Hava Durumu

#Şiir

giresunsonhaber - Şiir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şiir haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

VEFAT EDEN ÖĞRETMENİN İSMİ OKULUNDA YAŞATILACAK Haber

VEFAT EDEN ÖĞRETMENİN İSMİ OKULUNDA YAŞATILACAK

VEFAT EDEN ÖĞRETMENİN İSMİ OKULUNDA YAŞATILACAK Geçtiğimiz ekim ayında genç yaşta hayatını kaybeden Merkez TOBB Abacıbükü İlkokulu sınıf öğretmeni Nazan Eşitmez Türk’ün adı, görev yaptığı okulun çok amaçlı salonuna verildi. “Nazan Eşitmez Türk Çok Amaçlı Salonu”nun açılışı, öğrencileri, mesai arkadaşları ve ailesinin katılımıyla duygu yüklü anlara sahne oldu. NAZAN ÖĞRETMENİN ADI GÖREV YAPTIĞI OKULDA YAŞAYACAK Merkez TOBB Abacıbükü İlkokulu’nda sınıf öğretmeni olarak görev yapan Nazan Eşitmez Türk’ün ismi, emek verdiği okulda yaşatılacak. Amansız hastalığı nedeniyle geçtiğimiz ekim ayında genç yaşta vefat eden Nazan Eşitmez Türk’ün adı, okulun çok amaçlı salonuna verildi. Salon, bundan sonra “Nazan Eşitmez Türk Çok Amaçlı Salonu” olarak anılacak. Okulda düzenlenen açılış programı, merhum öğretmenin ailesi, öğrencileri, mesai arkadaşları ve sevenlerini bir araya getirdi. AÇILIŞ KURDELESİNİ EŞİ VE ÇOCUKLARI KESTİ Nazan Eşitmez Türk Çok Amaçlı Salonu’nun açılış kurdelesi, merhum öğretmenin eşi Uğraş Uygar Türk ve çocukları tarafından kesildi. Kendisi de öğretmen olan Uğraş Uygar Türk’ün çocuklarıyla birlikte kurdele kesmesi, programa katılanlara duygu dolu anlar yaşattı. Açılışta, Nazan öğretmenin hatırasını yaşatacak salonun yalnızca fiziki bir mekân değil, onun eğitim camiasına bıraktığı emeğin ve öğrencilerinin hafızasında taşıdığı sevginin kalıcı bir sembolü olduğu vurgulandı. ÖĞRENCİLER ÖĞRETMENLERİNİ ŞİİR VE GÖSTERİLERLE ANDI Programda Nazan Eşitmez Türk’ün son öğrencileri ve okulun diğer öğrencileri tarafından hazırlanan gösteriler sahnelendi. Öğrenciler, öğretmenlerini anlatan şiirler ve sunumlarla Nazan öğretmene duydukları sevgi ve özlemi ifade etti. Salonu dolduran katılımcılar, öğrencilerin hazırladığı gösterileri duygusal anlar içinde takip etti. Çocukların öğretmenleri için sahneye taşıdığı duygu, programın en etkileyici bölümlerinden biri oldu. MESLEKİ YAŞAMI ÖĞRENCİLERİNE ADANMIŞTI Nazan Eşitmez Türk, Merkez TOBB Abacıbükü İlkokulu’nda sınıf öğretmeni olarak görev yaptı. Meslek yaşamında öğrencilerine yalnızca ders anlatan bir öğretmen değil, onların gelişimine, kişiliğine ve okul hayatına dokunan bir eğitimci olarak iz bıraktı. Görev yaptığı okulda öğrencileriyle kurduğu güçlü bağ, mesai arkadaşlarıyla paylaştığı çalışma disiplini ve eğitim hizmetine verdiği emek, açılış programında yapılan konuşmalarda öne çıktı. Nazan öğretmenin adı, bundan sonra yetiştirdiği öğrencilerin hafızasında ve görev yaptığı okulun çok amaçlı salonunda yaşamaya devam edecek. OKUL MÜDÜRÜ ÖZVERİLİ ÇALIŞMALARINI ANLATTI Programda Merkez TOBB Abacıbükü İlkokulu Müdürü Muhammet Özdemir ve merhum öğretmenin mesai arkadaşları