Hava Durumu

#Maliyet

giresunsonhaber - Maliyet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Maliyet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TMO 255 TL’DEN ALIMA BAŞLADI, TÜCCAR 190 TL’DE DİRENİYOR Haber

TMO 255 TL’DEN ALIMA BAŞLADI, TÜCCAR 190 TL’DE DİRENİYOR

TMO 255 TL’DEN ALIMA BAŞLADI, TÜCCAR 190 TL’DE DİRENİYOR PİYASAYI REGÜLE EDECEK GÜÇ OLMAZSA ÜRETİCİ YİNE FİYAT OYUNUNUN ORTASINDA KALACAK TMO’nun Giresun kalite fındığı 255 TL’den almaya başlamasına rağmen serbest piyasanın 190–200 TL bandındaki direnci sürüyor. Piyasanın hesabı; TMO’nun yeterli miktarda ürün alamaması, Ferrero’nun alıma geç girmesi ve FİSKOBİRLİK’in etkili bir fiyatla sahaya çıkmaması ihtimali üzerine kuruluyor. Bu senaryo gerçekleşirse kazanan düşük maliyetle ürün toplayan büyük alıcılar, kaybeden ise yine üretici olacak. Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), 24 Ağustos 2026 itibarıyla yeni sezon fındık alımlarına başladı. Ancak kamu alım fiyatıyla serbest piyasa arasındaki büyük fark henüz kapanmadı. TMO, yüzde 50 sağlam iç esasına göre Giresun kalite fındığı 255 TL, Levant kaliteyi 250 TL, Sivri kaliteyi ise 245 TL’den alıyor. Giresun kalite fındıkta 50 randımanın üzerindeki her bir randıman için kilogram başına 5,10 TL ilave ödeme yapılıyor. Buna karşılık Giresun serbest piyasasında üreticinin karşısına ağırlıklı olarak 190–200 TL bandında fiyatlar çıkıyor. Böylece TMO ile serbest piyasa arasındaki fark kilogram başına 55–65 TL’ye ulaşıyor. TMO’nun resmî alım programında alımların ilk etapta 16 noktada başlayacağı, hasat durumuna göre bu sayının 61’e çıkarılabileceği belirtiliyor. BİR TON FINDIKTA 65 BİN LİRALIK FARK Giresun kalite fındığını 190 TL’den satan üretici ile TMO’ya 255 TL’den teslim eden üretici arasında bir ton üründe 65 bin TL fark bulunuyor. Serbest piyasa fiyatı 200 TL kabul edildiğinde bile bir ton üründeki fark 55 bin TL’ye ulaşıyor. Beş ton fındığı bulunan bir üretici açısından toplam kayıp 275 bin TL ile 325 bin TL arasında değişebiliyor. Bu rakam, sıradan bir piyasa farkı olarak görülemeyecek kadar büyük. Üstelik ürün aynı ürün, üretici aynı üretici, maliyet aynı maliyet. Değişen tek şey, üreticinin karşısında fındığını teslim edebileceği güçlü bir alternatifin bulunup bulunmaması. TÜCCAR NEDEN 190–200 TL BANDINDA DİRENİYOR? Serbest piyasadaki alıcıların fiyat yükseltmemesinin arkasında birkaç temel beklenti bulunuyor. Bunların başında TMO’nun açıkladığı 255 TL’ye rağmen piyasayı regüle edecek büyüklükte ürün alamayabileceği düşüncesi geliyor. TMO’nun alım kapasitesi sınırlı kalır, randevular ileri tarihlere uzar veya üretici ödeme süresini bekleyemezse fındığın yeniden tüccara yönelmesi bekleniyor. TMO ürün bedellerini teslimattan sonraki 21’inci günden itibaren ödüyor. Serbest piyasa ise daha hızlı ödeme, yerinde alım ve daha kolay teslim gibi avantajlar sunuyor. Ancak bu kolaylıkların kilogram başına 55–65 liralık farkı açıklayıp açıklayamayacağı ayrı bir tartışma konusu. Piyasadaki ikinci beklenti, büyük sanayi alıcılarının yeni sezon alımlarına gecikmeli başlaması. Özellikle Ferrero’nun hangi fiyat ve takvimle piyasaya gireceği yakından izleniyor. Şirketin alıma geç başlayacağı yönündeki değerlendirmeler şu aşamada resmî açıklamadan çok piyasa beklentisine dayanıyor. Üçüncü ve belki de en önemli başlık ise FİSKOBİRLİK’in henüz güçlü ve açık bir alım politikasıyla sahada görünmemesi. PİYASAYI AÇIKLANAN FİYAT DEĞİL, ALINAN TONAJ DÜZENLER TMO’nun 255 TL açıklaması tek başına serbest piyasayı regüle etmeye yetmez. Asıl belirleyici olan, Ofisin bu fiyatla kaç ton fındık alacağı ve üreticinin TMO’ya ne kadar kolay ulaşabileceğidir. Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, randevuya konu fındık miktarının 100 bin tonu geçtiğini açıkladı. Bu rakam TMO tarafından kamuya açık toplam veri olarak henüz ayrıca duyurulmasa da üreticinin fiyat farkı nedeniyle TMO’ya yöneldiğini gösteren önemli bir açıklama olarak değerlendiriliyor. TMO gelen ürünü düzenli biçimde alırsa özel sektörün 190–200 TL’den fındık bulması zorlaşacak. Üretici ürününü pazara indirmezse arz daralacak ve özel sektör fiyat yükseltmek zorunda kalacak. Ancak TMO’nun alımı yavaşlar, randevular uzar ve üreticinin nakit ihtiyacı ağır basarsa serbest piyasa düşük fiyatı korumaya çalışabilecek. Bu nedenle sezonun temel sorusu yalnızca “TMO kaç lira açıkladı?” değil, “TMO piyasadan kaç ton fındık çekecek?” sorusudur. FİSKOBİRLİK’İN DEĞERİNİ ÖNCE KENDİSİ ANLAMALI Bugün yaşanan tablo, FİSKOBİRLİK’in neden kurulduğunu ve üretici açısından neden vazgeçilmez bir kurum olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. FİSKOBİRLİK, 1938 yılında üreticinin ürününü değerinde pazarlaması ve özel alıcılar karşısında yalnız kalmaması amacıyla kuruldu. Uzun yıllar devlet destekleme alımlarında görev yaptı ve bazı dönemlerde Türkiye fındık üretiminin önemli bölümünü satın alarak piyasanın en güçlü aktörlerinden biri oldu. Ancak bugün TMO 255 TL’den alım yaparken serbest piyasa 190–200 TL’de direniyor ve üretici güçlü bir kooperatif alıcısının eksikliğini hissediyor. FİSKOBİRLİK’in resmî duyurular sayfasında 20 Ağustos tarihli “Ortaklarına Ürün Destek Kampanyası” başlığı yer alıyor. Buna karşın haberin hazırlandığı saat itibarıyla yeni sezon için açık bir alım fiyatı, başlangıç tarihi, ödeme takvimi ve ayrıntılı alım koşulları kamuoyuna net biçimde sunulmuş değil. Oysa üreticinin bugün ihtiyacı olan şey yalnızca kampanya başlığı değil; peşin veya kısa vadeli ödeme, açık fiyat, güçlü finansman ve yeterli tonajla yapılacak gerçek bir alımdır. FİSKOBİRLİK’in değerini yalnızca üretici veya kamuoyu değil, öncelikle kurumun kendisi anlamalıdır. Çünkü FİSKOBİRLİK’in anlamı tabelasında, geçmişinde veya yaptığı açıklamalarda değil; üreticinin en çaresiz olduğu gün piyasaya girerek denge kurabilmesindedir. ÜRETİCİ FİYATI BELİRLEYEN DEĞİL, ÖNÜNE KONULANI KABUL EDEN TARAF Piyasa yeterince regüle edilmediğinde ürününü bekletecek ekonomik gücü olmayan üretici, alıcının belirlediği fiyata razı olmak zorunda kalıyor. Düğün, okul, banka, işçilik, gübre, patoz ve günlük yaşam giderleri üreticinin kapısında bekliyor. Fındığı uzun süre elinde tutamayan üretici, hukuken satıp satmamakta özgür görünse de ekonomik olarak aynı özgürlüğe sahip değil. Bu şartlarda üretici fiyatı belirleyen değil, önüne konulan rakamı kabul etmeye zorlanan taraf haline geliyor. Başka bir ifadeyle piyasayı dengeleyecek güçlü bir kurum olmayınca üretici, fiyat oyununun ortasında yalnız bırakılıyor. DÜŞÜK FİYAT KİMİN İŞİNE YARIYOR? Serbest piyasadaki fiyatın yükselmemesi, yüksek miktarda hammadde satın alan sanayici ve ihracatçıların maliyet avantajını koruyor. Ürün 190–200 TL bandında toplandığında büyük alıcıların maliyeti düşerken üreticinin gelir kaybı büyüyor. Ancak bu durumun bütün tüccarların veya şirketlerin birlikte yürüttüğü organize bir fiyat politikası olduğu ileri sürülecekse somut belge ve veriye ihtiyaç bulunuyor. Her tüccarı aynı kefeye koymak doğru değil. Bununla birlikte ortaya çıkan ekonomik sonuç değişmiyor: TMO ile serbest piyasa arasındaki 55–65 liralık fark kapanmadığı sürece düşük fiyat büyük alıcının lehine, üreticinin aleyhine çalışıyor. ÜÇ KURUM, TEK KRİTİK DENGE Önümüzdeki günlerde fındık fiyatının yönünü üç gelişme belirleyecek: TMO’nun kaç ton ürün alacağı, Ferrero ve diğer büyük sanayi alıcılarının ne zaman ve hangi fiyatla piyasaya gireceği, FİSKOBİRLİK’in ise gerçek bir alım gücüyle sahaya çıkıp çıkmayacağı. TMO güçlü alım yapar, FİSKOBİRLİK açık ve rekabetçi fiyatla piyasaya girer, büyük alıcıların ürün ihtiyacı artarsa 190–200 TL bandının korunması zorlaşır. Buna karşılık TMO’nun tonajı sınırlı kalır, FİSKOBİRLİK beklemeyi sürdürür ve büyük sanayi alıcıları piyasaya geç girerse üreticinin fındığı düşük fiyatla satmaya zorlandığı dönem uzayabilir. FINDIKTA GERÇEK SINAV ŞİMDİ BAŞLADI TMO’nun 255 TL’den alıma başlaması önemli ancak tek başına yeterli değil. 255 TL’nin yalnızca tabelada kalan bir rakam mı, yoksa serbest piyasayı yukarı taşıyan gerçek bir güç mü olacağını TMO’nun alacağı ürün miktarı gösterecek. FİSKOBİRLİK’in 88 yıllık geçmişinin anlamı da tam bu noktada ortaya çıkacak. Kurum üreticinin yanında güçlü biçimde yer alırsa piyasanın dengesi değişebilir. Sessiz ve etkisiz kalırsa üretici bir kez daha alıcının belirlediği rakama mahkûm olabilir. Fındıkta bugün asıl mesele 190 mı, 255 mi sorusundan daha büyük. ÜRETİCİNİN FINDIĞININ FİYATINI KİM BELİRLEYECEK?

