Hava Durumu

#Sağlıklı Yaşam

giresunsonhaber - Sağlıklı Yaşam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlıklı Yaşam haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Okulun ilk 30 günü için ailelere önemli uyarılar Haber

Okulun ilk 30 günü için ailelere önemli uyarılar

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Doğan, okula dönüş sürecinde uyku, beslenme ve hijyenin yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasıyla birlikte çocuklar yeniden okul temposuna dönerken, uzmanlar özellikle ilk 30 güne dikkat çekiyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Doğan, bu dönemin yalnızca derslere uyum değil, aynı zamanda çocukların bağışıklık sistemi açısından da kritik bir süreç olduğunu belirtti. Dr. Doğan, okulun ilk haftalarında çocukların kalabalık sınıflar, servisler, yemekhaneler ve ortak kullanım alanlarında çok sayıda kişiyle yakın temasa geçtiğini, bu nedenle üst solunum yolu ve gastrointestinal enfeksiyonların daha sık görülebileceğini ifade etti. “UYKU VE BESLENME BAĞIŞIKLIĞIN TEMELİDİR” Çocukların bağışıklığını desteklemede tek bir besin ya da üründen mucize beklenmemesi gerektiğini vurgulayan Doğan, yeterli ve dengeli beslenme, düzenli uyku ve kahvaltının atlanmaması gerektiğini söyledi. Yaz tatiliyle bozulan uyku düzeninin okul başladıktan sonra hızla yeniden kurulması gerektiğini belirten Doğan, yaşa uygun ve yeterli uykunun hem okul uyumu hem de gün içindeki enerji düzeyi için önemli olduğunu kaydetti. AİLELERE 6 MADDELİK ÖNERİ Dr. Murat Doğan, okulun ilk ayında ailelerin şu başlıklara dikkat etmesini önerdi: Uyku ve uyanma saatlerini düzenli hale getirmek Kahvaltıyı atlamamak, dengeli beslenmeyi sürdürmek Su tüketimini takip etmek El yıkama alışkanlığını güçlendirmek Öksürme ve hapşırmada ağız ve burnu kapatma alışkanlığı kazandırmak Ateş, halsizlik, kusma, ishal ve solunum yolu belirtilerini yakından izlemek Vitamin ve mineral takviyelerinin dengeli beslenmenin alternatifi olmadığını belirten Doğan, önceliğin her zaman sağlıklı yaşam alışkanlıkları olması gerektiğini ifade etti. Çocuğun bireysel ihtiyacı varsa, destek ürünleri konusunda mutlaka hekim görüşü alınması gerektiğini söyledi. “HER HASTALIK BAĞIŞIKLIK ZAYIFLIĞI ANLAMINA GELMEZ” Okul döneminde çocukların zaman zaman hastalanmasının tek başına bağışıklık sisteminin zayıf olduğu anlamına gelmediğini de vurgulayan Doğan, özellikle tekrarlayan ya da ağır seyreden enfeksiyonlarda çocuk hekimi değerlendirmesi yapılması gerektiğini belirtti. Dr. Doğan, “İlk 30 günü doğru yönetirsek bütün eğitim yılına güçlü bir başlangıç yapabiliriz” diyerek ailelere sağlıklı alışkanlıklar konusunda çağrıda bulundu.

Ordu Ünye’de bisiklet ve yürüyüş yolu tamamlanıyor Haber

Ordu Ünye’de bisiklet ve yürüyüş yolu tamamlanıyor

Ordu Büyükşehir Belediyesi, 2021 yılında Ünye’de başlattığı Bisiklet ve Yürüyüş Yolu Projesi’nde sona yaklaştı. ORDU (İGFA) - Ordu Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler’in sağlıklı yaşam ve çevreci ulaşım vizyonu doğrultusunda Ordu genelinde hayata geçirilen bisiklet ve yürüyüş yolları her geçen gün büyüyor. Bu kapsamda Ünye ilçesinde 2021 yılında başlatılan projede 2. etap çalışmaları devam ediyor. Son dokunuşların yapıldığı bisiklet ve yürüyüş yolu tamamlandığında toplam 10 kilometre uzunluğa ulaşacak güzergâh, Ünye’de sağlıklı yaşamı ve çevreci ulaşımı destekleyen önemli bir alternatif olacak. 2. ETAPTA ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR Projenin 2. etabı kapsamında Çamlık’tan başlayarak Hasan Bey Otel’e kadar uzanan 3 km’lik güzergâhta çalışmalar sürüyor. Güzergâhın 1,5 km’lik bölümünde asfalt çalışmaları tamamlanırken, bazı bölümlerde renkli asfalt uygulaması gerçekleştiriliyor. Projede ayrıca baskı beton yürüyüş yolları, aydınlatma sistemleri ve kentsel donatı alanları da oluşturuluyor. Güzergâhın kalan bölümlerinde ise ekiplerin çalışmaları devam ediyor. ÇAMLIK’TA ÇALIŞMALAR TAMAMLANDI Öte yandan Çamlık Ayanikola’da bulunan 1 km’lik bisiklet ve yürüyüş yolunda da asfalt kaplama ve boyama işlemleri ise tamamlandı. Çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte Ünye, vatandaşların yürüyüş yapabileceği, bisiklet kullanabileceği ve deniz manzarası eşliğinde vakit geçirebileceği modern ve güvenli bir güzergâha daha kavuşmuş olacak.

