirdi. Depresyon kötü bir şey değil; Nietzsche’nin de belirttiği gibi, bazen iyi bir sonuçla çıkış, kişiyi güçlendirir. Ancak o süreç boyunca yaşadıklarımı tekrar yaşamak istemem. Bilgisayara boş boş bakıyordum ve o da bana bakıyordu. Bu nedenle ülke bütününde, sektörel anlamda, kurumlarca uygulanacak sistemlerin bu tür etkilerden koruma sağlaması gerekiyor. Birinin depresyona girmesi, tıpkı bir grip hastalığı, böbrek rahatsızlığı veya kol kırılması gibi bedensel sağlık sorunları düzeyinde ele alınmalıdır.” Ekonomik belirsizliklerin çalışanlar üzerindeki etkisini artırdığına dikkat çeken Üstün, iş kaybı korkusunun yorgunluk, uyku sorunları ve depresyona yol açabilen bir tabloya neden olduğunu vurguladı. Harvard Üniversitesi’nde yürütülen çalışmalardan elde edilen bulguları paylaşan Prof. Dr. Üstün, şirketler için çarpıcı bir veri sundu: “Depresyon daha başlamadan erken teşhis ve destek sağlanırsa, yapılan yatırım en az dört kat kazanç olarak geri döner. Beklenmeyen kazançlarla bu oranı otuz kata kadar çıkarabiliyor.” Bu nedenle ruh sağlığına yapılan yatırımların kesinlikle bir “maliyet kalemi” değil, kurumsal devamlılığın olmazsa olmaz bir parçası olduğunu belirtti. Psikolojik Destek Şirket Standartlarına Dahil Edilmeli Sempozyumdan alınan ortak mesaj: “Psikolojik destek bir seçenek değil, zorunluluktur.” Uzmanların gözlemlerine göre iş yerlerinde: * İş ve özel yaşam arasında denge sağlanması, * Damgalanmadan korunarak ruhsal destek sağlanması, * Çalışanların destek almaya teşvik edilmesi, * Önleyici kurumsal politikaların geliştirilmesi kurumların başarı elde etmek istediği alanların başında geliyor. Ruh sağlığına yapılan her yatırım şu şekillerde doğrudan fayda sağlar: * Çalışan bağlılığını artırır, * İş gücü kayıplarını önler, * Verimliliği artırır, * Kurumsal sürdürülebilirlik güvencesi sağlar.

Ekonomik kriz ruh sağlığını vuruyor! Haber

Ekonomik kriz ruh sağlığını vuruyor!

Psikolog Hülya Öznehir Çintan, İzmir Büyükşehir Belediyesi destekli Yaşlılık Merkezi’nde gerçekleşen etkinlikte, yaşlı bireylerin maruz kaldığı psikolojik tehlikelere işaret etti. İZMİR (İGFA) - Ekonomik sıkıntılar, belirsizlikler ve yaşam maliyeti, toplumun zihinsel sağlığını tehdit ediyor. Etkinlik, Artemis Lions Kulübü tarafından düzenlenirken, 60 yaş ve üzeri katılımcılara “Mental Sağlık Nedir, Nasıl Koruruz?” başlıklı bir sunum yapıldı. Çintan, stres, kaygı, depresyon ve tükenmişlik vakalarının "endişe verici bir artış" gösterdiğini belirtti. Geçim zorluğu, işsizlik, borç gibi faktörlerin özellikle yaşlı bireylerde endişe ve umutsuzluğu artırdığını ifade eden Çintan, “Ekonomik durum ile ruh sağlığı arasında doğrudan bir bağlantı var. Düşük gelirli bireylerde ruhsal bozukluklar daha yaygın” dedi. GENÇLER DE TEHLİKEDE 10-24 yaş grubunda da ruhsal sorunların hızla artış gösterdiğini bildiren Çintan, sosyal medyanın baskısı, güvencesiz iş imkanları ve eşitsizliğin gençlerin ruh sağlığı üzerinde ciddi etkiler yarattığını anlattı. Kronik stresin, sadece zihinsel değil, fiziksel sağlığı da etkilediğini belirten Çintan; hipertansiyon, kalp rahatsızlıkları, uyku bozuklukları ve baş ağrıları gibi problemlerin bu durumla ilişkili olabileceğini ifade etti. Çintan, 60 yaş üstü bireylerin ruh sağlığını korumak için; sosyal ilişkileri güçlü tutmak, yürüyüş, yüzme gibi yaşa uygun egzersizlerle meşgul olmak, kitap okumak, bulmaca çözmek, yeni hobiler edinmek ve ihtiyaç duyulursa profesyonel yardımdan çekinmemek gibi tavsiyelerde bulundu. Artemis Lions Kulübü Başkanı Ecz. Hatice Güleç, “Önceliğimiz, her yaştan bireyin yaşam kalitesini yükseltmek. Bu tür bilgilendirme etkinliklerine devam edeceğiz” diyerek toplumda farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.