TAŞGÖZ: “TİREBOLU’NUN GELECEĞİ OLDU BİTTİYE GETİRİLEMEZ” Haber

TAŞGÖZ: “TİREBOLU’NUN GELECEĞİ OLDU BİTTİYE GETİRİLEMEZ”

TAŞGÖZ: “TİREBOLU’NUN GELECEĞİ OLDU BİTTİYE GETİRİLEMEZ” GİRESUN’UN YILLARDIR ÇÖZÜLEMEYEN ÇÖP SORUNUNDA YENİ TARTIŞMA: BU KEZ TİREBOLU GÜNDEMDE Giresun’un uzun yıllardır Çavuşlu Katı Atık Bertaraf Tesisi üzerinden yaşadığı çevre, kapasite, ÇED ve yargı tartışmaları, tesisin Ağustos 2026’da faaliyetinin durdurulmasıyla yeni bir aşamaya taşındı. Yeni tesis için alternatif alan arayışları sürerken Tirebolu ve Harşit Vadisi çevresindeki olası yerlerin gündeme gelmesi tartışmaları beraberinde getirdi. İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz, çöp sorununun mutlaka çözülmesi gerektiğini ancak Tirebolu’nun geleceğinin “oldu bitti” anlayışıyla belirlenemeyeceğini söyledi. Giresun’un yıllardır kalıcı çözüm bekleyen katı atık sorunu yeniden kentin en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Görele’nin Çavuşlu beldesinde kullanılan Katı Atık Bertaraf Tesisi’nin Ağustos ayında faaliyetinin durdurulmasının ardından, Giresun genelinde toplanan evsel atıkların nerede ve hangi yöntemle bertaraf edileceği sorusu daha da önem kazandı. Yeni tesis için alternatif bölgeler üzerinde çalışmalar ve tartışmalar sürerken, Tirebolu ve Harşit Vadisi çevresindeki bazı alanların gündeme gelmesi bölgedeki yerel yöneticilerin ve siyasi isimlerin tepkisine neden oldu. İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz de konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Giresun’un çöp sorununa çözüm bulunmasına karşı olmadıklarını ancak alınacak kararların bilimsel verilere, ortak akla ve şeffaflığa dayanması gerektiğini belirtti. “HİZMETE DEĞİL, YANLIŞ YERE VE YANLIŞ YÖNTEME KARŞIYIZ” Modern, çağdaş ve çevreye duyarlı bir çöp tesisine kimsenin karşı çıkmayacağını belirten Taşgöz, tartışmanın tesis yapılmasına karşı çıkmak şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. Taşgöz şöyle konuştu: “Biz hizmete değil, yanlış yere, yanlış yöntemle ve oldu bitti anlayışıyla yapılmak istenen her türlü projeye karşıyız.” Taşgöz’ün açıklamasında öne çıkan en önemli başlıklardan biri ise yeni tesis için yürütüldüğü belirtilen yer seçimi süreci oldu. “TİREBOLU BELEDİYE BAŞKANININ GÖRÜŞÜ ALINDI MI?” Taşgöz, Tirebolu’yu doğrudan ilgilendirecek böylesine önemli bir yatırım konusunda yerel yönetimin ve vatandaşların görüşlerinin alınıp alınmadığının açıklanması gerektiğini belirtti. Yetkililere peş peşe sorular yönelten Taşgöz: “Tirebolu Belediye Başkanımızın görüşü alındı mı? Tirebolu halkına soruldu mu? Kaç toplantı yapıldı? Ne kadar saha çalışması gerçekleştirildi? Hangi bilimsel veriler toplandı? Alternatif bölgeler değerlendirildi mi? Su kaynakları, tarım alanları, yerleşim yerleri ve turizm açısından etki analizleri yapıldı mı?” diye sordu. Taşgöz, bu soruların cevaplarının kamuoyuyla açık şekilde paylaşılması gerektiğini belirterek: “Bunların cevabı kamuoyuna açıkça verilmeden, ‘yapacağız, olacak’ anlayışıyla bu şehrin geleceği hakkında karar verilemez.” ifadelerini kullandı. TARTIŞMANIN ARKASINDA YILLARA YAYILAN ÇAVUŞLU SÜRECİ VAR Bugün Tirebolu üzerinden yürütülen tartışma, Giresun’un katı atık konusunda yaşadığı ilk yer seçimi ve çevre tartışması değil. Çavuşlu Katı Atık Bertaraf Tesisi’nin geçmişinde ÇED kararları, kapasite artışları, mahkeme süreçleri, çevresel etkiler konusunda yapılan itirazlar ve dönem dönem faaliyet durdurma kararları bulunuyor. Tesisin kurulmasına ilişkin süreç 2010’lu yılların başına kadar uzanıyor. Çavuşlu’da planlanan tesis için 2010 yılında “ÇED Olumlu” kararı verildi. Ancak proje daha kuruluş aşamasındayken bölgede yaşayan vatandaşların itirazları yargıya taşındı ve ilerleyen yıllarda çeşitli mahkeme kararları gündeme geldi. Tesis daha sonra faaliyete geçti ancak hukuki ve çevresel tartışmalar sona ermedi. TESİS AÇILDI, FAALİYETİ DURDU, YENİDEN DEVREYE ALINDI Çavuşlu’daki tesis 2015 yılında evsel atık kabul etmeye başladı. Ancak tesisin faaliyetleri aynı yıl içerisinde mahkeme kararı nedeniyle durduruldu. Daha sonraki süreçte proje yeniden düzenlendi ve 10 Nisan 2017 tarihinde 98 ton/gün kapasite için “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilmesinin ardından tesis yeniden faaliyete geçti. Giresun’un birçok ilçesinden gelen evsel atıkların Çavuşlu’da toplanmaya başlamasıyla tesis zaman içerisinde ilin katı atık sisteminin ana merkezlerinden biri haline geldi. Ancak artan atık miktarı beraberinde kapasite tartışmasını da getirdi. 2020’DE KAPASİTE ARTIŞI GÜNDEME GELDİ 2020 yılında tesisin kapasitesinin artırılması amacıyla yeni bir süreç başlatıldı. 17 Eylül 2020 tarihinde kapasite artışı için “ÇED Olumlu” kararı verildi. Aynı dönemlerde tesisin işletilmesi ve katı atıktan oluşan gazın enerji üretiminde değerlendirilmesine yönelik işletme modeli de gündeme geldi. Ancak kapasite artışına ilişkin karar yeniden yargıya taşındı. Ordu 2. İdare Mahkemesi 2021 yılında kapasite artışına ilişkin ÇED kararını iptal etti. Böylece Çavuşlu’daki tesis bir kez daha çevre mevzuatı ve yargı kararları üzerinden Giresun gündeminin merkezine yerleşti. 2022’DE ÇEVRE KİRLİLİĞİ İDDİALARI GÜNDEM OLDU 2022 yılına gelindiğinde Çavuşlu’daki tartışmalar bu kez çevresel etkiler üzerinden yoğunlaştı. Tesis sahasından kaynaklandığı ileri sürülen sızıntı sularının çevreye, toprağa ve su kaynaklarına zarar verdiği yönündeki iddialar kamuoyunda geniş yankı buldu. Tesisle ilgili yeni hukuki süreçler yaşanırken, faaliyetlerin durdurulması ihtimali Giresun açısından başka bir soruyu da beraberinde getirdi: Çavuşlu kapanırsa Giresun’un çöpü nereye gidecek? Çünkü o tarihlerde Çavuşlu’nun yerine aynı ölçekte devreye alınabilecek kalıcı bir alternatif tesis bulunmuyordu. ÇED SÜRECİ YENİDEN YÜRÜTÜLDÜ Çavuşlu tesisine ilişkin hukuki süreçlerin ardından proje üzerinde yeni düzenlemelere gidildi. 2022 ve 2023 yıllarında ÇED süreçleri yeniden gündeme geldi. 31 Temmuz 2023 tarihinde tesis için yeni bir ÇED olumlu kararının ardından Çavuşlu tekrar atık kabul etmeye başladı. Böylece yıllardır devam eden süreç, zaman zaman yeni ÇED kararları ve yeni yargı değerlendirmeleriyle devam etti. Çavuşlu örneği, Giresun’da katı atık tesisinin yalnızca teknik bir yatırım olmadığını; yer seçimi, çevresel etkiler, su kaynakları, yerleşim alanları ve hukuki süreçlerin de en az tesis teknolojisi kadar önemli olduğunu ortaya koydu. 