Kalp krizinde en önemli ilk adım 112’yi aramak Haber

Kalp krizinde en önemli ilk adım 112’yi aramak

Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, kalp krizinin belirtileri, gençlerde artan risk faktörleri ve kriz anında yapılması gereken ilk müdahale hakkında önemli uyarılarda bulundu. Baltalı, özellikle yanlış müdahalenin hayati risk oluşturabileceğini belirterek, “En önemli şey 112 acil ambulansı aramaktır” dedi. İSTANBUL (İGFA) - Kalp krizinin, kalbi besleyen damarların ani tıkanması sonucu ortaya çıktığını söyleyen Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Baltalı, bu durumun kalbin bir bölümüne oksijen gitmemesine ve ilgili bölgenin kasılamamasına yol açtığını ifade etti. Erkeklerde ve yaşlılarda daha sık görülen kalp krizinin, kadınlarda ise menopoz sonrası dönemde arttığını belirtti. GENÇLERDE SİGARA RİSKİ ARTIRIYOR Son dönemde 45 yaş altı kadın ve erkeklerde kalp krizi oranının arttığına dikkat çeken Baltalı, bunun nedenleri arasında farkındalığın artmasıyla birlikte sigara, yüksek kolesterol, tansiyon, şeker hastalığı ve genetik yatkınlığın öne çıktığını söyledi. Sigaranın kalp krizi riskini 3-4 kat artırdığını vurgulayan Baltalı, ailesinde erken yaşta kalp krizi öyküsü bulunan kişilerin daha erken yaşlardan itibaren risk faktörlerini kontrol ettirmesi gerektiğini kaydetti. Kalp krizinin bazen hiçbir belirti vermeyebildiğini belirten Baltalı, en sık görülen şikâyetin göğüs ağrısı ve sol kol ağrısı olduğunu söyledi. Sağ koroner damar tıkanıklıklarında ise karın ağrısı, mide bulantısı ve ciddi ritim bozukluklarının görülebileceğini ifade etti. İLK MÜDAHALE HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR Kalp krizi geçiren kişiye yapılacak ilk müdahalenin istirahat ettirmek ve 112’yi aramak olduğunu söyleyen Baltalı, hastanın sırt üstü yatırılması ve hareket ettirilmemesi gerektiğini belirtti. Uzman olmayan kişilerin müdahalesinin tehlikeli olabileceğini vurgulayan Baltalı, kalp masajının bilinçsizce yapılmasının çalışan kalbi durdurabileceğini ifade etti. Bu nedenle ilk aşamada kişinin nefes alıp almadığının ve nabzının kontrol edilmesi, ardından profesyonel sağlık ekiplerinin beklenmesi gerektiğini söyledi. SAĞLIKLI YAŞAM KALP KRİZİNİ ÖNLEYEBİLİR Baltalı, kalp krizi riskini azaltmak için sigaranın bırakılması, kolesterolün kontrol altına alınması, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizin önemine de dikkat çekti. Zeytinyağı, sebze, meyve ağırlıklı beslenme ile yürüyüş ve yüzme gibi aktivitelerin koruyucu etki sağladığını ifade etti.

