Hava Durumu

#Orta Doğu

giresunsonhaber - Orta Doğu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orta Doğu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ŞİLİ FINDIĞINDA REKOR FİYATLA BAŞLAYAN SEZONA SAVAŞ FRENİ Haber

ŞİLİ FINDIĞINDA REKOR FİYATLA BAŞLAYAN SEZONA SAVAŞ FRENİ

ŞİLİ FINDIĞINDA REKOR FİYATLA BAŞLAYAN SEZONA SAVAŞ FRENİ Şili’de 2026 fındık sezonuna kilogram başına 6,61 dolara kadar yükselen fiyatlarla girilirken, Orta Doğu’da genişleyen çatışmaların limanları ve deniz taşımacılığı güzergâhlarını etkilemesi piyasanın yönünü değiştirdi. Şilili tarım danışmanı Matías Bianchini, sezon başındaki ticari beklentilerin korunamadığını, fiyat tahmininin yaklaşık 25 sent aşağı çekildiğini ve üreticiler açısından kârlılığın yeniden temel sorun hâline geldiğini söyledi. Şili’de şubat ayında başlayan, nisan ve bazı bölgelerde mayıs ayına kadar devam eden 2026 Avrupa fındığı hasat ve ürün teslim dönemi tamamlanırken, sezonun ticari sonuçları da daha belirgin hâle gelmeye başladı. Şilili danışman Matías Bianchini, sezon öncesinde oluşan yüksek fiyat beklentisinin yıl içerisinde zayıfladığını, özellikle Orta Doğu’daki savaşın limanlar, deniz taşımacılığı hatları ve alıcı davranışları üzerinde baskı oluşturduğunu belirtti. Bianchini’nin açıklaması, Şubat 2027’de başlayacak yeni hasat sezonundan çok, 2026 yılında toplanan Şili fındığının pazarlanması sırasında yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmeler içeriyor. “ÖNCEKİ SEZONA BENZER BİR TİCARİ SONUÇ BEKLİYORDUK” Bianchini, açıklamasında sezonun başlangıcında önceki yıla yakın bir ticari sonuç öngördüklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Bu sezona, ticari sonucun önceki sezona oldukça benzeyeceğini düşünerek çalışmaya başladık. Ancak yıl içerisinde fiyat beklentimiz yaklaşık 25 sent aşağı çekildi. Buna rağmen hâlâ sürdürülebilir bir ticaret yapılabileceğini düşünüyorduk.” Sezon öncesinde dünya fındık arzındaki daralma, özellikle Türkiye’deki üretim kaybı beklentileri ve sanayinin hammadde ihtiyacı nedeniyle Şili’de yüksek fiyat tahminleri yapılmıştı. Kasım 2025’te açıklanan ilk referanslarda, Şili’de en yüksek değere sahip çeşitlerden Tonda di Giffoni için kilogram başına 5,39 dolar, Barcelona çeşidi için ise 4,52 dolar seviyeleri gündeme gelmişti. Bir önceki 2025 sezonunda Tonda di Giffoni 4,25 dolar, Barcelona ise 3,26 dolar düzeyinde fiyatlanmıştı. TONDA DI GIFFONI’DE FİYAT 6,61 DOLARA ÇIKTI Şili’de mart ayında başlayan 2026 hasat döneminde, ülkede en geniş üretim alanına sahip çeşitlerden Tonda di Giffoni için üreticiye sunulan fiyatın kilogram başına 6,61 dolara kadar çıktığı bildirildi. Bu fiyat, 2025 sezonundaki 4,25 dolarlık seviyeye göre yüzde 55,5’lik artışa karşılık geldi. Böylece Şili fındık sektörü, 2026 sezonuna son yılların en yüksek üretici fiyatlarından biriyle başladı. Ancak sezon başındaki yüksek fiyatlara rağmen, dünya piyasasındaki gelişmeler ve ticaret güzergâhlarında yaşanan kesintiler, sezonun ilerleyen bölümünde beklentilerin yeniden gözden geçirilmesine neden oldu. ORTA DOĞU’DAKİ ÇATIŞMA TİCARET HATLARINI ETKİLEDİ Matías Bianchini, Orta Doğu’daki çatışmanın genişlemesiyle birlikte piyasanın hızla değiştiğini ifade ederek açıklamasını şöyle sürdürdü: “Orta Doğu’daki çatışma patlak verdiğinde birçok limanın bağlantısı kesildi. Birleşik Arap Emirlikleri tarafında bazı ticari gemi güzergâhları kesintiye uğradı.” “Nereye kadar ulaşacağını bilmediğimiz, oldukça önemli bir savaş ortaya çıkınca dünya genelinde piyasalar daraldı. Bu yalnızca fındıkta yaşanmadı. Birçok sektör etkilendi ve bu gelişme bizi de oldukça sert vurdu.” Bianchini’nin sözünü ettiği süreçte, Basra Körfezi ve Orta Doğu bağlantılı ticaret hatlarında artan risklerin sigorta, navlun, enerji ve taşıma maliyetleri üzerinde baskı oluşturduğu, bu durumun emtia ve tarım ürünleri ticaretini de etkilediği belirtiliyor. YÜKSEK FİYAT TALEBİ DE YAVAŞLATTI Dünya fındık piyasası 2025 yılının ikinci yarısında tarihi seviyelere yaklaşan fiyatlarla karşılaştı. Ancak yüksek fiyatların nihai ürün maliyetlerine yansıtılmasında yaşanan güçlükler, büyük sanayi kuruluşlarının alımlarını yavaşlatmasına neden oldu. Mart 2026’da yayımlanan INC değerlendirmesinde, Türkiye’de fındık fiyatlarının Eylül 2025’te rekor seviyeye çıktıktan sonra kasım ve aralık aylarında gerilediği, ocakta dengelendiği ve daha sonra yeniden aşağı yönlü hareket ettiği belirtildi. Aynı dönemde Türkiye’nin fındık ihracatının önceki sezona göre yüzde 51 azalması, sanayicilerin yüksek fiyatlar karşısında alımlarını ertelediğini veya daha sınırlı miktarlarda ürün aldığını gösterdi. Bianchini de bazı kalite gruplarında sınırlı ve belirli ticari işlemler yapılabildiğini ancak genel görünümün zorlaştığını belirterek, “Karmaşık bir tabloyla karşı karşıyayız” değerlendirmesinde bulundu. “ÜRETİMİN DEVAMLILIĞINI SAĞLAYACAK KOŞULLARI ARAMALIYIZ” Şilili danışman, fiyatın tek başına yeterli olmadığını, üreticinin maliyetleri ile elde ettiği gelir arasındaki dengenin korunması gerektiğini vurguladı: “Danışmanlar olarak üzerinde durmamız gereken konu, üretimin ve bahçelerin devamlılığını sağlayacak alternatifler ile uygun koşulların oluşturulmasıdır.” “Bu çatışmanın bir ölçüde çözüme kavuşmasını, ticaret koşullarının yeniden düzelmesini, üretimin daha düzenli biçimde devam etmesini ve yetiştiriciliğin yeniden daha yüksek bir kârlılığa ulaşmasını bekliyoruz.” Bu ifadeler, doğrudan 2027 rekoltesine ilişkin bir tahminden çok, 2026 sezonundaki ticari sorunların üreticilerin gelecek sezon kararlarını etkileyeceği yönünde bir uyarı niteliği taşıyor. ŞİLİ 120 BİN 700 TON FINDIK ÜRETTİ Uluslararası Sert Kabuklu ve Kuru Meyveler Konseyi’nin Mayıs 2026’da Makao’da açıkladığı verilere göre Şili, 2025/26 sezonunda 120 bin 700 ton kabuklu fındık üretti. Bu üretimle Şili, dünya üretiminin yaklaşık yüzde 12’sini karşılayarak Türkiye’nin ardından ikinci sıraya yerleşti. Türkiye’nin aynı dönemdeki üretimi 518 bin ton olarak hesaplandı. Şili’nin Şubat 2027’de başlayacak 2026/27 hasat döneminde ise üretiminin yaklaşık 123 bin tona çıkacağı tahmin ediliyor. DÜNYA PİYASASINDA 14 DOLARLIK İÇ FINDIK INC Makao toplantısında sunulan verilere göre, Türkiye’nin ihraç ettiği iç fındığın kilogram fiyatı 2026 yılının başında yaklaşık 14 dolara kadar yükseldi. Ancak yüksek fiyatların talebi ne ölçüde zayıflatacağı, sanayi kuruluşlarının alımlarını ne zaman tamamlayacağı ve Türkiye’nin 2026 ürünüyle dünya piyasasına ne kadar fındık sunacağı sezonun devamında belirleyici olacak. REKOR FİYAT ÜRETİCİYE KALICI KÂR GETİRMEDİ Şili’de 2026 sezonunun başlangıcında görülen 6,61 dolarlık üretici fiyatı, fındığın son yıllardaki en güçlü başlangıçlarından birine işaret etti. Buna karşın savaş, lojistik riskler, navlun maliyetleri, yüksek sanayi fiyatları ve talepteki yavaşlama, sezonun ilk aylarındaki iyimserliği sınırladı. Bianchini’nin değerlendirmesi, Şili’de 2026 fındık hasadının tamamlanmasının ardından ürünün satış ve ihracat sürecinin devam ettiğini; yüksek başlangıç fiyatlarına rağmen üretici açısından asıl meselenin fiyatın seviyesi kadar ticaretin devamlılığı, maliyetlerin karşılanması ve bahçelerin sürdürülebilir biçimde üretimde tutulması olduğunu ortaya koydu. https://planetnuts.cl/ https://planetnuts.cl/

