Hava Durumu

#Tüi̇k

giresunsonhaber - Tüi̇k haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tüi̇k haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bakan Şimşek: İşsizlik yüzde 7,6’ya düştü Haber

Bakan Şimşek: İşsizlik yüzde 7,6’ya düştü

İŞSİZLİK YÜZDE 7,6’YA DÜŞTÜ: PEKİ KİMLER İŞSİZ SAYILIYOR? Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Haziran ayında işsizlik oranının yüzde 7,6 ile veri serisinin en düşük seviyesine gerilediğini açıkladı. Ancak TÜİK’in aynı dönem için yayımladığı atıl işgücü oranı yüzde 28,8 oldu. İki gösterge arasındaki 21,2 puanlık fark, “Türkiye’de kimlerin işsiz sayıldığı” sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı grafikli paylaşımda Haziran 2026 dönemine ilişkin işgücü verilerini değerlendirdi. Şimşek açıklamasında, “Haziran ayında işsizlik oranı, serinin en düşük seviyesi olan yüzde 7,6’ya geriledi. Böylece yılın ilk yarısında mevsimsel düzeltilmiş ortalama işsizlik oranı, yıllık 0,3 puan azalarak yüzde 8,1 gerçekleşti. Ülkemizin uzun vadeli kalkınma hedeflerine ulaşmasında verimlilik artışı kritik önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, işgücü piyasasının etkinliğini artıran, beşeri sermayemizin niteliğini güçlendiren ve yüksek katma değerli üretimi destekleyen politikalarımızı uygulamaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. İŞSİZ SAYISI 2 MİLYON 688 BİNE GERİLEDİ TÜİK’in Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre 15 yaş ve üzerindeki işsiz sayısı, Haziran 2026’da bir önceki aya göre 168 bin kişi azalarak 2 milyon 688 bine geriledi. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı 0,5 puanlık düşüşle yüzde 7,6 oldu. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,5, kadınlarda yüzde 9,8 olarak tahmin edildi. İstihdam edilenlerin sayısı bir önceki aya göre 227 bin kişi artarak 32 milyon 733 bine, istihdam oranı ise 0,3 puanlık artışla yüzde 48,9’a çıktı. İşgücü 58 bin kişi artarak 35 milyon 420 bine ulaşırken işgücüne katılma oranı yüzde 52,9 olarak gerçekleşti. Genç nüfusta işsizlik oranı ise 1,8 puan azalarak yüzde 12,8’e geriledi. Kaynaklar: TÜİK Haziran 2026 İşgücü İstatistikleri; TÜİK 2026 Hanehalkı İşgücü Araştırması Metodolojik Açıklama Dokümanı; Eurostat İşgücü Araştırması metodolojisi; ILO işgücü ölçüm standartları. AYNI AYDA ATIL İŞGÜCÜ YÜZDE 28,8 Manşetlere yüzde 7,6’lık işsizlik oranı yansırken TÜİK’in aynı bülteninde yer alan diğer göstergeler, işgücü piyasasının daha farklı bir görünümünü ortaya koydu. Haziran 2026’da: İşgücü göstergesi Oran Dar tanımlı işsizlik %7,6 İşsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı %19,2 İşsiz ve zamana bağlı eksik istihdamın bütünleşik oranı %18,5 Atıl işgücü oranı %28,8 Dar tanımlı işsizlik ile atıl işgücü oranı arasında 21,2 puanlık fark bulunuyor. Bu fark, TÜİK’in açıkladığı yüzde 7,6’nın yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Ancak söz konusu oran, çalışmayan veya yeterli süre çalışamayan herkesin değil, belirli koşulları aynı anda karşılayan kişilerin oluşturduğu dar tanımlı işsizliği gösteriyor. ESKİDEN ÜÇ AY, ŞİMDİ DÖRT HAFTA TÜİK’in 2014 öncesindeki uygulamasında işsiz sayılmanın koşullarından biri, kişinin son üç ay içinde iş arama yollarından en az birini kullanmış olmasıydı. 2014 yılında Hanehalkı İşgücü Araştırması’nda yapılan düzenlemeyle iş aramada esas alınan süre, Avrupa Birliği düzenlemeleri doğrultusunda üç aydan dört haftaya indirildi. Böylece iki ay önce iş başvurusu yaptığı hâlde son dört haftada yeni bir iş arama girişiminde bulunmayan kişi, çalışmak istemeye devam etse bile dar tanımlı işsizler arasında değerlendirilmemeye başlandı. TÜİK’in 2026 metodoloji belgesinde değişiklik açık biçimde şöyle açıklanıyor: İş aramada esas alınan süre 2014 öncesinde üç ay olarak uygulanırken, 2014 yılından itibaren dört hafta olarak kabul edildi. Bu değişiklik bir İş Kanunu veya İşsizlik Sigortası Kanunu değişikliği değil; işsizliğin istatistiksel olarak sınıflandırılmasında kullanılan yöntem değişikliğidir. Araştırmanın yasal dayanakları arasında 5429 sayılı Türkiye İstatistik Kanunu, Resmî İstatistik Programı, Avrupa Birliği düzenlemeleri ve Uluslararası Çalışma Örgütü kararları bulunuyor. YÖNTEM DEĞİŞİKLİĞİ İŞSİZLİĞİ NE KADAR DÜŞÜRDÜ? İş arama süresinin üç aydan dört haftaya indirilmesi, diğer şartlar değişmediğinde işsiz sayısını aşağı çeken bir etki oluşturuyor. Çünkü son üç ay içinde iş aradığı hâlde son dört haftada yeni bir arama yapmayan kişiler dar tanımlı işsizler arasından çıkıyor. Ancak bu değişikliğin Haziran 2026’daki işsizlik oranını tek başına kaç puan düşürdüğünü gösteren güncel ve karşılaştırmalı bir TÜİK tablosu bulunmuyor. TÜİK, aynı örneklem üzerinden “eski üç aylık ölçüte göre işsizlik oranı” ve “dört haftalık yeni ölçüte göre işsizlik oranı” biçiminde iki ayrı Haziran 2026 hesabı yayımlamadı. Bu nedenle yüzde 7,6’lık oranın eski yöntem kullanılsaydı kesin olarak kaç olacağını söylemek mümkün değil. Ayrıca 2014 yılındaki düzenleme yalnızca iş arama süresiyle sınırlı kalmadı. Anketin uygulanma şekli, referans haftaları, örnekleme düzeni, nüfus tahminleri ve bazı hesaplama yöntemleri de değiştirildi. 