Hava Durumu

#Sağlıklı Beslenme

giresunsonhaber - Sağlıklı Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlıklı Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

D vitaminini kimler kullanmalı? Haber

D vitaminini kimler kullanmalı?

Amerikan Endokrinoloji Derneği’nin hazırladığı D vitamini kılavuzu, çocuklar, gebeler, 75 yaş ve üzerindekiler ile yüksek riskli prediyabetli bireylerde takviyenin potansiyel faydalarına dikkat çekti. İSTANBUL (İGFA) - Amerikan Endokrinoloji Derneği’nin yayımladığı “Hastalıkların Önlenmesinde D Vitamini” başlıklı kılavuz, belirli yaş ve risk gruplarında takviyenin sağlayabileceği potansiyel faydaları ele alırken rutin D vitamini düzeyi ölçümü yapılmadan takviye uygulanabilecek gruplara da dikkat çekti. Kılavuza göre 1-18 yaş arasındaki çocuk ve ergenlerde D vitamini takviyesi, kemiklerin yumuşamasına ve zayıflamasına neden olan raşitizmin önlenmesine ve solunum yolu enfeksiyonu riskinin azaltılmasına katkı sağlarken, 75 yaş ve üzerindeki bireylerde ise ölüm riskini azaltma potansiyeli nedeniyle takviye önerildi. Gebelik döneminde de D vitamini takviyesi öneren kılavuz, bu takviyenin preeklampsi (gebelikte görülen bir kan basıncı bozukluğu), anne karnında bebek kaybı (rahim içi ölüm), erken doğum ve gebelik haftasına göre beklenenden küçük bebek doğumu riskini azaltabileceğine dikkat çekilirken, takviyenin yenidoğan ölümü riskini de azaltma potansiyeli bulunduğu kaydedildi. Diyabete ilerleme riski yüksek prediyabetli yetişkinlerde ise sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı değişikliklerine ek olarak D vitamini takviyesi önerilirken, kılavuzda, bu grupta takviyenin tip 2 diyabete ilerleme riskini azaltmaya yardımcı olabileceğine vurgu yapıldı. D VİTAMİNİ KULLANIMINDA BİREYSEL İHTİYAÇLAR BELİRLEYİCİ Sektör temsilcilerinden Göktuğ Göktaş, kılavuzun D vitamini takviyesi veya tedavisine ihtiyaç duyan 50 yaş ve üzerindeki yetişkinlerde yüksek dozların belirli aralıklarla alınması yerine günlük düşük doz kullanımını önerdiğini belirtti. Bu yaklaşımın takviyenin kullanım sıklığı açısından önemli bir ayrım ortaya koyduğunu ifade eden Göktaş, D vitamini ihtiyacının kişiden kişiye değişebileceğine dikkat çekti. D vitamini takviyesinde her bireyin aynı miktara ihtiyaç duymadığının bilinmesi gerektiğini belirten Göktaş, "Araştırmalarda kullanılan dozlar, herkes için geçerli bir kullanım önerisi anlamına gelmiyor. Bu nedenle takviyenin kişinin ihtiyaçları doğrultusunda, sağlık profesyonellerinin değerlendirmesiyle planlanması önem taşıyor" dedi.

Soğuk hava değil, kapalı alanlar hasta ediyor Haber

Soğuk hava değil, kapalı alanlar hasta ediyor

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Kurt, sonbaharda artan solunum yolu enfeksiyonlarına karşı; el hijyeni, ortam havalandırması, sağlıklı beslenme, uyku, düzenli aşı takvimi ve hasta çocukların evde dinlendirilmesi gibi 6 temel önlemin önemini vurguladı. İSTANBUL (İGFA) - Sonbaharla birlikte sadece havalar değil, çocukların günlük yaşamı da değişiyor. Kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen sürenin artması ile ortak kullanılan alanlar, özellikle solunum yolu enfeksiyonlarının daha kolay yayılmasına zemin hazırlıyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Kurt, bu dönemde çocuklarda burun akıntısı, burun tıkanıklığı, öksürük, boğaz ağrısı, ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi yakınmaları daha sık görüldüğüne dikkati çekerk, "Influenza, RSV ve diğer solunum yolu virüsleri benzer belirtilerle başlayabiliyor; özellikle küçük çocuklarda hastalığın seyri yaşa ve eşlik eden risk faktörlerine göre değişebiliyor” diyerek çocukları enfeksiyonlardan korumanın yollarına ilişkin önerilerde bulundu. Dr. Kurt, el hijyenini alışkanlığa dönüştürmenin önemine vurgu yaptı. En temel önlemlerden birinin, ‘doğru zamanda, doğru el hijyeni’ sağlamak olduğunu vurgulayan Dr. Çiğdem Kurt, "Çocuklara özellikle eve geldiklerinde, yemeklerden önce, tuvaletten sonra ve burunlarını silme, öksürme, hapşırma durumunda ellerini yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır. Sabun ve suyla yaklaşık 20 saniye el yıkamak yeterlidir. Su ve sabunun bulunmadığı, bazı zorunlu durumlarda en az yüzde 60 alkol içeren el antiseptikleri kullanılabilir ancak küçük çocuklarda yetişkin gözetiminde kullanılmalıdır" dedi. KAPALI ALANLARI DÜZENLİ HAVALANDIRMAK Enfeksiyonlardan korunmada, özellikle sınıfların ve evlerin uygun aralıklarla havalandırılması, mümkün olduğunda açık havada zaman geçirilmesi çok önemli olduğunu belirten Dr. Kurt, "Soğuk hava çocuğu ‘hasta eden’ unsur değildir. Aksine, sonbahar ve kış aylarında insanların daha fazla kapalı alanlarda ve birbirleriyle yakın zaman geçirmesi bulaşmayı kolaylaştırır. Çocuğun ateşi, kusma, ishal gibi bulaştırıcılığı artırabilecek belirtileri varsa ya da genel durumu giderek kötüleşiyorsa evde dinlendirilmesi hem kendi iyileşmesi hem de diğer çocukların korunması açısından oldukça önemlidir" diye konuştu. BESLENME, UYKU VE FİZİKSEL AKTİVİTESİNE DİKKAT ETMEK Bu arada enfeksiyon mevsimi başladığında ailelerin en çok “Bağışıklığını güçlendirmek için ne verebilirim?” sorusunu yönelttiklerini belirten Dr. Kurt, şunları kaydetti: “Çocuğun yaşına uygun ve dengeli beslenmesi, yeterli uyuması, düzenli fiziksel aktivite yapması ve günlük yaşamında açık havaya yer verilmesi genel sağlığın temelidir. Eksiklik saptanmadan gelişigüzel vitamin ve mineral takviyesi kullanmak yerine çocuğun beslenme düzeninin ve bireysel gereksinimlerinin değerlendirilmesi doğru yaklaşımdır. Burada hedef ‘hiç hastalanmayan çocuk’ yaratmak değil, hastalıklarla baş edebilecek sağlıklı bir çocukluk zemini oluşturmaktır.”

