Hava Durumu

#Şehirleşme

giresunsonhaber - Şehirleşme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şehirleşme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

GİRESUN İŞ DÜNYASINDAN KENTSEL DÖNÜŞÜM VE YATIRIM ÇAĞRISI Haber

GİRESUN İŞ DÜNYASINDAN KENTSEL DÖNÜŞÜM VE YATIRIM ÇAĞRISI

GİRESUN İŞ DÜNYASINDAN KENTSEL DÖNÜŞÜM VE YATIRIM ÇAĞRISI Giresun Ticaret ve Sanayi Odası ev sahipliğinde düzenlenen Müşterek Oda-Borsa toplantısında kentin ekonomik sorunları, organize sanayi bölgeleri, ulaşım yatırımları, finansmana erişim ve kentsel dönüşüm süreci ele alındı. İş dünyası, “Yarısı Bizden” kampanyasının Giresun’da da uygulanması için çağrısını yineledi. Giresun iş dünyası, kentin ekonomik önceliklerini ve çözüm bekleyen başlıklarını Müşterek Oda-Borsa toplantısında değerlendirdi. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda, Organize Sanayi Bölgeleri yatırımları, ulaşım projeleri, finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar, artan maliyet baskısı, vergi yapılandırması ihtiyacı ve kentsel dönüşüm süreci gündeme alındı. “YARISI BİZDEN” KAMPANYASI GİRESUN İÇİN GÜNDEME GELDİ Toplantının öne çıkan başlıklarından biri, kentsel dönüşüm kapsamında uygulanan “Yarısı Bizden” kampanyasının Giresun’da da hayata geçirilmesi oldu. Giresun iş dünyası temsilcileri, güvenli konut, planlı şehirleşme ve güçlü altyapı ihtiyacına dikkat çekerek, ekonomik koşullar nedeniyle vatandaşların ve esnafın dönüşüm maliyetini tek başına karşılamakta zorlandığını vurguladı. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu, kentsel dönüşümün artık tercih değil zorunluluk haline geldiğini belirtti. Çakırmelikoğlu, daha önce farklı şehirlerde uygulanan “Yarısı Bizden” kampanyasının Giresun’da da uygulanmasını talep ettiklerini ifade etti. OSB YATIRIMLARI DEĞERLENDİRİLDİ Toplantıda Giresun’un üretim altyapısını güçlendirecek Organize Sanayi Bölgesi projeleri de ele alındı. Hasan Çakırmelikoğlu, Espiye-Tirebolu bölgesindeki 3. Organize Sanayi Bölgesi, Görele’de kurulan 4. Organize Sanayi Bölgesi ve Şebinkarahisar OSB’nin yatırım süreçleri hakkında bilgi verdi. OSB yatırımlarının üretim, istihdam ve bölgesel kalkınma açısından önem taşıdığı belirtilirken, sanayi altyapısının güçlendirilmesi için sürecin yakından takip edilmesi gerektiği ifade edildi. FINDIKTA KAHVERENGİ KOKARCA UYARISI Giresun Ticaret Borsası Başkanı Hamza Bölük, toplantıda fındık sektöründe yaşanan gelişmelere dikkat çekti. Bölük, kahverengi kokarca tehdidine karşı üreticilerin bahçelerinde ilaçlama yapması gerektiğini belirterek, üreticilere duyarlılık çağrısında bulundu. Fındık üretiminde zararlı tehdidinin verim ve kalite açısından risk oluşturduğuna dikkat çekilen toplantıda, üreticilerin mücadele sürecini ihmal etmemesi gerektiği vurgulandı. FATOOĞLU: TÜM EKONOMİK ALANLARI HAREKETLENDİRİR Bulancak Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ali Fatoğlu, “Yarısı Bizden” projesinin yalnızca inşaat sektörüne değil, Giresun ekonomisinin geneline katkı sağlayacağını belirtti. Fatoğlu, kampanyanın kentte uygulanabilmesi için ilgili kurumlar ve bakanlıklarla sürecin resmileştirilmesine yönelik görüşmeler yapılması gerektiğini ifade etti. FİNANSMAN VE MALİYET BASKISI MASADA Toplantıda işletmelerin finansmana erişimde yaşadığı sıkıntılar, artan maliyetler ve vergi yapılandırması ihtiyacı da gündeme geldi. Giresun iş dünyası temsilcileri, üretim, ticaret ve yatırım ortamının güçlenmesi için finansman kanallarının rahatlatılması, maliyet baskısının azaltılması ve işletmelere nefes aldıracak düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini dile getirdi. Giresun’daki oda ve borsa temsilcileri, kentin ekonomik gelişimi için yatırım, altyapı, sanayi, ulaşım ve kentsel dönüşüm başlıklarında ortak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.

