Hava Durumu

#Şeffaflık

giresunsonhaber - Şeffaflık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şeffaflık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

​​​​​​​KAMUDAN BİLGİ ALMANIN YOLLARI GİRESUN’DA MASAYA YATIRILDI Haber

​​​​​​​KAMUDAN BİLGİ ALMANIN YOLLARI GİRESUN’DA MASAYA YATIRILDI

IPI’DEN GİRESUN’DA GAZETECİLERE BİLGİ EDİNME HAKKI EĞİTİMİ KAMUDAN BİLGİ ALMANIN YOLLARI GİRESUN’DA MASAYA YATIRILDI Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Türkiye genelinde sürdürdüğü “Bilgi Edinme Hakkı: Şeffaflık için Güçlü Bir Araç” eğitim serisinin Giresun ayağı gerçekleştirildi. Gazeteciler, bilgi edinme başvurularının nasıl hazırlanacağından reddedilen taleplerde izlenecek hukuki yollara kadar birçok başlığı uygulamalı olarak ele aldı. Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) tarafından düzenlenen Bilgi Edinme Hakkı Eğitimi, 19 Eylül 2026 Cumartesi günü Giresun’da gerçekleştirildi. Giresun Gazeteciler Derneği’nde düzenlenen programa gazeteciler başta olmak üzere farklı meslek ve çalışma alanlarından katılımcılar ilgi gösterdi. IPI’nin daha önce duyurduğu programda eğitmenlik görevini gazeteci Gülin Çavuş ile Avukat Mustafa Gökhan Tekşen üstlendi. IPI’nin Giresun programı için yaptığı duyuruda da eğitimin bilgi edinme hakkının somut örnekler üzerinden etkin biçimde kullanılmasına odaklanacağı belirtilmişti. BİLGİ EDİNME BAŞVURUSU NASIL SONUÇ ALIR? Eğitimde, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşlarından bilgi ve belge talep edilirken dikkat edilmesi gereken noktalar anlatıldı. Özellikle bilgi edinme başvurusunun doğru hazırlanması, talep edilen bilgi veya belgenin açık biçimde tanımlanması, kurumlardan gelen cevapların değerlendirilmesi ve alınan verilerin gazetecilik çalışmalarında nasıl kullanılabileceği üzerinde duruldu. IPI’nin eğitim serisinin temel başlıkları arasında sonuç almaya yönelik başvuru hazırlanması, gelen yanıtların haber ve araştırmalarda kullanılması, cevaplanmayan veya reddedilen başvurular karşısında izlenebilecek hukuki yollar ile bilgi edinme hakkının şeffaflık ve hesap verebilirlik amacıyla kullanılması yer alıyor. REDDEDİLEN BAŞVURULARDA HUKUKİ YOLLAR ANLATILDI Programın önemli başlıklarından biri de kamu kurumlarının bilgi taleplerini reddetmesi veya başvurulara cevap vermemesi durumunda kullanılabilecek hukuki mekanizmalar oldu. Gazetecilere, bilgi edinme sürecinin yalnızca bir dilekçe gönderilmesinden ibaret olmadığı; başvurunun hazırlanmasından verilen cevabın değerlendirilmesine ve gerektiğinde itiraz süreçlerinin işletilmesine kadar bütün aşamaların dikkatle takip edilmesi gerektiği aktarıldı. BİLGİ EDİNME, HABERCİLİĞİN ARAŞTIRMA ARACINA DÖNÜŞÜYOR Eğitimde bilgi edinme hakkının özellikle araştırmacı gazetecilik açısından taşıdığı önem de ele alındı. Kamu yatırımları, belediye kararları, ihaleler, imar uygulamaları, çevre, ulaşım, kamu harcamaları ve kurumların faaliyetleri gibi birçok konuda gazetecilerin doğrudan belgeye ulaşabilmesinin, haberlerin doğrulanabilir veriler üzerine kurulması açısından önemli olduğu vurgulandı. Bu kapsamda bilgi edinme başvurularının, yalnızca idari bir işlem değil, haber üretiminde belgeye ulaşmanın ve kamusal denetimi güçlendirmenin araçlarından biri olarak kullanılabileceği üzerinde duruldu. GİRESUN’DA UYGULAMALI EĞİTİM Saat 10.00’da başlayan ve yaklaşık dört buçuk saat süren programda katılımcılar, bilgi edinme hakkına ilişkin hukuki çerçeveyi ve uygulamada karşılaşılabilecek sorunları eğitmenlerle birlikte değerlendirme imkânı buldu. IPI’nin Türkiye’nin farklı şehirlerinde sürdürdüğü eğitim serisinin Giresun ayağı da böylece tamamlanmış oldu. Programın sonunda gazeteciler açısından öne çıkan mesaj ise netti: Kamu kurumlarından bilgi istemek yalnızca yasal bir hak değil; doğru kullanıldığında belgelere dayalı gazeteciliğin ve kamu denetiminin önemli araçlarından biri.

KAĞITTA 805 BİN TON, BAHÇEDE AYNI FINDIK VAR MI? Haber

KAĞITTA 805 BİN TON, BAHÇEDE AYNI FINDIK VAR MI?

