Hava Durumu

#Rekabet

giresunsonhaber - Rekabet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rekabet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TÜRKİYE FINDIK  İTHALATINDA ÜÇÜNCÜ SIRAYA... Haber

TÜRKİYE FINDIK İTHALATINDA ÜÇÜNCÜ SIRAYA...

AVRUPA FINDIK PAZARINDA DENGELER DEĞİŞTİ: TÜRKİYE İTHALAT DEĞERİNDE ÜÇÜNCÜ SIRADA Avrupa Birliği'nin fındık ithalat harcaması 2026'nın ilk dokuz ayında yüzde 59,3 artarak yaklaşık 946 milyon avroya ulaştı. Şili yüzde 48, ABD yüzde 20 pay alırken, Türkiye'nin payı yüzde 20'nin altında kaldı. Yeni veriler, Giresun fındığı açısından Avrupa pazarındaki rekabeti yeniden gündeme getirdi. Avrupa Birliği'nin (AB) fındık ithalatında 2026 yılının ilk dokuz ayında önemli değişimler yaşandı. Uluslararası tarım ve emtia piyasalarını takip eden Mundus Agri'nin 27 Ekim 2026 tarihli haberinde, Avrupa Komisyonunun tarımsal dış ticaret verilerine dayanılarak fındık ithalatında miktar ve harcama bakımından rekor seviyelere ulaşıldığı bildirildi. Haberde, AB'nin kabuklu ve iç fındık ithalatına yaptığı harcamanın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 59,3 artarak 945 milyon 956 bin 234 avroya yükseldiği belirtildi. AVRUPA'NIN FINDIK İTHALAT HARCAMASI 946 MİLYON AVROYA YAKLAŞTI Gösterge 2025 2026 Değişim İthalat miktarı 82.673 ton 95.034 ton +%15,0 İthalat değeri 593,69 milyon € 945,96 milyon € +%59,3 Değer artışı — 352,27 milyon € — Tablo 1: Ocak–Eylül dönemleri karşılaştırması. Kaynak: Mundus Agri, 27 Ekim 2026; Avrupa Komisyonu DG AGRI/DG TAXUD verileri. İthalat miktarı yaklaşık yüzde 15 artarken, ithalat harcamasının yüzde 59,3 yükselmesi dikkat çekti. Bu farklılık, ithal edilen ürünlerin ortalama birim değerinde de artış yaşandığını gösteriyor. Ancak bu artışın tamamını üretici satış fiyatlarındaki yükselişle açıklamak mümkün değil. Ürün türü, kalite, menşe ve ticari koşullar da ortalama ithalat değerini etkileyebilir. ŞİLİ İLK SIRADA, TÜRKİYE ÜÇÜNCÜ Mundus Agri'nin yayımladığı değerlendirmeye göre AB'nin 2026 yılı ilk dokuz aylık fındık ithalat değerinde Şili yüzde 48 payla ilk sırada yer aldı. ABD yüzde 20 payla ikinci, Türkiye ise yüzde 20'nin biraz altındaki payıyla üçüncü sırada bulunuyor. Ülke AB ithalat değerindeki payı Sıralama Şili %48 1 ABD %20 2 Türkiye %20'nin altında 3 Diğer ülkeler Kalan pay — Tablo 2: 2026 Ocak–Eylül dönemi, AB fındık ithalat değerinin tedarikçi ülkelere dağılımı. Paylar ithalat miktarını değil, parasal değeri ifade etmektedir. Bu sıralama, Türkiye'nin dünya fındık üretiminde veya toplam dünya ihracatında üçüncü olduğu anlamına gelmiyor. Veriler yalnızca AB'nin belirtilen dönemdeki ithalat değerinin tedarikçi ülkelere dağılımını gösteriyor. Mundus Agri, Şili ve ABD'nin Türkiye'nin önüne geçtiğini belirterek Avrupa pazarındaki tedarikçi dağılımında yaşanan değişime dikkat çekti. AVRUPA'DA EN BÜYÜK ALICI İTALYA AB ülkeleri arasında fındık ithalat değerinde İtalya yüzde 54 payla ilk sırada bulunuyor. Almanya yüzde 30 ile ikinci, Polonya ise yüzde 4 ile üçüncü sırada yer alıyor. AB ülkesi İthalat değerindeki payı İtalya %54 Almanya %30 Polonya %4 Diğer AB ülkeleri %12 Tablo 3: AB içindeki başlıca fındık ithalatçılarının 2026 ilk dokuz aylık değer payları. İtalya ve Almanya'nın birlikte yüzde 84'lük paya ulaşması, Avrupa fındık ithalatında bu iki ülkenin ağırlığını ortaya koyuyor. FINDIK, KAJU FISTIĞINI GERİDE BIRAKTI Avrupa Birliği'nin sert kabuklu meyve ithalatında fındık, değer bakımından kaju fıstığını geride bırakarak Antep fıstığı ve bademin ardından üçüncü sıraya yükseldi. Ürün 2025 ithalat değeri 2026 ithalat değeri Değişim Antep fıstığı 1.256,0 milyon € 1.266,3 milyon € +%0,8 Badem 1.197,6 milyon € 1.264,0 milyon € +%5,5 Fındık 593,7 milyon € 946,0 milyon € +%59,3 Kaju fıstığı 941,4 milyon € 941,1 milyon € Yaklaşık %0 Tablo 4: Seçilmiş sert kabuklu ürünlerin AB ithalat değerleri. Kaynak: Mundus Agri, 27 Ekim 2026. Bu veriler, fındığın Avrupa'nın sert kabuklu meyve ithalatında parasal değer bakımından daha önemli bir konuma ulaştığını gösteriyor. GİRESUN FINDIĞI İÇİN YENİ REKABET TABLOSU Avrupa Birliği'nin fındık ithalatına yaptığı harcamanın artmasına rağmen Türkiye'nin değer payının Şili ve ABD'nin gerisinde kalması, Giresun'daki üreticiler ve ihracatçılar açısından da önem taşıyor. Giresun fındığının kalite özellikleri, işleme kapasitesi, tedarik sürekliliği ve pazarlama koşulları, uluslararası pazarlarda rekabet gücünü etkileyebilecek unsurlar arasında bulunuyor. Bununla birlikte AB'nin toplam fındık ithalat değerindeki değişim, tek başına Giresun fındığının ihracat miktarının veya satış fiyatının düştüğünü göstermiyor. İTHALAT HARCAMASINDAKİ ARTIŞ ÜRETİCİYE YANSIYOR MU? AB'nin fındık ithalat harcamasının yüzde 59,3 artması, Avrupa'daki alıcıların fındığa önceki yılın aynı döneminden daha fazla ödeme yaptığını ortaya koyuyor. Ancak bu gelişmenin Türk fındık üreticilerinin gelirine ne ölçüde yansıdığını belirlemek için Türkiye'nin AB'ye sattığı fındığın miktarı, birim değeri, ürün niteliği ve üretici fiyatlarının birlikte incelenmesi gerekiyor. Özellikle Giresun'da üretim maliyetleri ile serbest piyasa fiyatları arasındaki farkın gündemde olduğu bir dönemde, uluslararası ticaret değerindeki yükselişin üretici gelirleriyle karşılaştırılması önem taşıyor. TÜRKİYE'NİN PAZAR PAYI DAHA AYRINTILI İNCELENMELİ Mundus Agri'nin 27 Ekim tarihli değerlendirmesi, Avrupa fındık pazarında tedarikçi ülkeler arasındaki rekabetin önemini ortaya koyuyor. Türkiye'nin konumunu daha kapsamlı değerlendirebilmek için 2025 ve 2026 yıllarına ait ülke bazında ithalat miktarlarının, fiyatların ve değer paylarının karşılaştırılması gerekiyor. Mevcut veriler, Türkiye'nin 2026'nın ilk dokuz ayında AB fındık ithalat değerinde üçüncü sırada bulunduğunu gösteriyor. Ancak bu sonuçtan hareketle Türkiye'nin dünya fındık pazarındaki genel konumunun aynı ölçüde değiştiği sonucuna varılamaz. KAYNAKLAR Mundus Agri – Der AUDITOR, Nuts: EU Imports Slow at Record High, 27 Ekim 2026, 11.45. https://www.mundus-agri.eu/news/nuts-eu-imports-slow-record-high.n38286.html https://www.mundus-agri.eu/news/nuts-eu-imports-slow-record-high.n38286.html Avrupa Komisyonu, Tarım ve Kırsal Kalkınma Genel Müdürlüğü (DG AGRI) ve DG TAXUD, gümrük ithalat gözetim verileri. Mundus Agri tarafından aktarılan 2026 istatistikleri. Giresun Sonhaber, Fındıkta Üretici Makasta, 21 Ekim 2026. Giresun'daki üretim maliyetleri ve fiyat koşullarına ilişkin önceki haber.