GTSO’NUN “YARISI BİZDEN” ÇAĞRISI Haber

GTSO’NUN “YARISI BİZDEN” ÇAĞRISI

GTSO’NUN “YARISI BİZDEN” ÇAĞRISI Giresun Ticaret ve Sanayi Odası, Hasan Çakırmelikoğlu’nun Giresun için “Yarısı Bizden” çağrısını 27 Nisan 2026 saat 11.00’de resmi hesabından yayımladı. Aynı içerik, 25 ve 26 Nisan’da bazı yerel basın organlarında haber olarak yer aldı. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu’nun kentsel dönüşüm ve “Yarısı Bizden” kampanyası çağrısı, resmi oda paylaşımından önce yazılı basında ve bu basın kuruluşların web adreslerinde yer aldı. Ancak, çağrının özü değişmedi. Çakırmelikoğlu, Giresun’daki yapı stokunun ekonomik ömrünü tamamladığını belirtti, kentsel dönüşümün hızlandırılmasını istedi ve Giresun’un “Yarısı Bizden” kampanyasına pilot il olarak dahil edilmesi gerektiğini savundu. ÇAKIRMELİKOĞLU’NUN AÇIKLAMASI “Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu, Giresun’daki yapı stokunun önemli bir bölümünün ekonomik ömrünü tamamladığını belirterek, kentsel dönüşümün hızlandırılması gerektiğini söyledi. Çakırmelikoğlu, şehrin ‘Yarısı Bizden’ kampanyası kapsamına alınarak pilot il ilan edilmesi çağrısında bulundu. Çakırmelikoğlu yaptığı açıklamada, mevcut yapıların başta deprem olmak üzere doğal afetlere karşı ciddi riskler taşıdığını ifade etti. Bu durumun yalnızca bir barınma sorunu olmadığını vurgulayan Çakırmelikoğlu, aynı zamanda ticaret, üretim ve şehir ekonomisini doğrudan etkileyen hayati bir mesele olduğuna dikkat çekti. Güvenli konutlar, planlı şehirleşme ve güçlü altyapının sürdürülebilir ekonomik yapının temelini oluşturduğunu dile getiren Çakırmelikoğlu, ‘Kentsel dönüşüm sürecinin hızlandırılması artık bir tercih değil, zorunluluktur’ dedi. Ekonomik şartlar nedeniyle vatandaşların ve esnafın dönüşüm sürecini tek başına üstlenmekte zorlandığını belirten Çakırmelikoğlu, devlet destekli ‘Yarısı Bizden’ kampanyasının bu noktada önemli bir çözüm sunduğunu kaydetti. Kampanya kapsamında sağlanan hibe, düşük faizli uzun vadeli kredi ve kira yardımlarının süreci daha sürdürülebilir hale getirdiğini ifade etti. Çakırmelikoğlu, kampanyanın Giresun’da uygulanması halinde riskli yapıların dönüşümünün hızlanacağını, vatandaşın mali yükünün hafifleyeceğini ve inşaat başta olmak üzere birçok sektörde ekonomik hareketlilik yaşanacağını belirtti. Ayrıca şehrin daha güvenli, modern ve yaşanabilir bir yapıya kavuşacağını söyledi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı başta olmak üzere yetkili kurumlara çağrıda bulunan Çakırmelikoğlu, Giresun’un kampanya kapsamına alınması için gerekli adımların ivedilikle atılmasını istedi. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası olarak sürecin her aşamasında sorumluluk almaya hazır olduklarını belirten Çakırmelikoğlu, şehrin yapı stoku, coğrafi koşulları ve dönüşüm ihtiyacının aciliyeti dikkate alındığında pilot il olarak belirlenmesinin ülke genelinde örnek bir model oluşturacağını sözlerine ekledi.” EKONOMİK OLARAK BİR KARŞILIĞI VAR MI? “Yarısı Bizden” kampanyasının Giresun’a uygulanması, Bakanlık kararı ve resmi kapsam genişlemesi halinde ekonomik karşılık üretir. İstanbul için yürütülen mevcut modelde her konut için 875 bin TL hibe, 875 bin TL kredi ve 125 bin TL taşınma desteği sağlanıyor. Bir iş yeri için 437 bin 500 TL hibe, 437 bin 500 TL kredi ve 125 bin TL taşınma desteği veriliyor. Bu destek Giresun’a açılırsa üç ayrı sonuç doğurur: riskli yapıların dönüşüm maliyeti hak sahipleri için azalır, inşaat ve yapı malzemeleri sektöründe hareketlilik oluşur, şehir merkezindeki eski yapı stoku için dönüşüm baskısı artar. Ancak kampanya tek başına bütün maliyeti çözmez. Arsa payı, imar hakkı, müteahhit fizibilitesi, malik uzlaşısı, ek finansman ve geçici barınma maliyeti sürecin belirleyici unsurları olur. DAHA ÖNCE UYGULANAN YERLER OLDU MU? “Yarısı Bizden” kampanyası resmi olarak İstanbul için yürütüldü. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, kampanyanın İstanbul’da kentsel dönüşümü hızlandırmak için 22 Şubat 2024’te yürürlüğe girdiğini ve 80 binden fazla bağımsız bölümün dönüşümüne destek sağlandığını açıkladı. Bakanlık, 31 Aralık 2026’ya kadar riskli yapı ilan edilen bağımsız bölümlerin kampanyadan yararlanmasının önünü açan düzenlemeyi de İstanbul için tanımladı.

İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor Haber

İklim Krizi Alerjiyi Tetikliyor: Hastalıklar Hızla Artıyor

Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, 4-10 Nisan Dünya Alerji Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, iklim değişikliği, şehirleşme, hava kirliliği, yaşam tarzındaki değişiklikler ve kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını arttırdığına dikkat çekti. İklim değişikliği nedeniyle yükselen sıcaklıklar, mevsimsel alerjisi olan kişilerin daha uzun bir süre boyunca daha fazla polene maruz kalmasını sağlıyor. Bu durum alerjenlerin havada kalma süresini uzatıyor ve alerji şikayetlerini arttırıyor. Günümüzde çocukların yaklaşık üçte birinde, yetişkinlerin ise önemli bir kısmında alerjik hastalıklara rastlanıyor. En yaygın görülen alerjik hastalıklar; alerjik rinit (saman nezlesi), alerjik astım, ürtiker, atopik dermatit (egzema), arı alerjileri ve bazı gıda alerjileridir. Alerjik rinit hastalarının genellikle burun akıntısı, burun tıkanıklığı, hapşırık, gözlerde kaşıntı ve sulanma, astım hastalarında ise nefes darlığı, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtiler görülüyor. Bu şikâyetlerin özellikle ilkbahar aylarında ya da ev tozu gibi alerjenlere maruz kalındığında artıyor. Alerjide doğru tanı, doğru tedavi planı için temel adımdır Tanı sürecine ilişkin bilgi veren Alerji ve İmmünoloji Uzmanı Dr. Nurhan Sayaca, alerji tanısında hastanın şikâyetlerinin ve öyküsünün dikkatle değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını açıkladı. Bunun yanında deri prick testleri ve bazı kan testleri ile kişinin hangi alerjenlere karşı duyarlılık geliştirdiğinin belirlenebildiğini, doğru tanının doğru tedavi planı için temel adım olduğunu vurguladı. Alerjik hastalıkların tedavisine de değinen Sayaca, üç temel yaklaşım bulunduğunu belirtti. İlk olarak alerjene maruziyetin azaltılmasının, yani korunma önlemlerinin önemine dikkat çeken Sayaca, ikinci aşamada ilaç tedavilerinin uygulandığını söyledi. Üçüncü ve en etkili yöntemlerden birinin ise alerji aşıları olarak bilinen immünoterapi olduğunu ifade eden Sayaca, bu tedavinin alerjik hastalıkların seyrini değiştirebilen ve uzun vadede kalıcı iyileşme sağlayabilen tek yöntem olduğunu dile getirdi. Alerji aşıları bağışıklık sistemini yeniden eğitiyor Alerji aşısının nasıl uygulandığına ilişkin de bilgi veren Sayaca, bu tedavinin bağışıklık sistemini yeniden eğitmeyi amaçladığını anlattı. Hastaya alerjisi olduğu maddeye karşı çok küçük dozlarla başlanarak düzenli aralıklarla artan miktarlarda alerjen verildiğini belirten Sayaca, bu sayede bağışıklık sisteminin zamanla o maddeye karşı aşırı tepki vermemeyi öğrendiğini söyledi. Tedavi süresinin genellikle 3 ila 5 yıl arasında değiştiğini ifade eden Sayaca, düzenli uygulandığında birçok hastada şikâyetlerin belirgin şekilde azaldığını, bazı hastalarda ise tamamen ortadan kalkabildiğini aktardı. Ayrıca bu tedavinin astım gelişme riskini azaltma gibi uzun vadeli faydalarının da bulunduğunu ekledi. Kimler alerji aşısı olabilir? Kimlerin alerji aşısı olabileceğine ilişkin açıklamalarda bulunan Sayaca, öncelikle alerjinin testlerle net olarak ortaya konulması gerektiğini belirtti. Özellikle polen, ev tozu akarı, küf mantarı veya arı alerjisi bulunan ve ilaç tedavisine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda bu yöntemin düşünülebileceğini ifade eden Sayaca, hem çocuklarda hem de yetişkinlerde uygulanabildiğini söyledi. Alerji aşısı oldukça güvenlidir ancak her hastaya uygulanamaz Toplumda alerji aşılarıyla ilgili yanlış bilinenlere de değinen Sayaca, en sık karşılaşılan yanlış inanışın bu tedavinin çok riskli olduğu yönünde olduğunu dile getirdi. Oysa uzman hekim kontrolünde ve uygun hastalarda uygulandığında alerji aşılarının oldukça güvenli olduğunu vurgulayan Sayaca, bir diğer yanlış bilginin ise her alerji hastasına bu tedavinin uygulanabileceği düşüncesi olduğunu ifade etti. Sayaca, bu nedenle mutlaka uzman değerlendirmesi gerektiğini söyledi. Alerji belirtilerini hafife almayın Son olarak alerji hastalarına önerilerde bulunan Sayaca, alerji belirtilerinin hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. Alerjiye neden olan faktörlerin mümkün olduğunca azaltılmasının önemine dikkat çeken Sayaca, ev tozu alerjisi olanların ev temizliğine özen göstermesi gerektiğini, polen alerjisi bulunan kişilerin ise yoğun polen dönemlerinde açık havada uzun süre kalmamaya dikkat etmesi gerektiğini belirtti. Doktor önerisi dışında ilaç kullanılmaması gerektiğini ifade eden Sayaca, uzun süren veya yaşam kalitesini olumsuz etkileyen şikâyetlerde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Apartmanlar Komşuluk Bağlarını Kopardı Haber

