Hava Durumu

#Risk Analizi

giresunsonhaber - Risk Analizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Risk Analizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

AZMİ YÜKSEL: VETERİNER HEKİMLER GIDA VE SAĞLIĞIN KORUYUCUSUDUR Haber

AZMİ YÜKSEL: VETERİNER HEKİMLER GIDA VE SAĞLIĞIN KORUYUCUSUDUR

AZMİ YÜKSEL: VETERİNER HEKİMLER GIDA VE SAĞLIĞIN KORUYUCUSUDUR Veteriner Halk Sağlığı Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Vet. Hekim Azmi Yüksel, 25 Nisan Dünya Veteriner Hekimler Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada veteriner hekimliğin gıda güvenliği, zoonotik hastalıklarla mücadele ve halk sağlığının korunmasında kritik görev üstlendiğini vurguladı. İSTANBUL — Veteriner Halk Sağlığı Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Vet. Hekim Azmi Yüksel, 25 Nisan Dünya Veteriner Hekimler Günü kapsamında yaptığı açıklamada, Dünya Veteriner Hekimler Birliği tarafından 2026 yılı teması olarak belirlenen “Veteriner Hekimler: Gıda ve Sağlığın Koruyucuları” başlığının, veteriner hekimliğin çiftlikten sofraya uzanan zincirdeki hayati rolünü açık biçimde ortaya koyduğunu söyledi. Yüksel, veteriner hekimlik hizmetlerinin yalnızca hayvan sağlığıyla sınırlı olmadığını, gıda güvenliği ve güvencesi, zoonotik hastalıkların önlenmesi, antimikrobiyal dirençle mücadele ve sürdürülebilir gıda sistemlerinin kurulmasında temel işlev gördüğünü belirtti. TEK SAĞLIK VURGUSU Azmi Yüksel, veteriner hekimliğin insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan Tek Sağlık yaklaşımının ana bileşenlerinden biri olduğunu ifade etti. Enfeksiyon hastalıklarının önemli bölümünün zoonotik kökenli olduğuna dikkat çeken Yüksel, gıdadan bulaşan pek çok hastalığın da hayvansal ürünlerle ilişkili olduğunu kaydetti. Veteriner hekimlerin hastalık takibi, risk değerlendirmesi, erken uyarı ve çok disiplinli müdahale planlarında aktif rol aldığını belirten Yüksel, sürveyans, risk analizi ve erken uyarı sistemlerinde bu meslek grubunun kritik konumda bulunduğunu söyledi. Yüksel, COVID-19, kuş gribi, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi, tüberküloz, bruselloz ve hantavirüs gibi hastalıkların Tek Sağlık yaklaşımının önemini açık biçimde gösterdiğini dile getirdi. “TÜRKİYE’DE YAPISAL SORUNLAR VAR” Açıklamada Türkiye’de veteriner halk sağlığı hizmetlerinin kurumsal parçalanmışlık, koordinasyon eksikliği ve saha kapasitesindeki yetersizlikler nedeniyle yapısal sorunlar yaşadığı vurgulandı. Yüksel, bu tablonun biyogüvenlik uygulamalarını, antimikrobiyal direncin izlenmesini ve zoonoz kontrolünü zayıflattığını, bunun da gıda güvencesi ve halk sağlığı açısından risk oluşturduğunu ifade etti. ULUSAL VETERİNER OTORİTESİ ÇAĞRISI Azmi Yüksel, bilimsel veriler ışığında toplum sağlığının korunması ve güvenli gıdaya erişim için bir dizi adımın atılması gerektiğini belirtti. Yüksel, veteriner hekimlik hizmetlerinin etkin, bilim temelli ve bağımsız yapıya kavuşturulması amacıyla idari ve teknik özerkliğe sahip bir Ulusal Veteriner Otoritesi kurulması çağrısı yaptı. Yüksel ayrıca, Tek Sağlık yaklaşımının yasal statüye kavuşturulmasını, bu çerçevede Ulusal Tek Sağlık Koordinasyon Kurulu oluşturulmasını ve sektörler arası entegrasyonun güçlendirilmesini istedi. ANTİBİYOTİK KULLANIMI VE HAYVAN REFAHI GÜNDEMİ Açıklamada antimikrobiyal kullanım politikalarının sıkı denetime tabi tutulması, antibiyotiklerin yalnızca veteriner hekim reçetesi ve kontrolünde kullanılması gerektiği belirtildi. Hayvan refahı standartlarının uluslararası normlarla uyumlu hale getirilmesi ve etkin denetim mekanizmalarının kurulması da çağrı başlıkları arasında yer aldı. Sürdürülebilir hayvancılık politikalarının geliştirilmesini isteyen Yüksel, çevre dostu, yerel ve dirençli üretim modellerinin teşvik edilmesi gerektiğini kaydetti. YEREL YÖNETİMLERE VE KAMUYA ÇAĞRI Yüksel, yerel yönetimlerde veteriner hekimlik hizmetlerinin kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi ve hizmet sunumunda standardizasyon sağlanmasının önemine işaret etti. Veteriner hekimlerin özlük haklarının da mesleki risk ve sorumluluklarıyla uyumlu şekilde iyileştirilmesi gerektiğini söyledi. “TEK SAĞLIK YOKSA, SÜRDÜRÜLEBİLİR GÜVENLİK DE YOKTUR” Güçlü, bilim temelli ve kamusal bir veteriner hekimlik altyapısı olmadan etkili zoonoz kontrolünün mümkün olmayacağını vurgulayan Yüksel, antimikrobiyal direnç gibi küresel tehditlerle mücadelenin de bu altyapıya bağlı olduğunu ifade etti. Azmi Yüksel, açıklamasını “Tek Sağlık yoksa, sürdürülebilir güvenlik de yoktur” sözleriyle tamamladı. DÜNYA VETERİNER HEKİMLER GÜNÜ MESAJI Veteriner Halk Sağlığı Derneği Başkanı Yüksel, mesleki risk ve sorumluluk bilinciyle çalışan tüm veteriner hekimlerin ve veteriner halk sağlığı emekçilerinin 25 Nisan Dünya Veteriner Hekimler Günü’nü kutladı. Yüksel, emeklerinin ve bilimsel katkılarının değerinin anlaşılması için yetkilileri gerekli adımları atmaya çağırdı.

