Hava Durumu

#Teknik Inceleme

giresunsonhaber - Teknik Inceleme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Teknik Inceleme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BATUM’DAN ORDU-GİRESUN’A GİDEN ÖZEL UÇAK RİZE AÇIKLARINDA DENİZE İNDİ Haber

BATUM’DAN ORDU-GİRESUN’A GİDEN ÖZEL UÇAK RİZE AÇIKLARINDA DENİZE İNDİ

BATUM’DAN ORDU-GİRESUN’A GİDEN ÖZEL UÇAK RİZE AÇIKLARINDA DENİZE İNDİ Batum’dan Ordu-Giresun Havalimanı’na gitmek üzere havalanan iki kişilik özel uçak, motor arızası nedeniyle Rize açıklarında denize acil iniş yaptı. Uçakta bulunan iki Belçika vatandaşı Sahil Güvenlik ekiplerince sağ olarak kurtarılırken, hava aracı daha sonra kıyıya çıkarıldı. Fransız tescilli WT9 tipi uçak, 9 Eylül 2026 günü saat 12.32’de Batum Havalimanı’ndan Ordu-Giresun Havalimanı’na VFR uçuşu için havalandı. Uçuş sırasında motor arızası yaşayan hava aracı acil durum ilan ederek Rize-Artvin Havalimanı’na yöneldi ancak piste ulaşamadan havalimanının yaklaşık 4 deniz mili kuzeybatısında denize iniş yaptı. İhbarın ardından bölgeye sevk edilen Sahil Güvenlik unsurları pilot ve yolcuya saat 13.04’te ulaştı. Uçakta bulunan Vlasselaer Werner ile Christian Peiffer, bilinçleri açık şekilde kurtarılarak kontrol amacıyla Kaçkar Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Rize Valisi İhsan Selim Baydaş, 55 ve 69 yaşındaki iki kişinin hayati tehlikesinin bulunmadığını açıkladı. Hastane Başhekimi Mehmet Han Alişan da muayenelerde hayati risk saptanmadığını, yolculardan birinin bel ağrısı nedeniyle ileri tetkik ve müşahede altına alındığını bildirdi. Sahil Güvenlik, Kıyı Emniyeti ve Deniz Polisi ekiplerinin çalışmasının ardından deniz yüzeyinde kalan uçak bot yardımıyla Pazar Sahil Güvenlik Karakol Komutanlığı bölgesine çekildi. Hava aracı burada vinçle kıyıya alınarak çekiciye yüklendi. Olayın ilk değerlendirmesinde motor arızası öne çıkarken, teknik inceleme ilgili kurumlar tarafından sürdürülüyor.