2021 yılında ise yeni ILO ve Avrupa Birliği standartları uygulanmaya başlandı; hareketli üç aylık tahminler yerine bağımsız aylık tahminlerin yayımlanmasına geçildi ve karşılaştırılabilir seriler 2005 yılına kadar geriye doğru hesaplandı. ÇALIŞMAYAN HERKES İŞSİZ SAYILMIYOR TÜİK’in açıkladığı işsizlik rakamlarının anlaşılabilmesi için kullanılan kavramların birbirinden ayrılması gerekiyor. Çünkü çalışma çağında olduğu hâlde işi bulunmayan herkes, istatistiklerde işsiz olarak yer almıyor. ÇALIŞMA ÇAĞINDAKİ NÜFUS Kurumsal olmayan nüfus içindeki 15 yaş ve üzerindeki kişilerden oluşuyor. Üniversite yurtları, yetiştirme yurtları, huzurevleri, cezaevleri, kışlalar ve özel nitelikli hastaneler gibi kurumsal yerlerde yaşayanlar Hanehalkı İşgücü Araştırması kapsamına alınmıyor. İSTİHDAM EDİLENLER Referans haftasında ücret, yevmiye, kâr veya kazanç karşılığında en az bir saat çalışanlar istihdamda sayılıyor. Ücretsiz aile işçileri ile geçici olarak işinin başında bulunmasa da işiyle bağlantısı devam eden bazı kişiler de istihdam kapsamında değerlendiriliyor. Bu nedenle haftada yalnızca birkaç saat çalışan, geçici bir işte bulunan veya elde ettiği gelir geçimine yetmeyen kişi de istatistiksel olarak istihdam edilmiş kabul edilebiliyor. İSTİHDAM ORANI İstihdam edilenlerin çalışma çağındaki nüfus içerisindeki payını gösteriyor. İstihdam oranı = İstihdam edilenler / 15 yaş ve üzerindeki kurumsal olmayan nüfus × 100 Haziran 2026’da istihdam oranı yüzde 48,9 oldu. Buna göre çalışma çağındaki her 100 kişiden yaklaşık 49’u istihdamda yer alırken kalan 51 kişi dar tanımlı işsiz veya işgücünün dışında bulunuyor. İŞGÜCÜ İstihdam edilenlerle dar tanımlı işsizlerin toplamından oluşuyor. İşgücü = İstihdam edilenler + Dar tanımlı işsizler Çalışmayan ancak işsiz sayılma şartlarını karşılamayan kişiler, işgücü toplamına dâhil edilmiyor. DAR TANIMLI İŞSİZ Bir kişinin TÜİK tarafından dar tanımlı işsiz sayılması için: Referans haftasında çalışmamış olması, Son dört hafta içinde aktif olarak iş araması, İş bulması hâlinde iki hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olması gerekiyor. Ayrıca bir iş bulduğu için iş aramayan ve üç ay içinde bu işe başlayacak kişiler de işsizler arasında kabul ediliyor. Bu koşullardan herhangi birini karşılamayan kişi, işi bulunmasa ve çalışmak istese bile manşet işsizlik oranına dâhil edilmiyor. AKTİF İŞ ARAMA Yalnızca çalışmak istediğini söylemek aktif iş arama kabul edilmiyor. İşverene doğrudan başvurmak, iş ilanına müracaat etmek, İŞKUR veya özel istihdam kuruluşlarıyla görüşmek, sınava ya da mülakata katılmak, kendi işini kurmak amacıyla somut girişimde bulunmak aktif iş arama yöntemleri arasında değerlendiriliyor. Son dört haftada bu yöntemlerden en az birini kullanmayan kişi dar tanımlı işsizliğin dışında kalıyor. İŞSİZLİK ORANI Dar tanımlı işsizlerin toplam nüfusa değil, işgücüne oranıdır. İşsizlik oranı = Dar tanımlı işsizler / İşgücü × 100 Bu nedenle yüzde 7,6’lık oran, çalışma çağındaki nüfusun yalnızca yüzde 7,6’sının çalışmadığı anlamına gelmiyor. Oran; istihdam edilenlerle dar tanımlı işsizlerden oluşan işgücü üzerinden hesaplanıyor. İŞGÜCÜNE KATILMA ORANI İşgücünün çalışma çağındaki nüfusa oranını ifade ediyor. İşgücüne katılma oranı = İşgücü / 15 yaş ve üzerindeki kurumsal olmayan nüfus × 100 Haziran 2026’da işgücüne katılma oranı yüzde 52,9 oldu. Buna karşılık çalışma çağındaki nüfusun yüzde 47,1’i dar tanımlı işgücünün dışında kaldı. Bir kişi iş aramaktan vazgeçtiğinde yalnızca işsiz sayısından değil, işgücü toplamından da çıkıyor. Bu nedenle işgücüne katılım oranı, işsizlik oranıyla birlikte değerlendirilmesi gereken temel göstergelerden biri olarak öne çıkıyor. İŞGÜCÜNE DÂHİL OLMAYANLAR Ne istihdamda ne de dar tanımlı işsiz olan çalışma çağındaki kişiler bu grupta yer alıyor. İşgücüne dâhil olmayanlar arasında: Ev işleriyle meşgul olanlar, Öğrenciler, Emekliler, Çalışamayacak durumda olanlar, İş bulma ümidini kaybedenler, Çalışmak istediği hâlde aktif iş aramayanlar, Mevsimlik çalışma nedeniyle bekleyenler, Ailevi veya kişisel nedenlerle iş aramayanlar bulunabiliyor. Bu grubun tamamının işsiz kabul edilmesi doğru olmadığı gibi, tamamının çalışma isteği taşımadığı sonucuna varılması da mümkün değil. POTANSİYEL İŞGÜCÜ İstihdamda veya dar tanımlı işsizler arasında bulunmayan ancak çalışma hayatına belirli ölçüde bağlı olan kişilerden oluşuyor. Potansiyel işgücü temel olarak: İş aradığı hâlde iki hafta içinde işbaşı yapamayacak olanları, İş aramamasına rağmen çalışmak isteyen ve kısa süre içinde başlayabilecek durumda bulunanları kapsıyor. Bu kişiler dar tanımlı işsizlik oranına girmiyor; genişletilmiş işgücü göstergelerinde hesaba katılıyor. İŞ BULMA ÜMİDİ OLMAYANLAR Çalışmak istediği ve çalışmaya hazır olduğu hâlde iş bulabileceğine inanmadığı için iş aramayan kişiler bu grupta değerlendiriliyor. Bölgede iş bulunmadığını düşünen, niteliklerine uygun iş olmadığına inanan veya daha önceki başvurularından sonuç alamadığı için iş aramayı bırakan kişiler dar tanımlı işsizliğe dâhil edilmiyor. Kamuoyunda “ümidini kaybetmiş işsizler” olarak ifade edilen bu kişiler, şartlarına göre potansiyel işgücü içerisinde değerlendirilebiliyor. ZAMANA BAĞLI EKSİK İSTİHDAM Referans haftasında çalışan ancak: Esas ve diğer işlerinde toplam 40 saatten az çalışan, Daha fazla çalışmak isteyen, İmkân oluşması hâlinde daha fazla çalışabilecek durumda olan kişilerden oluşuyor. Bu kişiler istihdamda sayılıyor ve dar tanımlı işsizlik oranına girmiyor. Ancak çalışma