Hava Durumu

#Şiddet

giresunsonhaber - Şiddet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şiddet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

OKUL SALDIRILARI SONRASI GIYABİ CENAZE NAMAZI GİRESUN’DA KALABALIK KATILIMLA KILINDI Haber

OKUL SALDIRILARI SONRASI GIYABİ CENAZE NAMAZI GİRESUN’DA KALABALIK KATILIMLA KILINDI

OKUL SALDIRILARI SONRASI GIYABİ CENAZE NAMAZI GİRESUN’DA KALABALIK KATILIMLA KILINDI Giresun’da Hacı Miktat Camii’nde düzenlenen gıyabi cenaze namazında Mete Bahadır Yılmaz’ın da yer aldığı kalabalık, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki saldırılarda hayatını kaybeden öğretmen ve öğrenciler için saf tuttu. Program yalnız kent merkezinde kalmadı; Giresun’un farklı ilçeleri için de eş zamanlı çağrı yapıldı. Eğitim-Bir-Sen aynı gün bütün illerde gıyabi cenaze namazı ve basın açıklaması düzenleneceğini ilan etti. Giresun’daki program tek bir ismin katılımı olarak değil, toplu bir anma ve dua buluşması olarak kayda geçti. . GİRESUN MERKEZLE SINIRLI KALMADI Gıyabi cenaze namazı için çağrı yalnız Hacı Miktat Camii ile sınırlanmadı. Çamoluk Merkez Camii, Espiye Merkez Camii, Görele Kumyalı Şehitlik Camii, Tirebolu Şehit Yunus Yılmaz İHL Camii, Şebinkarahisar Tekışık Camii ve Yağlıdere Merkez Camii de program listesine alındı. Bu nedenle Giresun’daki organizasyon, merkezde yapılan tekil bir tören değil, il geneline yayılan eş zamanlı bir buluşma niteliği taşıdı. UYGULAMA TÜRKİYE GENELİNE YAYILDI Gıyabi cenaze namazı yalnız Giresun’da yapılmadı. Eğitim-Bir-Sen, 17 Nisan Cuma günü bütün illerde eğitim kurumlarına yönelik saldırılarda hayatını kaybeden öğretmen ve öğrenciler için gıyabi cenaze namazı kılınacağını ve geniş katılımlı basın açıklamaları düzenleneceğini açıkladı. Van’ın Erciş ilçesinde de aynı gün Kara Yusuf Camii’nde gıyabi cenaze namazı kılındı ve sendikalar ortak açıklama yaptı. DİYANET HUTBEDE AYRI BAŞLIK AÇTI Diyanet İşleri Başkanlığı, 17 Nisan 2026 tarihli cuma hutbesini “Birbirimize Kenetlenelim, Sorumluluklarımızı İdrak Edelim” başlığıyla yayımladı. Hutbenin girişinde öğretmen ve öğrencileri hedef alan saldırılar açık biçimde anıldı; hayatını kaybedenler için rahmet, yaralılar için şifa duası yer aldı. Metin, saldırıların ardından toplumsal kenetlenme, sağduyu ve huzur ikliminin korunması çağrısı yaptı. ÇOCUKLARIN KORUNMASI İÇİN ORTAK SORUMLULUK VURGUSU Hutbenin devamında çocukların dijital bağımlılıklar, zararlı alışkanlıklar, bilinçsiz tüketim ve olumsuz iletişim diliyle kuşatıldığı vurgulandı. Diyanet, ailelerden kamu kurumlarına, sivil toplumdan eğitimcilere ve medya çevrelerine kadar herkes için açık sorumluluk çağrısı yaptı; çocukların şiddet içerikli oyunların ve yıkıcı akımların insafına bırakılmaması gerektiğini belirtti.

