Hava Durumu

#Ticaret Borsası

giresunsonhaber - Ticaret Borsası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ticaret Borsası haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Giresun'da Afet Riskleri Masaya Yatırıldı: 2027–2031 Dönemi İçin Hazırlık Haber

Giresun'da Afet Riskleri Masaya Yatırıldı: 2027–2031 Dönemi İçin Hazırlık

Giresun'da Afet Riskleri Masaya Yatırıldı: 2027–2031 Dönemi İçin Hazırlık Giresun Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetimi Müdürlüğü tarafından düzenlenen toplantıda deprem, taşkın ve kütle hareketleri başta olmak üzere kentin karşı karşıya olduğu afet riskleri değerlendirildi. Giresun Belediyesi, olası afetlere karşı hazırlık kapasitesini artırmak ve riskleri azaltmak amacıyla kurum içi koordinasyon çalışmalarını sürdürüyor. Afet İşleri ve Risk Yönetimi Müdürlüğü tarafından düzenlenen toplantıda, Giresun'un mevcut ve gelecekteki afet riskleri ele alındı. İlgili müdürlüklerin önerileri değerlendirilerek alınabilecek önlemler üzerinde duruldu. DÖRT ANA BAŞLIKTA DEĞERLENDİRME Toplantıda afet riskleri deprem, taşkın, kütle hareketleri ve diğer afetler olmak üzere dört ana başlık altında incelendi. Olası afetler yaşanmadan önce alınabilecek önlemler, risklerin azaltılması ve belediye birimleri arasındaki koordinasyonun güçlendirilmesi konuları görüşüldü. 2027–2031 DÖNEMİ İÇİN RİSK AZALTMA HEDEFİ Giresun İl Afet Risk Azaltma Planı'nın (İRAP) 2027–2031 dönemine yönelik hazırlıkları kapsamında, afet tehlikelerinin önceden belirlenmesi ve risk azaltma çalışmalarının planlı biçimde yürütülmesi amaçlanıyor. Belediye, toplantıda ortaya konulan görüş ve önerilerin Giresun'un afetlere karşı daha dirençli bir kent hâline getirilmesine katkı sağlamasının hedeflendiğini bildirdi.

MİLLETVEKİLİ GEZMİŞ’TEN GİRESUN’DA DÖRT KURUMA ZİYARET Haber

MİLLETVEKİLİ GEZMİŞ’TEN GİRESUN’DA DÖRT KURUMA ZİYARET

MİLLETVEKİLİ GEZMİŞ’TEN GİRESUN’DA DÖRT KURUMA ZİYARET: “BİRLİKTE ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ” YENİ Parti Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, basın, hukuk, ticaret ve üretim dünyasının temsilcileriyle bir araya geldi. Giresun Gazeteciler Derneği, Giresun Barosu, Ticaret ve Sanayi Odası ile Ticaret Borsasını ziyaret eden Gezmiş; basın özgürlüğünden hukukun üstünlüğüne, istihdamdan fındık ve sanayiye uzanan konuları değerlendirdi. Gezmiş, kurum ziyaretlerinin ardından 19 Ekim Muhtarlar Günü dolayısıyla düzenlenen buluşmaya katılarak “Giresun için üretmeye, birlikte çalışmaya ve şehrimizin değerlerine sahip çıkmaya devam edeceğiz” mesajını verdi. YENİ Parti Parti Meclisi Üyesi ve Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Merkez İlçe Başkanı Olcay Küçük ve parti yöneticileriyle birlikte Giresun'daki meslek kuruluşlarını ziyaret etti. Kentte faaliyet gösteren dört önemli kurumun yöneticileriyle gerçekleştirilen görüşmelerde Giresun'un ekonomik ve sosyal gelişimi, meslek kuruluşlarının beklentileri, hukukun üstünlüğü ve kurumlar arası iş birliği ele alındı. Gezmiş, ziyaret ettiği kurumların yeniden seçilen başkanlarını ve yönetimlerini tebrik ederek yeni görev dönemlerinde başarılar diledi. GAZETECİLERLE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ GÖRÜŞTÜ Ziyaret programının önemli duraklarından biri Giresun Gazeteciler Derneği oldu. Dernek Başkanı Bekir Bayram, yöneticiler ve basın mensuplarıyla bir araya gelen Gezmiş, yerel basının kent yaşamındaki önemine ve gazetecilerin kamuoyunu bilgilendirme sorumluluğuna dikkat çekti. Özgür ve tarafsız basının demokratik toplumun temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Gezmiş, gazetecilerin mesleki faaliyetlerini özgürce sürdürebilmelerinin önemini ifade etti. Görüşmede yerel ve ulusal basının karşılaştığı sorunlar üzerinde duruldu. BARO ZİYARETİNDE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VURGUSU Milletvekili Gezmiş ve beraberindeki heyet, Giresun Barosu Başkanı Av. Soner Karademir ve yönetim kurulunu da ziyaret etti. Görüşmede hukukun üstünlüğü, adalete erişim ve savunma hakkının korunması konuları ele alındı. Gezmiş, hukuk kurumlarının demokratik yaşam açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek adalet ve temel hakların korunmasının toplumun bütün kesimleri için önem taşıdığını belirtti. TİCARET VE SANAYİ ODASINDA GİRESUN EKONOMİSİ MASAYA YATIRILDI Heyetin bir diğer durağı Giresun Ticaret ve Sanayi Odası oldu. Oda Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu ve yönetimiyle gerçekleştirilen görüşmede, Giresun'un ekonomik potansiyelinin geliştirilmesi, ticaret ve sanayinin güçlendirilmesi, üretimin desteklenmesi ve yeni istihdam alanlarının oluşturulması konuları değerlendirildi. Kent ekonomisinin gelişmesinde iş dünyasıyla kamu kurumları arasındaki iş birliğinin önemine dikkat çekildi. TİCARET BORSASINDA FINDIK VE ÜRETİM GÜNDEMİ Gezmiş, Giresun Ticaret Borsası Başkanı Hamza Bölük ve yönetimiyle de bir araya geldi. Görüşmede kentin ekonomik gelişimi, üretimin desteklenmesi ve ticari faaliyetlerin güçlendirilmesi üzerinde duruldu. Ticaret Borsası ziyaretinde Gezmiş'e, Giresun'un simgesi fındık çotanağından hazırlanan özel tasarım bir hediye takdim edildi. Hediyeyi Türkiye Büyük Millet Meclisindeki odasında sergileyeceğini belirten Gezmiş, Başkan Hamza Bölük'e teşekkür etti. GEZMİŞ: “GİRESUN’UN DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKACAĞIZ” Kurum ziyaretlerinin ardından değerlendirmede bulunan Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Giresun'un gelişmesinde ortak akıl ve iş birliğinin önemini vurguladı. Kentin ekonomik, sosyal ve kültürel potansiyelinin güçlendirilmesi için farklı kurumlarla diyaloğu sürdüreceklerini belirten Gezmiş, ziyaretlerde gösterilen misafirperverlik dolayısıyla kurum başkanlarına ve yöneticilerine teşekkür etti. Gezmiş, “Giresun için üretmeye, birlikte çalışmaya ve şehrimizin değerlerine sahip çıkmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. MUHTARLAR GÜNÜ’NDE KALE’DE BULUŞTULAR Milletvekili Gezmiş, kurum ziyaretlerinin ardından 19 Ekim Muhtarlar Günü dolayısıyla Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse'nin ev sahipliğinde Kale Sosyal Tesislerinde düzenlenen programa katıldı. Merkez mahalle ve köy muhtarlarıyla bir araya gelen Gezmiş, muhtarların vatandaşlarla kamu kurumları arasında üstlendiği görevin önemine dikkat çekti. Gezmiş, buluşmaya ilişkin şu açıklamayı yaptı: “Hemşehrilerimizin her ihtiyaç duyduğunda kapısını çaldığı muhtarlarımızla aynı sofrayı paylaşmanın mutluluğunu yaşadık. Köyüne, mahallesine emek veren tüm muhtarlarımızın yanında olmaya, dayanışma içinde çalışmayı sürdüreceğiz.” Basın, hukuk, ekonomi ve yerel yönetim alanındaki temsilcilerle gerçekleştirilen görüşmeler, Giresun'un sorunlarının ve beklentilerinin farklı kurumlarla ele alınmasına imkân sağladı.