Yatırımcılar Yılın İlk Yarısında Güvenli Liman Arayışına Yöneldi Haber

Yatırımcılar Yılın İlk Yarısında Güvenli Liman Arayışına Yöneldi

2026'nın ilk yarısında jeopolitik riskler ve merkez bankalarına yönelik beklentiler yatırım kararlarında etkili oldu. İran kaynaklı gerilimlerle güvenli liman talebi artarken altın fiyatları yükseldi, ancak bu kazançların bir kısmı daha sonra geri verildi. SAFEbit CEO'su Emrah Aktaş, Fed'in yeni Başkanı Kevin Warsh liderliğinde izlenecek para politikasının yılın ikinci yarısında piyasaların yönünü belirleyeceğini söyledi. 2026 yılının ilk beş ayı, küresel finans piyasalarında belirsizliklerin ve risk algısının belirgin şekilde yükseldiği bir dönem olarak geride kaldı. Yılın başından itibaren küresel ekonomide büyüme görünümüne ilişkin soru işaretleri devam ederken, özellikle Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler ve İran eksenli jeopolitik gerilimler piyasalarda yön belirleyici unsurlar arasında yer aldı. Bölgedeki tansiyonun zaman zaman yükselmesi, enerji arzına yönelik endişeleri artırırken petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden oldu. Bu durum, enflasyon beklentilerinin yeniden gündeme gelmesine ve yatırımcıların risk iştahında azalmaya yol açtı. Jeopolitik gelişmelerin yanı sıra ABD Merkez Bankası'nda yaşanan yönetim değişimi ve Fed'in yeni dönemde izleyeceği politika da küresel piyasalarda yakından takip edildi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan SAFEbit CEO'su Emrah Aktaş, yatırımcıların yılın ilk yarısında güvenlik ve likiditeyi ön planda tuttuğunu belirtti. “2026'nın ilk yarısına baktığımızda piyasalarda fiyatlamaları yönlendiren en önemli unsurun jeopolitik gelişmeler olduğunu görüyoruz. Özellikle İran çevresinde yaşanan gerilimler, enerji fiyatlarından altına, hisse senetlerinden kripto paralara kadar hemen her varlık sınıfında etkisini hissettirdi. Belirsizliğin arttığı dönemlerde yatırımcıların ilk tercihi yine güvenli limanlar oldu ve altın bu süreçte güçlü bir performans sergiledi. Savaşın etkisiyle tarihi seviyelere yaklaşan altın fiyatlarında daha sonra kâr satışları ve risklerin kısmen azalmasına bağlı olarak geri çekilmeler gördük. Böylece yılbaşından bu yana elde edilen getirinin önemli bir bölümü silinmiş oldu. Bunun temel nedeni yalnızca jeopolitik riskler değil. Aynı zamanda küresel ekonomide büyümeye ilişkin soru işaretleri ve merkez bankalarının gelecekte nasıl bir politika izleyeceğine yönelik beklentiler de yatırımcıları koruma amaçlı pozisyon almaya yöneltti.” Piyasalar Kevin Warsh döneminin ilk sinyallerini izliyor Yılın ilk yarısında yatırımcıların yakından takip ettiği başlıklardan birinin de ABD Merkez Bankası'ndaki yönetim değişimi olduğunu ifade eden Aktaş, para politikalarına ilişkin beklentilerin piyasalarda yön tayin etmeye devam ettiğini söyledi. “Fed'de Kevin Warsh döneminin başlamasıyla birlikte piyasalar yeni dönemde para politikasının nasıl şekilleneceğini anlamaya çalışıyor. Küresel sermaye akışlarının yönünü belirleyen en önemli faktörlerden biri hâlâ ABD faiz politikası. Warsh'ın enflasyonla mücadele konusunda kararlı olmakla birlikte ekonomik büyümeyi destekleyen bir yaklaşım benimseyip benimsemeyeceği yatırımcılar tarafından dikkatle izleniyor. Çünkü Fed'in atacağı her adım yalnızca hisse senedi piyasalarını değil, emtia ve kripto para piyasalarını da doğrudan etkiliyor. Özellikle faiz indirimlerine yönelik beklentilerin güçlenmesi ve daha güvercin bir para politikası görünümünün oluşması durumunda riskli varlıklara yönelik talebin yeniden artabileceğini düşünüyoruz.” Yılın ikinci yarısında risk iştahı yeniden yükselebilir Hazira ayıyla birlikte yılın ilk yarısının son ayına girildiğini hatırlatan Aktaş, önümüzdeki dönemde piyasalarda dalgalı görünümün sürebileceğini belirtti. “Yılın ikinci yarısına yaklaşırken yatırımcıların dikkatle izlemesi gereken üç temel başlık bulunuyor. Bunlar jeopolitik gelişmeler, Fed'in para politikası ve küresel ekonomik büyüme verileri olacak. Özellikle Orta Doğu'daki gelişmelerin seyri, enerji piyasaları üzerinden tüm finansal varlıkları etkileme potansiyeline sahip. Kripto para piyasaları açısından baktığımızda ise uzun vadeli hikâyenin güçlü kalmaya devam ettiğini düşünüyoruz. Eğer yılın geri kalanında jeopolitik tansiyonun düşmesi ve daha kalıcı bir barış ortamının oluşması mümkün olursa, küresel piyasalarda risk iştahı yeniden güçlenebilir. Buna ek olarak Fed Başkanı Kevin Warsh'ın daha güvercin bir para politikası yaklaşımı benimsemesi halinde, Bitcoin başta olmak üzere dijital varlıkların bu ortamdan olumlu etkilenebileceğini düşünüyoruz. Ancak kısa vadede küresel belirsizliklerin oluşturduğu volatilite yatırımcıları zaman zaman zorlamaya devam edebilir. Sonuç olarak, 2026'nın ilk yarısı yatırımcıların risk yönetimine her zamankinden daha fazla önem verdiği bir dönem olarak kayıtlara geçti. Yılın ikinci yarısında da piyasaların yönünü büyük ölçüde jeopolitik gelişmeler ve merkez bankalarının atacağı adımlar belirleyecek gibi görünüyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BM’DEN İRAN SAVAŞI UYARISI: KÜRESEL AÇLIK 363 MİLYONA TIRMANABİLİR Haber