Unutkanlık her zaman hastalık değildir... İşte hafızayı korumak için 5 öneri Haber

Unutkanlık her zaman hastalık değildir... İşte hafızayı korumak için 5 öneri

Anahtarın nerede olduğunu unutmak, bir odaya girdiğinde oraya geliş amacını hatırlayamamak ya da yeni tanışılan birinin ismini anımsayamamak genellikle bir hastalık belirtisi değildir. Uzman görüşlerine göre beyin, önemsiz bilgileri eleyerek kritik anıları muhafaza etmektedir. Ancak unutkanlık hali gündelik yaşamı ciddi şekilde etkilemeye başladığında veya artış gösterdiğinde uzman yardımı alınması önerilmektedir. İSTANBUL (İGFA) - Günlük hayatın akışında hemen herkesin deneyimlediği unutkanlık anları, sıklıkla endişe yaratsa da her unutma durumu bir hastalık işareti değildir. Prof. Dr. Murat Kurt, beynin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi adına “unutma” mekanizmasına gereksinim duyduğunu belirterek, hafızanın kusursuz bir kayıt sistemi olmadığını ifade etti. Prof. Dr. Kurt’a göre beyin, her gün maruz kaldığı milyonlarca uyaranın tamamını detaylıca saklamak yerine, değerli gördüğü bilgileri pekiştirmekte ve gereksiz ayrıntıları ayıklamaktadır. Bu sebeple unutmak, çoğunlukla hafızanın bir yetersizliği değil, sağlıklı işleyişinin temel bir parçasıdır. DUYGUSAL ANILAR DAHA GÜÇLÜ YER EDİYOR Sıkça tekrarlanan düşünceler, kaygılar ve duygusal yoğunluğu yüksek deneyimler beyinde daha kalıcı hale gelebilmektedir. Bilhassa travmatik olaylar ve zihni sürekli meşgul eden olumsuz düşünceler, küçük bir ipucuyla kolayca hatırlanabilmektedir. Prof. Dr. Kurt, bir bilginin kalıcılığı için sadece tekrarın yeterli olmadığını, dikkat ve anlamlandırma süreçlerinin de kritik olduğunu vurguluyor. Dijital platformlarda hızla tüketilen içeriklerin ise genellikle yüzeysel kaldığını belirten Kurt, sürekli ekran kaydırmanın hafızayı geliştirmekten ziyade bilişsel yükü artırabileceği uyarısında bulunuyor. ODAYA GİRİNCE NEDEN NE YAPACAĞIMIZI UNUTUYORUZ? Bir odaya girildiğinde oraya neden gelindiğinin unutulması durumu da bilimsel olarak açıklanabilmektedir. “Kapı eşiği etkisi” olarak tanımlanan bu durum, mekan değiştiğinde beynin mevcut bağlamı güncellemesiyle ilişkilendirilmektedir. Yoğun çalışma temposu, dikkatin dağılması ve aynı anda birden fazla işle ilgilenmek bu tarz kısa süreli unutkanlıkları tetikleyebilmektedir. Prof. Dr. Kurt, meselenin genellikle hafıza kaybından ziyade dikkat eksikliği ile ilgili olduğunu, birkaç saniye durup yeniden odaklanıldığında bilginin genellikle geri geldiğini ifade ediyor. NE ZAMAN DOKTORA BAŞVURULMALI? Ara sıra isimleri unutmak, anahtarların yerini karıştırmak veya bir randevuyu hatırlamakta geç kalmak tek başına bir hastalık kanıtı olmayabilir. Fakat unutkanlığın günlük rutinleri belirgin şekilde aksatması veya zamanla kötüye gitmesi önem arz etmektedir. Aynı soruların defalarca sorulması, bilinen yerlerde yön kaybı yaşanması ya da finansal yönetim gibi günlük işlerde zorluk çekilmesi, tıbbi bir değerlendirme gerektiren belirtiler arasında yer almaktadır. Uykusuzluk, depresyon, kronik stres, yoğun iş temposu, kullanılan bazı ilaçlar ve dikkat dağınıklığının da hafıza üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini belirten Prof. Dr. Kurt, bu gibi durumlarda uzman görüşü almanın kritik olduğunu vurguluyor. KÖTÜ ANILARIN ETKİSİ AZALTILABİLİR Travmatik veya olumsuz anıların tamamen silinmesinin mümkün olmadığını belirten Kurt, ancak bu anıların yarattığı duygusal yükün hafifletilebileceğini ifade ediyor. Psikoterapi, sağlıklı baş etme stratejileri ve profesyonel destekle kişinin bu anılarla olan ilişkisinin dönüştürülebileceği belirtiliyor. HAFIZAYI KORUMAK İÇİN 5 TEMEL ÖNERİ Prof. Dr. Kurt, hafızayı desteklemek adına “mucizevi” tek bir yöntem olmadığını vurgulayarak şu alışkanlıklara dikkat çekiyor: Kaliteli ve düzenli bir uyku düzeni sağlamak. Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite yapmak. Yeni yetkinlikler kazanmak ve zihni aktif tutmak. Güçlü sosyal bağları korumak ve sürdürmek. Dengeli, Akdeniz tipi beslenme düzenini benimsemek ve stresi yönetmek. Özellikle odaklanma gerektiren işlerde dikkati dağıtan alışkanlıklardan kaçınılması gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Kurt, hafıza için yapılabilecek en değerli yatırımın sağlıklı yaşam alışkanlıkları olduğunu ifade ediyor.