FINDIKTA DÜĞMEYE BASILDI Haber

FINDIKTA DÜĞMEYE BASILDI

FINDIKTA DÜĞMEYE BASILDI: GİRESUN VE ORDU’YA MÜFETTİŞ! Fındık fiyatları ve piyasanın işleyişine yönelik tartışmalar sürerken Ticaret Bakanlığı kapsamlı denetim başlattı. Giresun, Ordu, Ünye ve Fatsa Ticaret Borsalarındaki işlemler müfettişler tarafından incelenecek. Bakanlık, piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozucu faaliyet tespit edilmesi halinde gerekli idari yaptırımların uygulanacağını açıkladı. Ticaret Bakanlığı, 18 Eylül 2026 tarihinde yaptığı açıklamayla fındık piyasasının mercek altına alındığını duyurdu. Denetimin özellikle üreticilerin haklarının korunması, üretim maliyetlerinin karşılanması, piyasanın sağlıklı işlemesi ve serbest rekabet ortamının sürdürülmesi amacıyla gerçekleştirileceği bildirildi. DÖRT TİCARET BORSASI İNCELENECEK Bakanlık müfettişleri Giresun, Ordu, Ünye ve Fatsa Ticaret Borsalarında gerçekleştirilen işlemleri inceleyecek. Denetim ve inceleme çalışmalarının hâlihazırda başladığı ve devam ettiği açıklandı. (Yeni Asır) BAKANLIĞIN AÇIKLAMASI AYNEN ŞÖYLE: “FINDIK PİYASASINA YÖNELİK SIKI DENETİM: Ticaret Bakanlığı, fındık üretimi ve ticaretinin yoğun olarak gerçekleştirildiği Ordu ve Giresun illerindeki ticaret borsalarında piyasa işleyişinin incelenmesi amacıyla müfettiş görevlendirdi. Ticaret Bakanlığı, fındık piyasasındaki işlemlerin ve piyasa koşullarının incelenmesi amacıyla Ordu ve Giresun’daki ticaret borsalarında kapsamlı bir denetim süreci başlattı. Ülkemizin önemli tarımsal ürünleri arasında yer alan ve dünya fındık ihracatında önemli bir paya sahip olan fındığın fiyatı ve piyasa uygulamaları, özellikle hasat dönemlerinde kamuoyunun gündemine gelmektedir. Ticaret Bakanlığı, fındık piyasasında üreticilerin haklarının korunması, üretim maliyetlerinin karşılanması, üretimin sürdürülebilirliğinin desteklenmesi ve tüketicilerin ürüne uygun fiyatlarla erişiminin sağlanması amacıyla piyasa denetimlerini sürdürmektedir. Bu kapsamda Ticaret Bakanlığı, fındık üretimi ve ticaretinin yoğun olarak gerçekleştirildiği Ordu ve Giresun illerinde faaliyet gösteren Ordu, Giresun, Ünye ve Fatsa Ticaret Borsalarındaki işlemlerin incelenmesi amacıyla müfettiş görevlendirmiştir. Ticaret Bakanlığı müfettişleri tarafından söz konusu ticaret borsalarındaki işlemlere yönelik denetim ve inceleme süreci başlatılmış olup çalışmalar hâlihazırda devam etmektedir. Gerçekleştirilecek incelemeler sonucunda piyasada darlık yaratıcı, piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozucu veya tüketicilerin ürünlere ulaşmasını engelleyici faaliyetlerin tespit edilmesi hâlinde, ilgili mevzuat kapsamında gerekli idari yaptırımlar uygulanacaktır. Ticaret Bakanlığı, üreticilerin ve tüketicilerin haklarının korunması, piyasaların etkin ve sağlıklı şekilde işlemesi ve serbest rekabet ortamının sürdürülmesi amacıyla denetim faaliyetlerini kararlılıkla sürdürecektir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.” Bakanlığın açıklamasındaki en dikkat çekici bölüm, incelemenin yalnızca teknik borsa işlemleriyle sınırlı tutulmayacağı; “piyasa dengesini ve serbest rekabeti bozucu” faaliyetlerin de denetleneceğinin açıkça belirtilmesi oldu. Bakanlık, böyle bir durum tespit edilirse mevzuat kapsamında idari yaptırım uygulanacağını duyurdu. GÖZLER ŞİMDİ DENETİMİN SONUCUNDA Böylece fındık piyasasındaki fiyat oluşumu, ticaret borsalarındaki işlemler ve rekabet koşulları resmî denetim sürecine girmiş oldu. Müfettişlerin incelemelerinin ardından ortaya çıkacak bulgular ve varsa uygulanacak yaptırımlar, üreticinin yakından takip ettiği başlıkların başında gelecek. Fındık Piyasasına Yönelik Sıkı Denetim: Ticaret Bakanlığı, fındık üretimi ve ticaretinin yoğun olarak gerçekleştirildiği Ordu ve Giresun illerindeki ticaret borsalarında piyasa işleyişinin incelenmesi amacıyla müfettiş görevlendirdi. (18.09.2026) pic.twitter.com/yqW24tT0y2 — T.C. Ticaret Bakanlığı (@ticaret) September 18, 2026

KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ? Haber

KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ?

KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ? ÜRETİCİNİN YAŞAM KALİTESİNİ BELİRLEME YETKİSİNİ KİM VERDİ? TMO’NUN 255 TL’YE ALDIĞI FINDIĞIN BULUNDUĞU PİYASADA ÜRETİCİDEN 185 TL’YE FINDIK NASIL ALINIYOR? TMO, 2026 ürünü Giresun kalite fındığın kilogramına 255 TL, Levant kaliteye 250 TL fiyat açıklamış ve alıma başlamış durumda. Buna karşılık 17 Eylül 2026’da Karadeniz’in bazı üretim merkezlerinde piyasa fiyatları 185 TL seviyelerine kadar iniyor. Elbette kalite, randıman ve bölgesel farklılıklar hesaba katılmalı. Ancak kilogramda 60–70 liraya ulaşabilen bu uçurum karşısında artık yalnızca “serbest piyasa” denilip geçilebilir mi? Üreticiden alım yapan tüccarlar gerçekten birbirleriyle rekabet ediyor mu, yoksa fiyat rekabetini ortadan kaldıran doğrudan ya da dolaylı bir koordinasyon mu var? Rekabet Kurulu’nun geçmişte fındık alıcıları arasında bilgi değişimini soruşturmuş ve Düzce’de ihlal tespit etmiş olması nedeniyle bu soru bugün çok daha ciddi biçimde cevap bekliyor. (Tarım ve Orman Bakanlığı) TMO’nun 6 Ağustos 2026’da açıkladığı resmî fiyat ortada: Giresun kalite fındık 255 TL/kg. Levant kalite 250 TL/kg. Üstelik yüzde 50 randımanın üzerindeki ürün için ilave randıman bedeli de ödeniyor. TMO alımları 24 Ağustos’ta başladı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Peki aynı ülkenin, aynı sezonun, aynı tarım ürününde üreticinin karşısına neden 175, 180, 185, 190 liralık fiyatlar çıkıyor? 17 Eylül 2026 tarihli piyasa verilerinde Samsun merkezde tombul fındığın 185 TL, Levant kalitenin 180 TL; Ordu’da bazı kalite gruplarının yaklaşık 185 TL seviyelerinde olduğu bildiriliyor. Giresun’da fiyat daha yüksek olmakla birlikte yine TMO’nun resmî fiyatının altında seyrediyor. (Haberlisin) Burada kalite ve randıman farklarını yok sayarak “TMO’daki 255 liralık ürünün aynısı her yerde 185 liraya alınıyor” demek doğru olmaz. Ama bu teknik ayrıntı büyük soruyu ortadan kaldırmıyor: TMO’nun 250–255 TL’lik müdahale fiyatı varken Karadeniz’in geniş bir bölümünde piyasanın bunun onlarca lira altında oluşmasının ekonomik sebebi nedir? KİM VERDİ SİZE BU YETKİYİ? Fındığın fiyatı yalnızca bir ürünün fiyatı değildir. O fiyat; üreticinin çocuğunun eğitim masrafıdır, evine götüreceği ekmektir, gelecek yıl bahçesine yapacağı gübredir, işçinin ücretidir, kredi borcudur, elektrik faturasıdır, bir ailenin bir yıllık yaşam standardıdır. Kilogram başına üreticinin cebinden eksilen 10 lira, 20 lira, 50 lira yalnızca ticari bir rakam değildir. Ton başına on binlerce liradır. Binlerce üretici düşünüldüğünde milyarlarca liraya ulaşabilecek bir gelir transferinden söz ediyoruz. O nedenle üreticinin sorması gereken soru : Benim ürünümün gerçek değerini kim belirliyor? Devletin kurumu mu? Gerçekten rekabet eden serbest piyasa mı? Yoksa birkaç büyük alıcının etrafında şekillenen satın alma sistemi mi? SERBEST PİYASA DEDİĞİNİZ ŞEY GERÇEKTEN SERBEST Mİ? Serbest piyasa demek, üreticinin karşısına çıkan bütün alıcıların aynı veya birbirine çok yakın rakamları yazması değildir. Serbest piyasa, alıcıların da birbirleriyle rekabet etmesi demektir. Bir tüccar 185 TL veriyorsa, yanındaki tüccarın daha fazla mal toplayabilmek için 190 TL vermesi gerekir. Başka biri 195 TL vermelidir. Talep yükseldiğinde fiyat yukarı gitmelidir. Üreticinin malı için alıcılar yarışmalıdır. Ama bunun yerine; bir ilçede 185, yan ilçede 185, başka bir alım noktasında yine aynı rakam, ertesi sabah herkesin fiyatı aynı anda değişiyorsa... O zaman kamu otoritesinin şu soruyu sorması gerekir: Bu fiyatlar gerçekten birbirinden bağımsız ticari kararlarla mı belirleniyor? ÇÜNKÜ FINDIKTA BU ŞÜPHE DAHA ÖNCE DE DEVLETİN ÖNÜNE GELDİ Bu soru hayalî değildir. Rekabet Kurulu, fındık sektöründe alıcıların fiyat davranışlarını geçmişte bizzat soruşturdu. Düzce’de fındık alım-satımı yapan teşebbüsler hakkında yürütülen soruşturma, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında gerçekleştirildi. Kurulun 15 Ağustos 2024 tarihli kararında sekiz teşebbüsle ilgili süreç uzlaşmayla sonuçlandı. Dosyanın temel konusu, fındık alım ve satımı yapan teşebbüslerin rekabete aykırı biçimde hareket edip etmedikleriydi. (Rekabet Kurumu) Daha sonra Giresun, Samsun ve Trabzon dahil başka üretim bölgelerinde de fındık alıcılarının fiyat ve iletişim ilişkileri Rekabet Kurumu’nun incelemelerine konu oldu. Samsun dosyasının resmî konusu dahi son derece açıktı: “Fındık alımı ve satımı ile iştigal eden teşebbüslerin aralarında anlaşarak fındık alım fiyatlarını belirlemek suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettikleri iddiası.” (Rekabet Kurumu) Demek ki devletin ilgili kurumu da şunu kabul ediyor: Fındık alıcılarının üreticiden alış fiyatını birlikte belirlemesi ihtimali, rekabet hukukunun doğrudan konusudur. ÖYLEYSE 2026 SEZONU NEDEN YENİDEN MERCEK ALTINA ALINMASIN? Bugün yapılması gereken herhangi bir tüccarı peşinen suçlu ilan etmek değildir. Tam tersine. Gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Rekabet Kurumu Karadeniz’de aynı anda yerinde inceleme yapmalıdır. Giresun'a bakmalıdır. Ordu'ya bakmalıdır. Samsun'a bakmalıdır. Trabzon'a bakmalıdır. Düzce'ye, Sakarya'ya ve diğer üretim merkezlerine bakmalıdır. Manavların günlük fiyatlarını karşılaştırmalıdır. Telefon ve elektronik yazışmalar incelenmelidir. Fiyat listelerinin hangi saatlerde kimlerden geldiğine bakılmalıdır. Hangi manavın hangi büyük alıcıya fındık topladığı belirlenmelidir. Üreticiden alış fiyatını manavın kendisinin mi belirlediği, yoksa üst alıcı tarafından mı fiyat verildiği ortaya çıkarılmalıdır. MANAV KENDİ FİYATINI BELİRLEYEBİLİYOR MU? Asıl cevaplanması gereken sorulardan biri budur. Bir manav bugün üreticiye: “Ben bu fındığa 10 lira fazla veriyorum.” diyebiliyor mu? Yoksa daha yüksek fiyat verdiği anda malı teslim ettiği büyük alıcıdan zarar mı