konuşma yaptı. Okul Müdürü Muhammet Özdemir, konuşmasında Nazan Eşitmez Türk’ün özverili çalışmalarına, görevine bağlılığına ve vefalı dostluğuna dikkat çekti. Özdemir, Nazan öğretmenin okulda bıraktığı izlerin yalnızca mesleki başarıyla sınırlı olmadığını, öğrencileri ve çalışma arkadaşları üzerinde güçlü bir insanlık ve emek hatırası bıraktığını ifade etti. SLAYT GÖSTERİSİ DUYGUSAL ANLARA SAHNE OLDU Konuşmaların ardından Nazan Eşitmez Türk’ün öz geçmişini ve meslek yaşamından kesitleri yansıtan slayt gösterisi sunuldu. Slayt gösterisi sırasında salonda duygu dolu anlar yaşandı. Merhum öğretmenin ailesi, öğrencileri, mesai arkadaşları ve sevenleri, onun eğitim hayatına kattığı değeri bir kez daha hatırladı. Program, Nazan Eşitmez Türk’ün adının görev yaptığı okulda kalıcı hale getirilmesiyle anlam kazandı. ADI, EMEK VERDİĞİ OKULDA KALICI OLDU Nazan Eşitmez Türk Çok Amaçlı Salonu, öğrencilerin sosyal, kültürel ve eğitsel çalışmalarına ev sahipliği yapacak. Merhum öğretmenin adının okulunda yaşatılması, ailesi ve sevenleri için hüzünlü ama anlamlı bir vefa adımı oldu. Nazan Eşitmez Türk’ün ismi, bundan sonra görev yaptığı okulun salonunda, öğrencilerin etkinliklerinde ve eğitim camiasının hafızasında yaşamayı sürdürecek.

KÖR KARANLIKTAN SIZANLAR OKURLA BULUŞTU Haber

KÖR KARANLIKTAN SIZANLAR OKURLA BULUŞTU

KÖR KARANLIKTAN SIZANLAR OKURLA BULUŞTU Tirebolulu emekli öğretmen İbrahim Mıdık’ın yıllarca defter aralarında sakladığı şiirleri, hastalıkla mücadelenin, hatıraların, gurbetin, öğretmenlik yıllarının, sevdanın ve ölümle yüzleşmenin içinden süzülerek “Kör Karanlıktan Sızanlar” adıyla kitaplaştı. Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınlarının 15. kitabı olarak yayımlanan eser, bir hayatın karanlıkla, acıyla ve hatırayla kurduğu sessiz bağın şiir diliyle kayda geçirilmiş hâli olarak okurla buluştu. Tirebolulu emekli öğretmen İbrahim Mıdık’ın şiir kitabı “Kör Karanlıktan Sızanlar”, Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yayınlarının 15. kitabı olarak yayımlandı. Arı Sanat Yayınları / Hatıra Kitap etiketiyle basılan eser, 68 sayfalık bir şiir kitabı olarak okura ulaştı. Kitap, yıllarca defter aralarında, masa çekmecelerinde ve yazarın kendi iç dünyasında saklı kalan şiirleri gün ışığına çıkarıyor. Mıdık’ın dizelerinde hastalıkla mücadele, ölümle yüzleşme, sevda, gurbet, öğrenciler, memleket, toplumsal acılar, eski dostlar ve Tirebolu’ya bağlılık aynı hüzünlü şiir damarında birleşiyor. “Kör Karanlıktan Sızanlar”, yalnızca bir şiir kitabı değil; 37 yıl öğretmenlik yapmış bir Tirebolulunun, ömrünün farklı dönemlerinde içine attığı sözleri, hastalıkla ağırlaşan bir zamanın içinden okura ulaştırdığı içli bir hafıza kitabı niteliği taşıyor. TİREBOLU’DAN BAŞLAYAN BİR ÖMÜR, ŞİİRE DÖNÜŞEN BİR HAFIZA İbrahim Mıdık, 10 Aralık 1964’te Tirebolu’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Tirebolu’da tamamladıktan sonra 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nü kazandı. 