2025’TE YENİ TESİS TALEBİ DAHA YÜKSEK SESLE DİLE GETİRİLDİ 2025 yılına gelindiğinde Çavuşlu’daki mevcut alanın geleceği ve yeni bir katı atık tesisinin kurulması konusu yeniden gündeme taşındı. Çavuşlu Belediye Başkanı Selim Hamzaoğlu, Kasım 2025’te Ankara’da yaptığı görüşmelerde mevcut tesisin faaliyetinin sonlandırılması ve Giresun için yeni bir katı atık tesisinin yerinin belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Böylece uzun zamandır tartışılan ancak sonuçlandırılamayan yeni tesis arayışı yeniden hız kazandı. 2026’NIN İLK AYLARINDA GELEVERA TARTIŞMASI Yeni tesis için 2026 yılının ilk aylarında bu kez Espiye ve Gelevera Vadisi çevresindeki alanlar gündeme geldi. Gelevera Deresi ve çevresindeki olası tesis yerlerine bölgeden itirazlar yükseldi. Tepkilerin merkezinde özellikle su kaynakları, dere havzası, yerleşim alanları ve bölgenin doğal yapısı bulunuyordu. Bölgede yapılan açıklamalarda yeni ve modern bir katı atık tesisine ihtiyaç olduğu kabul edilirken, tesisin yanlış bir alana kurulmasına karşı çıkıldığı ifade edildi. Bu süreç de Giresun’un yeni tesis için hangi bilimsel kriterlere göre yer seçtiği sorusunu gündeme taşıdı. AĞUSTOS 2026: ÇAVUŞLU’DA FAALİYET DURDU Giresun’un katı atık sorununu yeniden acil hale getiren gelişme ise Ağustos 2026’da yaşandı. Çavuşlu Belediye Başkanı Selim Hamzaoğlu tarafından yapılan açıklamalara göre 3 Ağustos tarihinde tesiste gerçekleştirilen denetimler sonrasında işletmeye yaklaşık 8 milyon TL idari para cezası uygulandı. Takip eden günlerde tesisin faaliyetinin durdurulduğu ve mühürlendiği kamuoyuna yansıdı. Bu gelişmenin ardından Çavuşlu’ya atık gönderen belediyeler için alternatif bertaraf alanı bulunması zorunlu hale geldi. Sorun kısa süre içerisinde yalnızca Çavuşlu’nun değil, Giresun genelindeki yerel yönetimlerin ortak problemi haline dönüştü. ÇÖPLERİN ÇEVRE İLLERE GÖNDERİLMESİ DE GÜNDEME GELDİ Çavuşlu’nun devre dışı kalmasının ardından atıkların geçici olarak çevre illerde bulunan lisanslı tesislere taşınması seçenekler arasında değerlendirildi. Ancak atıkların uzun mesafelere taşınması; nakliye, yakıt, araç, personel ve bertaraf giderleri nedeniyle belediyeler açısından ciddi bir maliyet oluşturabilecek bir çözüm olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle Giresun için kalıcı, çevre mevzuatına uygun ve uzun yıllar kullanılabilecek yeni bir katı atık sistemi kurulması zorunluluğu daha görünür hale geldi. YENİ TARTIŞMANIN ADRESİ TİREBOLU Alternatif tesis yeri arayışlarında Tirebolu çevresindeki alanların gündeme gelmesi yeni bir tartışmanın başlamasına neden oldu. Özellikle Harşit Vadisi, içme suyu kaynakları, fındık bahçeleri, yerleşim alanları ve bölgenin taşkın geçmişi üzerinden çeşitli itirazlar dile getirildi. Tirebolu Belediye Başkanı Bülent Kara da kamuoyuna yaptığı açıklamada yatırıma karşı olmadıklarını ancak yanlış yer seçimine karşı olduklarını belirterek su kaynakları ve Harşit Vadisi konusundaki hassasiyetlerini dile getirdi. Tartışmanın büyümesinin ardından İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz de konuya ilişkin görüşlerini kamuoyuyla paylaştı. TAŞGÖZ: “ÖNCE BİLİM, SONRA ORTAK AKIL, SONRA KARAR” Taşgöz, Giresun’un çöp sorununun mutlaka çözülmesi gerektiğini ancak çözüm aranırken yeni çevre ve yaşam sorunlarının ortaya çıkarılmaması gerektiğini vurguladı. Taşgöz: “Çözüm üretirken başka bir sorun yaratmak, bugünün problemini yarının felaketine dönüştürmek olur. Bizim tavrımız nettir: Önce bilim, sonra ortak akıl, sonra karar.” ifadelerini kullandı. “TİREBOLU’NUN DOĞASI, SUYU VE YAŞAM ALANLARI KORUNMALI” Taşgöz, Tirebolu’nun doğasının, su kaynaklarının ve yaşam alanlarının korunmasının herkesin ortak sorumluluğu olduğunu belirtti. Taşgöz: “Tirebolu’nun doğası, suyu, yaşam alanları ve geleceği birkaç kişinin masasındaki karara bırakılamaz. Devletin kurumları da, siyasiler de bu konuda bir değil, on kez düşünmek zorundadır.” diye konuştu. “TİREBOLU HALKI YALNIZ DEĞİLDİR” Taşgöz açıklamasının sonunda Tirebolu halkına da mesaj verdi. “Tirebolu halkı yalnız değildir. İYİ Parti olarak Tirebolu’nun ve Tirebolu halkının sonuna kadar yanındayız.” ifadelerini kullandı. ASIL TARTIŞMA: TESİS DEĞİL, YER SEÇİMİ VE YÖNTEM Gelinen noktada Giresun’un yeni ve sürdürülebilir bir katı atık sistemine ihtiyaç duyduğu konusunda geniş bir görüş birliği bulunuyor. Ancak yaşanan tartışmaların merkezinde yeni tesisin yapılıp yapılmamasından çok, nereye yapılacağı ve o bölgenin hangi kriterlere göre seçileceği bulunuyor. Çavuşlu’da yıllara yayılan çevre ve hukuk tartışmaları da yeni tesis için daha kapsamlı bir yer seçimi yapılmasının önemini ortaya koyuyor. Yeni bir katı atık tesisi için karar verilmeden önce; içme ve kullanma suyu kaynaklarının, yeraltı sularının, dere ve havzaların, taşkın ve heyelan risklerinin, jeolojik ve hidrojeolojik yapının, tarım ve fındık üretim alanlarının, yerleşim yerlerine mesafenin, ulaşım güzergâhlarının, atık taşıma maliyetlerinin, turizm ve doğal yaşam alanlarının, bölgenin uzun vadeli gelişme planlarının birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Aynı zamanda bir alanın yalnız başına uygun bulunması yerine farklı alternatiflerin aynı bilimsel kriterlerle karşılaştırılması ve tercih edilen alanın neden seçildiğinin kamuoyuyla paylaşılması, sürecin şeffaflığı açısından önem taşıyor. TAŞGÖZ’ÜN SORDUĞU SORULAR ŞİMDİ CEVAP BEKLİYOR İnan Taşgöz’ün açıklamasıyla birlikte kamuoyunun önündeki temel sorular da daha belirgin hale geldi: Tirebolu Belediye Başkanının görüşü alındı mı? Tirebolu halkına bilgi verildi mi? Kaç alternatif tesis alanı incelendi? Bu alanlar hangi kriterlere göre elendi? Su kaynakları açısından bilimsel inceleme gerçekleştirildi mi? Tarım alanlarına ve fındık bahçelerine etkisi değerlendirildi mi? Taşkın ve diğer doğal afet riskleri araştırıldı mı? Yerleşim alanları ve turizm açısından etki analizleri yapıldı mı? Bu soruların cevapları, yalnızca Tirebolu açısından değil, Giresun’un önümüzdeki onlarca yıl kullanacağı katı atık sisteminin geleceği açısından da önem taşıyor. GİRESUN ÇÖP SORUNUNU ÇÖZMEK ZORUNDA; ANCAK YENİ BİR SORUN YARATMADAN Giresun açısından artık iki temel gerçek bulunuyor. Birincisi, mevcut çöp sorununun ertelenemeyecek noktaya ulaşmış olması. İkincisi ise yeni tesisin yerinin yanlış seçilmesi durumunda bugünkü çöp sorununun ilerleyen yıllarda çevre, su, tarım, hukuk ve toplum açısından başka sorunlara dönüşebilme ihtimali. Bu nedenle yeni tesis konusunda kamuoyunun önündeki temel beklenti; bilimsel verilerin açıklandığı, alternatif alanların karşılaştırıldığı, ilgili belediyelerin ve bölge halkının sürece dahil edildiği, çevresel risklerin ortaya konulduğu şeffaf bir karar mekanizmasının işletilmesi. İYİ Parti Giresun İl Başkanı İnan Taşgöz’ün açıklaması da tartışmanın bu noktasında özet bir mesaj ortaya koyuyor: “Önce bilim, sonra ortak akıl, sonra karar.”