KAĞITTA 805 BİN TON, BAHÇEDE AYNI FINDIK VAR MI? İHRACATÇI 805 BİN, RESMÎ KOMİSYON 705 BİN TON DİYOR; ÜRETİCİNİN BAHÇE GÖZLEMLERİ DAHA DÜŞÜK REKOLTE İHTİMALİ Türkiye’nin 2026 yılı fındık üretimine ilişkin farklı kurum ve sektör kuruluşları tarafından yapılan tahminler arasında 100 bin tonu aşan fark bulunuyor. İhracatçı birliklerinin son çalışmasında rekolte 805 bin 246 ton, Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonundaki komisyonların çalışmasında ise 704 bin 941 ton olarak hesaplandı. Buna karşılık üretim bölgelerinden gelen bazı saha gözlemleri, bahçelerdeki ürün miktarının açıklanan tahminlerin altında kalabileceği yönündeki tartışmaları artırıyor. Üreticilerin “Karanfil vardı ancak daha sonra beklenen miktarda fındık oluşmadı” şeklindeki gözlemleri biyolojik olarak mümkün görülürken, sektörde dile getirilen 400–500 bin tonluk düşük üretim senaryosu henüz Türkiye genelini temsil eden bilimsel bir rekolte çalışmasıyla doğrulanmış değil. Gerçek üretim miktarı hasat, ticari hareketler ve sezon sonu resmî verileriyle netleşecek. Türkiye’nin 2026 yılı fındık rekoltesi, hasat dönemine girilmesiyle birlikte sektörün en önemli tartışma başlıklarından biri haline geldi. Yılın farklı dönemlerinde yapılan tahminler; kullanılan yöntem, örnekleme zamanı, incelenen bahçe sayısı ve ürünün gelişim dönemine bağlı olarak önemli farklılıklar gösterdi. Bu nedenle rekolte rakamlarının yalnızca toplam ton üzerinden değil, hangi tarihte, hangi fenolojik dönemde, kaç bahçe ve dal üzerinde ve hangi yöntemle hesaplandığı dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekiyor. İLK TAHMİN 829 BİN 239 TONDU İhracatçı birliklerinin 2026 yılının şubat-mart döneminde gerçekleştirdiği ilk saha çalışmasında Türkiye fındık rekoltesi 829 bin 239 ton olarak tahmin edildi. Açıklanan bilgilere göre çalışmada 12 ildeki 79 ilçede bulunan 446 bahçede toplam 1.483 dal üzerinde inceleme yapıldı. Bu dönemde ürün henüz erken gelişim aşamasında bulunduğu için hesaplamalarda karanfil yoğunluğu gibi sezon başı göstergeleri önemli yer tuttu. Bu nedenle söz konusu rakamın, nihai üretim miktarından ziyade sezon başındaki potansiyel ürün miktarını gösteren erken dönem tahmini olarak değerlendirilmesi gerekiyor. İlk çalışmaya ilişkin kamuoyuna yansıyan verilere göre Türkiye rekoltesi 829 bin 239 ton seviyesinde hesaplandı. İKİNCİ ÇALIŞMADA 809 BİN 940 TON Nisan-mayıs döneminde gerçekleştirilen ikinci değerlendirmede Türkiye’nin tahmini fındık rekoltesi 809 bin 940 ton olarak hesaplandı. Bu rakam 12–14 Mayıs tarihlerinde Makao’da düzenlenen Uluslararası Sert Kabuklu ve Kuru Meyveler Konseyi Kongresi’nde de paylaşıldı. Böylece ihracatçıların ilk tahmini birkaç ay içerisinde yaklaşık 19 bin ton aşağı yönlü revize edilmiş oldu. TEMMUZ ÇALIŞMASI: 805 BİN 246 TON Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği tarafından 13–28 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen son çalışmada ise örnekleme alanı genişletildi. Açıklanan verilere göre 15 il, 87 ilçe ve 477 bahçede toplam 1.625 dal üzerinde inceleme yapıldı. Bu aşamada yalnızca çotanak sayısının değil, çotanakların kırılarak sağlam tane, randıman ve meyve tutum durumlarının da değerlendirildiği bildirildi. Çalışmanın sonucunda Türkiye’nin 2026 yılı tahmini fındık rekoltesi 805 bin 246 ton olarak hesaplandı. Böylece ihracatçı birliklerinin şubat-mart dönemindeki 829 bin 239 tonluk ilk tahmini temmuz sonunda yaklaşık 24 bin ton aşağı çekilmiş oldu. BAKANLIK KOMİSYONLARI 704 BİN 941 TON HESAPLADI Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda, fındık üretilen illerde oluşturulan rekolte tahmin komisyonlarının çalışmalarında ise Türkiye’nin 2026 yılı fındık rekoltesi 704 bin 941 ton olarak belirlendi. Bu rakam, ihracatçı birliklerinin 805 bin 246 tonluk son tahmininden 100 bin 305 ton daha düşük. İki tahmin arasındaki fark yaklaşık yüzde 14 seviyesinde bulunuyor. Bu farkın; örnekleme yöntemi, bahçe seçimi, rakım dağılımı, kullanılan verim katsayıları, boş tane oranları ve çalışma tarihleri gibi metodolojik unsurlardan kaynaklanması mümkün. Dolayısıyla iki rakam arasındaki farklılığın sağlıklı değerlendirilebilmesi için yalnızca nihai tonajların değil, kullanılan yöntemlerin de karşılaştırılması gerekiyor. ORDU’DA YAKLAŞIK 400 NOKTA İNCELENDİ Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı il müdürlüğünün açıklamasına göre Ordu’da sahil, orta ve yüksek kesimleri temsil edecek şekilde yaklaşık 400 noktada rekolte çalışması yapıldı. Sayım çalışmalarında hastalık ve zararlıların ürün üzerindeki etkilerinin de değerlendirmeye alındığı bildirildi. GİRESUN’DA 13 İLÇEDE 130 ÖRNEK BAHÇE Giresun’da ise 6–17 Temmuz tarihleri arasında 13 ilçedeki 130 örnek bahçede rekolte tespit çalışması gerçekleştirildi. Bakanlık koordinasyonundaki çalışmalar sonucunda ortaya çıkan 704 bin 941 tonluk tahmin, ihracatçıların hesabından önemli ölçüde düşük kaldı. TÜİK’İN İLK TAHMİNİ 715 BİN 350 TON TÜİK’in 2026 yılına ilişkin ilk bitkisel üretim tahmininde ise Türkiye’nin fındık üretimi 715 bin 350 ton olarak öngörüldü. Bu rakam, ihracatçı birliklerinin 805 bin tonluk tahmininden ziyade Bakanlık koordinasyonundaki komisyonların 704 bin 941 tonluk hesabına daha yakın bulunuyor. Mevcut durumda üç önemli kurumsal rakam ortaya çıkıyor: Kurum / Çalışma 2026 Tahmini İhracatçı birlikleri son tahmini 805.246 ton Bakanlık koordinasyonundaki rekolte komisyonları 704.941 ton TÜİK ilk bitkisel üretim tahmini 715.350 ton Bu farklılıklar, sezon tamamlanmadan açıklanan rekolte rakamlarının kesin üretim miktarı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini gösteriyor. ÜRETİCİNİN BAHÇE GÖZLEMİ FARKLI BİR TABLOYA İŞARET EDİYOR Rekolte tartışmasının diğer tarafında üreticilerin doğrudan bahçe gözlemleri bulunuyor. Giresun başta olmak üzere farklı üretim bölgelerinden bazı üreticiler, kış ve ilkbahar döneminde dallarda yoğun karanfil görülmesine rağmen ilerleyen aylarda aynı oranda fındık oluşmadığını belirtiyor. Bazı üreticiler bu durumu: “Karanfil vardı ancak daha sonra beklenen miktarda fındık oluşmadı.” sözleriyle ifade ediyor. Bu gözlemin bitki fizyolojisi bakımından mümkün olduğu biliniyor. Çünkü bir fındık dalında karanfil görülmesi, o çiçeğin mutlaka içi dolu ve hasat edilebilir bir fındığa dönüşeceği anlamına gelmiyor. KARANFİL SAYISI NEDEN TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL? Fındıkta dişi çiçeklerin görülmesi ile nihai meyvenin oluşması arasında uzun ve çok aşamalı bir biyolojik süreç bulunuyor. Nihai ürün miktarı; uygun ve yeterli tozlanmaya, çeşit uyumuna, döllenme başarısına, hava sıcaklıklarına, yağış durumuna, kuraklık ve su stresine, beslenme koşullarına, hastalık ve zararlı baskısına, fizyolojik dökülmelere, meyvenin iç doldurma başarısına bağlı olarak değişebiliyor. Dolayısıyla kış döneminde yoğun karanfil bulunması, aynı oranda hasat edilebilir ürün elde edileceğini garanti etmiyor. Bilimsel çalışmalarda da fındıkta nihai meyve tutumu ve tane oluşumunun, başarılı tozlanma ve döllenmenin yanı sıra çok sayıda çevresel ve fizyolojik etkene bağlı olduğu ortaya konuluyor. 500–600 BİN TON İHTİMALİ KONUŞULUYOR AMA HENÜZ BİLİMSEL TAHMİN DEĞİL Bahçelerden aktarılan düşük ürün gözlemleri, 2026 yılı Türkiye fındık rekoltesinin açıklanan kurumsal tahminlerin altında gerçekleşebileceği yönündeki değerlendirmeleri artırıyor. Bu kapsamda üretici ve sektör çevrelerinde 500–600 bin ton seviyeleri de gündeme getiriliyor. Ancak bu rakamların mevcut aşamada Türkiye’nin 2026 yılı için bilimsel yöntemlerle doğrulanmış ulusal rekolte tahmini olarak kabul edilmesi mümkün değil. Çünkü kamuoyuna açıklanmış; Türkiye genelini temsil eden,örnekleme yöntemi ortaya konulan,il ve ilçe dağılımı açıklanan,örnek bahçe sayısı belirtilen,kullanılan verim katsayıları yayımlanan yeni bir çalışmanın sonucu değil. Dolayısıyla 500–600 bin tonluk aralık, bazı üretici saha gözlemleri ve sektör değerlendirmelerinden hareketle gündeme gelen olası bir düşük üretim senaryosu olarak değerlendirilmelidir. Belirli bölgelerde veya bahçelerde görülen ürün kayıplarının bütün üretim alanlarına aynı oranda yansıdığını kabul etmek bilimsel açıdan doğru olmaz. 2025 SEZONU ÖNEMLİ BİR ÖRNEK Geçen sezon yaşanan gelişmeler, erken dönem rekolte tahminlerinin neden ihtiyatla değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir örnek oluşturuyor. İhracatçı birliklerinin 2025 ürünü için şubat ayında açıkladığı ilk rekolte tahmini 768 bin 715 ton seviyesindeydi. Nisan ayında yaşanan zirai donun ardından tahminler aşağı yönlü revize edildi. Mayıs ayında 609 bin 384 ton, temmuz ayında 601 bin 206 ton, kasım ayındaki revizyonda ise 528 bin 808 ton seviyeleri açıklandı. TÜİK’in daha sonra yayımladığı 2025 yılı nihai üretim verisinde Türkiye’nin fındık üretimi 441 bin ton olarak gerçekleşti. 2025 Rekolte Süreci Açıklanan / Tahmin Edilen Miktar İlk Tahmine Göre Fark Şubat – İlk ihracatçı tahmini 768.715 ton — Mayıs – Don sonrası tahmin 609.384 ton -159.331 ton Temmuz – Yeni saha tahmini 601.206 ton -167.509 ton Kasım – İhracatçı revizyonu 528.808 ton -239.907 ton TÜİK nihai üretimi 441.000 ton -327.715 ton İLK TAHMİNLE NİHAİ ÜRETİM ARASINDA 327 BİN TON FARK 2025 sezonunda şubat ayında açıklanan 768 bin 715 tonluk ilk tahmin ile TÜİK’in açıkladığı 441 bin tonluk nihai üretim arasında 327 bin 715 ton fark oluştu. Başka bir ifadeyle nihai üretim, ilk tahminin yaklaşık yüzde 43 altında kaldı. Kasım ayında 528 bin 808 tona kadar düşürülen son ihracatçı tahmini dahi TÜİK’in açıkladığı üretimin 87 bin 808 ton üzerinde gerçekleşti. Bu tablo, erken dönemde karanfil veya daha sonraki dönemde çotanak sayımlarına dayanan rekolte çalışmalarının önemli göstergeler olmakla birlikte, nihai üretim miktarıyla aynı anlama gelmediğini gösteriyor. Ancak burada önemli bir bilimsel sınırlama bulunuyor: 2025 yılında yaşanan yüzde 43’lük farktan hareketle 2026 yılında da aynı oranda sapma yaşanacağı sonucuna varılamaz. Her sezonun iklim, don, kuraklık, hastalık, zararlı, döllenme ve verim koşulları farklıdır. Bu nedenle 2025 verileri, 2026 için doğrudan matematiksel bir düzeltme katsayısı olarak değil, erken dönem tahminlerinde oluşabilecek sapmaların mümkün olduğunu gösteren tarihsel bir örnek olarak değerlendirilmelidir. DEVREDEN STOK REKOLTEDEN AYRI TUTULMALI 2026 fındık piyasasının değerlendirilmesinde rekolte kadar önemli diğer bir unsur da önceki sezondan devreden stok miktarı. Uluslararası Sert Kabuklu ve Kuru Meyveler Konseyinin mayıs ayında yayımlanan arz çalışmasında Türkiye’nin 2026–2027 sezonuna yaklaşık 150 bin ton kabuklu fındık stoku ile girebileceği öngörüldü. Aynı çalışmada 809 bin 940 tonluk üretim tahmini üzerinden Türkiye’nin toplam arzının 959 bin 940 ton olabileceği hesaplandı. Ancak söz konusu 150 bin ton, TMO depolarında fiilen sayılmış ve TMO tarafından resmen açıklanmış stok miktarı değil. Bu tahmini stok miktarının; ne kadarının TMO’da, ne kadarının üreticide, ne kadarının tüccar veya manavlarda, ne kadarının ihracatçılarda, ne kadarının sanayi kuruluşlarının depolarında bulunduğu kamuoyuna açıklanan tabloda ayrıştırılmıyor. Bu nedenle 150 bin tonluk rakamın doğrudan “TMO’nun elindeki stok” olarak ifade edilmesi doğru değil. TMO’NUN GÜNCEL STOK MİKTARI NET OLARAK AÇIKLANMIŞ DEĞİL TMO’nun 2026 yılı fındık alım kampanyasına ilişkin açıklamalarında Kurumun elindeki toplam fındık stokunun güncel miktarına ilişkin ayrıntılı bir stok cetveli kamuoyuyla paylaşılmış değil. Bu nedenle doğrulanabilir resmî veriler üzerinden; “TMO’nun elinde şu kadar, üreticinin elinde bu kadar fındık bulunmaktadır” şeklinde kesin bir tonaj dağılımı yapmak mümkün değil. Ordu Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet Bayhan, 13 Şubat 2026 tarihinde yaptığı açıklamada TMO’nun elinde piyasayı baskılayabilecek ölçüde fındık kalmadığını ve üreticide de sınırlı miktarda ürün bulunduğunu savundu. Ancak bu açıklama, TMO tarafından yayımlanmış resmî bir stok cetveli değil; sektör ve meslek kuruluşu temsilcisinin değerlendirmesi niteliğinde. Ağustos ayında ziraat odası temsilcilerinin yaptığı bazı açıklamalar ise bazı üreticilerin ellerinde hâlen 2025 mahsulü bulunduğunu gösteriyor. Ancak üretici elindeki eski mahsulün Türkiye genelindeki toplam miktarına ilişkin de doğrulanmış bir tonaj bulunmuyor. TMO YALNIZCA YENİ MAHSULÜ KABUL EDİYOR TMO’nun 2026 yılı alım esaslarına göre Kurum, yeni sezon ürünü dışında eski mahsul veya eski ve yeni mahsulün karıştırıldığı ürünleri kabul etmiyor. Bu nedenle üreticinin elinde kalmış olan 2025 mahsulü fındık, TMO’nun 2026 sezonu için açıkladığı yeni mahsul alım fiyatından değerlendirilemiyor. Bu durum, eski mahsul üretici stokunun serbest piyasadaki davranışının yeni sezon ürününden ayrı değerlendirilmesini gerektiriyor. STOK İLE REKOLTE BİRBİRİNE KARIŞTIRILMAMALI Fındık piyasasında iki temel kavramın birbirinden ayrılması gerekiyor: Rekolte, belirli üretim yılında bahçeden elde edilen yeni ürün miktarıdır. Toplam arz ise yeni üretimin yanı sıra önceki yıllardan devreden stokları da kapsayabilir. Dolayısıyla geçen yıldan kaldığı tahmin edilen 150 bin tonluk stok, 2026 yılında bahçelerde üretilen fındık miktarının bir parçası değildir. Örneğin 2026 yılı yeni mahsul üretiminin 700 bin ton ve devreden stokun 150 bin ton olduğu varsayıldığında toplam arz 850 bin tona ulaşabilir. Ancak bu durumda 2026 rekoltesi yine 700 bin tondur. Bu ayrım fiyat analizi açısından da önem taşıyor. Üreticinin elindeki fındıkla büyük sanayi kuruluşlarının, ihracatçıların veya ticari depoların elindeki stokların piyasaya çıkış zamanı ve fiyat davranışı aynı olmayabilir. Bu nedenle sağlıklı bir piyasa analizi yapılabilmesi için stokların ekonomik aktörlere göre mümkün olduğunca ayrıştırılması gerekiyor. REKOLTE ÇALIŞMALARINDA DAHA FAZLA ŞEFFAFLIK GEREKİYOR İhracatçıların 805 bin 246 tonluk hesabı ile Bakanlık koordinasyonundaki komisyonların 704 bin 941 tonluk tahmini arasında yaklaşık 100 bin ton fark bulunması, rekolte çalışmalarının metodolojisinin daha ayrıntılı açıklanmasının önemini artırıyor. Bilimsel karşılaştırmanın yapılabilmesi için mümkün olduğunca şu bilgilerin kamuoyuyla paylaşılması yararlı olacaktır: Örnek bahçelerin il ve ilçe dağılımı, rakım grupları, çeşit dağılımı, bahçelerin bakım durumu, dekara düşen ocak sayısı, dal başına çotanak miktarı, çotanaktaki ortalama tane sayısı, boş ve gelişmemiş tane oranı, randıman, hastalık ve zararlı etkisi, kullanılan verim katsayıları, sonuçların hata payı veya güven aralığı. Bu veriler yayımlandığında iki farklı kurumsal tahmin arasındaki yaklaşık 100 bin tonluk farkın nedenleri daha sağlıklı biçimde analiz edilebilir. YÜKSEK REKOLTE TAHMİNİ FİYATI ETKİLEYEBİLİR Mİ? Rekolte tahminleri yalnızca teknik veya istatistiksel bir konu değil. Tarımsal ürün piyasalarında beklenen üretim miktarı, arz beklentilerini ve buna bağlı olarak alıcıların, satıcıların ve sanayi kuruluşlarının piyasa davranışlarını etkileyebilen unsurlardan biri. Ancak belirli bir rekolte açıklamasının tek başına piyasa fiyatını düşürdüğünü söyleyebilmek için ayrıca ekonomik veri ve nedensellik analizi yapılması gerekir. Bu nedenle daha doğru değerlendirme şudur: Gerçekleşenden yüksek bir rekolte beklentisinin oluşması, diğer piyasa koşullarıyla birlikte, üreticinin pazarlık gücü ve fiyat beklentileri üzerinde etkili olabilecek faktörlerden biridir. Bu etkinin derecesi; dünya fındık üretimi, devreden stok, ihracat talebi, sanayi talebi, döviz kuru, büyük alıcıların satın alma politikaları, TMO ve diğer kamu müdahaleleri ile birlikte değerlendirilmelidir. BUGÜN İÇİN ÜÇ AYRI TABLO VAR 29 Ağustos 2026 itibarıyla kamuoyuna yansıyan bilgiler değerlendirildiğinde üç ayrı seviye öne çıkıyor: İhracatçı birliklerinin son tahmini: 805 bin 246 ton. Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonundaki komisyonların tahmini: 704 bin 941 ton. Bazı üretici ve sektör çevrelerinin saha gözlemlerinden hareketle dile getirdiği düşük üretim senaryosu: 500–600 bin ton. Ancak üçüncü rakamın ilk iki tahminle aynı bilimsel ve kurumsal statüde olmadığı özellikle belirtilmeli. 805 bin ve 704 bin tonluk rakamlar belirli örnekleme ve saha çalışmalarına dayanırken, 500–600 bin tonluk seviye henüz kamuoyuna açıklanmış ulusal ölçekli yeni bir rekolte çalışmasıyla doğrulanmış değil. GERÇEK TABLO HARMANDA VE SEZON SONUNDA ORTAYA ÇIKACAK Fındıkta kesin üretim miktarının hasat tamamlanmadan tam olarak belirlenmesi oldukça güç. Sezon ilerledikçe; üreticinin harmana indirdiği ürün, TMO alımları, FİSKOBİRLİK ve diğer alıcıların alımları, ticaret borsalarının tescil rakamları, ihracat miktarları, iç tüketim, sanayi kullanımı, devreden stoklar birlikte değerlendirilmeli. TÜİK’in sezon sonunda açıklayacağı nihai üretim verisi de 2026 yılı rekoltesinin resmî istatistikler açısından temel referansı olacak. SONUÇ: TAHMİN, SAHA GÖZLEMİ VE GERÇEK ÜRETİM AYRI AYRI DEĞERLENDİRİLMELİ 2026 yılı fındık rekoltesinde bugün için kesin bir rakamdan değil, farklı yöntemlerle oluşturulmuş tahminlerden söz etmek daha doğru. İhracatçı birliklerinin 805 bin 246 tonluk son tahmini ile Bakanlık koordinasyonundaki komisyonların 704 bin 941 tonluk hesabı arasında yaklaşık 100 bin tonluk fark bulunuyor. TÜİK’in 715 bin 350 tonluk ilk tahmini ise Bakanlık komisyonlarının rakamına daha yakın duruyor. Bahçelerden gelen ve “karanfil vardı ancak beklenen miktarda fındık oluşmadı” şeklinde özetlenen üretici gözlemleri de biyolojik açıdan dikkate alınması gereken saha bulguları arasında. Ancak bu gözlemlerden hareketle Türkiye rekoltesinin kesin olarak 400–500 bin tona gerilediği sonucuna ulaşmak için henüz yeterli ulusal ve karşılaştırılabilir veri bulunmuyor. 2025 yılında ilk tahminle nihai üretim arasında 327 bin 715 tonluk fark yaşanmış olması da erken dönem tahminlerinin ihtiyatla değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Bununla birlikte geçen yıl yaşanan sapmanın 2026 yılına doğrudan uygulanması da bilimsel olarak doğru değil. Sağlıklı değerlendirme için kurumsal rekolte tahminlerinin tahmin olarak, üreticilerin bahçe gözlemlerinin saha bulgusu olarak, geçen yıldan devreden stokların ise yeni mahsul üretiminden ayrı bir arz unsuru olarak ele alınması gerekiyor. İhracatçı birliklerinin ve Bakanlık koordinasyonundaki komisyonların kullandıkları yöntemleri, ilçe ve rakım bazlı verileri, boş tane oranlarını ve verim katsayılarını daha ayrıntılı paylaşması; TMO’nun da elindeki stok ile sezon boyunca gerçekleştirdiği günlük ve toplam alım miktarlarını düzenli olarak kamuoyuna açıklaması, piyasadaki belirsizliği azaltacaktır. Çünkü fındıkta rekolte hesabı yalnızca istatistikten ibaret değil. Üretim beklentisine ilişkin açıklamalar, piyasanın arz algısını ve dolayısıyla üreticinin fiyat beklentisini ve pazarlık koşullarını etkileyebilecek ekonomik göstergeler arasında yer alıyor. 2026 sezonunun gerçek fındık rekoltesi ise tahmin tablolarından çok, harmana giren ürün ve sezon sonunda ortaya çıkacak resmî kayıtlarla belli olacak.