GİRESUN’DA EĞİTİM SENDİKALARINDAN ORTAK GÜVENLİK ÇAĞRISI Haber

GİRESUN’DA EĞİTİM SENDİKALARINDAN ORTAK GÜVENLİK ÇAĞRISI

GİRESUN’DA EĞİTİM SENDİKALARINDAN ORTAK GÜVENLİK ÇAĞRISI Giresun’da eğitim sendikaları 15 Nisan 2026’da üç ayrı noktada basın açıklaması yaptı. Türk Eğitim-Sen Atatürk Meydanı’nda, Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Atapark’ta, Hürriyetçi Eğitim-Sen ile Eğitim-Sen ise valilik bahçesinde okul güvenliğinin güçlendirilmesini istedi. Açıklamaların odağı, okullarda artan şiddet, güvenlik personeli eksikliği ve denetimsiz giriş-çıkışlar oldu. Giresun’da eğitim camiası okul güvenliği başlığı altında ortak tepki verdi. Kentte yapılan açıklamalar, Şanlıurfa Siverek’teki okul saldırısı ile Kahramanmaraş’taki kanlı olayın ardından düzenlendi. Yerel açıklamalarda okulların korunmasız bırakıldığı, eğitim çalışanları ile öğrencilerin doğrudan risk altında olduğu vurgulandı. ATATÜRK MEYDANI’NDA GÜVENLİK ÖNLEMİ ÇAĞRISI Türk Eğitim-Sen Giresun Şube Başkanı Tacettin Engin, Atatürk Meydanı’ndaki açıklamada okullardaki güvenlik zafiyetine dikkat çekti. Engin, kamera sistemlerinin güçlendirilmesini, her okula güvenlik görevlisi ya da kolluk desteği verilmesini, giriş-çıkış kontrollerinin düzenli hale getirilmesini ve okul yönetimlerinin bu alanda daha güçlü desteklenmesini istedi. Engin’in açıklaması, okul güvenliğinin yalnız idari bir ayrıntı değil, doğrudan can güvenliği meselesi haline geldiğini ortaya koydu. Türk Eğitim-Sen, öğretmen ve öğrencilere yönelik saldırıların ardından önlemin gecikmeden sahaya yansımasını talep etti. ATAPARK’TA ŞİDDET VE CEZASIZLIK VURGUSU Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen Giresun İl Temsilciliği, Atapark’taki açıklamada “Eğitimde Şiddete ve Cezasızlığa Son” çağrısı yaptı. Eğitim-Bir-Sen Giresun Şube Başkanı Muhammet Sarı, eğitim kurumlarında yaşanan şiddetin münferit olmaktan çıktığını, yaygın bir toplumsal soruna dönüştüğünü söyledi. Sarı, bir gün önce de Siverek’teki saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada eğitimcilere yönelik şiddetin kabul edilemez olduğunu, öğretmenlerin ve eğitim çalışanlarının savunmasız bırakılamayacağını belirtti. Sarı, eğitimcilerin yaptıkları işin ağırlığına uygun çalışma ve güvenlik şartlarıyla korunması gerektiğini söyledi. VALİLİK BAHÇESİNDE RİSK ANALİZİ VE HESAP VERME TALEBİ Hürriyetçi Eğitim-Sen ile Eğitim-Sen üyeleri valilik bahçesinde ortak basın açıklaması yaptı. Hürriyetçi Eğitim-Sen Giresun Şube Başkan Yardımcısı İbrahim Günay, yeterli güvenlik personeli bulunmamasının, giriş-çıkışların kontrol altına alınmamasının ve etkin risk analizlerinin yapılmamasının bu tür olaylara doğrudan zemin hazırladığını söyledi. Eğitim-Sen Giresun Şube Başkanı Yıldıray Bıçak da öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin güvenliğini sağlayamayan kurumlar ile yöneticilerin kamuoyu önünde hesap vermesi gerektiğini belirtti. Bıçak, eğitim alanının bilimsel ve pedagojik temelden uzaklaşmasının ağır sonuçlar ürettiğini vurguladı ve güvenliğin kamusal sorumluluk olduğunu ifade etti. GİRESUN’DAN ÇIKAN ORTAK MESAJ NETLEŞTİ Giresun’daki üç ayrı açıklama, farklı sendikal çizgilerin aynı başlıkta buluştuğunu gösterdi. Kentte verilen ortak mesaj, okul güvenliğinin ertelenemez olduğu, her okulda somut önlem alınması gerektiği ve eğitim kurumlarının şiddetin değil güvenli kamusal yaşamın alanı olarak korunması zorunluluğu oldu.