GİRESUN ÇÖP SORUNUNDA ÇÖZÜM İÇİN SAHADA Haber

GİRESUN ÇÖP SORUNUNDA ÇÖZÜM İÇİN SAHADA

GİRESUN ÇÖP SORUNUNDA ÇÖZÜM İÇİN SAHADA İSTAÇ MODELİ YERİNDE İNCELENDİ VALİ MUSTAFA KOÇ BAŞKANLIĞINDA GİRKASİÇ-BİR ÜYESİ BELEDİYE BAŞKANLARI, İSTANBUL’DA GÜNLÜK 3 BİN TON ATIK İŞLEME KAPASİTESİNE SAHİP İSTAÇ ATIK YAKMA VE ENERJİ ÜRETİM TESİSİNİ İNCELEDİ. GİRESUN’A BENZER BİR TESİS KAZANDIRILMASI AMACIYLA GERÇEKLEŞTİRİLEN ZİYARETTE; TEKNOLOJİ, ENERJİ ÜRETİMİ, EMİSYON KONTROLÜ VE SÜRDÜRÜLEBİLİR ATIK YÖNETİMİ UYGULAMALARI YERİNDE DEĞERLENDİRİLDİ. Giresun’un uzun yıllardır gündeminde bulunan katı atık sorununa kalıcı ve sürdürülebilir çözüm arayışında önemli bir teknik inceleme gerçekleştirildi. Giresun İli Katı Sıvı Atık ve İçmesuları Birliğine (GİRKASİÇ-BİR) üye belediye başkanları, Giresun Valisi Mustafa Koç’un başkanlığında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraki İSTAÇ’ın Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi’nde incelemelerde bulundu. Giresun’a benzer bir tesis kazandırılması amacıyla gerçekleştirilen ziyarette heyete, İBB Çevre Koruma ve Kontrol Dairesi Başkanı Prof. Dr. Ayşen Erdinçler tarafından teknik sunum yapıldı. İncelemelere İSTAÇ Genel Müdürü Fatih Uğur ile ilgili birim müdürleri de eşlik etti. Heyet; evsel atıkların modern yöntemlerle bertaraf edilmesini, atıkların kontrollü biçimde yakılarak enerjiye dönüştürülmesini, baca gazı arıtma ve emisyon izleme sistemlerini, yakma sonrasında ortaya çıkan proses artıklarının yönetimini ve İstanbul’da uygulanan entegre atık yönetimi modelini yerinde inceleme imkânı buldu. Çavuşlu Katı Atık Bertaraf Tesisi çevresinde yaşanan son gelişmelerin ardından Giresun’un uzun vadeli atık politikasının yeniden ele alınmaya başlanması açısından ziyaret dikkat çekici bir adım oldu. Vali Koç’un belediye başkanlarını aynı teknik incelemede bir araya getirmesi ve çalışan bir tesisin işletme modelinin yerinde değerlendirilmesi, sorunun kalıcı çözümüne yönelik ortak iradenin güçlenmesi bakımından olumlu karşılandı. İstanbul’daki incelemenin ardından Giresun için nasıl bir kapasite ve teknoloji seçileceği henüz belirlenmiş değil. Ancak ziyaret, yıllardır tartışılan katı atık sorununun yalnız geçici depolama çözümleri üzerinden değil; geri kazanım, enerji üretimi, çevresel kontrol ve sürdürülebilir işletme modeli birlikte değerlendirilerek ele alınması yönünde somut bir başlangıç olarak görülüyor. İNCELENEN TESİS GÜNDE 3 BİN TON ATIK İŞLEYEBİLİYOR Heyetin ziyaret ettiği İSTAÇ Atık Yakma ve Enerji Üretim Tesisi, İstanbul’un entegre atık yönetimi altyapısının en önemli bileşenlerinden biri. İSTAÇ’ın resmî verilerine göre 2021 yılı sonunda işletmeye alınan tesis günde 3 bin ton, yılda yaklaşık 1 milyon ton evsel atık işleme kapasitesine ve 85 MW kurulu elektrik gücüne sahip. Tesis İstanbul’daki günlük evsel atığın yaklaşık yüzde 15’ini işleyebiliyor. 2024 yılı faaliyet verilerine göre tesiste yaklaşık 1 milyon ton atık işlenirken 599 bin 701 MWh elektrik üretildi. İstanbul modeli bu yönüyle yalnız çöplerin ortadan kaldırıldığı bir bertaraf tesisi değil; atığın kontrollü termal işlemden geçirilerek enerjiye dönüştürüldüğü büyük ölçekli bir endüstriyel tesis niteliğinde. Buradan sonra Giresun açısından belirleyici olacak konu, İstanbul’daki teknolojinin birebir kopyalanması değil; Giresun’un atık miktarı, atık karakteri, coğrafyası, taşıma ağı ve belediyelerin ekonomik kapasitesine uygun ölçeğin belirlenmesi olacak. ÜÇ AYRI YAKMA HATTI BULUNUYOR İstanbul’daki tesis birbirinden bağımsız üç yakma hattından oluşuyor. Teknoloji sağlayıcısı Hitachi Zosen Inova’nın teknik verilerine göre tesisin nominal kapasitesi yılda 1 milyon ton ve atığın tasarım alt ısıl değer aralığı 6–9 MJ/kg. Her hatta hava soğutmalı, ileri-geri hareketli ızgara sistemi bulunuyor. Bir hattın termal kapasitesi 87 MWth. Izgarada yakılan atığın enerjisi kazan sisteminde buhara dönüştürülüyor. (hz-inova.com) Kazan sistemi beş geçişli olarak tasarlanmış durumda. Teknik projede her hat için canlı buhar debisi 111,9 ton/saat, basınç 72 bar, sıcaklık ise 426 derece olarak veriliyor. Buhar daha sonra yoğuşmalı-buhar türbini üzerinden elektrik üretiminde değerlendiriliyor. Tedarikçinin teknik tasarım verisinde türbinin elektrik çıkışı tam yükte yaklaşık 77 MWe, İSTAÇ’ın işletme için açıkladığı toplam kurulu güç ise 85 MW seviyesinde. (hz-inova.com) Bu veriler, atık yakmanın yalnızca “çöpü fırına atıp yakmak” biçiminde basit bir işlem olmadığını; atığın enerji değerinden buhar çevrimine kadar çok sayıda mühendislik parametresi gerektirdiğini gösteriyor. BACA GAZI ÇOK KADEMELİ SİSTEMDEN GEÇİYOR İstanbul tesisinin en önemli teknik bölümlerinden biri baca gazı arıtma sistemi. Teknik projede SNCR sistemi, kuru sorpsiyon reaktörü ve torbalı filtre birlikte kullanılıyor. Her yakma hattındaki baca gazı akışının standart şartlarda yaklaşık 173 bin 720 metreküp/saat olduğu belirtiliyor. (hz-inova.com) İSTAÇ ayrıca emisyonların Sürekli Emisyon Ölçüm Sistemi ile kesintisiz takip edildiğini ve kayıt altına alındığını bildiriyor. (İSTAÇ) Dolayısıyla Giresun’da benzer bir termal sistem gündeme gelecekse yatırım yalnız fırın ve türbin maliyetinden oluşmayacak. Baca gazı arıtımı, sürekli ölçüm sistemi, kimyasal sarf malzemeleri, filtreler, yüksek sıcaklık ekipmanlarının bakımı ve çevresel izleme de işletmenin ayrılmaz parçaları olacak. KÜL DE YÖNETİLİYOR Yakma işleminden sonra atık tamamen ortadan kalkmıyor. Geride taban külü ve diğer proses artıkları