Hava Durumu

#Sosyal Adalet

giresunsonhaber - Sosyal Adalet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Adalet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

KANSERDE 2050 ALARMI: DÜNYA AĞIR BİR SAĞLIK FELAKETİYLE KARŞI KARŞIYA Haber

KANSERDE 2050 ALARMI: DÜNYA AĞIR BİR SAĞLIK FELAKETİYLE KARŞI KARŞIYA

KANSERDE 2050 ALARMI: DÜNYA AĞIR BİR SAĞLIK FELAKETİYLE KARŞI KARŞIYA Dünya Sağlık Örgütü’nün 2026 Küresel Kanser Durum Raporu, kanser yükünün dünya genelinde hızla büyüdüğünü ortaya koydu. DSÖ, yeni kanser vakalarının 2050 yılına kadar neredeyse iki katına çıkabileceği uyarısıyla hükümetlere, sağlık sistemlerine ve uluslararası kuruluşlara acil eylem çağrısı yaptı. KANSER VAKALARI PATLAMA NOKTASINDA Cenevre, 8 Temmuz 2026 – Dünya Sağlık Örgütü’nün bugün yayımladığı rapor, kanserin artık yalnızca hastanelerin ve sağlık çalışanlarının değil; ülkelerin bütçelerinin, ailelerin yaşam düzeninin, sosyal güvenlik sistemlerinin ve kamu politikalarının en ağır sınavlarından biri haline geldiğini gösterdi. DSÖ’nün Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı ile birlikte hazırladığı rapora göre dünyada her yıl yaklaşık 20,6 milyon yeni kanser vakası görülüyor, yaklaşık 10 milyon insan kanser nedeniyle yaşamını yitiriyor. Mevcut gidişat değişmezse yıllık yeni kanser vakalarının 2050 yılına kadar 35 milyonun üzerine çıkması bekleniyor. Bu tablo, kanserin gelecek yıllarda daha fazla haneye, daha fazla sağlık sistemine, daha fazla ülke bütçesine ve daha fazla toplumsal maliyete ağır bir yük olarak döneceğini ortaya koyuyor. DSÖ’DEN SERT UYARI: BUGÜN ÖNLEM ALINMAZSA 2050’DE FATURA ÇOK DAHA AĞIR OLACAK DSÖ raporu, kanserle mücadelede zaman kaybının bedelinin ağır olacağını açık biçimde ortaya koydu. Rapora göre kanser yükünü azaltmanın yolu, hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi kapasitesini artırmakla sınırlı değil. Asıl mücadele; önleme, erken tanı, düzenli tarama, aşılama, tütün kontrolü, sağlıklı yaşam politikaları, çevresel risklerin azaltılması, temel ilaçlara erişim ve tedavide eşitlik üzerinden yürütülmek zorunda. Kanser vakalarının önemli bir bölümü önlenebilir risk faktörleriyle bağlantılı. Tütün kullanımı, alkol tüketimi, obezite, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, hava kirliliği ve bazı enfeksiyonlar kanser riskini artıran başlıca unsurlar arasında yer alıyor. İnsan papillomavirüsü, hepatit B ve C, Helicobacter pylori gibi enfeksiyonlar da bazı kanser türlerinin gelişiminde belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle DSÖ, aşı programlarının güçlendirilmesini, enfeksiyonların önlenmesini ve toplum temelli koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını kanserle mücadelenin vazgeçilmez başlıkları arasında gösteriyor. KANSERDE EŞİTSİZLİK ÖLDÜRÜYOR Raporda en çarpıcı başlıklardan biri, kanser tedavisinde ülkeler ve gelir grupları arasındaki derin uçurum oldu. Kanser tanısı alan bir kişinin hayatta kalma şansı, yalnızca hastalığın türüne ya da tıbbi gelişmelere bağlı değil; yaşadığı ülkeye, gelir düzeyine, sağlık hizmetlerine ulaşma imkanına, sigorta kapsamına, erken tanı kapasitesine ve tedaviye erişim süresine göre değişiyor. Yüksek gelirli ülkelerde erken tanı, güçlü tedavi altyapısı, ilaç erişimi ve sağlık sigortası kapsamı yaşam şansını artırırken; düşük ve orta gelirli ülkelerde hastalar çoğu zaman tanıya geç ulaşıyor, tedaviye gecikmeli başlıyor ya da temel ilaçlara erişemiyor. Bu tablo, kanserin yalnızca biyolojik bir hastalık olmadığını; aynı zamanda sosyal adalet, sağlık hakkı, kamu finansmanı, gelir eşitsizliği ve evrensel sağlık kapsamı meselesi olduğunu gösteriyor. YAŞAM ŞANSI GELİRE VE COĞRAFYAYA BAĞLI OLAMAZ DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, raporda ortaya konulan eşitsizliklerin kaçınılmaz olmadığını, siyasi tercihler ve güçlü kamu politikalarıyla tersine çevrilebileceğini vurguladı. Kanserde en ağır tablo, tıbbi bilginin var olduğu ancak sağlık hizmetine erişimin eşit olmadığı ülkelerde ortaya çıkıyor. Erken teşhis edilebilen, tedavi edilebilen ya da kontrol altına alınabilen birçok kanser türü, yoksulluk, sağlık altyapısının zayıflığı, ilaç yokluğu ve geç tanı nedeniyle ölümcül hale geliyor. Bu nedenle kanserle mücadelede asıl soru yalnızca kaç hastane yapıldığı değil; hastanın zamanında tanıya, etkili tedaviye, temel ilaca, psikososyal desteğe ve sosyal güvenceye ulaşıp ulaşamadığıdır. İLAÇ VE TEDAVİYE ERİŞİMDE DERİN UÇURUM Raporda, kanser tedavisinde kullanılan temel ilaçlara erişimde ülkeler arasında büyük farklar bulunduğu belirtildi. Yüksek gelirli ülkelerde kanser ilaçlarına, radyoterapiye, cerrahi hizmetlere ve ileri tanı yöntemlerine erişim daha güçlü seyrederken, düşük gelirli ülkelerde bu imkanların sınırlı olması hastaların yaşam şansını doğrudan etkiliyor. DSÖ’ye göre bilimsel gelişmeler tek başına hayat kurtarmaya yetmiyor. Yeni ilaçların geliştirilmesi, erken tanı teknolojilerinin yaygınlaşması ve tedavi yöntemlerinin ilerlemesi ancak bu hizmetlere adil erişim sağlandığında gerçek anlamda sonuç veriyor. Bu nedenle rapor, kanser bakımının evrensel sağlık kapsamı içinde ele alınmasını, temel kanser ilaçlarının ulaşılabilir hale