Hava Durumu

#Sağlık Bakanlığı

giresunsonhaber - Sağlık Bakanlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sağlık Bakanlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kanserden nasıl korunuruz? İşte yanıtı Haber

Kanserden nasıl korunuruz? İşte yanıtı

Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Levent Özgen, 1-31 Ocak Serviks (Rahim ağzı) Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında açıklamalarda bulundu. BURSA (İGFA) - Serviks kanserinin en önemli sebebinin Human Papilloma Virüsü (HPV) olduğunun bilgisini veren Doç. Dr. Özgen, HPV ile serviks kanseri arasındaki ilişkinin, sigara ile akciğer kanseri arasındaki ilişkiden daha güçlü olduğunu belirtti. HPV takip edildiğinde serviks kanseri ve onun öncü kanserlerinin bulunulacağını vurgulayan Özgen, “Yaklaşık 5 yıldır ülkemizde uygulanan HPV Tarama Programı ile Sağlık Bakanlığı’mız bu yönde önemli bir adım atmıştır. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından da teşvik ve takip edilen tarama programlarımızda eğer Human Papilloma Virus (HPV)’u bulursak serviks kanserini de büyük ölçüde tespit etmiş oluyoruz” dedi. Serviks Önlenebilir Serviks kanseri önlenebilir bir kanser türü olduğunun altını çizen Özgen, “Bunu yapmak için serviks kanserinin öncü lezyonlarını saptamak ve ortadan kaldırmak gerekir. Riskli tipte HPV taşıyan bireyler düzenli takibe alınmalıdır. Esas risk altında olan bu virüsü taşıyan hastalar ve immün yetmezliği olan hastalar ile sigara içenlerdir. Bu grubu dikkatlice tarar ve problemli lezyon varlığını temizlersek, rahim ağzı kanserini tamamen ortadan kaldırmak mümkün olabilir.” şeklinde konuştu. Düzenli Tarama Yaptırın Bu önerilerin hastalık geliştikten sonra önleme (Tersiyer) çalışmaları olduğunu vurgulayan Özgen, hastalık başlamadan önleyici (Primer) korumanın ise ancak aşılamayla olabileceğini belirtti. İlk önce toplumun düzenli aşılanması da gerekli olduğuna dikkat çeken Özgen sözlerini şu şekilde sürdürdü; “Serviks kanseri, yumurtalık kanserine göre çok daha erken belirti vermektedir. Özellikle düzensiz kanamalar, ilişki sonrası ortaya çıkan kanamalar önemli görülerek, kontrol için hekime başvurulması gerekir. Bu yüzden vatandaşlarımızı Sağlık Bakanlığı tarafından düzenli olarak uygulanan tarama programlarına katılmayı ve erken yaşlarda çocuklarımızın aşılanmasını öneriyorum.”

VEREM HÂLÂ ARAMIZDA: ERKEN TANI VE DÜZENLİ TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR Haber