süreleri ve buna bağlı gelirleri yeterli olmadığı için işgücü piyasasının kullanılmayan kapasitesi içerisinde değerlendiriliyor. İŞSİZLİK VE EKSİK İSTİHDAMIN BÜTÜNLEŞİK ORANI Dar tanımlı işsizlerle zamana bağlı eksik istihdamdaki kişileri birlikte gösteriyor. Oran = (İşsizler + zamana bağlı eksik istihdamdakiler) / İşgücü × 100 Haziran 2026’da bu oran yüzde 18,5 olarak açıklandı. İŞSİZ VE POTANSİYEL İŞGÜCÜNÜN BÜTÜNLEŞİK ORANI Dar tanımlı işsizlerle potansiyel işgücünü birlikte hesaba katıyor. Oran = (İşsizler + potansiyel işgücü) / (İşgücü + potansiyel işgücü) × 100 Haziran 2026’da yüzde 19,2 olarak ölçülen bu gösterge; çalışmak istediği hâlde aktif iş arama veya hemen işbaşı yapabilme şartlarından birini karşılamayanları da tabloya ekliyor. ATIL İŞGÜCÜ ORANI İşgücü piyasasında kullanılamayan toplam emek kapasitesini göstermeyi amaçlayan en kapsamlı TÜİK göstergesidir. Atıl işgücü hesabında: Dar tanımlı işsizler, Potansiyel işgücü, Zamana bağlı eksik istihdamdakiler birlikte değerlendiriliyor. Atıl işgücü oranı = (İşsizler + potansiyel işgücü + zamana bağlı eksik istihdamdakiler) / (İşgücü + potansiyel işgücü) × 100 Haziran 2026’da atıl işgücü oranı, bir önceki aya göre 2 puan azalarak yüzde 28,8 oldu. GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK Geniş tanımlı işsizlik, akademik çalışmalarda, sendikal raporlarda ve kamuoyu tartışmalarında kullanılan genel bir kavramdır. Ancak her kurumun hesaplama kapsamı aynı olmayabilir. TÜİK’in yayımladığı atıl işgücü oranı, geniş tanımlı işsizliğe en yakın resmî göstergedir. Bununla birlikte atıl işgücü yalnızca tamamen işsiz olanları değil, çalışan ancak yeterli süre çalışamayan kişileri de içeriyor. Bu nedenle teknik adı “geniş işsizlik oranı” değil, atıl işgücü oranıdır. KAYITLI İŞSİZ İŞKUR’a iş aramak amacıyla başvuran ve kaydı aktif olan kişileri ifade ediyor. İŞKUR’un kayıtlı işsiz sayısıyla TÜİK’in anket yoluyla tahmin ettiği işsiz sayısı aynı değildir. Her işsiz İŞKUR’a kaydolmadığı gibi İŞKUR’a kayıtlı kişilerden bazıları daha sonra işe başlamış olabilir. İŞKUR verileri idari kayıtlara, TÜİK verileri ise hanehalklarının beyanlarına dayalı örneklem araştırmasına dayanıyor. İŞSİZLİK ÖDENEĞİ ALANLAR İşsizlik ödeneğinden yalnızca prim ödeme süresi, işten ayrılma nedeni ve başvuru koşullarını karşılayan sigortalılar yararlanabiliyor. İlk kez iş arayan gençler, kayıt dışı çalışmış kişiler, yeterli primi bulunmayanlar veya ödenek süresi sona erenler işsiz oldukları hâlde işsizlik ödeneği alamayabiliyor. Bu nedenle işsizlik ödeneği alanların sayısı, ülkedeki toplam işsiz sayısını göstermiyor. GENÇ İŞSİZLİĞİ Genç işsizlik oranı, 15-24 yaş grubundaki dar tanımlı işsizlerin aynı yaş grubundaki işgücüne oranını gösteriyor. Eğitimine devam eden ve aktif iş aramayan gençler işgücüne dâhil edilmediği için genç işsizlik oranının hesabına girmiyor. Haziran 2026’da genç işsizlik oranı yüzde 12,8 olarak açıklandı. NE EĞİTİMDE NE İSTİHDAMDA OLAN GENÇLER Uluslararası literatürde NEET olarak adlandırılan gösterge, herhangi bir eğitim programına devam etmeyen ve istihdamda bulunmayan gençleri kapsıyor. Bu gençlerin tamamı dar tanımlı işsiz sayılmıyor. Aktif iş aramayanlar işsizliğin dışında kalsa da eğitimde ve istihdamda olmayan gençler göstergesinde yer alabiliyor. UZUN SÜRELİ İŞSİZLİK Genellikle bir yıl veya daha uzun süredir işsiz olan ve iş arayan kişileri ifade ediyor. Uzun süredir iş bulamayan bir kişi son dört haftada aktif iş aramayı bırakırsa çalışma isteği devam etmesine rağmen dar tanımlı işsizler arasından çıkabiliyor. KAYIT DIŞI İSTİHDAM Yaptığı iş nedeniyle herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kaydı bulunmayan çalışanları ifade ediyor. Kayıt dışı çalışan kişi sosyal güvenlik haklarından yararlanamasa da TÜİK anketinde çalıştığını beyan etmesi hâlinde istihdam edilmiş sayılıyor; işsiz olarak değerlendirilmez. MEVSİM ETKİSİNDEN ARINDIRILMIŞ VERİ Tarım, turizm, inşaat ve eğitim gibi sektörlerde yılın belirli dönemlerinde tekrarlanan istihdam hareketlerinin istatistiksel olarak ayrıştırılmasıyla elde edilen veridir. Aylık değişimlerin karşılaştırılmasında çoğunlukla mevsim etkisinden arındırılmış göstergeler kullanılıyor. Ancak yeni veriler geldikçe düzeltme katsayıları yeniden hesaplanabildiği için geçmiş aylara ait oranlarda revizyon yapılabiliyor. TEK BİR RAKAM, İŞGÜCÜ PİYASASININ TAMAMINI GÖSTERMİYOR Haziran 2026’da dar tanımlı işsiz sayısı azalırken istihdam ve işgücü arttı. Bu veriler, dar tanımlı işsizlik oranının yüzde 7,6’ya gerilemesini sağladı. Bununla birlikte aynı dönemde işsizler, potansiyel işgücü ve yeterli süre çalışamayanlar birlikte değerlendirildiğinde atıl işgücü oranının yüzde 28,8 olduğu görüldü. Ortaya çıkan tablo, Türkiye’de işgücü piyasasının yalnızca tek bir oran üzerinden okunamayacağını gösteriyor. Dar tanımlı işsizlik, uluslararası standartlara göre hesaplanan resmî gösterge olmayı sürdürürken; istihdam oranı, işgücüne katılım, potansiyel işgücü, eksik istihdam ve atıl işgücü göstergeleri çalışma hayatının daha geniş fotoğrafını ortaya koyuyor. Sonuç olarak Türkiye’de Haziran 2026’da dar tanımlı işsizlik yüzde 7,6’ya gerilerken, iş aramaktan vazgeçenler, çalışmaya hazır olduğu hâlde aktif iş aramayanlar ve yeterli süre çalışamayanların da yer aldığı atıl işgücü oranı yüzde 28,8 olarak gerçekleşti.