getirilmesini, sağlık insan gücüne yatırım yapılmasını ve sosyal koruma mekanizmalarının güçlendirilmesini öneriyor. AKCİĞER KANSERİ ÖLÜMLERDE İLK SIRADA DSÖ verilerine göre akciğer kanseri, dünya genelinde kanser kaynaklı ölümlerin başlıca nedeni olmayı sürdürüyor. Tütün kullanımı, hava kirliliği ve çevresel riskler akciğer kanseri yükünün en önemli nedenleri arasında yer alırken, erken tanıdaki gecikmeler ölüm oranlarını artırıyor. Erkeklerde akciğer, prostat ve kolon kanserleri öne çıkarken; kadınlarda meme, akciğer ve kolon kanserleri en sık görülen kanser türleri arasında bulunuyor. Meme kanseri kadınlarda en yaygın kanser türlerinden biri olmayı sürdürürken, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere aşı ve tarama ile önlenebilir kanserler birçok ülkede hâlâ ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. ASYA VE AVRUPA KANSER YÜKÜNÜN MERKEZİNDE Küresel kanser yükü bölgeler arasında eşit dağılmıyor. Asya, büyük nüfus yapısı nedeniyle dünyadaki kanser vakalarının ve kanser kaynaklı ölümlerin önemli bir bölümünü taşıyor. Avrupa ise dünya nüfusu içindeki payına göre daha yüksek kanser yüküyle dikkat çekiyor. Afrika ve bazı düşük gelirli bölgelerde vaka sayıları nüfus yapısı ve kayıt sistemlerinin sınırlılığı nedeniyle daha düşük görünse de ölüm oranlarının yüksekliği, erken tanı ve tedaviye erişimdeki yetersizlikleri yeniden gündeme getiriyor. Bu tablo, kanser istatistiklerinin yalnızca vaka sayısıyla değerlendirilemeyeceğini; tanı yaşı, ölüm oranı, tedaviye erişim, kayıt sistemi, sağlık altyapısı ve sosyal güvence düzeyiyle birlikte okunması gerektiğini gösteriyor. TÜTÜN AZALIYOR AMA TEHLİKE BİTMİYOR Raporda, bazı alanlarda ilerleme sağlandığı da belirtildi. Tütün kontrolü politikaları, aşılama programları, enfeksiyonların önlenmesi ve hijyen koşullarındaki iyileşmeler bazı kanser türlerinde olumlu sonuçlar doğurdu. Ancak DSÖ’ye göre bu ilerleme, artan küresel kanser yükünü durdurmak için yeterli değil. Tütün kullanımı birçok ülkede azalma eğilimi gösterse de elektronik sigara, yeni nikotin ürünleri, hava kirliliği, obezite, alkol tüketimi ve hareketsiz yaşam tarzı kanser riskini canlı tutuyor. Kanserle mücadelede kalıcı başarı için yalnızca bireysel yaşam tarzı önerileri değil; sağlıklı gıdaya erişim, temiz çevre, güçlü denetim, etkili tarama programları ve kamusal sağlık politikaları gerekiyor. KANSER AİLELERİ DE YIKIYOR Kanser, yalnızca hastanın bedenini değil, ailenin bütün yaşam düzenini etkiliyor. Tedavi süreci, gelir kaybı, yol ve bakım giderleri, iş gücü kaybı, psikolojik baskı ve sosyal izolasyon kanserin görünmeyen yükünü oluşturuyor. DSÖ raporu, kanserden etkilenen kişilerin ve ailelerin yalnızca tıbbi desteğe değil; psikososyal destek, ekonomik koruma, bakım hizmetleri ve sosyal güvenceye de ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Bakım verenlerin yaşadığı yük de raporda dikkat çekilen başlıklar arasında yer alıyor. Aile bireyleri çoğu zaman ücretsiz bakım emeği üstlenirken, sosyal yaşamdan uzaklaşıyor, ekonomik baskı altında kalıyor ve ruh sağlığı açısından riskli bir sürece giriyor. KANSER BAKIMI LÜKS DEĞİL, EVRENSEL SAĞLIK HAKKI DSÖ’nün 2026 Küresel Kanser Durum Raporu, ülkelerin kanserle mücadelede daha kapsayıcı, daha adil ve daha sürdürülebilir politikalar geliştirmesi gerektiğini vurguluyor. Raporda, kanser kontrolünün evrensel sağlık kapsamına dahil edilmesi, erken tanı ve tarama hizmetlerinin yaygınlaştırılması, sağlık çalışanı kapasitesinin artırılması, temel ilaçlara erişimin güçlendirilmesi, paliyatif bakım hizmetlerinin genişletilmesi ve hastaların karar alma süreçlerine dahil edilmesi çağrısı yapılıyor. Kanser politikalarının yalnızca hastane merkezli değil; toplum temelli, önleyici, eşitlikçi ve insan odaklı biçimde planlanması gerektiği belirtiliyor. 2050 İÇİN SON UYARI: BUGÜN ATILMAYAN ADIM YARIN CAN KAYBI OLARAK DÖNECEK Veteriner Halk Sağlığı Derneği Başkanı Azmi Yüksel, DSÖ’nün 2026 Küresel Kanser Durum Raporu’nun yalnızca sağlık otoritelerine değil, tüm kamu yönetimlerine açık bir uyarı niteliği taşıdığını belirterek, kanserle mücadelede gecikmenin gelecek kuşaklar için çok daha ağır sonuçlar doğuracağını ifade etti. Yüksel, bugün alınacak kararların 2050’ye gelindiğinde sağlık sistemlerinin, ailelerin ve toplumların taşıyacağı kanser yükünü belirleyeceğine dikkat çekerek, kanser vakalarının 35 milyonun üzerine çıkabileceği öngörüsünün erken tanıdan ilaç erişimine, aşılama programlarından tütün kontrolüne, sağlıklı yaşam politikalarından sosyal güvenceye kadar geniş bir alanda daha güçlü adımlar atılmasını zorunlu hale getirdiğini vurguladı. Kanserle mücadelede başarının, hastalığı yalnızca tedavi edilecek bir klinik tablo olarak görmekle sağlanamayacağını belirten Yüksel, önlenebilir risklerin azaltılması, sağlık eşitsizliklerinin giderilmesi, ailelerin korunması ve herkes için erişilebilir sağlık hizmetinin güvence altına alınmasının bütüncül bir kamu politikasıyla mümkün olacağını kaydetti. Kaynak: Dünya Sağlık Örgütü’nün 8 Temmuz 2026’da yayımladığı 2026 Küresel Kanser Durum Raporu; DSÖ/IARC Global Cancer Observatory verileri ve DSÖ/IARC’nin 2026 yılı küresel kanser önleme analizleri.