Obezite Sağlığı Nasıl Etkiliyor? Haber

Obezite Sağlığı Nasıl Etkiliyor?

Dünya genelinde giderek yaygınlaşan obezite, yalnızca kilo artışıyla sınırlı kalmayıp kalp ve damar hastalıklarından diyabete, uyku apnesinden eklem sorunlarına kadar birçok sağlık problemiyle ilişkili olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitenin vücut üzerindeki etkileri, yol açabileceği sağlık sorunları ve sağlıklı kilo kontrolünün önemi hakkında değerlendirmelerde bulundu. Obezite, günümüzde toplum sağlığını etkileyen önemli kronik hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Hareketsiz yaşam tarzı, yüksek kalorili beslenme alışkanlıkları, genetik yatkınlık, hormonal faktörler ve çevresel koşullar, obezite gelişiminde rol oynayabiliyor. Vücutta aşırı yağ dokusu birikimiyle karakterize edilen obezite, zaman içerisinde farklı organ ve sistemlerin işleyişini olumsuz etkileyebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitenin yalnızca dış görünüşle ilgili bir durum olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, fazla kilonun metabolik sağlık, yaşam kalitesi ve kronik hastalık riskleri üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor. Obezite Nedir ve Neden Önemlidir? Obezite, vücutta sağlığı olumsuz etkileyebilecek düzeyde aşırı yağ birikmesiyle ortaya çıkan kronik ve çok faktörlü bir hastalıktır. Yetişkinlerde vücut kitle indeksinin 30 ve üzerinde olması, obezite sınıflandırmasında yaygın olarak kullanılan ölçütlerden biridir. Ancak vücut kitle indeksi tek başına kişinin sağlık durumunu tam olarak ortaya koymayabilir. Bel çevresi, vücut yağ dağılımı, metabolik göstergeler ve eşlik eden hastalıklar da değerlendirilmelidir. Op. Dr. Ahmet Bekin, özellikle karın bölgesinde biriken yağ dokusunun metabolik hastalıklarla ilişkili olabileceğini ve obezite değerlendirmesinde yalnızca tartıdaki kiloya odaklanılmaması gerektiğini vurguluyor. Obezite Kalp ve Damar Sağlığını Nasıl Etkiler? Obezite, yüksek tansiyon, kan yağlarında bozulma ve damar sertliği gibi kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlayan durumlarla ilişkili olabiliyor. Vücut ağırlığının artması, kalbin dolaşım sistemine kan pompalamak için daha fazla çalışmasına neden olabiliyor. Özellikle karın çevresindeki yağ birikimi, insülin direnci ve kronik düşük dereceli iltihaplanma ile ilişkili metabolik değişikliklere katkıda bulunabiliyor. Obezitesi bulunan bireylerde koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği ve inme riski artabiliyor. Bununla birlikte risk düzeyi kişinin yaşı, genetik özellikleri, sigara kullanımı ve mevcut sağlık sorunlarına göre değişiklik gösterebiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, kalp ve damar sağlığının korunmasında sağlıklı kilo yönetimi, düzenli fiziksel aktivite ve kan basıncı kontrolünün önemli olduğunu belirtiyor. Obezite Tip 2 Diyabet Riskini Artırıyor mu? Obezite ile tip 2 diyabet arasında güçlü bir ilişki bulunuyor. Özellikle karın bölgesinde artan yağ dokusu, hücrelerin insüline verdiği yanıtı azaltarak insülin direncinin gelişmesine katkıda bulunabiliyor. İnsülin direncinin ilerlemesiyle kan şekeri seviyelerinde yükselme görülebiliyor ve bazı bireylerde zamanla tip 2 diyabet ortaya çıkabiliyor. Obezitesi bulunan herkesin diyabet geliştireceği söylenemez. Ancak fazla yağ dokusu, genetik yatkınlık ve yaşam tarzı faktörleri bir araya geldiğinde diyabet riski artabiliyor. Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitesi bulunan bireylerde açlık kan şekeri, HbA1c ve diğer metabolik göstergelerin gerektiğinde değerlendirilmesinin erken tanı açısından önemli olduğunu ifade ediyor. Obezite Karaciğer Yağlanmasına Neden Olabilir mi? Obezitenin etkilediği organlardan biri de karaciğerdir. Özellikle insülin direnci ve metabolik bozukluklarla birlikte görülen karaciğer yağlanması, uzun dönemde ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Günümüzde metabolik disfonksiyonla ilişkili steatotik karaciğer hastalığı (MASLD) olarak adlandırılan bu durum, bazı hastalarda karaciğer iltihaplanmasına, fibrozise ve ileri evrelerde siroza kadar ilerleyebiliyor. Karaciğer yağlanması başlangıç dönemlerinde belirgin şikâyet oluşturmayabiliyor. Bu nedenle risk faktörleri bulunan kişilerin gerekli tıbbi değerlendirmelerden geçmesi önem taşıyor. Sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve uygun kilo kaybı, metabolik karaciğer hastalıklarının yönetiminde önemli bir yere sahip. Obezite Uyku Apnesine Yol Açar mı? Obezite, obstrüktif uyku apnesi gelişimi açısından önemli risk faktörlerinden biridir. Özellikle boyun ve üst solunum yolları çevresindeki yağ dokusunun artması, uyku sırasında hava yolunun