Hava Durumu

#Muayene

giresunsonhaber - Muayene haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Muayene haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Göz Kapağı Estetiğinde Gözden Kaçan Risk: Kuru Göz! Haber

Göz Kapağı Estetiğinde Gözden Kaçan Risk: Kuru Göz!

Göz kapaklarında zamanla oluşan deri fazlalığı, torbalanma ve sarkmalar çoğu zaman estetik bir sorun olarak değerlendiriliyor. Ancak göz kapağının yapısı ve hareketi, göz yüzeyinin korunmasında önemli bir rol oynuyor. Bu nedenle göz kapağı estetiği öncesinde yalnızca dış görünümün değil, gözyaşı dengesi ve kapak fonksiyonlarının da değerlendirilmesi gerekiyor. Uzmanlar, özellikle önceden kuru göz şikayeti bulunan kişilerde cerrahi sonrasında yanma ve batma gibi belirtilerin artabileceğini, göz kapağının kapanma fonksiyonunda meydana gelen değişikliklerin ise göz yüzeyini olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. İsmail Diri, göz kapağı estetiğinin yalnızca görünümle sınırlı değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek ameliyat öncesi göz yüzeyi muayenesinin, kişiye özel cerrahi planlamanın ve göz kapağının koruyucu işlevinin önemine ilişkin bilgiler paylaşıyor. Göz Kapakları Yalnızca Görünümümüzü mü Etkiliyor? Göz kapakları, yüz ifadesinin belirginleşmesinde rol oynarken göz sağlığının korunmasında da önemli görevler üstleniyor. Gün içerisinde binlerce kez gerçekleşen göz kırpma hareketi, gözyaşının kornea yüzeyine yayılmasına ve gözün nemli kalmasına yardımcı oluyor. Göz kapaklarının tam kapanabilmesi ise göz yüzeyinin dış etkenlerden korunmasını sağlıyor. Op. Dr. İsmail Diri, göz kapağının estetik görünümü ile işlevsel yapısının birbirinden ayrı düşünülmemesi gerektiğini vurgulayarak şu değerlendirmede bulunuyor: “Göz kapağı estetiği denildiğinde çoğu kişinin aklına sarkan derinin alınması veya göz çevresindeki torbalanmaların giderilmesi geliyor. Göz kapakları, gözyaşının dağılımından kornea yüzeyinin korunmasına kadar birçok önemli görevi yerine getiriyor. Cerrahi planlama sırasında yalnızca ne kadar dokunun çıkarılacağına değil, işlem sonrasında göz kapağının doğal hareketini ve kapanma fonksiyonunu sürdürebilmesine de dikkat edilmesi gerekiyor.” Göz Kapağı Estetiği Kuru Göz Şikayetlerini Artırabilir mi? Göz kapağı estetiği öncesinde değerlendirilmesi gereken konulardan biri de kuru göz hastalığıdır. Gözyaşı üretiminin yetersiz olması veya gözyaşının normalden hızlı buharlaşması sonucunda ortaya çıkabilen kuru göz; yanma, batma, kızarıklık, yabancı cisim hissi, ışığa hassasiyet ve zaman zaman bulanık görme gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Göz kapağı ameliyatları sonrasında oluşabilen geçici şişlikler, göz kırpma hareketindeki değişiklikler ve kapağın tam kapanamaması, gözyaşı tabakasının dengesini etkileyebilir. Özellikle ameliyat öncesinde kuru göz eğilimi bulunan kişilerde bu değişiklikler mevcut şikayetlerin belirginleşmesine neden olabilir. Op. Dr. İsmail Diri, ameliyat öncesi değerlendirmede kuru göz belirtilerinin sorgulanmasının önemine dikkat çekiyor: “Bazı hastalarda kuru göz şikayetleri hafif düzeyde olduğu için günlük yaşamda belirgin bir rahatsızlık oluşturmayabiliyor. Ancak cerrahi sonrasında göz kapağının hareketinde veya kapanmasında meydana gelen geçici değişiklikler, bu şikayetlerin daha fazla hissedilmesine yol açabiliyor. Bu nedenle ameliyat öncesinde gözyaşı tabakasının, göz yüzeyinin ve kapak kapanma fonksiyonunun değerlendirilmesi önem taşıyor. Gerekli görülen hastalarda kuru gözün öncelikle kontrol altına alınması, cerrahi planlamanın bir parçası olabiliyor.” Her Göz Kapağı Sarkması Aynı Nedenle Ortaya Çıkmıyor Üst göz kapağında oluşan ağırlık hissi, yorgun görünüm veya deri katlantıları her zaman yalnızca deri fazlalığından kaynaklanmıyor. Kaşların aşağı doğru yer değiştirmesi, göz kapağını kaldıran kasın işlevindeki değişiklikler ve yaşla birlikte göz çevresindeki dokuların farklılaşması da benzer şikayetlere neden olabiliyor. Op. Dr. İsmail Diri, her hastaya aynı cerrahi yaklaşımın uygulanamayacağını belirterek şu bilgileri aktarıyor: “Göz kapağında sarkma şikayetiyle başvuran iki hastanın görünümü birbirine benzese de bu durumun altında farklı anatomik nedenler bulunabilir. Bir hastada deri fazlalığı ön plandayken başka bir hastada kaş düşüklüğü veya göz kapağını kaldıran kasın işlevinde zayıflık söz konusu olabilir. Bu ayrım yapılmadan planlanan işlemler, beklenen işlevsel sonucu sağlamayabileceği gibi göz kapağının doğal yapısını da etkileyebilir. Bu nedenle cerrahi yaklaşım, hastanın göz çevresi anatomisine ve muayene bulgularına göre belirlenmelidir.” Fazla Deri Alınması Gözlerin Tam Kapanmasını Engelleyebilir Göz kapağı estetiğinde dikkat edilmesi gereken konulardan biri, çıkarılacak deri ve diğer dokuların miktarıdır. Gereğinden fazla doku çıkarılması, özellikle üst göz kapağında gözün tam kapanmasını zorlaştırabilir. Göz kapaklarının tam kapanamaması, tıpta "lagoftalmi" olarak adlandırılır. Bu durum, göz yüzeyinin yeterince korunamamasına ve korneanın açıkta kalmasına neden olabilir. Göz kapağının tam kapanamaması sonucunda gözyaşı daha hızlı buharlaşabilir; kuruluk, kızarıklık, batma ve ışığa hassasiyet gibi şikayetler gelişebilir. Daha ciddi durumlarda ise kornea yüzeyinde hasar meydana gelebilir. Göz Kapağı Estetiği Öncesinde Nelere Dikkat Edilmeli? Göz kapağı estetiği planlanan kişilerde yalnızca deri fazlalığı veya torbalanmanın değerlendirilmesi yeterli olmayabilir. Ameliyat öncesinde göz kapağının kapanma hareketi, gözyaşı tabakasının durumu, kornea yüzeyi, kaş seviyesi ve göz çevresindeki kasların işlevi birlikte incelenmelidir. Daha önce geçirilmiş göz ameliyatları, mevcut göz hastalıkları, kullanılan göz damlaları ve kontakt lens alışkanlıkları da değerlendirme sürecinde dikkate alınmalıdır. Op. Dr. İsmail Diri, göz kapağı estetiğinde sağlıklı bir cerrahi planlamanın temelinde gözün anatomik ve işlevsel bütünlüğünün korunmasının yer aldığını belirterek sözlerini şöyle tamamlıyor: “Göz kapağı estetiği yalnızca dış görünümü değiştirmeye yönelik bir işlem olarak değerlendirilmemelidir. Göz kapaklarının doğal hareketini, gözyaşı dengesini ve göz yüzeyinin sağlığını korumak da cerrahi planlamanın önemli parçalarıdır. Her hastanın anatomik özellikleri ve göz sağlığı farklı olduğu için ameliyat öncesinde ayrıntılı değerlendirme yapılması ve olası risklerin hasta ile paylaşılması gerekir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SGK'dan muayene katılım payına ayar Haber