HAMZA BÖLÜK: YALNIZCA FİYAT DEĞİL, PAZAR PAYI DA KAYBEDİLİYOR Haber

HAMZA BÖLÜK: YALNIZCA FİYAT DEĞİL, PAZAR PAYI DA KAYBEDİLİYOR

HAMZA BÖLÜK: FINDIKTA YALNIZCA FİYAT DEĞİL, PAZAR PAYI DA KAYBEDİLİYOR Giresun Ticaret Borsası Başkanı Hamza Bölük, Altaş TV’de yayımlanan Karadeniz Ekonomi programında gazeteci Murat Gürsoy’un sorularını yanıtladı. Bölük, bu sezon fındıkta rekolte düşüşünün fiyatı hızla yukarı taşıdığını, ancak aynı dönemde Türkiye’nin ihracatta sert daralma yaşadığını söyledi; Şili başta olmak üzere yeni üretici ülkelerin büyümesinin Türk fındığı için doğrudan rekabet baskısı oluşturduğunu vurguladı. Giresun Ticaret Borsası Başkanı Hamza Bölük, programın başında fındık camiasının önemli isimlerinden eski Ulusal Fındık Konseyi Başkanı Sebahattin Aslantürk’ü andı. Bölük, Aslantürk’ün üretici, ticaret ve sektör üzerine yoğun çalışan bir isim olduğunu söyledi; yerine kolay doldurulamayacak bir kayıp yaşandığını ifade etti. “BU SEZON ÖZEL VE ZOR BİR SEZON OLDU” Hamza Bölük, 2025-2026 sezonunu “özel bir sezon” olarak tanımladı. Rekolte düşünce fiyatın doğal olarak yükseldiğini, ancak bu kez artışın çok kısa sürede ve çok sert yaşandığını belirten Bölük, hasat başladıktan 15 gün sonra fındığın yüzde 100 prim yaptığını, bu tabloyu yönetmenin de çok zor hale geldiğini söyledi. Bölük, ticaret grubu açısından da sezonun son derece zor geçtiğini anlattı. Programda Murat Gürsoy, sezonun TMO’nun 200 liralık fiyat açıklamasıyla başladığını, eylül ayında fiyatların zirve gördüğünü ve kimi piyasalarda 350 liraya kadar yükseldiğini, ardından da sert düşüş yaşandığını hatırlattı. Bölük, bu çerçevede yaşananları rekolte daralması, ani fiyat yükselişi ve ihracat kaybı ekseninde değerlendirdi. İHRACATTA YÜZDE 45 DARALMA VURGUSU Bölük, dünya genelinde bu yıl fındık tüketiminde yüzde 25’lik daralma beklendiğini, ancak Türkiye’nin bunun da ötesinde kayıp yaşadığını söyledi. Kendi değerlendirmesine göre Türkiye’nin ihracatı geçen yıla göre yüzde 45 düştü. Bölük, bu farkın yalnızca tüketim azalmasıyla açıklanamayacağını, ani fiyat yükselişi nedeniyle alıcı firmaların Türkiye dışındaki üretici ülkelere yöneldiğini ifade etti. Bölük, Eylül-Aralık döneminde beklenen ihracat düzeyine ulaşılamadığını, sezonun ilk dört ayında 100 bin ton bandının görülemediğini, devrin yaklaşık 65-68 bin ton seviyesinde kaldığını söyledi. “Bir ürünün azlığı fiyatını artırabilir ama satamazsanız az olması da bir şey ifade etmez” diyen Bölük, bu sezonun tam da bunu gösterdiğini belirtti. “DÜNYA TÜRKİYE DIŞINDA YENİ FINDIK ALANLARI KURDU” Hamza Bölük, Türkiye’nin onlarca yıl boyunca dünya fındık pazarını büyüttüğünü, Türk ihracatçısının fındığı 130 ülkeye taşıdığını ve dünya pazarında güçlü bir alan oluşturduğunu söyledi. Ancak aynı süreçte büyük alıcıların ve küresel şirketlerin Türkiye’ye bağımlılığı azaltmak için başka ülkelerde üretim alanları geliştirdiğini anlattı. Bölük, 1980’lerden sonra 14 ülkede fındık dikiminin denendiğini, bunların 7’sinde üretimin başarıya ulaştığını ifade etti. Bölük’ün programdaki değerlendirmesine göre Gürcistan ve Azerbaycan’da üretim 50-60 bin ton seviyelerine ulaştı. Balkanlarda yeni üretim denemeleri sürüyor. Şili’de ise 2008’de 2 bin ton olan üretim 2014’te 8 bin tona, geçen yıl ise 125 bin tona çıktı. Bölük, bu büyümenin Türkiye’nin dünya üretimindeki ağırlığını aşağı çektiğini, Türkiye’nin payının yüzde 60’ın altına indiğini ve mevcut yapının sürmesi halinde 5-10 yıl içinde yüzde 50’lere gerileyebileceğini söyledi. ŞİLİ DOSYASI: “GÖRÜNTÜLERİ YERİNDE GÖRDÜK” Programın ana başlıklarından biri Giresun Ticaret Borsası yönetiminin Şili ziyareti oldu. Bölük, ziyaretin UR-GE projesi kapsamında yapıldığını, programın ticaret ataşeliği ve büyükelçilik koordinasyonuyla yürütüldüğünü söyledi. Amaçlarının, Türkiye dışındaki üretici ülkelerde ne tür planlama yapıldığını, nasıl yatırım geliştirildiğini ve rekabetin nereye gittiğini yerinde görmek olduğunu belirtti. Bölük, Şili’de fındık üretimine ilişkin görüntülerin sahadan alındığını, burada üretim tesisleri, yeni dikim alanları ve fidan üretim merkezlerini gördüklerini anlattı. Programda dile getirdiği bilgiye göre Şili’de geçen yıl 125 bin ton fındık üretildi, bu yıl ise yaklaşık 107 bin tonluk üretim bekleniyor. Hasadın şubat, mart ve nisan aylarına yayıldığını; üretimin üç periyot halinde yapıldığını söyledi. BÜYÜK ÖLÇEKLİ, SULAMALI, MAKİNELEŞMİŞ TARIM MODELİ Hamza Bölük, Şili’de gördüğü tabloyu Türkiye’deki küçük üretici yapısından tamamen farklı bir model olarak anlattı. Şili’de üretimin büyük şirketler eliyle yapıldığını, 1000 dönümün altında üretim yapan neredeyse bulunmadığını, sulama altyapısının güçlü olduğunu ve makineleşmenin çok ileri düzeye ulaştığını söyledi. Bölük, Ant Dağları’ndan taşınan suyla geniş sulama sistemleri kurulduğunu, bilimsel veriye dayalı tarım uygulandığını belirtti. Bölük, burada şirketlerin kârlı ürüne geçtiğini, kâr düştüğünde ise ürünü söküp başka üretime yöneldiğini söyledi. Şili’de önce yaban mersini, ardından kiraz, son dönemde ise fındığın öne çıktığını aktaran Bölük, Türkiye’de ise bahçenin aile mirası olması nedeniyle üreticinin toprağı kolay terk edemediğini vurguladı. ŞİLİ’DE FİDAN ATAĞI, TÜRKİYE İÇİN YENİ RİSK Bölük, Şili’de hızlı bir dikim alanı genişlemesi gördüklerini söyledi. Doku kültürüyle fidan üreten tesislerin bulunduğunu, yıllık 1,5 ila 2 milyon fidan üretildiğini, 2026 ve 2027 için üretimin büyük ölçüde dolu olduğunu anlattı. Bölük, oradaki aktörlerin kendi ifadelerine dayanarak, Şili’nin 5 yıl içinde 150 bin tona, 10 yıl içinde ise 200 bin tonun üzerine çıkabileceğini söyledi. Bu tabloyu “abartı değil, gerçek bir rekabet baskısı” olarak değerlendiren Bölük, özellikle Şili’yi ciddi rakip olarak gördüğünü belirtti. Amerika’nın da rakip olduğunu, ancak kendi iç tüketim gücü nedeniyle Şili kadar baskı oluşturmadığını söyledi. Yine programda anlattığına göre Amerika’da dikili alan 45 bin hektar seviyesinde ve bunun 80 bin hektara kadar çıkma potansiyeli bulunuyor. Bölük, Amerika’nın bu yıl ilk kez Avrupa’ya iç fındık sattığını da dile getirdi. MALİYET FARKI DOĞU KARADENİZ’İ ZORLUYOR Programın en dikkat çeken bölümlerinden biri maliyet hesabı oldu. Bölük, Şili’de üretim maliyetinin 1,60 dolar seviyesinde olduğunu, Amerika için de daha düşük rakamların konuşulduğunu, Doğu Karadeniz’de ise maliyetin 3 doların üzerinde seyrettiğini söyledi. Bu farkın Türkiye’nin rekabet gücünü zayıflattığını belirten Bölük, özellikle Ordu-Giresun hattında maliyet baskısının daha belirgin olduğunu ifade etti. Bölük, Şili’de gezdikleri bir firmada 6 bin dönüm alanda üretim yapıldığını, burada 2 bin ton fındık üretildiğinin ve maliyetin 1,60 dolar seviyesinde olduğunun aktarıldığını anlattı. Bu tabloyu Türkiye’deki parçalı arazi yapısı ve yüksek işçilik maliyetiyle kıyaslayan Bölük, “Bizim tarımımızla Şili tarımı arasında bağ kuramadım” dedi. ÇÖZÜM: YENİ PAZAR, KATMA DEĞER VE DOĞRUDAN DESTEK Hamza Bölük, çözüm için önce yeni tüketim alanları bulunması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin küresel alıcılara bağımlılığını azaltması gerektiğini belirten Bölük, Hindistan, Pakistan, Afrika ve Brezilya gibi büyük nüfuslu pazarlara yönelmenin önemine dikkat çekti. Katma değerli ürün satışının artırılması gerektiğini de vurgulayan Bölük, fındığın yalnızca ham ürün olarak değil, daha kârlı ürün zinciriyle ihraç edilmesini savundu. Bölük, üretim tarafında ise fiyat desteklerinden çok üretim desteklerinin öne çıkarılması gerektiğini söyledi. Kendi önerisini açık biçimde dile getiren Bölük, dünya üretim maliyeti ile Doğu Karadeniz’deki maliyet arasındaki farkın doğrudan gelir desteğiyle kapatılmasını savundu. Böylece Ordu, Giresun ve kısmen Trabzon’daki üreticinin dünya ile aynı maliyet seviyesinde rekabet edebileceğini ifade etti. “GENÇ NÜFUS KÂRLI TARIMA DÖNER” Programda genç nüfusun tarımdan uzaklaşması da gündeme geldi. Bölük, bunun temel nedeninin kârsızlık olduğunu söyledi. “Bir şey kârlıysa herkes yapar” diyen Bölük, devlet desteği ve verimlilik artışı sağlanırsa genç nüfusun da yeniden üretime dönebileceğini belirtti. Bunun için budama, bahçe yenileme ve verimlilik odaklı yeniden yapılanmanın şart olduğunu kaydetti. LİSANSLI DEPO VE SPOT BORSA ÇAĞRISI Hamza Bölük, fındıkta fiyat oluşumunun söylentiyle değil, şeffaf piyasa düzeniyle belirlenmesi gerektiğini de söyledi. Ticaret borsalarının tescil görevi yaptığını, ihracatçı birliklerinin de kaydı tuttuğunu belirten Bölük, mevcut yapının söylenti ve sosyal medya etkisini kırmaya yetmediğini anlattı. Çözüm olarak lisanslı depo ağının yaygınlaştırılmasını ve kapısında spot borsa işleyen bir sistem kurulmasını önerdi. Bölük’ün tarif ettiği modele göre üretici fındığını lisanslı depoya getirecek, analiz yapılacak, ürün niteliği anlık görülecek ve alıcılar fiyat teklifini açık biçimde verecek. Bölük, 150 bin tonluk lisanslı depo kapasitesinin Türkiye için önemli bir rahatlama sağlayacağını, emanet fındığın bu sistem içinde işlem görmesi halinde fiyat oluşumunun da daha şeffaf hale geleceğini savundu. “BİR DÖNEM DAHA ADAY OLMAYI DÜŞÜNÜYORUM” Programın sonunda Murat Gürsoy, Hamza Bölük’e yeni dönemde aday olup olmayacağını da sordu. Bölük, iki dönemdir başkanlık yaptığını belirtti ve arkadaşlarının ısrarıyla bir dönem daha aday olmayı düşündüğünü söyledi. Bölük, kapanış bölümünde üreticilere “vazgeçmesinler, üretsinler” çağrısı yaptı. Üretimin en kıymetli iş olduğunu belirten Bölük, fındığın doğru yönetilmemesi halinde stok baskısının yeni sezona da taşınacağını, buna karşılık üretimden kopulmaması gerektiğini söyledi. Kaynak: Altaş TV. Murat Gürsoy- Karadeniz Ekonomi https://www.youtube.com/watch?v=606zlt7YDyA