IPI’DEN GİRESUN’DA GAZETECİLERE BİLGİ EDİNME HAKKI EĞİTİMİ Haber

IPI’DEN GİRESUN’DA GAZETECİLERE BİLGİ EDİNME HAKKI EĞİTİMİ

IPI’DEN GİRESUN’DA GAZETECİLERE BİLGİ EDİNME HAKKI EĞİTİMİ KAMU KURUMLARINDAN BİLGİ ALMANIN YOLLARI GİRESUN’DA ANLATILACAK Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Türkiye’nin farklı kentlerinde sürdürdüğü “Bilgi Edinme Hakkı: Şeffaflık için Güçlü Bir Araç” başlıklı eğitim serisini Giresun’a taşıyor. Gazeteciler, sivil toplum örgütleri, aktivistler ve avukatlara yönelik eğitim, 19 Eylül 2026 Cumartesi günü saat 10.00–14.30 arasında Giresun Gazeteciler Cemiyeti’nde gerçekleştirilecek. Programda yalnızca bilgi edinme mevzuatının anlatılması değil, kamu kurumlarından alınmak istenen bilgi ve belgeler için sonuç almaya yönelik başvuruların nasıl hazırlanacağı ve bu belgelerin gazetecilik çalışmalarında nasıl kullanılabileceğinin uygulamalı olarak ele alınması hedefleniyor. BAŞVURU NASIL YAPILACAK, REDDEDİLİRSE NE OLACAK? Eğitimde özellikle gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının sahada sık karşılaştığı sorular üzerinde durulacak. Katılımcılara; bilgi edinme hakkının hukuki dayanakları,kamu kurumlarına etkili bilgi edinme başvurusu hazırlanması,talep edilen bilgi ve belgenin doğru şekilde tarif edilmesi,kurumlardan gelen cevapların araştırma ve haberlerde kullanılması,cevapsız bırakılan başvurular,reddedilen bilgi ve belge taleplerine karşı izlenebilecek hukuki yollar,bilgi edinme hakkının şeffaflık ve kamu denetimi amacıyla kullanılması konularında pratik bilgiler aktarılacak. IPI’nin aynı eğitim serisinin Ankara ayağına ilişkin duyurularda da programın, bilgi edinme başvurularını sıradan bir idari işlem olmaktan çıkararak araştırmacı gazetecilik ve sivil toplum çalışmaları için etkili bir denetim aracına dönüştürmeyi amaçladığı belirtilmişti. EĞİTİMİ GÜLİN ÇAVUŞ VE GÖKHAN TEKŞEN VERECEK Giresun’daki programın eğitmenleri gazeteci Gülin Çavuş ile Avukat Gökhan Tekşen olacak. Çavuş, medya, yapay zekâ, dezenformasyon ve etik teknoloji alanlarında çalışan gazeteci, araştırmacı ve eğitmen olarak biliniyor. Teyit’in eş kurucuları arasında yer alan Çavuş, daha sonra Yapay Gündem’i kurdu ve medya ile teknoloji ilişkisi üzerine eğitim ve araştırmalar yürüttü. Avukat Gökhan Tekşen ise özellikle basın hukuku ve ifade özgürlüğü alanlarındaki çalışmalarıyla tanınıyor. Tekşen’in önceki IPI eğitimlerinde bilgi edinme başvurularının hukuki zemini ile reddedilen talepler karşısında kullanılabilecek hukuki yollar üzerinde durduğu görülüyor. NEDEN BİLGİ EDİNME HAKKI? Türkiye’de bilgi edinme hakkı, 2003 yılında kabul edilen 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu ile yasal güvenceye kavuştu. Hak, 2010 yılında yapılan anayasa değişikliğiyle anayasal düzeyde de güvence altına alındı. Ancak yasal düzenlemeye rağmen özellikle gazeteciler ve sivil toplum örgütlerinin kamu kurumlarından bilgi alma süreçlerinde ciddi sorunlarla karşılaştığına ilişkin araştırmalar bulunuyor. IPI’nin Türkiye’de gazeteciler ve sivil toplum temsilcileriyle gerçekleştirdiği araştırmaya göre, görüşülen kişilerin yarısından fazlası son üç yılda yaptığı bilgi edinme başvurularında sorduğu soruya net bir cevap alamadığını belirtti. Araştırmada katılımcıların yüzde 26’sının bilgi edinme başvurularından “bazen”, yüzde 45’inin ise “nadiren” olumlu sonuç alabildiği aktarıldı. IPI’nin hazırladığı “Türkiye’de Bilgi Edinme Hakkının Mevcut Durumu: Hesap Verebilirlik ve Şeffaflık İçin Etkili Bir Araç (Mı?)” başlıklı raporda da başvuruların cevapsız bırakılması, bazı kanun maddelerinin geniş yorumlanarak taleplerin reddedilmesi ve başvuru sahiplerinin hukuki yollar konusunda yeterli bilgiye sahip olmaması temel sorunlar arasında gösteriliyor. GAZETECİLER İÇİN UYGULAMALI HABERCİLİK ARACI IPI’nin eğitim serisinin dikkat çeken yönlerinden biri de bilgi edinme başvurularının doğrudan haber üretim sürecinin bir parçası haline getirilmesini amaçlaması. IPI’nin seriye ilişkin daha önce yayımladığı duyurularda, gazetecilerle bilgi edinme başvurularının haberin merkezine nasıl yerleştirilebileceğinin ve alınan cevapların araştırmacı gazetecilikte somut çıktılara nasıl dönüştürülebileceğinin ele alınacağı belirtilmişti. Bu yönüyle Giresun’daki eğitimde de gazetecilerin yalnızca mevzuatı öğrenmesi değil; örneğin kamu yatırımları, belediye kararları, ihaleler, imar uygulamaları, çevre, ulaşım, kamu harcamaları ve kurumların faaliyetleriyle ilgili bilgi ve belgelerin hangi yöntemlerle talep edilebileceğini uygulamalı biçimde görmesi bekleniyor. IPI’NİN BİLGİ EDİNME PLATFORMU DA BULUNUYOR IPI ayrıca gazeteciler ve sivil toplum temsilcilerinin yaptıkları bilgi edinme başvurularını kaydedebilecekleri Bilgi Edinme Hakkı Platformunu da kullanıma sunuyor. Platformda başvuruların kayıt altına alınması ve bilgi edinme hakkının kullanımının izlenmesi amaçlanıyor. KATILIM KONTENJANLA SINIRLI 19 Eylül Cumartesi günü saat 10.00’da başlayacak eğitim 14.30’a kadar devam edecek. Etkinlik Giresun Gazeteciler Cemiyeti’nde gerçekleştirilecek. Programa katılım kontenjanla sınırlı olacak. Katılmak isteyen gazeteciler, sivil toplum temsilcileri, aktivistler ve avukatların IPI tarafından yayımlanan kayıt formunu doldurmaları gerekiyor. Programla ilgili sorular ise turkiye@ipi.media adresinden IPI Türkiye ekibine iletilebilecek. Giresun’daki programın ardından IPI’nin bilgi edinme hakkı eğitim serisinin Türkiye’nin farklı kentlerinde sürdürülmesi planlanıyor. https://turkiye.ipi.media/ipi-bilgi-edinme-hakki-egitimi-giresunda/