İlk çeyrek raporu yayımlandı... Yerli turist 102,3 milyar TL harcadı Haber

İlk çeyrek raporu yayımlandı... Yerli turist 102,3 milyar TL harcadı

TÜİK tarafından paylaşılan 2026 yılı Ocak-Mart dönemi verileri, yılın ilk üç ayında 11,5 milyon kişinin yurt içi seyahate çıktığını ortaya koydu. Seyahat sayısındaki artış oranı yüzde 12 olurken, yerli turistlerin toplam harcamaları bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 33,9 yükselerek 102,3 milyar TL seviyesine çıktı. Seyahatlerin temel motivasyonunun ise yakın ziyaretleri olduğu görüldü. ANKARA (İGFA) - Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2026 yılının Ocak-Mart dönemini kapsayan Hanehalkı Yurt İçi Turizm İstatistiklerini kamuoyuyla paylaştı. Verilere göre, yılın ilk çeyreğinde yurt içinde ikamet eden 11 milyon 520 bin kişi seyahat etti. En az bir geceleme içeren yurt içi seyahatlerin toplam sayısı, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 12'lik bir artışla 14 milyon 168 bine ulaştı. Söz konusu süreçte yerli turistler toplamda 73 milyon 622 bin geceleme yaparken, ortalama konaklama süresi 5,2 gece olarak belirlendi. Yurt içi seyahat harcamalarında da belirgin bir yükseliş kaydedildi. Yerli turistlerin gerçekleştirdiği toplam harcama, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 33,9 artarak 102 milyar 312 milyon TL'ye çıktı. Toplam tutarın 94,6 milyar TL'si kişisel harcamalardan, 7,8 milyar TL'si ise paket turlardan oluştu. Seyahat başına düşen ortalama harcama tutarı ise 7 bin 221 TL olarak hesaplandı. Harcama kalemlerinde yüzde 30,9 ile yeme-içme, yüzde 27,6 ile ulaştırma ve yüzde 12,4 ile giyecek ve hediyelik eşya ön plana çıktı. Özellikle giyecek ve hediyelik eşya harcamalarında yaşanan yüzde 62,2'lik artış dikkat çekti. Seyahatlerin ana nedeni yüzde 68,1 ile yakınları ziyaret ederken; bunu yüzde 22,3 ile gezi, eğlence ve tatil ile yüzde 4,1 ile sağlık amaçlı geziler takip etti. Konaklama tercihlerinde arkadaş veya akraba evleri ilk sıradaki yerini korudu. Bu kategoride 59,2 milyon geceleme yapılırken, oteller 5,7 milyon geceleme ile ikinci, kendi evler ise 5,5 milyon geceleme ile üçüncü sırada yer aldı.