TANDOĞAN’DA BAYRAK SELİ:  GİRESUN TEŞKİLATI ANKARA’YA MİLLİ İRADE MÜHRÜ VURDU Haber

TANDOĞAN’DA BAYRAK SELİ: GİRESUN TEŞKİLATI ANKARA’YA MİLLİ İRADE MÜHRÜ VURDU

TANDOĞAN’DA BAYRAK SELİ: GİRESUN TEŞKİLATI ANKARA’YA MİLLİ İRADE MÜHRÜ VURDU İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, Ankara Tandoğan’daki “Bayrak Açıyorum” mitinginin ardından yaptığı açıklamada, Giresun teşkilatlarının meydandaki duruşunu “Müdafaa-i Hukuk ruhu” olarak nitelendirdi. Taşgöz, “Topal Osman Ağaların evlatları olarak Ankara’da milli irade duvarı ördük” dedi. ANKARA / GİRESUN — İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nun çağrısıyla Ankara Tandoğan Meydanı’nda düzenlenen “Bayrak Açıyorum” mitingi, siyaset gündeminde geniş yankı uyandırdı. Ulusal basına yansıyan bilgilere göre mitingde alan Türk bayraklarıyla dolarken, parti bayrağı kullanılmaması dikkat çekti; Cumhuriyet gazetesi, mitinge yaklaşık 100 bin yurttaşın katıldığını aktardı. Mitinge İYİ Parti yöneticileri ve teşkilatlarının yanı sıra Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner ve bazı CHP milletvekillerinin de katıldığı bildirildi. T24’ün ANKA kaynaklı haberinde ise Dervişoğlu’nun Tandoğan konuşmasında “Bütünleşik Muhalefet” vurgusu yaptığı ve meydan siyaseti üzerinden yeni bir muhalefet hattı tarif ettiği aktarıldı. Giresun Teşkilatı Meydanda Saf Tuttu Miting sonrası gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, Giresun teşkilatlarının Tandoğan’daki varlığını yalnızca bir parti katılımı olarak değil, tarihî ve millî bir duruş olarak tarif etti. Taşgöz, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Terör baronlarına Meclis kürsüsünü peşkeş çekmeye yeltenen gaflet erbabına karşı, Topal Osman Ağaların evlatları olarak Ankara’da milli irade duvarı ördük.” Giresun’dan Ankara’ya uzanan katılımı “vatan aşkıyla yollara düşen teşkilat iradesi” olarak nitelendiren Taşgöz, ilçe başkanlarına, kadın kollarına, gençlik kollarına ve mitinge katılan partililere teşekkür etti. “Müsavat Dervişoğlu, Şer Odaklarına Karşı İstiklal Sesidir” İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu’nun miting konuşmasında millî birlik, Cumhuriyet, hukuk devleti ve üniter yapı başlıklarını öne çıkardığı görüldü. İYİ Parti’nin resmî duyurusunda Dervişoğlu’nun miting çağrısı; haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, çözülmeye ve Cumhuriyet karşıtı girişimlere karşı “bayrak açma” söylemiyle çerçevelenmişti. Bu hattı Giresun teşkilatı adına sahiplenen Taşgöz, Genel Başkan Dervişoğlu’nun Tandoğan’daki çıkışını şu sözlerle değerlendirdi: “Genel Başkanımız Sayın Müsavat Dervişoğlu, Ötüken’den Malazgirt’e, Çanakkale’den Cumhuriyet’e uzanan o sarsılmaz milli şuurun gür sesi olarak haykırmıştır.” Taşgöz, Dervişoğlu’nun siyasi duruşunu “istiklal sesi” olarak tanımlayarak şunları kaydetti: “Liderimizin şer odaklarına ve saray entrikalarına karşı Meclis’te fırlattığı o ilmek, bugün Tandoğan’da milyonların yeminiyle milli bir iradeye dönüşmüştür.” Tandoğan’da Mesaj: Parti Değil, Bayrak Öne Çıktı Ulusal basında mitingin en çok dikkat çeken yönlerinden biri, meydanda parti sembollerinden çok Türk