TÜRKİYE’NİN COĞRAFİ VERİ HAMLESİ: ULUSAL PLATFORM DEVREDE Haber

TÜRKİYE’NİN COĞRAFİ VERİ HAMLESİ: ULUSAL PLATFORM DEVREDE

TÜRKİYE’NİN COĞRAFİ VERİ HAMLESİ: ULUSAL PLATFORM DEVREDE Türkiye’nin coğrafi verisini tek yapıda toplamak için kurulan Ulusal Coğrafi Bilgi Platformu, e-Devlet entegrasyonuyla vatandaşın, kamunun, yerel yönetimlerin, üniversitelerin ve özel sektörün ortak kullanımına açıldı. Sistem; harita görüntülemeden metaveri yönetimine, veri talebinden paylaşım matrisine kadar geniş bir altyapıyı aynı çatı altında topluyor. ANKARA — Türkiye’de yıllardır farklı kurumların elinde parçalı biçimde duran coğrafi veri, artık tek merkezli bir dijital altyapıda buluşuyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı bünyesinde yürütülen Ulusal Coğrafi Bilgi Platformu, ülke genelindeki coğrafi verilerin standartlara uygun biçimde görüntülenmesi, paylaşılması, talep edilmesi ve izlenmesini sağlayan ulusal sistem olarak öne çıkıyor. Platformun yönetimi Bakanlığın Coğrafi Bilgi Sistemleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülürken, işletme altyapısında Türksat da yer alıyor. SADECE HARİTA DEĞİL, DEVLETİN VERİ OMURGASI Ulusal Coğrafi Bilgi Platformu’nun dikkat çeken yanı, yalnızca bir harita ekranı sunmaması. Resmi açıklamalara göre sistem; Coğrafi Veri Görüntüleme, Metaveri Yönetim Portalı, Coğrafi Veri Talep Portalı, Coğrafi Veri Paylaşım Matrisi, Coğrafi Veri Sözlüğü ve açık veri bileşenleriyle çalışıyor. Bu yapı, verinin yalnız görülmesini değil; kim tarafından üretildiğinin, hangi standartla tutulduğunun ve kimlerle hangi ölçüde paylaşılacağının da kayıt altına alınmasını sağlıyor. VATANDAŞ İÇİN KAPI E-DEVLET ÜZERİNDEN AÇILDI Platforma erişim doğrudan e-Devlet üzerinden sağlanıyor. Resmi hizmet ekranında, kullanıcıların kimlik doğrulaması sonrası sisteme giriş yapabildiği açıkça belirtiliyor. Bu durum, coğrafi verinin kapalı bir teknik ağ olmaktan çıkarılıp doğrudan yurttaş kullanımına açıldığını gösteriyor. Bakanlığın 2025 strateji duyurusunda da platformun e-Devlet entegrasyonuyla milyonlarca kullanıcıya ulaşmasının hedeflendiği vurgulanmıştı. HEDEF: DAĞINIK VERİYİ TEK DİLDE KONUŞTURMAK Türkiye’de coğrafi veri üretimi uzun süredir belediyelerden bakanlıklara, altyapı kurumlarından çevre birimlerine kadar çok sayıda aktör tarafından yürütülüyordu. Yeni platformun temel iddiası, bu dağınık yapıyı ortak standartlarla birleştirmek. Veri paylaşımının “Coğrafi Veri Paylaşım Matrisleri” üzerinden yetki esasına göre düzenlenmesi, hem kurumsal koordinasyonu hem de veri güvenliğini aynı anda koruma hedefinin altını çiziyor. ANKARA’NIN MASASINDA STRATEJİK DOSYA Konu artık yalnız teknik bir yazılım projesi değil, doğrudan devlet politikası başlığı. Türkiye Coğrafi Bilgi Sistemi Kurulu’nun 20 Ocak 2026’daki 7. Olağan Toplantısı’nda, 2024-2030 Ulusal Coğrafi Bilgi Stratejisi ve Eylem Planı kapsamındaki 2025 çalışmaları değerlendirildi; 2025 yılı için öngörülen 64 eylemin yüzde 91 oranında gerçekleştirildiği açıklandı. Aynı toplantıda coğrafi bilginin afet yönetiminden şehirleşmeye, çevre ve iklim politikalarından enerji, ulaştırma, tarım ve su yönetimine kadar uzanan geniş bir karar alanında kritik rol oynadığı vurgulandı. ARA BAŞLIK 630 KATMANLIK DİJİTAL HARİTA HAVUZU Bakanlığın 2024-2030 Strateji ve Eylem Planı duyurusuna göre platformda 630 coğrafi katman yer alıyor. Aynı açıklamada, sistemin mevcut kullanıcı tabanının e-Devlet entegrasyonu ile daha geniş kitlelere açılmasının hedeflendiği belirtildi. Bu veri havuzu, Türkiye’nin mekânsal bilgisini yalnız bürokratik kayıt olmaktan çıkarıp yatırım, planlama, risk analizi ve kamu hizmeti süreçlerinin doğrudan girdisine dönüştürüyor. ASIL MESELE VERİYİ GÖSTERMEK DEĞİL, YÖNETMEK Ulusal Coğrafi Bilgi Platformu’nun asıl ağırlığı burada ortaya çıkıyor. Türkiye, bu sistemle birlikte yalnız harita açan bir portal kurmuyor; veriyi tanımlayan, doğrulayan, yetkilendiren, paylaşan ve raporlayan ulusal bir yönetim modeli inşa ediyor. Afet öncesi hazırlıktan imar planlamasına, altyapı yatırımlarından çevresel izlemeye kadar birçok alanda doğru kararın zemini artık coğrafi verinin kalitesine bağlanıyor. Platformun sahaya etkisi de tam bu noktada ölçülecek: Veriyi depolayan değil, veriyle yöneten bir kamu düzeni kurulabilecek mi? Resmi çerçeve, Ankara’nın bu soruya “evet” demek istediğini gösteriyor. KAYNAKÇA Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Ulusal Coğrafi Bilgi Platformu.” e-Devlet Kapısı, “Ulusal Coğrafi Bilgi Platformu (TUCBS).” TUCBS resmi portalı ana sayfa ve sistem bilgileri. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Coğrafi Veri Talep Portalı.” Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Coğrafi Veri Görüntüleme.” Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “2024-2030 Ulusal Coğrafi Bilgi Stratejisi ve Eylem Planı.” TUCBS, “Türkiye Coğrafi Bilgi Sistemi Kurulu’nun 7. Olağan Toplantısı Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde Yapıldı”, 20 Ocak 2026.

DİLOVASI'NDAKİ FABRİKA FACİASINDA KRİTİK BELGE...  Haber

DİLOVASI'NDAKİ FABRİKA FACİASINDA KRİTİK BELGE... 