OKUL SALDIRILARI SONRASI 'TEMİZ TOPLUM'DAN SON ÇAĞRI Haber

OKUL SALDIRILARI SONRASI 'TEMİZ TOPLUM'DAN SON ÇAĞRI

Temiz Toplum Temiz Gelecek Platformu Başkanı Yunus Karakaya, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırıları sonrası yaptığı değerlendirmede, “Eğitim sistemi alarm veriyor, gençlik kontrolsüz bir çöküş sürecinde” ifadelerini kullandı. İZMİR (İGFA) - Temiz Toplum Temiz Gelecek Platformu Başkanı Yunus Karakaya, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Yaşanan olayların “münferit olmadığını” belirten Karakaya, Türkiye'deki eğitim sistemi, aile yapısı ve toplumsal değerlerde derin bir çöküş yaşandığını öne sürdü. “Değerlerini yitiren bir nesil, geleceğini de yitirir” diyen Karakaya, gençlerin manevi ve kültürel değerlerden kopmasının; şiddet, saygısızlık ve kontrolsüz davranışlar şeklinde tezahür ettiğini dile getirdi. Eğitim müfredatında “adabımuaşeret” dersinin yeniden zorunlu kılınması gerektiğini vurgulayan Karakaya, “Görgü ve saygı kurallarının yokluğunda ne aile yapısı ne de toplum ayakta kalabilir” şeklinde konuştu. Eğitim sistemindeki otorite kaybına da değinen Karakaya, “Geçmişte öğretmenler öğrencileri velilere bildirirdi, bugün ise durum tam tersine döndü. Bu bir gelişim değil, aksine bir çöküştür” değerlendirmesini yaptı. Şiddeti tetikleyen unsurları da sıralayan Karakaya; dijital içerikler, uyuşturucuya erişim kolaylığı, aile bağlarının zayıflaması ve medya içeriklerine dikkat çekerek, “Şiddet bir tesadüf değil, yaşananların bir sonucudur” dedi. TBMM ve ilgili kurumlara çağrıda bulunan Karakaya; okullarda güvenlik önlemlerinin artırılması, değerler eğitiminin zorunlu olması ve medya üzerindeki denetimlerin sıkılaştırılması gerektiğini belirtti. Ailelerin de bu süreçte sorumluluk alması gerektiğini hatırlatan Karakaya, açıklamasını “Bu sadece bir uyarı değil, son çağrıdır. Evlatlarımızı kaybedersek geleceğimizi de kaybederiz” sözleriyle noktaladı.

GİRESUN’DA EĞİTİM SENDİKALARINDAN ORTAK GÜVENLİK ÇAĞRISI Haber

GİRESUN’DA EĞİTİM SENDİKALARINDAN ORTAK GÜVENLİK ÇAĞRISI

GİRESUN’DA EĞİTİM SENDİKALARINDAN ORTAK GÜVENLİK ÇAĞRISI Giresun’da eğitim sendikaları 15 Nisan 2026’da üç ayrı noktada basın açıklaması yaptı. Türk Eğitim-Sen Atatürk Meydanı’nda, Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Atapark’ta, Hürriyetçi Eğitim-Sen ile Eğitim-Sen ise valilik bahçesinde okul güvenliğinin güçlendirilmesini istedi. Açıklamaların odağı, okullarda artan şiddet, güvenlik personeli eksikliği ve denetimsiz giriş-çıkışlar oldu. Giresun’da eğitim camiası okul güvenliği başlığı altında ortak tepki verdi. Kentte yapılan açıklamalar, Şanlıurfa Siverek’teki okul saldırısı ile Kahramanmaraş’taki kanlı olayın ardından düzenlendi. Yerel açıklamalarda okulların korunmasız bırakıldığı, eğitim çalışanları ile öğrencilerin doğrudan risk altında olduğu vurgulandı. ATATÜRK MEYDANI’NDA GÜVENLİK ÖNLEMİ ÇAĞRISI Türk Eğitim-Sen Giresun Şube Başkanı Tacettin Engin, Atatürk Meydanı’ndaki açıklamada okullardaki güvenlik zafiyetine dikkat çekti. Engin, kamera sistemlerinin güçlendirilmesini, her okula güvenlik görevlisi ya da kolluk desteği verilmesini, giriş-çıkış kontrollerinin düzenli hale getirilmesini ve okul yönetimlerinin bu alanda daha güçlü desteklenmesini istedi. Engin’in açıklaması, okul güvenliğinin yalnız idari bir ayrıntı değil, doğrudan can güvenliği meselesi haline geldiğini ortaya koydu. Türk Eğitim-Sen, öğretmen ve öğrencilere yönelik saldırıların ardından önlemin gecikmeden sahaya yansımasını talep etti. ATAPARK’TA ŞİDDET VE CEZASIZLIK VURGUSU Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Giresun İl Temsilciliği, Atapark’taki açıklamada “Eğitimde Şiddete ve Cezasızlığa Son” çağrısı yaptı. Eğitim-Bir-Sen Giresun Şube Başkanı Muhammet Sarı, eğitim kurumlarında yaşanan şiddetin münferit olmaktan çıktığını, yaygın bir toplumsal soruna dönüştüğünü söyledi. Sarı, bir gün önce de Siverek’teki saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada eğitimcilere yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu, öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının savunmasız bırakılamayacağını belirtti. Sarı, eğitimcilerin yaptıkları işin ağırlığına uygun çalışma ve güvenlik şartlarıyla korunması gerektiğini söyledi. VALİLİK BAHÇESİNDE RİSK ANALİZİ VE HESAP VERME TALEBİ Hürriyetçi Eğitim-Sen ile Eğitim-Sen üyeleri valilik bahçesinde ortak basın açıklaması yaptı. Hürriyetçi Eğitim-Sen Giresun Şube Başkan Yardımcısı İbrahim Günay, yeterli güvenlik personeli bulunmamasının, giriş-çıkışların kontrol altına alınmamasının ve etkin risk analizlerinin yapılmamasının bu tür olaylara doğrudan zemin hazırladığını söyledi. Eğitim-Sen Giresun Şube Başkanı Yıldıray Bıçak da öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin güvenliğini sağlayamayan kurumlar ile yöneticilerin kamuoyu önünde hesap vermesi gerektiğini belirtti. Bıçak, eğitim alanının bilimsel ve pedagojik temelden uzaklaşmasının ağır sonuçlar ürettiğini vurguladı ve güvenliğin kamusal sorumluluk olduğunu ifade etti. GİRESUN’DAN ÇIKAN ORTAK MESAJ NETLEŞTİ Giresun’daki üç ayrı açıklama, farklı sendikal çizgilerin aynı başlıkta buluştuğunu gösterdi. Kentte verilen ortak mesaj, okul güvenliğinin ertelenemez olduğu, her okulda somut önlem alınması gerektiği ve eğitim kurumlarının şiddetin değil güvenli kamusal yaşamın alanı olarak korunması zorunluluğu oldu.