KARAN: “FINDIKTA FİYATIN YÜKSELMESİ İÇİN 5 ACİL TEDBİR ALINMALIDIR” Haber

KARAN: “FINDIKTA FİYATIN YÜKSELMESİ İÇİN 5 ACİL TEDBİR ALINMALIDIR”

KARAN: “FINDIKTA FİYATIN YÜKSELMESİ İÇİN 5 ACİL TEDBİR ALINMALIDIR” Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, fındık piyasasına ilişkin değerlendirmesinde üreticinin temel sorununun yalnızca ürününü satmak değil, emeğinin karşılığını alabilmek olduğunu belirtti. Karan; TMO’nun piyasada etkin olması, üreticiye finansman desteği sağlanması, üretici örgütlerinin güçlendirilmesi, rekabetin artırılması ve rekolte verilerinin şeffaflaştırılması çağrısında bulundu. Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, fındık fiyatları ve üreticinin piyasadaki konumuna ilişkin yaptığı açıklamada şu değerlendirmelerde bulundu: “Fındık üreticimizin bugün en önemli sorunu yalnızca ürününü satmak değil, emeğinin karşılığını alabilmektir. Serbest piyasada oluşan fiyat ile üreticinin beklentisi arasındaki fark giderek büyümektedir. Üreticinin maliyetleri artarken, fındığın gerçek değerini bulamaması kabul edilebilir değildir. Fındık fiyatının yükselmesi için artık günübirlik açıklamalar değil, kalıcı ve uygulanabilir bir piyasa politikası ortaya konulmalıdır.” “TMO PİYASADA ETKİN OLMALIDIR” Karan, alınması gerektiğini belirttiği beş acil tedbirin ilk sırasında TMO’nun piyasadaki rolüne dikkat çekti: “Birinci olarak; TMO piyasada etkin olmalıdır. TMO’nun alımları güçlü ve düzenli şekilde devam etmeli, üreticinin karşısında güvenilir bir alternatif oluşturmalıdır. TMO’nun açıkladığı fiyat, serbest piyasa açısından da önemli bir referans noktasıdır.” “ÜRETİCİ DÜŞÜK FİYATTAN SATMAYA MECBUR BIRAKILMAMALIDIR” Üreticinin borç ve finansman baskısının hasat dönemindeki satış kararlarını doğrudan etkilediğini belirten Karan, ikinci tedbiri şöyle açıkladı: “Üreticinin borç ve finansman baskısı nedeniyle ürününü hasat döneminde elinden çıkarması fiyatların üzerindeki arz baskısını artırmaktadır. Üreticiye uygun koşullarda finansman sağlanmalı, fındığını değerini bulana kadar muhafaza edebilmesinin önü açılmalıdır.” “ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİ GÜÇLENDİRİLMELİDİR” Karan, üreticinin piyasadaki pazarlık gücünün artırılması için örgütlü yapının güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti: “Üçüncü olarak; üretici örgütleri güçlendirilmelidir. Kooperatifler ve üretici birlikleri daha etkin bir pazarlama yapısına kavuşturulmalıdır. Üretici tek tek pazarlık yapan değil, örgütlü şekilde piyasaya çıkan güçlü bir taraf haline getirilmelidir.” “FINDIK PİYASASINDA REKABET ARTIRILMALIDIR” Dördüncü başlıkta alıcı sayısı ve ihracat kanallarının artırılmasını isteyen Karan, şunları kaydetti: “Alıcı sayısının ve ihracat kanallarının artırılması, üreticinin sınırlı sayıda alıcıya bağımlı kalmasını önleyecektir. Fındık piyasasında rekabet ne kadar güçlenirse üreticinin pazarlık gücü de o kadar artacaktır.” “REKOLTE VE PİYASA VERİLERİ ŞEFFAF OLMALIDIR” Karan, beşinci tedbir olarak rekolte tahminlerinde güvenilir ve ortak bir veri sistemine ihtiyaç bulunduğunu belirtti: “Farklı kurumların birbirinden farklı rekolte rakamları açıklaması piyasadaki beklentileri etkileyebilmektedir. Üreticinin, tüccarın ve sanayicinin güvenebileceği şeffaf ve bilimsel bir rekolte sistemi oluşturulmalıdır.” “SADECE ‘FINDIĞINI SATMA, BEKLE’ DEMEK YETERLİ DEĞİLDİR” Üreticinin ürünü bekletebilmesi için ekonomik koşulların da oluşturulması gerektiğini vurgulayan Karan, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Buradan açıkça ifade ediyoruz: Fındık üreticisi zararına satış yapmak zorunda değildir. Ancak üreticiye sadece ‘fındığını satma, bekle’ demek de yeterli değildir. Üreticinin bekleyebilmesi için finansman desteği, güçlü TMO alımı ve örgütlü pazarlama sistemi birlikte hayata geçirilmelidir.” Karan, talebinin fiyatların yapay biçimde yükseltilmesi olmadığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Bizim talebimiz fındık fiyatının yapay yollarla yükseltilmesi değil; üreticinin emeğinin karşılığını aldığı, rekabetin bulunduğu, şeffaf ve sürdürülebilir bir piyasa düzeninin kurulmasıdır. Fındık Karadeniz’in sadece tarım ürünü değil, milyonlarca insanın geçim kaynağı ve Türkiye’nin önemli ihracat değerlerinden biridir. Üreticinin alın terinin karşılığını bulacağı bir piyasa için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

KARAN’DAN FINDIKTA SERT ÇIKIŞ: “ÜRETİCİYİ BORSAYLA DEĞİL, TEKELLE MÜCADELEYLE KORUYUN!” Haber

KARAN’DAN FINDIKTA SERT ÇIKIŞ: “ÜRETİCİYİ BORSAYLA DEĞİL, TEKELLE MÜCADELEYLE KORUYUN!”

KARAN’DAN FINDIKTA SERT ÇIKIŞ: “ÜRETİCİYİ BORSAYLA DEĞİL, TEKELLE MÜCADELEYLE KORUYUN!” Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, Ticaret Bakanlığı’nın Ordu ve Giresun’daki ticaret borsalarına yönelik incelemesinin ardından dikkatleri fındık piyasasındaki alıcı yapısına çevirdi. Karan, büyük ölçekli firmaların kabuklu fındık alımlarının, piyasa paylarının ve alım politikalarının incelenmesini isteyerek Ticaret Bakanlığı ile Rekabet Kurumu’na çağrıda bulundu. Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, fındık piyasasındaki rekabet yapısına ilişkin sert açıklamalarda bulundu. Karan’ın değerlendirmelerinin merkezinde, üreticinin karşı karşıya bulunduğunu savunduğu alıcı yoğunlaşması ve pazarlık gücü sorunu yer aldı. Karan'ın açıklamasındaki “tekel” ve piyasa gücüne ilişkin ifadeler Karan'ın görüş ve iddialarıdır. Rekabet Kurumu'nun geçmiş kararlarında ise “kabuklu fındık alım pazarı”nın ayrı bir ilgili ürün pazarı olarak ele alındığı ve Giresun Ziraat Odası Başkanı Karan'ın görüşlerine de yer verildiği görülüyor. “ASIL MESELE REKABETİN GERÇEKTEN SAĞLANIP SAĞLANAMADIĞIDIR” Karan, Ticaret Bakanlığı'nın piyasa denetimlerini önemsediklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Ticaret Bakanlığı’nın piyasa denetimlerini elbette önemsiyoruz. Ancak fındık üreticisinin bugün karşı karşıya olduğu temel sorun, yalnızca borsaların veya piyasanın denetlenmesi değildir. Asıl mesele, fındık ticaretinde rekabetin gerçekten sağlanıp sağlanamadığıdır.” “ÜRETİCİ BİRKAÇ BÜYÜK ALICININ OLUŞTURDUĞU ŞARTLARDA SATMAK ZORUNDA KALIYOR” Karan, üreticinin üretim sürecindeki maliyetleri üstlendiğini, ancak hasat sonrasında pazarlık gücünün zayıfladığını savundu: “Üreticimiz yıllarca emek veriyor, bahçesinin bütün masraflarını karşılıyor. Hasat zamanı geldiğinde ise ürününü birkaç büyük alıcının oluşturduğu piyasa şartlarında satmak zorunda kalıyor.” TİCARET BAKANLIĞI’NA ÇAĞRI: “BÜYÜK FİRMALARIN ALIM POLİTİKALARINI DENETLEYİN” Giresun Ziraat Odası Başkanı, çağrısını doğrudan Ticaret Bakanlığı'na yöneltti: “Buradan Ticaret Bakanlığı’na açıkça çağrıda bulunuyorum: Borsaları denetlemek kadar, hatta ondan daha önemli olarak, fındık piyasasında belirleyici konuma gelen büyük firmaların alım politikalarını denetleyin! Özellikle kabuklu fındık ticaretinde piyasa gücünün tek elde veya sınırlı sayıda alıcıda yoğunlaşmasının üretici fiyatına etkisi bütün yönleriyle araştırılmalıdır.” Rekabet Kurumu kayıtlarında geçmişte fındık sektörüne ilişkin incelemeler yapıldığı ve “kabuklu fındık alım pazarı”nın ayrıca değerlendirildiği görülüyor. Karan da geçmiş yıllarda Rekabet Kurumu'nu fındık piyasasındaki yoğunlaşmayı incelemeye çağırmıştı. “ÜRETİCİNİN ÖZGÜRCE SATABİLECEĞİ BİR PİYASA İSTİYORUZ” Karan, taleplerinin belirli bir firmanın hedef alınmasından ziyade rekabetçi piyasa koşullarının sağlanması olduğunu belirterek açıklamasını şöyle sürdürdü: “Bizim talebimiz çok açık: Üreticinin ürününü özgürce satabileceği, çok sayıda alıcının rekabet ettiği ve fiyatın gerçek arz-talep şartlarında oluştuğu bir piyasa istiyoruz. Eğer bir firmanın piyasa gücü üreticinin pazarlık gücünü ortadan kaldırıyorsa, bunun adı sadece ticaret değildir; bunun ekonomik sonuçları mutlaka incelenmelidir.” “KABUKLU FINDIK TİCARETİNDE YENİ BİR DÜZENLEME GEREKİYOR” Karan, büyük ölçekli alıcıların piyasadaki faaliyetlerinin daha şeffaf şekilde takip edilmesini de istedi: “Yetkililerden, özellikle büyük ölçekli firmaların kabuklu fındık alımlarına ilişkin miktar, piyasa payı, depolama kapasitesi ve alım politikalarının şeffaf biçimde izlenmesini talep ediyoruz. Üreticinin alternatifi olmadığı bir piyasa, gerçek anlamda rekabetçi piyasa değildir.” “ÜRETİCİNİN HAKKI BİRİLERİNİN BELİRLEDİĞİ FİYATA RAZI OLMAK DEĞİLDİR” Karan, fiyat oluşumunda şeffaflık ve rekabet vurgusunu öne çıkararak: “Fındık üreticisinin hakkı, birilerinin belirlediği fiyata razı olmak değildir. Üretici fiyatı; şeffaflık, rekabet ve gerçek arz-talep şartları içerisinde oluşmalıdır.” ifadelerini kullandı. “FINDIĞI TARLADAN FABRİKAYA KADAR İNCELEYİN” Karan'ın çağrısının adresinde Ticaret Bakanlığı ve Rekabet Kurumu başta olmak üzere ilgili kamu kurumları bulunuyor: “Ticaret Bakanlığı'na, Rekabet Kurumu'na ve ilgili bütün kurumlara çağrımızdır: Fındık piyasasını sadece borsadan izlemeyin. Fındığın tarladan fabrikaya kadar olan bütün ticaret zincirini inceleyin. Üreticinin alın terinin karşılığını koruyacak düzenlemeler yapılmadan, yalnızca piyasanın görünen kısmına yönelik denetimler fındık sorununu çözmez.” Karan'ın fındık piyasasındaki fiyat oluşumu ve rekabet konusunda yaptığı bu çıkış ilk değil. GiresunSonHaber, 31 Ağustos 2026'da Karan'ın TMO'nun 255 TL'lik alım fiyatı ile yaklaşık 190 TL seviyesindeki serbest piyasa fiyatı arasındaki farkın incelenmesi yönündeki çağrısını haberleştirmişti. Bu açıklamada ise önceki çağrıdan farklı olarak büyük alıcıların piyasa payı, depolama kapasitesi, alım miktarı ve alım politikalarının izlenmesi ile kabuklu fındık ticaretine yönelik yeni düzenleme talebi öne çıkıyor. “FINDIK ÜRETİCİSİ YALNIZ DEĞİLDİR” Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Biz Ziraat Odaları olarak üreticimizin hakkını savunmaya devam edeceğiz. Fındık üreticisi yalnız değildir. Fındıkta rekabet istiyoruz. Şeffaf piyasa istiyoruz. Üreticinin güçlü olduğu bir fındık piyasası istiyoruz.”

KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ? Haber

KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ?

KİM VERDİ SİZE ÜRETİCİNİN ALIN TERİNİN KARŞILIĞINI BELİRLEME YETKİSİNİ? ÜRETİCİNİN YAŞAM KALİTESİNİ BELİRLEME YETKİSİNİ KİM VERDİ? TMO’NUN 255 TL’YE ALDIĞI FINDIĞIN BULUNDUĞU PİYASADA ÜRETİCİDEN 185 TL’YE FINDIK NASIL ALINIYOR? TMO, 2026 ürünü Giresun kalite fındığın kilogramına 255 TL, Levant kaliteye 250 TL fiyat açıklamış ve alıma başlamış durumda. Buna karşılık 17 Eylül 2026’da Karadeniz’in bazı üretim merkezlerinde piyasa fiyatları 185 TL seviyelerine kadar iniyor. Elbette kalite, randıman ve bölgesel farklılıklar hesaba katılmalı. Ancak kilogramda 60–70 liraya ulaşabilen bu uçurum karşısında artık yalnızca “serbest piyasa” denilip geçilebilir mi? Üreticiden alım yapan tüccarlar gerçekten birbirleriyle rekabet ediyor mu, yoksa fiyat rekabetini ortadan kaldıran doğrudan ya da dolaylı bir koordinasyon mu var? Rekabet Kurulu’nun geçmişte fındık alıcıları arasında bilgi değişimini soruşturmuş ve Düzce’de ihlal tespit etmiş olması nedeniyle bu soru bugün çok daha ciddi biçimde cevap bekliyor. (Tarım ve Orman Bakanlığı) TMO’nun 6 Ağustos 2026’da açıkladığı resmî fiyat ortada: Giresun kalite fındık 255 TL/kg. Levant kalite 250 TL/kg. Üstelik yüzde 50 randımanın üzerindeki ürün için ilave randıman bedeli de ödeniyor. TMO alımları 24 Ağustos’ta başladı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) Peki aynı ülkenin, aynı sezonun, aynı tarım ürününde üreticinin karşısına neden 175, 180, 185, 190 liralık fiyatlar çıkıyor? 17 Eylül 2026 tarihli piyasa verilerinde Samsun merkezde tombul fındığın 185 TL, Levant kalitenin 180 TL; Ordu’da bazı kalite gruplarının yaklaşık 185 TL seviyelerinde olduğu bildiriliyor. Giresun’da fiyat daha yüksek olmakla birlikte yine TMO’nun resmî fiyatının altında seyrediyor. (Haberlisin) Burada kalite ve randıman farklarını yok sayarak “TMO’daki 255 liralık ürünün aynısı her yerde 185 liraya alınıyor” demek doğru olmaz. Ama bu teknik ayrıntı büyük soruyu ortadan kaldırmıyor: TMO’nun 250–255 TL’lik müdahale fiyatı varken Karadeniz’in geniş bir bölümünde piyasanın bunun onlarca lira altında oluşmasının ekonomik sebebi nedir? KİM VERDİ SİZE BU YETKİYİ? Fındığın fiyatı yalnızca bir ürünün fiyatı değildir. O fiyat; üreticinin çocuğunun eğitim masrafıdır, evine götüreceği ekmektir, gelecek yıl bahçesine yapacağı gübredir, işçinin ücretidir, kredi borcudur, elektrik faturasıdır, bir ailenin bir yıllık yaşam standardıdır. Kilogram başına üreticinin cebinden eksilen 10 lira, 20 lira, 50 lira yalnızca ticari bir rakam değildir. Ton başına on binlerce liradır. Binlerce üretici düşünüldüğünde milyarlarca liraya ulaşabilecek bir gelir transferinden söz ediyoruz. O nedenle üreticinin sorması gereken soru : Benim ürünümün gerçek değerini kim belirliyor? Devletin kurumu mu? Gerçekten rekabet eden serbest piyasa mı? Yoksa birkaç büyük alıcının etrafında şekillenen satın alma sistemi mi? SERBEST PİYASA DEDİĞİNİZ ŞEY GERÇEKTEN SERBEST Mİ? Serbest piyasa demek, üreticinin karşısına çıkan bütün alıcıların aynı veya birbirine çok yakın rakamları yazması değildir. Serbest piyasa, alıcıların da birbirleriyle rekabet etmesi demektir. Bir tüccar 185 TL veriyorsa, yanındaki tüccarın daha fazla mal toplayabilmek için 190 TL vermesi gerekir. Başka biri 195 TL vermelidir. Talep yükseldiğinde fiyat yukarı gitmelidir. Üreticinin malı için alıcılar yarışmalıdır. Ama bunun yerine; bir ilçede 185, yan ilçede 185, başka bir alım noktasında yine aynı rakam, ertesi sabah herkesin fiyatı aynı anda değişiyorsa... O zaman kamu otoritesinin şu soruyu sorması gerekir: Bu fiyatlar gerçekten birbirinden bağımsız ticari kararlarla mı belirleniyor? ÇÜNKÜ FINDIKTA BU ŞÜPHE DAHA ÖNCE DE DEVLETİN ÖNÜNE GELDİ Bu soru hayalî değildir. Rekabet Kurulu, fındık sektöründe alıcıların fiyat davranışlarını geçmişte bizzat soruşturdu. Düzce’de fındık alım-satımı yapan teşebbüsler hakkında yürütülen soruşturma, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesi kapsamında gerçekleştirildi. Kurulun 15 Ağustos 2024 tarihli kararında sekiz teşebbüsle ilgili süreç uzlaşmayla sonuçlandı. Dosyanın temel konusu, fındık alım ve satımı yapan teşebbüslerin rekabete aykırı biçimde hareket edip etmedikleriydi. (Rekabet Kurumu) Daha sonra Giresun, Samsun ve Trabzon dahil başka üretim bölgelerinde de fındık alıcılarının fiyat ve iletişim ilişkileri Rekabet Kurumu’nun incelemelerine konu oldu. Samsun dosyasının resmî konusu dahi son derece açıktı: “Fındık alımı ve satımı ile iştigal eden teşebbüslerin aralarında anlaşarak fındık alım fiyatlarını belirlemek suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettikleri iddiası.” (Rekabet Kurumu) Demek ki devletin ilgili kurumu da şunu kabul ediyor: Fındık alıcılarının üreticiden alış fiyatını birlikte belirlemesi ihtimali, rekabet hukukunun doğrudan konusudur. ÖYLEYSE 2026 SEZONU NEDEN YENİDEN MERCEK ALTINA ALINMASIN? Bugün yapılması gereken herhangi bir tüccarı peşinen suçlu ilan etmek değildir. Tam tersine. Gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Rekabet Kurumu Karadeniz’de aynı anda yerinde inceleme yapmalıdır. Giresun'a bakmalıdır. Ordu'ya bakmalıdır. Samsun'a bakmalıdır. Trabzon'a bakmalıdır. Düzce'ye, Sakarya'ya ve diğer üretim merkezlerine bakmalıdır. Manavların günlük fiyatlarını karşılaştırmalıdır. Telefon ve elektronik yazışmalar incelenmelidir. Fiyat listelerinin hangi saatlerde kimlerden geldiğine bakılmalıdır. Hangi manavın hangi büyük alıcıya fındık topladığı belirlenmelidir. Üreticiden alış fiyatını manavın kendisinin mi belirlediği, yoksa üst alıcı tarafından mı fiyat verildiği ortaya çıkarılmalıdır. MANAV KENDİ FİYATINI BELİRLEYEBİLİYOR MU? Asıl cevaplanması gereken sorulardan biri budur. Bir manav bugün üreticiye: “Ben bu fındığa 10 lira fazla veriyorum.” diyebiliyor mu? Yoksa