BM’DEN İRAN SAVAŞI UYARISI: KÜRESEL AÇLIK 363 MİLYONA TIRMANABİLİR

BM’DEN İRAN SAVAŞI UYARISI: KÜRESEL AÇLIK 363 MİLYONA TIRMANABİLİR Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı, İran’daki savaş ve Orta Doğu’daki tırmanmanın yıl ortasına kadar sürmesi halinde yaklaşık 45 milyon kişinin daha akut gıda güvensizliğine itilebileceğini açıkladı. Böylece dünyada şiddetli açlıkla karşı karşıya kalan insan sayısının 363 milyona yükselerek son yılların en ağır tablosuna ulaşabileceği bildirildi. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’nın 17 Mart 2026 tarihli analizine göre, çatışmanın yıl ortasına kadar sona ermemesi ve petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerinde kalması halinde, hâlihazırda gıda güvensizliği yaşayan 318 milyon kişiye yaklaşık 45 milyon kişi daha eklenecek. WFP, bu tablonun 2022’de Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında görülen 349 milyonluk düzeyi de aşabilecek yeni bir küresel gıda şokuna işaret ettiğini duyurdu. Kurumun değerlendirmesinde, krizin merkezinde yalnızca savaş alanı değil, enerji ve lojistik koridorları da yer aldı. WFP, Hürmüz Boğazı’ndaki fiili deniz taşımacılığı durma noktasına gelirken, Kızıldeniz hattındaki risklerin de arttığını; bunun enerji, yakıt ve gübre maliyetlerini yukarı çekerek açlığı Orta Doğu’nun çok ötesine taşıdığını bildirdi. Kuruma göre özellikle gıda ve yakıt ithalatına bağımlı Afrika ve Asya ülkeleri en ağır darbeyi alma riskiyle karşı karşıya. WFP Genel Müdür Yardımcısı ve Baş Operasyon Sorumlusu Carl Skau da tabloyu “küresel şok dalgası” sözleriyle özetledi. Skau, çatışmanın sürmesi halinde zaten bir sonraki öğününü karşılamakta zorlanan ailelerin en sert darbeyi yiyeceğini vurgularken, insani yardım hatlarında da ciddi kırılma yaşandığını söyledi. Cenevre’de yapılan açıklamalara göre kurumun sevkiyat maliyetleri savaşın başlamasından bu yana yüzde 18 arttı; daha pahalı yakıt ve uzayan güzergâhlar nedeniyle yardım operasyonlarının maliyeti hızla yükseldi. WFP’nin bölgesel projeksiyonları da alarmın boyutunu ortaya koydu. Buna göre Batı ve Orta Afrika’da akut gıda güvensizliği yaşayan insan sayısında yüzde 21, Doğu ve Güney Afrika’da yüzde 17,7, Asya’da ise yüzde 24 artış bekleniyor. Kurum, Sudan’ın buğday ithalatına yüksek bağımlılığı nedeniyle fiyat artışlarından doğrudan etkileneceğini, Somali’de ise bazı temel ürünlerin fiyatlarının savaşın başlamasından bu yana en az yüzde 20 yükseldiğini belirtti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü de ayrı değerlendirmesinde, savaşın küresel enerji, gübre ve tarım-gıda sistemleri üzerinde sert baskı oluşturduğunu bildirdi. FAO’nun Mart 2026 tarihli raporuna göre, Hürmüz Boğazı’ndaki aksama petrol, gaz ve gübre ticaretini doğrudan etkiliyor; artan enerji maliyetleriyle birlikte gübre arzındaki daralma, mahsul veriminde düşüş ve gıda fiyatlarında yeni dalgalanma riskini büyütüyor. Aynı raporda, kriz sürerse 2026’nın ilk yarısında küresel gübre fiyatlarının ortalama yüzde 15 ila 20 daha yüksek seyredebileceği uyarısı yapıldı. Reuters’ın 20 Mart tarihli analizinde de Körfez hattının küresel gübre tedarikindeki kritik rolüne dikkat çekildi. Habere göre Hürmüz Boğazı, dünya çapında ticareti yapılan gübrenin yaklaşık yüzde 30’unun geçtiği ana koridorlardan biri. Bank of America verilerine dayandırılan değerlendirmede üre fiyatlarının şimdiden yüzde 30 ila 40 arttığı, savaşın birkaç hafta daha sürmesi halinde başta tahıllar olmak üzere temel emtia arzında daralma yaşanabileceği aktarıldı. FAO Başekonomisti Máximo Torero da bu durumun ekim dönemini, yem arzını ve dolayısıyla et-süt fiyatlarını etkileyeceği uyarısında bulundu. Uzmanlara göre en kırılgan halka, dışarıdan gıda, yakıt ve gübre alan düşük gelirli ülkeler olacak. Gelişmekte olan birçok ekonomide gıda ve yakıtın enflasyon sepetindeki payı yüzde 30 ile 50 arasında değişirken, bu oran gelişmiş ekonomilerde çok daha düşük seyrediyor. Bu nedenle enerji kaynaklı her yeni sarsıntı, ithalata bağımlı ülkelerde doğrudan mutfak enflasyonuna, ardından da daha derin bir yoksulluk ve açlık dalgasına dönüşme potansiyeli taşıyor. Birleşmiş Milletler cephesinden verilen ortak mesaj ise net: çatışma uzadıkça yalnızca cephe hattı değil, dünyanın en kırılgan sofraları da vuruluyor. WFP, yeterli finansman sağlanmaması halinde mevcut insani yardım kapasitesinin daha da daralacağını ve açlık riski altındaki ülkelerde tablonun felakete dönüşebileceğini bildirdi. Kaynaklar: BM Dünya Gıda Programı (WFP), BM Cenevre Ofisi, FAO, Reuters.