ediyor? Bir büyük firma onlarca manava sabah: “Bugünün alım fiyatı budur.” diyorsa bunun hukuki ve ekonomik yapısı nedir? Manav gerçekten bağımsız tüccar mı? Yoksa büyük alıcı adına çalışan fiilî bir satın alma noktası mı? Bağımsız ise neden kendi fiyatını belirleyemiyor? Bağımsız değilse üretici bunu biliyor mu? FİYAT LİSTESİNİ KİM HAZIRLIYOR? Karadeniz'de üreticinin karşısına çıkan fiyatların oluşum zinciri açıklanmalıdır. Büyük ihracatçı fiyat mı gönderiyor? Kırıcı mı belirliyor? Manav mı belirliyor? Ticaret borsası mı referans oluyor? Birbirlerinin fiyatları WhatsApp gruplarından mı takip ediliyor? Gelecek gün uygulanacak fiyatlar önceden konuşuluyor mu? Bunların hiçbirini dışarıdan bakarak kesin olarak söyleyemeyiz. Ama devlet araştırabilir. Rekabet Kurumu araştırabilir. Ve araştırmalıdır. DEVLET YOK MU? İşte meselenin en kritik noktası burasıdır. Devlet yalnızca TMO üzerinden fiyat açıklayıp kenara çekilemez. Çünkü TMO'nun kuruluş ve müdahale mantığının önemli nedenlerinden biri zaten üreticinin pazarlama ve finansman kaynaklı sorunlarını azaltmaktır. Bakanlığın 2026 fiyat açıklamasında da bu amaç açık biçimde ifade edilmiştir. (Tarım ve Orman Bakanlığı) O halde şu sorunun cevabı gerekir: Devlet 255 TL fiyat açıklıyorsa bu fiyat piyasada neden karşılık bulmuyor? TMO yeterince ürün alabiliyor mu? Üretici randevuya ulaşabiliyor mu? Alım noktaları yeterli mi? Ödeme süresi üreticiyi tüccara yöneltiyor mu? Üretici borçları nedeniyle fındığını hemen satmak zorunda mı? Tüccarın nakit gücü TMO'nun müdahale gücünün önüne mi geçiyor? Ve en önemlisi: Alıcılar arasında gerçek fiyat rekabeti var mı? 255 TL VARSA 185 TL NASIL VAR? Bu sorunun cevabı yalnızca: “Serbest piyasa.” olamaz. Çünkü serbest piyasa bir sihirli kelime değildir. Fiyat düşüyorsa bunun ekonomik gerekçesi ortaya konulmalıdır. Arz mı fazla? Rekolte mi beklentinin üzerinde? İhracat talebi mi düştü? Stok mu çok yüksek? Avrupa sanayisi alımı mı azalttı? Yoksa alıcı tarafındaki yoğunlaşma ve pazarlık gücü mü fiyatı aşağı çekiyor? Bütün bunlar rakamlarla açıklanmalıdır. Aksi takdirde “serbest piyasa” sözü, hiçbir şeyi açıklamayan bir bahaneye dönüşür. ALİVRE SATIŞLAR AÇIKLANMALI Sektörün bir başka tartışması da sezon öncesi yapılan alivre satışlardır. Alivre satış kendi başına suç değildir. İhracatçı gelecekte teslim edeceği ürünü önceden satabilir. Ancak ihracatçı Avrupa’ya örneğin belirli bir dolar fiyatından büyük miktarda mal bağladıysa hasat başladığında kendi kârlılığı açısından mümkün olan en düşük maliyetle fındık toplamak isteyecektir. Bu da ticari açıdan anlaşılabilir. Ama burada kırmızı çizgi bellidir: O düşük maliyet, rakip alıcılar arasında anlaşarak üretici fiyatını aşağı çekmek suretiyle sağlanamaz. Bu nedenle 2026 ürünü için yapılan sezon öncesi ihracat ve alivre sözleşmeleri konusunda sektörün daha şeffaf olması gerekir. Kaç ton satıldı? Hangi tarihte satıldı? Hangi fiyatlardan satıldı? Hangi teslim vadeleri verildi? Bugünkü iç piyasa fiyatı ile bu sözleşmeler arasında nasıl bir ekonomik ilişki var? FİSKOBİRLİK'E DE AYNI SORU Üreticinin kurduğu bir birlik olan FİSKOBİRLİK bakımından da mesele yalnızca “kaç liradan alıyor?” sorusu değildir. TMO üreticinin ürününe 250–255 TL bandında fiyat biçerken üretici birliği neden bunun belirgin biçimde altında kalıyor? Eğer FİSKOBİRLİK fındığı işleyebiliyor, mamul ürün üretebiliyor, katma değer yaratabiliyorsa bu katma değerin ne kadarı üreticiye dönüyor? 2026 ürünü için ön satış yapıldı mı? Alivre satış yapıldı mı? Yapıldıysa hangi miktarda ve hangi fiyatla? Yapılmadıysa üretici alım fiyatı hangi maliyet hesabıyla oluşturuldu? Üreticinin kurduğu birliğin bunları üreticiye açıklaması olağanüstü bir talep değildir. Tam tersine kurumsal şeffaflığın gereğidir. ÜRETİCİNİN SIRTINDAN FİYAT BELİRLEME DÖNEMİ BİTMELİ Kimse tüccar zarar etsin demiyor. Kimse ihracatçı kâr etmesin demiyor. Kimse sanayici kazanmasın demiyor. Ama aynı soru üretici için de sorulmalıdır: Üretici neden kazanmasın? Fındığı yetiştirirken riski üretici taşıyor. Donu üretici yaşıyor. Kuraklığı üretici yaşıyor. Kokarcayla üretici mücadele ediyor. Gübreyi, ilacı, işçiyi, patozu üretici ödüyor. Bir yıl boyunca bahçenin yükünü üretici taşıyor. Hasat günü geldiğinde ise fiyat üzerinde en az söz sahibi olan yine üretici oluyorsa burada sistemin yeniden sorgulanması gerekir. DEVLETİN GÖREVİ FİYATI TÜCCAR ADINA BELİRLEMEK DEĞİL, REKABETİ KORUMAKTIR Buradan “devlet bütün özel alım fiyatlarını belirlesin” sonucu çıkmaz. Ama devletin çok açık bir görevi vardır: Piyasanın gerçekten rekabetçi çalışmasını sağlamak. 4054 sayılı Kanun bunun için vardır. Rekabet Kurumu bunun için vardır. TMO üretici için piyasa alternatifi yaratmak amacıyla vardır. Ticaret borsaları şeffaf piyasa için vardır. Tarım Bakanlığı üretim politikasını yönetmek için vardır. Öyleyse bu kurumlar birlikte şu soruya cevap vermelidir: TMO'NUN 255 TL'YE ALIM YAPTIĞI BİR SEZONDA KARADENİZ'İN BAZI NOKTALARINDA FINDIK NEDEN 185 TL? Kalite mi? Randıman mı? Arz fazlalığı mı? Finansman baskısı mı? Stok politikası mı? İhracat sözleşmeleri mi? Alıcı gücü mü? Yoksa alıcılar arasında araştırılması gereken bir koordinasyon mu? Hangisiyse ortaya çıkarın. Çünkü bugün tartışılan yalnızca fındığın kilogram fiyatı değildir. Üreticinin alın terinin karşılığını kimin belirlediği tartışılıyor. Üreticinin bir yıllık emeğinin kaç para edeceğine kimin karar verdiği tartışılıyor. Üreticinin yaşam kalitesini birkaç alıcının piyasa gücünün belirleyip belirlemediği tartışılıyor. Ve artık Karadeniz üreticisinin sormaya hakkı vardır: KİM VERDİ SİZE BU YETKİYİ?DEVLET YOK MU?YASA YOK MU? Varsa, uygulanmasını istiyoruz. Suçlu ilan edilmesini değil; araştırılmasını istiyoruz. Söylentiyi değil; belgeyi istiyoruz. “Serbest piyasa” cümlesini değil; gerçek rekabeti istiyoruz.