FINDIKTA 300 TL BİR SLOGAN DEĞİL, ÜRETİMİN DEVAM EŞİĞİ Haber

FINDIKTA 300 TL BİR SLOGAN DEĞİL, ÜRETİMİN DEVAM EŞİĞİ

FINDIKTA 300 TL BİR SLOGAN DEĞİL, ÜRETİMİN DEVAM EŞİĞİ 2026 mahsulü için TMO’nun açıklayacağı fiyat beklenirken üretim maliyeti, alivre satış, döviz kuru ve ihracat verileri aynı noktayı işaret ediyor. Giresun’da 80 kilogram verim alınan bir dönüm bahçede kilogram maliyeti 287,16 TL’ye çıkarken, piyasada konuşulan 6,25 dolarlık alivre fiyatın güncel kur karşılığı 295 TL’ye dayanıyor. Bu tablo, 50 randıman Giresun kalite fındıkta 300 TL’nin yüksek bir talep değil, üreticiyi ancak ayakta tutabilecek müdahale eşiği olduğunu gösteriyor. Giresun’da hasat yaklaşırken gözler Toprak Mahsulleri Ofisinin 2026 mahsulü için açıklayacağı kabuklu fındık alım fiyatına çevrildi. Ancak fiyat tartışması yalnızca “TMO kaç lira açıklayacak?” sorusuna sıkıştırılamayacak kadar geniş bir ekonomik tablo ortaya koyuyor. Giresun Sonhaber’in bugüne kadar yayımladığı fındık yazıları ile son maliyet, işçilik, rekolte ve piyasa dosyaları birlikte değerlendirildiğinde; üretim maliyeti, Giresun’un düşük dekar verimi, ihracatın döviz değeri, alivre satışlar, kalite farkı ve üreticinin finansman ihtiyacı aynı sonuca ulaşıyor: 2026 mahsulü 50 randıman Giresun kalite kabuklu fındık için TMO müdahale alım fiyatı kilogram başına 300 TL’nin altında kalmamalı. 6,25 DOLARLIK ALİVRE SATIŞIN KARŞILIĞI 295 TL’YE DAYANDI Piyasada 2026 ürünü kabuklu fındık için kilogram başına 6,25 dolar düzeyinde alivre satışlardan söz ediliyor. TCMB’nin 20 Temmuz 2026 için açıkladığı 47,0938 TL’lik dolar alış kuru esas alındığında 6,25 dolar 294,34 TL’ye, 47,1787 TL’lik satış kuruyla ise 294,87 TL’ye karşılık geliyor. Başka bir ifadeyle, 300 TL talebi bugün konuşulan alivre satışın Türk lirası karşılığından yalnızca 5–6 lira daha yüksek. Üstelik bu hesapta Giresun kalite fındığın ayrı aroma, randıman, işlenebilirlik ve menşe değeri için ek bir kalite primi bulunmuyor. Alivre satış; ihracatçının ürün daha dalındayken gelecekte teslim edilmek üzere yabancı alıcıyla yaptığı sözleşmeyi ifade ediyor. Üreticinin henüz satış fiyatını bilmediği bir dönemde ihracat bağlantısının döviz üzerinden kurulması, yeni sezon fiyatının hangi ekonomik alan içinde şekillendiğini göstermesi bakımından önem taşıyor. İHRACATTA MİKTAR YÜZDE 38,7 AZALDI, KİLOGRAM DEĞERİ YÜZDE 59 ARTTI Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliğinin 3 Temmuz 2026 tarihli bültenine göre Türkiye, 1 Eylül 2025–30 Haziran 2026 döneminde 169 bin 480 ton iç fındık ihraç ederek 2 milyar 216 milyon 121 bin 203 dolar gelir sağladı. Bir önceki sezonun aynı döneminde 276 bin 374 ton ihracat karşılığında 2 milyar 268 milyon 655 bin 648 dolar gelir elde edilmişti. Buna göre ihraç edilen miktar yüzde 38,7 azalırken toplam gelir yalnızca yüzde 2,3 geriledi. Bu iki verinin birlikte okunması, iç fındığın ortalama ihracat değerinin kilogram başına 8,21 dolardan 13,08 dolara yükseldiğini gösteriyor. Artış yaklaşık yüzde 59,3. 50 randımanda bir kilogram iç fındık için teorik olarak iki kilogram kabuklu fındık gerekiyor. Kabuklu fındıkta konuşulan 6,25 dolarlık alivre fiyat bu nedenle iç fındıkta 12,50 dolarlık ham madde karşılığı oluşturuyor. İhracat ortalamasının 13,08 dolar olması, alivre rakamının piyasa dışı olmadığını; 300 TL’lik kabuklu fiyatın da döviz ve ihracat değerinden kopmadığını ortaya koyuyor. İhracat ortalaması bütün kalite, kalibre ve işlenmiş ürünleri kapsadığı için doğrudan üretici fiyatı olarak okunamaz. Ancak miktardaki sert düşüşe rağmen kilogram başına döviz gelirinin güçlü biçimde artması, sektörün ödeme kapasitesini ve fındığın uluslararası değerini gösteren önemli bir ölçüdür. GİRESUN’UN VERİMİ 80 KİLOYA YAKIN, MALİYET 287,16 TL Tarım ve Orman Bakanlığının 2025 Giresun Tarımsal Yatırım Rehberinde ilde 1 milyon 177 bin 729 dekar alanda 92 bin 402 ton fındık üretildiği belirtiliyor. Bu iki rakam Giresun’da dekar başına yaklaşık 78,46 kilogram verime karşılık geliyor. Giresun Sonhaber’in 2026 yılı bakım, hasat, işçilik, patoz, kurutma, taşıma ve diğer doğrudan giderleri kalem kalem hesapladığı maliyet dosyasında, dönümden 80 kilogram ürün alınan bahçede kilogram maliyeti 287,16 TL’ye çıkıyor. Giresun’un resmî verim ortalaması da bu 80 kilogramlık senaryoya çok yakın. Üretici fındığını 300 TL’den satabildiğinde, 80 kilogram ürünün toplam geliri 24 bin TL oluyor. Aynı senaryodaki doğrudan nakit maliyet yaklaşık 22 bin 973 TL. Bir dönüm bahçede üreticinin elinde yalnızca 1.027 TL brüt fark kalıyor. Bu farkın içinde üreticinin bir yıllık emeği, kullandığı sermayenin karşılığı, üretim riski, bahçenin yenilenme ihtiyacı ve gelecek sezonun başlangıç giderleri bulunuyor. Dolayısıyla 300 TL, düşük verimli Giresun bahçesinde yüksek kâr değil; başa baş noktasının hemen üzerinde kalabilme imkânı veriyor. 100 KİLOGRAMLIK BAHÇEDE BİLE MALİYET 233,33 TL Aynı maliyet çalışmasında dönümden 100 kilogram kuru kabuklu fındık alındığında toplam doğrudan gider 23 bin 333 TL, kilogram maliyeti 233,33 TL olarak hesaplandı. Verim 160 kilograma çıktığında maliyet 168,84 TL’ye gerilerken, 80 kilograma düştüğünde 287,16 TL’ye yükseldi. Bu tablo fındıkta tek ve değişmez bir kilogram maliyeti bulunmadığını açık biçimde gösteriyor. Budama, gübreleme, ilaçlama, ot biçme ve bahçe hazırlığı gibi giderlerin önemli bölümü ürün azaldığında ortadan kalkmıyor. Verim düştükçe aynı sabit gider daha az ürüne bölünüyor ve kilogram maliyeti hızla yükseliyor. Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı TEPGE’nin Temmuz 2026 raporunda da fındık üretici fiyatının yılın ilk beş aylık ortalaması 223,05 TL olarak verildi. Bu ortalama, 100 kilogram verim esas alınarak hesaplanan 233,33 TL’lik maliyetin dahi altında kalıyor. RESMÎ YEVMİYEYLE YAPILAN HESAP BİLE ALT SINIRA DAYANDI Üstelik 233,33 TL ve 287,16 TL’lik maliyetler, Giresun Valiliğinin 2026 için açıkladığı yemek işverene ait 1.101 TL’lik tavsiye yevmiyesi esas alınarak oluşturuldu. Geçen sezon Giresun’da fiilî yevmiye yemek işverene aitken 1.750 TL’ye, yemek işçiye aitken 1.950 TL’ye kadar çıktı. Ordu’da 2026 hasadı için yemek işçiye ait günlük ücret 1.750 TL olarak belirlendi. Giresun’da hasat başladığında işçilik fiyatı resmî tavsiye rakamının üzerine çıkarsa kilogram maliyeti de bugün yapılan hesabın üzerinde oluşacak. Bu nedenle 300 TL’lik fiyatın içinde sanıldığı kadar geniş bir üretici kârı bulunmuyor. Düşük verim ve piyasa yevmiyesi birleştiğinde, 300 TL bazı bahçelerde yalnızca maliyeti karşılayabilecek; bazı bahçelerde ise maliyetin altında dahi kalabilecek bir seviyeye dönüşebilir. GEÇEN SEZONUN 200 LİRASI BUGÜN ÜRETİCİYİ KORUYAMAZ TMO, 5 Ağustos 2025’te 50 randıman esasına göre Giresun kalite kabuklu fındık için 200 TL, Levant kalite için 195 TL alım fiyatı açıklamıştı. İki kalite arasındaki fark yalnızca 5 TL’de kalmıştı. Aradan geçen dönemde gübre, ilaç, akaryakıt, bahçe temizliği, budama, işçilik, taşıma, kurutma, çuval, depolama ve finansman giderleri arttı. Bu nedenle geçen sezonun 200 lirasını yalnızca nominal bir artışla güncellemek, üreticinin gerçek maliyetini karşılamaya yetmez. 