Hava Durumu

#Su Yönetimi

giresunsonhaber - Su Yönetimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Yönetimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

SU PLANI ÇIKTI, GİRESUN’DA MADEN ALARMI BÜYÜDÜ Haber

SU PLANI ÇIKTI, GİRESUN’DA MADEN ALARMI BÜYÜDÜ

SU PLANI ÇIKTI, GİRESUN’DA MADEN ALARMI BÜYÜDÜ RESMÎ GAZETE’DE SU PLANI, GİRESUN’DA YAŞAM ALANI TARTIŞMASI 14 Mart 2026 tarihli ve 33196 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 11063 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile “Ulusal Su Planı (2026-2035)” yürürlüğe girdi. Kâğıt üzerinde su yönetimini düzenleyen karar, Giresun’da ise çok daha sert bir karşılık buldu. Çünkü kentte su başlığı artık tek başına su başlığı değil; maden ruhsatları, orman kaybı, tarımsal üretim, kırsal yaşam ve anayasal çevre hakkı aynı dosyada birleşmiş durumda. Kararın metni doğrudan Giresun’a özgü yeni bir maden ruhsatı ilan etmiyor. Yayımlanan düzenleme, ulusal ölçekte su kaynaklarının korunması, verimli kullanılması, su kalitesinin iyileştirilmesi, kuraklık yönetimi, atık su altyapısının güçlendirilmesi ve tahsis planlaması gibi başlıkları içeren bir çerçeve metin niteliği taşıyor. Buna rağmen Giresun’da kararın yankısı teknik metnin sınırlarını aştı. Bunun nedeni, ilin uzun süredir maden ruhsat baskısı, su havzaları üzerindeki risk, orman alanlarının parçalanması ve üretim alanlarının daralması tartışmalarıyla yaşamaya devam etmesi. Kentte büyüyen tepkinin zemini yeni değil. Giresun Son Haber’in 11 Şubat 2026 tarihli “Aksu Vadisi için alarm” başlıklı haberinde, Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk, Aksu Vadisi’ndeki madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını etkilediğini, tarım ve hayvancılık açısından tehlike oluşturduğunu belirterek denetim ve su analizi çağrısı yapmıştı. Şubat ayında yerel basına yansıyan bu uyarı, 14 Mart’taki Resmî Gazete kararının ardından bu kez daha geniş bir tartışmanın içine taşındı. Giresun’daki asıl gerilim, su planı metninin sahadaki ruhsat gerçeğiyle çakıştığı noktada ortaya çıkıyor. Son iki yılda yerel ve ulusal basına yansıyan MAPEG dayanaklı haberlerde, Giresun yüzölçümünün yaklaşık yüzde 85’inin maden ruhsat alanları kapsamında bulunduğu, bu alanların arama, işletme ve ihale safhasındaki ruhsatlarla il geneline yayıldığı aktarıldı. Aynı haberlerde 16 ilçenin önemli bölümünde IV. Grup maden ruhsatlarının yoğunlaştığı, bazı ilçelerde ruhsatlılık oranının yüzde 90’ın üzerine çıktığı vurgulandı. Bu tablo, Giresun’da su yönetimi kararının neden yalnızca bürokratik bir düzenleme olarak okunmadığını açık biçimde gösteriyor. Sorun tam da burada düğümleniyor: Bir ilde su havzaları ile maden sahaları aynı coğrafyada üst üste biniyorsa, “su yönetimi” başlığı soyut bir plan olmaktan