GİRESUN’DAN NEVRUZ MESAJI: VALİ KOÇ’TAN KARDEŞLİK VE BEREKET VURGUSU Haber

GİRESUN’DAN NEVRUZ MESAJI: VALİ KOÇ’TAN KARDEŞLİK VE BEREKET VURGUSU

GİRESUN’DAN NEVRUZ MESAJI: VALİ KOÇ’TAN KARDEŞLİK VE BEREKET VURGUSU Giresun Valisi Mustafa Koç, 21 Mart Nevruz Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda kardeşlik, dayanışma, huzur ve bereket vurgusu yaptı. Baharın habercisi olarak kabul edilen Nevruz’un, binlerce yıllık kültürel mirasıyla yalnızca bir mevsim geçişini değil; toplumsal birlik, yenilenme ve ortak hafızayı da simgelediği bir kez daha öne çıktı. Vali Mustafa Koç, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Baharın müjdecisi, kardeşliğin ve dayanışmanın sembolü Nevruz Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum” ifadelerini kullandı. Koç, mesajında bu kadim geleneğin gönüllere huzur, ülkeye ve Giresun’a ise bereket getirmesi temennisinde bulundu. Paylaşımda, Nevruz’un yalnızca kültürel bir bayram değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmayı güçlendiren ortak bir değer olduğuna işaret edildi. Her yıl 21 Mart’ta kutlanan Nevruz, “yeni gün” anlamını taşıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na göre bu tarih, gece ile gündüzün eşitlendiği; doğanın yeniden canlandığı, toprağın uyandığı ve baharın başladığı gün olarak kabul ediliyor. UNESCO da Nevruz’u doğanın yenilenmesini simgeleyen, törenler, aile ziyaretleri, özel sofralar ve toplumsal buluşmalarla yaşatılan köklü bir gelenek olarak tanımlıyor. UNESCO verilerine göre Nevruz, Balkanlar’dan Karadeniz havzasına, Kafkasya’dan Orta Asya ve Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada 3 bin yılı aşkın süredir kutlanıyor. Aynı kaynaklarda Nevruz’un kuşaklar arası dayanışma, komşuluk, barış ve toplumsal uzlaşı gibi değerleri taşıdığı vurgulanıyor. Bu yönüyle Nevruz, yalnızca bir takvim günü değil, farklı toplumları ortak kültürel hafızada buluşturan güçlü bir sembol niteliği taşıyor. Nevruz, 2009 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydedildi; çok uluslu dosya 2016 yılında genişletildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da 2010 yılında 21 Mart’ı “Uluslararası Nevruz Günü” olarak ilan etti. Böylece Nevruz, yerel ve bölgesel kutlamaların ötesine geçerek uluslararası düzeyde de tanınan kültürel bir miras statüsü kazandı. Giresun’dan verilen son mesaj da bu çerçevede, Nevruz’un taşıdığı tarihsel ve kültürel anlamı yerel düzeyde yeniden görünür kıldı. Vali Koç’un kutlama paylaşımı, baharın gelişiyle birlikte kardeşlik, dayanışma ve ortak yaşam iradesinin altını çizen bir mesaj olarak kayda geçti.