ALİ TEMÜR: 26,5 MİLYON LİRALIK İKİ KÖPRÜDE ÇALIŞMA SÜRÜYOR Haber

ALİ TEMÜR: 26,5 MİLYON LİRALIK İKİ KÖPRÜDE ÇALIŞMA SÜRÜYOR

ALİ TEMÜR: 26,5 MİLYON LİRALIK İKİ KÖPRÜDE ÇALIŞMA SÜRÜYOR AK Parti Giresun Milletvekili Ali Temür, Merkez Çaldağ-Melikli hattındaki araç köprüsü ile Darıbükü hattındaki çelik yaya köprüsünde yapımın sürdüğünü açıkladı. Temür, Melikli araç köprüsünün yaklaşık 20 milyon lira, Darıbükü çelik yaya köprüsünün ise yaklaşık 6,5 milyon lira maliyetle ilerlediğini bildirdi. Böylece sahada yürüyen iki köprünün toplam tutarı 26,5 milyon liraya çıktı. Giresun merkezde iki ayrı köprü hattında inşaat devam ediyor. Temür, Çaldağ Köyü ile Melikli Köyü arasındaki ulaşımı taşıyacak araç köprüsünün “Giresun Merkez Batlama Vadisi Islahı 3. Kısım” işi içinde sürdüğünü söyledi. Temür’ün paylaştığı bilgiye göre bu köprü 10 metre genişliğinde ve 17,5 metre açıklığında inşa ediliyor. Darıbükü hattındaki çelik yaya köprüsü de ayrı bir DSİ işi içinde yükseliyor. Temür, 33 metre açıklığa sahip köprünün tamamlanmasıyla Darıbükü Camii ile mezarlık arasındaki yaya geçişinin kurulacağını, Alınca ve Orhaniye hattındaki vatandaşların dere geçişinin de kolaylaşacağını belirtti. Temür, iki köprünün de DSİ Genel Müdürlüğü koordinasyonunda tamamlanacağını söyledi. Melikli ve Darıbükü köprülerinde İşin sahibi, Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı, merkezi yönetim bütçesine tabi özel bütçeli yatırımcı kuruluş olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü. Sahadaki uygulamayı DSİ 22. Bölge Müdürlüğü yürütüyor. MELİKLİ KÖPRÜSÜ HANGİ İHALE PAKETİNDE Melikli araç köprüsü, “Giresun-Merkez Batlama Vadisi Islahı 3. Kısım” taşkın kontrol işi içinde yer alıyor. Kamu ihale kayıtlarına yansıyan sözleşme bedeli 28 milyon 765 bin 798 lira, yaklaşık maliyet ise 41 milyon 399 bin 434 lira 10 kuruş. Aynı paket; 1 tersip bendi, 5 bin 389 metre kargir duvar, 617 metre tahkimat, 11 menfez, 23 yaya köprüsü ve 13 araç köprüsünü kapsıyor. Melikli köprüsü, Temür’ün bugün açıkladığı 20 milyon liralık saha maliyetiyle bu büyük DSİ paketinin içindeki kalemlerden biri olarak öne çıkıyor. DARIBÜKÜ KÖPRÜSÜ HANGİ PARA PAKETİNDEN Darıbükü çelik yaya köprüsü ise “Giresun İli Taşkın Sonrası Dere Geçiş Yapıları Yapımı 2. Kısım” işi içinde bulunuyor. Bu paketin yaklaşık maliyeti 199 milyon 999 bin 961 lira, sözleşme bedeli 171 milyon 779 bin 148 lira olarak kayda geçti. İş kapsamında 11 araç köprüsü, 12 yaya köprüsü ve 6 menfez yapılıyor. Sözleşme 9 Şubat 2024’te imzalandı, iş 13 Şubat 2024’te başladı ve hedef bitiş tarihi 12 Şubat 2026 olarak açıklandı. Temür’ün dile getirdiği 6,5 milyon liralık rakam, bu büyük ihale paketinin içindeki Darıbükü köprüsüne ait proje maliyetini işaret ediyor. DEVLETTEN NE KADAR KAYNAK ÇIKIYOR? Kamuya açık kayıtlarda Melikli ve Darıbükü köprüleri için ayrı ayrı yıllık ödenek satırı görünmüyor; görünen ana parasal çerçeve, DSİ’nin merkezi bütçe içindeki yatırım yapısı ile bu iki köprünün bağlı olduğu ihale paketleri. Giresun Valiliğinin yayımladığı 2026 ili yatırım programı tablosunda DSİ adına Şaplıca Barajı ve Sulaması, Alucra Sulaması, Giresun İli Tersip Bentleri, Giresun Keşap Dereleri Taşkın Kontrolü ve Giresun İçmesuyu projeleri için 2026 yatırım tutarları yer alıyor; Melikli ve Darıbükü köprüleri ise burada müstakil satır olarak görünmüyor. Bu nedenle erişilebilen resmi belgeler üzerinden okunabilen kamu finansmanı, köprü bazlı tekil ödenekten çok DSİ’nin genel yatırım bütçesi ve yukarıdaki iki ihale paketinin sözleşme büyüklüğü üzerinden şekilleniyor.