7 kişinin yaşamını yitirdiği parfüm fabrikasının, yanıcı ve patlayıcı kimyasalların yer aldığı "Gayrisıhhi Müessese 3. Sınıf" ruhsatıyla çalıştığı belirlendi. Denetim süreçleri yeniden sorgulanmaya başlandı. KOCAELİ (İGFA) - Dilovası’nda 7 işçinin hayatını kaybettiği parfüm/kozmetik üretim tesisinin ruhsat belgesine ulaşıldı. Yedi Kıtada Haber’in elde ettiği önemli belgeye göre, bu tesise 02.09.2020 tarihinde Dilovası Belediyesi tarafından “Gayrisıhhi Müessese 3. Sınıf – Kozmetik Ürün İmalatı” ruhsatı verildiği ortaya çıkıyor. Bu sınıf, yanıcı ve patlayıcı kimyasallarla çalışan tesislerin içinde bulunduğu en yüksek risk kategorisini temsil ediyor. Ruhsatta dönemin belediye başkanının imzası mevcutken, olay sonrası dikkatler ruhsatlandırma sürecine yöneldi. Kamuoyunun cevabını beklediği sorular ise giderek artıyor: Tehlikeli kategorideki bir tesis hangi denetim raporlarının ardından ruhsat aldı? Mahalle arasında kimyasal üretim yapan bu işletme için detaylı bir risk analizi gerçekleştirildi mi? Bina ve tesisatlar yangın yönetmeliğine uygunluğu sağlıyor muydu? Ruhsat aldıktan sonra düzenli denetimler yapıldı mı? Yapılmadıysa sebebi neydi? Soruşturmanın genişletildiği olayda, ruhsat belgesinin gün yüzüne çıkması "idari ihmal" tartışmalarını tekrar alevlendirdi. Kamuoyu, felaketin ardındaki denetim zincirinin bütün detaylarıyla açığa çıkarılmasını bekliyor.

Ambarlı Limanı'nda 94 milyon TL'lik kaçak sigara operasyonu... Haber

Ambarlı Limanı'nda 94 milyon TL'lik kaçak sigara operasyonu...

Ambarlı Gümrük Sahası'nda Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekipleri tarafından gerçekleştirilen operasyonda, 394 bin 117 paket kaçak sigara ele geçirildi. Piyasa değeri 94 milyon TL olan bu kaçak sigaralar imha edilirken, soruşturma devam ediyor. İSTANBUL (İGFA) - Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü'nün sürdürdüğü risk analizi ve hedefleme çalışmaları, İstanbul'da yeni bir kaçakçılık olayının ortaya çıkarılmasını sağladı. İstanbul Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekipleri, Ambarlı Gümrük Sahası'na gelen bir TIR'ı izleyerek başarılı bir operasyon gerçekleştirdi. Ekiplerin TIR’da yaptığı ayrıntılı aramada, yalıtım malzemelerinin arasında gizlenmiş 394 bin 117 paket kaçak sigara bulundu. Yapılan incelemelerde sigaraların yabancı bandrollü olduğu ve piyasa değerinin 94 milyon TL olduğu belirlendi. Belirlenen kaçak sigaraların tamamı yasal çerçeve içinde imha edildi. Ticaret Bakanlığı, operasyon sonrasında yaptığı açıklamada, Gümrükler Muhafaza ekiplerinin gelişmiş analiz sistemleri ve sürekli denetimleriyle kaçakçılığa karşı mücadelesini sürdürdüğünü belirtti. Açıklamada, kaçak sigara ticaretinin yalnızca vergi kaybı yaratmadığı, aynı zamanda kayıt dışı ekonomiyi büyüttüğü, suç gruplarına destek sağladığı ve kamu sağlığını tehdit ettiği vurgulandı. Olayla ilgili olarak Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturmayı sürdürdüğü aktarıldı.