daralmasına katkıda bulunabiliyor. Uyku apnesi bulunan kişilerde yüksek sesle horlama, uykuda nefes durması, sabah baş ağrısı, gündüz uykululuk ve dikkat dağınıklığı gibi belirtiler görülebiliyor. Tedavi edilmeyen uyku apnesi, yaşam kalitesini olumsuz etkileyebildiği gibi yüksek tansiyon ve bazı kalp ve damar sorunlarıyla da ilişkili olabiliyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obeziteyle birlikte horlama ve gündüz aşırı uykululuk şikâyetleri bulunan bireylerin uyku apnesi açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Obezite Eklem ve Omurga Sağlığını Nasıl Etkiler? Vücut ağırlığının artması, özellikle diz, kalça ve omurga gibi yük taşıyan bölgelerde mekanik baskının artmasına neden olabiliyor. Obezitesi bulunan kişilerde diz osteoartriti, eklem ağrısı, hareket kısıtlılığı ve bazı kas-iskelet sistemi sorunları daha sık görülebiliyor. Bunun yanı sıra yağ dokusuyla ilişkili inflamatuvar süreçler de eklem sağlığını etkileyebiliyor. Eklem ağrısı nedeniyle fiziksel aktivitenin azalması, kilo kontrolünü daha da zorlaştırabilen bir döngü oluşturabiliyor. Bu nedenle obezite tedavisinde kişinin fiziksel kapasitesine uygun egzersizlerin belirlenmesi ve gerektiğinde kas-iskelet sistemi değerlendirmesinin yapılması önemlidir. Obezite Kanser Riskini Artırıyor mu? Bilimsel araştırmalar, obezitenin bazı kanser türlerinin gelişme riskiyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Özellikle menopoz sonrası meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, endometrium kanseri, böbrek kanseri ve bazı diğer kanser türlerinde obezite önemli bir risk faktörü olarak değerlendiriliyor. Aşırı yağ dokusunun hormonal dengeyi değiştirmesi, kronik düşük dereceli iltihaplanma ve insülinle ilişkili metabolik süreçler bu ilişkinin olası mekanizmaları arasında yer alıyor. Ancak obezitesi bulunan her bireyde kanser gelişeceği anlamına gelmediği gibi, kanser riskini yalnızca vücut ağırlığı üzerinden değerlendirmek de doğru değildir. Obezite Ruh Sağlığını ve Günlük Yaşamı Etkiler mi? Obezite, fiziksel sağlığın yanı sıra psikososyal yaşamı da etkileyebiliyor. Bazı kişilerde hareket kısıtlılığı, uyku sorunları, sosyal damgalanma ve beden algısıyla ilgili güçlükler yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. Depresyon ve obezite arasında çift yönlü bir ilişki bulunabildiğini gösteren araştırmalar mevcut. Bununla birlikte obezitenin her bireyde ruh sağlığı sorunu oluşturduğu söylenemez. Op. Dr. Ahmet Bekin, kilo yönetiminde kişilerin yalnızca fiziksel ölçümleriyle değil, psikolojik iyilik halleri ve günlük yaşam koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Obezitenin Sağlık Üzerindeki Etkileri Kilo Vererek Azaltılabilir mi? Uygun ve sürdürülebilir kilo kaybı, obeziteyle ilişkili birçok sağlık riskinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. Özellikle vücut ağırlığında sağlanan mütevazı düzeydeki kayıplar bile kan şekeri kontrolü, kan basıncı ve bazı metabolik göstergeler üzerinde olumlu etkiler oluşturabiliyor. Daha fazla kilo kaybı bazı hastalarda daha belirgin yararlar sağlayabilse de hedefler kişinin sağlık durumuna göre belirlenmelidir. Obezite tedavisinde beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, davranış değişiklikleri, uygun hastalarda ilaç tedavileri ve metabolik cerrahi gibi farklı seçenekler bulunuyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezite tedavisinin yalnızca kısa sürede kilo vermeye odaklanmaması, uzun vadeli sağlık kazanımlarını ve verilen kilonun korunmasını hedeflemesi gerektiğini belirtiyor. Obezite Tedavisinde Erken Müdahale Önem Taşıyor Obezite, zaman içinde farklı sağlık sorunlarına yol açabilen kronik bir hastalık olması nedeniyle erken değerlendirme ve düzenli takip gerektiriyor. Özellikle yüksek tansiyon, diyabet, uyku apnesi, karaciğer yağlanması veya eklem sorunları bulunan bireylerde kilo yönetimi, genel tedavi planının önemli bir parçasını oluşturabiliyor. Op. Dr. Ahmet Bekin, her hastanın kilo geçmişinin, metabolik durumunun ve eşlik eden hastalıklarının farklı olduğunu belirterek, tedavi planlarının bireysel ihtiyaçlara göre oluşturulmasının önemini vurguluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Bekin, obezitenin yalnızca fazla kilo sorunu olmadığını, birçok organ ve sistemi etkileyebilen kronik bir hastalık olduğunu hatırlatarak, sağlıklı kilo kontrolünün yaşam kalitesini artırmak ve obeziteyle ilişkili sağlık risklerini azaltmak açısından önemli olduğunu ifade ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Okul kantinlerinde sağlıklı seçenekler cazip hale getirilmeli! Haber

Okul kantinlerinde sağlıklı seçenekler cazip hale getirilmeli!