Suça sürüklenen çocuk oranında artış eğilimi var! Haber

Suça sürüklenen çocuk oranında artış eğilimi var!

Son dönemde okullarda artan şiddet olaylarını değerlendiren Dr. Berat Dağ, “Özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelmede son dönemde bir yoğunluk olduğu belirtilebilir.” dedi. İSTANBUL (İGFA) - Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nden Dr. Berat Dağ, son dönemde okullarda artan şiddet olaylarını değerlendirdi. İstatistiksel veriler üzerinden genel tabloyu yorumlayan Dr. Dağ, “İstatistiksel verilere bakıldığı zaman suça sürüklenen çocukların oranında çok ciddi bir yükseliş eğilimi olduğunu görmek mümkündür. Dolayısıyla özellikle 15 ila 17 yaş aralığındaki çocuklarda cinayet, yaralama, tehdit, uyuşturucu kullanımı ve hırsızlık gibi suçlara yönelmede son dönemde bir yoğunluk olduğu belirtilebilir.” dedi. OKUL İKLİMİ GÜVEN VE ADALET ÜZERİNE İNŞA EDİLMELİ Okul ikliminin şiddet oranları üzerindeki etkisine dikkat çeken Dr. Dağ, “Okullardaki yönetici, öğretmen ve öğrenci ilişkilerinin güven ve adalet üzerine inşa edilmesi elbette ki çok önemlidir. Öğrencilerin eğitim-öğretim süreci boyunca güven, sevgi, saygı ve adalet gibi değerleri tam anlamıyla içselleştirmesi gereklidir.” diye konuştu. Rehberlik servisleri ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkinliğine de değinen Dr. Dağ, “Burada rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimlerinin etkin bir şekilde bu süreci yürütmesi söz konusudur. Ayrıca eğitimin temel bir toplumsal kurum olması hasebiyle bu birimlerin okulda eğitim alanında uzmanlaşmış sosyologlarla çalışması ihtiyacı da gündeme gelmelidir. Bu iş birliği bağlamında ilgilenilen öğrenci sayısını azaltacak atamalar yapıldığında okuldaki şiddet temelli sorunlar azalabilir.” ifadesinde bulundu. AİLE VE OKUL EŞGÜDÜMLÜ HAREKET ETMELİ Aile içi iletişim biçimleri ve ebeveyn tutumlarının okul şiddetine etkisine ilişkin değerlendirmesinde Dr. Dağ, “Diğer toplumsal kurumlarda olduğu gibi, aile ve eğitim kurumu da eşgüdümlü bir etkileşim dâhilinde süreklileşir. Yani ailelerinde dengeli bir ilişki düzeyi sürdürülmediği zaman çocuklar benzer dengesiz eylemlerini okulda da gerçekleştirebilir. Yine tersinden okulda şiddet temelli bir yaşamı içselleştiren çocukların yaşadığı aile ve ileride kendi kuracağı ailede sağlam bir ilişki biçimi inşa etmesi güçleşir. Dolayısıyla çocukların şiddet düzeyinin azalmasında ailelerin ve okulların koordineli bir şekilde hareket etmesi kritiktir.” Toplumda artan kutuplaşma ve öfke dilinin gençler üzerindeki etkisine de değinen Dr. Dağ, “Toplumsal düzeyde yoğunlaşan bir kutuplaşma sürecinden söz etmek mümkündür. Bugün hemen her konuda bireylerin ve grupların uzlaşmaz taraflar haline geldiği örnekler çoktur. Bu da insanların güvensizlik, korku, öfke, sevgisizlik ve saygısızlık temelli şedit yönelimlere hızla yönelebildiğini göstermektedir. Gençlerin bu toplumun önemli parçalarından biri olduğu fark edildiğinde mevcut şiddet sarmalından etkilenmemesi düşünülemez.” diye konuştu. Siber zorbalık ile okul içi fiziksel şiddet arasındaki ilişkiye ilişkin olarak ise Dr. Dağ, “Siber zorbalık ve okul içi fiziksel şiddet arasında birbirini karşılıklı bir şekilde etkileyen bir bağ olduğu düşünülebilir. Bu bağlamda siber ortamda zorbalık yapmayı normalleştiren birinin fiziksel şiddete de başvurması beklenebilir. Aynı şekilde sorunlarını fiziksel şiddetle çözmeye çalışan bireylerin siber zorbalığa yönelme ihtimali de güçlüdür.” dedi. Tekil vakalar söz konusu olsa dahi her iki alanda da önleyici politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Dr. Dağ, “Diğer taraftan bu ihtimaller gerçekleşmese dahi tekil olarak fiziksel şiddeti olduğu kadar siber zorbalığı da önleyici tedbirler almak şarttır.” ifadesinde bulundu. GENÇLERİ YARGILAMAK YERİNE ANLAMAYA ÇALIŞMAK GEREKİYOR Gençlerin toplumun sürekliliğini sağlayan en önemli grup olduğunu vurgulayan Dr. Dağ, “Gençler, toplumsal sürekliliği sağlayan en önemli gruptur. O bağlamda toplumların geleceğinin şekillenmesinde gençlerin şu anki durumu belirleyici olacaktır. Dolayısıyla toplumda süregelen kuşaklar arasındaki arzu uyuşmazlıklarının nedenlerini yargılamaktan çok anlamaya çalışmak sahici bir adım olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.