bayrağının öne çıkarılması oldu. Cumhuriyet’in haberine göre Dervişoğlu, konuşmasında Tandoğan’da “parti, hizip ve şahsi hesap” olmadığını, meydanda “sadece Türkiye” bulunduğunu söyledi. Taşgöz de açıklamasında bu vurguyu Giresun teşkilatı üzerinden genişletti. Ona göre Tandoğan’da açılan bayrak, yalnızca bir miting sembolü değil; Cumhuriyet, üniter devlet, sosyal adalet ve ekonomik itirazın ortak adıydı. “Harun Gibi Gelip Karunlaşanların Saltanatına Başkaldırıyoruz” Taşgöz, açıklamasında yalnızca güvenlik ve millî birlik başlıklarına değil; emekli, işçi, esnaf ve fındık üreticisinin yaşadığı ekonomik sıkıntılara da dikkat çekti. Yerel basında daha önce de Taşgöz’ün hukuk, demokrasi ve ekonomik kriz arasında doğrudan bağ kurduğu; Giresun’da fındık üreticisi, esnaf ve emeklilerin sorunlarını gündeme taşıdığı görülmüştü. Yeni Giresun’un haberinde Taşgöz’ün “Demokrasi sarsılırsa ekmek küçülür” değerlendirmesi ve Giresun’daki ekonomik sıkıntılara ilişkin açıklamaları yer almıştı. Tandoğan sonrası açıklamasında bu çizgiyi sertleştiren Taşgöz, meydanda açılan dev Türk bayrağını şu sözlerle tarif etti: “Anayasa’mızın ilk dört maddesine göz diken, üniter devlet yapımızı çatlatmak isteyen hainlere karşı sarsılmaz bir kalkan; Gazi Meclis’in kutsiyetini terörün gölgesiyle kirletmek isteyenlere karşı çekilmiş bir adalet kılıcı; ekonomik buhran altında inim inim inleyen emeklimizin, fındık üreticimizin, işçimizin ve esnafımızın ahını sormak için kaldırılmış helal bir isyan bayrağıdır.” Taşgöz, İYİ Parti’nin millî güvenlik hassasiyetini sosyal adalet vurgusuyla birlikte ele aldığını belirterek şu mesajı verdi: “Harun gibi gelip Karunlaşanların dünyevi saltanatına karşı; hakkı, hukuku ve adaleti savunan Giresun’un bu yiğit evlatları var olduğu sürece, ne teröre geçit vereceğiz, ne de şanlı al bayrağımız göklerden inecektir.” “Giresun Teşkilatı Bu Ülkenin Manevi Sigortasıdır” İYİ Parti Giresun teşkilatında son dönemde yeniden yapılanma ve kongre süreci de dikkat çekmişti. Yerel basına göre İnan Taşgöz, İYİ Parti Giresun İl Başkanlığı seçiminde yeniden başkan seçilerek güven tazeledi; Giresun Öncü Gazetesi, kongrede Taşgöz’ün mevcut başkan olarak seçimi kazandığını ve teşkilatın yeni dönemde daha güçlü çalışacağı mesajı verdiğini aktardı. Tandoğan’daki katılımı bu teşkilat iradesinin sahadaki karşılığı olarak değerlendiren Taşgöz, Giresun’dan Ankara’ya giden partililere şöyle seslendi: “Sizler bu davanın çimentosu, bu toprakların manevi sigortasısınız.” Taşgöz’e göre Giresun teşkilatının Tandoğan’daki duruşu, Karadeniz’in tarihî direniş hafızasıyla Cumhuriyet’in kurucu değerlerini aynı çizgide buluşturdu. “Kutlu Yürüyüşümüz Başlamıştır” Açıklamasının sonunda sert ve kararlı bir siyasi mesaj veren Taşgöz, Tandoğan mitinginin yalnızca bir günle sınırlı kalmayacağını, İYİ Parti açısından yeni bir mücadele döneminin işareti olduğunu söyledi. Taşgöz, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Ne saray barikatları ne de Kandil’in kirli hesapları inanmış sineler karşısında duramayacaktır. Kutlu yürüyüşümüz başlamıştır. Sefer bizden, zafer Allah’tandır. Ne Mutlu Türk’üm Diyene!”

