Hava Durumu

#Menopoz

giresunsonhaber - Menopoz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Menopoz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Menopozda en sık yapılan 6 hata! Haber

Menopozda en sık yapılan 6 hata!

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca, menopoz şikayetlerinin normalleştirilmemesi gerektiğini belirterek, kişiye özel hormon tedavisi, kalp-kemik sağlığı ve kas kütlesini korumanın önemine dikkat çekti. İSTANBUL (İGFA) - Menopoz, kadın yaşamının doğal bir evresi. Ancak ‘doğal’” olması, bu dönemde ortaya çıkan her yakınmanın normal ve zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca “Kadınların en sık yaptıkları hata, yaşam kalitelerini düşüren şikayetlere yalnızca katlanmak değil, bazı ciddi hastalıkların ilk sinyali olabilecek belirtileri ‘nasıl olsa menopozdandır’ diyerek geçiştirmeleri oluyor. Bu normalleşme algısı, kemik erimesinden kalp-damar hastalıkları ve jinekolojik kanserlere dek pek çok tehlikenin sessizce ilerlemesine zemin hazırlayabiliyor” diyor. Kadın hastalıkları ve menopoz dönemine yönelik toplumumuzda farkındalığın yeterli seviyede olmadığını belirten Dr. Ağca, 18 Ekim Dünya Menopoz Günü kapsamında yaptığı açıklamada, menopozda en sık yapılan 6 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ‘Menopozda olur’ diyerek şikayetlere katlanmak Sıcak basması, gece terlemesi, uyku bozukluğu, konsantrasyon güçlüğü, vajinal kuruluk veya cinsel ilişkide ağrı menopoz döneminde sık görülebilir. Ancak bir belirtinin sık görülmesi, tedavi edilmeden yaşanması gerektiği anlamına gelmez. Özellikle günlük yaşamı, iş performansını, uykuyu veya cinsel yaşamı etkileyen yakınmaların değerlendirilmesi gerekir. Üstelik her şikayeti menopoza bağlamak da doğru değildir; tiroit hastalıklarından anemiye, uyku bozukluklarından metabolik sorunlara kadar farklı nedenler benzer belirtilere yol açabilir. “Menopozdasın, bunlar normal” şeklinde bir yaklaşım ciddi sonuçlara yol açabilir. Hormon tedavisinden kulaktan dolma bilgilerle korkmak Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Jale Dal Ağca “Hormon tedavisini herkes için aynı ve tehlikeli sanmak en büyük yanlışlardan biridir. Günümüzde tedavi tamamen kişiye özel planlanıyor; kadının yaşı, sağlık geçmişi ve riskleri dikkate alınıyor. Uygun adaylarda ilk 10 yıl içinde başlanan tedavi, kemik erimesinden sıcak basmalarına dek hayat kalitesini baştan aşağı değiştirebiliyor. Bugün artık ‘hormon iyi mi, kötü mü?’ sorusunu değil, ‘hangi kadına, hangi dozda ve nasıl bir tedavi verilmelidir?’ sorusunu konuşmalıyız” diyor. Menopozda kalp ve kemik sağlığını ihmal etmek Menopoz döneminde yapılan en büyük yanlışlardan biri de; bu süreci sadece sıcak basmasından ibaret sanıp, kemik kaybı ve kalp-damar hastalıkları açısından risklerin arttığı bir dönem olduğunu dikkate almamak. Bir kadının sıcak basması olmaması, menopozun sağlığı üzerindeki diğer etkilerinin değerlendirilmesine gerek olmadığı anlamına gelmiyor. Menopozla birlikte kemik kaybı hızlanabilir; kilo ve bel çevresinde yağlanma, kan yağlarında yükseliş, insülin duyarlılığı ve kardiyovasküler risk faktörleri değişebilir. Bu nedenle menopoz kontrolü yalnızca hormon tetkiki yapılan bir muayene olmamalıdır. Özellikle aile öyküsü, sigara kullanımı ve bireysel kardiyovasküler riskler mutlaka değerlendirilmelidir. Sadece kiloya odaklanıp kaslarını unutmak Menopozda hormonların değişmesiyle karın yağlanması artarken, kas kütlesi ve gücü hızla erir. Bu dönemde bilinçsizce yapılan çok düşük kalorili diyetler, tartıda kilo verdirse de kas kaybını hızlandırır. Sadece zayıflamaya değil; düzenli egzersiz, fiziksel aktiviteler, direnç egzersizleri ve yeterli proteinle kas gücünü korumaya odaklanılmalıdır. 50’li yaşlardan sonra yalnızca daha zayıf olmayı değil; daha güçlü olmayı hedeflemek gerekir. Kas, sağlıklı yaşlanmanın en önemli yatırımlarından biridir. Uyku sorununu sadece menopoza bağlamak Menopoz döneminde uyku sorunları oldukça sık görülür. Gece terlemeleri uykuyu bölebilir; ancak bu dönemde her uyku sorununun nedeni hormonlar değildir. Sonbahar ve kış aylarında günlerin kısalmasıyla birlikte açık havada geçirilen sürenin ve fiziksel aktivitenin azalması da uyku düzenini ve genel iyilik halini etkileyebilir. Düzenli uyku saatleri oluşturmak, gün ışığından yararlanmak, fiziksel aktivitelerde bulunmak ve özellikle akşama doğru kafeini azaltmak önemlidir. Alkol de uykuya dalmayı kolaylaştırıyor gibi görünmesine rağmen gece uykusunun kalitesini bozabilir. Ayrıca menopoz döneminde alkol tüketimi meme kanserine de zemin hazırlayabilir. ‘Yaşım geldi, artık böyle’ diyerek yaşam konforunu ihmal etmek Dr. Jale Dal Ağca “Menopozun en fazla gözden kaçan alanlarından biri; östrojen azalmasına bağlı gelişen kuruluk, hassasiyet ve idrar yolları yakınmalarıdır. Bu sorunlar kadınların özel ilişkilerinde yaşadığı konfor kayıpları ve ağrılı süreçlerle birleştiğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür. Ancak pek çok kadın, mahremiyet çekinceleri nedeniyle hekimden sakladığı için sorunlar daha da büyümektedir. Oysa lokal ve kişiye özel tedavilerle bu tabloyu düzeltmek mümkündür. Unutmayın; kadının yaşam kalitesi ve özel hayatındaki konforu yaşla birlikte sona ermez. Yaşanan bu sıkıntılar ‘yaşım geldi, artık böyle’ denilerek kabullenilmemeli, mutlaka hekime danışılmalıdır.”