KAYIHAN PALA’DAN 14 MART’TA SERT ÇIKIŞ: “HEKİMİN İLK TALEBİ CAN GÜVENLİĞİ OLMAMALI” Haber

KAYIHAN PALA’DAN 14 MART’TA SERT ÇIKIŞ: “HEKİMİN İLK TALEBİ CAN GÜVENLİĞİ OLMAMALI”

KAYIHAN PALA’DAN 14 MART’TA SERT ÇIKIŞ: “HEKİMİN İLK TALEBİ CAN GÜVENLİĞİ OLMAMALI” CHP Sağlık Politika Kurulu Başkanı Kayıhan Pala, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada sağlıkta şiddet, tıp eğitimi, çalışma koşulları ve hekim göçü başlıklarında mevcut sağlık sistemini sert sözlerle eleştirdi. Pala, hekimlerin en temel talebinin can güvenliği haline gelmesini, Türkiye’de sağlık düzeninin içine sürüklendiği tablonun en çarpıcı göstergelerinden biri olarak değerlendirdi. Ankara’da yapılan basın toplantısında konuşan Pala, 14 Mart’ın yalnızca bir kutlama günü değil, aynı zamanda Türkiye’de modern tıp eğitiminin ve sağlık alanındaki tarihsel mücadelenin sembolü olduğunu vurguladı. Ancak Pala’ya göre bugün sağlık çalışanlarının karşı karşıya olduğu tablo, kutlamadan çok alarm verici sorunların büyüdüğü bir döneme işaret ediyor. Şiddet, sağlık sisteminin merkezindeki yaraya dönüştü Pala’nın açıklamasında en güçlü vurgu sağlıkta şiddet başlığında öne çıktı. Hekimlerin “Ne istiyorsunuz?” sorusuna ilk sırada “can güvenliği” yanıtını vermesinin kabul edilemez olduğunu belirten Pala, bunun olağan bir çalışma hayatı değil, ağır bir sistem bozukluğu anlamına geldiğini söyledi. Meclis komisyonlarında ve çeşitli raporlarda sağlıkta şiddeti önlemeye dönük çok sayıda öneri ortaya konmasına rağmen bu adımların büyük ölçüde uygulanmadığını savunan Pala, yaşananların artık münferit değil yapısal bir kriz olduğunu dile getirdi. Tıp eğitiminde sayı büyüdü, nitelik tartışması derinleşti CHP’li Pala, sağlık alanındaki sıkışmanın yalnızca çalışma yaşamıyla sınırlı olmadığını, tıp eğitiminde de ciddi bir kalite sorunu yaşandığını ifade etti. Sayıları hızla artan tıp fakülteleri arasında eğitim standardının korunamadığını belirten Pala, hem temel tıp eğitiminde hem de uzmanlık eğitiminde planlama ve nitelik sorunlarının ağırlaştığını söyledi. Sağlık politikalarında nicelik artışının başarı gibi sunulduğunu, ancak niteliğin geri plana itilmesinin ülkenin gelecekteki hekimlik kapasitesini zayıflattığını kaydetti. Çalışma koşulları ve özlük hakları tartışmanın odağında Basın toplantısında hekimlerin ve sağlık çalışanlarının çalışma düzenine ilişkin eleştiriler de dikkat çekti. Pala, kamu ile özel sektör arasında özlük hakları bakımından büyüyen farklara işaret ederken, tıp fakülteleri ile şehir hastaneleri arasındaki yapısal ayrışmanın da akademik sağlık sistemini yıprattığını savundu. Üniversite hastanelerinin hem insan kaynağı hem de ekonomik kaynak bakımından geriye düştüğünü ifade eden Pala, bunun yalnızca bugünü değil, Türkiye’nin sağlık alanındaki uzun vadeli birikimini de tehdit ettiğini söyledi. Hastaya ayrılan süre azalıyor, memnuniyetsizlik büyüyor Pala’nın değerlendirmesine göre sağlık sistemindeki tıkanmanın bir başka sonucu da hekim ile hasta arasındaki ilişkinin zayıflaması oldu. Tanı ve tedavi süreçlerinde yeterli sürenin ayrılamadığını belirten Pala, zaman baskısı altında çalışan hekimlerin mesleki tatmininin düştüğünü, hastaların da nitelikli sağlık hizmetine erişimde memnuniyetsizlik yaşadığını söyledi. Bazı branşların geçmişte yoğun ilgi görmesine rağmen bugün giderek daha az tercih edilmesini de sistemin içerden verdiği alarm olarak yorumladı. CHP’den sağlık politikalarında değişim iddiası Pala, açıklamasının sonunda CHP’nin sağlık alanında farklı bir model önerdiğini vurgulayarak, iktidar değişiminde 14 Martların gerçek anlamda bayram olarak kutlanabileceğini savundu. Bu ifade, yalnızca sembolik bir temenni değil; sağlıkta şiddetin önlendiği, hekimlerin çalışma güvencesinin sağlandığı, tıp eğitiminin niteliğinin yükseltildiği ve sağlık hizmetinin ticari baskıdan arındırıldığı yeni bir düzen vaadi olarak öne çıktı. 14 Mart mesajı, sağlık alanındaki krizi yeniden gündeme taşıdı 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle yapılan bu açıklama, yıllardır sağlık emekçilerinin dile getirdiği temel sorunları bir kez daha kamuoyunun önüne taşıdı. Kayıhan Pala’nın sözleri, sağlık sisteminde biriken yapısal sorunların yalnızca meslek örgütlerinin değil, siyasetin de daha sert biçimde tartışacağı başlıklardan biri haline geldiğini gösterdi. 14 Mart’ın simgesel ağırlığı bu yıl kutlamadan çok, sağlık sisteminin içinde bulunduğu gerilimi görünür kılan bir siyasal mesajla öne çıktı.