kalıyor. İSTAÇ bu nedenle 2023 yılında Taban Külü Geri Kazanım Tesisini işletmeye aldı. Şirketin sürdürülebilirlik raporunda yaklaşık 1 milyon ton atığın yakılması sonucunda yaklaşık 170 bin ton taban külü oluştuğu ve bu materyal içerisinden yaklaşık 3 bin 500 ton değerli metalin geri kazanıldığı belirtiliyor. (İSTAÇ) Bu yönüyle İstanbul modeli yalnız yakma ve elektrik üretiminden değil, yakma sonrasında oluşan malzemelerin yönetiminden de oluşuyor. İSTAÇ’IN SİSTEMİ SADECE YAKMA TESİSİ DEĞİL Giresun açısından İstanbul ziyaretinden çıkarılabilecek en önemli sonuçlardan biri de bu. İSTAÇ’ın atık yönetim modeli yalnızca yakma tesisine dayanmıyor. İstanbul’da düzenli depolama alanlarından çıkan depo gazından elektrik üretiliyor, organik atıklar biyometanizasyon tesislerinde değerlendiriliyor, geri kazanım tesisleri ve atık transfer merkezleri işletiliyor; bunların yanında termal bertaraf gerçekleştiriliyor. (İSTAÇ) Örneğin İSTAÇ’ın 2024 Faaliyet Raporunda Kemerburgaz Biyometanizasyon Tesisi’nin aynı yıl kaynağında ayrı toplanmış 15 bin 774 ton organik atığı işlediği ve biyogazdan elektrik üretildiği belirtiliyor. (İSTAÇ) Dolayısıyla İstanbul’da heyetin incelediği sistemden Giresun’a aktarılabilecek esas deneyim yalnızca “çöp yakmak” değil, farklı atık türlerini farklı yöntemlerle değerlendiren entegre atık yönetimi yaklaşımı olabilir. GİRESUN’UN GÜNLÜK ATIĞI 400 TON BANDINDA Giresun açısından yapılacak fizibilitenin çıkış noktası ise kentin kendi ölçeği olmak zorunda. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2024 Giresun İl Çevre Durum Raporuna göre GİRKASİÇ-BİR kapsamındaki belediyelerin günlük atık miktarı yaz döneminde 404,29 ton, kış döneminde 370,60 ton. Alucra, Çamoluk ve Şebinkarahisar da hesaba katıldığında Giresun il genelinde günlük atık miktarı yazın 437,68 ton, kışın ise 401,21 ton seviyesinde. Bu rakamlar, İstanbul’da ziyaret edilen 3 bin ton/gün kapasiteli tesis ile Giresun arasındaki ölçek farkını açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu durum yakma teknolojisinin Giresun açısından otomatik olarak elenmesi anlamına gelmiyor. Tam tersine İstanbul ziyareti; Giresun’a uygun kapasitenin, teknoloji kombinasyonunun ve ekonomik modelin ayrıca hesaplanması gerektiğini gösteriyor. GİRESUN ÇÖPÜNÜN YÜZDE 60’A YAKINI ORGANİK Teknoloji seçiminde yalnız tonaj değil, çöpün içeriği de belirleyici. Giresun Üniversitesi ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi araştırmacıları tarafından 2022 yılında yayımlanan hakemli çalışmada, Giresun’daki kentsel katı atık kompozisyonunun yaklaşık yüzde 60’ının organik atıklardan oluştuğu belirtiliyor. Araştırmada Giresun’un belediye atıklarında geri dönüşüm potansiyeli yüzde 30,05 olarak hesaplanırken, çalışma dönemindeki fiilî geri dönüşüm oranı yüzde 2,04 olarak verilmişti. Araştırmacılar yüksek organik içerik nedeniyle özellikle kompostlaştırma ve biyometanizasyon seçeneklerinin entegre atık yönetiminde değerlendirilmesini öneriyor. (DergiPark) Aynı çalışmada yanabilir fraksiyonun önemli düzeyde olmasına karşın Giresun atığının yüksek nem ve düşük ısıl değerinin doğrudan termal işlemleri güçleştirebileceğine dikkat çekiliyor. (DergiPark) Bu bilimsel veri yakma seçeneğine karşı bir sonuç değil; Giresun’da kurulacak sistem için önce güncel atık karakterizasyonunun yapılmasının gerekliliğini ortaya koyuyor. İSTANBUL ZİYARETİ FİZİBİLİTE İÇİN ÖNEMLİ BİR BAŞLANGIÇ Vali Mustafa Koç’un belediye başkanlarını aynı masa etrafında toplayarak çalışan tesisleri yerinde inceleme yoluna gitmesi, yıllardır ertelenen katı atık meselesinde çözüm arayışının somutlaşması bakımından olumlu bir gelişme. Bundan sonraki aşamada Giresun’un yaz-kış güncel atık miktarının, neminin, alt ısıl değerinin, organik içeriğinin, geri kazanılabilir fraksiyonunun, kül ve klor oranlarının ortaya çıkarılması; ilçe bazlı taşıma mesafeleri ve transfer istasyonlarının planlanması gerekiyor. Bunun yanında yatırım bedeli kadar 20–25 yıllık işletme maliyeti, ton başına bertaraf ücreti, enerji geliri, baca gazı arıtma giderleri, kül yönetimi, bakım ve personel ihtiyacı da aynı fizibilite içinde hesaplanmalı. Çünkü Giresun’un ihtiyacı İstanbul’daki tesisi aynen kopyalamaktan çok, İstanbul’da edinilen işletme tecrübesinden yararlanarak Giresun ölçeğine uygun bir model geliştirmek. HEDEF ÇÖPÜ YALNIZ BERTARAF ETMEK DEĞİL, DEĞERE DÖNÜŞTÜRMEK Çavuşlu’da yaşanan süreç, Giresun’un atık yönetimini yeniden düşünmesi için önemli bir fırsata da dönüşebilir. Kaynakta ayrı toplama, geri dönüşüm, organik atıkların biyolojik yöntemlerle değerlendirilmesi, enerji geri kazanımı ve yalnız geriye kalan atığın düzenli depolanması birlikte ele alınabilirse Giresun uzun yıllardır devam eden çöp tartışmasını kalıcı bir sisteme dönüştürebilir. İstanbul’da yapılan teknik ziyaret bu açıdan değerli. Vali Mustafa Koç ve belediye başkanlarının ortak hareket ederek farklı modelleri yerinde incelemesi, Giresun’un çözüm arayışında kurumlar arası iş birliği açısından da olumlu bir tablo ortaya koyuyor. Şimdi beklenti, yapılan incelemelerin bilimsel ve ekonomik fizibiliteyle desteklenmesi ve Giresun’un kendi şartlarına uygun modelin belirlenmesi. İstanbul’daki tesisin teknolojisi önemli bir örnek. Ancak asıl başarı, Giresun’un atığına, coğrafyasına ve belediyelerinin ekonomik gücüne uygun sistemi kurabilmek olacak. Yıllardır konuşulan çöp sorununun bu kez kapsamlı bir çalışma, ortak irade ve doğru teknoloji seçimiyle kalıcı bir sonuca ulaşması umut ediliyor.