240 LİRA KİMİN FİYATI?  GİRESUN’DA KAYIP, OVADA KAZANÇ Haber

240 LİRA KİMİN FİYATI? GİRESUN’DA KAYIP, OVADA KAZANÇ

240 LİRA KİMİN FİYATI? GİRESUN’DA KAYIP, OVADA KAZANÇ 30 Mart tarifesinde 50 randıman Giresun kalite fındık 240 liraya indi. Resmi veriler, bu fiyatın her üretici için aynı anlama gelmediğini gösterdi. Giresun’da dekara ortalama verim 78,46 kiloda kaldı. Sakarya’da 120 kilo, Bafra’da 126,77 kilo, Çarşamba’da 131,35 kilo seviyesine çıkıldı. Kocaali için erişilebilen akademik veride dekara 124 kilo yer aldı. Aynı fiyat, Giresun’da daha düşük gelir, ovada daha yüksek kazanç üretti. Fındıkta 2 liralık geri çekilme ne anlatabilir(!) Asıl kırılma, aynı kilogram fiyatının farklı üretim bölgelerinde bambaşka sonuç vermesiyle ortaya çıktı. Giresun’da düşük verim ve yüksek maliyet üreticinin gelirini aşağı çekti. Düz ve verimli arazilerde ise aynı 240 lira daha yüksek hasıla yarattı. Doğu Karadeniz’de son 5 yıllık verim ortalaması 76 kg/da, Batı Karadeniz’de 111 kg/da seviyesinde kaldı; Doğu Karadeniz’de arazi yapısı da üretim maliyetini yukarı taşıdı. (Tarım ve Orman Bakanlığı) DEKARDA 240 LİRALIK FİYATIN KARŞILIĞI Bölge / İlçe Dekara verim (kg) 240 TL/kg üzerinden dekarda brüt gelir Giresun’a göre fark Giresun 78,46 18.830,40 TL — Sakarya ortalaması 120,00 28.800,00 TL +9.969,60 TL Kocaali 124,00 29.760,00 TL +10.929,60 TL Bafra 126,77 30.424,80 TL +11.594,40 TL Çarşamba 131,35 31.524,00 TL +12.693,60 TL Bafra Ovası (resmi olmayan saha bilgisi) 260,00 62.400,00 TL +43.569,60 TL Bafra Ovası (resmi olmayan saha bilgisi) 280,00 67.200,00 TL +48.369,60 TL Not: Tablodaki gelirler net kazanç değil, 240 liralık fiyat üzerinden hesaplanan dekarda brüt hasılayı gösteriyor. Gübre, işçilik, bakım, taşıma ve hasat giderleri bu hesaba dahil edilmedi. Giresun, Sakarya, Bafra, Çarşamba ve Kocaali satırlarındaki verim değerleri resmi raporlar ve akademik çalışmadan alındı. Bafra Ovası için 260-280 kilo bandı resmi istatistik değil, sahadaki resmi olmayan verim anlatımı olarak ayrıca gösterildi; Anadolu Ajansı’na konuşan bir üretici de Bafra’da dönüm başına 250-300 kilo verim beklentisini dile getirdi. GİRESUN’DA 240 LİRA ERİDİ Tarım ve Orman Bakanlığı’nın Giresun rehberinde ilde 1.177.729 dekar alanda 92.402 ton fındık üretimi yer aldı. Bu veri, Giresun’da dekara ortalama 78,46 kilo verime işaret ediyor. 240 liralık fiyat bu ortalamaya vurulduğunda dekarda brüt gelir yaklaşık 18 bin 830 lirada kaldı. Giresun’daki üretici için asıl sorun burada başlıyor… Gübre, işçilik, bakım, taşıma ve hasat giderleri devreye girdiğinde 240 lira kağıt üzerindeki fiyat olmaktan öteye geçmez. OVADA AYNI FİYAT DAHA ÇOK PARA ÜRETTİ Sakarya’da il genelinde fındık verimi 120 kg/da seviyesinde kayda geçti. Samsun’da Bafra 126,77 kilo, Çarşamba 131,35 kilo verime çıktı. Aynı 240 liralık fiyatla dekarda brüt gelir Sakarya’da 28 bin 800 liraya, Bafra’da 30 bin 424 liraya, Çarşamba’da 31 bin 524 liraya ulaştı. Giresun ile Bafra arasındaki fark dekarda 11 bin 594 lira, Giresun ile Çarşamba arasındaki fark 12 bin 693 lirayı buldu. Aynı cetvel, aynı emeğe değil, farklı kazanca dönüştü. BAFRA OVASI TARTIŞMASI Resmi kayıtta Bafra verimi 126,77 kilo görünüyor. Ovada konuşulan rakam ise bambaşka... Sahadaki resmi olmayan anlatımlarda iyi bahçelerde dekardan 260-280 kilo ürün alındığı ifade ediliyor. Anadolu Ajansı’na konuşan bir üretici de Bafra’da dönüm başına 250-300 kilo verim beklentisini açıklamıştı. Bu verim bandı resmi istatistik değil,ancak bu tablo doğruysa 240 liralık fiyat Bafra Ovası’nda dekarda 62 bin 400 lira ile 67 bin 200 lira arasında brüt gelir anlamına geliyor. Bu rakam, Giresun’daki ortalamanın kat kat üstüne çıkıyor. KOCAALİ DOSYASI FİYAT TARTIŞMASINI KESKİNLEŞTİRDİ Fındık Tarım Satış Kooperatifi Başkanı ve Sakarya AKP Milletvekili Lütfü Bayraktar’ın memleketi Kocaali için erişilebilen akademik çalışmada 2018 verisi dekara 124 kilo olarak yer alıyor. 240 liralık fiyat bu verime vurulduğunda Kocaali’nde dekarda 29 bin 760 liralık brüt gelir ortaya çıkıyor. Bu sonuç açık bir tablo verdi: yüksek verimli bölgeler aynı fiyat seviyesini Giresun’a göre çok daha kolay taşıdı. Fındıkta büyüyen tepki de buradan çıkıyor… 240 liralık fiyat cetveli Giresun’u korumadı; ovada üreticinin elini daha fazla güçlendirdi. Kaynaklar: Tarım ve Orman Bakanlığı Giresun Tarımsal Yatırım Rehberi 2025, Sakarya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü 2025 Faaliyet Raporu, Samsun İl Tarım ve Orman Müdürlüğü 2024 Faaliyet Raporu, Tarım ve Orman Bakanlığı Fındık Çalıştayı Sonuç Raporu, Bakanlığın fındık değerlendirme raporu ve Kocaali üzerine akademik çalışma.