Apartmanlar Komşuluk Bağlarını Kopardı

Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, modern şehir yaşamıyla birlikte apartmanlar ve yüksek binalarda yaşayanların sayısının artmasının, anonimleşme ve sosyal izolasyon gibi olguların komşuluk ilişkilerini yüzeyselleştirdiğini dile getirerek, “İnsanlar artık komşularını tanımamakta ve karşılıklı iletişimde bulunmamaktadır. Türkiye genelinde yapılan bir araştırma, Türk halkının yüzde 63,3'ünün komşuluk ilişkilerinin geçmişteki kadar güçlü olmadığını, yüzde 31,2'sinin ise tamamen sona erdiğini düşündüğünü ortaya koymuştur.” dedi. Metropollerde dahi sıcak ve dayanışmacı komşuluk ilişkilerinin devam ettiğini belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Özellikle mahalle kültürünün hakim olduğu alanlarda yahut küçük apartmanlarda, insanlar arasında güven ilişkisi ve yardımlaşma hala önem arz etmektedir.” ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Süleymanlı, komşuluk ilişkilerinin toplumsal dayanışmanın temelini oluşturduğunu belirterek, “Günümüzde artan sosyal yalnızlık koşullarında, komşuluk ilişkileri yalnızlıkla mücadelede önemli bir araç olabilir.” şeklinde konuştu. Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Profesör Süleymanlı, 17 Kasım Dünya Komşular Günü vesilesiyle komşuluk kavramını sosyolojik açıdan ve modern şehir yaşamının bu ilişkiler üzerindeki tesirini değerlendirdi. Komşuluk, sosyolojik açıdan daha yakın Komşuluk, insanların yaşadıkları çevrede geliştirdikleri sosyal ilişkileri ifade eder diyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu ilişkiler duygusal destek, yardımlaşma, güven ve karşılıklı sorumluluk gibi unsurlardan neşet eder. Komşuluk, yalnızca fiziksel bir yakınlığı değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve psikolojik bağların oluşturduğu bir yapıyı simgelemektedir. İnsanlar, benzer hayat tarzları, değerler ve ihtiyaçlar çerçevesinde bir araya gelirler ve bu, komşuluk ilişkilerini şekillendirir.” diye belirtti. Geleneksel toplumlarda komşuluğun önemi büyüktü Geleneksel toplumlarda komşuluk güçlü sosyal bağlar oluştururdu ve toplumun yapısal bağlarını kuvvetlendirirdi diyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar, komşularıyla sürekli etkileşimde bulunur, birbirleriyle yardımlaşır ve güvenlik konusunda destek olurdu. Bu ilişkiler aynı zamanda psikolojik destek sağlamakta ve aidiyet hissi açısından büyük öneme sahipti. Bu tür bağlar toplumsal uyumun sağlanmasında kritik bir rol oynardı.” dedi. Şehirlerde komşuluk bağları zayıfladı Modern şehirleşme süreciyle beraber, apartmanlar ve yüksek binalarda yaşayanların sayısının artışının, anonimleşme ve sosyal izolasyon gibi süreçlerin komşuluk ilişkilerinin sığlaşmasına neden olduğunu ifade eden Profesör Süleymanlı, şunları söyledi: “İnsanlar artık komşularını tanımamakta ve karşılıklı etkileşimde bulunmamakta. 