Gürbulak’ta 2,6 milyar TL'lik uyuşturucu operasyonu Haber

Gürbulak’ta 2,6 milyar TL'lik uyuşturucu operasyonu

Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza ekipleri, Gürbulak Gümrük Kapısı’nda düzenledikleri operasyonda yaklaşık 2 milyar 612 milyon lira değerinde 721 kilogram sıvı metamfetamin ele geçirdi. Bu büyük miktardaki uyuşturucu yakalaması, son yılların en önemli metamfetamin operasyonlarından biri olarak kaydedildi. ANKARA (İGFA) - Ticaret Bakanlığı Gümrük Muhafaza ekipleri Türkiye tarihinin en büyük sıvı metamfetamin yakalamalarından birini gerçekleştirdi. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, Gürbulak Gümrükler Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekiplerinin, narkotik suçlarla mücadele çerçevesinde gerçekleştirdikleri risk analizi ve hedefleme çalışmaları sonucunda gümrük kapısına gelen bir TIR türü aracı şüpheli bularak durdurdukları belirtildi. Araç, X-Ray taramasına tabi tutulurken, narkotik dedektör köpeği “Kont”un verdiği tepki üzerine detaylı arama gerçekleştirildi. Araştırmada, aracın çeşitli bölmelerine gizlenmiş halde sıvı metamfetamin bulundu. Olayla ilgili soruşturmanın Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sürdürüldüğü bildirildi. “ZEHİR TACİRLERİNE GEÇİT YOK” Ticaret Bakanlığı açıklamasında, Gümrük Muhafaza ekiplerinin ülke genelinde olduğu gibi sınır kapılarında da uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelesine kesintisiz devam ettiğini belirtti. “Gençlerimizi karanlığa sürüklemek isteyen zehir tacirlerine karşı mücadelemiz devam etmektedir. Uyuşturucu ticareti, çağımızın küresel felaketi olarak kabul edilmekte ve sıfır tolerans prensibiyle mücadele edilmektedir. Toplumumuzun ve gençlerimizin korunması yönündeki çabalarımız kararlılıkla sürecektir.” denildi.

Çocuğa 10 Yaşına Kadar Bütçe Yönetimi Öğretilmeli! Haber

Çocuğa 10 Yaşına Kadar Bütçe Yönetimi Öğretilmeli!