İkinci El Araç Satışında Fiyat Kadar Güven de Öne Çıkıyor Haber

İkinci El Araç Satışında Fiyat Kadar Güven de Öne Çıkıyor

İkinci el otomobil piyasasında araç sahiplerinin beklentileri artık sadece yüksek bir satış rakamıyla sınırlı kalmıyor. Teklifin hangi kriterlere göre belirlendiği, ekspertiz sonrası izlenecek yol haritası ve ödemenin güvenli yollarla yapılması, satış kararını etkileyen temel unsurlar haline geliyor. Otoboom, teknolojik imkanlar ile fiziksel hizmetleri harmanlayan modeli sayesinde, araç satışında şeffaflık ve güveni sürecin merkezine konumlandırıyor. İkinci el araç satışında araç sahiplerinin yıllardır sorduğu temel soru “Aracımı ne kadara satabilirim?” idi. Fakat dijitalleşmenin etkisiyle bilgiye ulaşımın kolaylaşması, fiyat karşılaştırmalarının hızlanması ve satış kanallarının çeşitlenmesi, tüketicilerin beklentilerini dönüştürdü. Günümüzde araç sahipleri sadece yüksek bir rakam değil; bu rakamın nasıl belirlendiğini kavrayabildikleri, ekspertiz ve değerleme süreçlerini anlık takip edebildikleri, finalde sürprizlerle karşılaşmadıkları ve ödeme aşamasının güvenli olduğu bir deneyim arzuluyor. Bu değişim, ikinci el otomobil pazarında kanal seçiminde etkili olan kriterleri de çeşitlendiriyor. Fiyat hala kritik bir rol oynasa da; güven, şeffaflık ve sürecin öngörülebilir olması, araç sahiplerinin öncelikli değerlendirme kriterleri arasında yer alıyor. Güven, ekspertizden ödemeye kadar tüm aşamaları kapsıyor İkinci el araç satışında güvenin tesis edildiği en kritik nokta ekspertiz aşamasıdır. Aracın mekanik kondisyonundan hasar kaydına, kilometresinden kaporta ve boya durumuna kadar pek çok veri, hem aracın gerçek durumunun tespiti hem de doğru değerin belirlenmesi için temel oluşturuyor. Otoboom’da araç sahibi, aracına dair temel bilgileri dijital platform üzerinden ileterek online ön değerleme sürecini başlatabiliyor. Ardından gerçekleştirilen fiziki ekspertizle aracın mevcut durumu detaylıca inceleniyor ve bu analizler sonucunda nihai satın alma teklifi sunuluyor. Böylece süreç, basit bir “fiyat verme” işleminden öte; veri, fiziksel kontrol ve şeffaf yönetimin bir arada olduğu kapsamlı bir satış deneyimine evriliyor. “En yüksek fiyat” kadar “bu fiyatın arkasında kim var?” sorusu da kritik Dijital kanalların yaygınlaşması araç sahiplerine daha geniş seçenekler sunarken, aynı zamanda güvenilir bilgiye ve işlem güvenliğine olan ihtiyacı artırıyor. Tüketiciler için teklifin yüksek olması kadar, teklifin hangi parametrelerle oluşturulduğu ve sürecin kurumsal bir yapı üzerinden yürütülmesi önem taşıyor. Otoboom, bu noktada dijitalleşmeyi sadece süreci hızlandıran bir araç olarak değil, satışın her adımını daha net ve öngörülebilir kılan bir altyapı olarak konumlandırıyor. Online değerlemeden fiziki ekspertize, fiyat teklifinden noter devrine ve güvenli ödeme aşamasına kadar tüm adımlar, birbirini tamamlayan entegre bir yapı içinde ilerliyor. Araç sahibinin sadece teklife değil, sürecin bütününe güvenmesi gerekiyor Otoboom Ticari Operasyonlar Direktörü Murat Karademir, ikinci el otomobil satışında güvenin önemine değinerek şunları kaydetti: “İkinci el araç satışında fiyat kuşkusuz çok önemli. Ancak araç sahibi için kaliteli bir satış deneyimi sadece yüksek bir teklif almakla bitmiyor. Teklifin nasıl oluştuğunu anlamak, ekspertiz sonrası nasıl bir yol izleneceğini bilmek ve satış kapandığında ödemesini güvenle alacağından emin olmak istiyor. Bizim için güven kavramı tam olarak burada başlıyor. Otoboom’da teknolojiyi yalnızca hızlı fiyatlandırma yapmak için değil, süreçteki tüm belirsizlikleri ortadan kaldırmak için kullanıyoruz. Amacımız, araç sahibinin ilk değerlemeden işlemin tamamlanmasına kadar her adımın farkında olduğu ve kendini güvende hissettiği şeffaf bir model sunmak.” Sektörde dijitalleşmenin bir sonraki adımının sadece işlemleri online hale getirmek değil, belirsizliği minimize etmek olduğunu belirten Otoboom; yapay zeka ve veri analitiği destekli değerleme sistemini fiziksel ekspertiz, doğrudan iletişim ve güvenli ödeme çözümleriyle destekliyor. Otoboom, bu stratejiyle araç satışında fiyatın yanı sıra hız, şeffaflık, güven ve kullanıcı deneyiminin ön planda olduğu, daha öngörülebilir bir satış süreci sağlamayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