EKSPERLER ÖĞRENCİLERLE BULUŞTU, MESLEĞİN SAHADAKİ YÜZÜ ANLATILDI Haber

EKSPERLER ÖĞRENCİLERLE BULUŞTU, MESLEĞİN SAHADAKİ YÜZÜ ANLATILDI

EKSPERLER ÖĞRENCİLERLE BULUŞTU, MESLEĞİN SAHADAKİ YÜZÜ ANLATILDI Giresun Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Bankacılık ve Sigortacılık Programı öğrencileri, sigorta eksperliği mesleğini sahada görev yapan uzmanlardan dinledi. Hasar ve Reasürans dersi kapsamında düzenlenen kahvaltılı buluşmada, sektör deneyimleri öğrencilerle paylaşıldı. Giresun Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Bankacılık ve Sigortacılık Programı, öğrencileri sektör temsilcileriyle bir araya getiren önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Hasar ve Reasürans dersi kapsamında düzenlenen programda, Türkiye Sigorta Eksperleri Derneği üyeleri öğrencilerle aynı masada buluştu. Ordu ve Giresun’da aktif görev yapan sigorta eksperleri Alaaddin Kısa, Ertan Yüksel, Fazıl Öztürk, Bülent Yüce ve Ali Çağla, öğrencilere eksperlik mesleğinin uygulama alanlarını, hasar süreçlerini ve sahada karşılaşılan mesleki durumları anlattı. MESLEĞİN TEORİK DEĞİL, SAHADAKİ KARŞILIĞI KONUŞULDU Programda, eksperlik mesleğinin yalnızca teknik inceleme ve raporlama sürecinden ibaret olmadığı vurgulandı. Öğrenciler, hasar dosyalarının değerlendirilmesinden iletişim süreçlerine, saha incelemelerinden mesleki sorumluluklara kadar birçok başlıkta doğrudan sektör temsilcilerinden bilgi aldı. TÜSED Yönetim Kurulu Üyesi Eksper Bülent Yüce, eksperlik mesleğinin teknik bilgi, saha deneyimi ve güçlü iletişim becerisi gerektiren çok yönlü bir alan olduğunu belirtti. Yüce, her hasar dosyasının yalnızca maddi boyutuyla değil, olayın insani tarafıyla da ele alınması gerektiğini ifade etti. ÜNİVERSİTE-SEKTÖR İŞ BİRLİĞİ ÖNE ÇIKTI Dersin sorumlusu Öğr. Gör. Kamil Patan, öğrencilerin mesleki gelişiminde sektör buluşmalarının önemli bir yer tuttuğunu vurguladı. Patan, akademik eğitimin teorik altyapı sağladığını, mesleğin sahadaki karşılığını görmenin ise bu eğitimi tamamlayan önemli bir aşama olduğunu belirtti. Etkinlikte öğrenciler, eksperlere mesleğin işleyişi, karşılaşılan zorluklar, kariyer süreci ve sahadaki uygulamalar hakkında sorular yöneltti. Program, öğrencilerin aktif katılımıyla interaktif bir oturum halinde devam etti. AKADEMİSYENLER DE PROGRAMA KATILDI Yoğun ilgi gören buluşmaya Doç. Dr. Özgür Mustafa Ömür, Dr. Öğr. Üyesi Ünver Akın ve Öğr. Gör. Gülizar Öksüz de katıldı. Program, sigortacılık alanında eğitim alan öğrencilerin mesleği daha yakından tanımasına ve sektörle doğrudan temas kurmasına katkı sundu.