SGK'dan muayene katılım payına ayar

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Sağlık Uygulama Tebliği'nde değişikliğe gitti. Resmî Gazete'de yayımlanan düzenlemeyle aile hekimi sevkiyle yapılan hekim ve diş hekimi muayenelerinde katılım payı yüzde 50 indirimli alınacak. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında ise muayenelerden katılım payı alınmaması uygulaması devam edecek. ANKARA (İGFA) - Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), Sağlık Uygulama Tebliği'nde (SUT) değişiklik yaptı. Bugünkü Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren tebliğle, muayene katılım paylarına ilişkin yeni düzenlemeler hayata geçirildi. Yeni düzenlemeye göre, birinci basamak sağlık hizmeti sunucularında gerçekleştirilen hekim ve diş hekimi muayenelerinden katılım payı alınmayacak. Aile sağlığı merkezleri ve birinci basamak sağlık kuruluşlarındaki mevcut uygulama korunurken, diğer sağlık hizmeti sunucularında uygulanacak katılım payı sistemi yeniden düzenlendi. Buna göre uygulanacak katılım payı tutarları 50 ile 100 TL arasında güncellendi. Tebliğin en dikkat çeken değişikliği ise aile hekimi sevkiyle yapılan muayenelere yönelik oldu. Buna göre, Sağlık Bakanlığı tarafından sözleşme imzalanmış, görevlendirilmiş veya yetkilendirilmiş aile hekimlerinin sevkiyle ikinci ve üçüncü basamak sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilecek hekim ve diş hekimi muayenelerinde alınacak katılım payı yüzde 50 indirimli tahsil edilecek. Düzenlemeyle ayrıca, Sağlık Uygulama Tebliği'nin ilgili maddesinde yer alan "5 gün" ibaresi "30 gün" olarak değiştirildi. Böylece uygulamadaki süre 30 güne çıkarılmış oldu. SGK, söz konusu düzenlemeyle aile hekimliği sisteminin etkin kullanımını teşvik etmeyi ve sağlık hizmetlerine erişimde sevk zincirinin güçlendirilmesini hedefliyor.