1987 yılında mezun olan Mıdık, öğretmenlik mesleğine Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde başladı. Siverek Ortaokulu’nda başlayan meslek hayatı, askerlik görevi sürecinde Kastamonu Azdavay Lisesi’nde yedek subay öğretmenlik göreviyle devam etti. Daha sonra yeniden Siverek’e dönen Mıdık, 1992 yılından itibaren Tirebolu’daki okullarda görev aldı. Tirebolu İmam Hatip Lisesi, Şehit Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan İlköğretim Okulu, Tirebolu Lisesi, Tirebolu Anadolu Lisesi, Espiye 75. Yıl Çok Programlı Anadolu Lisesi, Piraziz İsmail Yücel MTAL ve Tirebolu İskender Kaptan MTAL’de görev yapan Mıdık, 37 yıllık eğitim hayatının ardından sağlık sorunları nedeniyle emekliye ayrıldı. Bu uzun meslek hayatı, kitabın duygusal temelini oluşturan en güçlü kaynaklardan biri olarak öne çıkıyor. Mıdık’ın şiirlerinde sınıfların, öğrencilerin, gurbet ilçelerinin, memleket yollarının, okul koridorlarının ve hayatla erken tanışan insanların izleri hissediliyor. Onun şiiri yalnızca bireysel bir iç döküş değil; öğretmenlik yılları boyunca tanık olunan hayatların, acıların, umutların ve kırılgan insan hikâyelerinin de şiirsel kaydı hâline geliyor. DEFTER ARALARINDAN OKURA UZANAN ŞİİRLER İbrahim Mıdık, yıllar boyunca toplumsal ve kişisel konularda hissettiklerini mısralara döktü; ancak bu yazdıklarını uzun süre kendisine sakladı. Şiirler, yıllarca bir defterin arasında, bir çekmecenin sessizliğinde, söylenmeyi bekleyen ama zamanını bulamayan sözler olarak kaldı. Son yıllarda yakalandığı amansız hastalıkla mücadele eden Mıdık, kemoterapi, radyoterapi ve hastane sürecinin içinde, gün ışığı görmemiş şiirlerini okurla buluşturma isteğini daha güçlü hissetti. Böylece “Kör Karanlıktan Sızanlar”, bir edebî dosyanın kitaplaşmasının ötesinde, insanın en kırılgan zamanında kendini ifade etme, iz bırakma ve içindeki sesi başkalarına ulaştırma çabasına dönüştü. Bu yönüyle kitap, yazarın kendi ifadesiyle yıllarca saklı kalmış ruh hâllerinin, toplumsal ve şahsi duyarlılıkların, hastalıkla derinleşen iç muhasebenin ve hatıraların şiir diliyle açığa çıktığı bir çalışma olarak dikkat çekiyor. HASTALIKLA MÜCADELEDEN ŞİİRE SIZAN SES Kitabın en güçlü damarlarından biri, hastalıkla verilen mücadelenin şiire dönüşmesidir. Mıdık, bedensel acıyı dolaylı anlatımlarla yumuşatmadan, doğrudan ve sarsıcı bir iç sesle kuruyor. Hastane odaları, tedavi cihazları, ilaçlar, yorgunluk, uykusuzluk ve ağrı, kitabın bazı bölümlerinde yalnızca yaşanan bir süreç olarak değil, insanın kendi bedeniyle yaptığı sessiz savaşın sahnesi olarak yer alıyor. Şairin şu dizeleri, bu mücadeleyi yalın ama ağır bir imgeyle taşıyor: “Vücudum savaş meydanı Can veriyor, can alıyor.” Bu iki dizede hastalık, soyut bir kader cümlesi olmaktan çıkıyor; bedenin içinde süren çetin bir çarpışmaya dönüşüyor. Şair, kendi acısını büyütmeden ama saklamadan yazıyor. Okur, bu dizelerde