GİRESUN’DA SELİN BİLİMSEL MUHASEBESİ Haber

GİRESUN’DA SELİN BİLİMSEL MUHASEBESİ

GİRESUN’DA SELİN BİLİMSEL MUHASEBESİ Yağmur doğal, kayıp kaçınılmaz değil 1919’dan 12–13 Ağustos 2026’ya uzanan kayıtlar, Giresun’un kısa ve dik havzalarında tehlikenin yeni olmadığını gösteriyor. Son olaylarda üç kişi yaşamını yitirdi, iki kişi için arama başlatıldı; 217 ihbar ve 31 milyon lirayı aşan ara hasar kayda geçti. Devletin 2020 sonrasındaki yatırımları önemli, ancak asıl soru hâlâ açık: Hangi tesis, hangi havzada, hangi riski ne kadar azalttı? 12 AĞUSTOS: ZIVA’DA ÜÇ CAN KAYBI Giresun Valiliğinin ilk açıklamasına göre Sis Dağı çevresindeki yoğun yağışın ardından Görele’nin Hamzalı köyü Zıva mevkisinde saat 15.00 dolayında ani su yükselmesi meydana geldi. Dört kişilik aile akıntıya kapıldı; baba kurtarıldı, iki kız çocuğunun cansız bedenlerine olay yerinden kilometrelerce aşağıda ulaşıldı. Arama çalışmaları 107 personel, 20 araç ve 7 dalgıçla yürütüldü. Daha sonraki resmî ve yerel açıklamalar annenin de yaşamını yitirdiğini doğruladı. [1] Zıva’daki olay, küçük ve dar bir alt havzada kısa tepki süreli ani taşkın olasılığını öne çıkarıyor. Ancak olay hidrografı, ölçülmüş pik debi, 5-15 dakikalık yağış serisi, dere enkesiti, olay öncesi rüsubat durumu ve devam eden taşkın kontrol işinin o günkü fiziki durumu kamuya açıklanmış değil. Bu veriler olmadan ne şantiyeyi suçlayan ne de mevcut projeyi peşinen aklayan kesin bir hüküm kurulabilir. 13 AĞUSTOS: İHBARLAR İL GENELİNE YAYILDI Ertesi gün meteorolojik uyarı; merkez ilçe ile Piraziz, Bulancak, Keşap, Espiye, Tirebolu, Görele, Eynesil, Dereli, Çanakçı, Güce, Yağlıdere ve Doğankent’i kapsadı. Yağış sonrasında su baskını, heyelan, yol kapanması ve altyapı hasarı ihbarları geniş bir alana yayıldı. Resmî bültenlerde ilk saatlerde yükselen ihbar sayısı 217’ye ulaştı. 16 Ağustos itibarıyla 26 noktada afet etkisi kayda geçirilmiş, açıklanan ara hasar toplamı 31 milyon 40 bin 20 liraya çıkmıştı. Bu rakam nihai bilanço değil; tespit sürecinin o andaki ara toplamıydı. [2-6] KEŞAP’TA ARAÇ AKINTIYA KAPILDI Keşap–Karadere/Karabulduk yolunda üç kişinin bulunduğu araç akıntıya kapıldı. Sürücü kurtuldu; Mehmet Akkaya ile 16 yaşındaki yeğeni Muhammed Abdullah Hakkıoğlu için arama başlatıldı. Valiliğin 16 Ağustos saat 17.30 tarihli bülteninde çalışmaların beş sektörde 159 personel ve 42 araçla sürdüğü bildirildi. Bu dosya 17 Ağustos sabahı hazırlanırken aramanın resmî olarak sonuçlandığını gösteren yeni bir açıklama yoktu. [2- 6] Bu olayda yalnız müdahalenin büyüklüğü değil, önleme zinciri de incelenmeli: Meteorolojik uyarı ne zaman alındı, havza sensörleri hangi eşiği gördü, yolun kapatılması için önceden tanımlı bir seviye var mıydı, karar kim tarafından ve kaç dakikada uygulandı? Personel ve araç sayısı müdahale kapasitesini gösterir; önleme kapasitesini tek başına kanıtlamaz. YAĞIŞ TABLOSU TEHLİKEYİ GÖSTERİYOR, NEDENİ TEK BAŞINA AÇIKLAMIYOR İstasyon 6 saat (mm) 12 saat (mm) 24 saat (mm) Görele / Kuşçulu 42,59 90,45 90,53 Çanakçı 11,20 81,60 81,60 Keşap / Yivdincik 54,19 57,80 58,96 Yağlıdere 34,11 44,43 49,36 Eynesil / Ören 16,12 45,02 45,02 Güce 35,85 42,64 42,64 Doğankent 5,70 40,30 40,50 Kaynak: Giresun Valiliği 13 Ağustos 2026 bülteni ve ekli MGM tablosu. Milimetre yağışı, metreküp/saniye ise akımı ifade eder. [6] En yüksek 24 saatlik değer Görele/Kuşçulu’da 90,53 milimetre, Çanakçı’da 81,60, Keşap/Yivdincik’te 58,96 milimetre olarak ölçüldü. Keşap/Yivdincik’te toplamın 54,19 milimetresinin altı saatte gerçekleşmesi, hızlı yüzey akışı potansiyeline işaret ediyor. Fakat istasyonun küçük olay havzasını ne ölçüde temsil ettiği, yağışın dakikalık dağılımı, toprağın önceki nemi, dere debisi, taşınan kaya-çamur-ağaç miktarı ve menfezlerin durumu bilinmeden ‘tesis kapasitesi aşıldı’ sonucu çıkarılamaz. ‘90 milimetre yağdı’ ile ‘90 metreküp/saniye su geçti’ aynı şey değildir. Pik debi ve hidrograf yayımlanmadan köprü, menfez veya taşkın tesisinin performansı doğrulanamaz. YÜZYILLIK KRONOLOJİ: BU, GİRESUN’UN İLK UYARISI DEĞİL Yıl Kayıtlı etki Bugüne kalan ders 1919 Görele; dokuz can kaybı ve büyük tarımsal zarar kaydı. Tehlike kıyı ve vadi yerleşimleri için yeni değil. 1929 Giresun çevresi; dört can kaybı kaydı. Kayıp üretme potansiyeli Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri belgeli. 1956 İl genelinde taşkın; üç can kaybı. Uzun aralıklar riskin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. 1965 Taşkın; iki can kaybı. Yerleşim ve ulaşım kararları tarihsel birikim taşıyor. 1990 Taşkın; bir can kaybı. Küçük olaylar da mekânsal hafızaya alınmalı. 2002 Geniş altyapı ve tarım zararı. Ekonomik kayıp yalnız konut hasarıyla ölçülemez. 2006 Keşap; iki can kaybı. Keşap havzalarında tekrar eden risk açık. 2009–2011 Farklı ilçelerde toplam dört can kaybı kaydı. Dağınık olaylar il ölçeğinde ortak veri tabanında izlenmeli. 2019 Eynesil; bir can kaybı. Küçük kıyı havzaları ani tepki verebilir. 2020 Dereli ve çevre ilçeler; AFAD’a göre 11 can kaybı, 47 yaralı. Rüsubat, daralan kesit, köprü ve yerleşim birlikte incelenmeli. 2023 Yağlıdere; bir can kaybı. Bakım, yol güvenliği ve yerel uyarı süreklilik ister. 2025 Çanakçı merkezli çok şiddetli yağış; 382,4 mm ve yaygın altyapı etkisi. İlk ve nihai bülten ayrımı veri doğruluğu için kritik. 2026 Zıva’da üç can kaybı; Keşap’ta iki kişi için arama. Tesis sayısından havza performansına geçiş zorunlu. Kaynak: Mustafa Cin’in tarihsel derlemesi, AFAD ve Giresun Valiliği bilançoları. Erken dönem sayıları arşiv kapsamına göre değişebilir. [7, 8, 18] 2020 FELAKETİ NEDEN TEMEL KARŞILAŞTIRMA NOKTASI? 22 Ağustos 2020’de Giresun’da 11 kişi yaşamını yitirdi, 47 kişi yaralandı, 172 kişi kurtarıldı. AFAD’ın daha sonraki bilançosuna göre müdahaleye 3 bin 672 personel ve bin 264 araç katıldı. Akademik incelemede Yağlıdere/Sınırköy’de 24 saatte 137,6, sekiz saatte 133,1 milimetre yağış ölçüldü; sekiz saatlik değerin yaklaşık 48 yıllık tekerrür düzeyine karşılık geldiği hesaplandı. [7, 15] Bu karşılaştırma doğrudan kapasite kanıtı değildir. Tekerrür süresi ‘48 yılda yalnız bir kez olur’ anlamına gelmez; yıllık aşılma olasılığını anlatır. Ayrıca 2020’deki istasyon ve havza ile 2026’daki Zıva ve Keşap aynı değildir. 2020 verisinin asıl değeri, yağışla birlikte topoğrafya, yerleşim, rüsubat ve altyapının aynı modelde incelenmesi gerektiğini göstermesidir. AFETİN FİZİĞİ: KISA, DİK VE RÜSUBATLI HAVZALAR Doğu Karadeniz kıyısında dağlar denize kısa mesafede yükselir. Akarsu boyları kısa, kanal eğimleri yüksektir; küçük havzalar şiddetli yağışa dakikalar içinde tepki verebilir. Taşkın yalnız su hacminden oluşmaz. Yamaç erozyonu, heyelan, kaya, toprak ve ağaç parçaları akışın yoğunluğunu ve çarpma gücünü büyütür. [14-17] Dereli/Aksu havzasındaki Apaydın Deresi üzerine yapılan çalışma; ayrışmış kaya ve toprak özelliklerinin yüksek rüsubat üretme potansiyeline, yerleşimle daralan kesitlere ve malzemeyle tıkanan köprü açıklıklarına dikkat çekti. Bu bulgu her dere için otomatik hüküm olmasa da ; Zıva ve Keşap’ta da suyla birlikte katı madde bütçesinin ölçülmesi gerektiğini gösterir. [14] TOPRAK NEMİ VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ: DOĞRU CÜMLE NEDİR? MGM’nin 2026 su yılı değerlendirmesi, Giresun’un dokuz aylık toplam yağışının son 66 yılın en yüksek düzeyine çıktığını belirtiyor. Bu, yılın olağanüstü nemli seyrettiğini gösteren güçlü bir arka plan verisidir; ancak 12–13 Ağustos günü toprağın doygun olduğunu tek başına kanıtlamaz. Son 3, 7 ve 15 günlük yağış, toprak nemi, yeraltı suyu ve uzaktan algılama verileri birlikte açıklanmalıdır. [23] IPCC, insan kaynaklı ısınmanın birçok kara bölgesinde şiddetli yağışların sıklık ve şiddetini artırdığına yüksek güvenle işaret ediyor. Buna karşın özel bir olay atıf çalışması olmadan ‘bu taşkının nedeni iklim değişikliğidir’ denilemez. Doğru ifade: İklim değişikliği ağır yağış olasılığını büyüten bir risk çarpanıdır; kaybın boyutunu yerleşim, altyapı kapasitesi, bakım ve uyarı zinciri belirler. [24] SOSYAL COĞRAFYA: VADİ TABANINA SIKIŞAN HAYAT Giresun’un kıyı gerisinde eğim hızla artar. Tarıma, ulaşıma ve toplu yerleşime uygun düz alanlar çoğunlukla dere ağızları, vadi tabanları ve alüvyal düzlüklerdir. Konut, küçük sanayi, pazar, okul, sağlık birimi ve yolların suya yaklaşması bu nedenle yalnız bireysel tercih değil; tarihsel planlama, mülkiyet, ulaşım ve geçim baskısının sonucudur. Riskli alanda yaşayan yurttaşı suçlamak; imar kararlarını, ruhsatları ve güvenli alternatif üretme sorumluluğunu görünmez kılar. Risk herkesi eşit etkilemez. Yaşlılar, çocuklar, engelliler, aracı olmayanlar, telefon kapsaması zayıf mahalleler ve dereye paralel yolu kullanmak zorunda kalanlar aynı uyarıya aynı hızla yanıt veremez. Yazın yayla, fındık hasadı, ziyaret ve piknik hareketliliği küçük yerleşimlerin gündüz nüfusunu artırabilir. Tahliye planları yalnız ikamet nüfusuna değil, mevsimsel ve saatlik nüfusa göre hazırlanmalıdır. DEREYE PARALEL YOL, TAŞKINDA İKİNCİ BİR KANALA DÖNÜŞEBİLİR Dağlık arazide yol için en düşük eğimli koridor çoğu zaman vadi tabanıdır. Ancak şev ve dolgu akış alanını daraltabilir; yan dereler ana yola dar menfezlerle bağlandığında tıkanma, yol üzerinden aşma ve güzergâhın geçici kanala dönüşmesi mümkün olur. Keşap’taki araç olayı bu nedenle yol kapatma protokolü, menfez envanteri ve alternatif güzergâhların açıklanmasını zorunlu kılıyor. ERKEN UYARI, SENSÖRDEN İBARET DEĞİL Erken uyarı; tehlikeyi ölçmek, eşiğin aşıldığını algılamak, yetkili kararı üretmek ve son kişiye anlaşılır eylem talimatı ulaştırmak olmak üzere dört halkalı bir zincirdir. Son halka çalışmıyorsa sensör yalnız veri toplar. SMS; telefonun çekmediği, kişinin araç kullandığı veya mesajın genel kaldığı durumda yeterli olmayabilir. Kritik yol kesimlerinde otomatik bariyer, yerel siren, değişken mesaj levhası, muhtar ağı, telsiz ve kısa eylem cümlesi birlikte tasarlanmalıdır: ‘Bu yolu kullanma’, ‘Bu köprüyü geçme’, ‘Şu kotun üstüne çık.’ DERELİ’DE YENİDEN İNŞA: HARİTA İLE PROJE KOTU BİRLİKTE AÇIKLANMALI 2023 tarihli bir çalışma, Dereli ilçe merkezinin çok büyük bölümünü yüksek veya çok yüksek taşkın duyarlılığı sınıfında değerlendirdi; 2020 taşkın ayak izinin yaklaşık yüzde 80’inin ‘çok yüksek’, kalanının ‘yüksek’ sınıfta bulunduğunu bildirdi. Yeni yapıların da bu sınıflarla çakışabildiği belirtildi. Duyarlılık haritası tek başına bir binayı güvensiz ilan etmez; yapı kotu, temel sistemi, bodrum kullanımı, DSİ tasarım su seviyesi ve tahliye rotası da bilinmelidir. [19] DERE HAVZASINDA İNŞAAT: ‘YASAL’ İLE ‘GÜVENLİ’ AYNI ŞEY DEĞİL ‘Dere havzasına inşaat’ ifadesi tek başına yeterli değildir. Aktif dere yatağı, taşkın düzlüğü, vadi yamacı–heyelan kuşağı ve yukarı havza birbirinden ayrılmalıdır. Aktif yataktaki daraltma doğrudan hidrolik etki yaratabilir; taşkın düzlüğündeki dolgu suyu başka parsele yöneltebilir; yamaçtaki yol yarması ve drenaj kesintisi heyelanı tetikleyebilir; yukarı havzadaki hafriyat, taş ocağı veya tarla yolu ise akış ve rüsubat üretimini artırabilir. Dere kesitinin daralması veya pürüzlülüğün değişmesi, aynı debide su seviyesini yükseltebilir. Dolgu, taşkın suyunun geçici depolandığı hacmi azaltıp akışı karşı kıyıya ya da aşağı kesime yöneltebilir. Dar köprü ve menfezler kaya, ağaç ve çöple geçici baraj oluşturabilir; ani boşalma darbe dalgası yaratabilir. Geçirimsiz yüzeyler sızmayı azaltıp küçük havzalarda pik debiyi öne çekebilir. Hafriyat ve şantiye malzemesi akışa karışırsa tıkanma riski büyüyebilir. Yol drenajı doğal akış yönünü değiştirerek suyu tek bir menfeze veya yerleşime yoğunlaştırabilir. MEVZUAT NE DİYOR, NE DEMİYOR? 4373 sayılı Kanun, taşkına uğrama ihtimali bulunan alanlarda koruma ve yasaklama mekanizmaları kuruyor. 2006/27 sayılı genelge; köprü ve menfezlerin DSİ ölçütlerine uygun yapılmasını, dereye malzeme dökülmemesini ve akışı engelleyen birikintilerin temizlenmesini istiyor. 2010/5 sayılı genelge de akarsu üzerindeki yapıların DSİ kriterleriyle denetlenmesi ve planlamada DSİ görüşü alınması çerçevesini güçlendiriyor. [20–22] Buna karşılık Türkiye genelinde her dere için geçerli tek ve değişmez bir ‘iki yandan şu kadar metre’ kuralı yoktur. Hukuki durum; taşkın sınırı, imar planı, DSİ görüşü, ruhsat, riskli alan kararı ve yapıldığı tarihteki mevzuatla incelenir. Bilimsel güvenlik ise daha ileri bir sorudur: Yapı izinli olsa bile tasarım taşkınına, rüsubata, iklim payına ve tahliye gereksinimine karşı kabul edilebilir risk düzeyinde mi? ZIVA’DAKİ ÇALIŞMALAR VE HES İDDİALARI: KANIT STANDARDI ŞART DSİ 22. Bölge Müdürlüğü heyetinin 18 Temmuz 2026’da Eynesil Sis Dağı taşkın ve rüsubat kontrol yapısı ile Görele’de Oğuz ve Çavuşlu/Zıva derelerindeki taşkın kontrol-köprü işlerini incelediği duyuruldu. Bu ziyaret bölgede çalışma yürütüldüğünü gösterir; 12 Ağustos’taki kaybın şantiyeden kaynaklandığını veya şantiyenin olayı önlediğini tek başına kanıtlamaz. Sis Dağı Kayasis Deresi projesi ile Zıva alt havzasının bağlantısı, proje haritası ve su bölümü sınırları görülmeden varsayılamaz. [11, 12] Aynı kanıt standardı HES ve baraj iddiaları için de geçerlidir. Olay saatlerindeki rezervuar seviyesi, giriş–çıkış debisi, kapak hareketleri, mansap uyarıları, üretim kaydı ve işletme talimatı yayımlanmadan nedensellik kurulamaz. İncelenen açık kaynaklarda Zıva veya Keşap olayını belirli bir HES ya da baraj işletmesine bağlayan yeterli veri bulunmadı. Kayıtların açıklanması hem iddianın sınanması hem kuşkunun giderilmesi için gereklidir. DEVLET NE YAPTI? YATIRIMLARIN KRONOLOJİSİ 2020 SONRASI: 783 MİLYON LİRAYI AŞAN İYİLEŞTİRME AFAD’ın 2022’de yayımladığı toplu bilançoya göre Giresun’daki iyileştirme harcaması 783 milyon lirayı aşarken bunun 589 milyon lirası AFAD kaynaklarından karşılandı. 