Psikolojik dayanıklılığın küçük yaşta geliştirilebileceğini ifade eden Psikiyatrist Prof. Dr. Tarhan, “Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli. 10 yaşından sonra geç kalınır. Çocuk istediği her şeyi hemen elde etmemeli. Ödevini yapınca çikolata vermek, beklemeyi öğretmek gerekir. Bu, doyum erteleme becerisini kazandırır.” dedi. Paranın bir güç olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Para bizi özgürleştiren bir güç olabilir ama hayatın merkezinde olmamalı. Araç olmalı, kolaylaştırmalı, kimseye muhtaç etmemeli.” diye konuştu. Prof. Dr. Tarhan, zenginliğin tanımını da yaparak, “Zengin, çok şeye sahip olan değil; az şeye ihtiyaç duyan insandır. İnsan sahip olduklarıyla tatmin olabiliyorsa zengindir. Sahip olduklarıyla tatmin olmayan kişi ne kadar çok kazanırsa kazansın yoksulluk hissinden kurtulamaz.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, paranın psikolojisi konusunu değerlendirdi. İlk duygu korku, ilk ihtiyaç sığınma Prof. Dr. Nevzat Tarhan, insanın en temel motivasyonunun “iyi hissetme arzusu” olduğunu belirterek, “İnsanın iyi hissetme ihtiyacı biyolojik bir dürtüdür. Bir çocuk anne karnından dünyaya geldiğinde ilk hissettiği duygu korkudur. Çünkü anne karnı konforlu bir ortamdır, her şey hazırdır. Ama dünyaya çıkar çıkmaz soğuk bir hava gelir ve bebek ağlar. İlk tepki korkudur. Ardından sığınma ihtiyacı doğar. Anne kokusu bile çocuğu rahatlatır. Yani insan hayatı, daha ilk andan itibaren iyi hissetme ve sığınma ihtiyacı üzerine kuruludur.” dedi. Beynin ödül sistemi kısa vadeli haz üretiyor Prof. Dr. Tarhan, beynin ödül mekanizmasının dopamin üzerinden çalıştığını ifade ederek, “Beyindeki ödül sistemi dopamin döngüsüyle çalışır. Tüm bağımlılıklar, sanal alışkanlıklar bu mekanizmayı kullanır. Dopamin kısa vadeli haz verir ama uzun vadeli tatmin sağlamaz. Arzu ve ihtiyaç giderme ile uzun vadeli tatmin aynı şey değildir. İnsan anlık mutlulukla yetinmemeli, uzun vadeli anlam arayışıyla iyi hissetmeyi başarmalıdır.” diye konuştu. Psikolojik kaynak yönetimi şart İyi hissetmenin bir strateji gerektirdiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sözlerine şöyle devam etti: “Bir insan kendini sadece ‘şu anda iyi hissediyorum’ diye kandırmamalı. 5-10 yıl sonra da iyi hissetmek için zihinsel yatırım yapmalı. Bunun için amaç belirlemek, yol haritası çıkarmak gerekir. Nasıl parasal kaynak yönetiliyorsa, insanın da psikolojik sermayesi vardır. Duygusal, sosyal ve manevi birikimler… Bunları da akıllıca yönetmek gerekir. İnsan bilinçli bir varlıktır; yalnız kendilik bilinci değil, çevre, dünya, evren ve Tanrı bilincine sahiptir. Bu bilinçle kaynaklarını yöneten kişi fark oluşturur.” Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli Psikolojik dayanıklılığın küçük yaşta geliştirilebileceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Çocuğa 10 yaşına kadar bütçe yönetimi öğretilmeli. 