VEREM HÂLÂ ARAMIZDA: ERKEN TANI VE DÜZENLİ TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR

VEREM HÂLÂ ARAMIZDA: ERKEN TANI VE DÜZENLİ TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR Her yıl ocak ayının ilk pazar gününü izleyen hafta boyunca düzenlenen Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası, tüberkülozun hâlâ önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye’de 1947 yılından bu yana sürdürülen bu farkındalık çalışmaları, hastalığın erken tanısı ve tedaviye uyumun hayati önemine dikkat çekmeyi amaçlıyor. Verem Nedir, Nasıl Bulaşır? Verem, Mycobacterium tuberculosis adlı bakterinin neden olduğu bulaşıcı bir hastalık. En sık akciğerleri tutmakla birlikte, saç ve tırnak hariç vücudun hemen her organını etkileyebiliyor. Hastalık; tedavi almamış ya da düzensiz tedavi gören hastaların öksürük ve hapşırıklarıyla havaya yayılan mikropların solunması yoluyla bulaşıyor. Uzun süre kapalı ortamlarda bulunmak, havalandırmanın yetersiz olması ve yakın temas bulaş riskini artırıyor. Belirtiler Hafife Alınmamalı İki-üç haftadan uzun süren öksürük, balgam, kilo kaybı, gece terlemesi, ateş ve halsizlik veremin en sık görülen belirtileri arasında yer alıyor. Bazı hastalarda ise özellikle ileri yaşta ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde belirtiler silik seyredebildiği için tanı gecikebiliyor. Uzmanlar, uzun süren öksürükte mutlaka verem ihtimalinin değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Tedavisi Var ve Ücretsiz Verem tedavisi, Sağlık Bakanlığı rehberlerine göre standart ilaçlarla en az 6 ay sürüyor. Tedavide kullanılan tüm ilaçlar ücretsiz olarak temin ediliyor. İlaçların düzenli ve kesintisiz kullanılması tedavinin başarısında belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle “doğrudan gözetimli tedavi” uygulamasıyla hastaların ilaçlarını düzenli alması sağlanıyor. Türkiye’de Verem Azalıyor Ama Bitmedi Son yıllarda Türkiye’de verem görülme sıklığında belirgin bir düşüş yaşandı. 2024 yılında ülkede 9.027 tüberküloz vakası kayıtlara geçti. Vakaların yaklaşık üçte ikisi akciğer tüberkülozu, üçte biri ise akciğer dışı organ tutulumlarından oluştu. Uzmanlar bu düşüşte etkin tanı, ücretsiz tedavi ve güçlü izlem sistemlerinin etkili olduğunu belirtiyor. Aşı ve Temaslı Takibi Hayat Kurtarıyor Veremden korunmada BCG aşısı, özellikle bebek ve çocuklarda ağır seyirli hastalıkları önlemede büyük önem taşıyor. Ayrıca verem hastalarıyla temas eden kişilerin ücretsiz muayene edilmesi ve gerekirse koruyucu tedaviye alınması, hastalığın yayılımını engelleyen en etkili yöntemler arasında bulunuyor. Küresel Ölçekte de Önemini Koruyor Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tüberküloz, dünya genelinde tek bir bulaşıcı etkenin neden olduğu ölümler arasında hâlâ ilk sıralarda yer alıyor. Ancak etkin tanı ve tedavi programları sayesinde son 20 yılda milyonlarca hayat kurtarıldı. Uzmanlar uyarıyor: Verem, erken tanı ve düzenli tedaviyle tamamen iyileşebilen bir hastalık. Uzun süren öksürük ve benzeri şikâyetlerde sağlık kuruluşlarına başvurmak, hem bireyin hem de toplumun sağlığını korumanın en önemli adımı.

Koruyucu sağlığa ayrılan pay yetersiz, aile hekimleri zorda Haber

Koruyucu sağlığa ayrılan pay yetersiz, aile hekimleri zorda

2026 yılı için Sağlık Bakanlığı'nın bütçesi 1,47 trilyon TL olarak açıklandı, ancak koruyucu sağlık hizmetlerine ayrılan kısım yalnızca yüzde 27'de kaldı. Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, bu durumun koruyucu sağlık programları ve aile hekimliği çalışanları üzerinde olumsuz etkiler yapacağını belirtti. ANKARA (İGFA) - 2026 yılı için Sağlık Bakanlığı'nın bütçesi ortaya çıktı. Bakanlığın toplam bütçesi 1 trilyon 474 milyar 947 milyon TL olarak hesaplanırken, bunun sadece yaklaşık 406 milyar TL'si (yüzde 27) koruyucu sağlık hizmetleri için kullanılacak. Geriye kalan yüzde 72'lik dilim ise tedavi edici hizmetlere tahsis edilecek. Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Dr. Ahmet Mehlepçi, koruyucu sağlık hizmetleri bütçesinin yetersiz kaldığını ifade ederek, personel maaşları çıkarıldığında kişi başına düşen miktarın sadece 2 bin 476 TL olduğunu söyledi. Dr. Mehlepçi, “Bu rakam, rahim ağzı kanserine karşı koruma sağlayan HPV aşısının tek bir dozunu karşılamak için bile yeterli değil. Aralık ayında temin edileceği belirtilen HPV aşıları hala sağlanmadı; mevcut bütçe ile sağlanması da mümkün değil gibi görünüyor” diye konuştu. Dr. Mehlepçi, sağlık çalışanlarının ücretlerine yapılacak zammın yüzde 28’den yüzde 11’e indirildiğini, bu durumun özellikle aile hekimliği sistemini sürdürülemez bir duruma getirdiğini vurguladı. Sağlık bütçesindeki yüzde 67'lik artışa karşılık, çalışanlara yapılacak zam oranının düşürülmesinin mali ve idari yükleri artırdığına dikkat çekti. Ayrıca Dr. Mehlepçi, deprem bölgelerindeki sağlık altyapısının yeterince güçlendirilmediğini belirterek, “Deprem bölgelerinde 350 bin konut teslim edilmiş olmasına rağmen, 10 milyondan fazla insanın yaşadığı alanlarda bugüne kadar sadece 2 Aile Sağlığı Merkezi kurulmuş durumda” dedi. Bakanlığın bazı sahte birimler aracılığıyla bütçe aktardığını iddia eden Dr. Mehlepçi, “Kâğıt üzerinde ‘sıfır nüfuslu’ yaklaşık 2 bin 500 sahte birim oluşturulmuş. Bu birimler üzerinden Maliye’den bütçe alınıyor; ancak kaynak aile hekimliğine aktarılmıyor, Bakanlığın döner sermayesinde kullanılıyor” şeklinde konuştu. Dr. Mehlepçi, bütçedeki dengesiz dağılımın hem koruyucu sağlık hizmetleri üzerinde hem de saha düzeyinde aile hekimliği uygulamalarında olumsuz etkiler yarattığını belirterek, yetkilileri tedbir almaya çağırdı.