CHP Lideri Özgür Özel: “Çökmüş Sisteme Karşı Umudu Örgütlemek İçin Yola Çıktık” Haber

CHP Lideri Özgür Özel: “Çökmüş Sisteme Karşı Umudu Örgütlemek İçin Yola Çıktık”

“ÇÖKMÜŞ SİSTEME KARŞI UMUDU ÖRGÜTLEMEK İÇİN YOLA ÇIKTIK; BUNUN İÇİN DEMOKRASİYİ, HUKUKU KONUŞACAĞIZ” “ESAS ÇARE; KALKINMADA, DAHA ÇOK KAZANIP BU GELİRİ HAKÇA PAYLAŞMAKTA” “‘81 İLDEKİ KADINLARIN EMEĞİYLE ORTAYA ÇIKMIŞ BU ÇALIŞMA, KURULTAYIMIZDA DA MUTLAKA BULUNMALI’ DEDİM” “DEVLETİN MEMURUNA DA İŞÇİSİNE DE SAHİP ÇIKACAĞIZ” “CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NİN CESUR, KARARLI, DOĞRU ADIMLARIYLA YASAKSIZ TÜRKİYE, VİZESİZ AVRUPA MÜMKÜN” “BU SALONDAN BİR İKTİDAR YÜRÜYÜŞÜ VE CUMHURİYET HALK PARTİSİ İKTİDARI İÇİN HÜKÜMET PROGRAMI ÇIKACAK” Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin 39’uncu Olağan ‘Şimdi İktidar Zamanı’ Kurultayının açılış konuşmasını yaptı. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Sayın Genel Başkanım, çok değerli milletvekillerimiz, yöneticilerimiz, delegelerimiz ve değerli konuklar bugün sabah saat 10.00’a çağrılı, 39’uncu Olağan Kurultayımız saat 10.00 itibariyle delegelerimizin tamamına yakının hazirun listesine imzalarını atmasıyla toplantı yeter sayısını tamamlamıştır. 39’uncu Olağan Kurultayımızı açıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 39. Olağan 'Şimdi İktidar Zamanı' Kurultayı'nda şunları söyledi: “OY BİRLİĞİ İLE ONAYLAMIŞTIK” “Değerli yol arkadaşlarım, partimizin vefakar ve cefakar neferleri bir kez daha hepinizi sevgi ve saygı ile selamlıyorum. 39’uncu Olağan Kurultayımıza hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bugün kurultayımızın ilk günü, cumartesi ve pazar günleri iki günlük, seçimli, siyasi tonu yüksek kurultaylarımızın yanı sıra uzun süre sonra ilk kez üzerinde uzun emekler verdiğimiz parti programımızı tartışacağımız, görüşeceğimiz, son şeklini verip hayata geçireceğimiz, oylamasını yapacağımız, ardından tüzüğümüzde son bir yıl içinde ortaya çıkan bir takım değişiklik ihtiyaçlarını gidereceğimiz, ardından da yarınki kurultay takvimimizi işletmek üzere bugünkü çalışmalarımızı tamamlayacağımız kurultayımızın ilk günündeyiz. Yarın 81 ilden, Türkiye’nin dört bir yanından buraya koşup gelecek Cumhuriyet Halk Partililerin takip edecekleri bu salonda bugün delegelerimizle ve davetlilerimizle birlikte program çalıştayımızı yapacağız. Bildiğiniz gibi iki yıl önce bu salonda Değişim Kurultayı’mızda bir takım sözler, vaatler ve önümüze bir çalışma takvimi koyulmuştu. O takvimin içinde hiç şüphe yok ki en önemli iki hedefimiz, tüzüğümüzü değiştirmek ve programımızı yenilemekti. Geçen sene 4-9 Eylül tarihleri arasında; 4 Eylül, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partimizin de ilk kongresi o günkü söylemle, ilk kurultayı olarak kabul ettiği Sivas Kongresi’nin toplandığı gün, 9 Eylül de hem düşman işgalinden Anadolu’yu kurtardığımız, düşmanı denize döktüğümüz hem de partimizin kuruluş yıldönümüne gelen haftayı kuruluş haftası olarak tanımlamıştık. Geçen sene bu kuruluş haftası boyunca çeşitli etkinlikler yapmış, tüzüğümüzü 81 il başkanımızın ve örgütümüzün sahiplendiği bir süreçle örgütün talepleri, çağın talepleri, Türkiye’nin önüne koymak istediğimiz örnek parti içi demokrasi hedeflerimiz, bizlerin ve parti içi demokrasiye dair söz söyleyen herkesin taleplerinin ortaklaştığı ve 10 ay öncesindeki kurultayımızda söz verdiğimiz gibi ortak akılla çalışıp, bir mutabakatla sonlandırmak istediğimiz tüzüğümüzü bu salonda toplanan delegelerimizin neredeyse oybirliğiyle, en tartışmalı maddesinde 32 karşı oya karşı bin 200’ün üzerinde oyla, maddelerinin çoğunu oybirliği ile onaylamış ve yürürlüğe koymuştuk. O tüzüğümüzde artık Cumhuriyet Halk Partisi’nin bundan sonra her yıl 4-9 Eylül arasındaki haftayı kuruluş haftası olarak kutlaması da resmiyet kazanmıştı.” “PARTİ PROGRAMI 81 İLDE TARTIŞILDI” “4-9 Eylül haftasında bu yıl için hedefimiz, program çalışmamızdı. Tabii ki program çalışması ne bir güne, ne bir haftaya sıkıştırılabilecek ya da partide birkaç kişinin oturup kaleme aldığı ve ardından oya sunduğu bir metin olamazdı. Elbette pek çok siyasi partide bunun şekil şartı tamamlamak için yürütülen bir süreç olduğunu biliyoruz. Ama bizde böyle olamazdı. Biz söz verdiğimiz gibi 81 ilde ilk il danışma kurullarını yapıp, bu çalışmaları il bazına taşıyarak, tanıtarak tartışmaya başladık. Ardından 923 ilçemizde ilçe danışma kurulları yapıldı. İlçe bazında partimize geçmişte emek verenler, katılım sağlamak isteyen tüm üyelerimiz. O ilçelerin meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri, varsa sendikal örgütlenmelerinin davet edildiği, şehrin kanaat önderlerinin ziyaret edilerek fikirlerinin alındığı, ilçe danışma kurullarında tartışıldığı, raporlaştırıldığı bir süreci hep birlikte siz yaşadınız ve programımızdan beklentileri ilçe bazında tartışarak olgunlaştırdınız. Ardından ikinci il danışma kurulu toplantılarımız yapıldı. İlçelerden gelen öneriler, il danışma kurulu toplantılarında tartışıldı. Üzerinde mutabakata varılan maddeler olgunlaştırıldı, raporlar haline getirildi