Aşırı terleme hastalık habercisi olabilir Haber

Aşırı terleme hastalık habercisi olabilir

Sıcak hava veya fiziksel aktiviteyle açıklanamayan yoğun terleme; diyabet, tiroit hastalıkları ve hormonal değişimler gibi farklı nedenlere bağlı gelişebiliyor. İSTANBUL (İGFA) - Terleme, vücudun sıcaklık dengesini korumak için gerçekleştirdiği doğal bir mekanizma olarak bilinirken, aşırı terleme bazı kişilerde günlük yaşamı ve sosyal hayatı olumsuz etkileyebilecek boyutlara ulaşabiliyor. Uzmanlara göre aşırı terleme, vücudun ısı düzenlemesi için ihtiyaç duyduğundan daha fazla ter üretmesiyle ortaya çıkıyor. Ter bezlerinin herhangi bir sıcak ortam, egzersiz veya belirgin bir neden olmaksızın aşırı çalışması durumunda kişiler kıyafet değiştirmek zorunda kalabiliyor, günlük aktivitelerinde zorluk yaşayabiliyor. Aşırı terlemenin en sık görüldüğü bölgeler arasında avuç içleri, ayak tabanları, koltuk altları ve yüz bölgesi yer alıyor. PEK ÇOK FARKLI NEDENİ OLABİLİR Aşırı terleme; genetik yatkınlık, enfeksiyonlar, diyabet, tiroit hastalıkları, obezite, kalp yetmezliği gibi sağlık sorunlarının yanı sıra menopoz ve hamilelik gibi hormonal değişimlere bağlı olarak da gelişebiliyor. Hastalıkla ilişkili olmayan primer bölgesel aşırı terleme ise genellikle stres, egzersiz, sıcaklık artışı ve genetik faktörlerle tetiklenebiliyor. Sekonder aşırı terleme olarak adlandırılan ve başka bir sağlık sorununa bağlı gelişen durumlarda ise diyabet, tiroit bozuklukları, sinir sistemi hastalıkları, alkol kullanımı, solunum ve kalp yetmezliği gibi nedenler araştırılıyor. Aşırı terleme belirtileri yaş gruplarına göre farklılık gösterebiliyor. Ciltte sürekli nem hissi, kıyafetlerde ter lekeleri, vücut kokusunda artış, cilt tahrişi ve enfeksiyon eğilimi sık görülen belirtiler arasında bulunuyor. Çocuklarda aşırı terleme; yazı yazarken kâğıdın ıslanması, bilgisayar klavyesi kullanırken zorlanma veya enstrüman çalmada güçlük gibi işlevsel problemlere neden olabilirken, yetişkinlerde daha çok sosyal yaşamı etkiliyor. Bazı kişiler el sıkışmaktan kaçınabiliyor veya sosyal ortamlarda rahatsızlık hissedebiliyor. İleri vakalarda eller silindikten kısa süre sonra yeniden yoğun terleme görülebilirken, nadiren ciltte renk değişikliği ve pullanma gibi dermatolojik bulgular da ortaya çıkabiliyor. TANI VE TEDAVİDE NEDEN ARAŞTIRILIYOR Aşırı terleme şikâyeti olan kişilerin öncelikle dahiliye veya dermatoloji uzmanlarına başvurması öneriliyor. Gerekli durumlarda endokrinoloji, nöroloji veya ilgili diğer branşlardan destek alınabiliyor. Tanı çoğunlukla hastanın öyküsü ve fizik muayene ile konulurken; kan testleri, tiroit fonksiyonları, kan şekeri ölçümleri ve hormonal incelemelerle altta yatan hastalıkların araştırılması sağlanıyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meral Maralcan, aşırı terleme tedavisinin hastalığın tipine, şiddetine, etkilenen bölgeye ve altta yatan nedene göre kişiye özel planlandığını söyledi. Maralcan, aşırı terlemenin yalnızca bir konfor problemi olmadığını, bazı durumlarda farklı sağlık sorunlarının belirtisi olabileceğini belirterek, yaşam kalitesini etkileyen yoğun terleme şikâyetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekti.