Yeni H3N2 varyantı ve korunma yöntemleri Haber

Yeni H3N2 varyantı ve korunma yöntemleri

Son haftalarda dünya genelinde gündemde yer bulan H3N2 varyantı, influenza A virüsünün alt türlerinden biri olarak dikkat çekiyor. Güney Yarım Küre'nin sezon sonu verileri, bu alt türün beklenilenin ötesinde hızla yayıldığını gösterirken, İngiltere ve Japonya gibi Kuzey Yarım Küre ülkelerinde varyantın sezon başında süratle baskın hale geldiği gözlemleniyor. İSTANBUL (İGFA) - İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Cengiz Duygulu, bu yıl grip dinamiklerinin küresel çapta alışılmışın dışında olduğunu belirterek, H3N2'nin K alt soyunun İngiltere ve Japonya'da erken dönemde yüzde 90 oranında baskın olduğunu söyledi. Bu durumun aşı uyumsuzluğu riskini gündeme taşıdığını ifade eden Dr. Duygulu, "Aşı, ağır hastalık, yoğun bakım ihtiyacı ve ölüm riskini azaltmada önemli bir rol üstleniyor. Ancak bu yıl, önceki yıllardan farklı bir grip dinamiği ile karşılaşmamız olası" dedi. YENİ VARYANTIN SEMPTOMLARI Türkiye'de Sağlık Bakanlığı'nın paylaştığı verilere göre, Ekim ayının son iki haftasında influenza bildirimi yapılmazken, yeni varyantın olası belirtileri arasında; ani yükselen ateş, kas ve eklem ağrıları, yoğun halsizlik, kuru öksürük bulunuyor. Özellikle risk grubundaki bireylerin dikkatli olmaları gerekmekte. KIŞ DALGASI BEKLENTİSİ Dr. Duygulu, grip riskini en etkin şekilde azaltmanın aşılamadan geçtiğini ve her yıl olduğu gibi bu yıl da mevsimsel grip dalgasının beklendiğini belirtti. Yeni varyantın seyrine bağlı olarak dalganın daha erken başlayabileceği öngörülüyor. Topluma yönelik koruyucu tedbirler arasında; kapalı alanlarda maske takılması, ellerin sık sık yıkanması, kalabalık ortamlarda mesafenin korunması, risk gruplarının mutlaka aşılanması gerektiğini belirten Dr. Duygulu; yüksek ateş, nefes darlığı, genel durum bozukluğu ve dinlenmeyle geçmeyen halsizlik durumlarında zaman kaybetmeden bir sağlık kurumuna başvurulması gerektiğini tavsiye etti. Dr. Duygulu, yeni H3N2 varyantının özellikle risk gruplarında daha ciddi seyredebileceğini vurgulayarak, semptomları hafife almadan koruyucu adımların zamanında atılmasının bu yıl her zamankinden daha önemli olduğunu belirtti.