ve genel merkezimize yollandı. Bu çalışmalarla eş zamanlı olarak Sayın Genel Sekreterimizin, yardımcılarının ve görev dağılımı gereği gölge bakanlarımızın kendi alanlarında ve tüm Parti Meclisi üyelerimizin, milletvekillerimizden katkı koymak isteyen çok sayıda arkadaşımızın emekleriyle hem bu raporlar çalışıldı, hem dünyadaki örneklere bakan komisyonlarımız çalışmalarına devam ettiler. Bir yandan da bu kez genel merkezler düzeyinde, meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri, sendikalarla gerekli temaslar kurularak olgunlaşmakta olan metin anlatıldı.” “BİR YANDAN DİRENDİK, BİR YANDAN GAYRETLE ÇALIŞTIK” “Bu süreci mart, nisan, mayıs aylarında olgunlaştırmayı düşünüyorduk. Malum 19 Mart sivil darbesi, hatta 19 Mart yargı darbesiyle birlikte bambaşka bir sürece girdik. O günden bugüne neler yaşadık, neler oluyor? Bunların hepsini yarınki konuşmam sırasında değerlendireceğim. Ama bugünü programla ilgili detayların, programla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortaya koyduğu perspektifin, Türkiye’nin önüne koyacağı yol haritasının önüne geçmemesi açısından konuşmamı bugün sadece programla ilgili kısımlarla sınırlı tutacağım. Siyasi polemiklere, siyasi değerlendirmelere ya da önümüzdeki süreçle ilgili hep birlikte kararlılığımızı ifade edeceğimiz söylemlerin tamamını yarına bırakıyorum. 19 Mart’tan beri gelen zorlu süreçle Türkiye’de hem siyaseti paralize etmek, felç etmek, Cumhuriyet Halk Partisi’ni felç etmek ve bunların tamamen Cumhuriyet Halk Partisi’nin pozitif gündemini terk etmesini sağlamak, Türkiye’nin sorunlarını bildiği ama nasıl çözeceğine yönelik sözlerinin duyulmasına engel olmak maksatlı o kötü girişim; bir yanda arkadaşlarımızı özgürlüklerinden mahrum bırakırken, eşlerinden, çocuklarından, ailelerinden ayırırken, onlara çok ağır, çok haksız bedeller ödetirken, bir yandan da Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara hazırlanmasının, iktidar yürüyüşünün ve bunun toplum tarafından kıymetlendirilmesinin önüne geçmeye çalıştığı da çok açıktı. Her şeye rağmen bir yandan direndik ama bir yandan büyük bir emekle, büyük bir gayretle çalışmaya devam ettik. Cumhuriyet Halk Partisi karşı kafede kayyım kapıda beklerken, içeride program çalışmalarını yapabilen, zaman zaman görev yapan genel başkan yardımcılarımızın, Parti Meclisi üyelerimizin ‘Partiye bir müdahale var mı?’ diye perdeyi aralayıp, dönüp ‘Dünyadaki sosyal demokrat programları Türkiye’ye en olumlu yönleriyle nasıl taşırız?’ çalışmasını birlikte yapabildikleri bir süreçti. Otobüsün üzerindeki konuşmanın öncesinde bir yandan ‘Ne konuşacağız?’ı not alırken, bir yandan programla ilgili verilmesi gereken bir - iki kritik kararı Genel Sekreterimizin telefonu ucunda yanıtladığım süreçleri dün gibi hatırlıyorum. O yüzden esas meselenin her şeyden kurtulmak için iktidar olmak, iktidar olmak için Türkiye’nin önüne Türkiye’nin sorunlarını çözecek hem kadroları, hem programı çıkarmak, bu programdan bir hükümet programı çıkarmak, o hükümet programının somut vaatlere evrilmesinin ve kamuoyunda ‘Evet, bizi bu program kurtarır, bu parti kurtarır, bu kadro kurtarır. 100 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkeyi bir kez daha kurtarır’ dedirtebilmenin esas yolunun bu çalışmalardan geçtiğini biliyorduk. O kararlılıkla da bugün sizlerle buradayız, sizlerle birlikteyiz.” “81 İLDEN KADINLAR DOKUDU, SARAÇHANEDE BİRLEŞTİ” “Çok kıymetli konuklarımız var, Dilek Kaya İmamoğlu başta olmak üzere. Eşleri cezaevinde olan, babaları cezaevinde olan, evlatları cezaevinde olan aileler de burada. Çünkü nihai kurtuluşun ilk adımının bu salondan atılacağını biliyoruz. Yarın Türkiye’nin dört bir yanından gelecek ve bu salondaki iktidar yürüyüşü coşkusuna katılacak olanların oturacağı yerlerde anlamlı görseller var. Şunu ifade edeyim, benim sol tarafımda salonda bir kırkyama çalışması var. Patchwork diye isimlendirilen kırkyama çalışması var. Bununla ilgili ilk fikir sevgili Muharrem Erkek’in eşi Özen kardeşimizden geldi. Dedi ki, ‘Biz Türkiye’deki 81 ildeki bütün kadınlar ilmek ilmek, emek emek bir şey yapıp, onu gelip Saraçhane’de birleştirmek istiyoruz.’ Karşıdaki Türkiye haritasının her bir ili, o ildeki kadın kolları başkanlarımızın liderliğiyle, kadın kollarımızın gayretiyle, o ildeki kadınların emeğiyle hazırlandı. Kadın Kolları Genel Başkanımızın, Sayın Dilek Kaya İmamoğlu’nun, Proje Koordinatörü Canan Çimen Hanımefendi’nin büyük gayretleriyle de Saraçhane’de bir araya getirildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tarihi Saraçhane’deki binasına, hep birlikte 19-26 Mart arasında kayyıma direndiğimiz, İstanbul’un iradesine sahip çıktığımız ve sonunda Ekrem İmamoğlu Silivri cezaevinde olmasına rağmen orayı bir atanmışa değil, yine ona vekâlet edecek Cumhuriyet Halk Partili bir seçilmişe emanet edene kadar mücadele ettiğimiz o binaya asıldı. O binadaki görüntü oradayken, arkadaşlarımız o binadaki 19-26 Mart direnişimizin, ki dışarıdaki fotoğraf sergisinde ilk geceki 110 bin kişiden 23 Mart akşamki 1 milyon 200 bin kişilik miting görüntülerine