GÖRELE BELEDİYESİ'NDEN TEMİZ ÇEVRE ÇAĞRISI Haber

GÖRELE BELEDİYESİ'NDEN TEMİZ ÇEVRE ÇAĞRISI

ÇAVUŞLU TESİSİNİN KAPATILMASI ÇEVRE VE SPOR ALANLARINI TEHDİT EDİYOR: GÖRELE BELEDİYESİ'NDEN TEMİZ ÇEVRE VE SAĞLIKLI YAŞAM ÇAĞRISI Görele Belediyesinden yapılan resmi açıklamada, Çavuşlu Beldesinde yer alan katı atık bertaraf tesisinin kapatılmasının ardından ilçe genelinde çöp toplama ve depolama süreçlerinde geçici aksaklıklar yaşandığı bildirildi. Belediyeye ait mevcut depolama sahalarının yetersiz kalması üzerine yetkililer, hem ilçe sakinlerinin günlük yaşamını hem de çevre sağlığı ile gençlerin spor yaptığı açık alanları korumak adına acil tedbirler alındığını duyurdu. Belediye Başkanlığından yapılan açıklamada, çevre temizliğinin korunması ve insan sağlığının riske atılmaması için vatandaşların desteğine ihtiyaç duyulduğu belirtilerek şu ifadelere yer verildi: "Çavuşlu Beldemizde faaliyet gösteren katı atık bertaraf tesisinin kapatılmasının ardından, Belediyemize ait mücavir alan sınırları içerisindeki depolama sahalarının yetersizliği sebebiyle, ilçemiz genelinde toplanan evsel atıkların depolanması ve bertaraf edilmesi süreçlerinde birtakım geçici aksaklıklar yaşanmaktadır. Görele Belediyesi olarak, bu sıkıntının hemşehrilerimizin günlük yaşamına ve çevre sağlığına olumsuz yansımaması adına var gücümüzle çalışıyoruz. Yaşanan bu hassas geçiş sürecinde, çevre temizliğinin korunması ve insan sağlığının riske atılmaması için siz kıymetli vatandaşlarımızın desteği her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Çevreye olan duyarlılığınızı koruyarak evsel atıklarınızı gelişigüzel alanlara, yol kenarlarına veya konteyner dışına bırakmamanızı; atıklarınızı sızdırmaz poşetler içerisinde düzgünce bağlayarak yalnızca belirlenen çöp konteynerlerinin içine atmanızı önemle rica ediyoruz." Sağlıklı bir toplum ve spor dostu bir çevre hedefiyle hareket ettiklerini vurgulayan yetkililer, ilgili tüm kurumlarla koordineli bir şekilde sürdürülebilir ve ivedi çözümler üretmek için çalışmaların kesintisiz devam edeceğini bildirdi.