Türkiye'de organ nakli bekleyen hasta sayısı alarm veriyor Haber

Türkiye'de organ nakli bekleyen hasta sayısı alarm veriyor

3–9 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen Organ Bağışı Haftası dolayısıyla konuşan Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, Türkiye'de 30 binin üzerinde hastanın organ nakli beklediğini söyleyerek, “Bir organ bağışı birçok kişiye hayat umudu olur” açıklamasında bulundu. “Organ Bağışı: En Değerli Yaşam Hediyesi” Prof. Dr. Hamdi Karakayalı: “Türkiye'de binlerce kişiye tek yaşam umudu organ bağışıdır” İSTANBUL (İGFA) - Sağlık Bakanlığı'nın 2025 yılı verilerine göre Türkiye'de 25 bin 245 kişi böbrek, 2 bin 650 kişi karaciğer ve 1.477 kişi kalp nakli için beklemekte. Diğer organlar da düşünüldüğünde, 30 bini aşkın kişi için organ bağışı bir yaşam umudu olmaktadır. Fakat, geçtiğimiz yıl tespit edilen 2 bin 79 beyin ölümünün yalnızca yüzde 17'si organ bağışıyla neticelendi. Organ nakli bekleyen hasta sayısının her yıl daha da arttığını belirten Prof. Dr. Karakayalı, “Son dönem yetmezliklerinde böbrek, karaciğer ve kalp gibi organlar için nakil tek çözümdür. Kalp bekleyenler içinse canlı bir bağışçı imkanı bulunmamaktadır. Dolayısıyla her bağış, birçok insana yaşam şansı tanır” şeklinde konuştu. TÜRKİYE ORGAN NAKLİNDE LİDER ÜLKELER ARASINDA Prof. Dr. Karakayalı, Türkiye'nin organ naklinde yakaladığı başarıyı da vurgulayarak, “Ergen ve çocuk hastalar için sağ kalma oranları yüzde 90'ın üstünde. Bu başarı, karaciğer ve böbrek nakli için Türkiye'nin uluslararası hastalar tarafından tercih edilmesine neden oluyor. Hatta birçok yabancı doktor ülkemize gelerek nakil cerrahisini bizden öğrenmektedir. Türkiye, organ naklinde dünya genelinde söz sahibi bir konumda.” dedi. Karakayalı, Türkiye'deki kadavradan organ bağışı oranının düşüklüğüne işaret etti. “Dünya genelinde bir milyon nüfus başına düşen bağış sayısını gösteren pmp değeri İspanya'da 47, Fransa’da 26, İtalya’da 25 iken, Türkiye’de yalnızca 3,6” diyen Karakayalı, “Batı ülkelerinde yapılan organ nakillerinin yaklaşık yüzde 80’i kadavradan olurken, bizim bu oranımız yüzde 15–20 mertebesinde. Bu durum, organ bağışı oranlarını artırmanın ne kadar kritik olduğunu gösteriyor.” diye ekledi. Karakayalı, kadavradan bağışların toplumun sağlık bilincinin bir göstergesi olduğunu belirterek, “Her hasta için canlı bir verici bulunmamaktadır. Özellikle kalp nakline ihtiyacı olan hastalar için kadavra bağışı tek umut kaynağıdır” dedi. ORGAN BAĞIŞI ARTIK E-DEVLET ÜZERİNDEN YAPILABİLİR Prof. Dr. Karakayalı, vatandaşların organ bağışı yapmak için hastanelerin organ nakli koordinatörlüklerine ve il sağlık müdürlüklerine başvurabileceklerini hatırlattı. Ayrıca yeni düzenlemeyle organ bağışının artık e-Devlet portalı üzerinden de yapılabildiğini belirtti. Toplumda organ bağışına dair pek çok yanlış bilginin olduğuna dikkat çeken Karakayalı, “Beyin ölümü gerçekleşmiş hastanın yeniden iyileşebileceği gibi bir yanılgı var. Ancak beyin ölümü tıbbi olarak geri dönüşsüz olup, kişi yaşamını yitirmiştir. Bu aşamada organlar kısa bir süre için cihaz yardımıyla canlı tutulabilir. Nakil işlemi sırasında acı ya da his durumu söz konusu değildir” dedi. Türkiye'nin, organ bağışı ve nakil süreçlerinde uluslararası güvenlik standartlarını karşıladığını vurgulayan Karakayalı, “Bütün organ nakil işlemleri Sağlık Bakanlığı gözetiminde, ulusal koordinasyon sistemiyle gerçekleştirilmektedir. Organların kötüye kullanımı mümkün değildir” açıklamasında bulundu.