DERELİ’DE MADEN GERİLİMİ Haber

DERELİ’DE MADEN GERİLİMİ

DERELİ’DE MADEN GERİLİMİ Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk, bugün yaptığı açıklamada Meşeliyatak, Eğri Ambar, Yıldız, Yeşiltepe köyleri ile Bahçeli ve Sütlüce mahallelerinin zirve hattında başlatılan sondaj çalışmalarına sert tepki gösterdi. Resmî kayıtlarda tartışmalı saha, Gencer Maden İşletmeleri A.Ş. adına yürüyen IV. Grup çinko-bakır projesi olarak yer alıyor. Dosyada “ÇED Gerekli Değildir” kararı, süren dava ve su kaynakları üzerindeki olası etkiler tartışmanın merkezinde bulunuyor. Dereli’de maden gerilimi, Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk’ün bugün yaptığı sert açıklamayla yeniden yükseldi. Türk, Meşeliyatak, Eğri Ambar, Yıldız, Yeşiltepe köyleri ile Bahçeli ve Sütlüce mahallelerinin üst kesimlerinde başlatılan maden sondaj çalışmalarının daha ilk aşamada doğada gözle görülür tahribat yarattığını söyledi. Bölgedeki müdahalenin yalnızca bir sondaj faaliyeti olarak görülemeyeceğini vurgulayan Türk, su kaynaklarının, orman dokusunun, tarımsal üretim alanlarının ve yaşam alanlarının tehdit altında bulunduğunu savundu. Açıklamasında Giresun milletvekillerine doğrudan seslenen Türk, “Şirketin mi, halkın mı yanındasınız?” sözleriyle sert tepki gösterdi; seçim dönemlerinde sahada görünen siyasetçilerin bugün Dereli’de yükselen itiraza sessiz kalmaması gerektiğini belirtti. Türk, özel mülkiyete müdahale iddiaları, yerleşim alanlarına yakınlık, su havzaları üzerindeki risk ve çevre hakkı başlıklarında yetkilileri uyardı; 31 Mart Salı günü görüleceğini belirttiği dava öncesinde yargının bölge halkının sesine kulak vermesi çağrısı yaptı. RESMÎ DOSYADA HANGİ MADEN VAR? Tartışmanın merkezindeki saha, kamu kayıtlarında belirsiz bir “arama alanı” olarak değil, çinko-bakır dosyası olarak görünüyor. TBMM’ye sunulan 16 Mayıs 2025 tarihli yazılı soru önergesinde proje, Gencer Maden İşletmeleri A.Ş.’ye ait 183.085 metrekarelik alanda IV. Grup Çinko-Bakır Yeraltı Madeni olarak tanımlandı. Giresun İli 2024 Çevre Durum Raporu kamuya açık durumda; yerel basına yansıyan rapor özetinde aynı Dereli kaydı “Jeoloji Haritalama” başlığı altında 18,3 hektarlık ÇED alanı, cevher için kırma-eleme sonrası satış ve sahada zenginleştirme tesisi kurulmayacağı notlarıyla aktarıldı. İZİN ZİNCİRİ NEYİ GÖSTERİYOR? Dosyanın çevre süreci, Gencer Maden’in 13 Aralık 2021’de Giresun Valiliğine yaptığı başvuruyla başladı. TBMM’ye verilen 2022 tarihli resmî cevapta, Dereli Kaymakamlığı, Dereli Belediye Başkanlığı, DSİ 22. Bölge Müdürlüğü, Orman Bölge Müdürlüğü, AFAD, İl Özel İdaresi, İl Tarım ve Orman, İl Sağlık ve ilgili diğer kurumların görüşlerinin istendiği belirtildi. Aynı cevap, “ÇED Gerekli Değildir” kararının projenin başlaması için gerekli tek koşul olmadığını açıkça vurguladı. MAPEG’in resmî SSS sayfasında da, IV. Grup madenlerde detay arama döneminin dört yıl olduğu ve işletme izni düzenlenmeden üretim ile satış faaliyeti yapılamayacağı yazıyor. TBMM’ye verilen 2025 tarihli resmî cevapta ise Giresun Valiliğinin 19 Ekim 2022 tarihli ve E-2022178 sayılı “ÇED Gerekli Değildir” kararı anıldı; aynı belgede, kararın iptali istemiyle açılan davanın Giresun İdare Mahkemesinde 2025/123 esas numarasıyla sürdüğü ve proje çevresindeki su kaynaklarına olası etkileri değerlendirmek üzere hidrojeolojik rapor hazırlandığı belirtildi. VEKİLLER DOSYADA NE YAPTI? Elvan Işık Gezmiş: CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, Dereli dosyasını en görünür biçimde Meclis gündemine taşıyan isim oldu. Gezmiş, 28 Kasım 2024’te Genel Kurul’da yaptığı konuşmada Giresun’un yüzde 85’inin maden arama sahası olarak ruhsatlandırıldığını söyledi; Dereli’de Yeşiltepe, Meşeliyatak, Eğrianbar, Yıldız köyleri ile Bahçeli ve Sütlüce mahallelerini tek tek anarak bölgedeki maden baskısını kürsüden gündeme taşıdı. Ardından 26 Aralık 2024’te Giresun ilindeki madencilik faaliyetlerine ilişkin yazılı soru önergesi verdi. Dereli’deki Gencer Maden dosyası da 16 Mayıs 2025 tarihli ayrı bir yazılı soru önergesiyle doğrudan TBMM kayıtlarına geçti. Ertuğrul Gazi Konal: MHP Giresun Milletvekili Ertuğrul Gazi Konal, Dereli’deki madencilik tartışmasına kamuoyuna açık tepki veren isimler arasında yer aldı. 4 Şubat 2025 tarihli haber kaydına göre Konal, Dereli ilçesinde halka, doğaya ve su kaynaklarına rağmen faaliyete geçirilmek istenen madencilik çalışmalarına karşı olduğunu açıkladı. Nazım Elmas: AK Parti Giresun Milletvekili Nazım Elmas, TBMM kayıtlarında Dijital Mecralar Komisyonu Başkanı olarak yer alıyor. Erişilebilen açık kamu kayıtlarında, Dereli’deki Gencer Maden çinko-bakır dosyasına doğrudan bağlanan, Meclis tutanağına veya yazılı soru önergesine yansımış ayrı bir girişim bu taramada belirginleşmedi. Ali Temür: AK Parti Giresun Milletvekili Ali Temür, TBMM resmî sayfasında Türkiye-Afganistan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve KİT Komisyonu üyesi olarak yer alıyor. Erişilebilen açık kamu kayıtlarında, Dereli’deki Gencer Maden dosyasına özel, doğrudan ve ayrı bir Meclis müdahalesi ya da kamuoyuna açık ayrıntılı çıkışı bu taramada belirginleşmedi. BİLİMSEL RİSKLER HANGİ BAŞLIKLARDA TOPLANIYOR? Çinko-bakır gibi sülfürlü cevherlerle ilişkili