yalnızca hastalığı değil, insanın kendi sınırına yaklaştığında bile kelimeye tutunma gücünü görüyor. Bir başka şiirde ise bedenin tükenişi, hastane köşesi ve ömrün son eşiği aynı hüzün çizgisinde birleşiyor: “Ağır ağır tükenen bedenimin Islak toprak kokusu Bir hastane köşesinde Ömrümün son virajı.” Bu dizelerde ölüm, sert bir kopuş değil; yaklaşan, kokusu duyulan, insanın yavaş yavaş fark ettiği büyük bir eşik olarak duruyor. Mıdık, bu eşiği şiirin içinde ağırlaştırmadan ama bütün çıplaklığıyla hissettiriyor. KARANLIĞIN İÇİNDEN KALAN İNCE BİR IŞIK Kitaba adını veren karanlık, Mıdık’ın şiirlerinde yalnızca umutsuzluk anlamına gelmiyor. Karanlık; hastalığın, kaybın, yalnızlığın, gurbetin, kırılmış hayallerin ve içe atılmış sözlerin ortak zemini olarak kuruluyor. Ancak bu zeminin içinde her zaman ince bir ışık, bir hatıra, bir sevda izi, bir memleket çağrısı ve bir teslimiyet duygusu da beliriyor. Şairin şu dizeleri, kitabın adındaki karanlık ve sızıntı duygusunu şiirsel olarak açıyor: “Kör ışığın kapı aralığından sızan kör karanlık Uykusuz uykuları tetikliyor.” Burada ışık ile karanlık birbirine karşıt iki uç olmaktan çıkıyor; insanın iç dünyasında aynı anda var olan iki hâle dönüşüyor. Mıdık’ın şiirinde hayat da böyle akıyor: Bir yanında hastalık, ölüm, yorgunluk ve kayıp; diğer yanında hatıra, sevda, memleket, inanç ve şiir. Bu nedenle “Kör Karanlıktan Sızanlar”, karanlığa teslim olmuş bir kitap değil; karanlığın içinden kalan son sesleri, son hatıraları ve son ışıkları arayan bir şiir toplamı olarak okunuyor. HATIRALARIN GÖLGESİNDE BİR ŞİİR DİLİ Kitapta hatıralar, yalnızca geçmişte kalmış anılar olarak değil, bugünün içine sızan ve insanı içeriden şekillendiren canlı bir hafıza olarak yer alıyor. Mıdık’ın şiirlerinde geçmiş, bazen bir dostun gölgesi, bazen bir babanın hatırası, bazen eski bir şehir, bazen de gençlik yıllarından kalmış buruk bir ses olarak okurun karşısına çıkıyor. Kitabın hüzünlü atmosferini taşıyan şu dizeler, bu hafıza duygusunu güçlü biçimde özetliyor: “Hüzünlü geçmişlerin bahçıvanını, Dinleye dinleye göğe yürüdüm. Hazan bülbülünün türkülerinde, Nice gönül dostu gölgeler gördüm.” Bu dizelerde geçmiş, kapatılmış bir defter değildir. Şair, onu dinleye dinleye yürür. Hüzün bir yük olarak değil, insanın kendi içindeki bahçeyi sulayan acı bir hatıra kaynağı olarak belirir. “Gönül dostu gölgeler” ifadesi, kitabın en belirgin duygusal damarlarından birini açar: Kaybedilenlerin, uzaklaşanların ve geride kalanların şiirde yeniden görünür olması. TİREBOLU’YA DÖNEN SES İbrahim Mıdık’ın şiirlerinde Tirebolu, yalnızca doğduğu yer değildir. Tirebolu; çocukluk, aile, geçmiş, fındık bahçeleri, sahil, dostluklar, eski insanlar, öğretmenlik yılları ve ölüm düşüncesiyle iç içe geçmiş bir memleket hafızasıdır. Şairin İstanbul’a seslendiği bölümlerde büyük şehrin yorgunluğu, kalabalığı ve insanı tüketen koşuşturması daha sert bir dille kurulur. Bu şehir imgesi