Okul kantinlerinde satılacak gıdalara ilişkin güncellenen kriterleri değerlendiren Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, çocuklukta kazanılan beslenme alışkanlıklarının yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerini de etkilediğini söyledi. İSTANBUL (İGFA) - Üsküdar Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan, okul kantinlerinde satılacak gıdalara ilişkin güncellenen kriterleri, çocuklara sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılması ve kantin ürünlerine ekonomik erişim konularını değerlendirdi. “Beslenme davranışı yetişkinlikte birdenbire oluşmuyor” Okul kantinlerine yönelik düzenlemelerin çocukların bugünkü sağlığının yanı sıra gelecekteki beslenme alışkanlıkları açısından da önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Müge Arslan, “Beslenme davranışı yetişkinlikte birdenbire oluşan bir davranış değildir. Porsiyon kontrolü, besin tercihleri ve hangi besinlerin günlük yaşamda öncelikli hale getirileceği çocukluk ve ergenlik döneminde şekillenir. Beslenme davranışı bu süreçte oluşur.” dedi. Çocukluk döneminde atılan adımların yaşamın ilerleyen yıllarına da yansıdığını vurgulayan Prof. Dr. Arslan, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının erken yaşlarda desteklenmesi gerektiğini kaydetti. Çocuklukta kazanılan alışkanlıklar gelecekteki sağlığı da etkiliyor Çocukluk çağı obezitesine dikkat çeken Prof. Dr. Müge Arslan, okul ortamında sağlıklı besin seçeneklerinin sunulmasının uzun vadeli bir koruyucu sağlık yaklaşımı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Arslan, “Çocukluk çağında atılan bu adım hem çocuk sağlığı açısından hem de ileride yetişkinlik ve yaşlılık süreçlerinde sağlıksız beslenmeye paralel oluşabilecek, başta obezite olmak üzere kardiyovasküler hastalıklar, diyabet ve hipertansiyon gibi pek çok sağlık sorununa karşı koruyucu bir uygulamadır. Bu nedenle çok yönlü değerlendirilmesi gerekir.” dedi. Amaç, sağlıklı besin tercihine yönelik farkındalık kazandırma Sağlıklı tercihlerin gerekçelerinin anlatılmasının önemine işaret eden Prof. Dr. Müge Arslan, “Aslında uygulamadaki amaç yasak değil, çocuğun sağlıklı besin tercihine yönelebilme farkındalığını artırmak. Bu çok önemli.” diye konuştu. Gıdaların değerlendirilmesinde içeriklerinin önem taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Arslan; şeker, tuz ve doymuş yağ miktarları ile lif, protein ve meyve içeriğinin dikkate alınması gereken unsurlar arasında yer aldığını söyledi. Sağlıklı seçenekler çocuklar için cazip hale getirilmeli Kantinlerde sunulan alternatiflerin çocukların severek tercih edebileceği biçimde hazırlanması gerektiğini belirten Prof. Dr. Müge Arslan, alışılmış ürünlerin içerik ve hazırlanma yöntemlerinin değiştirilebileceğini anlattı. Prof. Dr. Arslan, şu önerilerde bulundu: “Çocuklara verilen besinlerin daha albenili, cazip hale getirilmesi lazım. Yine tost ya da poğaça olabilir ama bunların sağlıklı yöntemlerle yapılması gerekiyor. Beyaz un yerine tam tahıllı un kullanılabilir. İçerisine koyulan yağ açısından da katı yağlar yerine zeytinyağı ile yapılan ürünler tercih edilebilir.” Hamburger gibi çocukların ilgi gösterdiği ürünlerde de ekmek seçiminin ve pişirme yönteminin gözden geçirilebileceğini dile getiren Prof. Dr. Arslan, sağlıklı alternatifler oluşturulurken çocukların tercih ve beklentilerinin de dikkate alınması gerektiğini ifade etti. Gazlı içecekler yerine ayran ve kefir sunulabilir İçecek seçeneklerinin de sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılmasında önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Müge Arslan, “Kolalı, gazlı içecekler yerine ayran ve kefir olabilir.” dedi. Yiyeceklerin hazırlanmasında kullanılan yöntemlerin değiştirilmesiyle de alternatifler oluşturulabileceğini belirten Prof. Dr. Arslan, şöyle devam etti: “Derin yağda kızartma yerine baharatlandırılarak fırınlanmış patates sunulabilir. Köfteleri, hamburger köftesini yağda kızartmak yerine yine fırınlayarak sunum yapılabilir. Bunlar çocuklar için daha sağlıklı seçenekler oluyor.” “Gıdaya eşit erişimin sağlanması çok önemli” Kantin fiyatlarını da değerlendiren Prof. Dr. Müge Arslan, sağlıklı ürünlerin sunulmasının yanında çocukların bu ürünleri satın alabilmesinin de önem taşıdığını vurguladı. Prof. Dr. Arslan, “Özellikle çocukların erişebileceği ürünlerin biraz daha düşük fiyatlı olmasını tercih ederim. Çünkü gıdaya eşit erişimin sağlanması çok önemli.” ifadelerini kullandı. Ailelerin ekonomik koşullarının farklı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, evde sağlıklı besin hazırlama ve çocuğa sunma imkânlarının sınırlı kaldığı durumlarda okulun bu açığı kapatması gerektiğini söyledi. Kantin fiyatlarında çocukların erişimi gözetilmeli Prof. Dr. Müge Arslan, her ailenin kantinde satılan ürünleri karşılayamayabileceğini belirterek, “Besine eşit erişimin sağlanması gerekiyor, bu çok önemli. Besinlerin her çocuk için eşit erişimi sağlayacak ücretlerde olması lazım. Enflasyon yükseliyor olabilir ama okullarda fiyat uygulaması açısından farklı bir yaklaşım düşünülmeli.” şeklinde sözlerini tamamladı.