çıkıyor. Giresun’da su, yalnızca musluktan akan su anlamına gelmiyor; fındık bahçesinin verimi, hayvancılığın devamı, arıcılığın geleceği, meranın sürekliliği, dere yatağının sağlığı ve kırsal yaşamın ayakta kalması anlamına geliyor. Bu nedenle kentte çevre itirazı ile üretim kaygısı birbirinden ayrılmıyor; suya dönük her risk, aynı anda ekonomi, sosyal yapı ve göç baskısı tartışmasına dönüşüyor. Giresun’daki itirazın bir başka sert başlığı orman ve üst havza müdahaleleri. Çünkü maden faaliyeti yalnızca kazı yapılan noktadan ibaret görülmüyor; sahaya ulaşım için açılan yollar, geçici şantiye alanları, lojistik hatlar ve yardımcı tesisler de aynı zincirin parçası olarak değerlendiriliyor. Eğimin yüksek olduğu, yağış rejiminin güçlü olduğu ve yüzey suyu sistemlerinin hassaslaştığı Giresun coğrafyasında bu müdahalelerin su bulanıklığı, sediment taşınımı, toprak kaybı ve havza bütünlüğünde bozulma yaratabileceği yönündeki kaygı büyüyor. Yerel basına yansıyan Aksu Vadisi haberlerinde de suyun balçığa döndüğü, üreticinin su ve toprak kalitesi konusunda alarm verdiği görülüyor. Bu dosyanın hukuki dayanağı da net. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu açıkça düzenliyor; çevreyi geliştirmeyi, çevre sağlığını korumayı ve çevre kirlenmesini önlemeyi devletin ve vatandaşların ödevi olarak tanımlıyor. Giresun’da yükselen tepki bu nedenle yalnızca siyasal bir karşı çıkış değil; suyu, toprağı, ormanı ve yaşam alanlarını etkilediği düşünülen uygulamalara karşı anayasal hak zemininde yükselen bir itiraz olarak şekilleniyor. Bilimsel ve teknik açıdan bakıldığında da itirazın omurgası boş değil. Su havzaları üzerindeki yoğun baskı, özellikle madencilik, yol açma ve yüzey bozunumu içeren faaliyetlerde bulanıklık artışı, askıda katı madde yükü, yüzey akış rejiminde değişim ve kaynak beslenmesinde bozulma riski yaratabiliyor. Giresun gibi kırsal üretimin su kalitesine doğrudan bağlı olduğu bir coğrafyada bu risk yalnızca ekolojik bir mesele olarak kalmıyor; verim düşüşü, kalite kaybı, kırsal gelir daralması ve uzun vadede yerleşim alanlarının zayıflaması anlamına da geliyor. Bu yüzden kentteki itiraz, sadece “doğa savunusu” değil; aynı zamanda üretim, geçim ve yerinde yaşam savunusu olarak okunuyor. Dosyanın sertleştiği yer de tam olarak burası. Giresun’da “neden itiraz edilmeli” sorusunun yanıtı çevresel duyarlılık cümleleriyle sınırlı değil. İtiraz edilmeyen her baskının önce suyu zayıflatacağı, ardından üretimi gerileteceği, sonra kırsal yaşamı çözeceği düşüncesi öne çıkıyor. Suyun kalitesi bozulursa fındık etkilenir; mera baskılanırsa hayvancılık daralır; orman parçalanırsa toprak tutunma gücü azalır; dere sistemi bozulursa yalnızca doğa değil, köyün geleceği de yara alır. Giresun’daki bugünkü alarm, bu zincirleme etki