178 konut üretildi, 271 riskli yapı yıkıldı. İçme suyunda 54 kilometre ana hat ve 237 kilometre köy hattı yapıldığı, 10 ilçede 66 projenin yürütüldüğü açıklandı. Kırsal ulaşımda 338 köy yolunda çalışma; istinat duvarı, taş duvar, menfez ve benzeri toplam 1.259 sanat yapısı kayda geçirildi. [7] 2024: İRAP VE DERE ÇALIŞMALARI İl Risk Azaltma Planı kapsamında 3 amaç, 17 hedef ve 78 eylem tanımlandı; Ekim 2024 açıklamasında 27 eylemin tamamlandığı, 48’inin sürdüğü, 3’ünün başladığı bildirildi. Sekiz ekskavatörle 30,27 kilometrelik dere kesiminde çalışma yapıldığı ve 222 bin 218 metreküp malzeme çıkarıldığı açıklandı. Bu rakamlar faaliyetin büyüklüğünü gösteriyor; hangi alt havzada riskin ne kadar azaldığını tek başına göstermiyor. [9] 2025: 382,4 MİLİMETRELİK YAĞIŞ VE DÜZELTİLEN BİLANÇO Çanakçı, Doğankent, Görele ve Güce’de etkili olan yağış sonrasında 57 ihbar kaydedildi, 19 kişi kurtarıldı; 908 personel, 225 araç ve 110 iş makinesi görev yaptı. İlk açıklamalardaki 303 milimetrelik değer, nihai Valilik değerlendirmesinde 382,4 milimetre olarak güncellendi. Bu düzeltme, afet bültenlerinde saat ve sürüm bilgisinin neden vazgeçilmez olduğunu gösteriyor. [8] ŞUBAT 2026: 100 TAŞKIN TESİSİ, 49 ERKEN UYARI SİSTEMİ DSİ, son 23 yılda Giresun’da 158 tesisin hizmete alındığını; bunların 8 baraj, 2 gölet, 4 sulama tesisi, 44 HES ve 100 taşkın kontrol tesisinden oluştuğunu açıkladı. Aynı açıklamada 34 taşkın kontrol işinin sürdüğü ve 49 erken uyarı sisteminin işletildiği belirtildi. Bu envanter önemli bir kurumsal kapasiteyi gösteriyor; ancak tesislerin tasarım debisi, bakım tarihi ve 12-13 Ağustos olayındaki performansı tek bir açık veri tabanında yer almıyor. [13] KORUNAN ALAN VERİSİNDE AÇIKLANMASI GEREKEN FARK 2025’te kamuya yansıyan açıklamada 99 taşkın tesisinin 169 yerleşim ve 1.569 dekar alanı koruduğu belirtilirken, Şubat 2026 açıklamasında 100 tesis için 14.582 hektar korunan alan beyan edildi. Yerleşim sayısı değişmez, tesis sayısı yalnız bir artarken alanın bu ölçüde büyümesi kapsam, yazım veya birim farkını düşündürüyor. Hangi sayının yanlış olduğuna veri olmadan hükmedilemez; tesis bazlı alan listesinin açıklanması gerekiyor. [13, 26] TEMMUZ–AĞUSTOS 2026: SAHA İNCELEMESİ VE MÜDAHALE Temmuzda Sis Dağı, Oğuz ve Zıva projelerinde saha incelemesi yapıldı. 13-16 Ağustos arasında Valilik, AFAD, DSİ, belediyeler, kolluk, sağlık ve diğer birimler; arama-kurtarma, yol açma, su baskını ve altyapı müdahalesi için yüzlerce personel ve aracı sahaya yönlendirdi. Kurumların yaptığı işler yok sayılamaz. Ancak yatırım listesi ile olay performans raporu ayrı tutulmalı; ‘kaç tesis yapıldı?’ sorusunun yanına ‘olay günü nasıl çalıştı?’ sorusu eklenmelidir. ‘DERE TEMİZLENDİ’ DEMEK İÇİN HACİM YETMEZ 30,27 kilometrelik kesimden 222 bin 218 metreküp malzeme çıkarılması önemli bir bakım faaliyetidir. Fakat kapasite yalnız toplam hacimle ölçülemez. Temizlenen kesimin enkesiti, hedef kotu, çıkarılan malzemenin türü, depolama yeri, yeniden birikme hızı ve ekolojik etkisi de açıklanmalıdır. Amaç dereyi bütünüyle düzleştirmek değil; ekosistemi korurken kritik kesit ve yapıların güvenli taşıma kapasitesini sürdürmektir. SORUN NEREDE? SEKİZ BAŞLIKTA NET TEŞHİS Alt havza ölçeğinde veri eksik: İlçe toplamı veya tek istasyon, Zıva gibi küçük havzalarda yağışın mekânsal desenini göstermiyor. Dakikalık yağış, radar, toprak nemi, seviye ve debi aynı zaman ekseninde birleştirilmiyor. Su debisi ile rüsubat birlikte tasarlanmıyor: Köprü ve menfez suyu geçirse bile kaya, tomruk ve çamurla tıkanabiliyor. Yerleşim ve yollar taşkın koridorunda birikmiş durumda: Yeni hassas kullanımların eklenmesi durdurulmadan yalnız yapı güçlendirmesi yeterli olmuyor. Köprü–menfez envanteri kamuya açık değil: Tasarım debisi, açıklık, serbest tahta, rüsubat payı, son muayene ve tıkanma geçmişi bilinmiyor. Erken uyarıda ‘son metre’ eksik: Sensör sayısı korunan insan sayısı değildir. Alarmdan yol kapatmaya ve tahliyeye kadar geçen süre ölçülmüyor. Şantiye ve hafriyat denetimi izlenebilir değil: Geçici derivasyon, stok alanı ve yağışlı dönem acil kapatma planları önceden kamuya açıklanmıyor. Sorumluluk zinciri parçalı görünüyor: MGM uyarıyor, DSİ yapıyı yönetiyor, yerel yönetimler ve özel idare yol–menfezi işletiyor, kolluk kapatıyor, AFAD koordine ediyor; fakat vatandaş için sonuç tek zincir. Başarı faaliyet sayısıyla ölçülüyor: Kilometre, metreküp, personel ve tesis sayısı önemlidir; riskin ne kadar azaldığını ancak alarm süresi, çalışan menfez, açık kalan yol ve azalan maruziyet gösterir. ÇÖZÜM: İKİ NOKTAYA DEĞİL, GİRESUN’UN TÜM AFET RİSKLERİNE Zıva ve Keşap için olay raporu hazırlanması zorunludur; ancak çözüm yalnız bu iki noktaya indirgenmemelidir. Giresun’un sel ve ani taşkınla birlikte heyelan, kaya düşmesi, kıyı fırtınası, orman yangını, deprem ve diğer afetleri aynı mekânsal veri sistemi içinde ele alan çoklu afet yönetimine geçmesi gerekir. Aynı yol, köprü, hastane, okul, haberleşme hattı veya enerji tesisi birden fazla tehlike karşısında kritik olabilir. Bu nedenle yatırım önceliği ilçe sınırına değil, can kaybı riski ve kritik hizmet sürekliliğine göre belirlenmelidir. İLK 90 GÜN: OLAYIN HESABI VE ACİL GÜVENLİK Zıva ve Keşap için ayrı, bağımsız teknik olay inceleme kurulları oluşturulmalı; hidroloji, hidrolik, jeomorfoloji, geoteknik, meteoroloji, ulaşım, şehir planlama ve sosyal bilim uzmanları birlikte çalışmalı. 5/10/15/30/60 dakikalık yağış, radar, son 15 günlük yağış, toprak nemi, seviye-debi, sensör alarmı ve kurum kararları tek zaman çizelgesinde yayımlanmalı. Zıva’daki uygulama projesi, geçici derivasyon ve olay günü şantiye durumu; Keşap’taki yol, köprü ve menfezlerin kapasitesi kamuya açılmalı. Sel, heyelan ve kaya düşmesi riski bulunan kritik yol kesimleri geçici bariyer, nöbet planı ve alternatif güzergâhla güvenceye alınmalı. Etkilenen aileler ve köylerle travma duyarlı görüşmeler yapılarak uyarının ulaşıp ulaşmadığı ve yerel afet hafızası rapora eklenmeli. BİR YIL İÇİNDE: HAVZA VE İLÇE PERFORMANS KARTLARI Her kritik alt havza ve yerleşim için ‘Afet Performans Kartı’ yayımlanmalı: eğim, arazi örtüsü, mevsimsel nüfus, taşkın debileri, heyelan–kaya düşmesi sınıfı, kritik yapı kapasitesi, son bakım, tahliye rotası ve alarm zinciri aynı kartta görülmeli. Yağış, dere seviyesi, toprak nemi ve yamaç hareketi sensörleri küçük yan kolları ve riskli yamaçları temsil edecek biçimde sıklaştırılmalı; veriler gerçek zamanlı ve arşivli sunulmalı. Hücresel yayın/SMS, siren, otomatik yol bariyeri, değişken mesaj levhası, yerel telsiz ve muhtar ağı tek protokolde birleştirilmeli; sistem yılda en az iki tatbikatta sınanmalı. Köprü, menfez, istinat duvarı, okul, hastane, itfaiye, enerji ve haberleşme tesisleri çoklu afet risk puanıyla taranmalı. İmar planları taşkın, heyelan, kaya düşmesi, deprem ve kıyı tehlikesi haritalarıyla parsel ölçeğinde çakıştırılmalı; yeni hassas yapılar yüksek riskli alanlara yerleştirilmemeli. İKİ–BEŞ YIL: ADİL DÖNÜŞÜM VE DOĞA TEMELLİ KORUMA Aktif dere yatağı, çok yüksek riskli taşkın koridoru ve hareketli heyelan alanlarında yeni hassas kullanıma izin verilmemeli; en riskli mevcut yapılar için gerçek değerli kamulaştırma, kira-taşınma desteği ve geçim erişimini koruyan gönüllü geri çekilme uygulanmalı. Taşkın düzlüklerinin su depolama işlevi geri kazandırılmalı; uygun kesimlerde taşkın parkı, sulak alan, geçirgen yüzey ve kontrollü yayılma alanı oluşturulmalı. Yukarı havzada erozyon kontrolü, yol drenajı, yamaç stabilizasyonu, şantiye–hafriyat denetimi ve orman–mera yönetimi birlikte yürütülmeli. Köprü ve menfezler iklim emniyet payı, rüsubat ve tomruk senaryolarına göre yenilenmeli; tıkanma hâlinde suyun yerleşime değil güvenli koridora yönelmesi tasarlanmalı. İl düzeyinde yıllık bağımsız afet denetimi yapılmalı; yatırımlar ‘tamamlandı’ etiketiyle değil, azalan can kaybı riski ve kritik hizmetlerin kesintisizliğiyle puanlanmalı. KURUMLARDAN YANIT BEKLEYEN SEKİZ DOSYA Yağış ve akım dosyası: Zıva’da 12 Ağustos 14.00–16.00 arasındaki 5 ve 15 dakikalık en yüksek yağış neydi? Zıva ve Keşap için ölçülmüş ya da modellenmiş pik debi, hidrograf ve belirsizlik aralığı nedir? Son 3, 7 ve 15 günlük yağış ile toprak nemi neydi? Zıva şantiyesi dosyası: Taşkın kontrol ve köprü işinin fiziki gerçekleşme oranı, geçici derivasyonu, dolgu–hafriyat–stok sahası ve olay günü kesiti ne durumdaydı? Sis Dağı bağlantısı dosyası: Kayasis Deresi yapısı ile Zıva alt havzası arasındaki hidrolik bağlantı proje haritasında nasıl tanımlanıyor? Keşap yol güvenliği dosyası: Karadere/Karabulduk yolundaki köprü ve menfezlerin tasarım debisi, açıklığı, son bakım tarihi ile olay günü rüsubat ve odunsu malzeme miktarı nedir? Erken uyarı dosyası: 49 sistemden hangileri bu havzaları kapsadı, hangi alarmları üretti, ilk alarm kuruma kaç dakikada ulaştı, yol kapatma eşiği neydi ve vatandaşlara gönderilen mesajın saati–metni–hedef alanı neydi? Bakım ve yatırım verisi dosyası: 2024’te temizlenen 30,27 kilometrenin hangi bölümü olay alanlarıyla çakışıyor? 2025’teki 1.569 dekar ile 2026’daki 14.582 hektar korunan alan farkı nasıl açıklanıyor? Yerleşim ve planlama dosyası: 2020 sonrası yıkılan 271 riskli yapının konumu ve yeniden yapılaşma durumu nedir? Dereli’de yeni yapıların tehlike sınıfı ve tasarım kotu doğrulandı mı? İmar planları en güncel risk haritalarıyla ne zaman çakıştırıldı, kaç yapı yüksek riskte? Şeffaflık dosyası: Olay havzalarındaki HES/baraj giriş–çıkış ve kapak kayıtları açıklanacak mı? 31 milyon 40 bin 20 liralık ara hasarın tarım, yol, içme suyu ve özel mülk dağılımı ne zaman kesinleşecek? Bağımsız olay raporları için yayımlanma takvimi verilecek mi? DAHA FAZLA TESİS SAYISI DEĞİL, DAHA FAZLA HESAP VEREBİLİRLİK Giresun’un yüzyılı aşan kayıtları, taşkının bu coğrafyanın kalıcı tehlikelerinden biri olduğunu gösteriyor. Kısa ve dik havzalar, şiddetli yağış, rüsubat ve heyelan doğanın kurduğu denklem. Kaybı büyüten taraf ise yerleşim ve yolların taşkın koridoruna sıkışması, bazı açıklıkların suyla malzemeyi birlikte geçirememesi, bakımın ölçülememesi, alarmın fiziksel eyleme dönüşmemesi ve olay verisinin kamuya açılmaması. 2020’den sonra yapılan yatırımlar küçümsenemez. Konut, yol, içme suyu, dere ıslahı, taşkın tesisi, temizlik ve erken uyarı yatırımları kapasiteyi artırmış; bazı yerlerde daha büyük zararı önlemiş olabilir. Fakat bunun bilimsel karşılığı yatırım tutarı değil, tesis bazlı performanstır. Giresun’un ihtiyacı; her havza ve riskli yamaç için açık harita, her kritik yapı için tasarım-bakım kaydı, her alarm için dakika dakika günlük, her olay için bağımsız rapor ve çok yüksek riskli yerleşimler için sosyal olarak adil dönüşüm seçeneğidir. Yağmur doğaldır. Afetin can kaybına dönüşmesi ise planlama, mühendislik, bakım, uyarı ve toplumsal eşitsizliklerin birlikte ürettiği, ölçülebilir bir kamu politikası sonucudur. . KAYNAKLAR VE YÖNTEM NOTU Bu dosya, 17 Ağustos 2026 sabahına kadar erişilebilen açık kaynaklardan hazırlandı. Resmî bültenler olayın zaman çizelgesi ve kurum açıklamaları; hakemli çalışmalar fiziksel süreç ve tarihsel bağlam; mevzuat ise sorumluluk çerçevesi için kullanıldı. Açık veri bulunmayan yerde kesin nedensellik kurulmadı. Köşeli parantez içindeki numaralar aşağıdaki kaynaklara karşılık geliyor. [1] Giresun Valiliği — Görele/Hamzalı Zıva mevkisinde ani su yükselmesi açıklaması, 12 Ağustos 2026. [2] Giresun Valiliği — Bülten No: 2026/33, 16 Ağustos 2026. [3] Giresun Valiliği — Bülten No: 2026/32. [4] Giresun Valiliği — Bülten No: 2026/31. [5] Giresun Valiliği — Bülten No: 2026/30. [6] Giresun Valiliği — Bülten No: 2026/29 ve yağış ekleri. [7] AFAD — Giresun sel afetinin ikinci yılında iyileştirme çalışmaları bilançosu. [8] Giresun Valiliği — 2025 Çanakçı, Doğankent, Görele ve Güce aşırı yağış nihai değerlendirmesi. [9] Giresun Valiliği — İRAP çalışmaları, Ekim 2024. [10] Anadolu Ajansı — DSİ yetkilisinin Keşap havzası değerlendirmesi, 15 Ağustos 2026. [11] DSİ 22. Bölge Müdürlüğü — Eynesil Sis Dağı Taşkın ve Rüsubat Kontrolü. [12] Giresun Öncü — DSİ’nin Sis Dağı, Oğuz ve Zıva projeleri saha incelemesi, 18 Temmuz 2026. [13] DSİ 22. Bölge Müdürlüğü — Son 23 yılda Giresun yatırımları, Şubat 2026. [14] Apaydın vd. — Dereli taşkınında Apaydın Deresi havzasının etkisi, Karadeniz Fen Bilimleri Dergisi. [15] 22 Ağustos 2020 Giresun taşkınının hidrometeorolojik analizi, Su Kaynakları. [16] Doğu Karadeniz Havzası akım karakteristikleri ve fiziksel etkenler, Türkiye Hidroloji Dergisi. [17] Bulancak akarsularının morfometrik analizi. [18] Mustafa Cin — Sel ve Taşkın Riski Açısından Giresun İlinin Değerlendirilmesi. [19] Dereli ilçesi taşkın duyarlılık değerlendirmesi, 2023. [20] 4373 sayılı Taşkın Sulara ve Su Baskınlarına Karşı Korunma Kanunu. [21] 2006/27 sayılı Dere Yatakları ve Taşkınlar Genelgesi. [22] 2010/5 sayılı Akarsu ve Dere Yataklarının Islahı Genelgesi. [23] Meteoroloji Genel Müdürlüğü — 2026 su yılı yağış değerlendirmesi. [24] IPCC AR6 WG1, Bölüm 11 — aşırı hava ve iklim olayları. [25] Tarım ve Orman Bakanlığı — Doğu Karadeniz Havzası Taşkın Yönetim Planı. [26] Yeni Giresun — DSİ’nin 2025 tarihli 99 tesis, 169 yerleşim ve 1.569 dekar açıklaması. SINIRLILIKLAR 12–13 Ağustos 2026 olayları için ham debi, hidrograf, çok kısa süreli yağış ve bütün alarm kayıtları kamuya açık değildir. Erken dönem tarihsel kayıtlarda can kaybı ve hasar sayıları arşiv kapsamına göre değişebilir. Arama ve hasar tespiti sürdüğü için 2026 bilançosu nihai değildir. Kamu yatırımlarına ilişkin toplu beyanlar, tesis bazlı performans verisinin yerini tutmaz.