2024 yılında Areda Survey'in Türkiye genelinde gerçekleştirdiği geniş kapsamlı bir araştırma, Türk halkının yüzde 63,3'ünün komşuluk ilişkilerinin geçmişteki kadar güçlü olmadığını, yüzde 31,2'sinin ise bu ilişkilerin tamamen sona erdiğini düşündüğünü ortaya koymuştur." AVM kültürü esnaf komşuluğunu da etkiledi Çarşı ve esnaf komşuluklarında benzer bir dönüşüm yaşanmıştır. Eskiden mahalle ve çarşı esnafı arasında sıkı sosyal bağlar gelişir, alışveriş ve dayanışma ilişkileri güçlenirdi. Ancak günümüzde iş ortamlarının anonimleşmesi, alışveriş merkezlerinin (AVM) yaygınlaşması ve müşteri ilişkilerinin işlevselleşmesi sonucu, esnaf komşulukları daha yüzeysel ve çıkar odaklı hale gelmiştir.” dedi. Şehirleşme ve bireyselleşme, komşuluğu dönüştürdü Profesör Süleymanlı, şehirleşme ve bireyselleşmenin komşuluk ilişkilerinde belirgin bir değişim yarattığını söyleyerek, “Şehirleşme insanları birbirinden fiziksel anlamda uzaklaştırmış, yüksek katlı binalarda yaşayanlar arasında komşuluk bağları zayıflamıştır. Ayrıca, bireyselleşme eğilimleri kişisel alan ve mahremiyeti artırmış, komşularla etkileşim isteği azalmıştır. Bu süreçte, komşular arasındaki gürültü gibi sorunlar, ilişkileri olumsuz etkileyerek bireylerin birbirinden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Zaman içinde bu yaklaşımlar komşuları izole bir yaşam tarzına iter ve sosyal bağların giderek zayıflamasına yol açar. Yalnızlık ve güven kaybı, sadece Batı toplumlarıyla sınırlı kalmayıp, evrensel bir mesele haline gelmiştir.” diye ifade etti. Artık sadece gerekli oldukça komşularla iletişime geçiliyor Apartman ve site yaşamı fiziksel yakınlık sağlasa da sosyal etkileşimi azaltmaktadır diyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar daha çok kendi özel alanlarına çekilmekte ve yalnızca ihtiyaç duyduklarında komşularıyla iletişim kurmaktadır. Bu da geleneksel komşuluk bağlarının zayıflamasına neden oldu. Eskiden mahallelerde yaygın olan samimi ilişkiler ve yardımlaşma, apartman yaşamında daha yüzeysel hale geldi. Site yaşamının ortak alanları (park, otopark, sosyal tesisler) insanların bir araya gelmesini amaçlasa da bu alanlarda dahi ilişkiler yüzeysel kaldı. Dijitalleşme süreci, komşulukları daha bağımsız ve geçici hale getirdi; geleneksel sıcak ilişkiler yerini sanal ve mesafeli bağlara bıraktı.” şeklinde belirtti. Komşular arası dayanışma zayıfladı Geleneksel “komşu komşunun külüne muhtaçtır” ifadesinin, komşuluk ilişkilerinin ne kadar önemli ve yakın olduğunu vurguladığını belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “İnsanlar zor zamanlarında birbirlerine maddi veya manevi yardım ederdi ve bu anlayış sosyal dayanışmanın ve güvenin temelini oluştururdu. Ancak modern çağda bu kavrayış zayıflamıştır. Büyük şehirlerde, bireyselleşme ve kişisel alanın önem kazanmasıyla, komşular arasında dayanışma ruhu daha nadir görülüyor. Komşuluk ilişkileri sadece ihtiyaç anlarında şekillenirken, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma duygusu giderek azalmıştır.” dedi. Yüksek gelirli bölgelerde komşuluk ilişkileri bazen sosyal statüyle de ilişkili hale gelmektedir diyen Prof. Dr. Süleymanlı, “Yüksek gelir gruplarının yerleşim alanlarında, komşular arası ilişkiler daha yüzeysel ve rekabetçi olabiliyor. Bu durum, komşuluğun