​​​​​​​ÇYDD GİRESUN ŞUBE BAŞKANI YILMAZ: "ATAMIZIN YOLUNDA EMİN ADIMLARLA YÜRÜYORUZ" Haber

​​​​​​​ÇYDD GİRESUN ŞUBE BAŞKANI YILMAZ: "ATAMIZIN YOLUNDA EMİN ADIMLARLA YÜRÜYORUZ"

ÇYDD GİRESUN ŞUBE BAŞKANI YILMAZ: "ATAMIZIN YOLUNDA EMİN ADIMLARLA YÜRÜYORUZ" GİRESUN – Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Giresun Şube Başkanı Havva Yılmaz, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle yaptığı basın açıklamasında kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği vurgusu yaptı. Yılmaz, Cumhuriyet kazanımlarının önemine değinerek, "Atamızın yolunda emin adımlarla yürüyoruz" dedi. "8 Mart Bir Kutlama Değil, Kararlı Bir Direnişin Sembolüdür" Başkan Havva Yılmaz, 8 Mart'ın tarihsel sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: "8 Mart, 100 yılı aşkın süredir, tüm dünyada kadınların var olma ve haklarını savunma iradesini hatırlatan bir gün olarak anılmaktadır. Geçmişten bugüne eşitlik, özgürlük ve adalet için verilen kararlı bir direnişin sembolüdür. Bu tarih bir kutlama değil; yüzyıllardır süren hak arayışının, dayanışmanın ve dönüşüm iradesinin en güçlü tarihsel ifadesidir." Yılmaz, kadınların karşılaştığı engellerin sürdüğünü belirterek, "Kadınların yalnızca kadın oldukları için verdikleri bu hak mücadelesi hala erkek egemen sistemin yarattığı eşitsizliklerle karşı karşıyadır. Yaşamın her alanında kendini gösteren bu durum; eğitimde, çalışma hayatında ve hatta en temel insan haklarında kadınların önüne görünür ve görünmez engeller koymaya devam etmektedir." şeklinde konuştu. "Kadın Haklarını Savunmak Ortak Sorumluluktur" Toplumsal ilerlemenin kadınların her alanda eşit fırsaa “8 Mart, Kadınların Özgürlük Mücadelesinin Sembolüdür” Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Giresun Şube Başkanı Havva Yılmaz, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, kadın hakları mücadelesinin tarihsel önemine dikkat çekerek, “Atamızın yolunda emin adımlarla yürüyoruz” dedi. 8 Mart’ın Tarihsel Anlamına Vurgu ÇYDD Giresun Şube Başkanı Havva Yılmaz, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, 8 Mart’ın yalnızca bir kutlama günü olmadığını, kadınların yüz yılı aşkın süredir sürdürdüğü hak arayışının ve eşitlik mücadelesinin simgesi olduğunu belirtti. Yılmaz, açıklamasında şu değerlendirmede bulundu: “8 Mart, 100 yılı aşkın süredir tüm dünyada kadınların var olma ve haklarını savunma iradesini hatırlatan bir gün olarak anılmaktadır. Bu tarih bir kutlama değil; eşitlik, özgürlük ve adalet için verilen kararlı direnişin tarihsel ifadesidir.” “Kadın Hakları Toplumsal Kalkınmanın Anahtarıdır” Kadın haklarının yalnızca bireysel bir hak arayışı olmadığını ifade eden Yılmaz, bunun aynı zamanda çağdaş ve adil bir toplumun kurulmasının temel şartı olduğunu vurguladı. Yılmaz’a göre bir ülkenin gerçek anlamda ilerleyebilmesi için kadınların; eğitimde çalışma hayatında bilim ve sanat alanlarında karar alma mekanizmalarında eşit fırsatlara sahip olması gerekiyor. Ancak tüm kazanımlara rağmen kadınların hâlâ cinsiyet temelli ayrımcılık, eşitsizlik ve şiddetle karşı karşıya kaldığını belirten Yılmaz, kadın haklarının güçlendirilmesinin demokratik bir hukuk devleti olmanın temel gereği olduğunu ifade etti. Kadına Yönelik Şiddete Dikkat Çekti Açıklamada kadına yönelik şiddet konusuna da değinen Yılmaz, kadın cinayetlerinin bireysel olaylar olarak görülmemesi