karşısında Tirebolu, insanın dönmek istediği asli yer olarak belirir: “Galiba sona geldim bu devasa çukurda Alın götürün beni Tirebolu’ma.” Bu çağrı, yalnızca bir şehirden başka bir şehre gitme isteği değildir. Mıdık’ın şiirinde Tirebolu, insanın kendi köküne, kendi toprağına, kendi diline ve kendi hatırasına dönme arzusudur. Büyük şehirde sıkışan ruh, memlekette yeniden nefes almak ister. Kitap boyunca Tirebolu’nun doğrudan ya da dolaylı biçimde hissedilen varlığı, eseri kişisel bir şiir toplamından çıkarıp yerel hafızaya bağlı güçlü bir edebî kayda dönüştürüyor. ÖĞRETMENLİK HAFIZASI VE İNSANA BAKIŞ İbrahim Mıdık’ın 37 yıllık öğretmenlik geçmişi, şiirlerinde sessiz ama belirgin bir damar olarak duruyor. Öğrenciler, şehit öğretmenler, görev yapılan şehirler ve eğitim hayatının bıraktığı izler, kitabın toplumsal yönünü güçlendiriyor. “Öğrencilerime…” başlıklı şiirde yer alan şu dizeler, öğretmen Mıdık’ın insana bakışındaki inceliği gösteriyor: “Gencecik karanfiller Hepsi yıldız bakışlı.” Bu dizelerde öğrenci, yalnızca okul sıralarında karşılaşılan bir genç değildir; korunması, büyütülmesi ve geleceğe taşınması gereken kırılgan bir çiçek, bir ışık, bir umut olarak görülür. Şairin öğretmen kimliği, kitap boyunca yalnızca biyografik bir bilgi olarak kalmaz. İnsana, gençliğe, memlekete ve toplumsal acılara dönük duyarlılığın temel kaynaklarından biri hâline gelir. Bu nedenle kitapta bireysel hüzün ile toplumsal hafıza aynı çizgide ilerler. TOPLUMSAL ACILAR, DARBE YILLARI VE ŞEHİT ÖĞRETMENLER “Kör Karanlıktan Sızanlar”da sevda, hatıra ve hastalık kadar toplumsal acılar da geniş yer tutuyor. Mıdık’ın şiirlerinde 12 Eylül, demokrasi, şehit öğretmenler, ülke meseleleri ve toplumsal kırılmalar açık biçimde hissediliyor. Şair, bazı şiirlerinde bir dönemin sert siyasal atmosferini ve toplumsal yaralarını doğrudan imgelerle kuruyor. Demokrasiye dair yazdığı dizelerde ülkenin geçirdiği badireler, yıpranmış bir beden imgesiyle anlatılıyor. Şehit öğretmenlere ayrılan şiirlerde ise okul, sınıf, koridor, çocuk ve ölüm aynı acı ekseninde birleşiyor. Bu bölümler, Mıdık’ın şiirini yalnızca bireysel bir iç döküş olmaktan çıkarıyor. Kitap, bir öğretmenin tanıklık ettiği ülke acılarını, eğitim hayatının kırılganlığını ve toplumsal hafızada kapanmayan yaraları da taşıyor. GURBET, SEVDA VE YALNIZLIK Kitapta aşk ve sevda teması da güçlü biçimde yer alıyor; ancak bu sevda çoğu zaman neşeli bir kavuşma duygusuyla değil, uzaklık, yoksunluk, bekleyiş ve iç sızıyla kuruluyor. Mıdık’ın şiirlerinde sevda, insanı çoğaltan kadar eksilten, ayakta tutan kadar yaralayan bir duygudur. Şair, kimi zaman sevdiği kişiye, kimi zaman geçmişte kalan bir duyguya, kimi zaman da artık yalnızca hatıra hâline gelmiş bir varlığa seslenir. Bu seslenişlerde abartılı bir romantizmden çok, yaşanmışlığın içinden gelen kırık bir içtenlik vardır. Hastalığın ağırlaştığı şiirlerde sevda daha da kırılganlaşır. İnsan, hem yaşama hem sevdiğine hem de geride bırakacaklarına aynı anda tutunmaya çalışır. Böylece aşk, kitabın içinde yalnızca duygusal bir başlık değil; ölümle yüzleşen insanın son sığınaklarından biri hâline gelir. TİREBOLU KÜLTÜRÜNE 15. KİTAP KATKISI Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği, “Kör Karanlıktan Sızanlar” ile kültür yayınlarına yeni bir eser daha ekledi. 