geleneksel ‘yardımlaşma’ ve ‘paylaşma’ anlayışından uzaklaşıp, ‘toplumsal görünürlük’ ve ‘sosyal statü’ üzerinden betimlenmesine yol açmıştır.” şeklinde konuştu. Komşuluk ilişkilerini sürdürenler hala bulunmakta Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, metropollerde bile sıcak ve dayanışmacı komşuluk ilişkilerini koruyanların hala var olduğunu belirterek, “Özellikle mahalle kültürünün kuvvetli olduğu yerlerde yahut küçük apartmanlarda, bireyler arasında güven ve yardımlaşma hala önem arz etmektedir.” dedi. Çat kapı misafirlik anlayışı artık yok Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, modern hayatta mahremiyetin artan değerinin komşuluk ilişkilerine yansıdığını ifade ederek, “İnsanlar, özel hayatlarına saygı gösterilmesini beklemekte ve bu sebeple komşularıyla daha az etkileşimde bulunmayı tercih etmektedir. Mahremiyetin artan öneminden dolayı, komşuluk mesafeleri genişlemiş ve insanlar arasında daha çekingen, yüzeysel ilişkiler gelişmiştir. Çat kapı misafir olma kültürü neredeyse tamamen ortadan kalkmıştır. Eskiden komşular birbirlerine rahatlıkla misafir olabilirken, günümüzde izinsiz ziyaretler ekseriyetle hoş karşılanmaktadır.” dedi. WhatsApp komşu grupları istenmeyen gerginliklere de yol açabiliyor Dijital çağ, komşuluk kavramını sanal ortama taşıdı diyen Prof. Dr. Süleymanlı, “WhatsApp grupları, sosyal medya ve çevrim içi platformlar, komşuların yalnızca bilgi paylaşımı yapmalarını değil, güvenlik ya da acil durumlarda çözüm üretmelerine de olanak tanıyor. Bu sayede, fiziksel olarak bir araya gelmeden de iletişim kurulabiliyor. Ancak, tüm bu kolaylıklara rağmen geleneksel ilişkilerin samimiyetini ve sıcaklığını dijital komşuluklar yansıtmıyor. Bu dönüşüm, komşuluk ilişkilerinin daha yüzeysel olmasına ve dayanışmanın azalmasına neden oluyor. Ayrıca dijital platformlardaki etkileşimler bazen yanlış anlaşılmalara ya da gerginliklere sebep olabiliyor. Bir bilgi paylaşımı veya yorum, komşular arasında istenmeyen gerginlikleri tetikleyebiliyor.” ifadesinde bulundu. Yalnız yaşayan yaşlılar ve çocuklu aileler için komşuluk hala önemli bir değer Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, komşuluk ilişkilerinin toplumsal dayanışmanın temeli olan önemli bir sosyal olgu olduğunu belirterek, “Ancak modern toplumun dinamikleri, şehirleşme, bireyselleşme ve dijitalleşme gibi faktörler bu bağları zayıflatmış, yerini daha izole bir yaşam tarzına bırakmıştır. Komşuluk ilişkilerinin yeniden güçlenmesi için yüz yüze iletişimin teşviki büyük önem taşır. Sosyal izolasyonun arttığı bu zamanda, komşuluk ilişkileri yalnızlıkla mücadelede önemli bir araç olabilir. Basit bir selamlaşma bile bu ilişkileri güçlendirebilir. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılar ile çocuklu aileler için komşular arası sıcak bir selam hayatidir. Bu bağlamda, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın ‘Komşuluk ilişkisi toplumu ayakta tutar’ sözü, yalnızlık ve güvensizlik gibi toplumsal sorunların önüne geçmede daha da anlam kazanmaktadır.” şeklinde sözlerini tamamladı.