42 Lezzet Noktası Ordu'nun En İddialı Reçetelerini Aynı Rotada Buluşturdu Haber

42 Lezzet Noktası Ordu'nun En İddialı Reçetelerini Aynı Rotada Buluşturdu

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Ordu Kültür Yolu Festivali, kentin zengin mutfak kültürünü gastronomi dünyasının ünlü isimleriyle buluşturdu. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) tarafından yürütülen “Lezzet Noktası” projesi kapsamında Ordu’ya gelen şefler, seçkiye giren işletmeleri tek tek gezdi, yöresel tatların peşine düştü ve ziyaretçiler için “Ordu’da ne yenir?” listesi hazırladı. Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Ordu Kültür Yolu Festivali, kentin zengin mutfak kültürünü gastronomi dünyasının ünlü isimleriyle buluşturdu. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) tarafından yürütülen “Lezzet Noktası” projesi kapsamında Ordu’ya gelen şefler, seçkiye giren işletmeleri tek tek gezdi, yöresel tatların peşine düştü ve ziyaretçiler için “Ordu’da ne yenir?” listesi hazırladı. Mutfağa giren, ustalarla buluşan ve yöresel lezzetleri yerinde tadan şefler; kullanılan malzemelerden geleneksel üretim yöntemlerine kadar Ordu mutfağını mercek altına aldı. Her şefin favorisi farklı olsa da ortak mesaj değişmedi: Ordu’ya geldiyseniz bu lezzetleri tatmadan dönmeyin! Ordu Kültür Yolu Festivali’nin gastronomi programına Michelin Rehberi Tavsiye Listesi’nde yer alan şef Necati Yılmaz ev sahipliği yaparken, Michelin Rehberi Tavsiye Listesi’ndeki şef Ömer Bozyap, şef Araz Aknam, televizyon programcısı ve yazar Elif Korkmazel ile gastronomi yazarı Talip Bayram da festivalin konukları arasında yer aldı. Gastronomi dünyasının tanınmış isimleri, Altınordu’dan Ünye’ye, Perşembe’den Fatsa’ya, Gülyalı’dan Gölköy ve Mesudiye’ye uzanan lezzet rotasında Ordu mutfağının izini sürdü. Balık restoranlarından pidecilere, esnaf lokantalarından köy mutfağı sunan işletmelere, pastanelerden yerel tatlı üreticilerine kadar farklı adresleri ziyaret eden isimler, kentin öne çıkan tatlarını yerinde deneyimledi. “Lezzet Noktası” seçkisiyle Ordu sofrasının öne çıkan adresleri belirlenirken, kentin zengin mutfak kültürü de tüm çeşitliliğiyle vitrine çıktı. NECATİ YILMAZ’DAN ORDU LİSTESİ: ORDU TOSTUNDAN KAVURMAYA UZANAN LEZZETLER Festivalin Michelin Rehberi Tavsiye Listesi’nde yer alan ev sahibi şefi Necati Yılmaz, Ordu’ya ilk kez gelenlere karalahana çorbası, Ordu pidesi, Ordu tostu ve Akkuş’ta yetişen kuru fasulyeyi önerirken, balık sevenlerin levrek buğulama ya da benekli alabalığı, et sevenlerin kavurmayı tatması gerektiğini söyledi. Ordu’da doğup büyüyen bir şef olduğunu ve İstanbul’da yaşamasına rağmen festival daveti aldığında hemen geldiğini söyleyen Yılmaz, Ordu mutfağının dünyadaki sağlıklı beslenme trendinin göbeğinde yer aldığını belirterek, Lezzet Noktası projesinin Ordu’nun gastronomisine ve bu kültürün tanınmasına çok büyük bir desteği olacağını ifade etti. ARAZ AKNAM’IN FAVORİ ÜÇLÜSÜ: KURU FASULYE, TURŞU KAVURMASI, PİDE Konuk şef Araz Aknam, şehre gelenlerin ilk olarak kuru fasulye, turşu kavurması ve pideyi denemesini önerdi. Turşu kavurmasının başka yerlerde kolay ulaşılamayacak bir tat olduğuna dikkat çeken Aknam, bu üç lezzeti Ordu gezisinin vazgeçilmezleri arasında gösterdi. Yabani otların ve bitkilerin Ordu mutfağında bu ölçüde kullanılmasını kendileri için “bambaşka bir aydınlanma” olarak değerlendiren Aknam, Lezzet Noktaları’nın yerel halkın kendi ürünleri ve yemekleri konusunda bilinçlenmesine katkı sunduğunu söyledi. Aknam’a göre gastronomi kültürünü korumanın yolu, önce o kültüre sahip çıkmaktan geçiyor. DERİN BALIK’TA KURAL NET: DENİZDEN BUGÜN NE ÇIKTIYSA O Derin Balık işletme sahibi Burçin Doğan, restoranın 2007 yılında açıldığını, işletmenin balıkçılık geçmişinin ise 50 yılı aşan ve Ordu’nun en eski çiğ balık satış tezgahına uzanan bir birikime dayandığını anlattı. Günlük tazeliği işletmenin değişmez kuralı olarak tanımlayan Doğan, o gün denizden çıkan balıkları sunduklarını, ürünleri ertesi güne bırakmadıklarını ve dondurmadıklarını söyledi. Mekanın öne çıkan tabaklarını başta levrek buğulama, mezgit tava ve ızgara balıklar olarak sıraladı. Ordu sofrasında balığın ardından pideyi ve melocan, pancar çorbası ve mısır ekmeğini öneren Doğan, festival sayesinde kentin lezzetlerinin Türkiye genelinde daha fazla tanınacağına inandığını ifade etti. “TÜRKİYE’NİN EN GÜZEL SİMİDİ ‘ORDU SİMİDİ’” Şirin Tost işletme sahibi Ferdi Gürsu, Ordu tostunun lezzetinin ekmek ve sucukla ilgili olduğunu ifade ederken; iyi pişmiş ve pekmezli Ordu simidi için “Bana göre Türkiye’nin en güzel simidi” dedi. Ordu’nun doğallığı ve temiz havasının kentin mutfak kimliğini desteklediğini söyleyen Gürsu, Lezzet Noktası projesinin Ordu’nun yerel tatlarını Türkiye çapında tanıtması açısından olumlu bir çalışma olduğunu dile getirdi. ET VE SÜT ÜRÜNLERİ YÖREDEN TEMİN EDİLİYOR İspirli Pide’nin ikinci kuşak işletmecisi Burak Kaya, işletmenin babası Mehmet Kaya tarafından 1990 yılında kurulduğunu anlattı. Pide yapımında kullandıkları et ve süt ürünlerini çoğunlukla yöreden temin ettiklerini belirten Kaya; Ordu’ya gelecek ziyaretçilere pide ve pancar çorbası önerdi. Kaya, yenilebilir otların çeşitliliği sayesinde otlu yemekler, kayganalar ve yeşillik ağırlıklı çorbaların öne çıktığını, bu yapının vejetaryenler için de güçlü seçenekler sunduğunu ifade etti. Lezzet Noktası seçkisinde yer almanın işletmeyi hijyen ve kalite açısından daha görünür kıldığını belirten Kaya, projenin satışlara ve müşteri memnuniyetine katkı sağladığını dile getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sağlıklı Bayramın Anahtarı Dengeli Et Tüketimi Haber