VEREM HÂLÂ ARAMIZDA: ERKEN TANI VE DÜZENLİ TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR Haber

VEREM HÂLÂ ARAMIZDA: ERKEN TANI VE DÜZENLİ TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR

VEREM HÂLÂ ARAMIZDA: ERKEN TANI VE DÜZENLİ TEDAVİ HAYAT KURTARIYOR Her yıl ocak ayının ilk pazar gününü izleyen hafta boyunca düzenlenen Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası, tüberkülozun hâlâ önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye’de 1947 yılından bu yana sürdürülen bu farkındalık çalışmaları, hastalığın erken tanısı ve tedaviye uyumun hayati önemine dikkat çekmeyi amaçlıyor. Verem Nedir, Nasıl Bulaşır? Verem, Mycobacterium tuberculosis adlı bakterinin neden olduğu bulaşıcı bir hastalık. En sık akciğerleri tutmakla birlikte, saç ve tırnak hariç vücudun hemen her organını etkileyebiliyor. Hastalık; tedavi almamış ya da düzensiz tedavi gören hastaların öksürük ve hapşırıklarıyla havaya yayılan mikropların solunması yoluyla bulaşıyor. Uzun süre kapalı ortamlarda bulunmak, havalandırmanın yetersiz olması ve yakın temas bulaş riskini artırıyor. Belirtiler Hafife Alınmamalı İki-üç haftadan uzun süren öksürük, balgam, kilo kaybı, gece terlemesi, ateş ve halsizlik veremin en sık görülen belirtileri arasında yer alıyor. Bazı hastalarda ise özellikle ileri yaşta ve bağışıklığı baskılanmış kişilerde belirtiler silik seyredebildiği için tanı gecikebiliyor. Uzmanlar, uzun süren öksürükte mutlaka verem ihtimalinin değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Tedavisi Var ve Ücretsiz Verem tedavisi, Sağlık Bakanlığı rehberlerine göre standart ilaçlarla en az 6 ay sürüyor. Tedavide kullanılan tüm ilaçlar ücretsiz olarak temin ediliyor. İlaçların düzenli ve kesintisiz kullanılması tedavinin başarısında belirleyici rol oynuyor. Bu nedenle “doğrudan gözetimli tedavi” uygulamasıyla hastaların ilaçlarını düzenli alması sağlanıyor. Türkiye’de Verem Azalıyor Ama Bitmedi Son yıllarda Türkiye’de verem görülme sıklığında belirgin bir düşüş yaşandı. 2024 yılında ülkede 9.027 tüberküloz vakası kayıtlara geçti. Vakaların yaklaşık üçte ikisi akciğer tüberkülozu, üçte biri ise akciğer dışı organ tutulumlarından oluştu. Uzmanlar bu düşüşte etkin tanı, ücretsiz tedavi ve güçlü izlem sistemlerinin etkili olduğunu belirtiyor. Aşı ve Temaslı Takibi Hayat Kurtarıyor Veremden korunmada BCG aşısı, özellikle bebek ve çocuklarda ağır seyirli hastalıkları önlemede büyük önem taşıyor. Ayrıca verem hastalarıyla temas eden kişilerin ücretsiz muayene edilmesi ve gerekirse koruyucu tedaviye alınması, hastalığın yayılımını engelleyen en etkili yöntemler arasında bulunuyor. Küresel Ölçekte de Önemini Koruyor Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tüberküloz, dünya genelinde tek bir bulaşıcı etkenin neden olduğu ölümler arasında hâlâ ilk sıralarda yer alıyor. Ancak etkin tanı ve tedavi programları sayesinde son 20 yılda milyonlarca hayat kurtarıldı. Uzmanlar uyarıyor: Verem, erken tanı ve düzenli tedaviyle tamamen iyileşebilen bir hastalık. Uzun süren öksürük ve benzeri şikâyetlerde sağlık kuruluşlarına başvurmak, hem bireyin hem de toplumun sağlığını korumanın en önemli adımı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.