10 yaşından sonra geç kalınır. Çocuk istediği her şeyi hemen elde etmemeli. Ödevini yapınca çikolata vermek, beklemeyi öğretmek gerekir. Bu, doyum erteleme becerisini kazandırır. Doyum erteleme, dopaminin sürdürülebilir salgılanmasını sağlar, çocuk dayanıklılık eğitimi alır.” ifadesinde bulundu. Prof. Dr. Tarhan, ailelerin sık yaptığı hataya da dikkat çekerek, “Çocuk ağlayınca istediğini hemen vermek anne babanın egosunu tatmin eder ama çocuğun hiçbir şey öğrenmesini sağlamaz. Çocuk ihtiyaç ve istek ayrımını öğrenmez. Bu da ileride bağımlılık riskini artırır.” şeklinde konuştu. Kredi kartı somut haz verir, borcu unutturur Prof. Dr. Nevzat Tarhan, günümüz tüketim alışkanlıklarını değerlendirerek bireylerin para, haz ve ilişkilerle olan bağlarını ele aldı. Tarhan, çocukluktan itibaren öğrenilmesi gereken “doyum erteleme” becerisinin hem finansal hem de duygusal sermaye yönetiminde kritik olduğunu vurguladı. Günümüz insanının çoğunlukla somut hazza yöneldiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “İnsan somut hazla soyut tatminin ayrımını yapamıyor. Kredi kartıyla alışveriş yapıyorsun, o anda paranın çıkışını hissetmiyorsun. Anlık bir haz yaşanıyor ama ilerideki borç düşünülmüyor. Halbuki kişi soyut tatmini öğrenirse, yani bugünkü harcamayı erteleyip gelecekteki hedefi için biriktirirse, somut duygular yerine soyut duygularını yönetmeyi başarır. Somut haz dopaminle, soyut tatmin serotoninle ilgilidir.” dedi. Çocuk sadece mutlu edilmez, hayata hazırlanır Çocukların finansal bilinç kazanmasının erken yaşta başlaması gerektiğini hatırlatan Prof. Dr. Tarhan, “Çocuğa küçük yaştan bütçe yönetimi öğretilmeli. Kolay elde etmemeli, isteklerini ertelemeyi öğrenmeli. Anne babaların ‘çocuğumdan daha mı önemli’ diyerek her dediğini yapması en büyük hatadır. Çocuk mutlu edilmek için değil, hayata hazırlanmak için yetiştirilir. Anne baba olmadığında da kendi gemisinin kaptanı olabilmeli.” ifadesinde bulundu. Prof. Dr. Tarhan, çocukların marka ve statü tuzaklarına kolay düşebildiğini belirterek, paranın yalnızca bir takas aracı değil aynı zamanda bir psikolojik sembol olduğunu vurguladı. Ticarette en büyük sermaye güvendir Güvenin hem insan ilişkilerinde hem de iş dünyasında temel sermaye olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Ticarette en büyük sermaye güvendir. Açık, şeffaf ve hesap verebilir olan kişi ya da kurumlar sürdürülebilir başarı sağlar. Güven kayboldu mu, her şey kaybolur.” diye konuştu. İhtiyaç olmayan şeyi arzuluyorsak yanlış yoldayız Para harcama alışkanlıklarına da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Birincisi, ihtiyacım olmayan şeyi mi arzuluyorum? İkincisi, sahip olduklarımla tatmin oluyor muyum? Bu sorulara ‘hayır’ cevabı çıkıyorsa kişi yanlış yoldadır. İhtiyaç dışı harcama suçluluk doğurur, tatminsizlik ise sürekli daha fazlasını istemeye sürükler. Bu durum alışveriş bağımlılığına kadar gider.” dedi. Para, kişiye özgürlük duygusu verir Prof. Dr. Tarhan, yeterli gelir elde eden insanların özgür hissettiğini ifade ederek, “Başarılı hissetmek, güçlü hissetmek, statü sahibi olduğunu hissetmek için para insana özgürleşme hissi verir. Kişi temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa, kimseye muhtaç olmuyorsa özgür hisseder. Ama borçlanarak yaşamaya başlarsa bu kez kaybetme korkusu hayatını esir alır.” diye konuştu. Patolojik cimrilik korkuların ürünü Parayla ilişkinin psikolojik boyutunu anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Öyle