1988 yılında kurulan dernek, bugüne kadar sosyal dayanışmanın yanı sıra kültür yayınlarıyla da Tirebolu’nun yazılı hafızasına katkı sundu. Derneğin ilk yayınlarından itibaren tarih, kültür ve yerel hafıza alanında ortaya koyduğu çalışmalar, “Kör Karanlıktan Sızanlar” ile şiir alanında yeni bir halkaya kavuştu. İbrahim Mıdık’ın kitabı, derneğin kültür yayınları arasında 15. eser olarak yerini aldı. Kitabın yayımlanma sürecinde Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği çevresinden isimlerin katkısı bulunurken, editörlük çalışması İsmet Rizeli tarafından yürütüldü. Böylece Mıdık’ın yıllarca kendi içinde sakladığı şiirler, Tirebolu kültür hafızasına bırakılan kalıcı bir edebî kayıt hâline geldi. KİTABA ULAŞIM VE İMZALI TEMİN BİLGİSİ “Kör Karanlıktan Sızanlar”, Tirebolu’da doğrudan İbrahim Mıdık ile iletişime geçilerek imzalı olarak temin edilebiliyor. Kitap ayrıca Arı Sanat Yayınları ve Kitapyurdu üzerinden çevrim içi satışa sunuldu. Okurlar, esere “İbrahim Mıdık – Kör Karanlıktan Sızanlar” adı ve ISBN 978-625-93586-8-0 bilgisiyle ulaşabiliyor. Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği de kitap temini için iletişim kanallarını açık tutuyor. Dernek aracılığıyla yapılan kitap bağışları öğrenci burs fonuna aktarılıyor. Kitap için Tirebolu’da düzenlenecek tanıtım ve imza günü programı ayrıca duyurulacak. Bu yönüyle eser, yalnızca okura ulaşan bir şiir kitabı olarak değil; aynı zamanda Tirebolu’da kültür, dayanışma ve eğitim desteği arasında bağ kuran anlamlı bir çalışma olarak da öne çıkıyor. KİTAP, BİR HAYATIN SESSİZ KAYDI OLARAK OKURUN KARŞISINDA İbrahim Mıdık, “Kör Karanlıktan Sızanlar” ile yıllarca kendine sakladığı dizeleri okura emanet ediyor. Kitapta bir öğretmenin ömrü, bir hastanın mücadelesi, bir Tirebolulunun memleket hafızası, bir insanın sevdayla, acıyla ve ölümle kurduğu bağ aynı şiir dünyasında buluşuyor. Mıdık’ın dizelerinde karanlık, tek başına bir son anlamına gelmiyor. Karanlığın içinden hatıralar, dostlar, öğrenciler, sevdalar, memleket yolları ve kelimeye sığınan insan sesi sızıyor. Bu ses bazen hastane odasında ağırlaşıyor, bazen Tirebolu’ya dönmek istiyor, bazen eski dostları anıyor, bazen de ölümün kapısında bile şiirle konuşmayı sürdürüyor. “Kör Karanlıktan Sızanlar”, hüzünlü, içli ve kişisel bir şiir kitabı olmanın yanında, Tirebolu kültür hafızasına bırakılmış güçlü bir edebî iz olarak okurla buluşuyor. Eser, insanın en zor zamanlarında bile kelimelerin bir sığınak, şiirin bir direnç ve hatıraların unutulmaya karşı sessiz bir tanıklık olabileceğini gösteriyor.