korkusundan besleniyor. Bir başka önemli nokta da şu: 11063 sayılı kararın kendisi, doğrudan “Giresun’un yüzde 85’i maden sahası ilan edildi” diyen bir metin değil. Ancak Giresun’da zaten yıllardır biriken ruhsat, su, orman ve üretim baskısı nedeniyle bu karar, teknik metnin ötesinde yeni bir eşik olarak algılandı. Kentte tartışılan şey yalnızca kararın satırları değil; o satırların, mevcut ruhsat haritası ve saha uygulamalarıyla birleştiğinde neye dönüşeceği sorusu. Bu yüzden karar Resmî Gazete’de yayımlandığı gün, Giresun’da mesele bir su planı değil, bir yaşam alanı dosyası olarak okundu. DERNEĞİN İTİRAZI Dereli Doğa ve Yaşam Derneği Sözcüsü İbrahim Türk adına yapılan açıklamada itiraz başlıkları şöyle sıralandı: İstisnasız tüm ilçelerde maden faaliyeti: “Giresun’un %85’i maden sahası ilan edilmiştir. Bu yıkım sadece birkaç köyle sınırlı değildir; bugün Giresun’un tüm ilçelerinde ya bir maden işletmesi ya da bir arama ruhsatı bulunmaktadır. Bu, ilimizin her karış toprağının maden şirketlerinin insafına bırakılması demektir!” Su kaynaklarında kuşatma: “Dereli hattındaki Eğrianbar, Meşeliyatak, Yeşiltepe, Yıldız, Sütlüce ve Bahçeli bölgelerinde olduğu gibi, diğer ilçelerimizde de su kaynaklarının tamamı maden sahalarının içinde kalmıştır.” Üretim ve kırsal ekonomi vurgusu: “Devletimize asıl büyük ve sürekli katkıyı sağlayan geçici maden projeleri değil; fındık tarımı, hayvancılık ve arıcılıktır. Köylünün alın teri, maden şirketinin kârından çok daha büyüktür. Suyumuzu feda etmek, milli ekonomiyi yok etmektir!” Su kullanım önceliği itirazı: “Yeni kararname ile su ‘stratejik kaynak’ sayılarak kullanım önceliği Giresunlu üreticiden alınıp maden projelerine devredilmektedir.” Orman ve doğa kıyımı iddiası: “Tüm ilçelerimizde maden yolları açmak uğruna, halkımızın özenle yetiştirdiği ormanlar fiilen kesilmektedir.” Açıklamanın Aksu Vadisi bölümünde şu ifadelere yer verildi: “Halkımız ekranlardaki savaşı izlerken, yayla yolu güzergahlarımızda orman kesimleri ve maden sondajları fiilen başlatılmıştır. Bu çalışmalar başta Aksu Çayı olmak üzere tüm su havzalarımızı %100 oranında zehirleme potansiyeli taşımaktadır. Televizyonlarda 'modern yönetim' altyazılarıyla sunulan bu plan; Giresun halkı için susuzluk ve yok edilen doğa demektir!” Kültürel miras ve çevre hakkına ilişkin bölümde ise şu vurgu yapıldı: “Tüm ilçelerimizdeki tarihi yapılarımız ve ormanlarımız maden baskısı altında yok edilmektedir. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca 'sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkımızı' savunuyoruz. Giresun’un %85’ini maden sahasına hapseden, suyumuzu ve bin yıllık mirasımızı savaş gündeminin arkasına sığınılarak feda eden bu anlayışa karşı tüm ilçelerimizle birlikte hukuki takibimizi sürdürceğiz!”