KANSERDE 2050 ALARMI: DÜNYA AĞIR BİR SAĞLIK FELAKETİYLE KARŞI KARŞIYA Haber

KANSERDE 2050 ALARMI: DÜNYA AĞIR BİR SAĞLIK FELAKETİYLE KARŞI KARŞIYA

KANSERDE 2050 ALARMI: DÜNYA AĞIR BİR SAĞLIK FELAKETİYLE KARŞI KARŞIYA Dünya Sağlık Örgütü’nün 2026 Küresel Kanser Durum Raporu, kanser yükünün dünya genelinde hızla büyüdüğünü ortaya koydu. DSÖ, yeni kanser vakalarının 2050 yılına kadar neredeyse iki katına çıkabileceği uyarısıyla hükümetlere, sağlık sistemlerine ve uluslararası kuruluşlara acil eylem çağrısı yaptı. KANSER VAKALARI PATLAMA NOKTASINDA Cenevre, 8 Temmuz 2026 – Dünya Sağlık Örgütü’nün bugün yayımladığı rapor, kanserin artık yalnızca hastanelerin ve sağlık çalışanlarının değil; ülkelerin bütçelerinin, ailelerin yaşam düzeninin, sosyal güvenlik sistemlerinin ve kamu politikalarının en ağır sınavlarından biri haline geldiğini gösterdi. DSÖ’nün Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı ile birlikte hazırladığı rapora göre dünyada her yıl yaklaşık 20,6 milyon yeni kanser vakası görülüyor, yaklaşık 10 milyon insan kanser nedeniyle yaşamını yitiriyor. Mevcut gidişat değişmezse yıllık yeni kanser vakalarının 2050 yılına kadar 35 milyonun üzerine çıkması bekleniyor. Bu tablo, kanserin gelecek yıllarda daha fazla haneye, daha fazla sağlık sistemine, daha fazla ülke bütçesine ve daha fazla toplumsal maliyete ağır bir yük olarak döneceğini ortaya koyuyor. DSÖ’DEN SERT UYARI: BUGÜN ÖNLEM ALINMAZSA 2050’DE FATURA ÇOK DAHA AĞIR OLACAK DSÖ raporu, kanserle mücadelede zaman kaybının bedelinin ağır olacağını açık biçimde ortaya koydu. Rapora göre kanser yükünü azaltmanın yolu, hastalık ortaya çıktıktan sonra tedavi kapasitesini artırmakla sınırlı değil. Asıl mücadele; önleme, erken tanı, düzenli tarama, aşılama, tütün kontrolü, sağlıklı yaşam politikaları, çevresel risklerin azaltılması, temel ilaçlara erişim ve tedavide eşitlik üzerinden yürütülmek zorunda. Kanser vakalarının önemli bir bölümü önlenebilir risk faktörleriyle bağlantılı. Tütün kullanımı, alkol tüketimi, obezite, sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, hava kirliliği ve bazı enfeksiyonlar kanser riskini artıran başlıca unsurlar arasında yer alıyor. İnsan papillomavirüsü, hepatit B ve C, Helicobacter pylori gibi enfeksiyonlar da bazı kanser türlerinin gelişiminde belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle DSÖ, aşı programlarının güçlendirilmesini, enfeksiyonların önlenmesini ve toplum temelli koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını kanserle mücadelenin vazgeçilmez başlıkları arasında gösteriyor. KANSERDE EŞİTSİZLİK ÖLDÜRÜYOR Raporda en çarpıcı başlıklardan biri, kanser tedavisinde ülkeler ve gelir grupları arasındaki derin uçurum oldu. Kanser tanısı alan bir kişinin hayatta kalma şansı, yalnızca hastalığın türüne ya da tıbbi gelişmelere bağlı değil; yaşadığı ülkeye, gelir düzeyine, sağlık hizmetlerine ulaşma imkanına, sigorta kapsamına, erken tanı kapasitesine ve tedaviye erişim süresine göre değişiyor. Yüksek gelirli ülkelerde erken tanı, güçlü tedavi altyapısı, ilaç erişimi ve sağlık sigortası kapsamı yaşam şansını artırırken; düşük ve orta gelirli ülkelerde hastalar çoğu zaman tanıya geç ulaşıyor, tedaviye gecikmeli başlıyor ya da temel ilaçlara erişemiyor. Bu tablo, kanserin yalnızca biyolojik bir hastalık olmadığını; aynı zamanda sosyal adalet, sağlık hakkı, kamu finansmanı, gelir eşitsizliği