  İdrar Kaçırmayı Azaltan 6 Önemli Kural Haber

  İdrar Kaçırmayı Azaltan 6 Önemli Kural

Çoğu insanın hayat kalitesini ciddi şekilde etkileyen ancak dile getirilmeye çekinilen bir sağlık meselesi olarak idrar kaçırma, toplumda önemli bir konu olarak göz ardı edilemiyor. Bu durum genellikle 50 yaş sonrasında ortaya çıkıyor olarak bilinse de, aslında her yaştan bireyi etkileyebilir. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan, dünya genelinde yaygın olan idrar kaçırma probleminin, Türkiye'de yaşlanan nüfus sebebiyle arttığını ifade ederek, “Toplum temelli çalışmalarda, kadınların yüzde 9-43'ü, erkeklerin ise yüzde 7-27'sinin idrar kaçırma sorunu yaşadığı tespit edilmiştir. Bu sorun giderek bireylerin aile, sosyal ve iş yaşamlarına olumsuz etkilerde bulunabilecek seviyelerde olabiliyor. Bu yüzden, erken teşhis ve tedaviye başlamak, basit yöntemlerle hastalığı kontrol altına almak ve yaşam kalitesini artırmak bakımından büyük önem taşıyor. İdrar kaçırmanın türüne ve şiddetine göre uygulanan tedavilere günümüzde genellikle olumlu yanıt alınmakta, bazı vakalarda ise hastanın yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme sağlanmaktadır” şeklinde konuşuyor. Farklı türleri bulunuyor İdrar kaçırma, kişiye kontrolsüz bir şekilde veya uygun şartlar olmadığı takdirde istemsiz olarak idrarın gelmesi olarak tanımlanıyor. İdrar kaçırma, yaşam standardını oldukça düşürebilecek nitelikte çeşitlere sahip. Ani idrar ihtiyacıyla oluşan sıkışma tipi idrar kaçırmanın yanı sıra, karın içi basıncın arttığı, öksürme, hapşırma ve ağır cisim kaldırma gibi durumlarda görülen stres tipi idrar kaçırma en yaygın türler arasında yer alıyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan, "Bazı hastalarda bu iki türün birleşik şekilde görülebildiğini belirtirken, geçici koşullara dayalı idrar kaçırma, nörolojik rahatsızlıklara bağlı idrar kaçırma, fistüller veya taşma sebebiyle ortaya çıkan idrar kaçırma tipleri de bulunmaktadır" diyor. Birçok faktör etkili olabilir! İdrar kaçırmaya yol açan birçok neden bulunmaktadır. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan, başlıca nedenler arasında "Doğumlar, büyük bebek ağırlığı, menopoz, aşırı kilo, geçirilmiş ameliyatlar, idrar yolu enfeksiyonları, kullanılan ilaçlar, depresyon, zihinsel fonksiyon bozuklukları, nörolojik hastalıklar, kabızlık, sigara içimi ve genetik yatkınlık" gibi etkenleri sıralıyor. Tedavi ile kontrol sağlanabilir İdrar kaçırma tedavisinde amaç, hastanın yeniden idrar kontrolüne kavuşmasını sağlamak ve buna paralel olarak yaşam kalitesini yükseltip ek sorunlardan kurtulmaktır. Tedavi, idrar kaçırmanın türüne, hastanın yaşına, eşlik eden hastalıklarına, genel sağlık durumuna ve altta yatan bir sebep bulunup bulunmadığına göre değişiklik gösterebilir. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan, idrar kaçırmanın medikal yollarla çözülebileceğini belirterek, “Son yıllarda gelişmiş tedavi yöntemleri ve yaşam tarzı düzenlemeleri sayesinde hastaların çoğunda kontrol tam anlamıyla sağlanabilmektedir” diyor. İdrar kaçırmayı önlemeye yönelik 6 önemli kural! İdrar kaçırmanın başarılı bir şekilde tedavi edilebilmesi için öncelikle altta yatan sebebin tespit edilmesi çok önemlidir. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Burak Özkan, idrar kaçırma altında eğer idrar yolu enfeksiyonu, mesane tümörleri, prostat rahatsızlıkları, üreter ya da mesane taşı gibi bir tanı varsa bu durumun öncelikle tedavi edilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Prof. Dr. Burak Özkan, ayrıca yaşam tarzınızda yapılacak değişikliklerin de son derece önemli olduğuna işaret ederek dikkat edilmesi gereken 6 kuralı şu şekilde sıralıyor: "Kilo kaybı, idrar kontrolünü güçlendiren pelvik taban egzersizlerinin yapılması, düzenli egzersiz programlarının uygulanması, kahve ve çay tüketiminin tetikleyici faktörlerden biri olduğu için sınırlandırılması ve sigara bırakılması, tüketilen sıvı miktarının dikkatli şekilde ayarlanması ve kabızlık probleminin çözülmesi adına beslenme alışkanlıklarında değişiklik yapılması". Prof. Dr. Burak Özkan, yaşam tarzı düzenlemelerinin yanı sıra idrar kaçırmanın tipine ve şiddetine uygun olarak ilaç tedavisi, girişimsel yöntemler veya cerrahi müdahaleler de uygulanabileceğini belirtiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Uzmanından kemik erimesi uyarısı: Sırt ağrısı ilk belirti olabilir Haber