Sağlıklı Bayramın Anahtarı Dengeli Et Tüketimi

Kırmızı et kuşkusuz kaliteli bir protein kaynağı ve demir, çinko, B12 vitamini açısından da değerli bir besin. Ancak kontrolüne dikkat edilmeden tüketildiğinde kronik hastalık riskini de artırabiliyor. Bu nedenle bayram sürecinde doğru saklama, pişirme ve dengeli tüketim alışkanlıkları bir kat daha fazla önem taşıyor Özellikle kalp ve damar hastaları, hipertansiyonu olanlar, diyabet hastaları, kolesterol sorunu yaşayanlar, böbrek hastaları, gut hastaları ve sindirim sistemi hassasiyeti olanlar, et tüketimi açısından en riskli hasta grupları. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının bayram süresince de sürdürülmesinin, sindirim sistemi sağlığını desteklediğini ve genel yaşam kalitesinin korunmasına katkı sağladığını belirten İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı İrem Aksoy, sağlıklı bir bayram için 5 öneri paylaştı. 1- Acele Etmeyin! Kesim sonrası kurban etini hemen tüketmeyin. Kesimden sonra etin 12-24 saat aralığında buzdolabında dinlendirilmesi gerekiyor. Dinlendirildikten sonra tüketilen etler sindirimi daha olumlu etkiler. 2- Doğru Saklayın, Güvenle Tüketin Etleri büyük parçalar halinde değil, tek kullanımlık porsiyonlar şeklinde saklayın. Çözünen eti tekrar dondurmayın. Buzdolabında kısa süreli saklanacak etler 0–4°C arasında muhafaza edilmeli, daha uzun süre için derin dondurucu tercih edilmelidir. Çiğ etin; sebze, meyve ve diğer hazır gıdalarla temas etmesinden kaçının. 3- Sağlığınız Lezzetten Daha Önemli Et tüketiminde en sık yapılan hatalardan biri de etlerin fazla yağ içinde yüksek ateşte pişirilmesidir. Oysa et pişirme şekli sadece lezzet değil, sağlık açısından da önemli bir husus. Kızartma ve yağda kavurma yerine ızgara, haşlama ve fırınlama gibi sağlıklı yöntemleri tercih edin. Kuyruk yağı, iç yağ gibi ekstra yağ eklemeyin. 4- Tadında Bırakın, Güzel Pişsin Yeter Eti ızgarada veya mangalda pişiriyorsanız, et ile ateş arasında en az en az 15-20 cm’lik bir mesafeyi gözetin. Sık sık çevirerek kömürleşme olmadan pişirip tüketin. 5- Sağlıklı Alışkanlıklarınızı Koruyun Bayram boyunca sağlıklı ve dengeli beslenmeyi koruyabilmek için öğün atlamayın, günlük su tüketiminizi artırın, sebze ve lif tüketimine dikkat edin. Tatlı tüketiminde porsiyon kontrolünüze özen gösterin. Mümkünse şerbetli tatlılar yerine sütlü ve meyveli gibi hafif tatlılar tercih edin. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KAYADİBİ İLKOKULU’NDA “SAĞLIKLI ÇOCUK, SAĞLIKLI GELECEK” EĞİTİMİ Haber