TALCA’DA FINDIK GÜNÜ, GİRESUN’DA BÜYÜYEN BASKI Haber

TALCA’DA FINDIK GÜNÜ, GİRESUN’DA BÜYÜYEN BASKI

TALCA’DA FINDIK GÜNÜ, GİRESUN’DA BÜYÜYEN BASKI Talca’da 26 Mart’ta yapılan 4. Ulusal Avrupa Fındık Günü, Şili’nin fındıkta üretim takvimi, teknoloji, iklim yönetimi ve pazara çıkış zamanını aynı başlıkta topladığını gösterdi. Aynı hafta Giresun Sonhaber’de yayımlanan haberler ise Giresun’da fiyatın çözülmesi, girdi maliyetinin ağırlaşması, kahverengi kokarca baskısı ve pazar gücü kaybı tartışmasının üst üste bindiğini ortaya koydu. TALCA’DAKİ BULUŞMA Grupo Avexa’nın düzenlediği 4. Ulusal Avrupa Fındık Günü, Maule bölgesindeki Villa Golf’te yapıldı. Resmî etkinlik kaydı programın 26 Mart 2026 Perşembe günü 08.00’de başladığını ve akşam saatlerine kadar sürdüğünü gösterdi. Giresun Sonhaber’in 25 Mart tarihli haberinde de toplantının Talca’da yapılacağı, Şili, Avrupa ve Türkiye’den uzmanların üretim, iklim değişikliği, tarım teknolojileri ve pazar analizleri başlıklarında bir araya geleceği yazıldı. Açık erişimli program akışında Antonio Walker, Gianfranco Marcone, Şemsettin Kulaç, Muzaffer Taviloglu, Andrés Reyes, Ernesto Moya, Luca Giordani, ADV ve Jorge Mohr başlıkları yer aldı. Günün sonunda Andrés Reyes’in kitabının lansmanı yapıldı. PlanetNuts, etkinlik öncesinde medya ortağı olarak sahada olacağını duyurdu; Salfa Agrícola da makine alanında yer alacağını ilan etti. Bu tablo, Talca’daki günün yalnız konuşma salonuna sıkışmadığını, aynı zamanda sektör şirketlerini ve tedarik ağını da sahaya indirdiğini gösterdi. Etkinlik sonrası Redagrícola, Talca’daki toplantının Şili, Türkiye, İtalya ve İspanya’dan uzmanlar ile sektör temsilcilerini bir araya getirdiğini yazdı. Aynı paylaşımda Şili’nin küresel fındık yetiştiriciliği haritasındaki yerinin özellikle vurgulandığı belirtildi. PlanetNuts’ın etkinlik sonrası özetinde de gün boyunca iklim değişikliği, Türkiye’nin üretim ve ticaret deneyimi, Şili’nin küresel Avrupa fındığı pazarındaki konumu, hastalık yönetimi, sürdürülebilir üretim stratejileri, pazarlama ve ürün projeksiyonlarının öne çıktığı işlendi. PlanetNuts’ın ön haberinde Muzaffer Taviloglu ile birlikte Umut Küçük ve Hamza Bölük de anıldı. Buna karşılık erişilebilen Welcu akışında Umut Küçük ve Hamza Bölük adına ayrı bir oturum başlığın ulaşılamadı. FINDIKTA ÜRETİM TAKVİMİ REKABETİ Fındık üretimiyle ilgili en önemli ayrıntılardan biri, artık takvime dayalı rekabetin daha görünür hale gelmesi oldu. Şili’de yayımlanan güncel akademik çalışma, hasadın bazı alanlarda mart ortasında başladığını gösteriyor. Uluslararası sektör kaynakları da Şili’yi kuzey yarımküreye karşı “karşı sezon” tedarikçisi olarak tanımlıyor ve ürünün marttan ağustosa kadar taze arz avantajı yarattığını vurguluyor. ODEPA’nın Şubat 2026 bülteninde ise Şili’de avellano alanının 2025 itibarıyla 49 bin 264 hektara ulaştığı kaydedildi. Türkiye’de ise ana hasat penceresi yaz sonuna oturuyor. Türkiye üzerine derleme niteliğindeki akademik kaynaklar hasadın genel olarak ağustosta yapıldığını, çeşit ve ekolojiye göre değişebildiğini belirtiyor. Ordu merkezli çalışmalar da hasat ve kalite değerlendirmelerinin ağustos ortası ile eylül başı bandında yoğunlaştığını gösteriyor. Başka bir ifadeyle, Türkiye yeni sezona yaz sonunda yürürken Şili pazara daha erken aylarda ürün sunuyor. Rekabet bu nedenle yalnız tonajla değil, ürünün yılın hangi ayında piyasaya girdiğiyle de kuruluyor. GİRESUN SONHABER’İN SON BİR HAFTASI Giresun Sonhaber, 22 Mart’ta Talca dosyasını açtı. “Şili’de Fındık Günü Büyüyor: Türk Fındığı İçin Yeni Rekabet Hattı” başlıklı haberde, 26 Mart’ta Maule’de yapılacak toplantının 500’ün üzerinde sektör profesyonelini buluşturacağı, Türkiye’nin üretim ve ticaret deneyiminin programın merkezinde yer aldığı ve Şili’nin yükselen bir tedarik merkezi olarak öne çıktığı yazıldı. Haberde Balsu Agro Chile yatırımları da ayrıca vurgulandı. 23 Mart’ta dosya fiyat cephesine döndü. “Sert Çözülme: 50 Randıman Tombul Fındık 257 TL” başlıklı haberde, FİSKOBİRLİK’te 50 randıman tombul fındığın 257 liraya düştüğü belirtildi. Aynı haberde 257 liralık seviye, TMO’nun 2025-2026 sezonu için açıkladığı 200 liralık Giresun kalite tabanının üstünde kalsa da, üretici lehine kurulan yüksek fiyat havasının çözülmeye başladığı bir eşik olarak yorumlandı. 24 Mart’ta gündem maliyete kaydı. “Fındıkta 10 Yıllık Erime: Maliyet Patladı, Üretici Ezildi” haberinde Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, üreticinin alım gücünün sert biçimde düştüğünü söyledi. Haberde “4 kilo fındık 1 torba gübreye yetmiyor” çıkışı öne taşındı; 2016’da üç kilo fındıkla alınabilen gübrenin 2026’da dört kilo fındığa rağmen zor alındığı, dönüm başına desteklerin de gübre maliyetini karşılamadığı aktarıldı. 25 Mart’ta Giresun Sonhaber aynı gün içinde üç ayrı fındık başlığı verdi. İlkinde Talca’daki 4. Ulusal Avrupa Fındık Günü programı okura aktarıldı. İkincisinde FİSKOBİRLİK’in 50 randıman tombul fındık fiyatını iki günde 15 lira düşürerek 242 liraya çektiği duyuruldu. Üçüncü haberde ise Vali Mustafa Koç’un Fındık Araştırma Enstitüsü’nde kahverengi kokarcaya karşı samuray arısı üretimini incelediği, 2026 hedefinin 500 bin arı üretimi olduğu ve Karadeniz’de 300 bine yakın salım yapıldığı bilgisi verildi. 26 Mart’ta dosyanın ekonomik ve siyasi sertliği daha da büyüdü. “Fındıkta Alarm: Türkiye Pazar Gücünü Kaybediyor” haberinde Sencer Solakoğlu, yanlış politikalar, işlevsiz kooperatif yapıları, maliyet farkları ve markalaşma eksikliği nedeniyle Türkiye’nin pazar üstünlüğünün aşındığını savundu. Aynı gün yayımlanan “TBMM’de Fındık Alarmı: Üretici Kiloda 110 Lira Kaybetti” haberinde ise CHP Giresun Milletvekili Elvan Işık Gezmiş, fiyatın 350 liradan 240 liraya indiğini, üreticinin kilogram başına 110 lira kayıp yaşadığını söyledi ve TMO taban fiyatının en az 300 liraya çıkarılması çağrısı yaptı. FİYAT ÇİZGİSİ Sezon içi fiyat hareketi, haberlerin neden bu kadar sertleştiğini tek başına anlatıyor. Giresun Sonhaber’in 20 Ocak tarihli kronolojisine göre FİSKOBİRLİK, 22 Ağustos 2025’te 50 randıman fındık için 230 lira açıkladı; fiyat 23 Eylül 2025’te 347 liraya çıkarak zirveyi gördü. 19 Ocak 2026’da 292 lira açıklandı. 21 Ocak’ta fiyat 287 liraya indi, 3 Şubat’ta 272 liraya geriledi. 23 Mart’ta 257 lira görüldü, 25 Mart’ta ise fiyat 242 liraya çekildi. Böylece 23 Eylül’deki 347 liralık zirve ile 25 Mart’taki 242 lira arasında 105 liralık erime oluştu. Bu geri çekilmenin arka planında erken rekolte dili de yer aldı. Giresun Sonhaber’in 8 Mart tarihli haberinde, 2026-2027 sezonu için ilk rekolte tahmininin 829 bin 239 ton olarak açıklandığı ve üretici cephesinde bunun hasat başlamadan fiyat üzerinde baskı kuracağı endişesinin büyüdüğü yazıldı. 25 Mart tarihli 242 liralık fiyat haberinde de aynı rekolte tahmininin piyasa üzerindeki baskı unsurlarından biri olarak yeniden işlendiği görüldü. DOSYANIN ORTAK SONUCU Talca’daki toplantı ile Giresun Sonhaber’in son bir haftalık fındık dosyası birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo açıktır: Şili üretim alanını büyütüyor, karşı sezon avantajını kullanıyor, teknik toplantılarla üretim ve pazar hattını tahkim ediyor; Giresun’da ise aynı günlerde fiyat geri çekiliyor, maliyet baskısı ağırlaşıyor, kahverengi kokarcaya karşı biyolojik savunma büyütülüyor ve pazar gücü kaybı siyasetin de ana başlıklarından biri haline geliyor. Fındıkta mücadele artık yalnız bahçede ya da borsada yürümüyor; takvimde, maliyette, verimde ve pazardaki yerinizde aynı anda yaşanıyor.

FINDIKTA ALARM: “TÜRKİYE PAZAR GÜCÜNÜ KAYBEDİYOR” Haber

FINDIKTA ALARM: “TÜRKİYE PAZAR GÜCÜNÜ KAYBEDİYOR”