Uzmanından kemik erimesi uyarısı: Sırt ağrısı ilk belirti olabilir

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Mahmut Nafiz Akman, kemik erimesinin (osteoporoz) sıklıkla sırt bölgesinde belirgin kemik ağrısıyla kendini gösterdiğini, ancak bazı hastalarda sinsi ilerleyerek belirti vermeden ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtti. İSTANBUL (İGFA) - Kemik erimesinde en sık ve erken karşılaşılan yakınmanın daha çok sırt bölgesinde ortaya çıkan belirgin kemik ağrısı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Mahmut Nafiz Akman, bazı hastalarda ise hiçbir belirti vermeyerek sinsice ilerleyebildiğini kaydetti. Menopoz sonrası kadınlar ve ileri yaştaki erkeklerin risk grubunda olduğunu vurgulayan Akman, erken teşhis ve düzenli kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemine dikkat çekti. KİMLER RİSK ALTINDA? Prof. Dr. Akman, kemik yapımı ile yıkımı arasındaki dengenin bozulması ve düşük kemik kütlesinin osteoporoza yol açtığını ifade ederek, risk faktörlerini; menopoz sonrası kadınlar ve erken/cerrahi menopoz, ileri yaş ve kadın cinsiyet, genetik yatkınlık, yetersiz D vitamini ve kalsiyum alımı, aşırı alkol, sigara ve kafein tüketimi, hareketsiz yaşam ve az güneş ışığına maruz kalma, kortizon gibi ilaçların uzun süreli kullanımı, endokrinolojik bozukluklar, bağırsak emilim sorunları, romatizmal hastalıklar, kronik böbrek ve karaciğer hastalıkları olarak sıraladı. Akman, osteoporozun genellikle sinsi ilerlediğini, en sık ve erken belirtinin sırt bölgesinde yaygın kemik ağrısı olduğunu belirterek, hastalığın ilerlemesiyle boy kısalması ve sırtta kamburlaşma görüldüğü, kırıklar oluştuğunda ani, şiddetli ağrı ortaya çıktığını söyledi. Tedavi yöntemleri hakkında bilgiler de aylaşan Prof. Dr. Mahmut Nafiz Akman, “Son yıllarda çöken omura çimento enjeksiyonu ile hızlı rahatlama sağlanıyor. Ayrıca korse, ağrı kesiciler, cerrahi yöntemler ve ilaç tedavileri uygulanıyor.” dedi. Prof. Dr. Akman, osteoporozun yol açtığı kırıkların ve yaşam kalitesindeki düşüşün önüne geçmek için şu önerilerde bulundu: Kalsiyum ve D vitamini açısından zengin beslenme, Düzenli egzersiz ve postür koruyucu çalışmalar, Günde 20-40 dakika tempolu yürüyüş, Denge bozuklukları için özel tedavi, Evde düşmeye neden olabilecek objelerin kaldırılması ve iyi aydınlatma.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.