300 TL, geçen yılın fiyatına rastgele eklenmiş 100 lira değildir. Bugünkü alivre satışın kur karşılığı, ihracat birim değeri, Giresun’un dekar verimi ve sahadaki doğrudan maliyet birlikte hesaplandığında ortaya çıkan ekonomik eşiktir. GİRESUN KALİTEYE BEŞ LİRALIK FARK YETMEZ Giresun kalite fındık, Levant kaliteyle aynı fiyat kalıbına sıkıştırılamaz. Giresun Tombul Fındığı, Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından menşe adıyla tescilli; Avrupa Birliği nezdinde de Korunmuş Menşe Adı statüsüne sahip bir üründür. Avrupa Komisyonu ürünü “premium fındık” olarak tanımlıyor. Bu koruma yalnızca ürünün adını değil, yetiştiği coğrafya ile niteliği arasındaki güçlü bağı da kabul ediyor. Giresun’un eğimli ve parçalı bahçelerinde, makine kullanımının sınırlı olduğu koşullarda yoğun insan emeğiyle yetiştirilen ürünün maliyeti; düz, geniş ve mekanizasyona uygun bahçelerdeki üretimle aynı değil. Fiyatlandırmada randıman, sağlam iç oranı, kalibre, aroma, yağ yapısı, işlenebilirlik, menşe değeri ve bölgesel üretim maliyeti birlikte ölçülmeli. Giresun kalite için birkaç liralık sembolik fark değil, ölçülebilir ve ayrı bir kalite primi uygulanmalı. REKOLTE TAHMİNİ FİYATI BASTIRMA ARACINA DÖNÜŞMEMELİ 2026 sezonu için mart ayında açıklanan ilk tahmin 829 bin 239 tondu. Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı TEPGE’nin Temmuz raporunda ise TÜİK’in birinci tahminine göre 2026 üretimi 715 bin ton olarak yer aldı. İki rakam arasında 114 bin tonu aşan fark bulunuyor. Bu değişim, karanfil sayımına dayalı erken tahminlerin kesin üretim miktarı gibi kullanılamayacağını gösteriyor. Rekolte; tek başına kaç ton ürün beklendiğini değil, ürünün hangi bölgede, hangi verimle, hangi arazi koşulunda ve hangi maliyetle yetiştiğini de anlatmalı. Yüksek bir toplam rekolte tahmini, Giresun’un yamaç bahçelerindeki düşük verimi ve yüksek birim maliyeti ortadan kaldırmıyor. Türkiye’nin toplam üretimi üzerinden kurulan tek fiyat düzeni, bölgesel maliyet ile kalite farkını görünmez hâle getiriyor. TMO FİYATI SERBEST PİYASAYA YASAK DEĞİL, KAMUNUN MÜDAHALE EŞİĞİDİR TMO’nun açıklayacağı fiyat, özel alıcıların uymak zorunda olduğu yasal bir asgari fiyat değil; ürününü düşük bedelle satmak zorunda kalan üreticiye kamu tarafından sunulan alım güvencesidir. Bu nedenle fiyatın 300 TL olarak açıklanması tek başına yeterli olmayacak. TMO’nun kaç ton ürün alacağı, hangi alım noktalarını açacağı, randevu sisteminin nasıl işleyeceği, randıman ölçümünün nasıl denetleneceği ve ürün bedelinin kaç günde ödeneceği de aynı anda ilan edilmeli. Sınırlı miktarda alım yapan ve üreticiyi uzun süre bekleten bir kamu fiyatı piyasa üzerinde güçlü bir çıpa oluşturamaz. Etkin müdahale için yeterli bütçe, yaygın alım ağı, şeffaf eksperlik ve kısa ödeme süresi gerekiyor. FİSKOBİRLİK FİYAT AÇIKLAMAKLA YETİNEMEZ FİSKOBİRLİK’in üretici lehine yeniden piyasa kurucu bir rol üstlenmesi için yalnızca fiyat listesi yayımlaması yeterli değil. Açıklanan fiyatın kaç tonluk alımla destekleneceği, üreticinin ürününü nereye teslim edeceği ve parasını ne zaman alacağı açıklanmalı. Fındık piyasasının geçmişi, üreticiyi koruyan kurumların zayıfladığı dönemlerde fiyatın büyük alıcılar ve finansman gücünü elinde tutan kesimler tarafından daha kolay yönlendirildiğini gösteriyor. FİSKOBİRLİK; stok yönetebilen, gerektiğinde ürünü işleyerek mamul hâlde satabilen, lisanslı depoculukla çalışan ve üreticiye finansman sağlayan güçlü bir kooperatif yapısına kavuşmadıkça tabeladaki fiyatın etkisi sınırlı kalacak. ÜRETİCİ HASATTA SATMAYA MECBUR BIRAKILMAMALI Fındık fiyatını yalnızca rekolte, ihracat ve döviz belirlemiyor. Üreticinin ürünü hangi tarihte ve hangi zorunluluk altında piyasaya indirdiği de fiyatın yönünü değiştiriyor. İşçi ücretini, gübre ve ilaç borcunu, taşıma ve patoz giderini ödemek zorunda kalan küçük üretici, ürününü hasadın hemen ardından satmaya mecbur kaldığında alıcının pazarlık gücü artıyor. Kısa sürede yüksek miktarda ürünün piyasaya inmesi fiyat üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturuyor. Bu baskının azaltılması için düşük faizli hasat finansmanı, ürün karşılığı kredi, güvenilir emanet sistemi ve lisanslı depoculuk yaygınlaştırılmalı. Üreticinin bekleme gücü olmadan açıklanan yüksek fiyatın önemli bölümü kâğıt üzerinde kalabilir. 300 TL’NİN ALTI GİRESUN FINDIĞININ GELECEĞİNİ DARALTIR Türkiye dünya fındık üretiminde liderliğini koruyor ancak Şili, ABD, İtalya ve Azerbaycan gibi üretici ülkelerin büyümesi rekabeti artırıyor. Bu yeni dönemde Türkiye’nin gücü yalnızca tonajdan değil; Giresun kalite gibi üstün nitelikli ürünleri ayrı fiyatlandırmasından, işlemesinden ve kendi markasıyla dünya pazarına sunmasından gelecek. Kalite farkı üreticinin gelirine yansıtılmazsa bahçe bakımı geriler, yaşlı bahçelerin yenilenmesi ertelenir, verim düşer ve genç nüfus üretimden uzaklaşır. Giresun kalite fındık korunmak isteniyorsa ürünün adı kadar üreticisinin geliri de korunmalı. Üretim maliyeti, Giresun’un düşük dekar verimi, 6,25 dolarlık alivre satışın 295 TL’ye yaklaşan kur karşılığı, kilogram başına 13,08 dolara yükselen ihracat değeri ve coğrafi işaretli ürünün kalite farkı birlikte değerlendirildiğinde 300 TL abartılı bir fiyat değil. TMO, 2026 mahsulü 50 randıman Giresun kalite kabuklu fındık için kilogram başına en az 300 TL müdahale alım fiyatı açıklamalı; bu fiyatı yeterli alım kapasitesi, kısa ödeme takvimi ve şeffaf randıman sistemiyle desteklemeli. 300 TL, üreticiyi zenginleştirecek fiyat değil; Giresun’da fındık üretiminin gelecek yıllarda da devam edebilme eşiğidir. Kaynak: Giresun Sonhaber / Özel Haber