FINDIKTA İKİ KOMŞU ŞEHİR, İKİ FARKLI YÖNETİM ANLAYIŞI Haber

FINDIKTA İKİ KOMŞU ŞEHİR, İKİ FARKLI YÖNETİM ANLAYIŞI

FINDIKTA İKİ KOMŞU ŞEHİR, İKİ FARKLI YÖNETİM ANLAYIŞI ORDU ÜRETİCİ İÇİN KURUYOR, GİRESUN ELİNDEKİNİ KULLANMIYOR Ordu Büyükşehir Belediyesi, fındık üreticisinin ürününü sağlıklı koşullarda depolayabilmesi, hasat dönemindeki zorunlu satış baskısından korunması ve finansmana erişebilmesi amacıyla 20 bin ton kapasiteli Fındık Ticaret Merkezi ve Lisanslı Depo Projesi için kesin başvurusunu tamamladı. Ordu’da belediye, oda, borsa ve özel sektör aynı hedef etrafında birleşirken Giresun’da Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti kaynaklarıyla 9,45 milyon avroya kurulan 17 bin tonluk tesisin üreticiye hizmet veren asli işlevinden uzaklaştırılarak boş ve atıl depo şeklinde kiraya verilmek istendiği öğrenildi. ORDU’DA FINDIK İÇİN STRATEJİK HAMLE Ordu’da başta fındık olmak üzere bölgedeki tarımsal ürünlerin sağlıklı, güvenli ve belirlenmiş standartlara uygun şekilde saklanması amacıyla hazırlanan Fındık Ticaret Merkezi ve Lisanslı Depo Projesi’nde kesin başvuru aşaması tamamlandı. Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler’in yürüttüğü temaslar sonucunda yatırım programına alınan proje, belediye iştiraki Ordu Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk A.Ş. tarafından hazırlandı. Proje kapsamındaki teknik, ekonomik ve mali raporlarla gerekli belgeler, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yürütülen Yerel Kalkınma Hamlesi Teşvik Programı kapsamında Bakanlığa teslim edildi. Bakanlık değerlendirmesinin olumlu sonuçlanması durumunda izin, ihale ve yapım süreçlerine geçilmesi planlanıyor. Dolayısıyla tamamlanan aşama tesisin inşaatı değil, yatırım desteği alınmasına yönelik kesin başvurudur. 651,5 MİLYON LİRALIK YATIRIM Altınordu ilçesinde kurulması planlanan tesis için yaklaşık 651,5 milyon liralık yatırım öngörülüyor. Projenin açıklanan temel hedefleri şöyle: 20 bin ton depolama kapasitesi, tam otomasyonlu ürün kabul ve saklama sistemi, yüksek teknolojili altyapı, fındık ticaret merkezi ve 30 kişilik doğrudan istihdam. Tesisin yalnızca ürün konulan büyük bir depo olarak değil; üreticiyi, tüccarı, sanayiciyi ve ihracatçıyı kayıtlı bir ticaret düzeninde buluşturan entegre bir tarım ve lojistik merkezi olarak işletilmesi hedefleniyor. Bu yönüyle proje, Ordu’nun fındıktaki üretim gücünü yalnızca miktar üzerinden değil; depolama, kalite, finansman, kayıtlı ticaret ve pazarlama altyapısı üzerinden güçlendirmeyi amaçlıyor. ÜRETİCİNİN EN BÜYÜK SORUNU: HASATTA SATMAK ZORUNDA KALMAK Fındık üreticisinin yaşadığı temel ekonomik sorunlardan biri, ürünün büyük bölümünün kısa bir hasat döneminde piyasaya çıkmasıdır. İşçilik, patoz, nakliye, gübre, ilaçlama ve günlük yaşam giderlerini karşılamak zorunda kalan küçük üretici, yeterli nakit rezervi bulunmadığında fındığını bekletemez. Ürününü hasadın hemen ardından satmak zorunda kalan üretici, satış zamanını serbestçe seçme imkânını kaybeder. Ekonomi literatüründe bu durum “nakit ihtiyacından kaynaklanan zorunlu satış” olarak değerlendirilir. Piyasaya ürün arzının yoğunlaştığı dönemde alıcıların pazarlık gücü artarken küçük üreticinin pazarlık gücü zayıflayabilir. Lisanslı depo sistemi, doğru işletildiğinde bu dengesizliği azaltabilecek araçlardan biridir. DEPO DEĞİL, ÜRETİCİYE ZAMAN KAZANDIRAN BİR SİSTEM Üretici lisanslı depoya teslim ettiği ürününü doğrudan satmış olmaz. Fındık önce yetkili sınıflandırıcı tarafından analiz edilir; kalite, sınıf ve miktarı belirlenir. Ardından ürün karşılığında elektronik ortamda ürün senedi oluşturulabilir. Elektronik Ürün Senedi, ürünün mülkiyetini temsil eder. Üretici, fiziki fındığı tekrar taşımadan senedi üzerinden satış yapabilir veya uygun finansman modellerinde teminat olarak kullanabilir. Ticaret Bakanlığına göre lisanslı depoya kabul edilen ürünler yetkili sınıflandırıcılar tarafından analiz edilip sınıflandırılıyor; ürün karşılığında düzenlenen senet ise aynı miktar, cins, sınıf ve kalitedeki ürünün hak sahibine teslimini güvence altına alıyor. Lisanslı depoların ayrıca teminat ve sigorta yükümlülüğü bulunuyor. Bu sistem üreticiye üç temel imkân sağlar: Ürününü sağlıklı koşullarda saklamak, satış zamanını seçmek ve ürünü elden çıkarmadan finansmana ulaşmak. Ancak bu faydaların ortaya çıkması için tesisin gerçekten üretici tarafından kullanılabilmesi gerekir. Bina yapmak tek başına yeterli değildir. KALİTE KAYBI EKONOMİK KAYIPTIR Fındığın uygun olmayan sıcaklık, nem ve havalandırma koşullarında bekletilmesi; acılaşma, küflenme, böceklenme, randıman kaybı ve aflatoksin riskini artırabilir. Bu nedenle modern depolama yalnızca ürünün fiziksel olarak korunması anlamına gelmez. Kaliteyi korumak, aynı zamanda üreticinin ürün değerini ve bölgenin ihracat itibarını korumaktır. Ordu’da kurulması planlanan tam otomasyonlu tesisin sıcaklık, nem, havalandırma, ürün izlenebilirliği ve laboratuvar süreçleriyle birlikte işletilmesi hâlinde bölgenin fındık ticaretinde kalite standardizasyonuna katkı sağlaması beklenebilir. ORDU’NUN ORTAK PROJESİ Başvuru sürecinin dikkat çeken yönlerinden biri de yatırımın yalnızca belediye bürokrasisi tarafından hazırlanmış bir proje olarak kalmaması oldu. Ordu Ticaret ve Sanayi Odası, Ünye Ticaret ve Sanayi Odası, Fatsa Ticaret ve Sanayi Odası, Ordu Ticaret Borsası, Ünye Ticaret Borsası ve Fatsa Ticaret Borsası, yatırımın bölge ekonomisine sağlayacağı katkıları anlatan resmi destek ve niyet beyanları hazırladı. Özel sektör temsilcileri de başvuru sürecine katkı sundu. Bu kurumsal birliktelik, projenin yalnızca bir belediye yatırımı değil, Ordu’nun ortak tarımsal kalkınma projesi olarak ele alındığını gösteriyor. EMEĞİ GEÇENLERİ KUTLUYORUZ Fındık üreticisinin ekonomik bağımsızlığını, ürün kalitesini ve satış gücünü artırmaya yönelik böyle bir projenin hazırlanması önemlidir. Başta projenin yatırım programına alınması için temaslarda bulunan Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, Ordu Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Sancar Eser, şirket yöneticileri ve teknik çalışma ekibi olmak üzere başvuruya katkı sunan oda, borsa ve özel sektör temsilcileri takdiri hak ediyor. Sancar Eser de yatırımın yalnızca bir depolama tesisi olmadığını; üretici, tüccar, sanayici ve ihracatçıyı aynı sistem içerisinde buluşturacak bir ticaret ve lojistik altyapısı olarak planlandığını açıkladı. Ancak asıl başarı, Bakanlığın destek kararının ardından tesisin tamamlanması ve küçük üreticinin sistemi gerçekten kullanabilmesiyle ölçülecek. ORDU, GİRESUN’UN HATALARINDAN DERS ÇIKARMALI Ordu’nun projesi önemli olmakla birlikte, Giresun örneği lisanslı depoculukta yalnızca yatırım yapmanın yeterli olmadığını gösteriyor. Ordu’da tesis faaliyete geçtiğinde şu göstergeler her sezon kamuoyuna açıklanmalı: Depoya giren toplam fındık miktarı, kapasite kullanım oranı, tesisten yararlanan üretici sayısı, üreticilerin ortalama teslimat miktarı, tüccar ve şirketlerin toplam içindeki payı, düzenlenen elektronik ürün senedi hacmi, ürünlerin ortalama bekleme süresi ve üreticinin depolama sonrasında elde ettiği fiyat avantajı. Küçük üreticiler için ilçelerde ürün toplama merkezleri kurulması, taşıma maliyetinin düşürülmesi, düşük miktarlı teslimatların kabul edilmesi ve elektronik ürün senedi işlemleri konusunda ücretsiz danışmanlık verilmesi de projenin sosyal başarısı açısından kritik olacaktır. Aksi hâlde yüksek teknolojiyle kurulan tesisin kapasitesi, küçük üretici yerine büyük ticari işletmeler tarafından kullanılabilir. GİRESUN TİCARET BORSASININ LİSANSLI DEPO FİYASKOSU Ordu yeni bir lisanslı depo kurmak için bütün kurumlarıyla harekete geçerken Giresun’un elinde aynı amaçlarla kurulmuş, Avrupa Birliği ve Türkiye Cumhuriyeti kaynaklarıyla finanse edilmiş büyük bir tesis bulunuyor. Giresun’daki tesisin sorunu bina, arsa veya başlangıçtaki teknolojik altyapı eksikliği değildi. Sorun, milyonlarca avroluk yatırımın kuruluş amaçlarına uygun ve üretici merkezli bir işletme modeline dönüştürülememesi oldu. 9,45 MİLYON AVROYA KURULDU Giresun Fındık Lisanslı Deposu ve Spot Borsası Projesi, Giresun Ticaret Borsası tarafından Avrupa Birliği destekli Rekabetçi Sektörler Programı’na sunuldu. Projenin toplam bütçesi 9 milyon 450 bin 309 avro olarak açıklandı. Bu kaynağın 7 milyon 753 bin 979 avrosu Avrupa Birliği katkısından, 1 milyon 696 bin 331 avrosu ise ulusal katkıdan oluştu. Projenin ortakları arasında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Giresun İl Özel İdaresi, Rize Ticaret Borsası ve Düzce Ticaret Borsası yer aldı. Operasyonel anlaşma 12 Ocak 2011’de imzalandı; kesin kabul 10 Mart 2017’de yapıldı. Tesis, 8 Eylül 2017’de büyük beklentiler ve üst düzey katılımlı bir törenle faaliyete geçirildi. Giresun Ticaret Borsası bugün de projeyi tamamlanan yatırımları arasında gösteriyor. Giresun Ticaret Borsasının güncel proje tanıtımında tesiste 17 bin ton kapasiteli 24 çelik silo, kalite kontrol laboratuvarı ve spot borsa binası bulunduğu belirtiliyor. GİFLİDAŞ’ın kendi internet sitesindeki teknik bilgi sayfasında ise kapasite 16 bin ton olarak veriliyor. Milyonlarca avroluk bir yatırım hakkında Borsa ile iştirak şirketinin internet sayfalarında kapasiteye ilişkin farklı rakamların bulunması bile kurumsal veri yönetiminin ve kamuoyu bilgilendirmesinin ne kadar yetersiz kaldığını gösteriyor. ORDU’YA TEBRİK Ordu’nun projesi henüz tamamlanmış bir yatırım değildir. Bakanlık değerlendirmesinin olumlu sonuçlanması, finansman, izin, ihale ve yapım süreçlerinin tamamlanması gerekiyor. Ancak Ordu’nun daha başvuru aşamasında belediye, oda, borsa ve özel sektörü bir araya getirerek üretici için yeni bir altyapı oluşturma iradesi ortaya koyması önemlidir. Giresun’un ise yeni bir depo projesine ihtiyacı yoktur. Giresun’un ihtiyacı, elindeki yüksek maliyetli tesisi kuruluş amacına döndürmek; üretici örgütlerinin de yer aldığı şeffaf, bağımsız ve hesap verebilir bir işletme modeli kurmaktır. İki komşu şehir arasındaki fark yalnızca yatırım farkı değildir. Biri geleceğe dönük üretici politikası geliştirirken diğeri elindeki stratejik tarım altyapısını kuruluş amacından uzaklaştırmaktadır.