İklim değişikliği Türkiye’de insan hareketliliğini etkiliyor Haber

İklim değişikliği Türkiye’de insan hareketliliğini etkiliyor

Boğaziçi Üniversitesi ile Vrije Universiteit Brussel araştırmacıları tarafından gerçekleştirilen ve Schneider Electric'in desteklediği araştırma, iklim değişikliğinin Türkiye ile çevresindeki göç, kalıcı yerleşim ve bölgesel dayanıklılık üzerindeki etkilerini veriye dayalı olarak ortaya koydu. İSTANBUL (İGFA) - Türkiye Bilişim Vakfı – Be Node Research yayını altında yayımlanan rapor, IPCC Altıncı Değerlendirme Raporu (AR6) senaryoları, ulusal veriler ve sosyal araştırmalarla iklim değişikliğinin insan hareketliliği üzerindeki etkilerini ele alıyor. Araştırma, sıcaklık artışları, su stresi ve tarımsal üretimdeki gerilemenin kırsal kaynaklar ve şehirleşme şekillerini geniş ölçüde etkilediğini öne sürüyor. Rapor, su kıtlığı ve tarımsal üretimdeki azalma nedeniyle iç göçün artacağını, şehirlerde altyapı ve hizmetler üzerinde baskılar oluşacağını, yaşlılar, kadınlar ve engelli bireylerin "zorunlu hareketsizlik" sebebiyle yeni hassasiyetlerle karşılaşabileceğini belirtiyor. Türkiye'nin, Suriye, Irak, İran ve Orta Asya'daki çevresel hassasiyetler nedeniyle hem hedeflenen hem transit hem de yönlendirici bir pozisyonda olduğu belirtilen rapor, Türkiye'nin iklim değişikliğine karşı önleyici stratejiler geliştirmesi gerektiğinin altını çiziyor. Kırsal bölgelerde yerinde kalmayı teşvik edecek sosyal ve ekonomik şartların güçlendirilmesi, tarımsal üretimin iklim dirençli hale getirilmesi ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi; şehirlerde büyüyen mahallelerin planlı altyapı ve sosyal uyum politikalarıyla desteklenmesi, raporda öne çıkan politikalar arasında bulunuyor. Schneider Electric Türkiye ve Orta Asya Bölge Başkanı İsmail Yamangil, çalışmanın iklim değişikliğinin toplumsal etkilerini çok katmanlı bir şekilde gösterdiğine dikkat çekerek, veriye dayalı ve disiplinler arası yaklaşımların önemini vurguladı. Başlangıç Noktası Lideri Cem Leon Menase, raporun, kurumlar ve topluluklar için hazırlıklı bir gelecek inşa etme yolunda rehberlik sunduğunu belirtti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.