daha yüksek fiyat verdiği anda malı teslim ettiği büyük alıcıdan zarar mı ediyor? Bir büyük firma onlarca manava sabah: “Bugünün alım fiyatı budur.” diyorsa bunun hukuki ve ekonomik yapısı nedir? Manav gerçekten bağımsız tüccar mı? Yoksa büyük alıcı adına çalışan fiilî bir satın alma noktası mı? Bağımsız ise neden kendi fiyatını belirleyemiyor? Bağımsız değilse üretici bunu biliyor mu? FİYAT LİSTESİNİ KİM HAZIRLIYOR? Karadeniz'de üreticinin karşısına çıkan fiyatların oluşum zinciri açıklanmalıdır. Büyük ihracatçı fiyat mı gönderiyor? Kırıcı mı belirliyor? Manav mı belirliyor? Ticaret borsası mı referans oluyor? Birbirlerinin fiyatları WhatsApp gruplarından mı takip ediliyor? Gelecek gün uygulanacak fiyatlar önceden konuşuluyor mu? Bunların hiçbirini dışarıdan bakarak kesin olarak söyleyemeyiz. Ama devlet araştırabilir. Rekabet Kurumu araştırabilir. Ve araştırmalıdır. DEVLET YOK MU? İşte meselenin en kritik noktası burasıdır. Devlet yalnızca TMO üzerinden fiyat açıklayıp kenara çekilemez. Çünkü TMO'nun kuruluş ve müdahale mantığının önemli nedenlerinden biri zaten üreticinin pazarlama ve finansman kaynaklı sorunlarını azaltmaktır. Bakanlığın 2026 fiyat açıklamasında da bu amaç açık biçimde ifade edilmiştir. (Tarım ve Orman Bakanlığı) O halde şu sorunun cevabı gerekir: Devlet 255 TL fiyat açıklıyorsa bu fiyat piyasada neden karşılık bulmuyor? TMO yeterince ürün alabiliyor mu? Üretici randevuya ulaşabiliyor mu? Alım noktaları yeterli mi? Ödeme süresi üreticiyi tüccara yöneltiyor mu? Üretici borçları nedeniyle fındığını hemen satmak zorunda mı? Tüccarın nakit gücü TMO'nun müdahale gücünün önüne mi geçiyor? Ve en önemlisi: Alıcılar arasında gerçek fiyat rekabeti var mı? 255 TL VARSA 185 TL NASIL VAR? Bu sorunun cevabı yalnızca: “Serbest piyasa.” olamaz. Çünkü serbest piyasa bir sihirli kelime değildir. Fiyat düşüyorsa bunun ekonomik gerekçesi ortaya konulmalıdır. Arz mı fazla? Rekolte mi beklentinin üzerinde? İhracat talebi mi düştü? Stok mu çok yüksek? Avrupa sanayisi alımı mı azalttı? Yoksa alıcı tarafındaki yoğunlaşma ve pazarlık gücü mü fiyatı aşağı çekiyor? Bütün bunlar rakamlarla açıklanmalıdır. Aksi takdirde “serbest piyasa” sözü, hiçbir şeyi açıklamayan bir bahaneye dönüşür. ALİVRE SATIŞLAR AÇIKLANMALI Sektörün bir başka tartışması da sezon öncesi yapılan alivre satışlardır. Alivre satış kendi başına suç değildir. İhracatçı gelecekte teslim edeceği ürünü önceden satabilir. Ancak ihracatçı Avrupa’ya örneğin belirli bir dolar fiyatından büyük miktarda mal bağladıysa hasat başladığında kendi kârlılığı açısından mümkün olan en düşük maliyetle fındık toplamak isteyecektir. Bu da ticari açıdan anlaşılabilir. Ama burada kırmızı çizgi bellidir: O düşük maliyet, rakip alıcılar arasında anlaşarak üretici fiyatını aşağı çekmek suretiyle sağlanamaz. Bu nedenle 2026 ürünü için yapılan sezon öncesi ihracat ve alivre sözleşmeleri konusunda sektörün daha şeffaf olması gerekir. Kaç ton satıldı? Hangi tarihte satıldı? Hangi fiyatlardan satıldı? Hangi teslim vadeleri verildi? Bugünkü iç piyasa fiyatı ile bu sözleşmeler arasında nasıl bir ekonomik ilişki var? FİSKOBİRLİK'E DE AYNI SORU Üreticinin kurduğu bir birlik olan FİSKOBİRLİK bakımından da mesele yalnızca “kaç liradan alıyor?” sorusu değildir. TMO üreticinin ürününe 250–255 TL bandında fiyat biçerken üretici birliği neden bunun belirgin biçimde altında kalıyor? Eğer FİSKOBİRLİK fındığı işleyebiliyor, mamul ürün üretebiliyor, katma değer yaratabiliyorsa bu katma değerin ne kadarı üreticiye dönüyor? 2026 ürünü için ön satış yapıldı mı? Alivre satış yapıldı mı? Yapıldıysa hangi miktarda ve hangi fiyatla? Yapılmadıysa üretici alım fiyatı hangi maliyet hesabıyla oluşturuldu? Üreticinin kurduğu birliğin bunları üreticiye açıklaması olağanüstü bir talep değildir. Tam tersine kurumsal şeffaflığın gereğidir. ÜRETİCİNİN SIRTINDAN FİYAT BELİRLEME DÖNEMİ BİTMELİ Kimse tüccar zarar etsin demiyor. Kimse ihracatçı kâr etmesin demiyor. Kimse sanayici kazanmasın demiyor. Ama aynı soru üretici için de sorulmalıdır: Üretici neden kazanmasın? Fındığı yetiştirirken riski üretici taşıyor. Donu üretici yaşıyor. Kuraklığı üretici yaşıyor. Kokarcayla üretici mücadele ediyor. Gübreyi, ilacı, işçiyi, patozu üretici ödüyor. Bir yıl boyunca bahçenin yükünü üretici taşıyor. Hasat günü geldiğinde ise fiyat üzerinde en az söz sahibi olan yine üretici oluyorsa burada sistemin yeniden sorgulanması gerekir. DEVLETİN GÖREVİ FİYATI TÜCCAR ADINA BELİRLEMEK DEĞİL, REKABETİ KORUMAKTIR Buradan “devlet bütün özel alım fiyatlarını belirlesin” sonucu çıkmaz. Ama devletin çok açık bir görevi vardır: Piyasanın gerçekten rekabetçi çalışmasını sağlamak. 4054 sayılı Kanun bunun için vardır. Rekabet Kurumu bunun için vardır. TMO üretici için piyasa alternatifi yaratmak amacıyla vardır. Ticaret borsaları şeffaf piyasa için vardır. Tarım Bakanlığı üretim politikasını yönetmek için vardır. Öyleyse bu kurumlar birlikte şu soruya cevap vermelidir: TMO'NUN 255 TL'YE ALIM YAPTIĞI BİR SEZONDA KARADENİZ'İN BAZI NOKTALARINDA FINDIK NEDEN 185 TL? Kalite mi? Randıman mı? Arz fazlalığı mı? Finansman baskısı mı? Stok politikası mı? İhracat sözleşmeleri mi? Alıcı gücü mü? Yoksa alıcılar arasında araştırılması gereken bir koordinasyon mu? Hangisiyse ortaya çıkarın. Çünkü bugün tartışılan yalnızca fındığın kilogram fiyatı değildir. Üreticinin alın terinin karşılığını kimin belirlediği tartışılıyor. Üreticinin bir yıllık emeğinin kaç para edeceğine kimin karar verdiği tartışılıyor. Üreticinin yaşam kalitesini birkaç alıcının piyasa gücünün belirleyip belirlemediği tartışılıyor. Ve artık Karadeniz üreticisinin sormaya hakkı vardır: KİM VERDİ SİZE BU YETKİYİ?DEVLET YOK MU?YASA YOK MU? Varsa, uygulanmasını istiyoruz. Suçlu ilan edilmesini değil; araştırılmasını istiyoruz. Söylentiyi değil; belgeyi istiyoruz. “Serbest piyasa” cümlesini değil; gerçek rekabeti istiyoruz.