GİRESUN TSO’DAN KADEMELİ ÜCRET ÇAĞRISI Haber

GİRESUN TSO’DAN KADEMELİ ÜCRET ÇAĞRISI

GİRESUN TSO’DAN KADEMELİ ÜCRET ÇAĞRISI Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu, kalkınmada öncelikli illerde istihdamı artırmak, mesleki eğitimi güçlendirmek ve nitelikli iş gücü yetişmesini desteklemek için usta, kalfa ve çırak ayrımına dayalı kademeli ücret sisteminin devlet tarafından uygulamaya alınması gerektiğini söyledi. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu, üretim ve sanayi sektörlerinde nitelikli eleman ihtiyacının giderek arttığını belirterek, mevcut ücret yapısının mesleki deneyim, yeterlilik ve üretime katkı farklarını yeterince karşılamadığını vurguladı. Çakırmelikoğlu, kalkınmada öncelikli illerde istihdamı artıracak, gençleri mesleki eğitime yönlendirecek ve iş gücü piyasasında daha dengeli bir yapı oluşturacak yeni bir ücret modeline ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. “KADEMELİ ÜCRET UYGULAMASI DEVREYE ALINMALIDIR” Hasan Çakırmelikoğlu, usta, kalfa ve çırak ayrımına dayalı ücret sisteminin hem çalışan hem de işveren açısından daha gerçekçi bir yapı oluşturacağını belirtti. Çakırmelikoğlu, konuya ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Kalkınmada öncelikli illerimizin ekonomik gelişimine katkı sunacak, istihdamı teşvik edecek ve mesleki eğitimi özendirecek kapsamlı bir kademeli ücret uygulaması devletimiz tarafından devreye alınmalıdır. Usta, kalfa ve çırak statülerine göre belirlenecek ücret sistemi, iş gücü piyasasında denge oluşturacak ve nitelikli eleman yetişmesine katkı sağlayacaktır.” “MESLEKİ YETERLİLİK ÜCRETE YANSIMALIDIR” Çakırmelikoğlu, özellikle üretim ve sanayi sektörlerinde deneyim ile mesleki yeterliliğin ücretlendirme sistemine yansımasının zorunlu hale geldiğini belirtti. Çakırmelikoğlu, açıklamasında şu değerlendirmeye yer verdi: “Mevcut ücret politikaları, iş gücü piyasasındaki farklılıkları yeterince gözetmemektedir. Üretim ve sanayi sektörlerinde deneyim, mesleki yeterlilik ve üretime katkı ücretlendirme sisteminde karşılık bulmalıdır. Bu yapı, çalışan açısından mesleki gelişimi teşvik ederken, işveren açısından da nitelikli iş gücüne ulaşmayı kolaylaştıracaktır.” “GENÇLERİN MESLEK EDİNMESİ TEŞVİK EDİLMELİDİR” Kademeli ücret modelinin gençlerin meslek edinme sürecini güçlendireceğini ifade eden Çakırmelikoğlu, sistemin yalnızca ücret düzenlemesi olarak değil, aynı zamanda mesleki eğitim ve bölgesel kalkınma politikası olarak ele alınması gerektiğini kaydetti. Çakırmelikoğlu, şunları söyledi: “Kademeli ücret modeli, gençlerin meslek edinmesini teşvik edecek, nitelikli eleman yetişmesini destekleyecek ve kalkınmada öncelikli illerde üretim kapasitesinin artmasına katkı sunacaktır. Bu yöndeki çalışmaların bakanlıklar düzeyinde ele alınması, sanayi ve üretim sektörleri açısından büyük önem taşımaktadır.” ÖNERİ ŞEHİR FARKINA DEĞİL MESLEKİ STATÜYE DAYANIYOR Giresun TSO’nun gündeme taşıdığı model, İstanbul, Bursa ya da Giresun gibi iller arasında doğrudan farklı asgari ücret uygulanmasını değil; usta, kalfa ve çırak ayrımına dayalı mesleki statü sisteminin ücret politikasına yansıtılmasını öne çıkarıyor. Bu çerçevede ücret farkının şehirden değil, çalışanın mesleki yeterliliğinden, deneyiminden, belge düzeyinden ve üretime katkısından kaynaklanması hedefleniyor. Modelin sosyal adalet dengesini koruyabilmesi için çıraklık geçici ve eğitim bağlantılı bir kademe olarak ele alınırken, kalfalık ve ustalık daha yüksek gelir basamaklarıyla desteklenmelidir. DÜNYA ÖRNEKLERİNDE KADEMELİ ÜCRET NASIL UYGULANIYOR? Dünyadaki örnekler, kademeli ücret sisteminin tek tip işlemediğini gösteriyor. Bazı ülkelerde çırak, genç çalışan ve yetişkin çalışan için ayrı ücret basamakları bulunurken, bazı ülkelerde mesleki eğitim yılı, sektör, yaş ve çalışma statüsü ücretin belirlenmesinde etkili oluyor. Her ülkede “usta” için ayrı bir yasal taban ücret bulunmadığından, karşılaştırmada çırak ücreti ile yetişkin çalışan ya da genel asgari ücret düzeyi birlikte değerlendiriliyor. İNGİLTERE’DE ÇIRAK ÜCRETİ YETİŞKİN ÜCRETİNDEN AYRI İngiltere’de asgari ücret sistemi, yetişkin çalışanlar ve çıraklar için farklı basamaklar üzerinden uygulanıyor. 1 Nisan 2026 itibarıyla çıraklar için saatlik ücret 8 sterlin, 21 yaş ve üzeri çalışanlar için saatlik ulusal yaşam ücreti 12,71 sterlin olarak belirlendi. 