Türkiye sulak alanlar için kritik eşikte Haber

Türkiye sulak alanlar için kritik eşikte

Ramsar Sözleşmesi’nin 2026 teması “Sulak Alanlar ve Geleneksel Bilgi”, Türkiye’de hızla küçülen göllerin yalnızca ekosistemleri değil, binlerce yıllık insan-doğa ilişkisini de tehdit ettiğini gözler önüne seriyor. Uzmanlar, çözümün beton projelerde değil, bilimle yerel bilginin buluştuğu yeni bir su yönetimi anlayışında olduğunu vurguluyor. İSTANBUL (İGFA) - Dünya Sulak Alanlar Günü kapsamında açıklanan Ramsar Sözleşmesi’nin 2026 yılı teması, Türkiye’nin suyla kurduğu ilişkinin geldiği noktayı yeniden tartışmaya açtı. Burdur, Beyşehir ve Seyfe gibi tarih boyunca çevresindeki yerleşimlere hayat veren göllerin hızla küçülmesi, bu temayı geçmişe dönük bir hatırlatmadan çok, bugüne ve geleceğe yönelik güçlü bir uyarıya dönüştürüyor. Türkiye’deki sulak alanlar yalnızca kuşların, balıkların ve bitkilerin yaşam alanları değil; aynı zamanda üretim biçimlerini, yerel bilgiyi ve kültürel hafızayı şekillendiren temel unsurlar arasında yer alıyor. Ancak yaşanan kayıplar, ekosistemlerle birlikte bu çok katmanlı mirası da zayıflatıyor. Bu tablo yalnızca Türkiye’ye özgü değil. Akdeniz Sulak Alanlar Gözlemevi’nin yayımladığı “Akdeniz Sulak Alanları Durum Raporu 3”, Akdeniz Havzası’ndaki tarihsel sulak alanların yarısından fazlasının büyük ölçüde kaybolduğunu ortaya koyuyor. Bilim insanları, bu kaybın rastlantısal değil, uzun süredir uygulanan su ve arazi politikalarının sonucu olduğuna dikkat çekiyor. Uzmanlara göre sorunun merkezinde, suyun ekosistemin canlı bir parçası olarak değil, kontrol edilmesi gereken bir kaynak olarak ele alınması yer alıyor. Barajlar ve yoğun tarımsal sulama, nehirlerin doğal akışını bozarken gölleri ve deltaları besleyen su döngülerini de zayıflatıyor. Kısa vadeli üretim artışı hedefleri ise uzun vadede su ve gıda güvenliğini riske atıyor. Çözüm için işaret edilen yol ise bilimsel verilerle yerel toplulukların yüzyıllara dayanan bilgisini bir araya getiren bütüncül bir yaklaşım. Balıkçıların, çiftçilerin ve göçerlerin doğaya dair gözlemleri, çoğu zaman ekolojik değişimleri erken fark edebilecek önemli ipuçları sunuyor. Proje Evi Kooperatifi, bu dönüşüm ihtiyacını şu sözlerle özetliyor: “Göller sadece su birikintileri değil; bu toprakların hafızasının kilit taşları. Kuruyan her göl, bir ekosistemle birlikte bir yaşam biçimini de ortadan kaldırıyor. Çözüm, daha fazla beton değil; bilimi, o gölün kıyısında yaşayan insanların deneyimiyle buluşturan yeni bir su yönetimi anlayışıdır.”

Türkiye, Su Forumu'na ev sahipliğine hazırlanıyor Haber

Türkiye, Su Forumu'na ev sahipliğine hazırlanıyor

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Türkiye'nin, Dışişleri Bakanlığı'nın desteğiyle, Bakanlık bünyesindeki Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (DSİ) tarafından düzenlenen Uluslararası Su Forumu'na beşinci kez ev sahipliği yapacağını açıkladı. ANKARA (İGFA) - Küresel iklim değişikliği perspektifinde su yönetimi için sürdürülebilir politikaların geliştirilmesi amacıyla yeni stratejiler, 5-6 Mayıs 2026'da gerçekleştirilecek 5. İstanbul Uluslararası Su Forumu'nda, yerli ve yabancı uzmanlar tarafından tartışılacak. Toplantının, küresel iklim değişikliğine odaklanarak su yönetimi konusunda sürdürülebilir politikaların geliştirilmesi açısından büyük önem taşıdığına dikkat çeken Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, orman yangınları, kuraklık, sel ve taşkın gibi olaylarla sadece ülkemizde değil dünya genelinde derinden hissedilen küresel iklim değişikliğinin, alınacak önlemler konusunda uluslararası düzeyde bütüncül bir kararlılık gerektirdiğini vurguladı. Bu bağlamda Türkiye'nin su alanındaki güçlü vizyonu çerçevesinde, 5-6 Mayıs 2026'da 'Su Dirençliliğini Güçlendirmek: İnovasyondan Eyleme' ana temasıyla 5. İstanbul Uluslararası Su Forumu'nun düzenleneceğini belirten Bakan Yumaklı, bu toplantıda yerel ve yabancı uzmanlar, yetkililer ve akademisyenler, küresel ve bölgesel su gündemine katkıda bulunmak ve iş birliğini geliştirmek amacıyla görüşlerini sunma fırsatı bulacaklarını ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.