ŞENYÜREK: “GİRESUN’UN SESİ VE VİCDANI MECLİSE TAŞINDI” Haber

ŞENYÜREK: “GİRESUN’UN SESİ VE VİCDANI MECLİSE TAŞINDI”

ŞENYÜREK: “GİRESUN’UN SESİ VE VİCDANI MECLİSE TAŞINDI” YENİ Parti Giresun Kurucu İl Başkanı Dr. Gökhan Şenyürek, TBMM’deki oylamaya ilişkin yaptığı açıklamada, Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş’in kullandığı “hayır” oyuyla kentin sesini ve vicdanını Meclise taşıdığını belirtti. Şenyürek, terörün sona ermesine destek verdiklerini ancak sürecin hukuk, adalet, şeffaflık ve toplumsal rıza temelinde yürütülmesi gerektiğini vurguladı. YENİ Parti Giresun Kurucu İl Başkanı Dr. Gökhan Şenyürek, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’a ilişkin kapsamlı bir açıklama yaptı. Şenyürek açıklamasında şu ifadeleri kullandı: GİRESUN ÖRGÜTÜNÜN KARARI “HAYIR” OLDU “Değerli hemşehrilerim, YENİ Parti Giresun örgütü olarak, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeden önce bir değerlendirme yaptık. Giresun’dan bize ulaşan görüşler, hemşehrilerimizin hassasiyetleri ve örgütümüzün ortak iradesi doğrultusunda teklife ‘hayır’ denilmesi yönünde karar aldık. Bu kararımızı Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel ile paylaşarak gerekçelerimizi kendisine aktardık. Giresun Milletvekilimiz Sayın Elvan Işık Gezmiş de hemşehrilerimizin ve örgütümüzün bu açık iradesini Türkiye Büyük Millet Meclisine taşımış; kullandığı ‘hayır’ oyuyla Giresun’un sesini ve vicdanını yansıtmıştır.” “HAYIR” KARARININ GEREKÇESİNİ AÇIKLADI “Bizim ‘hayır’ kararımız barışa karşı çıkmak değil; barışın hukuk, adalet, şeffaflık ve toplumsal rıza temelinde kurulması gerektiğini savunmaktır. Silahların susmasını istemek, toplum vicdanında ciddi soru işaretleri yaratan eksik bir metne ‘evet’ demeyi gerektirmez. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’ndaki tarihsel konuşmasında iktidara ve önüne getirilen metne değil; milletimize, partimizin ilkelerine ve milletvekillerimizin sorumlu duruşuna güvendiğini ifade etmiştir. Kendisinin ve yönetici arkadaşlarımızın, bu metne kefil olmadan ancak barışın sorumluluğunu taşıyarak ‘evet’ oyu vereceğini açıklamıştır. Bu tutum, yasaya koşulsuz destek değil; eleştirileri göze alarak barış ihtimalinin önünü açık tutma sorumluluğudur.” MİLLETVEKİLLERİ TEK TİP KARARA ZORLANMADI “Genel Başkanımız milletvekillerimizi tek tip bir karara zorlamamış; onları seçildikleri illerin hassasiyetlerini ve beklentilerini gözeterek milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakmıştır. TBMM’deki oylamada YENİ Parti milletvekillerimizin 35’i ‘evet’, 54’ü ‘hayır’ oyu kullanmış, 2 milletvekilimiz ise oylamaya katılmamıştır. Bu tablo bir ayrışmanın değil, millet iradesini esas alan yeni nesil siyaset anlayışımızın göstergesidir. ‘Evet’ diyen milletvekillerimiz iktidarın hukuksuzluklarını görmezden gelmediği gibi, ‘hayır’ diyen milletvekillerimiz de toplumsal barışa karşı değildir.” “GİRESUN TERÖRÜN ACISINI UZAKTAN SEYRETMEDİ” “Giresun, terörün acısını uzaktan seyretmiş bir şehir değildir. Sahil yolundaki üst geçitlerde yaşatılan şehitlerimizin isimleri, bu vatanın hangi bedellerle korunduğunu hatırlatan namus ve vicdan emanetleridir. Barışı savunurken şehitlerimizin aziz hatırasını, gazilerimizin fedakârlığını ve terör mağdurlarının adalet talebini görmezden gelemeyiz.” “ASIL SINAV ŞİMDİ BAŞLAMAKTADIR” “Kanun, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Ancak asıl sınav şimdi başlamaktadır. Meclis çoğunluğunun verdiği destek, iktidara sunulmuş peşin bir güven oyu değildir; barışa bir şans verilmiş, iktidara açık çek verilmemiştir. İktidarın geçmişte barış umutlarını siyasi hesaplara kurban ettiğini unutmadığımız için samimiyetine peşinen güvenmiyoruz. YENİ Parti olarak kanunun uygulanacağı her aşamanın takipçisi olacağız. Doğru adımlara katkı sunacak, yanlış uygulamalara itiraz edeceğiz. Sürecin TBMM’nin denetiminden uzaklaştırılmasına, kapalı kapılar ardında yürütülmesine ve siyasi çıkarlara araç edilmesine izin vermeyeceğiz.” “CEZASIZLIK ALANINA DÖNÜŞTÜRÜLMESİNE SESSİZ KALMAYACAĞIZ” “Silahların bırakılmasına ve terörün kalıcı olarak sona ermesine sonuna kadar destek vereceğiz. Ancak bu sürecin terör suçlarının, faillerinin veya tarihsel gerçeklerin aklandığı bir cezasızlık alanına dönüştürülmesine sessiz kalmayacağız. Barış, geçmişi unutturmakla değil; adaleti sağlayarak ortak bir gelecek kurmakla mümkündür.” KIRMIZI ÇİZGİLERİNİ SIRALADI “Kırmızı çizgilerimiz olan; Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, devletimizin birliği, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğü, 86 milyon yurttaşımızın eşitliği ve Cumhuriyetimizin temel nitelikleri hiçbir şart altında tartışma veya pazarlık konusu yapılamaz.” ÖZGÜR ÖZEL’İN TUTUMUNA DESTEK “Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in barış ihtimalini siyasi hesapların gölgesinden çıkarmak adına üstlendiği tarihsel sorumluluğu; millet iradesinin Meclise yansımasını sağlayan demokratik liderliğini ve sürecin doğru ilerlemesi için ortaya koyduğu kararlı tutumu yürekten destekliyoruz. Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun, ‘Barışı siyasi hesaplara teslim etmeyeceğiz; siyasi hesaplara duyduğumuz güvensizliğin de barış umudumuzu esir almasına izin vermeyeceğiz’ sözleri, savunduğumuz sorumlu ve dengeli yaklaşımın en açık ifadesidir.” “BARIŞIN GERÇEK SAHİBİ MİLLETTİR” “Türkiye’nin barışı da huzuru da Cumhuriyeti de hiç kimsenin siyasi tasarrufunda değildir; bunların gerçek sahibi millettir. Terörün kalıcı olarak sona ermesine, silahların susmasına, kardeşliğe, demokrasiye ve onurlu bir barışa sonuna kadar ‘evet’ diyoruz. Barışın önünde değiliz; hukukla, adaletle ve demokrasiyle güvence altına alınmış kalıcı bir barışın yanındayız.”

E-ticarette Yeni Dönem 1 Ağustos’ta Başlıyor! Haber

E-ticarette Yeni Dönem 1 Ağustos’ta Başlıyor!