KAYADİBİ İLKOKULU’NDA “SAĞLIKLI ÇOCUK, SAĞLIKLI GELECEK” EĞİTİMİ

KAYADİBİ İLKOKULU’NDA “SAĞLIKLI ÇOCUK, SAĞLIKLI GELECEK” EĞİTİMİ Sağlık Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı iş birliğinde yürütülen “Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Eğitim Programı”, Giresun Kayadibi İlkokulu’nda öğrencilerle buluştu. Programda çocuklara sağlıklı beslenme, ağız ve diş sağlığı, ilk yardım ve afet-sağlık hizmetleri konularında uygulamalı bilgilendirme yapıldı. ÖĞRENCİLERE SAĞLIKLI YAŞAM EĞİTİMİ VERİLDİ “Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Eğitim Programı”, 21 Mayıs 2026 Perşembe günü Giresun Kayadibi İlkokulu’nda gerçekleştirildi. Giresun İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenlenen etkinliğe Vali Mehmet Fatih Serdengeçti’nin eşi Neslihan Gül Koç, Seçil Özkök, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Ünal Özek ve Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Bekir Bulut katıldı. Program kapsamında okulda sağlıklı beslenme, ağız ve diş sağlığı, UMKE ve ilk yardım istasyonları kuruldu. Öğrencilere istasyonlarda sağlık personelleri tarafından uygulamalı bilgilendirmeler yapıldı. BAKANLIK PROGRAMI 81 İLDE UYGULANIYOR Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Programı, Sağlık Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında 18 Nisan 2025’te imzalanan Okul Sağlığı Hizmetleri İş Birliği Protokolü kapsamında yürütülüyor. Program, Türkiye genelinde ilkokul çağındaki çocuklara sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmayı, çocukların sağlık konularındaki bilgi ve farkındalık düzeyini artırmayı hedefliyor. Bakanlık düzeyinde hazırlanan uygulama, 81 ilde okul öncesi ile 1, 2, 3 ve 4. sınıf öğrencilerine yönelik teorik ve uygulamalı eğitimleri kapsıyor. Programda öğrencilerin yalnızca bilgi alan değil, öğrendiklerini ailesi ve çevresiyle paylaşan birer “Sağlık Elçisi” olarak yetişmesi amaçlanıyor. SAĞLIK İSTASYONLARINDA UYGULAMALI ANLATIM Kayadibi İlkokulu’ndaki etkinlikte öğrenciler, farklı sağlık başlıklarında oluşturulan istasyonlarda bilgilendirildi. Sağlıklı beslenme istasyonunda çocuklara doğru beslenme alışkanlıkları anlatıldı. Ağız ve diş sağlığı istasyonunda diş fırçalama alışkanlığı ve ağız sağlığının önemi aktarıldı. İlk yardım istasyonunda temel ilk yardım farkındalığı oluşturuldu. UMKE istasyonunda ise çocuklara afet ve acil durumlarda sağlık ekiplerinin görevleri tanıtıldı. Programın genel çerçevesi; sağlıklı beslenme, hijyen, fiziksel aktivite, ağız ve diş sağlığı, ilk yardım, bağışıklama hizmetleri ve sağlık okuryazarlığı gibi çok yönlü başlıkları içeriyor. ÇOCUKLARA “SAĞLIK ELÇİSİ” BELGESİ VERİLDİ Etkinlikte çocuklara yüz boyama, el baskısı, sağlıklı atıştırmalık dağıtımı, diş fırçası dağıtımı ile boy ve kilo ölçümü de yapıldı. Program sonunda öğrenciler, sağlıklı yaşam bilincinin yaygınlaştırılmasına katkı sunmaları amacıyla “Sağlık Elçisi” belgesi aldı. OKULLARDA SAĞLIK BİLİNCİ GÜÇLENDİRİLİYOR Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek Programı, okulları sağlıklı yaşam bilincinin güçlendirildiği merkezler haline getirmeyi amaçlıyor. İş birliği protokolüyle öğrencilerin bedensel, ruhsal ve sosyal sağlıklarını destekleyen eğitimlerin okul ortamında yaygınlaştırılması, koruyucu sağlık hizmetleriyle çocukların erken yaşta bilinçlendirilmesi hedefleniyor. Giresun’da gerçekleştirilen etkinlik, çocuklara sağlıklı yaşam alışkanlıklarını erken yaşta kazandırmayı ve okul-aile-toplum hattında sağlık farkındalığını artırmayı amaçlayan programın il düzeyindeki uygulamalarından biri oldu.

Dünyada Yılda 2 Milyon Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor Haber