GİRESUN’DA 12 MART RUHU Haber

GİRESUN’DA 12 MART RUHU

GİRESUN’DA 12 MART RUHU: İSTİKLAL MARŞI’NIN 105. YILI TÖRENLE KUTLANDI Giresun’da, İstiklal Marşı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilişinin 105. yılı dolayısıyla düzenlenen programda, milli mücadele ruhu bir kez daha sahneye taşındı. Ödül törenlerinden oratoryoya, şiirlerden canlandırmalara uzanan etkinlikte, Mehmet Akif Ersoy’un fikir mirası ile bağımsızlık iradesi aynı çatı altında buluştu. Giresun’da 12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma Günü, geniş katılımlı bir programla idrak edildi. Giresun Valiliği koordinesinde düzenlenen tören, 12 Mart 2026 Perşembe günü saat 10.30’da Giresun Belediyesi Kültür ve Fuar Merkezi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi. Program, yalnızca bir anma günü takvimi olarak değil, milli hafızayı tazeleyen ve genç kuşaklara bağımsızlık bilincini aktaran güçlü bir toplumsal buluşma olarak öne çıktı. Törene Giresun Valisi Mustafa Koç ve eşi Neslihan Gül Koç, Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, Cumhuriyet Başsavcı Vekili Altuğ Candemir, il protokolü, öğretmenler, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı. Katılım tablosu, programın yalnızca resmi bir merasim değil; kentin farklı kesimlerini aynı anlam etrafında bir araya getiren ortak bir anma zemini olduğunu gösterdi. Program, saygı duruşu ve Müzik Öğretmeni Serpil Dede yönetiminde İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Ardından aziz şehitlerin hatırasına Kur’an-ı Kerim tilaveti gerçekleştirildi. Böylece törenin açılışında hem milli hem manevi vurgu birlikte kuruldu; İstiklal Marşı’nın yalnızca bir şiir değil, milletin varoluş iradesini taşıyan tarihsel bir metin olduğu mesajı programın ilk dakikalarından itibaren hissettirildi. Törenin dikkat çeken bölümlerinden biri, okullar arası “İstiklal Marşı’nı Güzel Okuma Yarışması”nda dereceye giren öğrenciler için düzenlenen ödül töreni oldu. İlkokul kategorisinde dereceye giren öğrencilere ödüllerini Vali Mustafa Koç, ortaokul kategorisinde dereceye girenlere Belediye Başkanı Fuat Köse, lise kategorisinde başarı elde eden öğrencilere ise Cumhuriyet Başsavcı Vekili Altuğ Candemir takdim etti. Bu bölüm, milli değerlerin yalnızca anılmadığını, aynı zamanda çocuklar ve gençler üzerinden yaşatılmaya çalışıldığını ortaya koydu. Ödül töreninin ardından sahne bu kez tarihsel hafızaya bırakıldı. “Çanakkale Şehitlerine” şiiri eşliğinde Kurtuluş Savaşı yıllarını konu alan canlandırmalar izleyiciyle buluştu. Mehmet Akif Ersoy’un şiirlerinden bestelenen eserlerin seslendirildiği bölüm ise programın duygu yükünü artırdı. Etkinlik boyunca verilen temel mesaj açıktı: İstiklal Marşı, yalnızca geçmişin hatırası değil; bugün de milletin ortak vicdanını, ortak direncini ve ortak istiklal fikrini taşıyan güçlü bir metin olmayı sürdürüyor. Programın finalinde sahnelenen “Korkma! Gençliğin Ruhu Burada” temalı oratoryo ve sahne gösterisi, salonda en fazla dikkat çeken bölümlerden biri oldu. Gençliğe, milli bilinç ve tarih şuuru üzerinden seslenen bu bölüm, anma programını klasik tören formatının ötesine taşıdı. Gösteri, Mehmet Akif’in dizelerinde karşılığını bulan bağımsızlık ruhunun yeni nesiller tarafından nasıl içselleştirildiğini sahne diliyle