ve evrensel sağlık kapsamı meselesi olduğunu gösteriyor. YAŞAM ŞANSI GELİRE VE COĞRAFYAYA BAĞLI OLAMAZ DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, raporda ortaya konulan eşitsizliklerin kaçınılmaz olmadığını, siyasi tercihler ve güçlü kamu politikalarıyla tersine çevrilebileceğini vurguladı. Kanserde en ağır tablo, tıbbi bilginin var olduğu ancak sağlık hizmetine erişimin eşit olmadığı ülkelerde ortaya çıkıyor. Erken teşhis edilebilen, tedavi edilebilen ya da kontrol altına alınabilen birçok kanser türü, yoksulluk, sağlık altyapısının zayıflığı, ilaç yokluğu ve geç tanı nedeniyle ölümcül hale geliyor. Bu nedenle kanserle mücadelede asıl soru yalnızca kaç hastane yapıldığı değil; hastanın zamanında tanıya, etkili tedaviye, temel ilaca, psikososyal desteğe ve sosyal güvenceye ulaşıp ulaşamadığıdır. İLAÇ VE TEDAVİYE ERİŞİMDE DERİN UÇURUM Raporda, kanser tedavisinde kullanılan temel ilaçlara erişimde ülkeler arasında büyük farklar bulunduğu belirtildi. Yüksek gelirli ülkelerde kanser ilaçlarına, radyoterapiye, cerrahi hizmetlere ve ileri tanı yöntemlerine erişim daha güçlü seyrederken, düşük gelirli ülkelerde bu imkanların sınırlı olması hastaların yaşam şansını doğrudan etkiliyor. DSÖ’ye göre bilimsel gelişmeler tek başına hayat kurtarmaya yetmiyor. Yeni ilaçların geliştirilmesi, erken tanı teknolojilerinin yaygınlaşması ve tedavi yöntemlerinin ilerlemesi ancak bu hizmetlere adil erişim sağlandığında gerçek anlamda sonuç veriyor. Bu nedenle rapor, kanser bakımının evrensel sağlık kapsamı içinde ele alınmasını, temel kanser ilaçlarının ulaşılabilir hale getirilmesini, sağlık insan gücüne yatırım yapılmasını ve sosyal koruma mekanizmalarının güçlendirilmesini öneriyor. AKCİĞER KANSERİ ÖLÜMLERDE İLK SIRADA DSÖ verilerine göre akciğer kanseri, dünya genelinde kanser kaynaklı ölümlerin başlıca nedeni olmayı sürdürüyor. Tütün kullanımı, hava kirliliği ve çevresel riskler akciğer kanseri yükünün en önemli nedenleri arasında yer alırken, erken tanıdaki gecikmeler ölüm oranlarını artırıyor. Erkeklerde akciğer, prostat ve kolon kanserleri öne çıkarken; kadınlarda meme, akciğer ve kolon kanserleri en sık görülen kanser türleri arasında bulunuyor. Meme kanseri kadınlarda en yaygın kanser türlerinden biri olmayı sürdürürken, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere aşı ve tarama ile önlenebilir kanserler birçok ülkede hâlâ ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. ASYA VE AVRUPA KANSER YÜKÜNÜN MERKEZİNDE Küresel kanser yükü bölgeler arasında eşit dağılmıyor. Asya, büyük nüfus yapısı nedeniyle dünyadaki kanser vakalarının ve kanser kaynaklı ölümlerin önemli bir bölümünü taşıyor. Avrupa ise dünya nüfusu içindeki payına göre daha yüksek kanser yüküyle dikkat çekiyor. Afrika ve bazı düşük gelirli bölgelerde vaka sayıları nüfus yapısı ve kayıt sistemlerinin sınırlılığı nedeniyle daha düşük görünse de ölüm oranlarının yüksekliği, erken tanı ve tedaviye erişimdeki yetersizlikleri yeniden gündeme getiriyor. Bu tablo, kanser istatistiklerinin yalnızca vaka sayısıyla değerlendirilemeyeceğini; tanı yaşı, ölüm oranı, tedaviye erişim, kayıt sistemi, sağlık altyapısı ve sosyal güvence düzeyiyle birlikte okunması gerektiğini gösteriyor. TÜTÜN AZALIYOR AMA TEHLİKE BİTMİYOR Raporda, bazı alanlarda ilerleme sağlandığı da belirtildi. Tütün kontrolü politikaları, aşılama programları, enfeksiyonların