GÜBREDE YILLIK ARTIŞ YÜZDE 63,56’YA ULAŞTI Haber

GÜBREDE YILLIK ARTIŞ YÜZDE 63,56’YA ULAŞTI

GÜBREDE YILLIK ARTIŞ YÜZDE 63,56’YA ULAŞTI TÜİK’in Mayıs 2026 verileri, tarımsal üretimde maliyet baskısının sürdüğünü ortaya koydu. Tarımsal girdi fiyatları bir yılda yüzde 36,65 artarken, gübre ve toprak geliştiricilerdeki yüzde 63,56’lık yükseliş bütün alt grupları geride bıraktı. Tarım-GFE mayısta aylık yüzde 0,44, yılbaşından bu yana yüzde 18,01 yükseldi. Tarımda kullanılan mal ve hizmetlerde yıllık artış yüzde 39,29’a çıkarken, aylık bazdaki dikkat çekici gerileme yüzde 4,39 ile enerji ve yağlayıcılarda görüldü. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mayıs 2026 dönemine ilişkin Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) sonuçlarını açıkladı. Veriler, üreticinin tarımsal faaliyeti sürdürebilmek için kullandığı mal ve hizmetlerdeki fiyat artışının yıllık bazda yüzde 36,65’e ulaştığını gösterdi. Tarım-GFE, mayısta bir önceki aya göre yüzde 0,44 arttı. Endeksteki yükseliş 2025 yılının aralık ayına göre yüzde 18,01, on iki aylık ortalamalara göre ise yüzde 34,20 olarak hesaplandı. GÜBREDEKİ ARTIŞ GENEL ORANIN NEREDEYSE İKİ KATINA ÇIKTI Alt gruplarda en sert yıllık fiyat artışı gübre ve toprak geliştiricilerde kaydedildi. Bu gruptaki fiyatlar geçen yılın aynı ayına göre yüzde 63,56 yükseldi. Böylece gübre, tarımsal girdiler içinde üreticinin maliyetini en fazla artıran kalem oldu. Gübre ve toprak geliştiricilerdeki yıllık artış, Tarım-GFE’nin yüzde 36,65’lik genel artış oranının 26,91 puan üzerine çıktı. Bu tablo, özellikle gübre kullanımının yoğun olduğu üretim alanlarında maliyet baskısının genel ortalamanın çok daha üzerinde ilerlediğini ortaya koydu. TARIMDA KULLANILAN MAL VE HİZMETLER YÜZDE 39,29 ARTTI Ana gruplar incelendiğinde, tarımda kullanılan mal ve hizmetler endeksi mayısta aylık yüzde 0,35, yıllık yüzde 39,29 yükseldi. Tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetler endeksindeki artış ise aylık yüzde 1,04, yıllık yüzde 21,52 olarak gerçekleşti. Bu sonuçlara göre tarımsal faaliyetin günlük işleyişinde kullanılan girdilerdeki yıllık fiyat artışı, yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmetlerdeki yükselişin belirgin biçimde üzerine çıktı. AYLIK BAZDA GERİLEYEN KALEM ENERJİ VE YAĞLAYICILAR OLDU Mayıs ayında alt gruplar içinde dikkat çeken düşüş enerji ve yağlayıcılarda yaşandı. Bu gruptaki fiyatlar bir önceki aya göre yüzde 4,39 geriledi. Ancak aynı dönemde Tarım-GFE’nin genelinde aylık yüzde 0,44’lük artış devam etti. TÜİK’in Mayıs 2026 verileri, enerji ve yağlayıcılardaki aylık gerilemeye rağmen tarımsal üretimin toplam girdi maliyetlerinde hem aylık hem de yıllık yükselişin sürdüğünü gösterdi. Kaynak: TÜİK / İGFA