gerektiğini belirtti. Yılmaz, şunları söyledi: Kadına yönelik şiddetin sona erdirilmesi ertelenemez bir sorumluluktur. Kadınların yaşam hakkı tam ve etkin biçimde korunmalıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliği kamusal politikaların merkezinde yer almalıdır. Kadın cinayetlerinin köklerinin eşitsizlik ve ayrımcılık sorununda bulunduğunu vurgulayan Yılmaz, kadınların güven içinde yaşayabildiği bir toplum için mücadele etmeye devam edeceklerini ifade etti. “Eşitliğin Temeli Çağdaş Eğitimdir” ÇYDD’nin çalışmalarına da değinen Yılmaz, toplumsal cinsiyet eşitliğinin en güçlü dayanağının laik, bilimsel ve çağdaş eğitim olduğunu söyledi. Derneğin 1989 yılından bu yana 150 bini aşkın kız öğrencinin eğitimine destek verdiğini belirten Yılmaz, Cumhuriyet değerleri doğrultusunda kadınların eğitim yoluyla güçlenmesine katkı sağlamayı sürdürdüklerini dile getirdi. “Cumhuriyet Kadın Haklarının Teminatıdır” Yılmaz açıklamasında, Cumhuriyet’in kadınlara tanıdığı hakların Türkiye’nin toplumsal dönüşümünde önemli bir rol oynadığını vurguladı. Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurulan Cumhuriyet’in kadınlara erken dönemde seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere birçok temel hak tanıdığını hatırlatan Yılmaz, bu kazanımların bir aydınlanma devriminin parçası olduğunu ifade etti. “Cumhuriyet ile bize emanet edilen değerleri korumak ve geliştirmek en temel sorumluluğumuzdur” diyen Yılmaz, laik, demokratik ve eşitlikçi bir toplumsal düzen için mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti. “Atamızın Yolunda Yürümeye Devam Edeceğiz” Açıklamasının sonunda Yılmaz, kadınların eşit haklara ve fırsatlara sahip olduğu bir Türkiye için çalışmaya devam edeceklerini ifade ederek şu mesajı verdi: “Dün olduğu gibi bugün de Cumhuriyetimizin kazanımlarından ve Atatürk devrimlerinden aldığımız güçle kadınların hak arayışında yanlarında duruyoruz. Atamızın yolunda emin adımlarla yürümeye devam edeceğiz.” tlara sahip olmasıyla mümkün olacağını ifade eden Yılmaz, "Kadın haklarını savunmak, yalnızca bireysel bir hak arayışı değil; adil, eşit ve çağdaş bir toplum inşa etmenin ortak sorumluluğudur." vurgusunu yaptı. Kadın cinayetlerinin köklerinin eşitsizlikte olduğunu söyleyen Başkan Yılmaz, "Kadın cinayetleri, bireysel olaylar değil; kökleri eşitsizlikte ve ayrımcılıkta olan ciddi bir toplumsal sorundur." dedi. Eğitim ve Cumhuriyet Vurgusu ÇYDD'nin 1989'dan bu yana 150 bini aşkın kız öğrenciye destek sunduğunu belirten Yılmaz, açıklamasını Cumhuriyet değerlerine atıfta bulunarak tamamladı: "Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ve milli mücadele dönemi arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet, kadınların eşit yurttaşlık hakkını güvence altına alan köklü bir dönüşümün adıdır. Daha kuruluş yıllarında kadınlara seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere pek çok temel hakkı tanıyan Cumhuriyet, bu yönüyle bir aydınlanma ve eşitlik devrimidir. Kadınların toplumsal yaşamın öznesi olarak var olmasını esas alan bu miras, bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır." Yılmaz, laik ve demokratik toplumsal düzeni savunma kararlılığında olduklarını belirterek, "ÇYDD olarak, her kadının eşit haklara ve fırsatlara sahip olduğu bir Türkiye için çalışmaya, dayanışmayı büyütmeye devam edeceğiz." ifadeleriyle sözlerini noktaladı.