ŞİLİ’YE GÖTÜRÜLEN “MODEL”, GİRESUN’DA HÂLÂ RAKAM BEKLİYOR Haber

ŞİLİ’YE GÖTÜRÜLEN “MODEL”, GİRESUN’DA HÂLÂ RAKAM BEKLİYOR

ŞİLİ’YE GÖTÜRÜLEN “MODEL”, GİRESUN’DA HÂLÂ RAKAM BEKLİYOR Giresun Ticaret Borsası Başkanı Hamza Bölük’ün 26 Mart 2026’da Şili’de lisanslı depoculuk sistemini anlatacak olması, Giresun’daki depo ve spot borsa tartışmasını alevlendirdi. 2017’de açılan, ilk yıllarında ürün alan ve uluslararası vitrine çıkarılan sistem için kentte sorulan temel soru değişmedi: Bu yapı bugün gerçekten ne kadar çalışıyor? Giresun’da lisanslı depo projesi, sıradan bir yatırım başlığı olarak duyurulmadı. Giresun Ticaret Borsası’nın proje sayfasına ve TOBB kayıtlarına göre tesis 10 Mart 2017’de kesin kabul sürecini tamamladı, 8 Eylül 2017’de açılarak faaliyete başladı. Kurumsal kayıtlarda yapı, 24 çelik silodan oluşan 17 bin ton kapasiteli bir sistem olarak tanımlandı. Açılışla birlikte verilen mesaj da netti: Fındıkta yalnızca depolama değil, standardizasyonu ve kayıtlı ticareti büyütecek yeni bir dönem başlayacaktı. İlk yıllardaki tabloya bakıldığında, sistemin tamamen işlemediğini söylemek mümkün değil. Anadolu Ajansı’nın 8 Kasım 2017 tarihli haberine göre açılıştan sonraki yaklaşık bir buçuk ay içinde 1.605 üreticiden yaklaşık 2 bin 500 ton fındık alımı yapıldı. İki yıl sonra yayımlanan başka bir AA haberinde ise depoda üç yılda toplam 32 bin 570 ton fındık depolandığı bilgisi yer aldı. Bu veriler, tesisin en azından ilk dönemde belirli bir ürün akışı yakaladığını gösterdi. Ama tartışma da tam burada başladı. Çünkü mesele artık 2017’de ne olduğu değil, 2026’da ne kaldığıdır. Giresun Ticaret Borsası’nın 2022 tarihli çalıştay yayınına yansıyan değerlendirmelerde, lisanslı deponun TMO tarafından alım yeri olarak seçilmesinin işletme açısından belirleyici olduğu görülüyor. Aynı içerikte, TMO tarafından Giresun’da alınan ürünlerin lisanslı depoda depolanmasının işletmeye kira geliri sağladığı vurgulanıyor. Bu tablo, sistemin kendi doğal piyasa gücüyle mi ayakta kaldığı, yoksa kamu alım mekanizmasıyla mı nefes aldığı sorusunu büyütüyor. Depo açıldı ama piyasa kuruldu mu? Giresun’daki asıl kırılma noktası burada duruyor. Bir tesisin kurulmuş olması ile o yapının piyasa kurucu güce dönüşmesi aynı şey değil. Bugün erişilebilen açık kaynaklarda deponun 2024, 2025 ve 2026 dönemlerinde kaç ton ürün aldığına, aktif stok büyüklüğüne, kaç üreticinin sistemi kullandığına ve spot piyasada güncel olarak ne kadar işlem oluştuğuna dair düzenli, ayrıntılı ve kamuya açık bir bilanço görünmüyor. Açılış tarihi ve ilk yıllardaki ürün girişi biliniyor; ancak bugünkü performans tablosu kamuoyu önünde net değil. TMO desteği olmadan ayakta kalabildi mi? Bu soru, yıllardır süren eleştirinin merkezinde yer alıyor. AA’nın 2019 tarihli haberinde lisanslı deponun aynı yıl TMO ile iş birliğine gittiği açıkça yazıldı. GTB’nin çalıştay metninde de TMO’nun Giresun’da aldığı fındığın satış dönemine kadar lisanslı depoda tutulmasının işletmeye gelir sağladığı kayda geçti. Bu nedenle bugün yapılan “örnek model” vurgusu, beraberinde şu itirazı getiriyor: Giresun’daki yapı serbest piyasanın kendi dinamiğiyle mi işliyor, yoksa TMO kampanya dönemlerinin taşıdığı bir mekanizma olarak mı varlığını sürdürüyor? 2026’da tarifeler var, peki 2026 bilançosu nerede? Açık kaynaklarda dikkat çeken bir başka tablo da bu. Lisanslı depo sistemi hukuken ve kurumsal olarak tamamen ortadan kalkmış görünmüyor; GTB’nin proje kayıtları ve kurumsal duyurular bunu doğruluyor. Ancak kamuoyunun ihtiyaç duyduğu asıl veri, ücret tarifesi ya da kurumsal mevcudiyet değil; fiili kullanımın bugünkü düzeyi. Depoya son üç sezonda kaç ton ürün girdiği, kaç üreticinin sisteme dahil olduğu ve bu yapının fiyat oluşumuna ne ölçüde etki ettiği açıklanmadıkça, “çalışan sistem” iddiası tartışmalı kalmayı sürdürüyor. Şili’ye taşınan açıklama ne söylüyor? GTB’nin kamuoyuna yansıyan açıklamasında, Şili programı yalnızca teknik bir sunum olarak değil, Türk fındığının küresel temsili olarak tarif ediliyor. Açıklamada, “Giresun Ticaret Borsası olarak misyonumuz sadece yerel ticaret değil, Türk fındığını dünya genelinde en doğru şekilde konumlandırmaktır. Şili, fındık üretiminde yükselen bir ivmeye sahip. Burada gerçekleştireceğimiz masterclass ile Türkiye'nin yüzyıllara dayanan tecrübesini ve hayata geçirdiğimiz lisanslı depoculuk gibi modern modelleri anlatarak, küresel fındık ekosistemindeki liderliğimizi pekiştirmeyi hedefliyoruz” denildi. Bu cümle, GTB’nin Şili programını bir sektör diplomasisi ve prestij hamlesi olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Ancak aynı açıklama, Giresun’da depo sisteminin bugünkü performansına dair sayısal bir bilanço sunmuyor. Şili’de anlatılacak şey model mi, sonuç mu? Haberde düğüm tam da burada atılıyor. Çünkü uluslararası platformda anlatılacak başlıklar elbette var: Türkiye’nin dünya fındık üretimindeki ağırlığı, Giresun’un tarihsel rolü, lisanslı depoculuğun teorik katkıları ve kalite standardizasyonu bunların başında geliyor. Fakat piyas açısından belirleyici olan şey vitrin değil, sonuçtur. Giresun kamuoyu artık töreni değil veriyi, söylemi değil etkiyi görmek istiyor. Son üç sezonda kaç ton ürün alındı, kaç üretici bu yapıyı kullandı, sistem üreticinin pazarlık gücünü artırdı mı, spot piyasa gerçekten işler hale geldi mi? Açık kaynaklar bu sorulara güncel ve kapsamlı cevap vermediği sürece, Şili’de kurulacak her cümle Giresun’da aynı sert soruya çarpacaktır. Asıl mesele bina değil, ekonomik etki Giresun’daki lisanslı depo için artık açılış fotoğrafı değil, güncel ekonomik bilanço isteniyor. Çünkü bir modelin değeri, kurulduğu günle değil, yıllar sonra piyasada ürettiği sonuçla ölçülür. Şili’ye taşınan başlık “başarı” olabilir; ancak Giresun’da beklenen cevap hâlâ değişmedi: Kaç ton, kaç üretici, ne kadar işlem, ne kadar etki? Bu rakamlar ortaya konulmadıkça, anlatılan model güven tazelemekten çok soru büyütmeye devam edecek.