KONUT TERCİHLERİ DEĞİŞİYOR: BÜYÜK EVLERİN YERİNİ 1+1 VE 2+1'LER ALIYOR Haber

KONUT TERCİHLERİ DEĞİŞİYOR: BÜYÜK EVLERİN YERİNİ 1+1 VE 2+1'LER ALIYOR

Türkiye konut piyasası, son dönemde yalnızca ekonomik etkenlerle değil, toplumsal değişimlerin etkisiyle de kapsamlı bir dönüşüm yaşıyor. Geçmişte 3+1 ve 4+1 dairelerin hakim olduğu projelerin yerini, günümüzde giderek daha fazla 1+1 ve 2+1 konutlar alıyor. Sektör temsilcileri, bu eğilimin temelinde; değişen aile yapısı, tek kişilik hane sayısındaki artış, şehirleşme, yükselen yaşam maliyetleri ve farklılaşan yatırım stratejilerinin yattığını vurguluyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye'de ortalama hane halkı büyüklüğü 2008 yılında 4 kişi seviyesindeyken, 2025 itibarıyla 3,08 kişiye kadar geriledi. Bu süreçle birlikte tek kişilik hanelerin oranı yüzde 20,5'e yükselirken, çekirdek aile yapısındaki artış devam etti. Demografik yapıdaki bu değişim, konut talebinin niteliğini doğrudan şekillendiriyor. DEĞİŞEN YAŞAM ALIŞKANLIKLARI KONUT TERCİHLERİNİ YENİDEN ŞEKİLLENDİRİYOR Yaşam tarzlarındaki farklılaşmalar da bu dönüşümü tetikleyen temel faktörler arasında. Gençlerin evlenme yaşının ilerlemesi, yalnız yaşamayı tercih eden profesyonellerin artması, yükselen boşanma oranları ve eğitim ya da iş nedeniyle büyük şehirlere yönelen nüfus, küçük metrekareli konutlara olan talebi artırıyor. Ekonomik nedenler ise tüketici tercihlerini belirleyen diğer önemli unsur. Konut fiyatlarındaki artış, yüksek kredi maliyetleri ile aidat ve enerji giderlerinin yükselmesi; daha erişilebilir ve işletme maliyeti düşük evlere ilgiyi artırıyor. Yatırımcılar açısından bakıldığında ise 1+1 ve 2+1 daireler; düşük maliyetleri, hızlı kiralanabilme özellikleri ve geniş bir hedef kitleye hitap etmeleriyle ön plana çıkıyor. Yeni üretilen konutların ortalama büyüklüğünün azalması, sektörün bu yeni talebe hızla adapte olduğunu gösteriyor. Uzmanlar, özellikle büyükşehirlerde hayata geçirilecek yeni projelerde, fonksiyonel tasarımlara sahip küçük metrekareli konutların ağırlığını koruyacağını öngörüyor. KONUT ÜRETİMİNİ ARTIK SADECE EKONOMİ DEĞİL, TOPLUMUN DEĞİŞEN YAPISI BELİRLİYOR Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Medar İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Konuralp Yılmaz, konut sektörünün yeni dönemde demografik değişimleri çok iyi analiz etmesi gerektiğini ifade etti. "Eskiden aileler daha genişti ve projeler bu yapıya uygun planlanıyordu. Bugün ise tek yaşayan bireylerin, yeni evli çiftlerin ve küçük ailelerin sayısı her yıl artıyor. Bu durum doğal olarak konut üretiminde daha kompakt yaşam alanlarına yönelimi beraberinde getirdi. Bu değişimi sadece ekonomik şartlarla açıklamak yetersiz kalır; asıl belirleyici etken toplumun yaşam tarzındaki dönüşümdür. Konut geliştiricileri artık sadece bugünkü talepleri değil, geleceğin demografik yapısını da temel alıyor. İnsanlar artık kullanılmayan geniş alanlar yerine fonksiyonel, merkezi konumlu ve yaşam maliyetleri daha makul evleri tercih ediyor. Özellikle büyük şehirlerde vaktinin çoğunu dışarıda geçiren yeni nesil için evin büyüklüğünden ziyade kullanım verimliliği ön plana çıkıyor. 1+1 ve 2+1 daireler hem erişilebilir satın alma maliyetleri hem de kiralama sürecindeki yüksek potansiyelleriyle yatırımcı için cazip hale geldi. Önümüzdeki dönemde şehir merkezlerindeki projelerde küçük metrekareli ancak verimli planlanmış konutların payının artacağını öngörüyoruz. Çünkü artık konut sektörünü sadece ekonomik veriler değil, sosyolojik dönüşüm de şekillendiriyor” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 393 bin 829’a yükseldi Haber

Türkiye'ye göç edenlerin sayısı 393 bin 829’a yükseldi

2025 yılında Türkiye’ye göç edenlerin sayısı yüzde 25,2 artarak 393 bin 829’a yükseldi. Aynı dönemde Türkiye’den yurt dışına göç edenlerin sayısı ise yüzde 5 azalarak 403 bin 216 oldu. ANKARA (İGFA) - Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2025 Uluslararası Göç İstatistiklerine göre, yurt dışından Türkiye’ye göç edenlerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 25,2 artarak 393 bin 829 oldu. Göç eden nüfusun yüzde 56,6'sını erkekler, yüzde 43,4'ünü ise kadınlar oluşturdu. Yurt dışından gelen nüfusun 91 bin 952'sini Türk vatandaşları, 301 bin 877'sini ise yabancı uyruklular oluşturdu. TÜRKİYE'DEN YURT DIŞINA 403 BİN 216 KİŞİ GÖÇ ETTİ Türkiye'den yurt dışına göç eden kişi sayısı 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 5 azalarak 403 bin 216 oldu. Göç eden nüfusun yüzde 55,3'ünü erkekler, yüzde 44,7'sini ise kadınlar oluşturdu. Türkiye'den yurt dışına giden nüfusun 155 bin 119'unu Türk vatandaşları, 248 bin 97'sini ise yabancı uyruklular oluşturdu. EN FAZLA 20-24 VE 25-29 YAŞ GRUBUNDAKİ NÜFUS GÖÇ ETTİ Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin yaş grubu incelendiğinde, en fazla göç edenlerin yüzde 16,3 ile 20-24 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 13,7 ile 25-29 ve yüzde 11,5 ile 30-34 yaş grubu izledi. Türkiye'den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında, en fazla göç edenlerin yüzde 14,3 ile 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu yüzde 12,5 ile 20-24 ve yüzde 12 ile 30-34 yaş grubu izledi. YURT DIŞINDAN EN FAZLA GÖÇ ALAN VE YURT DIŞINA EN FAZLA GÖÇ VEREN İL İSTANBUL OLDU Türkiye'ye 2025 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde, yüzde 42,2 ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 9,1 ile Antalya, yüzde 6,7 ile Ankara, yüzde 3,1 ile İzmir ve yüzde 2,9 ile Bursa takip etti. Türkiye'den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise yüzde 35,4 ile İstanbul'un en fazla göç veren il olduğu görüldü. İstanbul'u yüzde 8,7 ile Ankara, yüzde 6,5 ile Antalya, yüzde 4,3 ile Mersin ve yüzde 3,7 İzmir izledi. TÜRKİYE'YE GELEN YABANCI NÜFUSUN YÜZDE 23,4'ÜNÜ TÜRKMENİSTAN VATANDAŞLARI OLUŞTURDU Türkiye'ye 2025 yılında gelen yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 23,4 ile Türkmenistan vatandaşları aldı. Türkmenistan'ı yüzde 8,3 ile Azerbaycan, yüzde 6,9 ile Özbekistan, yüzde 6,1 ile Mısır ve yüzde 5,8 ile Afganistan vatandaşları izledi. Türkiye'den göç eden yabancı uyruklu nüfus içinde ilk sırayı yüzde 15,7 ile Irak vatandaşları aldı. Irak'ı yüzde 11,2 ile Afganistan, yüzde 7,6 ile Rusya Federasyonu, yüzde 6,3 ile İran ve yüzde 5,7 ile Türkmenistan vatandaşları takip etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.