Bakanı Tunç: Savunmasız bebeğe şiddet asla kabul edilemez Haber

Bakanı Tunç: Savunmasız bebeğe şiddet asla kabul edilemez

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Kahramanmaraş’ta bir hastanenin yoğun bakım ünitesinde bir hemşirenin bebeğe şiddet uyguladığı iddiasına ilişkin yaptığı açıklamada, olayın vicdanları yaraladığını belirterek adaletin eksiksiz şekilde tecelli edeceğini vurguladı. ANKARA (İGFA) - Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Kahramanmaraş’ta bir hastanenin yoğun bakım ünitesinde savunmasız bir bebeğe yönelik şiddet uygulandığı iddiasına ilişkin açıklamalarda bulundu. Görüntülerin kamuoyuna yansımasının ardından konuşan Tunç, olayın toplum vicdanını derinden yaraladığını ifade etti. Bakan Tunç, yaşamı korumakla yükümlü bir kişinin, en korunmasız bir cana zarar vermesinin yalnızca bireysel bir suç olmadığını belirterek, bunun aynı zamanda insanlığa ve mesleki etik değerlere karşı işlenmiş ağır bir ihlal olduğunu vurguladı.Açıklamada, bebeği yaraladığı iddiasıyla söz konusu hemşirenin Kahramanmaraş 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılamasının devam ettiği bilgisi paylaşıldı. Yargı sürecinin titizlikle sürdürüldüğünü belirten Tunç, bu tür olaylara karşı hukukun kararlılıkla işletileceğini ifade etti. https://twitter.com/yilmaztunc/status/2014339707648290959 Adalet Bakanı Tunç, “Hepimizi derinden üzen ve asla kabul edilemeyecek bu şiddet olayıyla ilgili adalet, hiçbir tereddüde yer bırakmadan tecelli edecektir.” ifadelerini kullandı.