GÜRE MAHALLESİ’NDE 500 METRELİK KALDIRIM HAMLESİ Haber

GÜRE MAHALLESİ’NDE 500 METRELİK KALDIRIM HAMLESİ

GÜRE MAHALLESİ’NDE 500 METRELİK KALDIRIM HAMLESİ Giresun Belediyesi, Güre Mahallesi Şehit Astsubay Ömer Halisdemir Caddesi’nde yaklaşık 500 metrelik kaldırım çalışmasını başlattı. Ticaret Borsası yolu olarak bilinen güzergahta yürütülen uygulamayla, yaya ulaşımında güvenlik ve düzenin artırılması hedefleniyor. Giresun Belediyesi, kent genelinde sürdürdüğü altyapı ve üstyapı çalışmalarına Güre Mahallesi’nde yeni bir başlık daha ekledi. Belediye Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri, Şehit Astsubay Ömer Halisdemir Caddesi’nde yaklaşık 500 metrelik kaldırım yapımı için sahaya indi. Kamuoyunda Ticaret Borsası yolu olarak bilinen güzergahta başlatılan çalışma, özellikle yaya hareketliliğinin yoğun olduğu noktada dikkat çekti. Uzun süredir kaldırım ihtiyacının gündeme geldiği bölgede atılan bu adımın, mahallede günlük ulaşımı daha güvenli hale getirmesi bekleniyor. Belediye ekiplerinin yürüttüğü çalışmanın tamamlanmasıyla birlikte, cadde üzerindeki yaya akışının daha konforlu, daha düzenli ve daha güvenli bir yapıya kavuşması amaçlanıyor. Böylece hem vatandaşların günlük ulaşımı kolaylaşacak hem de yol kenarında karşı karşıya kalınan risklerin azaltılması hedeflenecek. Mahalle sakinleri de başlatılan uygulamayı olumlu karşıladı. Bölgede kaldırım eksikliğinin önemli bir sorun oluşturduğunu dile getiren vatandaşlar, çalışmanın yerinde bir karar olduğunu belirterek Belediye Başkanı Fuat Köse ile belediye ekiplerine teşekkür etti. Fen İşleri Müdürlüğü yetkilileri ise kent genelinde ihtiyaç duyulan cadde ve sokaklarda kaldırım yapım ve yenileme çalışmalarının belirlenen program dahilinde süreceğini bildirdi. Belediye, bu tür uygulamalarla yalnızca ulaşım altyapısını güçlendirmeyi değil, mahalle ölçeğinde yaşam konforunu da artırmayı hedefliyor.

SOLAKOĞLU: “EKMEDEN ÖNCE FİYATI BİLECEĞİZ" Haber

SOLAKOĞLU: “EKMEDEN ÖNCE FİYATI BİLECEĞİZ"