projelerde en ağır ve en hassas başlık sudur. Bu tür sahalarda cevherin ya da sülfürlü kayaçların hava ve suyla teması, uzun vadede asidik drenaj riskini gündeme getirir. Bu süreçte oluşan asidik yapı, kayaç içindeki metalleri çözerek akışa katabilir. Sonuçta bakır, çinko ve benzeri metaller yüzey sularına, dere yataklarına ve yeraltı su sistemlerine taşınabilir. Bu risk yalnızca maden işletmesinin kendisiyle sınırlı değildir; sondaj alanları, yol yarmaları, açık kaya yüzeyleri, kazı malzemesi ve uygun yönetilmeyen atık alanları da benzer bir kimyasal sürecin başlangıç noktası haline gelebilir. EPA, asit maden drenajında ortaya çıkan akışkanların yüksek toksisite taşıyabildiğini; USGS ise pyrit gibi sülfürlü minerallerin hava ve suyla tepkimeye girerek sülfürik asit oluşturduğunu ve bunun metalleri yüzey ve yeraltı suyuna taşıyabildiğini belirtiyor. Su başlığının ikinci boyutu miktar ve akış rejimidir. Madencilik faaliyetleri, özellikle eğimli arazilerde yapılan kazılar ve drenaj müdahaleleriyle birlikte doğal su dolaşımını değiştirebilir. Yüzeydeki küçük dere yatakları, kaynak suları, çeşmeler ve yeraltı beslenme hatları bu süreçten etkilenebilir. Yeraltı su seviyesinde düşüş, bazı kaynakların debisinde azalma, suyun doğal akış yönünde değişim ya da mevsimsel rejimde bozulma ihtimali bu yüzden dikkate alınmak zorundadır. IFC’nin madencilik rehberi, su kullanımı, yüzey ve yeraltı suyu azalması ile fırtına suyu akışının düzenli izleme ve yönetim gerektirdiğini açıkça vurguluyor. İkinci büyük risk, eğimli ve ormanlık arazide açılan yolların doğurduğu sediment, erozyon ve heyelan yüküdür. Maden sahasına ulaşmak için açılan her yeni yol, yalnızca bir ulaşım hattı değil; aynı zamanda toprağın doğal dengesine yapılmış doğrudan bir müdahaledir. Yol açımı sırasında bitki örtüsünün kaldırılması, şevlerin kesilmesi, toprağın gevşetilmesi ve drenaj rejiminin değiştirilmesi, yoğun yağış alan bölgelerde sediment taşınımını hızlandırır. Bunun sonucu olarak dere yataklarına daha fazla ince malzeme taşınır, su bulanıklığı artar, ekosistem baskı altına girer ve aşağı kotlardaki tarım alanları ile su alma noktaları etkilenebilir. EPA, ormanlık alanlarda yol yapımı ve yol kullanımını, orman arazilerindeki yayılı kirliliğin başlıca kaynağı olarak tanımlıyor ve toplam sedimentin çok büyük bölümünün bu yolla taşınabildiğini belirtiyor. Orman dokusuna müdahale de başlı başına ayrı bir bilimsel risk alanıdır. Ağaç örtüsü yalnızca görsel bir doğal varlık değildir; toprağı tutan, yüzey akışını dengeleyen, suyu filtreleyen ve mikroiklimi koruyan temel bir ekolojik kalkandır. Bu örtü zayıfladığında hem toprak kaybı artar hem de suyun havza içindeki davranışı değişir. Arıcılık, hayvancılık ve küçük ölçekli kırsal üretim de bu değişimden dolaylı ya da doğrudan etkilenebilir. EPA, akarsu kenarı bitki örtüsünün kaldırılmasının su kalitesi ve sucul yaşam üzerinde olumsuz sonuçlar yaratabildiğini belirtiyor. Bir başka önemli başlık toz, gürültü ve titreşimdir. Sondaj, kazı, yol yapımı, araç hareketliliği ve malzeme taşınması; özellikle yakın yerleşim alanlarında hava kalitesi ve yaşam konforu üzerinde doğrudan baskı yaratabilir. Kuru dönemlerde yol kaynaklı toz, tarım alanlarına, bitki örtüsüne, su yüzeylerine ve yerleşim alanlarına taşınabilir. Gürültü ve titreşim ise yalnızca insan yaşamını değil, kırsal üretimi ve yaban hayatını da etkileyebilir. IFC madencilik rehberi ile Dünya Bankası çevre-sağlık-güvenlik çerçevesi, bu başlıkların düzenli ölçüm ve yönetim gerektirdiğini açıkça ortaya koyuyor. Faaliyet ilerlediği takdirde atık yönetimi başlığı da daha kritik hale gelir. Sondaj çamurları, kazı artıkları, pasa malzemesi, yağ ve yakıt kalıntıları, uygunsuz depolama veya sızdırmazlık eksikliği halinde toprağa ve suya karışabilir. Özellikle yağışlı bölgelerde yüzey akışı bu tür kirleticileri çok daha hızlı biçimde yayabilir. Bu yüzden yalnızca cevherin çıkarılması değil, çalışma sırasında ortaya çıkan her türlü yan malzemenin nasıl depolandığı, nasıl taşındığı ve nasıl bertaraf edildiği de bilimsel denetimin konusu olmalıdır. EPA ve USGS kaynakları, asidik ve metal yüklü drenajın içme suyu, sucul yaşam ve toprak üzerinde birleşik etkiler yaratabildiğini vurguluyor. SAĞLIK VE EKOLOJİK ETKİLER Bakır ve çinko gibi metallerin çevreye kontrolsüz biçimde taşınması halinde risk yalnızca su kalitesiyle sınırlı kalmaz; insan sağlığı, tarımsal üretim ve ekosistem üzerinde de baskı oluşabilir. Bu noktada sağlık etkilerini “kesin gerçekleşmiş sonuç” gibi değil, maruziyet halinde görülebilecek riskler olarak kurmak gerekir. Bakır için sindirim sistemi, karaciğer, böbrek ve nörolojik sistem hassas hedefler arasında sayılırken; çinko için özellikle yoğun duman ve partikül maruziyetinde solunum yolu etkileri ile kısa süreli zehirlenme tabloları öne çıkıyor. ATSDR’nin güncel bakır toksikoloji özeti, gastrointestinal sistem, karaciğer, böbrek ve nörolojik sistemi hassas hedefler arasında sayıyor. Bakır maruziyetinde özellikle sindirim sistemi yakınmaları dikkat çekebilir. Bulantı, kusma, karın ağrısı ve ishal gibi belirtiler akut tabloda görülebilen başlıca yakınmalar arasında yer alır. Daha yüksek ya da daha uzun süreli maruziyetlerde