E-ticarette yeni dönem 1 Ağustos'ta başlıyor. Yapay zekâ reklamları ve indirim kampanyalarına yeni kurallar geliyor. Yeni düzenlemeyle sahteciliklerin önüne geçilmesinin hedeflendiğini belirten TOBB E-ticaret Meclis Üyesi ve Ticimax Kurucu CEO’su Cenk Çiğdemli, “Yeni düzenle e-ticarette uzun süredir tartışılan sahte indirim uygulamalarını önemli ölçüde sınırlandıracak. Dijital altyapıya yatırım yapan şirketler öne çıkacak. Yeni düzenleme sadece tüketiciyi korumakla kalmayacak, e-ticarette yeni bir rekabet anlayışı oluşturacak” dedi. E-ticarette tüketiciyi aldatıcı reklamlar ve haksız ticari uygulamalara karşı korumayı amaçlayan yeni düzenlemeler, 1 Ağustos itibarıyla yürürlüğe giriyor. Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan değişikliklerle, yapay zekâ destekli reklamlar, hedefli reklamcılık, influencer paylaşımları, indirim kampanyaları ve tüketici değerlendirmelerine ilişkin daha sıkı kurallar uygulanacak. 1 Temmuz'da Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle dijital ticarette şeffaflığın artırılması ve tüketicilerin yanıltıcı uygulamalara karşı daha etkin korunması hedefleniyor. Düzenlemeler, özellikle e-ticaret platformları ile çevrim içi satış yapan işletmelerin reklam ve pazarlama süreçlerinde önemli değişiklikler yapmasını gerektirecek. Yapay zekâ içeriklerinde açıklama zorunlu Yeni düzenleme kapsamında, reklamlarda yapay zekâ kullanılarak oluşturulan ve gerçek kişiden ayırt edilmesi güç dijital karakterlere yer verilmesi halinde bunun tüketiciye açık, anlaşılır ve fark edilebilir şekilde belirtilmesi zorunlu olacak. Ayrıca yapay zekâ ile oluşturulan dijital kopyaların, gerçek bir kişinin ürünü deneyimlediği veya tavsiye ettiği izlenimini veren reklamlarda kullanılması yasaklandı. İndirim kampanyalarında "10 gün" kriteri Düzenlemeyle birlikte indirimli satış reklamlarında da yeni bir dönem başlayacak. Buna göre, indirimin başlangıcından önceki son 10 gün içinde uygulanan en düşük fiyat, indirim öncesi fiyat olarak gösterilebilecek. Böylece gerçeği yansıtmayan yüksek indirim algısı oluşturulmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor. Şarta bağlı kampanyalar da aynı kurallara tabi olacak. Şikâyetler daha hızlı yayınlanacak Tüketici değerlendirmelerine ilişkin süreç de değişiyor. Satıcı ve sağlayıcılara tüketici şikâyetlerine yanıt vermeleri için tanınan süre 72 saatten 48 saate indirildi. Süre içinde yanıt verilmemesi halinde değerlendirmeler yayımlanabilecek. Ayrıca yalnızca satın alma süreci doğrulanabilen tüketici yorumlarının yayımlanmasına izin verilecek. Sahte indirimlerin önüne geçilecek Yeni düzenlemenin e-ticarette uzun süredir tartışılan sahte indirim uygulamalarını önemli ölçüde sınırlandıracağını belirten TOBB E-ticaret Meclis Üyesi ve Ticimax Kurucu CEO’su Cenk Çiğdemli, “Artık bir ürünün fiyatı önce yapay olarak yükseltilip sonra ‘yüzde 50 indirim’ denilmesi daha zor olacak. İndirimli satışlarda referans fiyat olarak son 10 günün en düşük fiyatının esas alınması, kampanyaların daha şeffaf hale gelmesini sağlayacak. Yapay zekâ kaynaklı yanıltıcı reklamlara karşı da koruma sağlanacak. Gerçek olmayan kişilerin veya yapay zekâ ile oluşturulan görüntülerin gerçek kullanıcı ya da uzman gibi sunulması sınırlandırılıyor. Böylece tüketicinin reklam ile gerçeği ayırt etmesi kolaylaşacak. Ürünü gerçekten satın alan kişilerin değerlendirmeleri öne çıkarılacak. Bu sayede sahte veya manipülatif yorumların azaltılması hedefleniyor. İşletmelerin tüketici yorumlarına ve itirazlarına daha kısa sürede yanıt vermesi gerekecek. Bu da sorunların daha hızlı çözüme kavuşmasına katkı sağlayacaktır” dedi. Dijital altyapıya yatırım yapan şirketleri öne çıkaracak Yeni düzenlemelerin sadece tüketiciyi korumayacağını söyleyen Çiğdemli, bunun e-ticarette yeni bir rekabet anlayışı oluşturacağını belirtti. Özellikle fiyat şeffaflığı ve doğrulanabilir müşteri deneyiminin öne çıkacağını ifade eden Çiğdemli, güven inşa eden markaların uzun vadede daha fazla tercih edileceğini söyledi. Yeni düzenlemeyle birlikte, dijital altyapıya yatırım yapan şirketlerin ön plana çıkacağı bilgisini veren Çiğdemli, “Fiyat geçmişini takip etmek, tüketici yorumlarını doğrulamak ve reklam içeriklerini mevzuata uygun hale getirmek güçlü yazılım altyapısı gerektiriyor. Bu nedenle e-ticaret altyapı sağlayıcıları ve dijital dönüşüme yatırım yapan işletmeler daha hızlı uyum sağlayabilecek. Artık yalnızca düşük fiyat değil, güvenilirlik de rekabet unsuru olacak. Şeffaf çalışan markalar tüketicinin gözünde daha fazla tercih edilir konuma ulaşacak. Fiyat manipülasyonu ve yanıltıcı pazarlama yerine şeffaflık, doğrulanabilir bilgi ve tüketici güveni öne çıkarken, dijital altyapısını güçlendiren işletmeler yeni dönemin avantajlı oyuncuları arasında yer alacaktır” açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BANKA KOMİSYONLARI İŞLETMELERİN BELİNİ BÜKÜYOR Haber

BANKA KOMİSYONLARI İŞLETMELERİN BELİNİ BÜKÜYOR

BANKA KOMİSYONLARI İŞLETMELERİN BELİNİ BÜKÜYOR Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu, kredi kartı komisyonları, POS kesintileri ve yüksek finansman maliyetlerinin işletmeler üzerindeki baskıyı artırdığını belirterek, üretim ve istihdamın korunması için yetkili kurumlara düzenleme çağrısında bulundu. Giresun Son Haber’in Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki uygulamaları karşılaştırdığı araştırma ise kartlı ödeme maliyetlerinde dikkat çekici bir fark bulunduğunu ortaya koydu. Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu, kredi kartı komisyonları ile banka kaynaklı finansman giderlerinin ticari hayat üzerinde giderek daha ağır bir yük oluşturduğunu söyledi. Kredi kartı kullanımında uygulanan yüksek komisyon oranlarının ve ödeme maliyetlerinin büyük ölçüde işletmeler tarafından karşılandığını belirten Çakırmelikoğlu, bu durumun özellikle esnaf ve KOBİ’lerin nakit akışını olumsuz etkilediğini ifade etti. SATIŞ YAPAN İŞLETME, KOMİSYONA ÇALIŞIYOR Kredi kartıyla yapılan satışlarda bankalara ödenen komisyonların işletmelerin kazancını önemli ölçüde azalttığını vurgulayan Çakırmelikoğlu, yüksek ciroya rağmen gerçek kârlılığın gerilediğine dikkat çekti. Satış hacmi büyüse bile POS komisyonu, faiz, erken ödeme ve diğer banka giderleri nedeniyle cironun önemli bir bölümü finansman maliyetine dönüşüyor. FİNANSMAN GİDERLERİ ANA MALİYET KALEMİNE DÖNÜŞTÜ Banka komisyonları, finansman giderleri ve faiz maliyetlerinin işletmelerin en önemli gider kalemleri arasında yer aldığını belirten Çakırmelikoğlu, mevcut tablonun firmaların rekabet gücünü zayıflattığını söyledi. Çakırmelikoğlu, “Artan finansman maliyetleri firmalarımızın kârlılığını azaltmakta, rekabet gücünü zayıflatmakta ve sürdürülebilir üretim ile ticaret yapmalarını zorlaştırmaktadır” dedi. KOBİ’LERİN HAREKET ALANI DARALIYOR Yüksek banka maliyetlerinin özellikle sınırlı sermayeyle faaliyet gösteren küçük ve orta ölçekli işletmeleri daha fazla etkilediğini dile getiren Çakırmelikoğlu, işletmelerin yatırım yapma, stok oluşturma ve istihdamı koruma kapasitesinin giderek azaldığını kaydetti. Finansmana erişimin pahalılaşması yalnızca işletme bilançolarını değil, üretimden istihdama ve tüketici fiyatlarına kadar ekonomik hayatın bütününü etkiliyor. “DÜZENLEME GECİKMEDEN YAPILMALI” İş dünyasının üzerindeki mali yükün hafifletilmesi gerektiğini belirten Çakırmelikoğlu, kredi kartı komisyonları ve banka kaynaklı giderler konusunda ilgili kurumların gecikmeden harekete geçmesi gerektiğini ifade etti. İşletmelerin ayakta kalabilmesi, üretimin sürdürülebilmesi ve mevcut istihdamın korunabilmesi için komisyon oranlarının makul seviyelere çekilmesini isteyen Çakırmelikoğlu, banka kaynaklı finansman maliyetlerinin de yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu. ARAŞTIRMA NOTU: AVRUPA’DA KOMİSYONLAR NASIL UYGULANIYOR? Avrupa Birliği’nde tüketici kartlarına ilişkin bankalar arası takas komisyonları banka kartında yüzde 0,20, kredi kartında yüzde 0,30 ile sınırlandırılırken, Türkiye’de Temmuz 2026 itibarıyla üye işyerlerine uygulanabilen azami komisyon peşin kredi kartı işlemlerinde yüzde 3,56’ya, banka kartlarında ise yüzde 1,04’e kadar çıkıyor. İki sistemdeki ücretlerin kapsamı bire bir aynı olmasa da işletmenin taşıdığı mali yük bakımından Türkiye’deki oranlar çok daha yüksek bir tablo ortaya koyuyor. AB’DE BANKALAR ARASI KOMİSYONA YASAL SINIR Avrupa Birliği’nin 2015/751 sayılı düzenlemesine göre tüketici banka kartlarında bankalar arası takas komisyonu işlem tutarının en fazla yüzde 0,20’si, tüketici kredi kartlarında ise en fazla yüzde 0,30’u olabiliyor. Üye ülkeler kredi kartlarında yüzde 0,30’un altında daha düşük bir tavan belirleyebilirken, düzenleme aynı zamanda perakendecilerin ödedikleri ücretleri daha açık biçimde görebilmelerini ve farklı ödeme kuruluşları arasında karşılaştırma yapabilmelerini amaçlıyor. (EUR-Lex) AVRUPA’DAKİ ORAN TOPLAM POS ÜCRETİ DEĞİL Avrupa’daki yüzde 0,20 ve yüzde 0,30’luk oranların doğrudan işletmenin ödediği toplam POS komisyonu olmadığına dikkat etmek gerekiyor. Bu oranlar, kartı çıkaran banka ile ödemeyi kabul eden banka arasındaki takas komisyonunu ifade ediyor. İşletmenin ödediği toplam ücretin içerisinde kart kuruluşu bedeli, ödeme altyapısı ve hizmet marjı gibi başka kalemler de bulunabiliyor. Buna karşın Avrupa Komisyonunun değerlendirmeleri, takas komisyonlarına getirilen tavanın daha önce yüksek olan ücretleri düşürdüğünü, kartlı ödeme piyasasında rekabeti ve ücret şeffaflığını artırdığını gösteriyor. (Competition Policy) TÜRKİYE’DE PEŞİN KREDİ KARTINDA TAVAN YÜZDE 3,56 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının Temmuz 2026 için yayımladığı tabloda, bankalarca ticari müşterilere uygulanabilecek azami üye işyeri komisyonu peşin kredi kartı işlemlerinde yüzde 3,56 olarak yer alıyor. Her ilave taksit için uygulanabilecek azami artış yüzde 1,78 olurken, banka kartı işlemlerinde azami oran yüzde 1,04 düzeyinde bulunuyor. Bu oranlar tavan niteliği taşıyor; bankalar işyerinin cirosu, sektörü, bloke süresi ve ticari anlaşmasına göre daha düşük oran uygulayabiliyor. (TCMB) 10 BİN LİRALIK SATIŞTA 356 LİRALIK KOMİSYON Türkiye’de 10 bin liralık peşin kredi kartı satışında yüzde 3,56’lık azami oran üzerinden hesaplanan komisyon 356 liraya ulaşıyor. Aynı tutarın Avrupa Birliği’ndeki kredi kartı takas tavanı üzerinden hesaplanan kısmı 30 lira, banka kartı takas tavanı üzerinden hesaplanan kısmı ise 20 lira karşılığına denk geliyor. Ancak bu karşılaştırmada Avrupa’daki tutarın toplam POS maliyeti değil, yalnızca bankalar arası takas komisyonu olduğu unutulmamalı. TAKSİT SAYISI ARTTIKÇA MALİYET KATLANIYOR Türkiye’de uzun vadeli taksit uygulaması, işletmeler üzerindeki maliyet farkını daha da artırıyor. TCMB’nin yüzde 3,56’lık peşin işlem tavanına her ilave taksit için yüzde 1,78 eklenmesi halinde teorik azami oran: İki taksitte yüzde 5,34’e, Üç taksitte yüzde 7,12’ye, Altı taksitte yüzde 12,46’ya, Dokuz taksitte yüzde 17,80’e, On iki taksitte yüzde 23,14’e kadar yükselebiliyor. Bu oranlar TCMB tavan formülü üzerinden yapılan hesaplamayı gösteriyor. Bankaların fiilen uyguladığı oranlar, ödeme vadesi ve işyeri anlaşmasına göre değişebiliyor. (TCMB) TÜRKİYE İLE AVRUPA ARASINDAKİ TEMEL FARK Avrupa Birliği’nde sistem, tüketici kartlarında bankalar arası komisyonu düşük bir üst sınırla kontrol altında tutarken, Türkiye’de işletmelere yansıyan toplam POS ve finansman maliyetleri daha yüksek oranlarda şekilleniyor. Türkiye’deki yüzde 3,56’lık peşin kredi kartı tavanı ile Avrupa’daki yüzde 0,30’luk kredi kartı takas tavanı aynı ücret kalemini ifade etmese de aradaki fark, kartlı satışların işletmeler üzerinde oluşturduğu baskının boyutunu göstermesi bakımından önem taşıyor. ÇAĞRININ MERKEZİNDE ŞEFFAFLIK VE DÜŞÜK MALİYET VAR Giresun Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hasan Çakırmelikoğlu’nun çağrısı, Avrupa’daki uygulamayla birlikte değerlendirildiğinde POS maliyetlerinin yalnızca tek bir komisyon oranı üzerinden değil; takas komisyonu, kart kuruluşu bedeli, banka hizmet marjı, taksit finansmanı ve vergiler ayrı ayrı gösterilecek şekilde ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. İşletmeler açısından daha düşük oran, açık maliyet tablosu ve pazarlık gücünü artıracak rekabetçi bir ödeme sistemi; üretimin, ticaretin ve istihdamın sürdürülebilmesi bakımından giderek daha fazla önem kazanıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.