650 binden fazla satıcıyı ilgilendiren düzenleme... E-ticarette yeni dönem Haber

650 binden fazla satıcıyı ilgilendiren düzenleme... E-ticarette yeni dönem

Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni yönetmelik taslağı; veri taşınabilirliğinden iade ve teslimat işlemlerine, marka haklarından sosyal dayanışma projelerine kadar pek çok alanda yeni düzenlemeler getiriyor. İSTANBUL (İGFA) - Ticaret Bakanlığı'nın üzerinde çalıştığı yeni yönetmelik taslağı, 650 binden fazla e-ticaret satıcısını doğrudan etkileyecek değişiklikler içeriyor. Hazırlanan taslak ile pazaryerleri, işletmeler ve tüketiciler arasındaki sorumluluk sınırlarının netleştirilmesi ve sektördeki rekabet ortamının geliştirilmesi hedefleniyor. VERİLER BAŞKA PAZARYERİNE TAŞINABİLECEK Düzenlemenin en dikkat çeken maddelerinden birini veri taşınabilirliği oluşturuyor. Taslağa göre orta, büyük ve çok büyük ölçekli pazaryerlerinin, işletmelerin talebi üzerine belirli verilerin başka bir platforma ücretsiz olarak aktarılmasını sağlayacak teknik altyapıyı kurması öngörülüyor. Bu çerçevede; ürün açıklamaları ve görsellerinin yanı sıra satış ve iade kayıtları, müşteri soru-cevapları, değerlendirmeler ve performans puanları gibi verilerin taşınabilmesi planlanıyor. ETBİS 2025 verileri, pazaryerlerinde faaliyet gösteren işletmelerin yüzde 79'unun satışlarını tek bir platform üzerinden gerçekleştirdiğini ortaya koyuyor. Düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle birlikte, satıcıların tek bir platforma olan bağımlılığının azaltılması ve farklı satış kanallarına erişimlerinin kolaylaştırılması amaçlanıyor. “İŞLETMENİN VERİSİ TİCARİ VARLIĞININ PARÇASI” TOBB E-Ticaret Meclisi Üyesi ve ideasoft CEO'su Sinan Akdal, veri taşınabilirliğinin rekabet gücü açısından kritik bir hamle olduğunu belirtti. E-ticaretin büyüme hızıyla birlikte güveni ve rekabeti destekleyen kuralların önem kazandığını ifade eden Akdal, iade ve teslimat süreçlerindeki sorumlulukların belirginleşmesinin hem işletmeleri hem de tüketicileri koruma altına alacağını söyledi. Pazaryerlerindeki işletmelerin büyük bir kısmının tek bir kanala bağlı olduğuna işaret eden Akdal; ürün içerikleri, müşteri değerlendirmeleri ve satış geçmişi gibi verilerin farklı platformlara aktarılabilmesinin, satıcıların pazarlık gücünü artıracağını ve e-ticaret ekosistemini daha sağlıklı hale getireceğini vurguladı. Taslak metinde ayrıca; kayıp ve hasar gibi durumlarda işletme, pazaryeri ve lojistik firmalarının sorumluluklarının sözleşmelerde şeffaf bir şekilde yer alması hedefleniyor. Pazaryerinin lojistik süreçlere aracılık ettiği senaryolarda tazmin mekanizmalarının da netleşmesi planlanıyor. Böylece tüketicilerin teslimat ve iade süreçlerinde karşılaştığı sorunlarda, hangi tarafın hangi aşamadan sorumlu olduğu daha net bir şekilde belirlenecek. Yeni düzenleme ile işletmelere ait tescilli markaların, ekonomik bütünlüğü bulunmayan başka şirketler tarafından arama motoru reklamlarında izinsiz kullanılmasına yönelik sınırlamalar getirilmesi öngörülüyor. İhlalin devam etmesi durumunda, Ticaret Bakanlığı'nın ilgili arama motorundan reklamın kaldırılmasını veya erişimin engellenmesini talep edebilmesi öngörülüyor. SOSYAL DAYANIŞMA KAMPANYALARINA DESTEK Taslakta ayrıca deprem, yangın ve sel gibi afet durumları ile dezavantajlı grupları kapsayan sosyal dayanışma kampanyalarına dair maddeler yer alıyor. Bakanlığın uygun gördüğü bu kapsamdaki indirim ve tanıtım harcamalarının, reklam bütçesinin yüzde 5'ine kadar olan kısmının bütçe hesaplamaları dışında tutulabilmesi planlanıyor.

Yapay zekâ meslekler yerine kullanmayanları geride bırakacak! Haber

Yapay zekâ meslekler yerine kullanmayanları geride bırakacak!

Geleceğin rekabet ortamında yalnızca akademik başarının yeterli olmayacağını belirten Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, “İyi bir bölümde okumak tek başına yeterli değil. Eğer bunu güçlü projelerle ve uluslararası iş birlikleriyle desteklerseniz mezuniyet sonrasında çok önemli avantajlar elde ediyorsunuz.” dedi. İSTANBUL (İGFA) - Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, yapay zekânın dönüştürdüğü yeni dünyada üniversitelerin rolünü değerlendirdi. Tercih maratonunun devam ettiği bu günlerde "Geleceğin Meslekleri ve Yapay Zekâ Devrimi" konusunu değerlendiren Prof. Dr. Türker Tekin Ergüzel, "Üniversite bir ekosistemdir. Bu ekosistemin akademisyenleri, öğrencileri ve üniversite-sanayi iş birlikleri gibi birçok bileşeni vardır. Birinci nesil üniversiteler bilgi aktarmaya odaklıydı. İkinci nesil üniversiteler Ar-Ge odaklı hale geldi. Üçüncü nesil üniversiteler ise üretilen bilginin ürüne dönüşmesini hedefleyen girişimcilik odaklı kurumlara dönüştü. Bugün ise dördüncü nesil üniversiteler girişimciliğin küresel ağlar içerisinde rekabet edebilmesini destekleyen yapılara dönüştü." dedi. Bu dönüşümün öğrencilerin eğitim anlayışını da değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Ergüzel, "Bu dönüşen ekosistemin içerisinde öğrencilerimizin akademisyenlerle, sanayiyle ve diğer paydaşlarla doğru ilişki kurmasını sağlamak zorundayız. Çünkü artık mezuniyet sadece diploma almak anlamına gelmiyor." diye konuştu. "İYİ PROJE YAZABİLMEK GELECEĞİN EN ÖNEMLİ YETKİNLİKLERİNDEN BİRİ" Projelerin geleceğin mesleklerinde belirleyici rol oynadığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, "Bir projenin dört temel özelliği vardır. Özgün olması gerekir. Bilimsel yöntemlere dayanması gerekir. Yaygınlaştırılabilir olması gerekir. Elde edilen sonuçların da tekrar üretilebilir olması gerekir. Öğrencilerimizin bu yetkinlikleri kazanması için birinci sınıftan itibaren sistematik şekilde ilerleyen bir eğitim modeli uyguluyoruz." ifadesinde bulundu. Üsküdar Üniversitesi'nde proje temelli eğitimin öğrencilerin ilk yılından itibaren başladığını anlatan Prof. Dr. Ergüzel, "İlk olarak Üniversite Kültürü dersini veriyoruz. Üniversite nedir, öğrenciden beklenti nedir, üniversitenin hayata katacağı değerler nelerdir; bunları konuşuyoruz. Ardından Girişimcilik ve Proje Kültürü dersimiz geliyor. Üçüncü sınıfta projeli seçmeli derslerimiz var. Son sınıfta ise öğrencilerimiz mezuniyet projelerini hazırlıyor. Böylece dört yıl boyunca adım adım gelişen bir proje kültürü oluşturuyoruz." dye konuştu. Sadece teorik bilgiye sahip olmanın artık yeterli olmadığını ifade eden Prof. Dr. Ergüzel, iş hayatında yalnızca bilgi ölçülmediğini ifade ederek, "Bilgiyi ürüne dönüştürebilme, uygulamaya geçirebilme becerileri de değerlendiriliyor. Bu nedenle öğrencilerimizin bu deneyimi mezun olduktan sonra değil, üniversite yıllarında kazanmasını hedefliyoruz" dedi.

E-ticarette Yeni Dönem 1 Ağustos’ta Başlıyor! Haber

E-ticarette Yeni Dönem 1 Ağustos’ta Başlıyor!