SOLAKOĞLU: “EKMEDEN ÖNCE FİYATI, TALEBİ VE VADEYİ GÖREBİLDİĞİMİZ BİR SİSTEM KURMALIYIZ” Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi çalışmaları kapsamında Giresun’a gelen CHP Tarım ve Orman Politikaları Kurulu Başkanı Sencer Solakoğlu, tarımda temel sorunun maliyetler değil, üreticinin ekim kararını sağlıklı bilgi olmadan vermek zorunda kalması olduğunu söyledi. Solakoğlu, çözüm olarak ticaret borsaları üzerinden fiyat, talep ve vade bilgisinin ekim öncesinde görülebildiği, üretici ile sanayiciyi hasat öncesinde buluşturan bir yapı önerdi. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi çalışmaları kapsamında 27 Şubat 2026 Cuma günü Giresun’a gelen Sencer Solakoğlu ve beraberindeki heyet, Cumhuriyet Halk Partisi Giresun İl Başkanlığı’nda parti örgütüyle bir araya geldi. Toplantıya CHP Giresun İl Başkanı Gökhan Şenyürek, CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Espiye Belediye Başkanı Erol Karadere, ilçe başkanları, belediye başkanları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve partililer katıldı. Toplantıda konuşan İl Başkanı Gökhan Şenyürek, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi ile birlikte partide yeni bir sürece girildiğini belirterek, parti programına uygun hükümet programı çalışmalarının bu yapı bünyesinde oluşturulan kurullar üzerinden yürütüldüğünü söyledi. SAHADA ÜÇ AYAKLI PROGRAM Solakoğlu ve beraberindeki heyet, il başkanlığındaki toplantının ardından Giresun’un tarımsal yapısını ve fındık piyasasını yerinde değerlendirmek amacıyla saha temaslarını sürdürdü. Program kapsamında ilk olarak Giresun Ticaret Borsası’nda düzenlenen toplantıya katılan heyet, burada fındıkta fiyat oluşumu, pazarlama kanalları ve üretici-tüccar ilişkilerinde yaşanan yapısal sorunlar üzerine değerlendirmelerde bulundu. Saha programının devamında üretici örgütleri ve meslek odalarıyla yapılan görüşmelerde, planlı üretim, piyasa şeffaflığı ve üreticinin korunmasına yönelik başlıklar ele alındı. Heyet, Giresun’da yapılan bu temaslardan elde edilen tespitlerin, CHP’nin tarım politikalarına ve Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi bünyesinde yürütülen politika çalışmalarına doğrudan katkı sunacağını ifade etti. “İLK 100 GÜNDE YOL HARİTASI NETLEŞECEK” Sencer Solakoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmesi halinde tarım ve gıda politikalarında izlenecek yolun belirsiz olmadığını vurguladı. Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi bünyesinde yürütülen çalışmalar kapsamında, ilk 100 günde atılacak adımların açık ve net biçimde kamuoyuyla paylaşılacağını belirten Solakoğlu, “Ne yapacağımız da nasıl yapacağımız da hazır. Bunu şeffaf biçimde ortaya koyacağız” dedi. Bu sürecin temel başlıklarının; planlı üretim, garantili alım modeli ve tarımda kurumsal yapının yeniden işler hale getirilmesi olacağını ifade eden Solakoğlu, üreticinin belirsizlikle üretim yapmak zorunda bırakılmayacağı bir sistem hedeflediklerini söyledi. Tarımda yaşanan sorunların kötü niyetten çok yönetim zaaflarından kaynaklandığını dile getiren Solakoğlu, mevcut tabloyu şu sözlerle değerlendirdi: “Bu bir hırsızlık meselesi değil; basiretsizlik meselesidir. Türkiye’nin üretimi, tarımı ve kamu kaynakları ehil olmayan ellere teslim edilmiş durumda. Biz bu tabloyu tersine çevireceğiz; eksiden alıp artıya geçireceğiz.” Solakoğlu, tarım ve gıdanın siyaset üstü bir alan olduğuna dikkat çekerek, üreticinin emeğini koruyan, kaliteyi esas alan, öngörülebilir ve kamucu bir tarım düzenini yeniden kurmayı hedeflediklerini söyledi. “SORUN NE EKTİĞİMİZ DEĞİL, EKERKEN BİLMEMEMİZ” Programın en kapsamlı bölümü, Giresun Ziraat Odaları Birliği Giresun Şubesi’nde düzenlenen üretici buluşması oldu. Solakoğlu, burada yaptığı konuşmada üreticinin sahada yaşadığı sorunları kendi çiftçilik deneyiminden örneklerle anlattı. Tarımda yaşanan sorunların temelinde üreticinin özgür olması değil, üretim kararını yeterli bilgi olmadan vermek zorunda kalması bulunduğunu söyleyen Solakoğlu, “Ben bir çiftçiyim. Şubat ayı bitiyor, Nisan’da ekime başlayacağım ama ne ekeceğimi bilmiyorum. Bursa’nın en büyük çiftçisi bunu bilmiyorsa, köydeki üreticinin halini düşünün” dedi. PLANSIZLIK HEM ÇİFTÇİYİ HEM SOFRAYI VURUYOR Plansız üretimin hem üreticiyi hem de tüketiciyi mağdur ettiğini vurgulayan Solakoğlu, karpuz örneği üzerinden tabloyu şöyle anlattı: “Geçen yıl karpuz tarlada kaldı. Ben karpuz ektiğim için domates ve biber ekilmedi. Arz düştü, siz pahalı yediniz; biz çiftçiler zarar ettik. Gıda enflasyonu dediğimiz şey tam olarak bu.” “Sorun girdi maliyetleri değil, plansız üretim” Mazot ve gübre gibi girdilerin ucuzlatılmasının tek başına çözüm olmadığını vurgulayan Solakoğlu, “Eğer ürün tarlada çöpe gidecekse yaptığınız sübvansiyon da çöpe gider. Olmayan domatesin fiyatını düşüremezsiniz. Sorun yüksek girdi fiyatları değil, sorun plansız üretimdir” diye konuştu. Mazot ve gübre gibi girdilerin ucuzlatılmasının tek başına çözüm olmayacağını vurgulayan Solakoğlu, “Eğer ürün tarlada çöpe gidecekse, verdiğiniz destek de çöpe gider. Sorun girdi maliyetleri değil, plansız üretimdir” ifadelerini kullandı. TİCARET BORSALARI ÜZERİNDEN ŞEFFAF BİLGİ VE ÜRETİCİ-SANAYİCİ BULUŞMASI Solakoğlu, tarımda yaşanan bu döngünün yasaklarla ya da “ne ekileceğini söyleyen” bir modelle çözülemeyeceğini vurguladı. Çözüm olarak önerdiği yapının, ticaret borsaları üzerinden işleyecek şeffaf bir sistem olduğunu belirtti. Bu sistemde üretici, sezon başlamadan önce ticaret borsasına giderek; hangi ürünün, hangi kalite sınıfında, hangi fiyata, hangi vadeyle alıcı bulduğunu görebilecek. Solakoğlu’na göre bu yapı yalnızca bilgi sunan bir sistem değil; üretici ile sanayiciyi hasat öncesinde aynı zeminde buluşturan bir mekanizma olacak. Ticaret borsaları üzerinden sanayici ve tüccarların alım talepleri ile üreticinin üretim taahhütleri bir araya getirilecek. Bu sayede üretici, ürününü kime satacağını ve hangi koşullarla satacağını önceden görebilecek; sanayici ise hasat yapılmadan önce fiyatı, kaliteyi ve tedarik miktarını bilerek bütçe ve üretim planlaması yapabilecek. Solakoğlu, bu bilgiyi gören üreticinin yine tamamen özgür olacağını vurgulayarak, isterse fiyat ve talep bilgisine göre ekim yapacağını, isterse kendi tercihini kullanacağını ifade etti. Önemli olanın, üreticinin artık kararını körlemesine değil, borsa üzerinden oluşan somut veriye bakarak vermesi olduğunu söyledi. GARANTİLİ ALIM MODELİ: ZORUNLU DEĞİL, GÖNÜLLÜ Solakoğlu, bu yapıyı “garantili alım modeli” olarak tanımladı. Sistemin kimse için zorunlu olmayacağını özellikle vurguladı. Üreticinin bu modele girmek zorunda kalmayacağını, ancak sistem doğru kurulduğunda üreticinin zaten gönüllü olarak dahil olacağını söyledi. Model kapsamında, üretici taahhütleri ile sanayici ve tüccar taleplerinin ticaret borsaları üzerinden bir araya geleceğini belirten Solakoğlu, böylece her iki tarafın da hasattan önce fiyat, miktar ve vade açısından öngörü sahibi olacağını ifade etti. Solakoğlu, ticaret borsalarında yapılan bu garantili alım sözleşmelerinin, üreticinin finansmana erişiminde de belirleyici olacağını dile getirdi. Buna göre; üretici, ticaret borsasında yaptığı bu kontratla Ziraat Bankası’na gittiğinde, ayrıca ipotek, taşınmaz ya da kefalet gibi başka bir teminata gerek kalmadan krediye ulaşabilecek. Böylece üretici, şahsi varlıklarını değil, yaptığı üretimi ve satış sözleşmesini teminat göstererek finansmana erişmiş olacak. FINDIKTA BÖLGESEL FARK VE KAYIP ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK Solakoğlu, fındıkta Çarşamba Ovası ile Giresun’un üretim koşullarının aynı olmadığını; arazi yapısı, makineleşme ve verim açısından ciddi farklar bulunduğunu söyledi. Buna rağmen aynı fiyatlama ve destekleme anlayışının sürdüğünü belirterek, bu durumun Giresunlu üreticiyi dezavantajlı hale getirdiğini ifade etti. FİSKOBİRLİK’in geçmişte üreticiye fiyat ve alım koşulları açısından öngörü sağladığını hatırlatan Solakoğlu, bu yapının işlevsizleştirilmesiyle piyasada ciddi bir boşluk oluştuğunu söyledi. TMO’nun bu boşluğu dolduracak kapasiteye sahip olmadığını belirten Solakoğlu, tarımda liyakat ve uzmanlık sorunu yaşandığını dile getirdi. FİSKOBİRLİK’in üretici için işlevsiz hale gelmesinin ardından piyasada ciddi bir boşluk oluştuğunu savunan Solakoğlu, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO) bu boşluğu dolduracak bir kurumsal kapasiteye sahip olmadığını ifade etti. Tarım politikalarında uzmanlık ve liyakat sorunu yaşandığını dile getiren Solakoğlu, “Tarımı bilen kadrolarla, istişareye dayalı bir yapı kurulmadığı sürece bu sorunlar devam eder. Ürün bazlı, günü kurtarmaya dönük desteklerle gıda enflasyonunu düşürmek mümkün değildir” değerlendirmesinde bulundu. HAMMADDEYLE DEĞİL, KATMA DEĞERLE AYAKTA KALINIR Solakoğlu, konuşmasında kooperatifçilik ve markalaşmaya da değindi. Hammadde satarak üreticinin zengin olamayacağını vurgulayan Solakoğlu, küçük ve orta ölçekli kooperatiflerin yalnızca hammadde satan yapılar olmaktan çıkıp nihai ürün üreten bir yapıya kavuşması gerektiğini söyledi. Giresun fındığının geçmişte güçlü bir bilinirliğe sahip olduğunu hatırlatan Solakoğlu, bu deneyimin önemli bir birikim olduğunu ifade etti. Bu noktada, Giresun fındığının geçmişte “Aganigi Naganigi” markasıyla bir markalaşma süreci yaşadığını belirten Solakoğlu, o dönemde yakalanan bilinirliğin ve farkın zamanla kaybedildiğini söyledi. Solakoğlu, bu sürecin bir başarısızlık değil, yarım kalmış bir deneyim olarak görülmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bir markalaşma yapıldı, sonra her şey kaybedildi. Bizim yapmamız gereken, o dönemde kazanılan farkı, bilinirliği ve güveni yeniden kazanmaktır” ifadelerini kullandı. Solakoğlu, hedefin üreticinin katma değerden pay aldığı sürdürülebilir bir yapı kurmak olduğunu dile getirdi. DANIŞMANLIK SAHAYA İNECEK Solakoğlu, tarımda verimlilik artışının yalnızca desteklerle değil, bilginin doğrudan sahaya inmesiyle mümkün olacağını vurguladı. Bu kapsamda, her bölgede üreticinin telefonla doğrudan ulaşabileceği, bölgenin ürün desenine ve üretim koşullarına hâkim ziraat mühendisleri ve veteriner hekimlerin görev yapacağını söyledi. Bu uzmanların, görev yaptıkları bölgelerde yalnızca masa başından değil; sahada, üreticinin tarlasına ve işletmesine kadar ulaşan bir danışmanlık anlayışıyla çalışacağını belirten Solakoğlu, ihtiyaç duyulması halinde üreticinin talebi üzerine tarlaya gelerek yerinde değerlendirme yapabileceklerini ifade etti. Solakoğlu, bu personelin görev yaptıkları bölgenin ürünlerine göre ihtisaslaşmış ve ilave eğitimlerden geçmiş olacağını, böylece her ürün için genel değil, bölgeye özgü ve uygulamaya dönük bilgi sunulacağını dile getirdi. Üreticinin karşılaştığı bir sorunun sahada çözülememesi halinde, danışmanların bu soruyu daha üst teknik birimlere taşıyarak çözüm üretebileceğini de ekledi. Bu danışmanlık hizmetinin üretici için tamamen ücretsiz olacağını vurgulayan Solakoğlu, amacın üreticiyi masraf altına sokmak değil; doğru bilgiyle buluşturarak verimi ve kaliteyi artırmak olduğunu söyledi. “ÇÖZÜM SİSTEM” Konuşmasının sonunda Solakoğlu, tarımda tek bir mutlak doğru olmadığını ancak en az zarar veren ve uzun vadede en akılcı yolun seçilmesi gerektiğini vurguladı. “Sorun destek değil; sorun, üreticinin ekim kararını bilgi olmadan vermesi. Çözüm ise sistemdir” diyerek konuşmasını tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.