karaciğer ve böbrek etkileri de önem kazanır. Ağır olgularda karaciğer etkilenmesine bağlı sarılık gibi klinik bulgular değerlendirme konusu olabilir. Bu nedenle “sarılık” ifadesi, doğrudan olmuş bir sonuç gibi değil, yüksek düzey metal maruziyetinde görülebilecek ağır bulgular arasında kullanılmalıdır. Çinko tarafında ise özellikle duman ve ince partikül maruziyeti önemlidir. Yoğun çinko oksit dumanına akut maruziyet, “metal dumanı ateşi” olarak bilinen tabloya yol açabilir. Bu tabloda baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik, kırgınlık, öksürük, boğaz irritasyonu ve ateş benzeri yakınmalar görülebilir. Bu nedenle kısa süreli zehirlenme belirtileri örneklenirken baş ağrısı, kas ağrısı, halsizlik ve solunum yolu irritasyonu gibi bulgular görülebilir. Solunum sistemi bakımından dilin daha da dikkatli kurulması gerekir. “KOAH yapar” demek fazla kesin ve doğrudan bir hüküm olur. Daha doğru ifade, metal partikülü, asidik aerosol, toz ve kimyasal irritan maruziyetinin mevcut solunum hastalıklarını ağırlaştırabileceği, hassas kişilerde nefes darlığı, öksürük, bronş irritasyonu ve akciğer stresini artırabileceği yönündedir. NIOSH’un sülfürik asit rehberi, sülfürik asidin göz, deri, burun, boğaz ve solunum yolu için aşındırıcı olduğunu; ciddi maruziyetlerde bronşit, akciğer ödemi ve amfizem benzeri ağır solunum etkileriyle ilişkili olabileceğini belirtiyor. Çevresel etkiler tarafında ise bakır ve çinko yükü hava, su ve toprak kalitesi üzerinde zincirleme baskı yaratabilir. Asidik drenaj oluştuğunda metal çözünmesi artar; bu metaller dere yataklarına, yüzey sularına, yeraltı sularına ve zamanla toprağa taşınabilir. Sonuçta sucul yaşam zarar görebilir, tarım toprağında kirlenme riski oluşabilir ve ekosistem bütünlüğü zedelenebilir. USGS, mine drainage ile kirlenmiş içme suyu, sucul bitki ve hayvanların büyüme-üreme döngüsünde bozulma ve altyapı üzerinde aşındırıcı etki risklerini açıkça sıralıyor. “Yeşil görünüm” ya da su renginde değişim gibi ifadeler de dikkatli kullanılmalıdır. Metal yüklü akışlarda zaman zaman yeşilimsi, mavimsi ya da pas tonlarında renk değişimleri görülebilir; ancak bu tür görsel değişimler tek başına kirliliğin kesin kanıtı sayılmaz. USGS, mine drainage süreçlerinde kırmızı, turuncu ya da sarı çökeltilerin oluşabildiğini; renk değişiminin kimyasal süreçlerle bağlantılı olabileceğini, ancak teknik değerlendirmenin analizle yapılması gerektiğini gösteriyor. Bu nedenle en doğru form, “renk değişimi kirlilik göstergesi olabilir, kesin tespit analizle yapılır” cümlesi olacaktır. Bu dosyada “sülfürik asit yağmurları” ifadesi yerine “sülfürlü kayaçların su ve oksijenle teması sonucu gelişebilen asidik drenaj ve metal taşınımı” demek daha doğrudur. Çünkü Dereli dosyasında eldeki bilimsel çerçeve, klasik atmosferik asit yağışından çok, madenle ilişkili asidik su ve metal çözünmesi mekanizmasına işaret ediyor. SONUÇ VE BİLİMSEL ÖNERİLER Dereli dosyasında bundan sonraki aşama, açıklamaların ötesine geçen, ölçülebilir ve denetlenebilir bir teknik inceleme süreci olmalıdır. Proje Tanıtım Dosyası, hidrojeolojik rapor, kurum görüşleri, ruhsat bilgileri ve varsa işletme izni kamuoyuna tam olarak açılmalıdır. Dosyada güven zemini ancak belge şeffaflığıyla kurulabilir. Bağımsız hidrojeolojik izleme programı kurulmalıdır. Dere, kaynak, çeşme, içme suyu hattı ve olası özel su alma noktalarında mevsimsel veri toplanmalı; su seviyesi, debi, pH, iletkenlik, askıda katı madde ve metal parametreleri düzenli yayımlanmalıdır. IFC rehberi, madencilik öncesi temel verinin ve düzenli örneklemenin kritik olduğunu gösteriyor. Asit maden drenajı ve metal liçi potansiyeli laboratuvar düzeyinde test edilmelidir. Cevher, yan kayaç, yol yarması ve sondaj atıkları için asit üretme potansiyeli ile metal çözünmesi analiz edilmeden “risk yoktur” denilemez. Yol açımı ve şev müdahaleleri için ayrı bir erozyon-sediment planı hazırlanmalıdır. Sediment havuzları, kontrollü drenaj, şev koruma ve yüzey stabilizasyonu zorunlu hale getirilmelidir; çünkü en erken çevresel yük çoğu zaman doğrudan cevherden değil, yoldan gelir. Toz, gürültü ve titreşim için saha bazlı anlık kontrol sistemi kurulmalıdır. Yol sulama, hız düşürme, malzeme taşıma noktalarında bastırma önlemleri ve hassas yerleşim yakınlarında düzenli ölçüm yapılmalıdır. IFC rehberi, bu başlıkların sürekli izlenmesini öneriyor. Ekolojik etki envanteri hazırlanmalıdır. Orman dokusu, arıcılık alanları, mera kullanımı, yaban hayatı geçişleri ve hassas habitatlar bağımsız uzmanlarca haritalanmalıdır. Tartışma yalnızca cevher değeriyle değil, kaybedilebilecek ekolojik ve kırsal üretim değeriyle birlikte değerlendirilmelidir. Kapatma ve faaliyet sonrası izleme planı daha bugünden hazırlanmalıdır. Risk esaslı kapatma senaryosu, şev güvenliği, su kalitesi ve olası kirletici salımı bakımından proje başlangıcında tanımlanmalıdır. Milletvekilleri, ilgili kurumlar, meslek odaları ve köy temsilcilerinden oluşan teknik ortak masa kurulmalıdır. Bu masa, siyasal polemik için değil; su verisi, izin zinciri, mülkiyet sınırı ve çevresel ölçümlerin düzenli paylaşımı için çalışmalıdır. Dosyada gerilimi düşürecek olan şey slogan değil, bağımsız doğrulama ve açık veridir.