FINDIKTA ALARM: “TÜRKİYE PAZAR GÜCÜNÜ KAYBEDİYOR” Sencer Solakoğlu, Türkiye’nin fındıkta dünya lideri olmasına rağmen yanlış tarım politikaları, işlevsizleşen kooperatif yapısı, bölgesel maliyet farkları ve katma değer üretemeyen satış modeli nedeniyle küresel üstünlüğünü aşındırdığını söyledi. Solakoğlu, özellikle Ordu ve Giresun’daki üreticinin mevcut fiyat yapısıyla ayakta kalamadığını, çözümün ise yeni nesil kooperatifleşme, markalaşma ve bölgesel destek modelinde olduğunu savundu. Sencer Solakoğlu, 25 Mart 2026 tarihli videosunda fındıkta Türkiye’nin elindeki tarihi avantajın hızla zayıfladığını söyledi. Solakoğlu, bir dönem dünyada neredeyse tek hâkim üretici konumunda bulunan Türkiye’nin, bugün küresel pazarda gerilediğini belirtti ve Antep fıstığında yaşanan pazar kaybının benzerinin fındıkta da ortaya çıktığını dile getirdi. “YANLIŞ POLİTİKALAR ÜRETİCİYİ GÜÇSÜZ BIRAKTI” Solakoğlu, fındıkta üreticinin yıllar içinde alıcı ve tüccar karşısında zayıfladığını söyledi. Kooperatif yapısının etkisizleştiğini, fiyatlama mekanizmasının siyasallaştığını ve üreticinin güçlü temsil kanallarını kaybettiğini belirten Solakoğlu, bu yapının Türkiye’nin küresel rekabet gücünü aşındırdığını ifade etti. Solakoğlu, 2006 sonrasında fındık piyasasında siyasileşmiş fiyatlama sürecinin öne çıktığını, bunun kısa vadede üretici lehine görünse de uzun vadede büyük alıcıları alternatif üretim bölgelerine yönelttiğini söyledi. Güney ve Kuzey Amerika’daki yatırımların bu süreçte büyüdüğünü belirten Solakoğlu, Türkiye’nin dünya pazarındaki payının yüzde 59’lara kadar gerilediğini savundu. OVA İLE YAMAÇ AYNI FİYATA SIĞMIYOR Videoda en sert vurgulardan biri bölgesel maliyet farklarına yapıldı. Solakoğlu, Samsun’daki düz arazilerde makineli ve daha düşük maliyetli üretim yapılabildiğini, buna karşılık Ordu ve özellikle Giresun’daki sarp arazilerde aynı işin kat kat fazla yevmiye ve emekle tamamlandığını söyledi. Bu nedenle tek tip fındık fiyatının adil sonuç üretmediğini belirten Solakoğlu, ovada kâr bırakan fiyatın yamaçta üretim yapan çiftçiyi kurtarmadığını dile getirdi. Solakoğlu, Giresun’daki üreticinin maliyet baskısı altında kaldığını ve mevcut tablo sürerse zorlu coğrafyada üretim yapan çiftçinin birkaç yıl içinde bahçesini toplamaktan vazgeçebileceğini söyledi. Bu durumun yalnız tarımsal değil, aynı zamanda çevresel bir risk oluşturduğunu belirten Solakoğlu, fındığın bölgede toprağı ve erozyon dengesini koruyan temel unsurlardan biri olduğunu ifade etti. “HAMMADDE SATARAK DEĞİL, MARKA OLUŞTURARAK KAZANILIR” Solakoğlu, Türkiye’nin fındıkta asıl sorununun üretim miktarı değil, katma değer eksikliği olduğunu söyledi. Entegre tesislerin atıl ya da düşük kapasiteyle çalıştığını belirten Solakoğlu, mevcut altyapının kremadan ezmeye, krokan ve çikolata üretimine kadar geniş bir ürün zinciri kurmaya elverişli olduğunu vurguladı. Türkiye’nin ham fındık satmak yerine markalı ve işlenmiş ürünle dünya pazarına çıkması gerektiğini dile getirdi. İtalya’nın buğdayı işleyip makarnada yüksek gelir elde ettiğini hatırlatan Solakoğlu, benzer bir katma değer modelinin fındıkta kurulamadığını söyledi. Türkiye’nin “hamallık” yaparak değil, ürünü farklılaştırıp markalaştırarak gelirini artırabileceğini belirten Solakoğlu, özellikle Giresun kalite fındığın çerezlik ve butik pazarlarda güçlü bir ayrıma sahip olduğunu savundu. YENİ MODEL: KOOPERATİF, PRİM VE DOĞRUDAN DESTEK Solakoğlu, çözümün üreticinin doğrudan söz sahibi olduğu yeni nesil kooperatif modelinde olduğunu söyledi. Küçük bahçelerin mülkiyet yapısını bozmadan kooperatif çatısı altında bir araya getirilebileceğini belirten Solakoğlu, işçilikten yatırıma kadar sürecin ortak akılla planlanması gerektiğini ifade etti. Toplanan ürünün mamule çevrilmesi, markalı satışa sunulması ve elde edilen gelirin üreticiye prim olarak geri dönmesi gerektiğini söyledi. Solakoğlu, kısa vadede ise özellikle Ordu ve Giresun’daki yamaç üreticisine özel gelir desteği verilmesini savundu. Ova ile bayır arasındaki maliyet farkının doğrudan destek modeliyle kapatılması gerektiğini belirten Solakoğlu, bunun bugünü kurtaracak geçici bir adım olacağını, asıl kalıcı çözümün ise ihracat, katma değerli üretim ve markalaşma olduğunu kaydetti. “ÜRETİMİ KISMAK DEĞİL, AKILLI BÜYÜTMEK GEREKİYOR” Solakoğlu, fındıkta üretimi sınırlandırma yaklaşımına da karşı çıktı. Dünya büyürken, Şili ve ABD yeni yatırımlarla üretimi artırırken Türkiye’nin geri çekilmesinin ağır sonuç doğuracağını söyledi. Rekabetin düşük fiyatla değil, kaliteli ürünü doğru modelle pazara sunarak kurulabileceğini belirten Solakoğlu, üreticinin refahını artıracak yolun kırsalda katma değerli tarımsal sanayi kurmaktan geçtiğini ifade etti. Videonun sonunda Solakoğlu, kooperatifleşme olmadan, ortak akıl kurulmadan ve ihracat odaklı katma değerli üretim geliştirilmeden fındıkta çıkış sağlanamayacağını söyledi. Türkiye’nin tarımda tekrar güç kazanabilmesi için üreticinin yalnız bırakılmaması gerektiğini belirten Solakoğlu, özellikle Karadeniz’de üretimin ekonomik ve sosyal açıdan korunmasının zorunlu olduğunu vurguladı. Kaynak: Sencer Solakoğlu’nun 25 Mart 2026 tarihli video metni.

FINDIKTA 10 YILLIK ERİME: MALİYET PATLADI, ÜRETİCİ EZİLDİ Haber

FINDIKTA 10 YILLIK ERİME: MALİYET PATLADI, ÜRETİCİ EZİLDİ

FINDIKTA 10 YILLIK ERİME: MALİYET PATLADI, ÜRETİCİ EZİLDİ Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, fındıkta son 10 yılda üreticinin alım gücünün sert biçimde düştüğünü açıkladı. Gübre fiyatlarındaki sıçrama, desteklerin yetersizliği, piyasadaki fiyat baskısı ve siyasetin sessizliği üreticiyi bahçesinde dahi çaresiz bıraktı. Giresun Ziraat Odası Başkanı Nurittin Karan, fındık üreticisinin yüksek girdi maliyetleri altında ezildiğini söyledi. Karan, son 10 yılda artan masraflar karşısında fındık fiyatının yaklaşık yüzde 400 değer kaybettiğini belirtti; üreticinin artık gübreye, bakıma ve verime yetişemediğini vurguladı. Karan, fındıkta yüksek verim ve kaliteli ürün için gübrelemenin vazgeçilmez olduğunu, ancak mevcut fiyat yapısının üreticiyi bahçesine yeterli gübre atamaz hale getirdiğini ifade etti. Ortaya çıkan tablonun yalnızca tarımsal değil, doğrudan ekonomik bir çöküş uyarısı verdiğini dile getirdi. 4 KİLO FINDIK 1 TORBA GÜBREYE YETMİYOR Karan, 2016 ile 2026 arasındaki farkı rakamlarla ortaya koydu. Üreticinin 10 yıl önce üç kilo fındıkla bir torba gübre alabildiğini hatırlatan Karan, bugün ise dört kilo fındığın ya da dönüm başına verilen desteğin bir torba gübreye ancak yettiğini söyledi. Karan’ın sözleri şöyle: “2016 yılında bir kilogram fındık 13,5 lira, bir torba gübre 40 liraydı. Üretici 3 kilogram fındıkla bir torba gübre alabiliyordu. Yine 2016’da dönüm başına 170 lira olarak ödenen alan bazlı gelir desteğiyle üretici 4 torba gübre satın alabiliyordu. 2026 yılına geldiğimizde ise bir kilogram fındık 230–240 lira, bir torba gübre 1.100 lira. Bugün 4 kilogram fındıkla ya da dönüm başına ödenen 355 liralık bitkisel destekle bir torba gübre zor alınıyor. Bu rakamlar üreticinin en az 3 torba kaybı olduğunu gösteriyor.” Bu tablo, fındık fiyatındaki artışın kağıt üzerinde kaldığını, asıl gerçeğin ise tarlada ve bahçede ortaya çıktığını gösterdi. Üreticinin cebine giren para artmadı; tersine alım gücü sert biçimde düştü. FİYAT BASKISI İDDİASI BÜYÜDÜ Karan, fındık piyasasında fiyatların baskı altında tutulduğunu savundu. Devlet teşvikleriyle ABD ve Şili’de bahçeler kuran tekelci firmanın Türk üreticisine karşı yeni bir denge kurduğunu öne sürdü. Bu yapının yalnız dış pazarda değil, iç piyasada da fiyatları baskılayan bir güce dönüştüğünü söyledi. Karan, bu nedenle kabuklu fındık ticaretinin acilen sorgulanmasını istedi. Rekabet Kurumu’nun harekete geçmesi çağrısı yaptı. “TEKELCİ FİRMA DEVLET TEŞVİKLERİYLE TÜRK ÜRETİCİSİNE MEYDAN OKUYOR” Karan, fındıkta yaşanan daralmanın tesadüf olmadığını savundu. Üreticinin karşısında yalnız maliyet artışı değil, organize bir piyasa baskısı bulunduğunu dile getirdi. Bu sözler, fındıkta tartışmanın artık yalnız fiyat değil, pazar hakimiyeti başlığına da kaydığını gösterdi. SİYASETE VE FİSKOBİRLİK’E SERT ÇIKIŞ Karan, bölge milletvekillerinin fındık üreticisini sahipsiz bıraktığını söyledi. Üreticinin oyuyla Meclis’e giden isimlerin sahada görünmediğini, fındıkta yaşanan ağır tablo karşısında etkili bir duruş ortaya koyamadığını ifade etti. Karan, FİSKOBİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı ve AK Parti Sakarya Milletvekili Lütfi Bayraktar’ı da hedef aldı. Fındık üreticisinin hakkını savunması beklenen en kritik isimlerden biri olarak görülen Bayraktar’ın büyük bir hayal kırıklığı yarattığını belirtti. Karan’ın sözleri şöyle: “FİSKOBİRLİK Başkanı Bayraktar tam bir hayal kırıklığı” BAHÇEDEKİ ÇÖKÜŞ, MASADAKİ SESSİZLİK Fındıkta yaşanan sorun artık yalnız sezonluk fiyat tartışması değil. Gübreye erişemeyen, desteği yetersiz kalan, piyasada baskı gören ve siyasette karşılık bulamayan üretici her geçen yıl biraz daha geriye düşüyor. Karadeniz’in temel geçim kaynağında alarm büyüyor; üretici daha fazla söz değil, doğrudan sonuç istiyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.