“CEZASIZLIK BİTSİN, KATLİAMLAR DURDURULSUN” Haber

“CEZASIZLIK BİTSİN, KATLİAMLAR DURDURULSUN”

“CEZASIZLIK BİTSİN, KATLİAMLAR DURDURULSUN” Giresun Hayvanları Koruma Derneği, Ordu’da bir hayvan barınağında yaşandığı öne sürülen vahşet görüntülerine sert tepki gösterdi. Dernek, hayvanlara yönelik ihmal ve kötü muamele iddialarının artık münferit olaylar olmaktan çıktığını vurgulayarak, sorumluların cezalandırılması çağrısında bulundu. Giresun Atatürk Meydanı’nda gerçekleştirilen basın açıklamasına; CHP Giresun İl Başkanı Gökhan Şenyürek, Merkez İlçe Başkanı Olcay Küçük, Merkez İlçe Kadın Kolları Başkanı Birsu Cındık, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) İl Temsilcisi Havva Yılmaz, HAYKONFED Karadeniz Bölge Temsilcisi ile çok sayıda hayvansever destek verdi. “Bu Ülkede Hayvanların Yaşam Hakkı Sistematik Olarak Görmezden Geliniyor” Basın açıklamasını okuyan Giresun Hayvanları Koruma Derneği Başkanı Hande Nur Hancıoğlu, Türkiye’nin farklı noktalarında yaşanan hayvan hakları ihlallerinin ortak bir zeminde buluştuğunu ifade etti. Hancıoğlu açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Bugün burada, Türkiye’nin farklı noktalarında yaşanan; ancak aynı ihmal, aynı duyarsızlık ve aynı denetimsizlik anlayışının sonucu olan hayvanlara yönelik ağır hak ihlallerine karşı sessiz kalmamak için toplandık. Ordu’da bir barınakta kamuoyuna yansıyan görüntüler ile Ankara’da Matmazel isimli bir köpeğin öldürülmesi, bu ülkede hayvanların yaşam hakkının nasıl sistematik biçimde görmezden gelindiğinin acı örnekleridir.” “Barınaklar Yaşatmak İçindir, Ölüme Terk Etmek İçin Değil” Ordu’daki barınakla ilgili kamuoyuna yansıyan görüntülere dikkat çeken Hancıoğlu, hayvanların yeterli beslenmeye ve tedaviye erişemediğini, denetim ve bakım eksikliği nedeniyle yaşam koşullarının ağırlaştığının açıkça görüldüğünü söyledi. Hancıoğlu sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir barınağın temel görevi hayvanları yaşatmak ve korumaktır. Ancak ortaya çıkan bu görüntüler, bazı barınakların kuruluş amacından tamamen uzaklaştığını göstermektedir. Bu tabloyu hiçbir idari açıklama, hiçbir gerekçe ve hiçbir mazeret kabul edilebilir kılamaz.” “Sorumlular Kim? Hesap Neden Sorulmuyor?” Açıklamasında yetkililere de açık sorular yönelten Hancıoğlu, denetimsizlik ve cezasızlık zincirinin hayvanlara yönelik şiddeti beslediğini ifade etti. “Bir barınakta hayvanların temel ihtiyaçları karşılanamıyorsa, bunun idari sorumluluğu kimlerdedir? Denetimsizlik nedeniyle hayvanlar yaşam mücadelesine zorlanıyorsa, bunun hesabı neden sorulmamaktadır? Hayvanlara yönelik şiddet olaylarında caydırıcı cezalar neden hâlâ etkin biçimde uygulanmamaktadır?” “Takipçisi Olacağız” Basın açıklaması, “Cezasızlık bitsin, katliamlar durdurulsun” sloganlarıyla sona ererken, dernek yetkilileri hem Ordu’daki olayın hem de Türkiye genelindeki benzer vakaların yakından takipçisi olacaklarını vurguladı. Giresun Hayvanları Koruma Derneği, hayvanların yaşam hakkının korunması için kamu kurumlarını sorumluluk almaya, denetim mekanizmalarını etkin biçimde işletmeye ve hukuki süreçleri gecikmeden yürütmeye çağırdı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.