insanlar vardır ki evde buzdolabının fişini çeker, çocuğun sütünden, bezinden bile tasarruf eder. Bu artık patolojik cimriliktir. Böyle bir ilişki, korkuların baskın olduğu bir para ilişkisidir. Parayla olan ilişkimiz insanın hayatla olan ilişkisinin bir parçasıdır.” ifadesinde bulundu. Bazı insanlar parayı kartvizit gibi görür Prof. Dr. Tarhan, bazı kişilerin zenginliği bir güç gösterisi aracı olarak kullandığını söyleyerek, “Bazı insanlar parayı kartvizit gibi görür. Büyük arabalarla görünürler, gösterişli yaşarlar ama aslında borç içindedirler. ‘Yıkılmadım, ayaktayım’ mesajı vermek için yaşarlar.” şeklinde konuştu. Osmanlı’nın son döneminde yapılan Dolmabahçe Sarayı’nı yanlış yatırım anlayışına örnek veren Prof. Dr. Tarhan, “1850’lerde Osmanlı büyük borçlar aldı. Ama bu borçlarla geri dönüşü olmayan Dolmabahçe Sarayı yapıldı. O dönemde altınla yapılan bu yatırım, bugünkü hesapla Avrasya Tüneli kadar değerliydi. Sırf ‘yıkılmadık ayaktayız’ mesajı vermek için yapılan bu saray, Osmanlı’nın çöküşünü hızlandırdı.” dedi. Para, hayatın merkezinde değil; araç olmalı Paranın bir güç olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, ancak yaşamın merkezine oturduğunda insanı esir alacağını vurguladı ve “Para bizi özgürleştiren bir güç olabilir ama hayatın merkezinde olmamalı. Araç olmalı, kolaylaştırmalı, kimseye muhtaç etmemeli. Ama açık pozisyonlarla borçlanarak yaşayan bir kişi uykularını kaybeder, tüm birikimlerini riske atar.” ifadesinde bulundu. Şirketlerde bütçe yönetimine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bağımsız denetçiler şirketlerin israf edip etmediğini kontrol eder. Çünkü tasarruf ve verimlilik esastır. Verimlilik işi doğru yapmaktır, etkinlik ise doğru işi yapmaktır. Eğer bunlar yoksa kaynaklar israf edilir.” şeklinde konuştu. Ekonominin Fransızca kökenli ve tasarruf anlamını taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ama Arapçadaki ‘iktisat’ maksat kökünden gelir. Yani önce hedefini belirle, sonra harcama yap. Hedefi olmayan kişi açgözlü yatırımlar yapar, parayı pusula gibi yanlış kullanır.” dedi. Prof. Dr. Tarhan, zenginliğin tanımını da yaparak, “Zengin, çok şeye sahip olan değil; az şeye ihtiyaç duyan insandır. İnsan sahip olduklarıyla tatmin olabiliyorsa zengindir. Sahip olduklarıyla tatmin olmayan kişi ne kadar çok kazanırsa kazansın yoksulluk hissinden kurtulamaz.” ifadesinde bulundu. Yüksek güvenli toplumlar büyür Prof. Dr. Tarhan, yatırım ortamının güvenle doğrudan ilişkili olduğunun altını çizerek, “Francis Fukuyama’nın da belirttiği gibi yüksek güvenli toplumlar geleceği öngörebilir. Özgürlüklerin olduğu yerde insanlar yatırımlarını uzun vadeli yapar, sistem büyür. Ama düşük güvenli toplumlar kaynaklarını savunmaya, sığınak yapmaya harcar. Bu da israftır.” diye konuştu. Ekonomik krizlere hazırlık için bireylerin ve kurumların risk analizine önem vermesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Biz genelde kriz çıktığında yönetiyoruz ama risk analizi yapmıyoruz. Oysa risk analizi sayesinde kriz çıkmadan önlem alınabilir. Bu hem bireysel hem de toplumsal ölçekte hayati önem taşır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.