E-ticarette yeni dönem 1 Ağustos'ta başlıyor. Yapay zekâ reklamları ve indirim kampanyalarına yeni kurallar geliyor. Yeni düzenlemeyle sahteciliklerin önüne geçilmesinin hedeflendiğini belirten TOBB E-ticaret Meclis Üyesi ve Ticimax Kurucu CEO’su Cenk Çiğdemli, “Yeni düzenle e-ticarette uzun süredir tartışılan sahte indirim uygulamalarını önemli ölçüde sınırlandıracak. Dijital altyapıya yatırım yapan şirketler öne çıkacak. Yeni düzenleme sadece tüketiciyi korumakla kalmayacak, e-ticarette yeni bir rekabet anlayışı oluşturacak” dedi. E-ticarette tüketiciyi aldatıcı reklamlar ve haksız ticari uygulamalara karşı korumayı amaçlayan yeni düzenlemeler, 1 Ağustos itibarıyla yürürlüğe giriyor. Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan değişikliklerle, yapay zekâ destekli reklamlar, hedefli reklamcılık, influencer paylaşımları, indirim kampanyaları ve tüketici değerlendirmelerine ilişkin daha sıkı kurallar uygulanacak. 1 Temmuz'da Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle dijital ticarette şeffaflığın artırılması ve tüketicilerin yanıltıcı uygulamalara karşı daha etkin korunması hedefleniyor. Düzenlemeler, özellikle e-ticaret platformları ile çevrim içi satış yapan işletmelerin reklam ve pazarlama süreçlerinde önemli değişiklikler yapmasını gerektirecek. Yapay zekâ içeriklerinde açıklama zorunlu Yeni düzenleme kapsamında, reklamlarda yapay zekâ kullanılarak oluşturulan ve gerçek kişiden ayırt edilmesi güç dijital karakterlere yer verilmesi halinde bunun tüketiciye açık, anlaşılır ve fark edilebilir şekilde belirtilmesi zorunlu olacak. Ayrıca yapay zekâ ile oluşturulan dijital kopyaların, gerçek bir kişinin ürünü deneyimlediği veya tavsiye ettiği izlenimini veren reklamlarda kullanılması yasaklandı. İndirim kampanyalarında "10 gün" kriteri Düzenlemeyle birlikte indirimli satış reklamlarında da yeni bir dönem başlayacak. Buna göre, indirimin başlangıcından önceki son 10 gün içinde uygulanan en düşük fiyat, indirim öncesi fiyat olarak gösterilebilecek. Böylece gerçeği yansıtmayan yüksek indirim algısı oluşturulmasının önüne geçilmesi amaçlanıyor. Şarta bağlı kampanyalar da aynı kurallara tabi olacak. Şikâyetler daha hızlı yayınlanacak Tüketici değerlendirmelerine ilişkin süreç de değişiyor. Satıcı ve sağlayıcılara tüketici şikâyetlerine yanıt vermeleri için tanınan süre 72 saatten 48 saate indirildi. Süre içinde yanıt verilmemesi halinde değerlendirmeler yayımlanabilecek. Ayrıca yalnızca satın alma süreci doğrulanabilen tüketici yorumlarının yayımlanmasına izin verilecek. Sahte indirimlerin önüne geçilecek Yeni düzenlemenin e-ticarette uzun süredir tartışılan sahte indirim uygulamalarını önemli ölçüde sınırlandıracağını belirten TOBB E-ticaret Meclis Üyesi ve Ticimax Kurucu CEO’su Cenk Çiğdemli, “Artık bir ürünün fiyatı önce yapay olarak yükseltilip sonra ‘yüzde 50 indirim’ denilmesi daha zor olacak. İndirimli satışlarda referans fiyat olarak son 10 günün en düşük fiyatının esas alınması, kampanyaların daha şeffaf hale gelmesini sağlayacak. Yapay zekâ kaynaklı yanıltıcı reklamlara karşı da koruma sağlanacak. Gerçek olmayan kişilerin veya yapay zekâ ile oluşturulan görüntülerin gerçek kullanıcı ya da uzman gibi sunulması sınırlandırılıyor. Böylece tüketicinin reklam ile gerçeği ayırt etmesi kolaylaşacak. Ürünü gerçekten satın alan kişilerin değerlendirmeleri öne çıkarılacak. Bu sayede sahte veya manipülatif yorumların azaltılması hedefleniyor. İşletmelerin tüketici yorumlarına ve itirazlarına daha kısa sürede yanıt vermesi gerekecek. Bu da sorunların daha hızlı çözüme kavuşmasına katkı sağlayacaktır” dedi. Dijital altyapıya yatırım yapan şirketleri öne çıkaracak Yeni düzenlemelerin sadece tüketiciyi korumayacağını söyleyen Çiğdemli, bunun e-ticarette yeni bir rekabet anlayışı oluşturacağını belirtti. Özellikle fiyat şeffaflığı ve doğrulanabilir müşteri deneyiminin öne çıkacağını ifade eden Çiğdemli, güven inşa eden markaların uzun vadede daha fazla tercih edileceğini söyledi. Yeni düzenlemeyle birlikte, dijital altyapıya yatırım yapan şirketlerin ön plana çıkacağı bilgisini veren Çiğdemli, “Fiyat geçmişini takip etmek, tüketici yorumlarını doğrulamak ve reklam içeriklerini mevzuata uygun hale getirmek güçlü yazılım altyapısı gerektiriyor. Bu nedenle e-ticaret altyapı sağlayıcıları ve dijital dönüşüme yatırım yapan işletmeler daha hızlı uyum sağlayabilecek. Artık yalnızca düşük fiyat değil, güvenilirlik de rekabet unsuru olacak. Şeffaf çalışan markalar tüketicinin gözünde daha fazla tercih edilir konuma ulaşacak. Fiyat manipülasyonu ve yanıltıcı pazarlama yerine şeffaflık, doğrulanabilir bilgi ve tüketici güveni öne çıkarken, dijital altyapısını güçlendiren işletmeler yeni dönemin avantajlı oyuncuları arasında yer alacaktır” açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ŞİLİ FINDIKTA DÜNYANIN YENİ GÜCÜ:  HER 10 MEYVE BAHÇESİNDEN BİRİ FINDIK Haber