Türk Cerrahlar Hollanda’da İlk Canlı Donör Naklini Gerçekleştirdi! Haber

Türk Cerrahlar Hollanda’da İlk Canlı Donör Naklini Gerçekleştirdi!

Türk cerrahlar, Hollanda'nın en köklü ve saygın sağlık kurumlarından biri olan Leiden Üniversitesi Hastanesi'nde, ülkenin ilk yetişkin canlı verici karaciğer naklini gerçekleştirdi. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi'nden Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hamdi Karakayalı ve Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz ile Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yaman Tokat, Hollanda'da ilk kez yapılan canlı verici karaciğer naklini gerçekleştiren isimler oldular. Bir zamanlar yabancı cerrahların bilgi ve deneyimini alırken, bugün Türk cerrahlar, başta canlı verici organ nakilleri olmak üzere dünyaya öncülük ediyor. Sahip oldukları bilgi ve deneyimleriyle uluslararası alanda örnek alınan hekimler, eğitimler düzenliyor, operasyonlarda liderlik yapıyor. Bunun yakın zamanda görülen örneklerinden biri, 450 yıl önce bir ödül olarak kurulan ve bugün Leiden olarak bilinen 250 bin nüfuslu üniversite şehrindeki Leiden Üniversitesi Hastanesi'nde gerçekleşti. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi'nden Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, Doç. Dr. Tonguç Utku Yılmaz ve Prof. Dr. Yaman Tokat, Hollanda'da Leiden Üniversitesi Hastanesi'nde ilk kez yapılan canlı verici karaciğer naklinde önemli bir başarıya imza atarak üniversitenin tıp tarihinde yeni bir bölüm açılmasına katkıda bulundular. Geçen yıl Türkiye’ye gelmişlerdi Türk hekimler, kadavradan organ naklinde dünya genelinde alt sıralarda yer almakla birlikte, canlı verici organ naklinde ilk sırada bulunuyor ve bu alandaki bilgi ve deneyimlerini dünya çapında meslektaşlarıyla paylaşıyor. Prof. Dr. Hamdi Karakayalı, yakın zamanda Hollanda’da Leiden Üniversitesi Hastanesi’nde gerçekleştirdikleri canlı verici karaciğer naklini şöyle anlattı: “Geçen yıl, Leiden’in organ nakli ekibi (cerrahlar, gastroenterologlar, radyologlar, patologlar, anestezi ve yoğun bakım uzmanları, ameliyat hemşireleri) Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Organ Nakli Merkezi’mizi ziyaret ederek, bir hafta süresince üç karaciğer nakli operasyonumuzu gözlemlemişlerdi. Ülkelerine döndükten sonra ilk vakaları için alıcı ve verici hazırlandı ve online gerçekleştirdiğimiz konsültasyonda uygun olduklarını belirleyip ameliyat tarihini kararlaştırdık. 45 yaşındaki hastaya 29 yaşındaki yeğeninden alınan karaciğer 13 saat süren başarılı bir operasyonla nakledildi. Bu arada verici ameliyatı, Tayvan’dan katılımcı bir cerrah tarafından robotik teknikle yapıldı. Leiden Üniversitesi Tıp Fakültesi gibi dünyaca bilinen prestijli bir kuruma böyle bir katkı sunmaktan ülkemiz adına gurur duyduk.” Türkiye canlı verici nakil başarısında dünyada 1. sırada Halen resmi verilere göre, Sağlık Bakanlığı Organ Nakli Bekleme Listesi'ne kayıtlı 35 bini aşkın hastanın çoğunun acil organ nakline ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karakayalı, “Organ bağışı talebi karşılayamıyor ve birçok hasta bekleme sürecinde ne yazık ki hayatını kaybediyor, bu sırada listeye sürekli yeni hastalar ekleniyor. Ancak canlı vericili karaciğer nakli sayıları ülkemizde birinci sırada yer alıyor. İdeal olan kadavradan bağış oranının yükselmesi fakat bunun artırılması gerekiyor” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Karakayalı, Sağlık Bakanlığı’nın yeni açıkladığı yönetmelik sayesinde organ bağışı beyanlarının E-Devlet ve E-Nabız üzerinden yapılabileceğini belirterek, bunun kadavradan bağışı artırmada umut verici bir gelişme olduğuna dikkat çekti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.