önlenmesi ve hijyen koşullarındaki iyileşmeler bazı kanser türlerinde olumlu sonuçlar doğurdu. Ancak DSÖ’ye göre bu ilerleme, artan küresel kanser yükünü durdurmak için yeterli değil. Tütün kullanımı birçok ülkede azalma eğilimi gösterse de elektronik sigara, yeni nikotin ürünleri, hava kirliliği, obezite, alkol tüketimi ve hareketsiz yaşam tarzı kanser riskini canlı tutuyor. Kanserle mücadelede kalıcı başarı için yalnızca bireysel yaşam tarzı önerileri değil; sağlıklı gıdaya erişim, temiz çevre, güçlü denetim, etkili tarama programları ve kamusal sağlık politikaları gerekiyor. KANSER AİLELERİ DE YIKIYOR Kanser, yalnızca hastanın bedenini değil, ailenin bütün yaşam düzenini etkiliyor. Tedavi süreci, gelir kaybı, yol ve bakım giderleri, iş gücü kaybı, psikolojik baskı ve sosyal izolasyon kanserin görünmeyen yükünü oluşturuyor. DSÖ raporu, kanserden etkilenen kişilerin ve ailelerin yalnızca tıbbi desteğe değil; psikososyal destek, ekonomik koruma, bakım hizmetleri ve sosyal güvenceye de ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Bakım verenlerin yaşadığı yük de raporda dikkat çekilen başlıklar arasında yer alıyor. Aile bireyleri çoğu zaman ücretsiz bakım emeği üstlenirken, sosyal yaşamdan uzaklaşıyor, ekonomik baskı altında kalıyor ve ruh sağlığı açısından riskli bir sürece giriyor. KANSER BAKIMI LÜKS DEĞİL, EVRENSEL SAĞLIK HAKKI DSÖ’nün 2026 Küresel Kanser Durum Raporu, ülkelerin kanserle mücadelede daha kapsayıcı, daha adil ve daha sürdürülebilir politikalar geliştirmesi gerektiğini vurguluyor. Raporda, kanser kontrolünün evrensel sağlık kapsamına dahil edilmesi, erken tanı ve tarama hizmetlerinin yaygınlaştırılması, sağlık çalışanı kapasitesinin artırılması, temel ilaçlara erişimin güçlendirilmesi, paliyatif bakım hizmetlerinin genişletilmesi ve hastaların karar alma süreçlerine dahil edilmesi çağrısı yapılıyor. Kanser politikalarının yalnızca hastane merkezli değil; toplum temelli, önleyici, eşitlikçi ve insan odaklı biçimde planlanması gerektiği belirtiliyor. 2050 İÇİN SON UYARI: BUGÜN ATILMAYAN ADIM YARIN CAN KAYBI OLARAK DÖNECEK Veteriner Halk Sağlığı Derneği Başkanı Azmi Yüksel, DSÖ’nün 2026 Küresel Kanser Durum Raporu’nun yalnızca sağlık otoritelerine değil, tüm kamu yönetimlerine açık bir uyarı niteliği taşıdığını belirterek, kanserle mücadelede gecikmenin gelecek kuşaklar için çok daha ağır sonuçlar doğuracağını ifade etti. Yüksel, bugün alınacak kararların 2050’ye gelindiğinde sağlık sistemlerinin, ailelerin ve toplumların taşıyacağı kanser yükünü belirleyeceğine dikkat çekerek, kanser vakalarının 35 milyonun üzerine çıkabileceği öngörüsünün erken tanıdan ilaç erişimine, aşılama programlarından tütün kontrolüne, sağlıklı yaşam politikalarından sosyal güvenceye kadar geniş bir alanda daha güçlü adımlar atılmasını zorunlu hale getirdiğini vurguladı. Kanserle mücadelede başarının, hastalığı yalnızca tedavi edilecek bir klinik tablo olarak görmekle sağlanamayacağını belirten Yüksel, önlenebilir risklerin azaltılması, sağlık eşitsizliklerinin giderilmesi, ailelerin korunması ve herkes için erişilebilir sağlık hizmetinin güvence altına alınmasının bütüncül bir kamu politikasıyla mümkün olacağını kaydetti. Kaynak: Dünya Sağlık Örgütü’nün 8 Temmuz 2026’da yayımladığı 2026 Küresel Kanser Durum Raporu; DSÖ/IARC Global Cancer Observatory verileri ve DSÖ/IARC’nin 2026 yılı küresel kanser önleme analizleri.