Gebze enkazında kurtarma sürüyor! 18 yaşındaki Dilara sağ kurtarıldı, 2 çocuk hayatını kaybetti Haber

Gebze enkazında kurtarma sürüyor! 18 yaşındaki Dilara sağ kurtarıldı, 2 çocuk hayatını kaybetti

Kocaeli'nin Gebze ilçesinde meydana gelen 7 katlı binanın çökmesi sonucunda sürdürülen arama kurtarma çalışmaları devam ediyor. İki çocuğun yaşamını yitirdiği olayda, ekiplerin büyük gayreti sayesinde 18 yaşındaki Dilara Bilir 8 saat sonra sağ olarak kurtarıldı. Şimdi ise kurtarma ekipleri, Dilara'nın anne ve babasına ulaşmayı hedefliyor. KOCAELİ (İGFA) - Kocaeli'nin Gebze ilçesinde 7 katlı bir binanın çökmesiyle başlayan arama kurtarma ve enkaz kaldırma faaliyetleri, düzenli bir şekilde devam ediyor. Ekipler, enkaz altındaki vatandaşlara ulaşabilmek amacıyla özveriyle çalışıyor ve 8 saatlik bir müdahale sonrasında 18 yaşındaki Dilara Bilir canlı olarak kurtarıldı. Ancak, aynı enkazdan iki çocuğun cansız bedenleri çıkarıldı. Şu anda, kurtarma ekipleri Dilara'nın anne ve babasına ulaşmaya çalışıyor. Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, sosyal medya hesabından yaptığı duyuruda şu ifadelere yer verdi: “Gebze'deki arama kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmalarımız yoğun bir tempoda sürüyor. Sahada ekiplerimize destek vererek koordinasyonun en iyi şekilde sağlanmasına çalışıyoruz. Gebze'de meydana gelen bu üzücü olayın ardından, çöken binanın civarında ikamet eden 9 ailemizi, evleriyle ilgili teknik inceleme ve raporlama süreci tamamlanana dek Darıca'daki Balyanoz Koyu Sosyal Tesislerimizde ağırlayacağız.” Gebze'de arama-kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmaları yoğun bir şekilde sürüyor. Biz de alanda ekiplerimize destek olarak koordinasyonun en verimli şekilde ilerlemesi için çalışıyoruz. pic.twitter.com/bzlD3HIsb9 — Tahir Büyükakın (@tahirbuyukakin) October 29, 2025 Olay yerinde ise AFAD, itfaiye, sağlık ve belediye ekipleri tam kadro bulunurken, çevredeki tehlike oluşturabilecek diğer yapılar için teknik değerlendirmeler başlatıldı. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da basına yaptığı açıklamada, Gebze'deki binanın çöküşüne yönelik değerlendirmelerde bulundu. Bakan Tunç, "Olayın tüm boyutlarıyla incelenebilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığı, inşaat mühendisleri, jeofizik mühendisi ve mimardan oluşan bir bilirkişi heyeti görevlendirmiştir. Bu heyet, kurtarma çalışmalarının sona ermesiyle birlikte olay yerinde gereken incelemelere derhal başlayacaktır. Araştırmalar sonucu elde edilen bulgular ve bilirkişi raporları ışığında olayın nedenleri ve sorumlularının tespit edilmesi amacıyla adli süreç büyük bir titizlikle yürütülecektir" şeklinde açıklama yaptı. Kocaeli'nin Gebze ilçesinde meydana gelen bina çökmesiyle ilgili Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan adli soruşturma çok yönlü olarak devam etmektedir. Hepimizi derin bir üzüntüye sevk eden bu elim olayda hayatını kaybeden iki evladımıza Allah’tan rahmet, yaralı… — Yılmaz TUNÇ (@yilmaztunc) October 29, 2025 Güvenlik önlemleri çerçevesinde bölgeye girişler ve çıkışlar denetim altında tutuluyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.