25 Haziran 2026 tarihli yaklaşık 1 sterlin = 61,33 TL kuru üzerinden yapılan hesaplamaya göre, İngiltere’de çırak ücretinin saatlik karşılığı yaklaşık 491 TL, yetişkin çalışan ücretinin saatlik karşılığı ise yaklaşık 780 TL seviyesinde bulunuyor. Haftalık 37,5 saatlik çalışma esas alındığında çırak için aylık karşılık yaklaşık 79 bin 700 TL, yetişkin çalışan için ise yaklaşık 126 bin 700 TL düzeyine ulaşıyor. İngiltere’de yıllık tüketici enflasyonu Mayıs 2026 itibarıyla yüzde 2,8 seviyesinde bulunuyor. Bu tablo, çırak ücretinin yetişkin çalışan ücretinden düşük tutulduğunu, ancak sistemin çıraklığı kalıcı düşük ücret alanı değil, eğitim bağlantılı geçiş basamağı olarak düzenlediğini gösteriyor. ALMANYA’DA ÇIRAK ÜCRETİ EĞİTİM YILINA GÖRE ARTIYOR Almanya’da mesleki eğitim sistemi içinde çıraklara yapılan ödeme eğitim yılına göre kademeli biçimde yükseliyor. 2026 yılı için çıraklıkta aylık asgari eğitim ödemesi birinci yılda 724 avro, ikinci yılda 854 avro, üçüncü yılda 977 avro, dördüncü yılda ise 1.014 avro olarak uygulanıyor. 25 Haziran 2026 tarihli yaklaşık 1 avro = 52,81 TL kuru üzerinden yapılan hesaplamaya göre, Almanya’da çıraklık ödemesi birinci yıl için yaklaşık 38 bin 200 TL, ikinci yıl için 45 bin 100 TL, üçüncü yıl için 51 bin 600 TL, dördüncü yıl için ise 53 bin 500 TL seviyesine karşılık geliyor. Almanya’da genel yasal asgari ücret 2026 yılında saatlik 13,90 avro düzeyinde bulunuyor. Tam zamanlı çalışma karşılığı aylık brüt asgari ücret yaklaşık 2.343 avro olarak hesaplandığında, bunun TL karşılığı yaklaşık 123 bin 700 TL seviyesine ulaşıyor. Almanya’da yıllık enflasyon Mayıs 2026 itibarıyla yüzde 2,6 olarak açıklandı. Almanya modeli, çıraklık ücretinin sabit ve düşük bir seviyede bırakılmadığını; eğitim yılı ilerledikçe ücretin de yükseldiğini gösteriyor. AVUSTRALYA’DA ÜCRETİ SEKTÖR, MESLEK VE EĞİTİM STATÜSÜ BELİRLİYOR Avustralya’da ücret sistemi yalnızca tek bir genel asgari ücret rakamına bağlı işlemiyor. Çırak ve stajyer ücretleri, çalışanın bağlı olduğu mesleğe, eğitim sözleşmesine, yaşına, eğitim yılına ve sektörel düzenlemeye göre değişiyor. 1 Temmuz 2026 itibarıyla Avustralya’da ulusal asgari ücret saatlik 26,44 Avustralya doları, haftalık 1.004,90 Avustralya doları olarak belirlendi. 25 Haziran 2026 tarihli yaklaşık 1 Avustralya doları = 32,09 TL kuru üzerinden hesaplandığında, saatlik genel asgari ücret yaklaşık 848 TL, haftalık ücret ise yaklaşık 32 bin 200 TL seviyesine denk geliyor. Avustralya’da çırak ücretleri tek bir ulusal rakamla değil, meslek ve sektöre göre belirlendiği için doğrudan “tek çırak maaşı” bulunmuyor. Ancak bazı sektörlerde ilk yıl çırak ücretlerinin saatlik yaklaşık 16 Avustralya doları seviyesine kadar inebildiği görülüyor. Bu tutar TL karşılığıyla saatlik yaklaşık 513 TL, haftalık 38 saatlik çalışma esas alındığında yaklaşık 19 bin 500 TL seviyesine karşılık geliyor. Avustralya’da yıllık tüketici enflasyonu Mayıs 2026 itibarıyla yüzde 4,0 düzeyinde bulunuyor. Bu model, ücret kademesinin yalnızca yaşa ya da genel asgari ücrete göre değil; meslek, eğitim yılı, sektör ve sınıflandırma üzerinden belirlendiğini ortaya koyuyor. JAPONYA’DA ÜCRET BÖLGEYE GÖRE DEĞİŞİYOR Japonya’da asgari ücret, ülke genelinde tek rakam olarak değil, bölgelere göre belirleniyor. 2025-2026 dönemi için Japonya’da ulusal ağırlıklı ortalama saatlik asgari ücret 1.118 yen seviyesine yükselirken, Tokyo’da saatlik asgari ücret 1.226 yen, Kanagawa’da ise 1.225 yen düzeyine çıktı. 25 Haziran 2026 tarihli yaklaşık 1 yen = 0,2875 TL kuru üzerinden yapılan hesaplamaya göre, Japonya’da ulusal ortalama saatlik asgari ücret yaklaşık 321 TL, Tokyo’daki saatlik asgari ücret ise yaklaşık 352 TL seviyesine denk geliyor. Aylık 173 saatlik çalışma esas alındığında Tokyo’daki taban ücretin TL karşılığı yaklaşık 61 bin TL düzeyine ulaşıyor. Japonya’da Mayıs 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu yaklaşık yüzde 1,4 seviyesinde bulunuyor. Japonya örneği, Giresun TSO’nun önerdiği mesleki statüye dayalı modelden farklı olarak bölgesel asgari ücret yapısını öne çıkarıyor. Bu nedenle Japonya modeli, şehirler ve bölgeler arasında ücret farklılaşmasına örnek oluştururken; İngiltere, Almanya ve Avustralya örnekleri mesleki statüye dayalı kademeli ücret tartışmasına daha yakın duruyor. KADEMELİ ÜCRET UCUZ İŞÇİLİĞE DÖNÜŞMEMELİ Dünya örnekleri, kademeli ücret sisteminin sosyal adalet dengesini koruyabilmesi için çıraklık kademesinin kalıcı düşük ücret alanına dönüşmemesi gerektiğini gösteriyor. Çıraklık mesleğe giriş ve eğitim dönemi olarak tanımlanmalı; çalışan mesleki eğitimde ilerledikçe daha yüksek ücret basamağına geçebilmelidir. Kalfa ve usta statüleri ise asgari ücret düzeyine sıkışmamalı; deneyim, belge, üretim sorumluluğu ve mesleki yeterlilik daha yüksek gelir basamaklarıyla karşılık bulmalıdır. Giresun TSO’nun gündeme taşıdığı model, bu yönüyle yalnızca ücret tartışması değil; mesleki eğitim, nitelikli iş gücü, üretim kapasitesi ve bölgesel kalkınma açısından da yeni bir düzenleme ihtiyacını gündeme getiriyor.

TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 100. YILI: CUMHURİYET’İN EŞİTLİK DEVRİMİ Haber

TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 100. YILI: CUMHURİYET’İN EŞİTLİK DEVRİMİ

TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN 100. YILI: CUMHURİYET’İN EŞİTLİK DEVRİMİ Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilişinin 100. yılı dolayısıyla yapılan açıklamada, Cumhuriyet devrimlerinin temel taşlarından biri olan Medeni Kanun’un kadın-erkek eşitliği açısından taşıdığı tarihsel ve hukuki önem vurgulandı. Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları Genel Başkanlığı’nın 100. yıl mesajı doğrultusunda, CHP Giresun Kadın Kolları Başkanı Ayşegül Ejderoğlu bir basın açıklamasında bulundu. Başkan Ejderoğlu, Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilişinin 100. yılının yalnızca bir tarihsel dönüm noktası değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in eşit yurttaşlık idealinin hukuki teminatı olduğunu vurguladı. “MEDENİ KANUN BİR UYGARLIK SIÇRAMASIDIR” Ejderoğlu açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen Türk Medeni Kanunu, bu topraklarda kadının kaderini değiştirmiştir. Kadınlar hukuk önünde eşit yurttaş statüsüne kavuşmuş, tek taraflı boşama ve çok eşlilik tarihe karışmış, resmi nikâh zorunlu hale getirilmiştir. Bu düzenleme yalnızca hukuki bir değişiklik değil, toplumsal bir devrimdir.” Kanunun kabulünün, Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün laik ve çağdaş toplum vizyonunun bir sonucu olduğunu belirten Ejderoğlu, kadın haklarının Cumhuriyet devrimlerinin temel dayanaklarından biri olduğuna dikkat çekti. 2002 REFORMLARI HATIRLATILDI Açıklamada, 2002 yılında yapılan değişikliklerle “aile reisi kocadır” hükmünün kaldırıldığı, evlilik birliğinde eşitlik ilkesinin güçlendirildiği ve edinilmiş malların paylaşımında eşitliğin esas alındığı hatırlatıldı. Kadının ev içi emeğinin hukuken tanınmasının sosyal adalet açısından kritik bir eşik olduğu vurgulandı. “Kazanılmış Haklar Tartışmaya Açılamaz” Ejderoğlu, son yıllarda nafaka hakkı, aile arabuluculuğu ve aile hukuku düzenlemeleri üzerinden yürütülen tartışmalara değinerek şunları kaydetti: “Medeni Kanun bu ülkenin toplumsal anayasasıdır. Torba yasalarla değiştirilemez, parça parça budanamaz. Kadınların ekonomik güvencesini zayıflatacak her girişim, eşitlik ilkesine açık bir müdahaledir.” Kadına yönelik şiddetin artışı, çocuk yaşta evlilikler ve kadın yoksulluğunun derinleşmesi karşısında laik hukuk düzeninin korunmasının hayati olduğu ifade edildi. CHP’DEN NET MESAJ Cumhuriyet Halk Partisi Giresun Kadın Kolları adına konuşan Ejderoğlu, Genel Başkan Özgür Özel’in liderliğinde kadın haklarının ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin savunulmaya devam edileceğini belirtti. “Eşitlik varsa adalet vardır. Eşitlik varsa huzur vardır. Medeni Kanun’a dokundurtmayacağız. Kadınların eşit yurttaşlık hakkını pazarlık konusu yaptırmayacağız.” DİPNOT: TÜRK MEDENİ KANUNU’NUN KABULÜ VE HUKUKİ ÇERÇEVESİ Türk Medeni Kanunu, 17 Şubat 1926 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilmiş; 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Esas olarak İsviçre Medeni Kanunu örnek alınarak hazırlanmıştır. Temel İlkeleri: Tek eşlilik esası Resmi nikâh zorunluluğu Kadın ve erkeğin miras ve boşanma haklarında eşitliği Laik hukuk sisteminin tesisi Aile hukukunda eşitlik prensibi 2001 yılında kabul edilen yeni Medeni Kanun ile eşitlik ilkesi güçlendirilmiş; 2002 yılında yürürlüğe giren düzenlemelerle aile içi eşitlik açık biçimde normatif güvence altına alınmıştır. Medeni Kanun, Türkiye’de laiklik, eşit yurttaşlık ve modern hukuk devleti anlayışının temel taşlarından biridir.