Dünyada Yılda 2 Milyon Ülkemizde 22 Bin Kişi Kolon Kanseri Oluyor

Kolorektal kanser, küresel çapta en yaygın kanser türlerinden biri olarak gösteriliyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon yeni vaka görülürken, ülkemizde yılda yaklaşık 22 bin kişi bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor. Bu rakamlar, hastalığın özellikle 50 yaş üstü bireyleri etkilediğini gösterse de, 50 yaş altı genç yetişkinlerde de vaka sayısında belirgin bir artış görülüyor. Ülkemizde özellikle Kuzeydoğu Anadolu, Ortadoğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da hayat kaybı oranlarında artış gözleniyor. Kolon kanseri erken evrede tespit edildiğinde yüksek oranda tedavi edilebilir olmasına rağmen, geç teşhis durumunda ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile kolorektal kanser riski %30-50 oranında azaltabiliyor ve erken tanı ile 5 yıllık sağkalım oranı %90'ın üzerine çıkabiliyor. Memorial Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alihan Gürkan, kolon kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ve tedavileri hakkında bilgi verdi. 50 yaş üstü kişilerin özellikle dikkat etmesi gerekiyor Kolorektal kanser, kalın bağırsak ve rektum hücrelerinin kontrolsüz büyümesiyle oluşur ve genellikle poliplerin zamanla kansere dönüşmesiyle başlar. Kesin nedeni tam bilinmese de, risk faktörleri arasında genetik yatkınlık, ileri yaş (özellikle 50 yaş üstü), sağlıksız beslenme, obezite, sigara ile alkol kullanımı, hareketsiz yaşam tarzı ve inflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn veya ülseratif kolit gibi) yer alır. Bu faktörler hücrelerde genetik değişikliklere yol açarak kanser gelişimini tetikleyebilir. Bu belirtileri görmezden gelmeyin Kolon kanserinin belirtileri genellikle erken evrede belirgin olmayabilir ve kişiden kişiye değişebilir, ancak yaygın olan belirtiler aşağıdaki gibidir; Dışkıda kan görülmesiBağırsak alışkanlıklarında değişiklik (ishal, kabızlık veya dışkı şeklinde incelme)Karın ağrısı veya kramplarAçıklanamayan kilo kaybıYorgunluk ve halsizlik Bu belirtiler fark edildiğinde doktora başvurmak önemlidir, çünkü erken tanı tedavi şansını artırır. Kolon kanserinden korunmak için bunlara dikkat edin; Kolorektal kanser büyük ölçüde yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir. Aşağıdaki maddeleri uygulayarak riskinizi önemli oranda azaltabilirsiniz: Sağlıklı beslenme alışkanlıkları edinin: Meyve, sebze ve tam tahıllar açısından zengin bir diyet uygulayın. Kırmızı et ve işlenmiş et tüketimini sınırlayın. Lifli gıdalar bağırsak sağlığını korur ve kanser riskini düşürür. Sigara ve alkolü bırakın: Sigara içmek kolorektal kanser riskini artırır. Alkol tüketimini minimuma indirin veya tamamen bırakın, çünkü bu maddeler bağırsak hücrelerine zarar verir. Kilonuzu kontrol altında tutun: Fazla kilolar, özellikle karın bölgesindeki yağlanma, kanser riskini yükseltir. İdeal kilonuza ulaşmak için dengeli beslenme ve hareketli bir yaşamı tercih edin. Düzenli egzersiz yapın: Haftada en az 150 dakika orta şiddette egzersiz bağırsak hareketlerini düzenler ve kanser riskini azaltır. Her gün 30 dakika yürümek bile faydalı olabilir. Tarama testlerini ihmal etmeyin: 45-50 yaşından itibaren düzenli kolonoskopi yaptırın. Erken evrede polip tespiti, kanserin önlenmesini sağlar. Aile öyküsü varsa daha erken başlayın. Su tüketimini artırın ve kabızlıktan kaçının: Bol su içmek ve düzenli tuvalet alışkanlığı edinmek bağırsak sağlığını korur. Kabızlık, uzun vadede risk yaratabilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

GİRESUN’DA MANDA YETİŞTİRİCİLİĞİ EKONOMİYE CAN SUYU OLDU Haber

GİRESUN’DA MANDA YETİŞTİRİCİLİĞİ EKONOMİYE CAN SUYU OLDU

GİRESUN’DA MANDA YETİŞTİRİCİLİĞİ EKONOMİYE CAN SUYU OLDU 2025’te 12,3 Milyon TL Destek Ödemesiyle Kırsalda Üretim Güçleniyor Giresun İli Damızlık Manda Yetiştiricileri Birliği, 2025 yılı Manda Yetiştiriciliği Destekleme ödemelerinin üreticilerin hesaplarına yatırıldığını açıkladı. Birlik Başkanı Ahmet Geldi tarafından paylaşılan bilgilere göre; 286 işletmede 1.304 manda ve 403 malak için toplam 12.305.750 TL destek sağlandı. Ekonomide durgunluk sinyallerinin hissedildiği bir dönemde yapılan bu ödeme, yalnızca üreticinin nakit akışını rahatlatmakla kalmadı; kırsal istihdamı, yerel tedarik zincirini ve il ekonomisini doğrudan destekledi. YEM MALİYETLERİ YÜKSEK, DESTEKLER KRİTİK Birlik Başkanı Geldi, hayvancılığın artan yem maliyetleri nedeniyle her geçen gün daha zorlaştığına dikkat çekerek, “Bu destekler, yetiştiricinin üretimde kalmasını sağlıyor; aynı zamanda Giresun ekonomisine de canlılık katıyor,” dedi. Desteklerin gelir istikrarı sağladığını vurgulayan Geldi, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmeler için bu tür ödemelerin üretimin sürekliliği açısından hayati olduğunu ifade etti. Katma Değer Hamlesi: Manda Ürünleri Üretim Tesisi Birliğin yalnızca destek dağıtan bir yapı olmadığını belirten yetkililer, manda sütü, yoğurdu, kaymağı ve peyniri gibi yüksek besin değerine sahip ürünlerin üretimi için bölgede bir işleme tesisi kurduklarını duyurdu. Bu yatırımla birlikte: Üretici, ham süt yerine işlenmiş ürün satarak daha fazla kazanıyor, Tüketici, doğal ve besin değeri yüksek ürünlere erişiyor, Giresun, katma değerli tarımsal üretimde yeni bir eşik aşıyor. RAKAMLARLA GİRESUN MANDA EKONOMİSİ 2012–2025 döneminde üreticiye aktarılan toplam destek: 44 milyon TL Karadeniz’de Ordu ve Trabzon’da bulunmayan manda birliğinin Giresun’da kurulması, ili bölgesel bir merkez haline getirdi Manda ürünleri, yüksek protein ve mineral içeriğiyle sağlıklı beslenme trendine güçlü bir yanıt sunuyor TEŞEKKÜR VE KURUMSAL İŞ BİRLİĞİ Destek sürecinde emeği geçenlere teşekkür eden Birlik; başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere, il ve ilçe teşkilatlarının katkısına dikkat çekti. Bu kapsamda l Tarım ve Orman Müdürü Mustafa Ensar Yılmaz ve ekibi ile Halk Elinde Manda Islah Projesi lideri Prof.Dr. İsmail KAYA’ya şükranlarını iletti. ŞEHİR EKONOMİSİ Giresun’da manda yetiştiriciliği; doğrudan gelir, dolaylı istihdam, katma değerli üretim ve sağlıklı gıda ekseninde büyüyen stratejik bir alan olarak öne çıkıyor. 2025 destekleri, kırsalda üretimi ayakta tutarken şehir ekonomisine istikrarlı ve sürdürülebilir bir katkı sunuyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.