kadar o sergiyi de görebileceksiniz. O günlerin anısına benimle görüntülü görüşmek istediler. Biraz güçlüklerle yapabildiğimiz o görüşmede, karşımdaki bu görüntüyü Saraçhane’nin üzerinde görünce dedim ki, ‘81 ildeki kadınların emeğiyle ortaya çıkmış bu çalışma, ‘Önce adalet ve önce hürriyet’ diyen bu çalışma, ‘Şimdi iktidar zamanı’ diye yola çıkacağımız kurultayımızda da mutlaka bulunmalı’ diye. Şimdi yarın belki bu boyutuyla gösteremeyiz, bütün tribünü kaplıyor. Ama buna emek veren 81 ilin Cumhuriyet’e sahip çıkan, demokrasiye sahip çıkan, seçme seçilme hakkına ve seçtiklerine sahip çıkan, Cumhurbaşkanı adayımıza ve iktidar kadrolarımıza sahip çıkan kadınları yürekten alkışlıyoruz. Hepsinin emeklerine sağlık.” “GÜVENLİ YARINLARI NASIL KURACAĞIMIZI KONUŞACAĞIZ” “Sayın Genel Başkanım, değerli delegelerimiz. Bu salonda bugün ben birazdan aranıza katıldıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokrasi ve adalet konusunda kurumların yıpratıldığı, kuralların esnetildiği, gevşetildiği, terk edildiği bir büyük çöküşe, bir yandan sokakta çetelerin dolaştığı, bir yandan insanların yarın evine ekmek götürüp götüremeyeceği kaygısını taşıdığı bir güvencesizlik ortamında, başta mahkemelerde, hukukta, sonra ekonomide sonra sosyal hayatta ve Türkiye’nin yarınlarında nasıl güvenli yarınları kurabiliriz, dirençli bir yurttaşı, güvenli yarınları ve kalkınan Türkiye’yi, güçlenen Türkiye’yi, kazanan Türkiye’yi nasıl sağlayabiliriz, nasıl taahhüt edebiliriz, bugün burada bunları çalışacaksınız. Bu çökmüş sisteme karşı umudu örgütlemek için yola çıktık. Bunun için demokrasiyi konuşacağız, hukuku konuşacağız. Demokrasinin önündeki en büyük engel olan seçim barajını konuşacağız. Sadece belli partilere yapılan Hazine yardımının nasıl siyasetin toplumsallaşmasının önünde engel olduğunu ve bunu nasıl aşacağımızı konuşacağız. Siyasetin finansmanını, Siyasi Ahlak Yasası’nı, GRECO kriterlerini de aşacak, Türkiye’de siyasetin hem finansmanını şeffaflaştıracak, hem yolsuzlukların önünü kesecek, hem de bundan sonra her türlü tartışmayı ve ikili hukuk uygulamalarının önüne geçecek bir çalışmayı burada olgunlaştıracaksınız.” “VERGİYİ TABANA, SİYASETİ TAVANA YAYDILAR” “Eşit yurttaşlık ilkesi ile inanç kimliklerinin nasıl korunacağını, herkesin kendini eşit yurttaş hissedeceği güvencelerin, Anayasa Mahkemesi’nin önemini, AİHM kararlarının anayasal bağlayıcılığını ve bunun bundan sonraki süreçte nasıl güvence altında olacağını konuşacaksınız. Bugün bu salondan artık hiçbir çocuğun annesinden babasından yoksulluk mirası devralmaması için, hiçbir çocuğun annesinden, babasından yoksulluk mirası devralmaması için, hiçbir çocuğun hayata kapatamayacağı kadar bir farkla geriden başlamaması için devletin üstüne düşenleri konuşacaksınız. Temel Vatandaşlık Geliri’ni konuşacaksınız. Birilerinin vergiyi tabana, siyaseti tavana yaymışken; verginin tavana, siyasetin tabana nasıl yayılabileceğini konuşacaksınız. Nitelikli eğitimin, hem sınıftaki eğitimin, hem okulun bahçesinden koridorlarına kadar nitelikli eğitimin önündeki eşitsizliğin, yoksulluğun yarattığı sorunların nasıl ortadan kaldırılacağını, o eğitimi veren ordunun bugün atanmayan öğretmenler de dahil olmak üzere sorunlarını ve Türkiye’nin bu konudaki yarınlarını, bu konudaki taahhütlerimizi konuşacaksınız. Kadını sosyal hayata katan, çocuğu erkenden doğru şekilde eğitime hazırlayan kamu kreşlerinin olmazsa olmazlığını, başta üniversite öğrencileri olmak üzere tüm toplum için ücretsiz barınma hakkını, asgari ücretin ortalama ya da temel bir ücret olmak yerine bir yıllık kıdemle hızla ondan uzaklaştırılan bir başlangıç maaşı olmasını, onun da belirlenirkenki komisyonun adil, şeffaf hakkaniyetli olup orada emekçinin sözünün nasıl olacağını, yıllarca emek vermiş alın teri, göz nuru akıtmış, elleri nasırlanmış emeklilerin şu anda uğradıkları büyük haksızlığın nasıl ortadan kalkacağını, devletin memuruna da işçisine de nasıl sahip çıkması gerektiğini siz konuşacak, siz somut önerileri tartışacak, parti programımıza derç edeceksiniz.” “NE SERMAYEYE, NE ÜRETİME DÜŞMANIZ” “12 Eylül darbesi siyasetin üstünden tanklarla geçerken esas ezilenin örgütlenme hakkı olduğunu, her dört işçiden üçü sendikalıyken bugün Türkiye’de gerçek anlamda grevli toplu sözleşmeli sendikal hakların kamu dışarı çıkarıldığında nasıl eser miktarda kaldığını, bunun önündeki engelleri kaldırmanın, hem emeği korumak, hem siyaseti güvence altına almak, hem de demokrasi güvence altına almak olduğunun bilinciyle örgütlenme hakkını ve sendikalaşmanın önündeki engelleri kaldırmanın örgütlü bir toplum, örgütlü bir emek yaratmanın yolunu, yöntemini konuşacaksınız. Elbette ki ne sermayeye ne üretmeye düşman, esas çarenin kalkınmada, daha çok kazanmada, sonra bu geliri hakça paylaşmakta olduğunun bilinciyle yeşil, mor, dijital, nitelikli istihdama yönelik dönüşümü ve bununla ilgili çağı yakalayan ve Türkiye’nin önüne koyması gereken hedefleri somutlayan çalışmaların son halini duyacak, bunun üzerinde tartışacaksınız. Tarımdaki ithalat bağımlılığından çiftçinin