CHP GİRESUN İL YÖNETİMİ’NDEN EMEK ÖRGÜTLERİNE GENİŞ ÇAPLI ÇIKARMA Haber

CHP GİRESUN İL YÖNETİMİ’NDEN EMEK ÖRGÜTLERİNE GENİŞ ÇAPLI ÇIKARMA

CHP GİRESUN İL YÖNETİMİ’NDEN EMEK ÖRGÜTLERİNE GENİŞ ÇAPLI ÇIKARMA ŞENYÜREK: “EMEK VARSA BİZ VARIZ, BU DAYANIŞMA BÜYÜYECEK” CHP Giresun İl Yönetimi, kentteki emek örgütlerine yönelik kapsamlı bir ziyaret programı gerçekleştirerek DİSK, KESK ve BELEDİYE-İŞ yöneticileriyle bir araya geldi. İl Başkanı Gökhan Şenyürek’in başkanlığında yapılan üç ayrı buluşmada, kamu ve belediye çalışanlarının ekonomik, sosyal ve örgütsel sorunları ile yaklaşan toplu sözleşme ve asgari ücret süreci detaylı biçimde değerlendirildi. İlk durak DİSK: “Adil bölüşüm ve güvenceli çalışma siyasal çizgimizin temelidir” CHP heyetinin gün içindeki ilk ziyareti DİSK Giresun Şubesi oldu. Görüşmede yaklaşan asgari ücret belirleme süreci, 2026 bütçesinin emekçilere yansıması, belediye çalışanlarının ücret ve güvenceli çalışma talepleri ele alındı. Şenyürek, CHP’nin güncellenen programına atıf yaparak şu değerlendirmeyi yaptı: “Adil bölüşüm, güvenceli çalışma, insanca yaşayacak ücret ve sendikal hakların güçlendirilmesi yalnızca bir siyasi hedef değil; sosyal adaletin taşıyıcı kolonudur. Emekçiyi yok sayan bir bütçeye, açlık sınırının altında belirlenmek istenen bir asgari ücrete ve belediyelerde yaygınlaşan güvencesiz uygulamalara itirazımız nettir. Bu kentte de, bu ülkede de emeğin onurunu savunmaya devam edeceğiz.” KESK buluşması: “Kamu emekçilerinin yaşadığı ağır tablo artık sürdürülemez” CHP heyetinin ikinci durağı KESK Giresun Şubeler Platformu oldu. Kamu emekçilerinin ücret kayıpları, vergi yükü, güvencesizlik ve demokratik sendikal haklara erişimde karşılaştıkları sorunlar başlık başlık değerlendirildi. Şenyürek, “İnsanca yaşayacak ücret, güvenceli çalışma koşulları, adil vergi sistemi ve sendikal özgürlük toplumun ortak meselesidir. Emek varsa biz varız” dedi. KESK’in 30. kuruluş yıl dönümünü de kutlayan Şenyürek, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in mesajını hatırlattı: “Mücadele edenler, direnenler ve birleşenler kazanır. Çoklu krizleri sonlandıracak yarınları birlikte kuracağız.” BELEDİYE-İŞ ziyaretinde toplu sözleşme süreci gündemin merkezindeydi Günün üçüncü ziyareti BELEDİYE-İŞ Sendikası Giresun Şubesi’ne yapıldı. Buluşmaya TÜRK-İŞ’e bağlı SAĞLIK-İŞ Şube Temsilcisi Yılmaz Gökçen ve TEZKOOP-İŞ İl Temsilcisi Kaan Çöcen de katıldı. Görüşmede belediye çalışanlarının ücret adaleti, örgütlenme süreçleri ve yaklaşan toplu sözleşme takvimi ele alındı. Şenyürek, partisinin emek politikalarına vurgu yaparak, “Yerel yönetimlerde şeffaflık, liyakat, güvenceli istihdam ve adil gelir dağılımı temel ilkemizdir. Belediye çalışanlarımızın yoksulluk sınırının altında kalan ücretlerle yaşam mücadelesine seyirci olmayacağız. Emekçilerin hak arayışında yanlarındayız” dedi. Eynesil Belediyesi’ndeki sendika baskısı iddiaları gündemde BELEDİYE-İŞ buluşmasında Eynesil Belediyesi’nde bazı çalışanların sendika değişikliğine zorlandığı yönündeki iddialar da gündeme geldi. Şenyürek, “Sendikal tercih özgür iradeyle yapılır. Baskı yaratan tüm uygulamalardan uzak durulması gerektiğini hatırlatıyoruz” ifadelerini kullandı. CHP’nin kamu çalışanlarına yönelik politika çerçevesi Şenyürek, CHP’nin emek ve kamu çalışanlarına yönelik temel program başlıklarını şöyle sıraladı: • Gerçek enflasyona göre güncellenmiş ücret sistemi • Tüm kamu çalışanları için güvenceli istihdam • Sendikal özgürlüğün güçlendirilmesi ve toplu sözleşme süreçlerinin demokratikleştirilmesi • Mülakatın tamamen kaldırıldığı liyakat esaslı kamu düzeni • Vergide adaletin sağlandığı ekonomik yapı Bu ilkelerin “güçlü bir kamu hizmeti ve sosyal adaletin vazgeçilmez parçaları” olduğunu vurgulayan Şenyürek, “Birlik varsa umut vardır” dedi. “Emek örgütlerini paydaş değil, demokratik geleceğin kurucu gücü olarak görüyoruz” Üç örgütün yöneticileri ile yapılan görüşmelerde talepleri dikkatle dinlediklerini söyleyen Şenyürek, “Giresun’da emek örgütlerinin daha güçlü, daha özgür ve daha görünür bir rol üstlenmesi için CHP sorumluluk almaya devam edecek” ifadelerini kullandı. DİSK, KESK ve BELEDİYE-İŞ yöneticileri, ziyaretlerin dayanışmayı büyüttüğünü belirterek CHP heyetine teşekkür etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.