ŞİLİ FINDIKTA DÜNYANIN YENİ GÜCÜ: HER 10 MEYVE BAHÇESİNDEN BİRİ FINDIK

ŞİLİ FINDIKTA DÜNYANIN YENİ GÜCÜ: HER 10 MEYVE BAHÇESİNDEN BİRİ FINDIK Şili’de Avrupa fındığı dikim alanı 2025 yılında 49 bin 263 hektara ulaştı. Ülkedeki toplam meyve alanlarının yüzde 9,7’sini kaplayan fındık, Şili’yi Türkiye’nin ardından dünyanın en büyük ikinci üreticisi konumuna taşıdı. Sektör temsilcileri, dikim alanlarının gelecek 10 yılda 120 bin hektarı aşabileceğini öngörüyor. Şili, Avrupa fındığı üretiminde son yıllarda gerçekleştirdiği hızlı büyümeyle dünya pazarındaki ağırlığını artırıyor. Ülkede dikili her 10 meyve ağacından yaklaşık birinin artık fındık olması, bu ürünün Şili tarımındaki yükselişini ortaya koyuyor. Şili Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Ofisi Odepa, Şili Gümrük İdaresi ve sektör temsilcilerinin verilerine göre Avrupa fındığı dikim alanı 2025 yılında 49 bin 263,6 hektara yükseldi. Bu alan, Şili’deki toplam meyve üretim sahalarının yüzde 9,7’sine karşılık geliyor. Ülkede 1999 yılında yalnızca 30 hektar olan fındık bahçelerinin yaklaşık çeyrek asır içinde 49 bin hektarın üzerine çıkması, sektörde yaşanan dönüşümün boyutunu gösteriyor. Bu büyümeyle birlikte Şili; ABD ve İtalya’yı geride bırakarak, dünya fındık üretiminde Türkiye’nin ardından ikinci sıraya yerleşti. Türkiye, küresel fındık üretimindeki tarihsel liderliğini sürdürürken Şili özellikle Güney Yarım Küre’deki üretim takvimi, yüksek verim ve sanayiye yönelik kaliteli ürün avantajıyla öne çıkıyor. FINDIK ÜRETİMİNİN MERKEZİ MAULE Şili’de Avrupa fındığı üretiminin en yoğun olduğu bölge Maule oldu. Odepa’nın meyve alanları envanterine göre Maule’de 21 bin 857,2 hektar fındık bahçesi bulunuyor. Maule’yi şu bölgeler izliyor: La Araucanía: 9 bin 768,3 hektarÑuble: 8 bin 850,2 hektarBiobío: 4 bin 956,3 hektarLos Ríos: 2 bin 331,9 hektarLos Lagos: 1.433,8 hektar Bu dağılım, Şili’de fındık üretiminin ağırlıklı olarak ülkenin orta ve güney kesimlerinde yoğunlaştığını gösteriyor. İklim koşulları, geniş tarım alanları ve mekanizasyona elverişli bahçeler, bölgedeki büyümeyi destekleyen temel unsurlar arasında gösteriliyor. HEDEF 10 YILDA 120 BİN HEKTARIN ÜZERİ Şilili üretici ve “La Avellana, el sabor que conquista al mundo” adlı kitabın yazarı Christian Chadwick, ülkedeki fındık dikim alanlarının önümüzdeki 10 yıl içerisinde 120 bin hektarı aşabileceğini öngörüyor. Chadwick’e göre Şili’de sektörün güncel saha tahminleri yaklaşık 70 bin hektarlık bir üretim potansiyeline işaret ediyor. Resmî envanterlerde kayıtlı alan daha düşük görünmesine rağmen yeni tesis edilen ve henüz tümüyle üretime geçmeyen bahçelerle birlikte sektörün fiilî büyüklüğünün daha yüksek olduğu değerlendiriliyor. Küresel pazarda yüksek kaliteli Avrupa fındığı arzının sınırlı kaldığını belirten Chadwick, yakın gelecekte dünya arzını köklü biçimde artırabilecek güçlü yeni üretici ülkelerin bulunmadığına dikkat çekiyor. Bu tablonun, uzun vadede satış fiyatlarını desteklemesi ve Şili’deki yeni bahçe yatırımlarını teşvik etmesi bekleniyor. İHRACATTA 504,9 MİLYON DOLARLIK REKOR Fındık üretimindeki büyüme, Şili’nin dış ticaret rakamlarına da doğrudan yansıdı. Şili Gümrük İdaresi verilerine göre ülkenin fındık ihracatı 2025 yılında 504,9 milyon dolar FOB değere ulaştı. Bu rakam, Şili fındık sektörünün bugüne kadar kaydettiği en yüksek ihracat değeri oldu. Şili fındığının 2025 yılındaki başlıca pazarları şöyle sıralandı: İtalya: 237,7 milyon dolarAlmanya: 93,3 milyon dolarPolonya: 81,1 milyon dolarBrezilya: 39,2 milyon dolar 2026 yılının ocak-mayıs döneminde ise ihracat değeri 122,5 milyon dolar FOB olarak kayıtlara geçti. Yılın ilk beş aylık rakamlarının sezonun tamamını kapsamadığı ve ihracatın hasat, işleme ve sevkiyat takvimine bağlı olarak yıl içinde değişebildiği belirtiliyor. TONDA DE GİFFONİ EN YAYGIN ÇEŞİT Şili’deki fındık bahçelerinde farklı ticari çeşitler yetiştiriliyor. Ülkede en fazla kullanılan çeşitler arasında: BarcelonaTonda de GiffoniTonda Gentile delle LangheYamhillLewisRomana yer alıyor. Bu çeşitler arasında Tonda de Giffoni, Şili’de en yaygın yetiştirilen fındık çeşidi olarak öne çıkıyor. İtalyan kökenli bu çeşit; sanayiye uygunluğu, iç kalitesi ve çikolata sektöründeki kullanım özellikleri nedeniyle üreticiler ve alıcılar tarafından tercih ediliyor. Şili’de Avrupa fındığının ortalama veriminin hektar başına 3 bin ile 3 bin 500 kilogram arasında değiştiği belirtiliyor. Ürünün vegetatif gelişim süreci yaklaşık 190 ile 220 gün sürerken tüketim ve işleme aşamasında tane neminin yaklaşık yüzde 6 seviyesine kadar düşürülmesi gerekiyor. Fındığın su ihtiyacının diğer bazı ticari meyve türlerine göre daha sınırlı olduğu, sulama gereksiniminin hektar başına yaklaşık saniyede 0,75 litre düzeyinde bulunduğu ifade ediliyor. Ancak ihtiyaç duyulan su miktarı; bölgenin iklimine, toprağın yapısına, bahçenin yaşına ve sulama sisteminin verimliliğine göre değişebiliyor. ÜRETİMİN YÜZDE 99’U ÇİKOLATA SANAYİSİNE GİDİYOR Şili’de üretilen fındığın yaklaşık yüzde 99’u çikolata ve şekerleme sanayisinde değerlendiriliyor. Bu oran, ülkedeki üretim modelinin büyük ölçüde sanayi talebi ve ihracat üzerine kurulduğunu gösteriyor. Fındık; çikolata, pralin, sürülebilir krema, dondurma, atıştırmalık, unlu mamul, bitkisel yağ, kozmetik ürün ve bitkisel içecek üretiminde kullanılıyor. Dünyanın en büyük çikolata üreticilerinden Ferrero’nun ürünleri, Şili’deki fındık sektörünün büyümesinde önemli rol oynuyor. PlanetNuts’un aktardığı verilere göre Nutella’nın içeriğinin yaklaşık yüzde 13’ünü fındık oluşturuyor. Bir Ferrero Rocher çikolatasının üretiminde ise doğrudan ve işlenmiş bileşenleriyle yaklaşık dört fındığın kullanıldığı belirtiliyor. FERRERO İÇİN STRATEJİK ÜLKE Ferrero’nun Şili’deki tarımsal faaliyetlerini yürüten AgriChile’nin Genel Müdürü Camillo Scocco, Şili’nin şirketin küresel tedarik zincirinde stratejik bir konuma ulaştığını belirtiyor. Scocco’ya göre ülkenin iklim koşulları, üretilen fındığın kalitesi ve üreticilerle sanayi arasında kurulan iş birliği, Şili’yi küresel pazarda güçlü bir tedarik merkezine dönüştürdü. 2025 sezonundaki üretim performansının Şili’yi dünyanın ikinci büyük fındık üreticisi konumuna taşıdığını vurgulayan Scocco, büyümenin devam edebilmesi için yalnızca üretim miktarının artırılmasının yeterli olmayacağına dikkat çekiyor. Scocco, sektörün geleceğini belirleyecek iki temel unsurun yüksek kaliteli ürün ve sürdürülebilir üretim olduğunu ifade ediyor. Üretim alanları genişlerken toprak, su, iş gücü, izlenebilirlik ve çevresel etkilerin de birlikte yönetilmesi gerektiğini belirtiyor. ABD İLE İKİNCİLİK REKABETİ SÜRECEK Şili Fındık Komitesi Başkanı Rodrigo Viñambres de ülkenin dünya üretimindeki ikinci sırasını koruyabileceği görüşünde. Viñambres, özellikle ABD ile ikinci sırada ciddi bir rekabet yaşandığını ancak Şili’nin hızla genişleyen dikim alanları, hektar başına yüksek verimi ve ürün kalitesi sayesinde önemli avantajlara sahip olduğunu belirtiyor. Şili’nin Güney Yarım Küre’de bulunması da ülkeye farklı bir ticari üstünlük sağlıyor. Kuzey Yarım Küre’deki büyük üretici ülkelerin hasat dönemlerinden farklı zamanda piyasaya ürün sunabilen Şili, çikolata ve gıda sanayisinin yıl boyunca devam eden ham madde ihtiyacına cevap verebiliyor. BÜYÜMENİN SINAVI KALİTE VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK OLACAK Şili’de Avrupa fındığı, ülkenin en hızlı büyüyen tarımsal ürünlerinden biri haline geldi. Dikim alanlarının genişlemesi, ihracat gelirlerinin rekor seviyeye ulaşması ve uluslararası çikolata sanayisinin güçlü talebi, sektörün önümüzdeki yıllarda da büyümeye devam edeceğine işaret ediyor. Ancak hızlı büyüme aynı zamanda yeni ihtiyaçları da beraberinde getiriyor. Hasat ve işleme tesislerinin kapasitesi, depolama ve lojistik altyapısı, nitelikli iş gücü, sulama yönetimi, ürün izlenebilirliği ve çevresel sürdürülebilirlik, sektörün yeni döneminde belirleyici olacak. Şili’nin Türkiye’nin ardından dünya fındık üretiminde ikinci sıraya yükselmesi, küresel fındık pazarının artık yalnızca geleneksel üretici ülkeler üzerinden şekillenmediğini gösteriyor. Üretim alanlarını hızla artıran Şili, önümüzdeki 10 yılda hem çikolata sanayisinin önemli tedarikçilerinden biri olmayı hem de dünya fındık ticaretindeki payını daha da büyütmeyi hedefliyor. HABER KÜNYESİ Özgün haberin yazarı: Camila Muñoz Silva – PlanetNuts gazetecisi Yayın tarihi: 13 Temmuz 2026 Özgün yayın: PlanetNuts Ana kaynak: Economía y Negocios – El Mercurio Veri kaynakları: Şili Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Ofisi (Odepa), Şili Gümrük İdaresi, AgriChile ve Şili Fındık Komitesi KAYNAKÇA PlanetNuts, “Chile consolida su liderazgo en avellanos: uno de cada diez frutales plantados en el país corresponde a este cultivo”, Camila Muñoz Silva, Temmuz 2026. Economía y Negocios – El Mercurio, Şili Avrupa fındığı üretimi ve ihracatına ilişkin sektör araştırması. Odepa, Şili meyve üretim alanları ve bölgesel dikim envanteri. Şili Gümrük İdaresi, 2025 ve 2026 fındık ihracat verileri. AgriChile Genel Müdürü Camillo Scocco’nun sektör değerlendirmeleri. Şili Fındık Komitesi Başkanı Rodrigo Viñambres’in üretim ve pazar öngörüleri. Christian Chadwick, La Avellana, el sabor que conquista al mundo.

FERRERO ŞİLİ’DE FINDIK BÜYÜMESİNİ SÜRDÜRECEK: Haber

FERRERO ŞİLİ’DE FINDIK BÜYÜMESİNİ SÜRDÜRECEK:

FERRERO ŞİLİ’DE FINDIK BÜYÜMESİNİ SÜRDÜRECEK: “KÜRESEL PAZARIN YENİ DENGESİ ÜRETİCİ ÇEŞİTLİLİĞİYLE KURULACAK” Ferrero’nun Şili’deki iştiraki AgriChile, Avrupa fındığında büyüme hedefinden geri adım atmıyor. RedAgrícola’nın “On The Road Chile” programında konuşan AgriChile yetkilileri; fiyat istikrarı, kalite, depolama, sürdürülebilirlik, rejeneratif tarım ve yeni yatırımlar üzerinden Şili’nin küresel fındık pazarında daha güçlü bir aktör haline geldiğini anlattı. Ferrero ve AgriChile’den Şili Fındığına Güçlü Büyüme Mesajı Dünya fındık ve çikolata sektörünün en büyük aktörlerinden Ferrero’nun Şili’deki iştiraki AgriChile, Avrupa fındığında büyümenin devam edeceğini açıkladı. RedAgrícola’nın “On The Road Chile” programında ele alınan değerlendirmelerde, Şili’nin fındık üretimindeki yükselişi; kalite, iklim avantajı, yatırım kapasitesi, sürdürülebilirlik ve yeni üretici bölgelerin küresel pazara etkisi üzerinden değerlendirildi. Programda verilen mesajlara göre AgriChile, Şili’de Avrupa fındığı üretiminin yalnızca bugünkü hacimle sınırlı kalmayacağını, ülkenin uygun iklim koşulları, artan işleme kapasitesi ve üretim tecrübesiyle önümüzdeki yıllarda da büyümeyi sürdüreceğini öngörüyor. Küresel Fındıkta Fiyat Dengesi: Tek Ülkeye Bağımlılık Azalıyor AgriChile Genel Müdürü Camilo Socco’nun değerlendirmelerine göre fındık fiyatları artık yalnızca yerel üretim koşullarıyla değil, küresel arz-talep dengesiyle şekilleniyor. Bir ülkedeki üretim düşüşü ya da artışı, dünya genelinde hammadde bulunabilirliğini doğrudan etkiliyor. Programda, fiyatlarda yaşanan sert dalgalanmaların küresel piyasa açısından sağlıklı olmadığı vurgulandı. Bu nedenle Şili, Oregon ve Balkanlar gibi farklı üretim merkezlerinin gelişmesinin, gelecekte fındık fiyatlarının daha dengeli seyretmesine katkı sağlayabileceği ifade edildi. Şili, Avrupa Fındığında İkinci Güç Olarak Öne Çıkıyor Yayında, Şili’nin Avrupa fındığında önemli bir üretici ülke konumuna geldiği belirtilirken, Oregon’un da Şili’ye yakın hacimlerle büyüdüğü, Balkanlar’da ise üretimin gelişme aşamasında olduğu aktarıldı. Bu tablo, küresel fındık pazarında geleneksel üretici ülkelerin yanında yeni merkezlerin de güç kazandığını gösteriyor. AgriChile’ye göre üretici ülke çeşitliliğinin artması, yalnızca arzı büyütmekle kalmayacak; aynı zamanda fiyat istikrarı açısından da pazara katkı sunacak. Kalite Vurgusu: “Şili Fındığında A ve B Kalite Oranı Güçlü” Programda Şili’deki mevcut sezonun kalite açısından dirençli geçtiği belirtildi. AgriChile yetkilileri, bu sezon ürün kalitesinde önceki yıllara göre ciddi bir fark oluşmadığını, A ve B kalite oranının güçlü şekilde devam ettiğini ifade etti. Yetkililere göre bu kalite düzeyi, Şili fındığını diğer üretim bölgelerinden ayıran başlıca unsurlardan biri. Ancak bazı bölgelerde küf ve zararlı baskısında küçük artışlar gözlendiği, bunun şu an için endişe verici boyutta olmadığı; buna rağmen gelecek sezonlar için dikkatli olunması gerektiği kaydedildi. Hasat Sonrası Kritik Uyarı: Depolama Kaliteyi Belirleyecek AgriChile’nin üzerinde durduğu en önemli başlıklardan biri hasat sonrası depolama oldu. Artan üretim hacminin, tarladan alıcıya kadar geçen süreçte daha güçlü bir ara depolama altyapısını zorunlu hale getirdiği vurgulandı. Yetkililer, ürünün temizlenip kurutulduktan sonra uygun koşullarda muhafaza edilmesi gerektiğini belirtti. Büyük havalandırmalı çuvallar ve silo sistemleri, fındığın nem, küf ve kalite kaybı yaşamadan alıcı tesislere ulaşması için etkili çözümler arasında gösterildi. “İyi Sezon, Yatırım İçin Fırsat” AgriChile temsilcileri, Şili’de bu sezonun hem fiyat hem de ürün hacmi açısından üreticiye önemli bir fırsat sunduğunu belirtti. Bu nedenle üreticilere temizleme, kurutma ve ara depolama yatırımlarını artırma çağrısı yapıldı. Programda, kaliteyi korumanın yalnızca üretim aşamasında değil, hasat sonrasında da başladığı vurgulandı. Fındığın pazara güçlü girebilmesi için üreticinin tarladaki başarısını depolama ve işleme süreçleriyle tamamlaması gerektiği ifade edildi. Bilimsel Araştırma Sahaya İndiriliyor AgriChile’nin Ar-Ge çalışmalarında da dikkat çeken başlıklar yer aldı. Şirketin düzenlediği bilimsel toplantılarda, Şili’de Avrupa fındığı üzerine yürütülen iki-üç yıllık ve daha uzun süreli araştırmaların üreticiye aktarılması hedefleniyor. Araştırmalar; besleme, sulama, zararlı ve hastalık kontrolü, karbon ayak izi, sürdürülebilir üretim, biyolojik mücadele ve iklim değişikliğine uyum gibi alanlara yoğunlaşıyor. AgriChile yetkilileri, bu çalışmaların doğrudan üreticinin agronomik yönetimini geliştirmeye dönük olduğunu belirtti. Zararlılarla Mücadelede Yeni Dönem Programda, Şili’nin güney bölgelerinde sorun oluşturan bazı zararlılar için yeni mücadele yöntemleri üzerinde duruldu. Özellikle tuzak sistemleri, düşük çevresel etkiye sahip uygulamalar, biyolojik mücadele ve entegre zararlı yönetimi öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. AgriChile’ye göre gelecek dönemde yalnızca kimyasal gübreleme ve klasik mücadele yöntemleri yeterli olmayacak. Daha düşük toksikolojik etkiye sahip moleküller, biyolojik çözümler ve sürdürülebilir yönetim modelleri Avrupa fındığı üretiminde daha fazla önem kazanacak. İklim Değişikliğine Karşı Yeni Tedbirler Şili’de Avrupa fındığı üretiminde iklim değişikliği de önemli gündemlerden biri olarak öne çıktı. Özellikle ilkbahar ve yaz dönemlerinde artan radyasyon baskısına karşı bio-stimülantlar ve güneş koruyucu uygulamaların gelecekte daha fazla kullanılabileceği belirtildi. Bu değerlendirme, fındık üretiminde yalnızca verim ve kalite değil, değişen iklim koşullarına uyum kabiliyetinin de stratejik öneme sahip olduğunu ortaya koyuyor. Sürdürülebilirlik Sahadan Başlıyor Ferrero ve AgriChile’nin üzerinde durduğu ana başlıklardan biri de sürdürülebilirlik oldu. Programda sürdürülebilirliğin yalnızca çevresel bir tercih değil; sosyal, ekonomik ve çevresel boyutları olan temel bir üretim yaklaşımı olduğu ifade edildi. AgriChile temsilcileri, tüketicinin artık sürdürülebilir üretim beklentisinin arttığını, bu nedenle fındık tedarik zincirinde sürdürülebilir uygulamaların doğrudan sahadan başlaması gerektiğini vurguladı. Rejeneratif Tarım: Daha Az Kimyasal, Daha Çok Biyolojik Denge Yayında, AgriChile’nin rejeneratif tarımı sahada uygulamaya çalıştığı belirtildi. Bu kapsamda kimyasal gübre kullanımının azaltılması, biyolojik çeşitliliğin artırılması, faydalı böceklerin korunması ve doğal yaşam alanlarının üretim sahaları içinde desteklenmesi öne çıkarıldı. Tarla kenarlarında oluşturulan çiçekli alanların yalnızca görsel amaç taşımadığı, faydalı böcekler için biyolojik koridor görevi gördüğü anlatıldı. İşlenmeyen alanların doğallaştırılmasıyla flora ve fauna için yaşam alanı oluşturulduğu, bunun da üretim ekosistemine katkı sağladığı ifade edildi. “Farklı Yapmak, Daha Pahalı Yapmak Değildir” AgriChile yetkilileri, sürdürülebilir ve rejeneratif tarım uygulamalarının her zaman daha yüksek maliyet ya da daha düşük üretim anlamına gelmediğini vurguladı. Programda, “bir işi farklı yapmak” ile “daha pahalı yapmak” arasında doğrudan bir bağ kurulamayacağı mesajı verildi. Bu yaklaşım, şirketin sürdürülebilirliği yalnızca çevre duyarlılığı olarak değil, aynı zamanda verimlilik ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da ele aldığını gösteriyor. Yeni Üreticilere Mesaj: “Doğru Yer, Doğru Planlama, Doğru Dikim” Avrupa fındığını farklı meyve türlerinden ya da geleneksel tarım ürünlerinden geçiş yapmak isteyen üreticiler için de değerlendiren AgriChile, en kritik unsurun doğru ekonomik analiz ve doğru saha seçimi olduğunu belirtti. Yetkililere göre Avrupa fındığı geniş iklim aralıklarına uyum sağlayabilen “esnek” bir ürün. Ancak bu esneklik, plansız dikim yapılabileceği anlamına gelmiyor. Üreticilere, yatırım kararı almadan önce iyi bir fizibilite, uygun arazi seçimi ve doğru dikim planlaması yapılması çağrısı yapıldı. Üçüncü Tesisle Alım ve İşleme Kapasitesi Artacak AgriChile’nin büyüme stratejisinde yeni tesis yatırımları da kritik yer tutuyor. Programda üçüncü tesisin devreye girmesiyle birlikte şirketin meyve kabul ve işleme kapasitesinin önemli ölçüde artacağı ifade edildi. Bu yatırım, Şili’de üretim hacminin artmasına paralel olarak sanayi altyapısının da güçlendirildiğini gösteriyor. AgriChile, yalnızca üretimi değil, hasat sonrası kabul, işleme, depolama ve kalite yönetimini de büyümenin parçası olarak ele alıyor. Şili İçin 100 Bin Tonun Üzeri Konuşuluyor Programda, Şili’nin uzun vadeli üretim potansiyeline ilişkin dikkat çekici rakamlar da gündeme geldi. 80 bin hektar seviyesinde üretimin 100 bin tonun üzerine çıkabileceği, hatta uzun vadede 200 bin ton ve 300 bin ton gibi rakamların da konuşulduğu ifade edildi. AgriChile yönetimi ise bu rakamlardan çekinmediğini belirtti. Şili’nin Avrupa fındığı için elverişli iklim koşullarına sahip olduğu, farklı mikroklimaların üretim alanını genişletebileceği, yeni çeşitler ve araştırmalarla verimin daha da artırılabileceği vurgulandı. “Doğru Yapılırsa Şili Büyümeye Devam Eder” AgriChile’nin verdiği ana mesaj, Şili’de Avrupa fındığı üretiminin doğru planlama ile büyümeye devam edeceği yönünde oldu. Şirket, ülkenin iklim avantajı, artan üretici ilgisi, sanayi yatırımları ve bilimsel araştırmalarla bu büyümeyi sürdürebileceğini düşünüyor. Programda, tüketicinin aradığı kaliteye cevap verilebildiği sürece Şili’nin küresel pazarda büyümesinin önünde ciddi bir engel görülmediği ifade edildi. Türkiye ve Giresun İçin Dikkat Çeken Tablo Şili’de Ferrero ve AgriChile’nin ortaya koyduğu büyüme vizyonu, Türkiye ve özellikle Giresun fındığı açısından da dikkatle okunması gereken bir gelişme olarak öne çıkıyor. Yayında verilen mesajlar, küresel fındık rekabetinin artık yalnızca üretim miktarı üzerinden değil; kalite, sürdürülebilirlik, depolama, izlenebilirlik, Ar-Ge, iklim uyumu ve sanayi entegrasyonu üzerinden şekillendiğini gösteriyor. Bu nedenle Şili’deki büyüme hamlesi, klasik anlamda yalnızca yeni bir üretici ülkenin yükselişi değil; fındıkta yeni rekabet standartlarının da habercisi niteliği taşıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.