görünür hale getirdi. Aynı başlığın Giresun Üniversitesi bünyesindeki etkinlik duyurularında da yer alması, 12 Mart haftasında kent genelinde ortak bir tema etrafında kültürel ve eğitimsel bir hat kurulduğunu gösterdi. Tören, hatıra fotoğraflarının çekilmesiyle sona erdi. Ancak programdan geriye yalnızca fotoğraf kareleri değil; İstiklal Marşı’nın kabulünün 105. yılında Giresun’da bir kez daha görünür hale gelen milli mücadele hafızası kaldı. Resmi kayıtlara göre etkinlikte, Mehmet Akif Ersoy’un aziz hatırasının yad edildiği ve İstiklal Marşı’nın taşıdığı bağımsızlık ruhunun yeniden güçlü biçimde vurgulandığı özellikle öne çıkarıld

Nazım Hikmet Bornova’da doğum gününde anıldı Haber

Nazım Hikmet Bornova’da doğum gününde anıldı

Türk Edebiyatı’nın dünyaca tanınan usta ismi, Şair Nazım Hikmet, Bornova Belediyesi ve Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı iş birliğiyle doğum gününde şiir, müzik ve sanatla anıldı. İZMİR (İGFA) - Söyleşi, şarkılar ve “Kız Çocuğu” şiirinden ilham alan, dünyanın farklı ülkelerinden çocukların barış temalı resimlerinin yer aldığı sergiyle etkinlik anlam kazandı. Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki, Nazım Hikmet’in barış, özgürlük ve vicdanın simgesi olduğunu vurguladı. Nazım Hikmet, doğum gününde Bornova Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı iş birliğiyle düzenlenen etkinlikle anıldı. Uğur Mumcu Kültür ve Sanat Merkezi’nde şiir, müzik ve resimle zenginleşen anma programı, büyük şairin devrimci kimliğini ve bugünlere miras bıraktığı barış düşüncesini bir kez daha görünür kıldı. NAZIM’IN DEVRİMCİ DURUŞU SÖYLEŞİDE ANLATILDI Etkinlik kapsamında düzenlenen söyleşide, Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı kurucu üyeleri Zeynep Oral ve Özcan Arca, Nazım Hikmet’in devrimci kişiliğini, bedel ödeyerek sürdürdüğü mücadelesini ve güncelliğini koruyan düşüncelerini anlattı. Söyleşi, katılımcılar tarafından büyük ilgiyle takip edildi. OCAK AYININ KARANLIĞINA KARŞI NAZIM’IN IŞIĞI Açılış konuşmasını yapan Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Altıok, Ocak ayının Türkiye tarihinde gazeteci cinayetleri ve katliamlarla anılan ağır bir dönem olduğuna dikkat çekti. Altıok, Nazım Hikmet’in devrimci kimliğiyle Metin Göktepe, Hrant Dink, Uğur Mumcu ve Muammer Aksoy gibi gazetecilerin mücadelesi arasında güçlü bir bağ olduğunu vurgulayarak, bu anmaların bir sorumluluk ve mücadele geleneği olduğunun altını çizdi. “KIZ ÇOCUĞU” ŞİİRİ BORNOVA’DA BARIŞA DÖNÜŞTÜ Etkinliğin düzenlendiği salonun girişinde, Nazım Hikmet’in savaşa karşı yazdığı “Kız Çocuğu” şiirinden ilham alan resimler sergilendi. Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği iş birliğiyle hayata geçirilen sergi, şiirin gönderildiği farklı ülkelerdeki çocukların barış hayallerini resmettiği eserlerden oluştu. Sergi, İzmir’de ilk kez Bornova’da sanatseverlerle buluştu. ŞİİR VE ŞARKILARLA NAZIM HİKMET Bornova Belediyesi Başkan Yardımcısı Cem Arıkan’ın da katıldığı anma programı; Ruhi Su, Zülfü Livaneli, Timur Selçuk ve Cem Karaca’nın eserleriyle, Nazım Hikmet şiirlerinin müzikle buluştuğu duygusal anlara sahne oldu. Şarkılar ve şiirler, salonu dolduran izleyicilere umut ve dayanışma duygusu yaşattı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.