GİRESUN’DA SPOR OKULLARI HEYECANI BAŞLADI Haber

GİRESUN’DA SPOR OKULLARI HEYECANI BAŞLADI

GİRESUN’DA SPOR OKULLARI HEYECANI BAŞLADI Giresun’da yaz döneminin en kapsamlı spor buluşmalarından biri olan 2026 GSB Spor Okulları ve GSB Engelsiz Spor Okulları açılış töreni, Atatürk Meydanı’nda düzenlenen etkinliklerle gerçekleştirildi. Giresun Valiliği koordinasyonunda, Gençlik ve Spor Bakanlığı desteğiyle hayata geçirilen spor okulları; çocukların, gençlerin ve özel gereksinimli bireylerin sporla buluşmasını, sağlıklı yaşam alışkanlığı kazanmasını ve sosyal hayata daha güçlü katılımını hedefliyor. 29 Haziran Pazartesi günü saat 16.00’da Giresun Atatürk Meydanı’nda düzenlenen programa Giresun Valisi Mustafa Koç da katıldı. Açılış töreninde, 3-18 yaş arası çocuk ve gençlerin yaz dönemini verimli geçirmeleri, sporla erken yaşta tanışmaları ve kötü alışkanlıklardan uzak durmaları amacıyla yürütülen çalışmalar kamuoyuna tanıtıldı. SPOR SADECE FİZİKSEL DEĞİL, EĞİTİCİ BİR GÜÇ Gençlik ve Spor Bakanlığı koordinesinde tamamen ücretsiz olarak sunulan spor okullarında, farklı branşlarda eğitimler verilecek. Yaz boyunca çocuk ve gençlerin sportif faaliyetlere yönlendirilmesi, yeteneklerinin keşfedilmesi ve düzenli spor alışkanlığı kazanmaları amaçlanıyor. Etkinlik kapsamında halk oyunları, güreş ve judo gösterileri sahnelendi. Ayrıca bilek güreşi, masa tenisi, badminton, mini futbol ve mini golf aktiviteleri de katılımcılardan yoğun ilgi gördü. ENGELSİZ SPORLA SOSYAL HAYATA GÜÇLÜ KATILIM Programda, GSB Engelsiz Spor Okulları da önemli bir başlık olarak öne çıktı. Yaş sınırı olmaksızın özel gereksinimli bireylerin sporla buluşturulmasını amaçlayan proje ile engelli vatandaşların fiziksel gelişimlerine katkı sağlanması ve sosyal hayata daha güçlü katılmaları hedefleniyor. Etkinlik alanını gezerek çocuklar ve gençlerle bir araya gelen Vali Mustafa Koç, sporun yalnızca fiziksel bir faaliyet olmadığını, aynı zamanda karakter gelişimini destekleyen, disiplin kazandıran ve takım ruhunu güçlendiren önemli bir eğitim aracı olduğunu vurguladı. “SPORU YAŞAM ALIŞKANLIĞI HALİNE GETİRMEK İSTİYORUZ” Vali Koç, projenin temel amacının çocuk ve gençleri sporla buluşturmak olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Amacımız; sporu toplum içinde bir yaşam alışkanlığı haline getirebilmek, çocuk ve gençlerimizi spor yapmaya teşvik etmek, onlara sporu sevdirmek, kötü alışkanlıklardan uzaklaştırmak ve daha da önemlisi küçük yaşlardan itibaren spor kültürünü aşılamaktır.” Vali Koç, Engelsiz Spor Okulları’nın da özel bir önem taşıdığına dikkat çekerek şöyle devam etti: “GSB Engelsiz Spor Okulları ise yaş sınırı olmaksızın tüm engelli vatandaşlarımızı sporla buluşturarak hem fiziksel gelişimlerine katkı sağlamakta hem de sosyal hayatın her alanında daha güçlü yer almalarına imkân sunmaktadır.” GİRESUN’DA YAZ SPORLA GEÇECEK Vali Mustafa Koç, projenin hayata geçirilmesinde emeği bulunan Gençlik ve Spor Bakanlığı çalışanlarına, Giresun Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü personeline, antrenörlere ve gönüllülere teşekkür etti. Koç, 2026 GSB Spor Okulları ve GSB Engelsiz Spor Okulları’nın Giresun’a hayırlı olmasını dileyerek, çocukların ve gençlerin yaz dönemini sporla, disiplinle ve sağlıklı alışkanlıklarla değerlendirmesinin önemine dikkat çekti.

GİRESUN BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROSU ORDU’DA ÇOCUKLARLA BULUŞTU Haber

GİRESUN BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROSU ORDU’DA ÇOCUKLARLA BULUŞTU

GİRESUN BELEDİYESİ ŞEHİR TİYATROSU ORDU’DA ÇOCUKLARLA BULUŞTU Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu, “Mikropla Savaş” adlı çocuk oyunuyla Ordu’da sahne aldı. Altınordu Belediyesi tarafından düzenlenen Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali’nde izleyiciyle buluşan oyun, çocuklara temizlik, hijyen ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını eğlenceli bir dille anlattı. MİNİK İZLEYİCİLERE EĞİTİCİ VE KEYİFLİ OYUN Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu, “Mikropla Savaş” adlı çocuk oyununu Ordu’da sahneleyerek festival programına katıldı. Altınordu Belediyesi’nin düzenlediği Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali kapsamında sahnelenen oyun, çocukların yoğun ilgisiyle karşılandı. Temizlik, hijyen ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını çocukların anlayabileceği eğlenceli bir dille sahneye taşıyan “Mikropla Savaş”, renkli performansları ve eğitici içeriğiyle dikkat çekti. Minik izleyiciler oyun boyunca hem keyifli vakit geçirdi hem de günlük yaşamda sağlığın korunmasına yönelik önemli mesajlar aldı. GİRESUN’U FESTİVALDE TEMSİL ETTİLER Giresun Belediyesi Şehir Tiyatrosu ekibi, sahne performansıyla festivalde Giresun’u temsil etti. Oyunun sonunda çocuklar oyuncuları uzun süre alkışlayarak beğenilerini gösterdi. Belediye Şehir Tiyatrosu, çocukların kültür ve sanatla buluşmasını sağlayan etkinliklerde yer almaya devam edecek. Kültür-sanat faaliyetlerinin toplumsal gelişimde önemli bir yer tuttuğu vurgulanırken, çocuklara yönelik tiyatro çalışmalarının da sürdürüleceği bildirildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.