yalnızlaştırılmasına, ortalama 58’lere çıkmış çiftçi yaşına, her üç genç çiftçiden ikisinin asgari ücretle sanayide çalışmaya razı olduğu bu süreçte gerçek beka sorunun bu olduğunu konuşacaksınız. Ve dirençlilik denildiğinde sadece deprem değil, ama en önemlisi deprem, her türlü afete karşı dirençli olmayı ve bu konuda orman yangınlarından sellere, heyelanlara kadar tamamının aslında doğru planlama ve doğru tedbirlerin zamanında alınmaması ve önleyici çalışmaların önemini de afetin yönetimini de ihtiyaç olduğunda yaraların sarılmasındaki zafiyetleri de ortadan kaldıracak, gerçekten sorunu bilen ve çözmeye azmetmiş olan bir perspektifi hep birlikte tartışacaksınız.” “HEM BATI İTTİFAKI ÜYESİ, HEM DOĞUNUN PAYDAŞIYIZ” “Türkiye’nin dış politikasında eşlerin, kardeşlerin, çocukların muhatap alındığı ve burada muhatap kılındığı değil, Türkiye’nin hariciye geleneğini yeniden ayağa kaldırıldığı, o süreçte Türkiye’nin hem batı ittifakının bir üyesi hem de Rusya’nın komşusu, Çin’in gelecekteki en önemli paydaşlarından bir tanesi ve Orta Doğu’da orayı bataklık olarak gören değil, orayla doğru ilişkiler kuran ve kendindeki, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bölgedeki tüm ülkelerde artık yükselen ve selefi yaklaşımlardan çok bundan sonraki sürece yönelik olarak laikliğin, sekülerizmin yükselmek üzere olduğu Orta Doğu’ya nasıl örnek bir parti, Türkiye’nin nasıl örnek bir ülke, Orta Doğu’nun sömürülmek için gidilip de üzerinde planlar yapılan bir yer değil, barış içinde Türkiye ile Orta Doğu’nun, Balkanların, Kafkasların hep beraber güçlenebileceği ne kadar önemli komşuluklar olduğunu taahhüt eden dış politika perspektifimizi hep birlikte tartışacak, iktidarını sürdürmek için Türkiye’nin gelecek umudu nadir toprak elementlerinin nasıl güvence altına alınacağını da Karadeniz’deki, mavi vatandaki hidrokarbon yataklarını da Türkiye’nin bundan sonraki hem dış politikasını hem Avrupa’nın çok ihtiyaç duyduğu güvenlik kaygıları için en önemli müttefiki olabileceğini hem de Cumhuriyet Halk Partisi’nin ortaya koyduğu cesur, kararlı ve doğru ilişkilerle ilerlediği Avrupa Birliği’ne tam üyelik hedefinde gençler için yasaksız bir Türkiye’nin, vizesiz Avrupa’nın nasıl mümkün olduğunu bu salonda sizler olgunlaştıracaksınız.” “SESİ DEĞİL, SÖZÜ YÜKSELTMENİN GÜNÜDÜR” “Bu salondan elbette bir program için beklenenden çok daha somut, ama ‘Sorunlar nasıl çözülecek?’ meselesine didik didik baktığında belki bir parça soyut kavramlar çıkacak. Ama bu salondan bir iktidar perspektifi, bir iktidar yürüyüşü ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarı için ortaya koyacağı bir hükümet programı ortaya çıkacak. Sonra bu programı burada bırakıp gitmeyeceksiniz. Bu programı zihninize, gönlünüze ve elinize alıp şehirlerinize gideceksiniz. Önce yöneticilerimizle, sonra 2 milyon üyemizle bir büyük ordu olarak; ev ev, sokak sokak, dükkan dükkan, işçi servisinde, iş yerlerinin önünde, köylerde ve evlerde, Türkiye’nin en önemli seçmen gruplarından birisi olan, evinde çalışmayan, aslında ev işçisi olarak evdeki emeğiyle Türkiye’nin yarını çocuklarını yetiştiren ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin ulaşmakta güçlük çektiği ev kadınlarının kapısını çalacak, onun çocuğunun kreşini de okul yemeğini de barınma hakkını da gelecek güvencesini de bir dünya vatandaşı olması umudunu da onlarla birlikte öreceksiniz. Bu salondan Türkiye’nin gelecek iktidarının kararlılığını, o konuda Cumhuriyet Halk Partisi’nin inancını, birkaç gün içerisinde somutlaştıracağı ve zenginleştireceği kadrolarını ve bu konudaki yürüyüşünün ordusunun ilk ama ilk harekete geçen takımını burada ağırlamaktan, bugün bu güçlü takımla, bu güçlü ekiple birlikte bunu her şeye rağmen oturup slogansız, tartışmanın sesinin değil, içinin güçlü olduğu bir süreci birlikte örmekten büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Hepiniz hoş geldiniz, iyi ki geldiniz. İyi ki hafta içinde bir cuma günü, ‘Sabah 10’da’ dedik, sabah 10’da bin 300’ün üzerinde imza attınız, ‘Ben hazırım. Sorunları söylemeye değil, çözmeye kararlılık koymaya, çözümüne katkı koymak için bana 2 milyon üyemizin, mahalleden ilçeye, ilçeden ile, il kongresinden bu kurultaya beni yolladığı, sorumluluğumun farkındayım’ diyen her birinizi ve bu sürece bütün bir sene boyunca katkı koymuş, 600 akademisyenimizi, 600 örgüt özel temsilcimizi, parti dışından 250 genç arkadaşımızı, sendikaların temsilcilerini, meslek örgütü temsilcilerini, her birisini, bugün buraya cesaretle geldikleri ve delegelerimizle birlikte bu nitelikli tartışmaya eşlik ettikleri için teşekkür ediyorum. Önemli gündür. Bugün sesi değil, sözü yükseltmenin günüdür. Sözüne, sesine, her birine ayrı ayrı saygı duyduğum sizleri saygıyla selamlıyorum. Kolay gelsin. Hepiniz hoş geldiniz. İyi çalışmalar diliyorum.” DİVAN BAŞKANLIĞI’NA ÜNLÜCE SEÇİLDİ Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel’in konuşmasının ardından Kurultayın Divan Başkanlığı’na Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce seçildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.